Kur'an üzerinde söz söylemeye soyunan bazı kimselerde arız olan sıkıntı, önyargılarını Kur'an'a tasdik ettirme gayretidir. Biz bu kimselerin bazılarının yaptıkları ayet çevirilerini kendi çevirileri üzerinden vererek, nerede nasıl hata yaptıklarını veya ayetlerin anlamlarını nasıl ters çevirdiklerini bundan önceki bazı yazılarımızda ortaya koymaya çalışmıştık.
Bu çalışmayı yaparken de bu kişilerin yanlışlarını kendi doğrularımızı merkeze alarak değil kendi çelişkileri üzerinden göstermeye çalıştığımızı da hatırlatmak isteriz. Çünkü Kur'an öyle bir kitaptır ki kendi iç bütünlüğünde yapılan herhangi bir yanlışı veya tahrifatı hemen anında ortaya çıkarır. Bu yolu izlememizin amacı ise "Peki kardeşim bunlar yanlış ise senin doğru olduğunun kanıtı nedir?" şeklinde bir soru ile karşı karşıya gelmemektir.
Bu yazımızda Erhan Aktaş'ın KERİM KUR'AN adlı çevirisinde Tekvir suresi 19- 25. ve Hakka s. 40- 42. ayetlerinin çevirisi üzerinde durarak çeviri hatalarını ortaya koymaya çalışacağız. Çünkü herhangi bir Kur'an kavramı üzerinde söz söylemek, önce metnin doğru bir çevirisini yapmaktan geçer. Eğer çevirmen "Ben bunu böyle anlamak istiyorum" şeklinde bir önyargı ile ayetlere yaklaşacak olursa ortaya çelişkili bir çeviri ortaya çıkacaktır.
Sayın Aktaş'ın Cibril konusunda farklı bir düşüncesi olup biz bu düşüncenin eleştirisini değil, konu ile ilgili ayete yaptığı çeviri üzerinden yaklaşacağız.
Tekvir s. 19- 25. ayetlerinin Erhan Aktaş tarafından çevirisi şöyledir;
81:19. Kuşkusuz o1 çok şerefli bir resûl sözüdür;2
1- Vahiy/Kur’an. 2- “Elçi sözü,” elçilik yapanın kendisine ait sözler değildir. Onu elçi olarak gönderene ait sözlerdir. Söz konusu elçi, Muhammed Nebi’dir. Elçinin “Cebrail” olduğu şeklindeki ifadeler doğru değildir. “Elçi sözü” ile kastedilen de vahiydir. Resûl’ün sözleri vahiydir, Nebi’nin sözleri ise “hadistir.”
81:20. Güç sahibi, arşın sahibi yanında itibarlıdır.
81:21. Kendisine itaat edilen, orada güvenilendir.
81:22. Arkadaşınız mecnûn1 değildir.
1- Cinlenmiş. Aklını kaybetmiş.
81:23. Ant olsun o, onu açık ufukta gördü.
81:24. O vahyi gizlemez.1
1- Kelimesi kelimesine: “O vahiy hakkında cimri değildir.” O, kimsenin duymadığı, görmediği, bilmediği yolla kendisine vahyolunanı, olduğu gibi muhatabına iletir.
81:25. O, taşlanmış şeytânın sözü değildir.
Önce, 19. ayetin notundaki "Söz konusu elçi, Muhammed Nebi’dir. Elçinin “Cebrail” olduğu şeklindeki ifadeler doğru değildir. “Elçi sözü” ile kastedilen de vahiydir" iddiası üzerinde duralım.
Sayın Aktaş ayette geçen "Resulin Kerimin" tamlaması ile ilgili olarak sözkonusu kişinin Muhammed a.s. olduğunu Cebrail olduğu iddiasının doğru olmadığını "Elçi sözü" tamlamasının VAHİY olduğunu söylemektedir. Biz, bu iddianın doğruluğunun sağlamasını metin çevirisi üzerinden yapmaya çalışacağız.
Kabul edelim ki "Resulin Kerimin" tamlaması ile kast edilen kişi Muhammed a.s. dır ve ayetleri öyle okumaya devam edelim. 20. ve 21. ayetler "Resulin Kerimin" tamlaması ile ifade edilen şeyin özelliklerini sıralamaktadır. 22. ayette "Arkadaşınız" olarak vasfedilen kişi Muhammed a.s. dır.
Şimdi gelelim 23. ayete;
Ayetin metnindeki Reahu kelimesindeki hu zamirinin mercii 19. ayetteki Resulun Kerimin" tamlaması ile ifade edilen şeydir. Arapça bilmeyenler Arapça bilen birine veya yapay zekaya sorup bizim söylediğimizin doğruluğunu araştırabilirler. Yani sayın Aktaşın dipnotundaki ifadeye göre "Resulin Kerimin" VAHİY olmaktadır.
O zaman 23. ayetin sayın Aktaş tarafından yapılan "Ant olsun o, onu açık ufukta gördü" şeklindeki çevirisine göre, O yani Muhammed a.s. ONU yani VAHYİ açık ufukta görmüştür. Dikkat edilirse sayın Aktaş bu ayet ile ilgili herhangi bir dipnot vermemiştir.
Sayın Aktaş'a sorarız; Vahiy nasıl görülebilecek bir nesne oluyor?
Ayrıca sayın Aktaş'a 19. ayette geçen "Lekavlu Resulin Kerimin" tamlaması ile 25. ayette geçen "Bikavli Şeytanin Racimin" tamlaması aynı kalıpta olduğu halde 19. ayeti "çok şerefli bir resûl sözüdür" şeklinde, 25. ayeti ise "taşlanmış şeytânın sözü değildir" şeklinde farklı çevirmiştir. Oysa ki ayetin çevirisi 25. ayetteki gibi "Çok şerefli bir resulun sözüdür" şeklinde olmalıydı.
Konuyu biraz detaylandıralım.
Lekavlu Resulin Kerimin
Muzaf Muzafun ileyh Resulin'in sıfatı
Bikavli Şeytanin Racimin
Muzaf Muzafun ileyh Racimin'in sıfatı
Kısaca, her iki terkip te isim tamlaması olduğu olduğu halde sayın Aktaş, 19. ayeti sıfat tamlaması olarak yanlış, 25. ayeti ise isim tamlaması olarak doğru çevirmiştir. Bunun sebebini kendisine sorarız. Dikkatsizlik desek, alıntı yaptığımız çeviri 14. baskıdan alınmıştır, bu kadar baskıda böyle bir dikkatsizliğin gözden kaçmış olması makul değildir. Kanaatimiz o dur ki sayın Aktaş kafasındaki anlamı ayete onaylatma yoluna gitmekte fakat ayetler onu tökezletmektedir.
Şimdi gelelim Hakka suresi 40-41- 42. ayetlerine, çünkü aynı tutarsızlık bu ayetlerde de vardır.
Tekvir s. 19. ayeti ile Hakka s. 40. ayeti metin olarak birebir aynı olduğu halde sayın Aktaş bunları aynı çevirmemiş Tekvir s. 19. ayetini "Kuşkusuz o1 çok şerefli bir resûl sözüdür" şeklinde sıfat tamlaması olarak hatalı, fakat Hakka s. 40. ayetini "Kuşkusuz o, şerefli bir Resûl’ün sözdür" şeklinde isim tamlaması olarak doğru çevirmiştir.
Fakat sayın Aktaş yine tutarsız bir çeviri sergileyerek 41. ve 42. ayetler aynı kalıpta yani isim tamlaması olduğu halde sıfat tamlaması olarak çevirmiştir.
Bir Kur'an çevirisinde aranılması gereken en önemli özellik, ayetler arasında insicam olması gerekirken ve bir çevirmenin de buna son derece dikkatle uyması gerekirken sayın Aktaş maalesef bu dikkati sergileyememiştir.
Şimdi kendisine sorarız; Eğer ki bunlar sıfat tamlamasıdır diyorsa neden hepsini o şekilde çevirmedi, eğer ki isim tamlamasıdır diyorsa neden hepsini isim tamlaması olarak çevirmedi. Bir çevirmen aynı kalıp bir ifadeyi orada öyle burada böyle çevirme hakkını nereden nasıl bulur sorusunun cevabını vermek zorundadır. Eğer ki ha isim tamlaması ha sıfat tamlaması olmuş ne fark eder derse ona da bir şey diyemeyiz.
Dikkat edilirse, itirazlarımızı kendi doğrularımız üzerinden değil, sayın Aktaş'ın çevirilerindeki tutarsızlıklar üzerinden yapmaktayız. Eğer bu tutarsızlıklar Arap dilini bilmemekten kaynaklanıyor ise ki biz bunun doğru olmadığı düşünürüz, çünkü sayın Aktaş Arap dilinin kurallarını bizden daha iyi bilmektedir. O zaman geriye bir tek düşünce kalıyor, o da sayın Aktaş'ın önyargılarını Kur'an'a onaylatmaya çalışmasıdır.
Maalesef aynı durum Bakara s. 97. ayetinde de söz konusudur, bunu da başka bir yazıda ele almayı düşünüyoruz.
EN DOĞRUSUNU ALLAH C.C. BİLİR.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder