13 Eylül 2026 Pazar

KERİM KUR'AN Adlı Çeviride Bakara s. 97. Ayetine verilen Üzerinde Bir Değerlendirme

 Bundan önceki yazımızda sayın Erhan Aktaş'ın KERİM KUR'AN adlı Kur'an çevirisinde Tekvir s. 19-25. ayetler arasına verdiği anlam üzerinde durmuş, ayetlerin üzerinde yapılan çeviri hatalarına dikkat çekmeye çalışmıştık. Bu yazımızda ise Bakara s. 97. ayetine verdiği anlam üzerinde durmaya çalışacağız.

Bunu yaparken de geçen yazımızda olduğu gibi bu yazımızda da eleştirimizi kendi doğrularımız üzerinden değil, ayet çevirisi üzerinde yapılan hatalar üzerinden giderek yapmaya gayret edeceğiz.

Bakara s. 97. ayetinin metni sayın Aktaş tarafından yapılan çevirisi ve dipnotu şöyledir;

قُلْ مَنْ كَانَ عَدُواًّ لِجِبْر۪يلَ فَاِنَّهُ نَزَّلَهُ عَلٰى قَلْبِكَ بِاِذْنِ اللّٰهِ مُصَدِّقاً لِمَا بَيْنَ يَدَيْهِ وَهُدًى وَبُشْرٰى لِلْمُؤْمِن۪ينَ

De ki kim Cibrîl’e1 düşmansa, Bilsin ki O2 , onu3 iki eli arasındakileri4 tasdik edici olarak Allah’ın izni ile5 senin kalbine çokça indirdi. Mü’minler için bir hidâyet ve müjde olarak.

1- Cibrîl’in vahiy meleği olduğu inancı genel bir kabuldür. Ancak biz bunun doğru olmadığı kanaatindeyiz. Cibrîl,“Allah’ın düzeltici, onarıcı ve düzenleyici olan vahiyi demektir. Cebr kelimesinin anlamı; zorlamak, tamir etmek, düzeltmek; kırılmış, bozulmuş şeyleri onarıp tekrar işe yarar hale getirmektir. “Hükümdarlara cebbar denmesinin nedeni, insanları diledikleri işe zorlamalarından ya da onların işlerini düzeltmelerinden dolayıdır.” “Cibrîl, cebr ve îl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlamasıdır. Îl kelimesi eski Arapça’da Allah demektir. Tamlama şeklindeki “Cibr-îl veya Cebra-îl kelimeleri ise Allah’ın gücü, onarması, düzeltmesi ve düzenlemesi anlamına gelmektedir. Bu iki kelimenin bir araya gelmesiyle oluşan isim tamlaması, “Allah’ın düzeltici, düzenleyici olan vahyi” anlamına gelmektedir. Zira vahiy; bozulan, sapkınlaşan toplumları yeniden onarmak, düzeltmek için gönderilmiştir. “Cebr” kelimesi, kırılmak anlamına gelen “kesr” kelimesinin karşıtıdır. Bu da kırılan bir şeyin onarılması demektir. Zamirler doğru isimlere gönderildiğinde de görülecektir ki Cibrîl indiren değil, indirilendir. Ayrıca Kur’an’ın bizzat Allah tarafından indirildiğine dair yüzlerce âyet bulunmaktadır. İsraîl, İsmaîl, Azraîl vb. isim tamlamaları bu tür tamlamaya örnek verilebilir. Birçok âyette vahyin Allah tarafından doğrudan indirildiği belirtilmesine rağmen, Cibrîl’e “vahiy meleği” denmesi doğru değildir. (Örneğin 2:23, 90, 99; 3:3; 4:136; 7:196; 15:9; 16:44, 89; 17:106; 18:1; 42:17; 76:23.) 2- O (Allah). 3- Onu (Cibrîl’i). “O” ve “onu” zamirleri üçüncü şahıs zamirleridir. Âyetteki “onu” zamiri, âyetin kendi içindeki “Cibrîl” kelimesine dönmektedir. “Bilsin ki şüphesiz O” ifadesindeki “O” zamiri ise Allah’ı göstermektedir. Yani Cibrîl indiren değil, inendir. Cebbar Allah’ın isimlerindendir (Bkz. 59:23). 4- Allah’ın keni yanında olanı (Bkz. 5:64; 38:75; 49:1). 5- “Allah’ın izni ile”, terkibi, “Allah’ın belirlediği ilke ve kurallara göre,” Allah’ın bilgisine göre ve bilgisi gereği anlamlarına gelmektedir.

Sayın Aktaş ilgili ayetin dipnotunda "Cibrîl’in vahiy meleği olduğu inancı genel bir kabuldür. Ancak biz bunun doğru olmadığı kanaatindeyiz." demektedir. Her ne kadar biz onun bu düşüncesine katılmamakla birlikte eleştirimiz ayete yaptığı çeviri üzerinden olacaktır. Çünkü bir kelimeye doğru anlam bindirmenin veya doğru anlamanın yolu öncelikle o kelimenin doğru bir çevirisinden geçmektedir

Şimdi sayın Aktaş'ın 1. dipnotunda Cibril kelimesine verdiği Vahiy anlamını ve 2. dipnotunda O zamirinin Allah olduğunu 3. dipnotunda onu zamirinin Cibril olduğu iddiasını doğru kabul ederek kendisinin yaptığı çeviriyi, ilgili dipnotları parantez içine alarak yeniden okuyalım.

De ki kim Cibrîl’e (yani VAHYE) düşmansa, Bilsin ki O (yani ALLAH) , onu (yani CİBRİL'İ) iki eli arasındakileri tasdik edici olarak Allah’ın izni ile5 senin kalbine çokça indirdi. Mü’minler için bir hidâyet ve müjde olarak

Dikkat edilirse koyduğumuz parantezler, sayın Aktaş'ın dipnotunda belirttiği şekildedir. Şimdi bu çeviriyi daha derli toplu bir şekilde okuyalım.

---- De ki kim vahye düşmansa, Bilsin ki Allah, vahyi iki eli arasındakileri tasdik edici olarak Allah'ın izni ile senin kalbine çokça indirdi. Mü'minler için bir hidayet ve müjde olarak.

Yani sayın Aktaş dipnotundaki yorumları ayet çevirisine koyduğumuz zaman Bakara s. 97. ayetini böyle çevirmektedir.

Şimdi de bu ayeti sayın Aktaş'ın dediği gibi zamirleri doğru isme göndererek biz okuyalım. Biz okurken Cibril kelimesinin ne olduğu hakkında herhangi bir yorumda bulunmayacağız. Çünkü bizim öncelikli amacımız ayetin doğru çevirisidir ve biz sayın Aktaş'ın bu ayeti doğru çevirMEdiğini iddia ediyoruz.

قُلْ مَنْ كَانَ عَدُواًّ لِجِبْر۪يلَ

De ki kim Cibril'e düşmansa

فَاِنَّهُ نَزَّلَهُ عَلٰى قَلْبِكَ بِاِذْنِ اللّٰهِ مُصَدِّقاً لِمَا بَيْنَ يَدَيْهِ

Bilsin ki o, onu iki eli arasındakileri tasdik edici olarak Allah'ın izni ile senin kalbine çokça indirdi.

Sayın Aktaş ayette geçen Nezzelehu kelimesinin zamirlerini doğru isme gönderMEmiştir. Nasıl mı?

Nezzelehu kelimesinde iki tane zamir bulunmaktadır. 1. Nezzele fiilinin gaip zamiri gizli öznesi olan hüve. 2. ise kelimenin sonundaki hu zamiridir. Sayın Aktaş bu durumu dipnotunda belirtmiştir. Fakat kendisi doğru isme döndürmenin gereğini vurgulamasına rağmen bunun gereğini yapmayarak zamirleri yanlış yere döndürmüştür.

Nasıl mı?

Kendisinin de çok iyi bildiği gibi zamirler en yakın isme döner ve bu kuralın Nezzelehu fiilinde olması gereken durumu şu dur;

Nezzele fiilindeki gaip zamir hüve yani o, zamirin en yakın isme dönmesi gereği kuralı olarak, dönmesi gereken isim Cibril kelimesidir. Kelimenin sonunda ki hu yani onu zamirinin ne olduğunu ise sonradan gelen Musaddikan lime beyne yedeyhi cümlesi açıklamaktadır. Bilindiği üzere bu cümle bu ayet dışında başka ayetlerde de geçmekte ve Kur'an'a ait özellikler olduğu tartışma götürmez bir gerçektir.

Şimdi sayın Aktaş'ın vurguladığı fakat yerine getirmediği, zamirleri doğru isme gönderdiğimizde şöyle bir anlam ortaya çıkmaktadır.

Nezzelehu/ O, onu indirdi. O, yani Cibril onu, yani Kur'an'ı indirdi.

Şimdi yine ilgili ayeti sayın Aktaş'ın çevirisini baz alarak fakat zamirleri doğru isme göndererek yeniden okuyalım.

De ki kim Cibrîl’e1 düşmansa, Bilsin ki O (yani CİBRİL) , onu (yani VAHYİ) iki eli arasındakileri4 tasdik edici olarak Allah’ın izni ile5 senin kalbine çokça indirdi. Mü’minler için bir hidâyet ve müjde olarak.

 Yani burada Cibril tarafından indirilen bir vahiyden bahsedilmektedir. Arapça bilen 100 kişiye "Bakara s. 97. ayetindeki nezzele fiilinin gaip zamiri yani gizli öznesi hangi isimdir? diye sorsanız size vereceği cevap istisnasız Cibril'dir olacaktır. Hiç bilemediniz yapay zekaya sorun size vereceği cevaba bir bakın. Hiçbir Arapça dil kuralı sayın Aktaş'ın bu ayetteki zamirleri gönderdiği isimleri doğru olarak kabul etmez.

Sayın Aktaş'ın dipnotunda belirttiği "Cibrîl indiren değil, indirilendir" tezi, maalesef ilgili ayetteki zamirleri doğru isme gönderdiğimiz zaman çürük ve asılsız bir iddia olarak ortaya çıkmaktadır.

Sayın Aktaş'ın yaptığı hata Cibril kelimesi hakkında önyargıya sahip olmasıdır. Önce kafasında bir önyargı oluşturmakta ve bu önyargıyı Kur'an'a onaylatmak için ilgili ayet üzerinde anlam oynatmaları yapmaktadır. Eğer önyargısız bir yaklaşım sergilemiş olsaydı, Cibril'in indiren olduğunu görebilirdi. 

Sayın Aktaş, bu hatayı daha önce ele aldığımız Tekvir suresi ayetlerinde de yapmıştır. Bu konu ile ilgili ayetlerin olduğu Necm suresinde de kendisinin yaptığı aynı hata bulunmaktadır. Bunu daha sonraki bir yazımızda ele almaya düşünüyoruz. Biz kendisine bu hataları eserin daha ilk baskısında ifade etmeye çalışmıştık. Böyle bir yazı olarak paylaşma amacımız, bu çeviriyi okuyan ve bu ayetler ile bazı soru işaretleri oluşan kimselere Arap dili kuralları çerçevesinde durumu izah ederek aydınlatmaya çalışmaktır.

                                            EN DOĞRUSUNU ALLAH C.C. BİLİR.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder