6 Mayıs 2025 Salı

NUR SURESİ ÇEVİRİSİ

1- (Bu) bir suredir ki biz onu indirdik ve biz onu(n hükümlerini) belirledik ve biz, onda apaçık ayetler indirdik ki siz hatırlayasınız.

2- O evliliksiz beraberlikte bulunan kadına ve o evliliksiz beraberlikte bulunan erkeğe, o ikisinden her tekine yüz celde vurun. Ve eğer Allah'a ve o sonraki güne inanıyorsanız, Allah'ın (bu fiil için yüklediği) yükümlülüğünü (yerine getirmekte) o ikisine karşı sizi bir acıma sakın tutmasın. Ve o inananlardan bir zümre de o ikisinin azabına (yüz celdeye) tanık olsun.

3- O evliliksiz beraberlikte bulunan erkek, evliliksiz beraberlikte bulunan bir kadından veya ortak koşan bir kadından başkasıyla evlenmiyor. Ve o evliliksiz beraberlikte bulunan kadınla da, evliliksiz beraberlikte bulunan bir erkek veya ortak koşan bir erkekten başkası evlenmiyor. Ve bu, o inananlara yasaklanmıştır.

4- Ve o kimseler ki, o korunan kadınlara (zina suçu) atıyorlar, sonra da (bu suçu işlediklerine dair) dört tanık getiremedilerse, artık siz onlara seksen celde vurun ve sakın onların tanıklığını da sonsuza dek kabul etmeyin. Ve işte onlar, o itaatten çıkanların ta kendileridir.

5- Bunun sonrasından itaate dönmüş ve (durumlarını) düzeltmiş olan kimseler başka. Artık şüphesiz ki Allah, bir çok bağışlayıcıdır, bir şefkati süreklidir.

6- 7- Ve o kimseler ki, eşlerine (zina suçu) atıyorlar ve onların da (bunu ispatlamak için) kendi benliklerinden başka tanıkları olmadı, artık onlardan (bu durumdaki) birinin tanıklığı, şüphesiz ki kendisinin kesinlikle o doğru söyleyenlerden olduğuna dair, Allah (adın)a dört defa tanıklık etmesi ve o beşincisinde, eğer o yalancılardansa Allah'ın dışlamasının kendisinin üzerine olması(nı istemesi)dır.

8- 9- Ve (kadının), şüphesiz ki onun (kocasının) kesinlikle o yalancılardan olduğuna dair, Allah (adın)a dört defa tanıklık etmesi ve o beşincisinde, eğer o (kocası) o doğru söyleyenlerdense Allah'ın hiddetinin kendisinin üzerine olması(nı istemesi) o azabı (yüz celdeyi) ondan (kadından) defeder*.

*Surenin 2. ayetinde yüz celde cezası için "Azap" kelimesinin kullanılması ve aynı kelimenin marife olarak "El azabe" şeklinde 8. ayette de kullanılması, evli kadından kalkan cezanın yüz celde olduğunu açıkça göstermektedir. Bu da demek oluyor ki evlilerin zina cezası Kur'an'da ayan beyan ortadadır ve evlilerin cezası recm değil yüz celdedir.

10- Ve eğer Allah'ın sizin üzerinizdeki lütfu ve şefkati olmasaydı (ne yapardınız?) Ve şüphesiz ki Allah, bir lütufla çokça dönücüdür, bir en bilgedir.

11- Şüphesiz ki o yönü değişmiş gerçeği getirmiş olan kimseler, sizden bir çetin topluluktur. Siz sakın onu sizin için bir şer olarak hesap etmeyin. Aksine o, sizin için bir hayırdır. Onlardan her bir kişi için o günahtan kazandığı(nın karşılığı) vardır. Ve onlardan onun (günahın) büyüğüne yakınlaşan kimse var ya, bir büyük azap onun içindir.

12- Siz onu işittiğiniz zaman, o inanan erkeklerin ve o inanan kadınların benliklerinde bir hayırlı kanıda bulunmaları ve onlar: "Bu, bir apaçık yönü değişmiş gerçektir" demiş olmalılar değil miydi?

13- Ona karşı (delil olarak) dört tanık getirmiş olmalı değiller miydi? Madem ki onlar o tanıkları getiremediler, artık işte onlar Allah'ın yanında o yalancıların ta kendileridir.

14- Ve eğer o yakın (yaşam) da ve o sonraki (yaşamda) Allah'ın sizin üzerinizdeki lütfu ve şefkati olmasaydı, onda dökülüp gittiğiniz şeyden dolayı, size kesinlikle bir büyük azap dokunurdu.

15- Hani siz onu kendi dillerinize doluyordunuz ve siz kendi ağızlarınızla da sizin için hakkında bir bilgi olmayan şeyi söylüyordunuz ve siz onu basit (bir şey) olarak hesap ediyordunuz. Oysa o, Allah'ın yanında büyüktü.

16- Ve siz onu işittiğiniz zaman: "Bizim için bunu söylememiz doğru değildir. Seni tenzih ederiz, bu bir dehşetli büyük yalandır" demeniz gerekmez miydi?

17- Eğer siz inananlar iseniz, siz bunun örneğine sonsuza dek tekrar geri dönersiniz diye Allah size öğüt veriyor.

18- Ve Allah size, o ayetleri açıklıyor. Ve Allah, bir en iyi bilicidir, bir en bilgedir.

19- Şüphesiz ki o kimseler o hayasızlığın inanmış olan kimseler arasında yayılmasını seviyorlar, o yakın (yaşam) da ve o sonraki (yaşamda) bir acı azap onlar içindir. Ve Allah bilir ve siz bilmezsiniz.

20- Ve eğer Allah'ın sizin üzerinizdeki lütfu ve şefkati olmasaydı (ne yapardınız?) Şüphesiz ki Allah, bir çok acıyıcıdır, bir şefkati süreklidir.

21- Ey inanmış olan kimseler, siz sakın o şeytanın adımlarını izlemeyin. Ve kim o şeytanın adımlarını izlerse, şüphesiz ki o, o hayasızlığı ve o yadırganmışı emreder. Ve eğer Allah'ın sizin üzerinizdeki lütfu ve şefkati olmasaydı, sizden hiçbir kimse sonsuza dek arınamazdı. Fakat Allah kimi dilerse arındırır. Ve Allah, bir en iyi işiticidir, bir en iyi bilicidir.

22- Ve sizden o lütuf ve o (maddi) kapsayıcılık sahipleri, o en yakınlığın sahiplerine ve o iş göremezlere ve Allah'ın yolunda (yurtlarını) terk edenlere, vermeleri konusunda geri durmasın ve (hatalarını) yok saysınlar ve hoş görülü olsunlar. Siz, Allah'ın sizi bağışlamasını sevmez misiniz? Ve Allah, bir çok bağışlayıcıdır, bir şefkati süreklidir.

23- Şüphesiz ki  o kimseler korunan duyarsız inanan kadınlara (zina suçu) atıyorlar, onlar o yakın (yaşam) da ve o sonraki (yaşamda) dışlanmışlardır. Ve bir büyük azap, onlar içindir.

24- O gün onların dilleri ve elleri ve ayakları, onların işlemekte oldukları şeyleri onlara tanıklık eder.

25- O gün Allah onlara o gerçeğin yükümlülüğünü (n karşılığını) tastamam ödeyecek ve onlar da şüphesiz ki Allah'ın o apaçık gerçeğin ta kendisi olduğunu bilecekler.

26- O murdar kadınlar, o murdar erkekleredir ve o murdar erkekler, o murdar kadınlaradır. Ve o temiz kadınlar, o temiz erkekleredir ve o temiz erkekler, o temiz kadınlaradır. İşte onlar, onların söylemekte oldukları şeylerden ayırlıp uzaklaşmışlardır. Bir bağışlanma ve bir değerli rızık, onlar içindir.

27- Ey inanmış olan kimseler, siz kendi evleriniz olmayan evlere, ünsiyet kurmanıza ve onların mensuplarına selam vermenize kadar, sakın girmeyin. Bu, sizin için daha hayırlıdır ki siz hatırlayasınız

28- Yok eğer siz onlarda bir kimseyi bulamadıysanız, size onay verilene kadar, siz sakın onlara girmeyin. Ve eğer size "Dönün" denilirse, siz de hemen dönün. O, sizin için daha arınmış (bir davranış) tır. Ve Allah, sizin işlemekte olduğunuz şeyleri bir en iyi bilicidir.

29- Sizin, durulma olmayan ve onlarda sizin için bir yararlanma bulunan evlere girmenizde, sizin üzerinize bir sakınca yoktur. Ve Allah sizin belirtmekte olduğunuz şeyleri ve gizlemekte olduğunuz şeyleri bilir.

30- Sen inanan erkeklere gözlerinden kısmalarını ve ırzlarını korumalarını söyle. Bu, onlar için daha arınmış (bir davranış)tır. Şüphesiz ki Allah, onların ustalıkla yapmakta oldukları şeyleri bir en iyi haber alıcıdır.

31- Ve sen inanan kadınlara gözlerinden kısmalarını ve ırzlarını korumalarını söyle ve süslerini onlardan açık olan şey dışındakileri sakın belirttmesinler ve başörtülerini yakalarının üzerine vursunlar. Ve onlar süslerini kocalarına veya babalarına veya kocalarının babalarına veya oğullarına veya kocalarının oğullarına veya erkek kardeşlerine veya erkek kardeş oğullarına veya kız kardeş oğullarına veya kadınlara veya sağ ellerinin sahip olduğu kimselere veya o adamlardan cinsel duyarlılığı kalmamışları izleyenlere veya o çocuklar ki o kadınların avretlerinin üzerine henüz çıkamayanlar (cinsellikten habersiz) dışındakilere sakın belirttmesinler. Ve onlar süslerinden saklı tutmakta oldukları şeylerin bilinmesi için sakın ayaklarını da vurmasınlar. Ve ey inananlar, toplu olarak Allah'a itaate dönün ki siz başarıya eriştirilesiniz.

32- Ve sizden o bekarları ve erkek kölelerinizden ve kadın kölelerinizden, o düzgün olanları evlendirin. Eğer muhtaçlarsa, Allah onları kendisinin lütfundan (vererek) ihtiyaçsız kılar. Ve Allah (her şeyi) bir kapsayıcıdır, bir en iyi bilicidir.

33- Ve bir evlilik (imkanı) bulamaz kimseler, Allah kendisinin lütfundan (vererek) onları  ihtiyaçsız kılıncaya kadar, iffetli olsunlar. Ve sağ ellerinizle sahip olduğunuz kimselerden o yazılı anlaşma yapmak peşine düşenlerle, eğer onlar hakkında bir hayır bilmişseniz, artık onlarla yazılı anlaşma yapın ve onlara Allah'ın size verdiği kendi malından verin. Ve kadın uşaklarınızı eğer bir korunan olmak istedikleri halde, o yakın yaşamın peşine düşerek o iffetsizlik üzerine sakın zorlamayın. Ve kim onları zorlarsa, artık şüphesiz ki Allah onların bu zorlanmaları sonrasından, bir çok bağışlayıcıdır, bir şefkati süreklidir.

34- Ve ant olsun ki biz size açıklayıcı ayetler ve sizden gelip geçen kimselerden bir örnek ve o korunanlara ise bir öğüt indirdik.

35- Allah, o göklerin ve o yerin ışığıdır. O'nun ışığının örneği, içinde bir aydınlanacak (kandil) bulunan bir duvar oyuğu gibidir. O aydınlanacak (kandil) de bir cam içindedir. O cam da doğuya ve batıya ait olmayan, onun zeytini neredeyse ona ateş dokunmadan aydınlatan, bereket verilmiş bir zeytin ağacından yakılan, (gökteki) incimsi parlayan bir cisim gibidir. Işık üzerine bir ışıktır. Allah, ışığını kime dilerse iletir. Ve Allah, o örnekleri o insanlar için ortaya koyar. Ve Allah, her bir şeyi en iyi bilicidir.

36- (O kandil) Allah'ın adının onlarda  yükseltilmesine ve hatırlanmasına onay verdiği evlerdedir. Onlarda(ki insanlar) o sabah ve o akşam O'nu tesbih eder.

37- Öyle adamlar ki bir ticaret ve bir alışveriş, onları Allah'ı hatırlamaktan ve o kulluk görevini ayakta tutmaktan ve o arınmayı yerine getirmekten oyalamaz. Onda o kalplerin ve o gözlerin (dehşetten) çevrileceği bir günden kaygılanırlar.

38- Sonuçta Allah onlara işlemekte oldukları şeylerin en iyisi ile karşılık verir ve kendisinin lütfundan daha da artırır. Ve Allah kime dilerse bir kısıtlama olmaksızın rızık verir. 

39- Ve o kimseler ki gerçeği örttüler, onların işledikleri bir dümdüz arazideki bir akıp giden (serap) gibidir. O susayan onu (işlediğini) bir su (bir fayda) olarak hesap eder. Nihayet ona (işlediğine) geldiği zaman, onu bir şey olarak bulamadı ve onun (yani işlediğinin) yanında Allah'ı buldu, O'da onun hesabını tastamam yaptı. Ve Allah, o hesabın çok hızlı görenidir.

40- Veya (onların işledikleri) onu üstünden bir dalga, onu (dalgayı) da üstünden bir bulut kaplamakta olan bir derin su kütlesindeki karanlıklar gibidir. Karanlıkların bir kısmı bir kısmının üzerindedir. Elini çıkardığı zaman, neredeyse onu dahi göremedi. Ve Allah kime onun için bir ışık vermediyse, artık ona hiçbir ışık yoktur.

41- Sen görmedin mi o göklerde ve o yerde olan kimseler ve sıra sıra o kuşlar, şüphesiz ki Allah'ı tesbih etmektedir? Her biri kendi kulluk görevlerini ve o tesbihini (kendi yaşam akışını) kesinlikle bilmiştir. Ve Allah, onların yapmakta oldukları şeyleri bir en iyi bilicidir.

42- Ve o göklerin ve o yerin hükümranlığı Allah'ındır. Ve o varış yeri Allah'adır.

43- Sen görmedin mi ki şüphesiz ki Allah bir bulutu sürüklüyor, sonra arasını kaynaştırıyor, sonra onu bir yığın haline getiriyor? Böylece sen onun arasından o toz gibi yağmurun çıktığını görürsün. Ve o gökten, onun içinde dolu bulunan dağlar (gibi bulutlar) dan indiriyor da onu kime dilerse değdiriyor ve onu kimden dilerse de çeviriyor. Şimşeğinin parıltısı neredeyse o gözleri(n görmesini) giderecek.

44- Allah o geceyi ve o gündüzü çeviriyor. Şüphesiz ki işte bunda, o doğru görüş sahipleri için kesinlikle alınması gereken bir ders vardır.

45- Ve Allah, her bir canlıyı bir sudan yarattı. Artık onlardan kimi karnının üzerine ilerlemektedir. Ve onlardan kimi de iki ayak üzerinde ilerlemektedir. Ve onlardan kimi de dört (ayak) üzerinde ilerlemektedir. Allah, dileyeceği şeyi yaratıyor. Şüphesiz ki Allah, her şeyin üzerine bir güç yetiricidir.

46- Ant olsun ki biz açıklayıcı ayetler indirdik. Ve Allah, kimi dilerse bir dosdoğru yola iletir.

47- Ve onlar: "Biz, Allah'a ve o elçiye inandık ve itaat ettik" diyorlar, sonra bunun sonrasından onlardan bir bölük, (başka tarafa) yakınlaşıyor. Ve işte onlar o inananlar değildir.

48- Ve aralarında karar vermesi için Allah'a ve O'nun elçisine çağrıldıkları zaman, içlerinden bir bölük birden kayıtsız kalanlardır.

49- Ve eğer o gerçek onlara (uygun) olursa, ona boyun bükenlar olarak gelirler.

50- Onların kalplerinde bir hastalık mı var? Yoksa onlar kuşkulandılar mı? Yoksa onlar Allah'ın ve O'nun elçisinin kendilerine tarafgir davranacağından mı kaygılanıyorlar? Hayır, onlar o haksızlık yapanların ta kendileridir.

51- Kendilerinin arasında karar vermesi için Allah'a ve O'nun elçisine çağrıldıkları zaman o inananların sözü ancak ve ancak: "İşittik ve itaat etttik" demeleri olmuştur. Ve işte onlar, o başarıya eriştirilenlerin ta kendileridir.

52- Ve kim Allah'a ve O'nun elçisine itaat ederse ve Allah'tan çekinir ve O'ndan korunursa, artık işte onlar o başaranların ta kendileridir.

53- Ve onlar ant olsun ki eğer sen kendilerine buyurursan, kesinlikle (harbe) çıkacaklarına dair, güçlü yeminleriyle Allah'a yemin ettiler. Sen de ki: "Sakın yemin etmeyin, bir tanınmış itaat (yeterlidir). Şüphesiz ki Allah sizin işlemekte olduğunuz şeyleri bir en iyi haber alıcıdır."

54- Sen de ki: "Allah'a itaat edin ve o elçiye itaat edin." Yok eğer siz (başka tarafa) yakınlaşırsanız, onun üzerine ancak ve ancak ona taşıtıldığı şey ve sizin üzerinize de size taşıtılmış şey vardır. Eğer ona itaat ederseniz doğruya iletilirsiniz. Ve o elçinin üzerinde apaçık ulaştırmadan başkası yoktur.

55- Allah, sizden inanmış ve o düzgün işleri işlemiş olan kimseleri, kendilerinden önceki kimseleri o yerde ardıl yaptığı gibi onları da ardıl yapacağına ve onlar için hoşnut olduğu yükümlülüklerini (yerine getirmeye) olanak vereceğine ve onların kaygılarını kesinlikle bir güvenle değiştireceğine söz verdi. Onlar bana kulluk ederler ve bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar. Ve bunun sonrasından kim gerçeği örterse, artık işte onlar o itaatten çıkanların ta kendileridir.

56- Ve siz o kulluk görevini ayağa kaldırın ve o arınmayı yerine getirin. Ve siz o elçi'ye itaat edin ki şefkat edilesiniz.

57- Ve sen gerçeği örtmüş olan kimseleri, (Allah'ı) o yerde yetersiz bırakıcılar olarak sakın hesap etme. Ve onların sığınacak yeri o ateştir. Ve kesinlikle ne kötüdür o varış yeri.

58- Ey inanmış olan kimseler, sağ elinizle sahip olduğunuz kimseler ve sizden henüz o ergenliğe (ihtilam olmaya) ulaşmayan kimseler, üç defa sizden onay istesinler. O şafağın kulluk görevinden (sabah namazından) önce ve o öğle sıcağından dolayı giysilerinizi koyduğunuz vakit ve o akşam karanlığı kulluk görevi (yatsı namazı) sonrasından. (Bu vakitler) sizin için üç avrettir (açıklıktır). Bunlardan sonra(ki vakitlerde) sizin bir kısmınızın bir kısmı dolaşmasında sizin üzerinize ve onların üzerine bir sakınca yoktur. Allah, size ayetleri böyle açıklıyor. Ve Allah, bir en iyi bilicidir, bir en bilgedir.

59- Ve içinizden o çocuklar o ergenliğe (ihtilam olmaya) ulaştıkları zaman da, kendilerinden önceki kimselerin onay istediği gibi onay istesinler. Allah, size kendi ayetlerini işte böyle açıklıyor. Ve Allah, bir en iyi bilicidir, bir en bilgedir.

60- Ve o kadınlardan (yaşlanmaları nedeniyle) bir evlilik beklemeyen o oturan kimselerin, süs teşhiri yapanlar olmaksızın giysilerini bırakmalarında, üzerlerine bir sakınca yoktur. Ve iffetli olmaları kendileri için daha hayırlıdır. Ve Allah, bir en iyi işiticidir, bir en iyi bilicidir.

61- (Başkasının evinde yemesinde) o körün üzerine bir burukluk olmaz ve o topalın üzerine de bir burukluk olmaz ve o hastanın üzerine de bir burukluk olmaz. Ve kendi benliklerinizin üzerine de kendi evlerinizden veya kendi babalarınızın evlerinden veya kendi annelerinizin evlerinden veya kendi erkek kardeşlerinizin evlerinden veya kendi kız kardeşlerinizin evlerinden veya kendi amcalarınızın evlerinden veya kendi halalarınızın evlerinden veya kendi dayılarınızın evlerinden veya kendi teyzelerinizin evlerinden veya anahtarlarına sahip olduğunuz (evlerden) veya kendi sadık dostunuzun (evinden) yemenizde (bir burukluk yoktur). Toplu olarak veya ayrı ayrı olarak yemenizde de sizin üzerinize bir sakınca yoktur. Artık siz evlere girdiğiniz zaman, Allah'ın yanından bir bereket verilmiş temiz bir esenlemeyle birbirinizi selamlayın. Allah, o ayetleri size böyle açıklıyor ki siz bağlantı kurabilesiniz.

62- O inananlar ancak ve ancak o kimselerdir ki, Allah'a ve O'nun elçisine inanmışlardır ve onun beraberinde bir icraat üzerinde toplanan oldukları zaman, onun onayını alana kadar gitmemişlerdir. Şüphesiz ki o kimseler senden onay istiyorlar, işte onlar o kimselerdir ki, Allah'a ve O'nun elçisine inanmaktadırlar. O halde onlar bazı durumları için senden  onay istedikleri zaman, sen onlardan dilediğin kimseye onay ver ve onlar için Allah'a bağışlanma iste. Şüphesiz ki Allah, bir çok bağışlayıcıdır, bir şefkati süreklidir.

63- Siz o elçinin çağrısını, sizin bir kısmınızın bir kısmının kendi aranızdaki çağrısı gibi sakın görmeyin. Allah, sizden birbirinin arkasına saklanarak süzülen kimseleri kesinlikle biliyor. Öyleyse onun buyruğundan dolayı aykırı düşen kimseler, kendilerine bir ayartma değdirilmesinden veya kendilerine bir acı azap değdirilmesinden sakınsın.

64- Dikkat edin, o göklerde ve yerde olan şeyler şüphesiz ki Allah'ındır. Sizin onun üzerinde olduğunuz şeyi kesinlikle biliyor. Ve O'na döndürülecekleri gün, O onların işledikleri şeyleri onlara haberlendirecektir. Ve Allah, her bir şeyi en iyi bilicidir.


11 Şubat 2025 Salı

Süleymaniye Vakfı Mealinde Necm s. 13. Ayeti Üzerinde Yapılan Tahrif Üzerinde Bir Değerlendirme

Kur'an'ı kendi kafalarında oluşturdukları olan fikirler doğrultusunda okuma ve anlama çalışmaları İslam coğrafyasının çeşitli bölgelerde yüzlerce yıldır devam eden bir olgudur. Bu durumun önceki müdavimleri olan Yahudiler, kendi kitaplarını da bu şekilde okuma ve anlama yöntemine tabi tutmuş ve Kur'an bu durumu birçok ayette beyan ederek, bizim de aynı duruma düşmeMEmizi özellikle tembihlemiştir. Bu tembihler bazılarının bir kulağından girmiş bir kulağından çıkmış, bana mısın demeden birçok kişi Kur'an üzerinde tahrifatlar yaparak, "Bak Allah işte böyle söylüyor" demekten geri kalmamıştır. 

Yanlı okuma ve anlama çalışmaları dün nasıl hızlı bir şekilde devam etmişse, bugün de aynı şekilde devam etmektedir. Bu tür yanlı okuma ve anlama çalışmalarının ürünlerini, Türkiye'de son yıllarda hayli çoğalan Kur'an meallerinde maalesef net bir şekilde görebilmekteyiz.

Yazımızda, bu ürünlerden biri olan Süleymaniye Vakfı mealinde Necm s. 13. ayeti üzerinde yapılan bir tahrifata dikkat çekmeye çalışacağız.

Bilindiği üzere Süleymaniye Vakfı, İsra s. 1. ayetinde anlatılan olayı göğe doğru bir çıkış, yani miraç olarak anlamakta ve bu anlayışını Kur'an'a onaylatmak için ilgili kelime üzerinde anlam çarpıtması yapmaktan kaçınmamaktadır. Bu durumu bundan önceki yazımızda ele almaya çalışmıştık. Yine aynı olaya referans olarak verdikleri Necm s. 13. ayetini tahrif etmek cüretini göstererek yanlışlarına bir yenisini eklemişlerdir.

Vakfın Necm s. 13. ayetine verdiği meal şu şekildedir:

وَلَقَدْ رَاٰهُ نَزْلَةً اُخْرٰىۙ      (Muhammed) Cebrail’i (gerçek görüntüsüyle[*]) bir defa daha gördü.

Dikkat edilirse ayetin Arapça metni içinde geçen "Nezleten" (iniş) kelimesinin anlamı mealde verilmemiştir.

Peki vakıf neden böyle şey yapmıştır?

Çünkü İsra olayının göğe çıkış olduğunu iddia eden ve bu ayeti delil olarak sunanları yalanlayan bir ayet de Necm s. 13. ayetidir. İsra olayının vuku bulduğu tarih ile Necm suresinin inişinin vuku bulduğu tarihin bu olaydan önce olmasına hiç girmeyeceğiz. 

İsra olayının Miraç olduğunu iddia edenler, bu iddialarına delil olarak Necm s. içindeki bazı ayetleri öne sürmektedirler. Necm s. 13. 18. ayetleri arasında anlatılan olay, onlara göre miraç hadisesidir.

Fakat Necm s. 13. ayeti, onların bu iddialarını boşa çıkarmaktadır. Bu iddiayı boşa çıkaran kelime ise, ayet içinde geçen "Nezleten" yani İNİŞ anlamına gelen kelimedir. Necm s. 13. ayeti, Muhammed a.s. ın Cibril'i diğer bir İNİŞİNDE gördüğünü bildirmektedir. Böyle bir ifade miraç iddialarını kesinlikle boşa çıkarmaktadır.

Bu durumu anlayan vakıf yetkilileri çareyi "Nezleten" kelimesini görmezlikten gelmekte bulmuşlardır. Çünkü kelimeye miracı onaylatacak farklı bir anlam yüklemek asla mümkün değildir. Hal böyle olunca da ayet içindeki kelimeyi bektaşi misali elleriyle kapamakta bulmuşlardır.

Necm s. 13. ayetindeki kelimeyi hallettikten sonra, Necm s. ilerleyen ayetleri üzerinden miracı ispatlamak artık kolaylaşmıştır.

Necm s. ilerleyen ayetleri ve ayetler ile ilgili notlar vakıf mealinde şu şekildedir:

14. ayet---Sidret’ül-müntehâ’nın[*] yakınında

[*] “Sidret'ul-muntehâ”, “en son noktada bulunan sidre ağacı” Türkçede  arap kirazı denen bu ağaç cennette de olacaktır (Vakıa 56/28). Allah Teâlâ yeri küre şeklinde ve yedi kat göğün benzeri olarak yarattığı için (Talak 65/12), yerin yedi kat, göklerin de küre şeklinde olduğu anlaşılmaktadır. Yedinci kat gök ise yeryüzü gibi sularla, bitkilerle ve hayvanlarla donanmıştır. Her şeyin hazinesinin göklerde olması (Hicr 15/21) ve en’âmın yani koyun, keçi, sığır ve devenin indirilmiş bulunması (Zümer 39/6) bunun delillerindendir. Bu sebeple Sidret'ul-muntehâ yedinci kat göğün en üst noktasında olur. Mekke’nin Ümmü’l-kurâ yani dünyadaki yerleşim yerlerinin merkezi olması da Sidret'ul-muntehâ’nın bulunduğu yerin, Mekke’nin dik üstünde olmasını gerektirir.

15. ayet---Onun yakınında Cennet’ül-me’vâ /yerleşip kalınacak Cennet vardır[*].

[*] Cennet’ül-Me’vâ, müminlere vaad edilen cennettir (Secde 32/19, Naziat 79/40-41). Orası, şu anda göklerdedir (Zariyat 51/22). Genişliği, gökler ve yer kadardır (Al-i İmran 3/133, Hadîd 57/21).

16. ayet---O sırada Sidre’yi (Sidret’ül-müntehâyı) kaplayan şey kaplıyordu[*].

[*] Sidre’yi kaplayan şey, Tur Suresi’nde Allah’ın Beyt-i ma’mûr’dan sonra üzerine yemin ettiği “yükseltilmiş tavan”dır. Çünkü Allah, bir yerde bir şeyi kısaca anlatır sonra bir başka yerde açıklar (Hud 11/1-2). Allah Teâlâ dünyayı, yedi kat göğün benzeri olarak yarattığı (Talak 65/12) ve gökler de yeryüzü gibi küre şeklinde olduğu için “yükseltilmiş tavan” ifadesi göklerin en uç noktasını ifade eder. Bu, Muhammed aleyhisselamın.Miraç yolculuğunda Cenneti görmediğinin delili olur. Zaten o oraya, cenneti görmesi için değil, el-Mescid’ul-Aksâ’nın çevresindeki ayetlerden bazılarını görmesi için götürülmüştü (İsra 17/1). 

17. ayet--- (Muhammed’in) Gözü başka tarafa kaymadı, haddini de aşmadı.

18. ayet---O, Rabbinin en büyük ayetlerinden bir kısmını gerçekten gördü[*].

*] Bütün bu ayetler, İsra ve Mirac yolculuğunda gidilen el-Mescid’ul-Aksâ’nın yedinci kat semadaki mescid yani el-Beyt’ül-Ma’mûr (Tûr 52/4) olduğunu net olarak anlatır (İsra 17/1, 60).

Görüldüğü üzere, Necm s. üzerinden miracı ispatlamanın kapısı 13. ayette geçen "Nezleten" kelimesi ile kapatılmaktadır. Çünkü ayet ÇIKIŞTAN DEĞİL İNİŞTEN bahsetmektedir. Cibril'in inişinden bahseden bir ayet üzerinden miracı ispatlamaya kalkışmanın ise büyük bir kaydırma olacağını anlayan vakıf, "Ne yapıp ne edip biz bu miracı Kur'an'dan ispatlayacağız" diyerek çareyi, İNİŞ anlamı veren kelimeyi meale almamakta bulmuşlardır.

Cibril'in inişinden bahseden bir ayetin devamındaki ifadelerin, indiği yerle ilgili olması gerektiği aşikar bir durumdur. Fakat bu durum miraç savunucularının işine gelmemektedir. Bırakın Allah'ın kitabını herhangi bir şahsın kitabını bile başka dile çevirirken etik olan durum, o kişinin yazdıkları üzerinde eksik veya fazlalık yapmadan aynen aktarmak iken, Allah'ın kitabı üzerinde böyle etik olmayan bir örtmeyi yapmak büyük bir vebaldir.

Kur'an herkesin kendine göre anlayabileceği ve herkesin elinde oyunca olabilecek bir kitap mıdır? 

El cevap: Tabi asla, aynı soru vakfa sorulsa onların da verecekleri cevap aynı olacaktır. Fakat sahip oldukları inanç Kur'an'a uymayınca, Kur'an'ı sahip oldukları inanca uydurmaya yeltenmekten kaçınmayan vakfı, bu tahrife son vererek meallerine Necm s. 13. ayetinde geçen "Nezleten" kelimesinin doğru anlamını ilave etmeye davet ediyoruz.

                                         EN DOĞRUSUNU ALLAH (C.C.) BİLİR.


10 Şubat 2025 Pazartesi

Süleymaniye Vakfı Mealinde "İsra" Kelimesine Verilen Anlam Üzerinde Bir Değerlendirme

 Kur'an okuma ve anlama ile ilgili çalışma yöntemlerine baktığımız zaman, bugün önümüzde 2 ana yöntem karşımıza çıkmaktadır. 

1. Kuran'ın nasıl bir mesaj vermiş olabileceğini anlamaya çalışan yöntem. 

2. Önceden kafada mevcut olan bir fikri Kur'an'a onaylatmaya çalışan yöntem. 

1. yöntem üzerinden yapılan okuma ve anlama çalışmaları, kişileri doğru bir anlayışa kanalize edebilirken, 2. yöntem üzerinden yapılan anlama çalışmaları ise, kişileri doğru bir anlayışa kanalize etmekten çok uzaktır. Maalesef 2. yöntem üzerinden yapılan birçok çalışma ürünleri, bugün bazı kesimlerde "Kesin sonuç" olarak lanse edilerek önümüze konulmuş ve bazılarımızca da kabul görmüş durumdadır.

2. yöntem üzerinden yapılan çalışma yapanların çıkış noktalarının altında Kur'an kelimelerine Kur'an'ın verdiği anlamı değil, kendilerinin uygun gördüğü anlamı vererek, indi düşüncelerini Kur'an'a onaylatma çabası yatmaktadır. Fakat Kur'an kendi içinde öyle bir anlam örgüsüne sahip kitaptır ki, onun kelimeleri üzerinde kim oynamaya kalkarsa, kişinin yaptığı yanlış bir anlamlandırma ameliyesi başka bir ayette kişinin yüzüne tokat gibi patlamaktadır.

Bu noktada bazı kimselerin: "Sizin yanlış olduğunu iddia ettiğiniz 2. yöntemi yapanların yanlışlarını nasıl anlayabiliriz?" sorusunun cevabını vermeye çalışmak bu yazının ana konusudur.

Bilindiği gibi ülkemizde Kur'an üzerine çalışma yapan "Süleymaniye Vakfı" adlı bir kuruluş bulunmaktadır. Bu kuruluşun takdire şayan çalışmaları olduğu gibi, tenkide şayan çalışmaları da bulunmaktadır. Tenkide şayan gördüğümüz bazı çalışmalarını bundan önceki bazı yazılarımızda ortaya koymaya çalışmış, kendilerini ve takipçilerini uygun bir üslupla uyarmaya çalışmıştık.

Bugün bu yazımızda, vakfın internet sitesinde yayınlamış olduğu mealin İsra s. 1. ayetinde geçen "İsra" kelimesine verdiği ve bu kelimenin geçtiği diğer ayetlere yine aynı vakfın mealindeki diğer Kur'an ayetlerine verdiği anlamlar ile birlikte değerlendirerek ne derece doğru olabileceği üzerinde bir değerlendirme yapmaya çalışacağız.

Vakfın İsra s. 1. ayetine ve "İsra" kelimesine verdiği anlam şu şekildedir:

İsra s. 1---- Bir kısım ayetlerini göstermek için kulunu bir gece Mescid-i Haram’dan çevresini bereketli kıldığı el-mescidü'l-aksâya[1*] /en uzak mescide çıkaran[2*] Allah, bütün eksikliklerden uzaktır[3*]. O, daima dinleyen ve görendir.

Vakfın Mescid-i Aksa ve İsra kelimeleri ile ilgili verdiği bilgi de şu şekildedir: 

 [1*] İsra 17/60, Necm 53/13-18. el-mescidü'l-aksâ /en uzak mescid, yedinci kat semada olan ve sürekli ibadete açık olan el-Beyt’ül-Ma’mûr’dur (Tûr 52/4-5). Gelenekte Mescid-i Aksa’nın Kudüs’te olduğu kabul edilir. Halbuki Ömer (r.a) Kudüs’ü fethettiğinde orada böyle bir mescit yoktu. Bu sebeple Süleyman Mâbedi’nin molozlar altında kalan yerini temizleyip orada namaz kıldırmıştı (Nebi Bozkurt, Mescid-i Aksâ, DİA). Allah Teâlâ, bazı âyetlerini göstermek için bir gece, Mescid-i Haram’dan el-Mescid’ül-Aksâ’ya çıkardığı Muhammed aleyhisselama o âyetleri, yedinci kat göğün son noktasında, Sidret’ül-Müntehâ’nın yanında gösterdi. Oranın yakınında da Cennet vardır (Necm 53/18). Ona, el-Mescidü'l-Aksâ / en uzak mescit denmesinin sebebi bu olmalıdır. Orası ancak meleklerin ibadet yeri olabilir. Çünkü onlar da ibadetle yükümlüdürler (A’raf 7/206, Nahl 16/49-50, Zariyat 51/56). 

[2*] İsrâ (إسراء) kelimesi, “seriy (سرِي)” kökünden türemiş sayılarak ona “gece yürüyüşü” anlamı verilmiştir. İsrâ kökünden fiillerin geçtiği ayetlerde “gece (ليل)” kelimesi de olduğu için bu kelimeye “gece yürüyüşü” anlamı vermek yanlıştır. (Taha 20/77, Şuarâ 26/52). âyetlerde “gece (ليل)” ifadesi açıkça geçmese de ilgili ayetlerden dolayı onlarda da onun varlığı takdir edilir. Kelime, “her şeyin en yükseği” anlamına gelen “serâh (سَرَاة)”dan türemiştir (Müfredât, (سرى) mad). Kur’an’da isrâ kökünden gelen fiillerin tamamı, “en yükseğe çıkarma” anlamındadır. Necm suresindeki ayetler (Necm 53/13-18) “isrâ”nın, yukarıya çıkarma anlamında olduğunun en açık delilleridir. Kelimenin geçtiği diğer beş ayetten ikisi, Lut aleyhisselama verilen şu emri içerir: “Gecenin bir bölümünde aileni isrâ et/ en yukarıya çıkar!” (Hud 11/81, Hicr 15/65). Tevrat’ta da yer alan “yukarıya çıkar!” emri, gelecek azaptan kurtulmaları için Lut aleyhisselamın, ailesini dağa çıkarması emridir (Tekvin 19/17). Diğer üç ayette ise Musa aleyhisselama, “kullarımı en yukarıya (dağa) çıkar!” (Taha 20/77, Şuarâ 26/52, Duhan 44/23) emri içerir. O dağ, İsrailoğullarını götürdüğü Kızıldeniz’in kenarı ile Kahire arasında olan ve yüksekliği yer yer 2.000 metreyi geçen sıra dağlar olmalıdır  (Suna Doğaner, Mısır, DİA). Çünkü o dağlar aşılmadan Kızıldeniz’e ulaşılamaz.

Anlaşıldığı üzere vakfa göre Mescid-i Aksa semada olan bir yerdir. Bu görüşü temellendirmek için verdiği Tur s. 4. ve 5. ayetler ile ilgili farklı diğer görüşler de olduğu unutulmamalıdır. Vakıf, görüşü için referans olarak verdiği ayette sanki bu görüşü kesinmiş ve ilgili ayet sadece bu görüşü onaylıyormuş gibi bir durum oluşturmaktadır. Halbuki bu konuda sahip oldukları görüş, o ayet ile ilgili ortaya atılan görüşlerden bir görüştür ve hata ihtimali de barındırmaktadır. "Mamur Ev" terkibi ile ifade edilen yerin Kabe olduğu görüşü doğruya daha yakın bir görüştür.

Ayrıca Necm s. 18. ayetini çıkışa referans olarak vermesi anlaşılır bir durum değildir. Ve bu görüşlerinin yanlışlığını örtmek için Necm s. 13. ayetini açık ve net bir şekilde tahrif ederek vermekte beis görmemektedirler. "Ve lekad reahu nezleten uhra" ayeti içinde geçen ve inişi ifade eden "Nezleten" kelimesini meale almayıp "(Muhammed) Cebrail’i (gerçek görüntüsüyle[*]) bir defa daha gördü." şeklinde çevirerek affedilmez bir tahrife yönelmişlerdir.

Ayrıca "İsra" kelimesine verdiği anlamı referans olarak gösterdiği Müfredat adlı sözlükte, bu kelimenin anlamı sanki ilk anlam olarak böyle verilmiş gibi göstermesi de yanlı bir okuma anlama yapmanın göstergesidir. "kur'anmeali.com" adlı sitede yayınlanan bu kitabın ilgili kelimeye verdiği anlam şu şekildedir: 

سُرَى : Gece yürüyüşü. Bu kökten سَرَى ve أَسْرَى fiil formları gelir: فَأَسْرِ بِأَهْلِكَ : Geceleyin ailenle birlikte yola çık (11/Hûd 81); سُبْحَانَ الَّذِي أَسْرَى بِعَبْدِهِ لَيْلاً مِنَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ إِلَى الْمَسْجِدِ الأَقْصَى الَّذِي بَارَكْنَا حَوْلَهُ : Bir gece, kulu Muhammedi, Mescid-i Haramdan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksaya götüren O zatın şanı ne yücedir! (17/İsra 1). Bazıları; أَسْرَى fiilinin سَرَى يَسْرِي kökünden değil, geniş yer anlamındaki سَرَاة kökünden geldiğini ve aslının vav’lı olduğunu söylemektedir. Nitekim şair de şöyle demiştir:

Kimisi de bu kelimenin yükseklik anlamındaki سَرْو ’den geldiğini söylemektedir. رَجُلٌ سَرِيٌّ /Şerefli adam, denir. Bu görüşe göre, âyette geçen ( سَرِيًّا ) kelimesi, Hz. İsa’ya ve Yüce Allah’ın ona ait kıldığı yüce makama işaret etmektedir. سَرَوْتُ الثَّوْبَ عَنِّي /Elbiseyi üzerimden çıkardım, denir.

Sözlük, aslında vakfın kabul ettiği görüşü, kelimenin ilk anlamı olarak vermemiş, kimisinin bu kelimeye verdiği anlam şeklinde vermiştir. Ancak vakıf kelimeye referans olarak verdiği anlamı, sözlük bu kelimeye sanki ilk anlam olarak "En yükseğe çıkarma" anlamı vermiş gibi bir durum oluşturarak yanlı bakışını burada da ortaya koymaktadır.

Vakıf mealinde "İsra" kelimesinin geçtiği (Hud s. 81- Hicr s. 65- İsra s. 1- Taha s. 77- Şuara s. 52- Duhan s. 23) ayetlerin tamamı, kelimenin asıl anlamı olan "Yere paralel düz yürüyüş" yerine "Yükseğe, dağa çıkarmak" olarak verilmiştir. Ancak yukarıda söylediğimiz, Kur'an'ın kendi içinde sahip olduğu anlam örgüsü, vakfın bu kelimeye verdiği anlamı burada da yalanlamaktadır. Şöyle ki:

İlgili kelimenin kökünden türemiş olan diğer 2 kelime farklı ayetlerde geçmektedir. Süleymaniye Vakfı mensuplarından olan ve "K.Ö.K" adı ile programlar yapan ve benim de ilgiyle izleyip bilgilendiğim sayın Erdem Uygan ve sayın Dr Fatih Orum beylerin bu programlardaki çıkış noktaları ve benim de kendilerine katıldığım bir nokta olan, "Kur'an'da eş anlamlı kelime yoktur. Kur'an'da geçen kelimelerin anlamları, kökleri dikkate alınarak anlamlandırılma ve bütün anlamlar kök anlama uygun olarak verilmelidir. Sözlükler değil Kur'an'ın kendi içindeki anlam örgüsü bir kelimenin doğru anlamını verebilir." şeklindeki doğru tesbitler, maalesef bu mealde yerini bulamamaktadır. 

Fecr s. 4. ayeti: "Velleyli iza yesr" "ve başladığında[1*] o geceye yemin olsun![2*]"

Dikkat edilirse ayet içinde geçen "Yesr" kelimesi aynı köktendir ve kelimeye nereden ve hangi sözlükten çıkardıkları belli olmayan "Başlamak" anlamı verilmiştir. Ancak kur'anmeali.com sitesinde vakfın bu ayete verdiği meal "Geçip giderken o tek geceye özellikle bakın."şeklindedir. Dikkat edilirse ilgili kelimeye verilen burada "Geçip gitmek" şeklindedir. Vakıf, oluşturmuş olduğu isra anlayışına bu kelimeye böyle bir anlam ters olduğu için kelimeyi "Başlamak" olarak değiştirmeyi uygun gördüğünü düşünmekteyiz.

Meryem s. 24. ayeti: "Fe nedehe min tahtihe enla tahzeni gad caale Rabbüki tahteki seriyyen"

"(Cebrail, Meryem’in) bulunduğu yerin aşağısından ona şöyle seslendi: “Üzülme! Rabbin, bulunduğun yerin aşağısında, fışkıran bir su oluşturdu."

Vakıf mealinde Meryem s. 24. ayeti içinde geçen aynı kökten olan "Seriyyen" kelimesi "Fışkıran bir su" olarak meallendirilmiştir. Çünkü "İsra" kelimesine yükseğe çıkmak olarak verdikleri anlam dikkate alınırsa "Seriyyen" kelimesine de "Yükseğe çıkan su" anlamı verilmesi gerektiğini düşünmüş olacaklar ki böyle bir anlam tercihinde bulunmuşlardır.

Bu ayetin kur'anmeali.com sitesindeki mealinde aynı kelime "Pınar" olarak verilmiştir. Yine anlaşılıyor ki vakıf "Seriyyen" kelimesini, oluşturmuş olduğu isra anlayışı için pınar kelimesi pek uygun düşmemesi nedeniyle, yukarı çıkmak anlamına uygun düşecek biçimde değiştirmiştir. Halbuki bu kelime yine "Yere paralel olarak akan su" anlamındadır.

Siyer kitaplarında çokça rastladığımız "Seriyye" kelimesinin "Askeri birlik" anlamı ve askerlerin sıra ile ard arda yürümesi dikkate alınarak bu kelime ile ifade edilmesi, kelimenin daha doğru anlaşılmasında dikkate değer bir noktadır.

Kur'an'ın kendi içindeki anlam örgüsünü dikkate aldığımızda ve vakıf mensuplarının hazırladığı K.Ö.K adlı programda dile getirdikleri üzere, Kur'an'da eş anlamlı kelime olmadığını dikkate aldığımızda, Kur'an'da  "Fışkıran su" anlamı verilen başka bir kelime karşımıza çıkacaktır.

Vereceğimiz ilgili ayet mealleri Süleymaniye Vakfı mealinden alınmıştır.

Bakara s. 60---Yine bir gün Musa, halkı için su talebinde bulundu. Biz de ”Değneğinle şu taşa vur!” dedik. Hemen oradan on iki pınar kaynadı (Fenfeceret). Her bir bölük, su içeceği yeri öğrendi. (Onlara) “Allah’ın verdiği rızıktan yiyin, için ama bozgunculuk yaparak ortalığı birbirine katmayın.” dedik.[*]

Bakara s. 74---Bütün bunların ardından yine de kalpleriniz katılaştı; artık onlar taş gibi, hatta daha da katıdır. Öyle taşlar var ki içlerinden ırmaklar fışkırır(Yetefecceru). Çatlayıp içinden su çıkan hatta Allah korkusundan aşağı yuvarlanan taşlar da vardır.[*] Allah, yaptıklarınızdan habersiz değildir

İsra s. 90---(Mekkeli müşrikler) Dediler ki: “Bize yerden bir pınar fışkırtıncaya ( Tefcura) kadar sana asla inanmayacağız![*]

İsra s. 91---Veya hurması ve üzümü olan bir bahçen olmalı, onların arasından da nehirler fışkırtıp akıtmalısın!(Fetufeccuru tefcira)[*]

Kehf s. 33--- Her iki bağ, ürünlerini eksiksiz olarak vermişti. Aralarından da bir ırmak çıkarıp akıtmıştık(Feccerna).

Yasin s. 34---O toprakta hurma ve üzüm bağları oluşturduk. Oralarda gözelerden sular kaynattıkFeccerna)[*].

İnsan s. 6--- Allah’ın o kulları, fışkırtacakları (Yufecciru) bir kaynaktan onu içecekler[*].

İnfitar s. 3--- denizler (kıtaların üzerine) taşırıldığında,(Fuccirat)[*]

Görüldüğü üzere Kur'an içinde suyun yerden fışkırması ile ilgili geçen ayetlerin kökü "Fecere" kelimesi ve onun türevleri kullanılarak ifade edilmektedir. Yani vakfın Meryem s. 24. ayetinde geçen "Seriyyen" kelimesine "Fışkıran su" anlamı vermesi Kur'an'ın kendi anlam örgüsünü dikkate aldığımızda uygun düşmemektedir.

Ayrıca Kur'an yerden göğe doğru olan bir çıkışı "Arece" kelimesi ile ifade etmektedir ve asıl önemli nokta bu kelimedir. Hicr s. 14- Secde s. 5- Sebe s. 2- Zuhruf s. 33- Mearic s. 3 ayetlerine baktığımızda bu durumu açıkça görebiliriz. Şimdi vakıf yetkililerine şunu sormak istiyoruz: 

Hem, "Kur'an'da eş anlamlı kelime yoktur" diyeceksiniz hem de yere paralel yürüyüş anlamı olan bir kelimeyi, hatta "İsra" kelimesinin geçtiği diğer ayetlerin hiçbirinde göğe yükseliş olarak değil de, dağa veya yükseğe çıkış olarak olarak meal verdiğiniz halde ve göğe yükseliş ile ilgili anlatımlar "Arece" kelimesi ile ifade edilmiş olduğu halde, hangi akla hizmetle "İsra" kelimesine göğe yükseliş anlamı vermeye cesaret edebiliyorsunuz?

Bütün bunlar bize şunu göstermektedir: Süleymaniye Vakfı, İsra s. 1. ayetinde anlatılan yolculuğu göğe doğru yapılmış bir yolculuk olarak anlamakta ve bu anlayışını Kur'an'a doğrulatmak için ilgili ayetler üzerinde anlam tahrifi yapmaktan çekinmemektedir. Geçmişte kitapları üzerinde anlam tahrifini yapan Yahudiler birçok Kur'an ayetinde eleştirilmiş olmalarına rağmen, vakıf yetkilileri bu eleştirilerden pek ders almış görünmemektedir.

Temennimiz, Vakıf yetkililerin adetli kadının namazı gibi bazı konularda yaptığı ve hatalı anlayışlardan dönüşü İsra suresi 1. ayeti hakkında da göstermesidir.

                                          EN DOĞRUSUNU ALLAH (C.C.) BİLİR.

20 Ocak 2025 Pazartesi

MÜ'MİNUN SURESİ ÇEVİRİSİ

1- O inananlar kesinlikle başarıya eriştirilmiştir.

2- O kimseler ki, onlar kulluk görevlerinde başlarını saygıyla eğenlerdir.

3- Ve o kimseler ki, onlar o amaçsız sözden kayıtsız kalanlardır.

4- Ve o kimseler ki, onlar o arınmayı yapanlardır.

5- Ve o kimseler ki, onlar ırzlarını koruyanlardır.

6- Eşlerine karşı veya sağ elleriyle sahip oldukları kimseler hariç. Bundan dolayı şüphesiz ki onlar kınanmış değillerdir.

7- Bundan böyle kim bunun ötesinin peşine düşerse, artık işte onlar o aşırı gidenlerin ta kendileridir.

8- Ve o kimseler ki, onlar emanetlerini ve anlaşmalarını güdenlerdir.

9- Ve o kimseler ki, onlar kulluk görevlerinin üzerini korurlar.

10- İşte onlar, o mirasçıların ta kendileridir.

11- O kimseler ki, o Firdevs cennetlerine mirasçı olurlar. Onlar onlarda sürekli kalıcıdırlar.

12- Ve ant olsun ki biz o insanı bir çamurdan bir süzmeden yarattık.

13- Sonra biz onu bir sabit yerde bir döllenmiş hücre olarak oluşturduk.

14- Sonra biz o döllenmiş hücreyi bir (rahme) asılı bir embriyo olarak yarattık, ardından biz (rahme) asılan o embriyoyu bir parça et olarak yarattık, ardından biz o parça eti kemikler olarak yarattık, ardından biz o kemiklere bir et giydirdik. Sonra biz onu sonraki bir yaratışla oluşturduk. O halde o yaratıcıların en iyisi Allah, bereketi boldur.

15- Sonra, şüphesiz ki sizler bundan sonra kesinlikle öleceksiniz.

16- Sonra, şüphesiz ki sizler o kalkışın günü (yeniden) harekete geçirileceksiniz.

17- Ve ant olsun ki biz, sizin üstünüzde yedi yol yarattık. Ve biz o yaratmadan duyarsız kalanlar da değildik.

18- Ve biz, o gökten bir ölçüyle bir su indirdik de onu o yerde durgunlaştırdık. Ve şüphesiz ki biz onu gidermenin üzerine de kesinlikle güç yetiricileriz.

19- Böylece biz onunla sizin için onda hurmalıklardan ve üzümlüklerden bahçeler oluşturduk. Sizin için onlarda (daha başka) birçok meyveler de vardır ve siz onlardan yiyorsunuz.

20- Ve (yine onunla) Tur-i Sina dan o yiyenlere o yağı ve bir katığı bitiren bir ağaç çıkıyor.

21- Ve şüphesiz ki, sizin için o hayvanlarda kesinlikle bir ders vardır. Biz sizi onların karınlarındaki şeyden suvarıyoruz. Ve onlarda (daha başka) bir çok faydalar, sizin içindir. Ve siz onlardan bir kısmını da yiyorsunuz.

22- Ve siz onların üzerinde ve o gemilerin üzerinde taşınıyorsunuz.

23- Ve ant olsun ki biz Nuh'u topluluğuna gönderdik de: "Ey topluluğum, siz Allah'a kulluk edin, sizin için O'ndan başka hiçbir tanrı yoktur. Siz hiç korunmaz mısınız?" dedi.

24- 25- Bunun üzerine topluluğundan gerçeği örtmüş olan o ileri gelen kimseler: "Bu, sizin örneğiniz bir beşerden başkası değildir, size karşı üstünleşmek istiyor. Ve eğer Allah dilemiş olsaydı, kesinlikle melekler indirirdi. Biz bunu o ilk atalarımızda işitmedik. O, kendisinde bir cinnet hali olan bir adamdan başkası değildir. Artık onun için bir süreye kadar bekleyin" dedi.

26- O: "Ey Efendim, beni yalanladıkları şeye karşı bana yardım et" dedi.

27- 28- 29- Bunun üzerine biz de ona: "Bizim gözlerimiz(in önün)de ve vahyimizle gemiyi ustalıkla yap. Artık bizim buyruğumuz geldiği ve o tandır kaynadığı (yerden sular fışkırmaya başladığı) zaman, her bir çiftten ikişer ve onlardan, üzerine o söylenen öne geçmiş kimse dışında kendi mensuplarını onun içine sok ve sakın haksızlık yapmış olan kimseler hakkında bana söz söyleme. Şüphesiz ki onlar batırılmış (olacak)lardır. Artık sen ve senin beraberindeki kimseler geminin üzerine denkleştiğin zaman sen: 'O övgü Allah'adır, O ki bizi haksızlık yapanlar topluluğundan kurtardı' de. Ve yine sen: 'Ey Efendim, beni bir bereket verilmiş inilecek yere indir, ve sen o ağırlayanların en hayırlısısın' de"  diye vahyettik.

30- Şüphesiz ki bunda kesinlikle ayetler vardır. Ve şüphesiz ki biz yoklayanlar idik.

31- Onlardan sonra biz bir kuşak olarak sonrakileri oluşturduk.

32- Biz onlara da: "Siz Allah'a kulluk edin, sizin için O'ndan başka hiçbir tanrı yoktur. Siz hiç korunmaz mısınız?" (desin) diye onlardan bir elçi gönderdik.

33- 34- 35- 36- 37- 38- Ve topluluğundan gerçeği örtmüş ve o sonraki (yaşamın) karşılaşmasını yalanlamış olan ve bizim o yakın yaşamda kendilerini refahla şımarttığımız o ileri gelen kimseler: "Bu, sizin örneğiniz bir beşerden başkası değildir. Sizin ondan yemekte olduğunuz şeylerden yiyor ve içmekte olduğunuz şeylerden de içiyor. Ve ant olsun ki eğer siz, sizin örneğiniz bir beşere itaat edecek olursanız, o takdirde süphesiz ki sizler kesinlikle ziyan edenlersiniz. O, size şüphesiz ki siz öldüğünüz ve bir toprak ve kemikler olduğunuz zaman, şüphesiz ki siz (topraktan) çıkarılmışlar (olacak)sınız diye söz mü veriyor? Sizin söz verilmekte olduğunuz şey çok uzak çok uzak. O (yaşam), bizim bu yakın yaşamımızdan başkası değildir, biz ölürüz ve yaşarız ve biz (yeniden) harekete geçirilmişler de olmayacağız. O, Allah'a karşı bir yalan yakıştıran bir adamdan başkası değildir ve biz ona inananlar da olmayacağız" dedi. 

39- (Elçi):"Ey Efendim, beni yalanladıkları şeye karşı bana yardım et" dedi.

40- (Allah): "Bir az (daha yalanlama)dan (sonra) kesinlikle pişman olanlardan olacaklar" dedi.

41- Derken o çığlık o gerçekle onları tutuverdi de biz onları bir süprüntü haline getirdik. Artık uzaklık, o haksızlık yapanlar topluluğuna olsun.

42-  Sonra biz onlardan sonra bir kuşak olarak sonrakileri oluşturduk.

43- (Yok edilen) hiçbir ana toplum kendi süresini öne geçiremiyor ve sonralayamıyordu.

44- Sonra biz elçilerimizi teker teker gönderdik. Her ne zaman bir ana topluma elçileri gelse, onlar onu yalanladılar. Bunun üzerine biz de (süreç içinde) onların bazısını bazısına izlettirdik (yok ettik) ve biz onları (dillerde dolaşan) sözler haline getirdik. Artık uzaklık, inanmazlar topluluğuna olsun.

45- 46- Sonra biz Musa'yı ve kardeşi Harun'u, Firavun'a ve onun ileri gelenlerine bizim (gözle görülen) ayetlerimizle ve bir apaçık yetkiyle gönderdik de onlar büyüklük tasladılar ve yücelenen bir topluluk oldular.

47- Onlar:"İkisinin topluluğu bize kulluk edenler iken biz, bizim örneğimiz iki beşere inanır mıyız?" dediler.

48- Böylece onlar ikisini yalanladılar da o yok edilmişlerden oldular.

49- Ve ant olsun ki biz Musa'ya o kitabı verdik ki onlar doğruya iletileler.

50- Ve biz Meryem'in oğlunu ve onun annesini (gözle görülen) bir ayet yaptık. Ve biz ikisini sabit (oturmaya elverişli) ve su gözesi olan bir tepeye sığındırdık.

51- 52- (Gönderdiğimiz bütün elçilere): "Ey o elçiler, siz o temizlerden yiyin düzgün iş işleyin. Şüphesiz ki ben, sizin işlemekte olduğunuz şeyleri en iyi biliciyim. Ve şüphesiz ki bu sizin ana toplumunuz bir tek ana toplumdur ve ben de sizin Efendinizim. O halde bana karşı korunun" (diye vahyettik).

53- Buna rağmen onlar(a inananlar zamanla) işlerini kendileri arasında yazılı metinler halinde paramparça ettiler. Her bir grup kendilerinin yanında olan şeyle sevinenlerdir.

54- Artık sen onları bir süreye kadar, kendi dalgınlıkları içinde bırak.

55- 56- Onlar, bizim kendilerini onunla ancak ve ancak uzatmakta olduğumuz maldan ve oğullardan dolayı, onlar için o hayırlara koştuğumuzu mu hesap ediyorlar? Hayır onlar fark etmezler.

57- Şüphesiz o kimseler ki, onlar Efendilerinin çekincesinden titreyenlerdir. 

58- Ve o kimseler ki, onlar Efendilerinin ayetlerine inanırlar. 

59- Ve o kimseler ki, onlar Efendilerine ortak koşmazlar. 

60- Ve o kimseler ki, Efendilerine dönücüler oldukları(na inandıkları) için verdikleri şeyi kalpleri korkuya titreyenler olarak verirler. 

61- İşte onlar, o hayırlarda koşuşanlardır. Ve onlar, bunlar için de öne geçenlerdir.

62- Ve biz bir benliği kendi (maddi ve bedeni) kapasitesinin dışında yükümlendirmeyiz. Ve bizim yanımızda o gerçeği konuşacak bir kitap vardır ve onlar haksızlığa uğratılmazlar.

63- Hayır, onların kalpleri bundan bir dalgınlık içindedir. Ve onların bunun berisinden de işleri vardır ki onlar bunları işleyenlerdir.

64- Nihayet biz, onların refahla şımarmışlarını o azapla tuttuğumuz zaman, birden onlar feryat ederek yalvarırlar.

65- Bugün siz feryat ederek sakın yalvarmayın, şüphesiz ki siz, bizden yardım göremezsiniz.

66- 67- Benim ayetlerim size peşi sıra okunuyordu da, siz ona karşı büyüklük taslayarak gece konuşmalarında çirkin sözler savurup ökçeleriniz üzerinde terk ediyordunuz.

68- Onlar, o söyleneni derinlemesine düşünmediler mi? Yoksa onlara, onların o ilk atalarına gelmeyen şey mi geldi?

69- Yoksa onlar elçilerini tanımadılar da, onlar onu bu yüzden mi yadırgayıcılardır?

70- Yoksa onlar (senin için): "Onda bir cinnet hali var" mı diyorlar? Hayır o, onlara o gerçeği getirmiştir, oysa onların tamamı gerçeği çirkin görenlerdir.

71- Ve eğer o gerçek onların keyfi eğilimlerini izleseydi, o gökler ve o yer ve onların içinde olan her kimse kesinlikle bozulurdu. Hayır, biz onlara hatırlamaları gerekenleri getirdik, oysa onlar hatırlamaları gerekenlerden kayıtsız kalanlardır.

72- Yoksa sen onlardan bir vergi mi talep ediyorsun? Oysa senin Efendinin vergisi daha hayırlıdır. Ve O, o rızık vericilerin en hayırlısıdır.

73- Ve şüphesiz ki sen onları kesinlikle bir dosdoğru yola çağırıyorsun.

74- Ve şüphesiz ki o sonraki (yaşama) inanmaz kimseler ise, o yoldan kesinlikle savrulanlardır.

75- Ve eğer biz onlara sürekli şefkat etsek ve onlardaki zarardan olan şeyi kaldırsak, yine de kendi taşkınlıkları içinde bocalamayı inatla sürdürürlerdi.

76- Ve ant olsun ki biz onları o azapla tuttuk da Efendilerine karşı yine de boyun eğmek istemediler ve yalvarıp yakarmıyorlardı da.

77- Nihayet biz üzerlerine bir çetin azap sahibi bir kapı açtığımız zaman, birden onlar onun içinde umut yitirenlerdir.

78- Ve O ki, sizin için o işitmeyi ve o görmeleri ve o gönülleri oluşturdu. Siz biraz olsun şükretmiyorsunuz.

79- Ve O, sizi o yerde yaydı. Ve siz yalnızca O'na sürülüp toplanılacaksınız.

80- Ve O ki, yaşatır ve öldürür. Ve o gece ve o gündüzün aykırı düşmesi de O'na aittir. Siz hiç bağlantı kurmaz mısınız?

81- Hayır, onlar da o ilklerin dediği şeyin örneğini dediler.

82- 83- Onlar: "Biz öldüğümüz ve bir toprak ve kemikler olduğumuz zaman mı, gerçekten biz mi kesinlikle (yeniden) harekete geçirilmişler (olacağ)iz? Ant olsun ki biz ve önceden bizim atalarımız da bununla söz verilmiştik. Bu, o ilklerin söylencelerinden başkası değil" dediler.

84- Sen de ki: "Eğer biliyorsanız (söyleyin), o yer ve ondaki kimseler kimindir?"

85- Onlar: "Allah'ındır" diyecekler. Sen de ki: "Siz hiç hatırlamaz mısınız?"

86- Sen de ki: "O yedi göklerin Efendisi ve o çok büyük tahtın Efendisi kimdir?"

87- Onlar: "Allah'tır" diyecekler. Sen de ki: "Siz hiç korunmaz mısınız?"

88- Sen de ki: "Eğer siz biliyorsanız (söyleyin), her şeyin hükümranlığı kendisinin elinde olan ve O himaye eder ve kendisi himaye edilmez kimdir?"

89- Onlar: "Allah'tır" diyecekler. Sen de ki: "Böyle iken siz nasıl sihirleniyorsunuz?"

90- Hayır, biz onlara o gerçeği getirdik. Ve şüphesiz ki onlar kesinlikle yalancılardır.

91- Allah, hiçbir çocuk edinmemiştir. Ve O'nun beraberinde hiçbir tanrı da olmamıştır. Öyle olsaydı, her tanrı yarattığı şeyi (güçlü olmak için) götürür ve onların bir kısmı bir kısmının üzerine kesinlikle yüce olurdu. Allah, onların nitelemekte oldukları şeylerden münezzehtir.

92- (O), o algılanamayananın ve o tanık olunanın bilicisidir. Onların ortak koşmakta oldukları şeylerden yücedir.

93- 94- Sen de ki: "Ey Efendim, eğer onların söz verilmekte oldukları şeyi bana gösterecek olursan, ey Efendim, artık beni sakın o haksızlık yapanlar topluluğunun içinde bırakma."

95- Ve şüphesiz ki biz, bizim onlara söz vermekte olduğumuz şeyi sana göstermeye kesinlikle güç yetiricileriz.

96- Sen o kötülüğü o en iyiyle sav. Biz onların nitelemekte oldukları şeyleri en iyi bileniz.

97- 98- Ve sen de ki: "Ey Efendim, o şeytanların çekiştirmelerinden sana sığınırım. Ve ey Efendim, bana hazır bulunmalarından da sana sığınırım."

99- 100- Nihayet onlardan birine o ölüm geldiği zaman: "Ey Efendim, beni geri döndürün, umarım ki ben bıraktığım şey de bir düzgün iş işlerim" der. Hayır, şüphesiz ki o (söz) onun, onu söylediği bir kelimedir. Ve onların ötelerinden, onlar (yeniden) harekete geçirilecekleri güne kadar bir engel vardır.

101- Artık o boruya üflendiği zaman, artık o gün onların arasında soy bağı olmaz ve birbirleriyle de (bilgi) talep edemezler.

102- Artık kimlerin tartılanları ağır gelirse, artık işte onlar o başarıya eriştirilenlerin ta kendileridir.

103- Ve kimlerin tartılanları hafif gelirse, artık işte onlar o kimselerdir ki kendi benliklerini ziyana sokmuşlardır, onlar cehennemde sürekli kalıcıdırlar.

104- O ateş onların yüzlerini yalar ve onlar onda (pişmiş kelle gibi) sırıtanlardır.

105- (Allah): "Siz değil miydiniz benim ayetlerim size peşi sıra okunurken, onları yalanlamakta olanlar?" (dedi).

106- 107- Onlar: "Ey Efendimiz, bizim haydutluğumuz bizi yendi ve biz sapkın bir topluluk olduk. Ey Efendimiz, bizi bundan çıkar, yok eğer biz tekrar geri dönersek, artık şüphesiz ki biz haksızlık yapanlarız" dediler.

108- 109- 110- 111- (Allah): "Siz defolun onun içine ve sakın benimle iletişim kurmayın. Gerçek şu ki, kullarımdan bir bölük 'Ey Efendimiz biz inandık, artık sen bizi bağışla ve bizi sürekli şefkat et ve sen şefkati süreklilerin en hayırlısısın' derlerdi de, siz onları bir maskara konusu edinmiştiniz. Nihayet onlar beni hatırlamayı size unutturdular. Siz de onlardan (bahsederken) gülenler oldunuz. Şüphesiz ki ben onlara bugün direnç gösterdikleri nedeniyle karşılık verdim. Şüphesiz ki onlar o başaranların ta kendileridir" dedi.

112- (Allah): "Siz o yerde (kabirlerde) seneler sayısınca nice kaldınız?" dedi.

113- Onlar: "Biz bir gün veya günün bir kısmı kaldık, artık sen o sayıcılara (bilgi) talep et" dediler.

114- 115- (Allah): "Siz bir az (bir zaman) dışında kalmadınız, eğer siz gerçekten bilenlerden olsaydınız. Bizim sizi ancak ve ancak bir boş iş olarak yarattığımızı ve sizin bize gerçekten döndürülmeyeceğinizi hesap mı ettiniz?" dedi.

116- O gerçek hükümdar Allah, yücedir. O'ndan başka hiçbir tanrı yoktur. O çok değerli tahtın Efendisidir.

117- Ve kim o konuda onu doğru sonuca götüren hiçbir delili  olmadığı halde Allah'ın beraberinde diğer bir tanrıyı da çağırırsa, artık onun hesabı ancak ve ancak kendisinin Efendisinin yanındadır. Gerçek şu ki, o gerçeği örtenler başarıya eriştirilmez.

118- Ve sen de ki: "Ey Efendim, bağışla ve sürekli şefkat ve sen şefkati süreklilerin en hayırlısısın."


10 Ocak 2025 Cuma

HAC SURESİ ÇEVİRİSİ

1- Ey o insanlar, siz Efendinize karşı korunun. Şüphesiz ki, o anın sarsıntısı büyük bir şeydir.

2- Onu göreceğiniz gün her bir emziren dişi emzirdiği şeyden kaçar ve her bir yük sahibi de taşıdığını düşürür. Ve sen o insanları sarhoşlar olarak görürsün, oysa onlar sarhoşlar değildir. Fakat Allah'ın azabı çetindir.

3- Ve o insanlardan kimi, bir bilgi olmaksızın Allah hakkında söz dalaşı yapar ve her bir inatçı şeytanı izler.

4- Onun üzerine yazılmıştır ki: "Gerçek şu ki, kim ona yakınlaşırsa, şüphesiz ki artık o, onu saptırır ve onu o çılgın ateşin azabına iletir.

5- Ey o insanlar, eğer siz (yeniden) harekete geçirilmekten bir kuşku içinde iseniz, artık şüphesiz ki biz sizi bir topraktan, sonra bir döllenmiş hücreden, sonra (rahme) asılan bir embriyodan, sonra yaratılışı belli belirsiz bir parça etten yarattık ki bizim size (ölümden sonra dirilişi) açıklamamız için. Ve biz dileyeceğimiz şeyi bir isimlenmiş süreye kadar o rahimlerde sabitliyor, sonra biz sizi bir bebek olarak çıkarıyoruz, sonra sizin en çetinliğinize ulaşmanız için (sizi yaşatıyoruz). Ve sizden kiminin ömürleri tamamlanıyor ve sizden kimi de bilginin sonrasından hiçbir şey bilememesi için o ömrün en aşağılığına geri döndürülüyor. Ve sen o yeri kurumuş olarak görürsün. Biz onun üzerine o suyu onun üzerine indirdiğimiz zaman, birden silkelenir ve kabarır ve her bir göz alıcı çiftten bitirir.

6- Bu, Allah'ın o gerçeğin ta kendisi olması ve O'nun o ölülere (yeniden) yaşatacak olması ve O'nun her bir şeyin üzerine bir güç yetirici olması nedeniyledir.

7- Ve şüphesiz ki o an gelicidir onda hiçbir kuşku yoktur. Ve şüphesiz ki Allah, o kabirlerin içindeki kimseleri (yeniden) harekete geçirecektir.

8- 9- Ve o insanlardan kimi, bir bilgi ve bir doğruya ileten ve bir ışık veren kitabı olmaksızın Allah'ın yolundan saptırmak için yanını bükerek (kibirlenerek) Allah hakkında söz dalaşı yapar. O yakın (yaşam) da bir rezillik onun içindir. Ve biz ona o kalkışın günü o yakıp mahvedicinin azabını da tattıracağız.

10- Bu, senin iki elinin öncelediği şeyler nedeniyledir ve şüphesiz ki Allah o kullara haksızlık yapıcı değildir.

11- Ve o insanlardan kimi Allah'a (olması gereken gibi değil) bir uç üzerinde kulluk eder. Eğer ona bir hayır değdirilirse, onunla yatışır. Ve eğer ona bir ayartma değdirilirse, yüzüstü çevrilir. (Böylesi) o yakın (yaşam) da ve o sonraki (yaşamda) ziyan etmiştir. Bu, o apaçık ziyanın ta kendisidir.

12- Allah'ın berisinden kendisine zarar veremez ve fayda veremez şeyleri çağırır. Bu, o uzak sapkınlığın ta kendisidir.

13- Kendisine, zararı faydasından daha yakın olan kimseyi çağırır. (Çağırdığı) kesinlikle ne kötü yakındır ve kesinlikle ne kötü oymaktır. 

14- Şüphesiz ki Allah, inanmış ve o düzgün işleri işlemiş olan kimseleri bahçelere girdirecektir ki onların altından o nehirler akar. Şüphesiz ki Allah, ne isterse yapar.

15- Kim Allah'ın o yakın (yaşam) da ve o sonraki (yaşamda) ona asla yardım edemeyeceği kanısına varıyorsa, artık göğe bir araç uzatsın sonra (nefesini) kessin de sonra onun plânı öfkelenmekte olduğu şeyi artık gideriyor mu baksın.

16- Ve böylece biz onu apaçık ayetler olarak indirdik. Ve şüphesiz ki Allah kimi isterse doğruya iletir.

17- Şüphesiz ki inanmış olan kimseler ve dönmüş olanlar* (Yahudiler) ve o sabii ve o yardımcılar (Hristiyanlar) ve o mecusiler ve ortak koşmuş olan kimseler (var ya). Şüphesiz ki Allah, o kalkışın günü onların arasını ayıracaktır. Şüphesiz ki Allah, her bir şeyin üzerine bir tanıktır.

*Hadu kelimesine "Dönmüş olanlar" anlamı verme gerekçemiz, Araf s. 156. ayetindeki bağlamına binaendir.

*Nasara kelimesine "Yardımcılar" anlmı verme gerekçemiz, Al-i İmran s. 52. ayetinde geçen bağlamına binaendir.

18- Sen görmedin mi şüphesiz ki Allah (öyle bir tanrıdır ki) o göklerde olan kimseler ve o yerde olan kimseler ve o güneş ve o ay ve o yıldızlar ve o dağlar ve o ağaçlar ve o canlılar ve o insanlardan bir çoğu, O'na secde etmektedir? Ve bir çoğunun üzerine de o azap gerçek olmuştur. Ve Allah kimi alçaltırsa, artık onun için hiçbir değer verici yoktur. Şüphesiz ki Allah, ne dilerse yapar.

19- 20- 21- 22- Bu ikisi, çekişen iki taraftır, Efendileri hakkında çekiştiler. Artık gerçeği örtmüş olan kimseler için ateşten giysiler biçilmiştir. Başlarının üzerinden ise o kaynar su boşaltılır. Onunla karınlarındaki şeyler ve o derileri eritilir. Ve demirden kamçılar onlar içindir. Onlar her ne zaman ondaki kederden çıkmak isteseler, ona tekrar geri döndürülürler ve: "Siz o yakıp mahvedicinin azabını tadın" (denilir).

23- Şüphesiz ki Allah inanmış ve o düzgün işleri işlemiş olan kimseleri bahçelere girdirecektir ki onların altından o nehirler akar, onlarda altından bileziklerden ve incilerden takınacaklar. Ve onların onlardaki elbiseleri de bir ipektir.

24- Ve o sözden o temiz olana iletilmişlerdir. Ve o övgüye lâyık olanın yoluna iletilmişlerdir.

25- Şüphesiz ki o kimseler gerçeği örttüler ve Allah'ın yolundan ve Mescidi Haram'dan uzaklaştırıyorlar o ki biz onu onda (Mekke'de) o yerleşik olan ve o çöldeki olan o insanlara denk yapmıştık. Ve kim onda haksızlıkla eğriliğe sapmak isterse, biz ona acı azaptan tattırırız.

26- 27- 28- Ve bir zaman biz İbrahim'i o Ev'in yerine: "Bana sakın hiçbir şeyi ortak koşma ve benim evimi, o etrafında dönerek yürüyenler ve o ayakta (kıyama) duranlar ve o saygıyla eğilip secde edenler için temizle. Ve o insanlara haccı duyur ki, yaya olarak ve her yorgun deve üzerinde kendilerine faydalara tanık olmaları ve bilinmiş günlerde kendilerine rızık olarak verdiğimiz o dört ayaklı otçul hayvanlardan onların üzerine Allah'ın ismini hatırlamaları için her derin vadiden (aşarak) sana gelsinler. Artık onlardan yiyin ve o sıkıntılı muhtaçlara de yedirin" diye yerleştirmiştik.

 29- Sonra vücut temizliklerini yerine getirsinler ve adaklarını tastamam yapsınlar ve o eski evin etrafında dönerek yürüsünler.

 30- (Buyruğum) bu dur. Ve kim Allah'ın hürmetlerini büyültürse, artık o kendisinin Efendisinin yanında onun için daha hayırlıdır. Ve size peşi sıra okunmakta olan şeyler dışındaki o hayvanlar size serbestleştirildi. Artık siz o pislik olan putlardan uzak durun ve o eğri sözden uzak durun.

31- O'na ortak koşmaksızın (fıtrat yasalarına göre) Allah'a meyledenler olarak. Ve kim Allah'ı ortak koşarsa, o gökten yere düşmüş de o kuş onu kapıveriyor veya o rüzgâr onu uzak bir yere kaydırıyor gibidir.

32- (Buyruğum) bu dur. Ve kim Allah'ın farkındalıklarını büyültürse, artık şüphesiz ki bu, o kalplerin korunma bilicindendir.

33- Onlarda bir isimlenmiş süreye kadar faydalar, sizin içindir. Sonra onların kesilecekleri yer o eski ev'dir.

34- Ve biz her bir ana toplum için kendilerine rızık olarak verdiğimiz o dört ayaklı otçul hayvanlardan üzerine Allah'ın adını hatırlamaları için (hacc ve kurban gibi) zamanlı ve mekânlı bir kulluk görevi belirledik. İşte sizin tanrınız bir tek tanrıdır. O halde O'na teslim olun. Ve sen o gönülden saygı duyanları müjdele.

35- O kimseler ki, Allah hatırlatıldığı zaman kalpleri ürperir ve kendilerine değdirilen şeylere karşı o direnç gösterenler ve o kulluk görevini ayakta tutanlardır ve onlar bizim kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden harcarlar.

36- Ve o iri bedenli develer, biz onları da sizin için Allah'ın farkındalıklarından olarak yaptık. Onlardaki hayır sizin içindir. (Kesim için) sıra sıra oldukları zaman, onların üzerine Allah'ın adını hatırlayın. Yanları üzeri düşüp kımıldamadıkları zaman, artık onlardan yiyin ve o tok gözlüye de ve aç gözlüye de yedirin. Böylece biz onları size boyun eğdirdik ki siz şükredesiniz.

37- Onların etleri ve kanları Allah'a asla ulaşmayacaktır. Fakat O'na sizden o korunma bilinci ulaşır. Biz onları sizi doğruya ilettiği şeye karşılık Allah'ı büyüklemeniz için böylece size boyun eğdirdik. Ve sen o iyilik edenleri müjdele.

38- Şüphesiz ki Allah inanmış olan kimselerden (hainlerin kötülüklerini) savar. Şüphesiz ki Allah, her bir hainlikte direnen azılı gerçeği örtücüyü sevmez.

39- Kendilerine haksızlığa uğratılmaları nedeniyle öldürüşülen kimselere (karşılık için) onay verildi. Ve şüphesiz ki Allah, onlara yardıma karşı kesinlikle bir güç yetiricidir.

40- O kimseler ki sadece: "Bizim Efendimiz Allah'tır" demelerinden dolayı (çıkarılmaları için) bir hak olmaksızın yurtlarından çıkarılmışlardı. Ve eğer Allah'ın o insanların bir kısmını bir kısmı ile savması olmasaydı, onlarda Allah'ın adı çokça hatırlanan manastırlar ve kiliseler ve havralar ve secde edilen yerler, kesinlikle yıkılır giderdi. Ve kendisine yardım eden kimseye, Allah da kesinlikle yardım eder. Şüphesiz ki Allah, kesinlikle çok kuvvetlidir çok güçlüdür.

41- O kimseler ki, eğer biz onlara o yerde olanak sağlarsak, o kulluk görevini ayağa kaldırırlar ve o arınmayı yerine getirirler ve o tanınmışı buyururlar ve o yadırganmıştan vazgeçirirler. Ve o işlerin sonu, Allah'a aittir.

42- 43- 44- Ve eğer onlar seni yalanlıyorlarsa, onların öncesi Nuh'un topluluğu ve Ad ve Semud da kesinlikle yalanlamıştı. Ve İbrahim'in topluluğu ve Lût'un topluluğu ve Medyen arkadaşları da (yalanlamıştı). Ve Musa'da yalanlanmıştı. Ben de o gerçeği örtücülere mühlet vermiş, sonra da onları tutuvermiştim. Artık benim yadırgamam nasıl olmuş?

45- Ve haksızlık yapan haldeki kasabadan nicesi vardı ki, biz onu yok ettik. Artık onlar tavanları üzerine çökmüş ve nice kuyu sahipsiz bırakılmış ve sağlam saray (çökmüş hale gelmiştir).

46- Onlar o yerde yürümediler mi böylece onların, onlarla bağlantı kuracak kalpleri veya onlarla işitecek kulakları olsun? Artık gerçek şu ki, o gözler kör olmaz, fakat o göğüslerdeki kalpler kör olur.

47- Ve onlar, senin o azabı çabuklaştırmanı istiyorlar. Ve Allah verdiği sözüne asla aykırı davranmayacaktır. Ve şüphesiz ki senin Efendinin yanında bir gün, sizin saymakta olduğunuz şeyden bin yıl gibidir.

48- Ve kasabadan nicesi vardı ki, ben ona mühlet vermiş, sonra da onu tutuvermiştim. Ve o varış yeri yalnızca banadır.

49- Sen de ki: "Ey o insanlar, ben sizin için ancak ve ancak bir apaçık uyarıcıyım."

50- O kimseler ki artık inandılar ve o düzgün işleri işlediler, bir bağışlanma ve bir değerli rızık onlar içindir.

51- Ve o kimseler ki bizim ayetlerimizi yetersiz bırakıcılar olmaya çabaladılar, işte onlar o şiddetli ateşin arkadaşlarıdır.

52- Ve biz senden önce hiçbir elçi ve haberciyi göndermemiştik ki, bir dilekte bulunduğu zaman, o şeytan onun dileğine (kuşku) atmış olmasın. Buna rağmen Allah, o şeytanın atmakta olduğu şeyi yürürlükten kaldırır, sonra kendi ayetlerini sağlamlaştırır. Ve Allah, bir en iyi bilicidir, bir en bilgedir.

53- (Böyle olması) o şeytanın atmakta olduğu şeyi kalplerinde bir hastalık olan ve o kalpleri katı olan kimselere bir ayartma yapmak içindir. Ve şüphesiz ki o haksızlık yapanlar, kesinlikle uzak bir ayrışma içindedir.

54- Ve (bir de) o bilgi verilmiş olan kimselerin onun senin Efendinden o gerçek olduğunu bilip de ona inanmaları, böylece onların kalplerinin ona gönülden saygı duyması içindir. Ve şüphesiz ki Allah, inanmış olan kimseleri kesinlikle bir dosdoğru yola ileticidir.

55- Ve gerçeği örtmüş olan kimseler, o an onlara beklenmedik bir zamanda gelinceye veya bir kuru gün azabı onlara gelinceye kadar, ondan yana bir tereddüt içinde olmaktan geri kalmayacaktır.

56- O hükümranlık o gün Allah'ındır. Onların arasında karar verecektir. İnanmış ve o düzgün işleri işlemiş olan kimseler, artık o nimet bahçelerindedir.

57- Ve o kimseler ki gerçeği örttüler ve bizim ayetlerimizi yalanladılar, artık işte onlar, bir alçaltıcı azap onlar içindir. 

58- Ve o kimseler ki Allah'ın yolunda (yurtlarını) terk ettiler sonra öldürdüler veya öldüler, Allah onlara kesinlikle bir iyi rızıkla rızık verecektir. Ve şüphesiz ki Allah, o rızık vericilerin en hayırlısının ta kendisidir.

59- Onları, ondan kesinlikle hoşnut olacakları girilecek bir yere girdirecektir. Ve şüphesiz ki Allah, kesinlikle bir en iyi bilicidir, bir yumuşak davranıcıdır.

60- (Durum) bu dur. Ve kim kendisine sonlandırılan kadar sonlandırır (karşılık verir) da, sonra kendisine karşı saldırganlık yapılırsa, Allah ona kesinlikle yardım edecektir. Şüphesiz ki Allah, (hataları) bir yok sayıcıdır, bir çok bağışlayıcıdır.

61- Bu, şüphesiz ki Allah'ın o geceyi o gündüzün içine geçirmesi ve o gündüzü de o gecenin içine geçirmesi nedeniyledir. Ve şüphesiz ki Allah, bir en iyi işiticidir, bir en iyi görücüdür.

62- Bu, Allah'ın o gerçeğin ta kendisi olması ve O'nun berisinden çağırmakta oldukları şeylerin ise o geçersizin ta kendisi olması nedeniyledir. Ve şüphesiz ki Allah, çok yücenin, çok büyüğün ta kendisidir.

63- Sen görmedin mi şüphesiz ki Allah o gökten bir su indirdi de, böylece o yer yeşillenmiş oluverdi? Şüphesiz ki Allah, bir çok lutfedicidir, bir en iyi haber alıcıdır.

64- O göklerde olan şeyler ve o yerde olan şeyler O'nundur. Ve şüphesiz ki Allah kesinlikle, ihtiyaçsızın, övgüye çok lâyığın ta kendisidir.

65- Sen görmedin mi şüphesiz ki Allah o yerde olan şeyleri ve o su kütlesinde kendisinin buyruğu ile o denizde akar o gemileri, size boyun eğdirdi. Ve kendisinin onayı olması başka, yerin üzerine düşer diye göğü tutmaktadır. Şüphesiz ki Allah, o insanlara kesinlikle bir çok acıyıcıdır, bir şefkati süreklidir.

66- Ve O ki, sizi yaşattı. Sonra sizi öldürecek sonra yine yaşatacaktır. Ve şüphesiz ki o insan kesinlikle çok nankördür.

67- Biz her bir ana topluma onların onu yerine getirici oldukları (hacc ve kurban gibi) zamanlı ve mekânlı bir kulluk görevi belirledik. Artık bu buyruk hakkında seninle çekişmesinler. Ve sen Efendine çağır. Şüphesiz ki sen, kesinlikle dosdoğru bir yola ileten üzerindesin.

68- 69- Ve eğer sana karşı söz dalaşı yaparlarsa, artık sen onlara de ki: "Allah sizin işlemekte olduğunuz şeyleri en iyi bilendir. Allah, hakkında aykırı düşmekte olduğunuz şeylerde o kalkışın günü sizin aranızdaki kararı verecektir."

70- Sen bilmedin mi şüphesiz ki Allah, o göklerde ve o yerde olan şeyleri bilmektedir? Şüphesiz ki bu, bir kitaptadır. Şüphesiz ki bu, Allah'a göre kolaydır.

71- Ve Allah'ın berisinden hakkında bir yetki indirmediği şeylere ve onlar için hakkında bir bilgi olmayan şeylere kulluk ediyorlar. Ve o haksızlık yapanlar için hiçbir yardımcı yoktur.

72- Ve bizim ayetlerimiz onlara apaçık olarak peşi sıra okunmakta olduğu zaman, sen o gerçeği örtmüş olan kimselerin yüzlerindeki o yadırgamışlığı tanırsın. Onlara bizim ayetlerimizi peşi sıra okumakta olanların üzerine neredeyse saldıracaklar. Sen de ki: "Size bundan daha şerli olanı haberlendireyim mi? O ateş ki, Allah onu gerçeği örtmüş olan kimselere söz vermiştir. Ve o ne kötü varış yeridir."

73- Ey o insanlar, size bir örnek ortaya konuldu, şimdi onu dinleyin. Şüphesiz ki sizin Allah'ın berisinden çağırmakta olduğunuz şeyler bunun için toplansalar, asla bir sinek bile yaratamayacaklar. Ve eğer o sinek onlardan bir şey kapsa, onu ondan kurtaramazlar. O isteyen de ve o istenilmiş de zayıf.

74- Onlar Allah'ı, O'nun gerçek değerince değerlendiremediler. Şüphesiz ki Allah, kesinlikle bir çok kuvvetlidir, bir çok güçlüdür.

75- Allah, o meleklerden de elçiler seçer ve o insanlardan da. Şüphesiz ki Allah, bir en iyi işiticidir, bir en iyi görücüdür.

76- Onların önlerinde olan şeyleri ve artlarında olan şeyleri bilir. Ve (yaptıkları bütün) o işler Allah'a döndürülür.

77- Ey inanmış olan kimseler, siz rüku edin ve secde edin ve Efendinize kulluk edin ve o hayrı yapın ki başarıya eriştirilesiniz.

78- Ve Allah'ın uğrunda gereği gibi güç kullanın. O, sizi derledi ve o yükümlülüğünüzde size hiçbir zorluk belirlemedi. Atanız İbrahim'in inanç sistemi(ndeki gibi). O, o elçinin sizin üzerinize bir tanık olması ve sizin de o insanların üzerine tanıklar olmanız için, sizi bundan önce ve bunda (Kur'an'da) "O teslim olanlar" olarak adlandırdı. Artık o kulluk görevini ayağa kaldırın ve o arınmayı yerine getirin ve Allah'a sımsıkı sarılın. O, sizin yakınınızdır. Artık ne güzeldir o yakın ve ne güzeldir o yardımcı.


1 Ocak 2025 Çarşamba

ENBİYA SURESİ ÇEVİRİSİ

1- O insanların hesapları yakınlaştı. Oysa onlar halâ bir duyarsızlık içinde kayıtsız kalanlardır.

2- Onlara Efendilerinden yenilenmiş hiçbir hatırlama gelmiyor ki, onlar onu ancak oyuna almakta olanlar olarak dinlememiş olsunlar.

3- Kalpleri (onunla) oyalananlar olarak (dinlerler). Ve o haksızlık yapmış olan kimseler o (başka dinlemelerden) kurtarılmış sözü gizlediler de: "Bu, sizin örneğiniz bir beşerden başkası mıdır? Görmekte olduğunuz halde, artık o sihre mi geliyorsunuz? (dediler).

4- (Elçi): "Benim Efendim o yerdeki ve o gökteki o söyleneni bilir. Ve O, en iyi işiticidir, en iyi bilicidir" dedi.

5- Onlar: "Hayır, hayallerin demetidir. Hayır o, onu yakıştırdı. Hayır o bir şairdir. Öyleyse o ilk gönderilmiş olanlar gibi bize (gözle görülen) bir ayet getirsin" dediler.

6- Onların öncesi bizim onu yok ettiğimiz hiçbir kasaba inanmamıştı. Şimdi onlar mı inanacak?

7- Ve biz senden önce de kendilerine vahyetmekte olduğumuz adamlardan başkasını göndermedik. Eğer bilmezler iseniz, haydi o hatırlama'nın (Tevrat'ın) mensuplarına (bilgi) talep edin.

8- Ve biz onları o yiyeceği yemez bedenler olarak da yapmadık. Ve onlar sürekli kalıcılar da değildi.

9- Sonra biz onlara verdiğimiz o söze sadık kaldık, böylece biz onları ve dileyeceğimiz kimseleri kurtardık ve o savurganlık yapanları da yok ettik.

10- Ant olsun ki biz size, onda sizin hatırlamanız gerekenler olan bir kitap indirdik.  Siz hiç bağlantı kurmaz mısınız?

11- Ve biz haksızlık yapan olan kasabadan nicesini kırıp geçirdik. Ve biz onlardan sonra bir topluluk olarak sonrakileri oluşturduk.

12- Ne zaman ki onlar bizim baskımızı hissettiklerinde, binitlerine vurarak birden kaçıyorlardı.

13- "Siz sakın binitlerinize vurup kaçmayın ve onda refahla şımartıldığınız şeylere ve durulma yerlerinize dönün ki (bilgi) talep edileceksiniz."

14- Onlar: "Vay halimize, şüphesiz ki biz haksızlık yapanlar idik" dediler.

15- Onların bu çağrıları, biz onları bir biçilen ekine, sönen ateşler (gibi) yapıncaya kadar geri kalmadı.

16- Ve biz o göğü ve o yeri ve o ikisinin arasında olan şeyleri oyuncular olarak yaratmadık.

17- Eğer biz bir oyalanma edinmek isteseydik, ona kesinlikle kendi katımızdan edinirdik. Eğer biz yapanlardan olsaydık (böyle yapardık).

18- Hayır, biz o gerçeği o geçersizin üzerine atarız da onu parçalar, artık o birden perişan oluvermiştir. Ve nitelemekte olduğunuz şeylerden dolayı sizin vay halinize.

 19- Ve o göklerde ve o yerde olan kimseler O'nundur. Ve O'nun yanında olan kimseler O'na kulluk etmekten büyüklük taslamazlar ve hayıflanmazlar.

20- Onlar, o gece ve o gündüz tesbih ederler ve buna ara vermezler.

21- Yoksa onlar, o yerden bir takım tanrılar edindiler de, onlar mı (ölüleri yeniden) yayacaklar?

22- Eğer o ikisinde Allah'tan başka tanrılar olsaydı, kesinlikle her ikisi de bozulurdu. (Bozulmadığına göre) demek ki o tahtın Efendisi Allah, onların nitelemekte oldukları şeylerden münezzehtir.

23- O, yapmakta olduğu şeylerden (bilgi) talep edilmez. Oysa onlar (bilgi) talep edileceklerdir.

24- Yoksa onlar O'nun berisinden bir takım tanrılar mı edindiler? Sen de ki: "Haydi kendinizin sağlam kanıtını getirin. Bu, benim beraberimde olan kimselerin hatırlatması ve benden önceki kimselerin hatırlatmasıdır." Hayır, onların tamamı o gerçeği bilmezler de bu yüzden onlar kayıtsız kalanlardır.

25- Ve biz senden önce elçiden hiçbirini göndermedik ki ona: "Gerçek şu ki, benden başka hiçbir tanrı yoktur, öyleyse siz bana kulluk edin" diye vahyediyor olmayalım.

26- Ve onlar: "Şefkati kapsamlı bir çocuk edindi" dediler. O, münezzehtir. Hayır, (melekler çocuğu değil) değer verilmiş kullardır.

27- Onlar, o sözle (sözünün üstüne söz söyleyerek) O'nun önüne geçemezler ve onlar O'nun buyruğunu işlerler.

28- Onların önlerinde olan şeyleri ve artlarında olan şeyleri bilir. Hoşnut olduğu kimseden başkasına da eşlikçilik (şefaat)* etmezler. Ve onlar O'nun çekincesinden korkuyla titreyenlerdir.

*Meleklerin eşlikçiliği yani şefaati için Fussilet s. 30. 31. ayetlerine bkz.

29- Ve onlardan kim: "Şüphesiz ki ben O'nun berisindenbir tanrıyım" derse, artık onun karşılığı cehennemdir. Biz o haksızlık yapanlara böyle karşılık veririz.

30- Gerçeği örtmüş olan kimseler, o gökler ve o yer bitişik olduğunu o ikisinin arasını gerçekten bizim ayırdığımızı ve her bir canlı olan şeyi o suya bağlı olarak meydana getirdiğimizi görmedi mi? Hala inanmazlar mı?

31- Ve biz o yerde onları sarsar diye sabitlikler yaptık. Ve biz onda geniş yollar da yaptık ki onlar (gideceği yolda) doğruya iletileler.

32- Ve biz o göğü bir korunmuş tavan yaptık. Oysa onlar onun (göğün gözle görülen) ayetlerinden kayıtsız kalanlardır.

33- Ve O ki, o geceyi ve o gündüzü ve o güneşi ve o ayı yarattı. Her biri bir yörüngede yüzmektedirler.

34- Ve biz senden önce hiçbir beşer için o sürekli kalıcılık vermedik. Şimdi eğer sen ölürsen, onlar mı o sürekli kalıcılar olacak?

35- Her bir benlik o ölümü tadıcıdır. Ve biz sizi bir ayartma olarak o şerle ve o hayırla yokluyoruz. Ve siz yalnızca bize döndürüleceksiniz.

36- Ve o gerçeği örtmüş olan kimseler seni gördüğü zaman: "Tanrılarınızı hatırlayıp duran bu mu?" (diyerek) seni bir alay konusu olaraktan başka edinmiyorlar. Ve oysa onlar şefkati kapsamlının hatırlamasına karşı gerçeği örtücülerin ta kendileridir.

37- O insan bir çabukluktan yaratılmıştır. Ben yakında size benim (gözle görülen) ayetlerimi göstereceğim, artık siz (bunları) benim çabuklaştırmamı sakın istemeyin.

38- Ve onlar: "Eğer siz doğru söyleyenler iseniz, bu söz ne zaman (gerçekleşecek)?" diyorlar

39- Eğer o gerçeği örtmüş olan kimseler o ateşi yüzlerinden ve sırtlarından alıkoyamayacakları ve yardım edilmeyecekleri vakti bilselerdi, (böyle demezlerdi).

40- Hayır, onlara beklenmedik bir zamanda gelecek de onları dehşete düşürecek. Artık onu geri döndürmeye güç yetiremezler ve onlar bakılmazlar.

41- Ve ant olsun ki senden önceki elçilerle de alay edilmişti de, onlardan maskaraya almış olan kimseleri, kendisiyle alay etmekte oldukları şey sarıvermişti.

42- Sen de ki: "O gecede ve o gündüzde şefkati kapsamlıdan sizi kim koruyabilir?" Hayır, onlar Efendilerinin hatırlatmasından kayıtsız kalanlardır.

43- Yoksa onların, onları (azabımızdan) alıkoyabilecek bizim berimizden tanrıları mı var? (O tanrılar) kendi benliklerine bile yardıma güç yetiremezler ve onlar bizden de sahiplenilmezler.

44- Hayır, biz onları ve onların atalarını o ömür kendilerine uzun gelene kadar,  yararlandırdık. Onlar gerçekten bizim o yere gelip onu uçlarından (günbegün) eksiltmekte olduğumuzu hiç görmezler mi? Şu durumda o yenenler onlar mı?

45- Sen de ki: "Ben sizi ancak ve ancak o vahiy ile uyarıyorum." Ve sağırlar uyarılmakta oldukları zaman o çağrıyı işitmez.

46- Ve ant olsun ki eğer onlara senin Efendinin azabından bir esinti dahi dokunmuş olsa, onlar kesinlikle: "Vay halimize, şüphesiz ki biz haksızlık yapanlar idik" diyeceklerdir.

47- Ve biz o kalkışın günü için hakkaniyet tartılarını koyarız. Artık bir benliğe hiçbir şeyle haksızlık yapılmaz. Ve eğer (işlediği) hardaldan bir tane ağırlığı dahi olsa, biz onu getiririz. Ve hesap görücüler olarak biz yeteriz.

48- Ve ant olsun ki biz Musa'ya ve Harun'a o korunanlara bir ışık ve bir hatırlama olarak o (doğru ile yanlışı) ayıranı verdik.

49- O kimseler ki, o algılanamayananla Efendilerinden çekinirler. Ve onlar, o andan da korkuyla titreyenlerdir.

50- Ve bu da, bizim onu indirdiğimiz bir bereket verilmiş hatırlamadır. Şimdi siz onu yadırgayıcılar mısınız?

51- Ve ant olsun ki biz İbrahim'e önceden akli olgunluğunu vermiştik. Ve biz onu bilenler idik.

52- Bir zaman kendi babasına ve topluluğuna: "Kendilerine kapananlar olduğunuz şu heykeller nedir?" demişti.

53- Onlar: "Biz kendi atalarımızı onlara kulluk edenler olarak bulduk" demişlerdi.

54- (İbrahim): "Ant olsun ki siz ve sizin atalarınız bir apaçık sapkınlık içindesiniz." demişti.

55- Onlar: "Sen bize o gerçeği mi getirdin yoksa sen (bizimle) o oynayanlardan mısın?" demişlerdi.

56- 57- (İbrahim): "Hayır, sizin Efendiniz o göklerin ve o yerin Efendisidir ki  onları yarmıştır. Ve ben de bun(un böyle olduğun)a o tanıklık edenlerdenim. Ve Allah'a yemin olsun ki ben putlarınıza, siz arkasını dönenler olarak (başka tarafa) yakınlaşmanızdan sonra kesinlikle plân kuracağım" demişti.

58- Böylece o onların büyük olanı haricindekileri parçalar haline getirmişti ki onlar ona (sormak için) dönebileler.

59- Onlar: "Bunu bizim tanrılarımıza kim yaptıysa, şüphesiz ki o kesinlikle o haksızlık yapanlardandır" demişlerdi.

60- Onlar: "Biz kendisine İbrahim denilen bir gencin onları hatırlayıp durduğunu işitmiştik" demişlerdi. 

61- Onlar: "Öyleyse siz de onu o insanların gözlerinin üzerine (onu herkesin görmesi için yüksekçe bir yere) getirin ki onlar (onun sorgusuna) tanık olalar" demişlerdi.

62- Onlar: "Bunu bizim tanrılarımıza sen mi yaptın ey İbrahim?" demişlerdi.

63- (İbrahim): "Hayır, onu onların şu büyüğü yapmıştır. Eğer konuşabilir iseler, haydi siz onlara (bilgi) talep edin" demişti.

64- Bunun üzerine onlar kendi benliklerine dönmüşler: "Şüphesiz ki sizler o haksızlık yapanların ta kendilerisiniz" demişlerdi.

65- Sonra onlar yine kafalarının (inançlarının) üzerine geri döndürülmüşler: "Ant olsun ki bunların konuşmuyor olduklarını sen de bilmişsindir" (demişlerdi).

66- 67- (İbrahim): "O halde Allah'ın berisinden hiçbir şeyle size fayda veremez ve size zarar veremez şeylere mi kulluk ediyorsunuz? Yuh olsun size ve sizin Allah'ın berisinden kulluk etmekte olduğunuz şeylere. Siz hiç bağlantı kurmaz mısınız?" demişti.

68- Onlar: "Eğer yapanlar iseniz, onu yakıp mahvedin ve böylelikle tanrılarınıza yardım edin" demişlerdi.

69- Biz de: "Ey ateş, İbrahim'e karşı serin ve (yakıcılıktan) selamet ol" demiştik.

70- Ve ona bir plân kurmak istemişler, bunun üzerine biz de onları o en ziyan edenler haline getirmiştik.

71- Ve biz onu ve Lut'u tüm insanlar için onda bizim bereketlendirdiğimiz o yere (ulaştırarak) kurtarmıştık.

72- Ve biz ona İshak'ı ve bir fazlalık olarak Yakub'u bahşetmiştik. Ve biz her birini düzgünlerden yapmıştık.

73- Ve biz onları bizim buyruğumuzla doğruya iletir önderler yapmıştık. Ve biz onlara o hayırları yapmayı ve o kulluk görevini ayağa kaldırmayı ve o arınmayı yerine getirmeyi vahyetmiştik. Ve onlar bize kulluk edenlerdi.

74- Ve Lut, biz ona bir karar yeteneği ve bir bilgi vermiştik. Ve biz onu o murdarlıkları işlemekte olan o kasabadan kurtarmıştık. Şüphesiz ki onlar itaatten çıkmış bir kötü topluluk idiler.

75- Ve biz onu kendi şefkatimize girdirmiştik. Şüphesiz ki o, o düzgünlerden idi.

76- Ve Nuh, hani önceden (bize) seslenmiş, bunun üzerine biz de onu cevaplandırmış, böylece biz onu ve ona mensup olanları o büyük çıkmazdan kurtarmıştık.

77- Ve biz ona, bizim ayetlerimizi yalanlamış olan kimseler olan o topluluktan dolayı yardım etmiştik. Şüphesiz ki onlar bir kötü topluluk idiler. bu yüzden biz de onları toplu olarak batırmıştık.

78- Ve Davud ve Süleyman, hani o topluluğun koyun sürüsünün onda yayıldığı zaman o ekin hakkında ikisi karar veriyordu. Ve biz onların kararlarına tanıklık edenler idik.

79- Böylece biz onu Süleyman'a belletmiştik. Ve biz her birine bir karar yeteneği ve bilgi vermiş ve tesbih eden o dağları ve o kuşları Davud'un beraberinde boyun eğdirmiştik. Ve bunu yapanlar biz idik.

80- Ve biz ona sizi savaşınızdan koruması için, (demir) elbise yapma ustalığını öğrettik. Artık siz şükredenler misiniz?

81- Ve Süleyman'a da onun buyruğuyla onda bizim bereketlendirdiğimiz o yere akar, o fırtınayı (boyun eğdirmiştik). Ve biz (onun yaptığı) her bir şeyi bilenler idik.

82- Ve o şeytanlardan onun için (denize) dalan kimseleri ve bunun berisinden bir iş işleyenleri de (boyun eğdirdik). Ve biz onları  koruyucular idik.

83- Ve Eyyub, hani kendisinin Efendisine: "Şüphesiz ki bana o zarar dokundu ve sen şefkati süreklilerin en şefkati süreklisisin" diye seslenmişti.

84- Bunun üzerine biz de onu cevaplandırdık ve biz ondaki zarardan olan şeyi kaldırdık ve biz ona kendi yanımızdan bir şefkat ve kulluk edenlere bir hatırlatma olarak kendi mensuplarını ve bir de onların beraberinde onların bir örneğini daha verdik.

85- Ve İsmail ve İdris ve Zülkifl. Her biri o direnç gösterenlerdendi.

86- Ve biz onları kendi şefkatimize girdirmiştik. Şüphesiz ki onlar o düzgünlerdendi.

87- Ve balık sahibi, hani hiddetli olarak gitmişti de bizim kendisine asla güç yetiremeyeceğimiz kanısına varmıştı. Böylece o karanlıkların içinde: "Senden başka tanrı yok, seni tenzih ederim. Şüphesiz ki ben o haksızlık yapanlardan oldum" diye seslenmişti.

88- Bunun üzerine biz de onu cevaplandırdık ve biz onu o kederden kurtardık. Ve biz o inananları böyle kurtarırız.

89- Ve Zekeriyya, hani kendisinin Efendisine: "Ey Efendim, beni bir kişi olarak bırakma. Ve sen o mirasçıların en hayırlısısın" diye seslenmişti.

90- Bunun üzerine biz de onu cevaplandırdık ve biz ona eşini düzgünleştirdik (doğuracak hale getirdik) ve ona Yahya'yı bahşettik. Şüphesiz ki onlar o hayırlarda koşuşurlardı ve bizi ilgi duyarak ve ürkerek çağırırlardı. Ve onlar bize başlarını saygıyla eğenlerdi.

91- Ve o ki kendisinin ırzını korumuş olan (Meryem), böylece biz ona esintimizden (yaşam verme gücümüzden) üfledik ve biz onu ve onun oğlunu o tüm insanlara (gözle görülen) bir ayet yaptık.

92- Şüphesiz ki bu sizin ana toplumunuz, bir tek ana toplumdur. Ve ben de sizin Efendinizim. O halde siz de bana kulluk edin.

93- Ve onlar işlerini kendi aralarında büsbütün kestiler. Her biri bize dönücülerdir.

94- O halde kim bir inanan olarak o düzgünlüklerden işlerse, artık onun çabalamasını örtmek olmaz. Şüphesiz ki biz onu yazanlarız.

95- 96- Ve bizim onu yok ettiğimiz bir kasabaya, ta ki Ye'cüc ve Me'cüc (ü engelleyen set) açılıp ve onlar her tepeden akın edecekleri zamana kadar (inanmaya) dönmeleri yasaktır.

97- Ve gerçek söz yakınlaşmış, o gerçeği örtmüş olan kimselerin gözleri birden dona kalmış: "Vay halimize, biz kesinlikle bundan bir duyarsızlık içinde idik. Hayır, biz haksızlık yapanlar idik" (diyerek pişman olmuşlardır).

98- Şüphesiz ki siz ve sizin Allah'ın berisinden kulluk etmekte olduğunuz şeyler, cehennem yakıtısınız. Siz ona varanlarsınız.

99- Eğer onlar (gerçek) tanrılar olsaydı, ona varmazlardı. Ve her biri onda sürekli kalıcıdırlar.

100- Onda bir inilti onlar içindir. Ve onlar onda (kurtuluş haberi de) işitmezler.

101- Şüphesiz ki o kimseler kendileri için bizden o iyilik (sözü) öne geçmiştir, işte onlar ondan uzaklaştırılmışlardır.

102- Onun algısını dahi işitmezler. Ve onlar kendi benliklerinin şiddetle arzu duyduğu şeylerde sürekli kalıcıdırlar.

103- O en büyük dehşet onları üzmez. Ve o melekler onları: "Bu, size söz verilmekte olduğunuz gününüzdür" (diyerek) karşılarlar.

104- O gün biz göğü o kitapların tomarını dürer gibi düreceğiz. İlk yaratmaya başladığımız gibi bizim üzerimize olan bir söz olarak biz onu tekrar geri döndüreceğiz. Şüphesiz ki biz (ilk takdiri de) yapanlar idik.

105- Ve ant olsun ki biz o Hatırlama (Tevrat) nın sonrasından o yazılı metin (Zebur) de: "Şüphesiz ki o yer, ona benim o düzgün kullarım mirasçı olacaktır" yazdık.

106- Şüphesiz ki bunda, kulluk eden bir topluluğa kesinlikle bir ulaştırma vardır.

107- Ve biz seni tüm insanlar için bir şefkat olmaktan başka göndermedik.

108- Sen de ki: "Bana ancak ve ancak, sizin tanrınızın ancak ve ancak bir tek tanrı olduğu vahyediliyor. Artık siz teslim olanlar mısınız?"

109- 110- 111- Yok eğer onlar (başka tarafa) yakınlaşırlarsa, artık sen de ki: "Ben size bir denklik üzere duyurdum. Ve size söz verilmekte olan şey yakın mıdır yoksa uzak mıdır ben sezemiyorum. Şüphesiz ki O, o söylenenden açığa vurulanı da bilir ve gizlemekte olduğunuz şeyleri de bilir. Ve belki o sizin için bir ayartma ve belirli bir vakte kadar bir yararlanmadır ben (bunu da) sezemiyorum."

112- (Elçi): "Ey Efendim, o gerçek ile karar ver. Ve bizim Efendimiz şefkati kapsamlı, nitelemekte olduğunuz şeylere karşı o destek istenendir" dedi.