3 Mart 2026 Salı

NEBE SURESİ ÇEVİRİSİ

1- Onlar hangi şeyden (bilgi) talep ediyorlar?

2- O büyük haberden (bilgi talep ediyorlar).

3- Ki onlar, onda aykırı düşenlerdir.

4- Hayır, onlar yakında bileceklerdir.

5- Sonra yine hayır, onlar yakında bileceklerdir.

6- 7- Biz o yeri bir döşek ve o dağları da bir kazık yapmadık mı?

8- Ve sizi de eşler halinde yaratmadık mı?

9- Ve uykunuzu da bir dinlenme yapmadık mı?

10- Ve geceyi de bir elbise (örtü) yapmadık mı?

11- Ve gündüzü de bir geçim imkanı yapmadık mı?

12- Ve sizin üstünüzde de yedi çetin (gök) yapılandırmadık mı?

13- Ve ışıl ışıl parlayan bir lamba yapmadık mı?

14- 15- 16- Ve o sıkılan (bulut) lardan da şarıl şarıl bir suyu onunla dane ve bitki ve birbiriyle sarmaş dolaş halde bahçeler çıkarasınız diye indirmedik mi?

17- Şüphesiz ki o ayırmanın günü bir belirlenmiş vakittir.

18- O gün o boruya üflenecek de siz bölük bölük olarak geleceksiniz.

19- Ve gök açılmış da kapılar halinde olmuştur.

20- Ve o dağlar yürütülmüş de serap olmuştur.

21- 22- Şüphesiz ki cehennem dönülecek yer olarak o taşkınlık yapanları bir gözleme yeri olmuştur.

23- Onlar, onun içinde uzun zamanlar kalıcılardır.

24- 25- 26- Onlar, onun içinde (yaptıklarına) bir uygun karşılık olarak bir serinlik ve bir içecek tatmayacaklardır kaynar su ve kara akıntı başka.

27- Şüphesiz ki onlar, bir hesap beklemezler idi.

28- Ve bizim delillerimizi yalanladıkça yalanlamışlardı.

29- Ve her bir şey ki biz onu bir kitap olarak sayılandırmışızdır.

30- (Onlara): "O halde siz tadın, artık bir bir azaptan başkasını size asla tattırmayacağız" (denilecektir).

31-32- 33- 34- Şüphesiz ki bir başarı yeri, alımlı bahçeler ve üzümler ve uyumlu yetişkin kadınlar ve dolu dolu kadehler, o korunanlar içindir.

35- Onların içinde bir amaçsız söz ve yalan işitmeyeceklerdir.

36- (Bunlar) senin Efendinden bir hesaplı sunumdur.

37- (O ki) o göklerin ve o yerin ve o ikisinin arasında olan şeylerin Efendisidir, şefkati kapsamlıdır. (Hiç kimse) O'ndan (onaysız) söz yöneltmeye hükümran olamaz.

38- O gün o esinti (Ruh) ve o melekler sıra sıra halde ayağa dikilecek. Onlar kelam edemeyecekler, bir kimse başka ki şefkati kapsamlı kendisine onay vermiştir ve o da hedefi saptırmadan söylemiştir.

39- Bu, o gerçek gündür. Artık kim dilerse kendisinin Efendisine (güzel) bir dönülecek yer edinir.

40- Şüphesiz ki biz sizi bir yakın azapla uyardık. O gün o kişi iki elinin öncelediği şeye bakacak ve o gerçeği örtücü: "Ah keşke ben bir toprak olsaydım" diyecektir.


1 Mart 2026 Pazar

MÜRSELAT SURESİ ÇEVİRİSİ

1- Ant olsun ki bilindiklik üzere o gönderilmiş (elçi)lere.

2- Ardından (onları yalanlayanlara) o estikçe esen fırtınalara.

3- Ve o (vahyi) yaydıkça yayanlara.

4- Ardından o (doğru ile yanlışı) ayırdıkça ayıran (kitap)lara.

5- 6- Ve bir gerekçe veya bir uyarı olarak bir hatırlatmayla o karşılaştıranlara.

7- Şüphesiz o şey ki siz söz veriliyorsunuz, kesinlikle (tepenize) düşücüdür.

8- Artık o yıldızlar silindiği zaman.

9- Ve o gök yarıldığı zaman.

10- Ve o dağlar savrulduğu zaman.

11- Ve o elçiler (tanıklık için) vakitlendirildikleri zaman.

12- (Bu) hangi güne süre verilmişti.

13- O ayırmanın gününe (süre verilmişti).

14- Ve sana ne akıl erdirtti nedir o ayırmanın günü?

15- O gün perişanlık o yalanlayanlar içindir.

16- Biz, o ilkleri yok etmedik mi?

17- Sonra biz o sonraki (Mekke'li)leri (o ilkler gibi yok ederek) de onları izlettireceğiz.

18- Biz, o suç işleyenlere işte böyle yaparız.

19- O gün perişanlık o yalanlayanlar içindir.

20- Biz, sizi bir değersiz sudan yaratmadık mı?

21- 22- Ardından biz onu bir bilinmiş (zaman) ölçüsüne kadar bir kararlı yere koymadık mı?

23- İşte biz, ona güç yetirdik. O halde biz o ne güzel güç yetiricileriz.

24- O gün perişanlık o yalanlayanlar içindir.

25- 26- Biz o yeri, yaşayanlara ve ölülere bir toplanma merkezi yapmadık mı?

27- Ve biz onda yüksek sarsılmaz sabitlikler yapmadık mı ve sizi bir tatlı susuzluğu giderici su ile suvarmadık mı?

28- O gün perişanlık o yalanlayanlar içindir.

29- Fırlayın siz o şeye (ateşe) ki onu yalanlıyordunuz.

30- 31- Fırlayın siz gölgelendirmeyen ve o kızıl alevden de ihtiyaçsızlık sağlamayan üç kolun sahibi bir gölgeye.

32- Şüphesiz ki o (alev), köşk gibi (büyük) kıvılcım atar.

33- Sanki o, sarı develerdir.

34-  O gün perişanlık o yalanlayanlar içindir.

35- Bu, onların konuşamayacakları bir gündür.

36- Ve onlara onay da verilmeyecek ki gerekçe göstersinler.

37- O gün vay o yalanlayanların haline.

38- Bu, o ayırmanın günüdür. Biz, sizi ve o ilkleri de toplamışızdır.

39- Haydi eğer sizin bir plânınız var ise, hemen bana plân kurun.

40- O gün perişanlık o yalanlayanlar içindir.

41- Şüphesiz ki o korunanlar gölgelerde ve su gözelerindedir.

42- Ve şiddetle arzu duyuyor oldukları şeylerden meyveler (içindedir).

43- (Onlara): "Siz, işlemekte olduğunuz şeyler nedeniyle afiyetle yiyin ve için" (denilecektir).

44- Şüphesiz ki biz o iyilik edenlere işte böyle karşılık veririz.

45- O gün perişanlık o yalanlayanlar içindir.

46- Siz yiyin ve biraz yararlanın, şüphesiz ki siz suç işleyenlersiniz.

47- O gün perişanlık o yalanlayanlar içindir.

48- Ve onlara: "Siz, saygıyla eğilin" denildiği zaman, onlar saygıyla eğilmezler.

49- O gün perişanlık o yalanlayanlar içindir.

50- Artık bundan sonra onlar hangi bir söze inanacaklar.


İNSAN SURESİ ÇEVİRİSİ

1- O insanın üzerine, kendisi daha hatırlanmış bir şey değilken o uzun zamandan bir vakit geçmedi mi?

2- Şüphesiz ki biz o insanı, bir katışıklı döllenmiş hücreden yarattık. Biz onu yokluyoruz, bu yüzden onu işitici, görücü olarak yaptık.

3- Şüphesiz ki biz ona o yolu gösterdik, (artık) ya bir şükredicidir, veyahut çok nankörlük edicidir.

4- Şüphesiz ki biz zincirleri ve (demirden) bağları ve bir çılgın ateşi o gerçeği örtücüler için hazırladık.

5- Şüphesiz ki o yüce gönüllüler, bir kadehten içeceklerdir ki onun (içindekinin) karışımı Kâfur'dur.

6- (O) bir gözedir ki, onu Allah'ın kulları içecek, onu fışkırttıkça fışkırtacaklardır.

7- Onlar, o adağı tastamam yerine getirirler ve bir günden kaygılanırlar ki onun şerri yaygınlaşıcıdır.

8- Ve onlar o yemeği ona olan sevgilerine rağmen çaresiz ve yetim ve esir durumdakilere yedirirler.

9- 10- (Onlar): "Biz sizi ancak ve ancak  Allah'ın yüzü (hoşnutluğu) için yediriyoruz ve sizden bir karşılık ve bir şükür istemiyoruz. Şüphesiz ki biz Efendimizden (gelecek) asık suratlı boğucu bir günden kaygılanıyoruz" (derler).

11- Bu yüzden Allah onları bu (boğucu) günün şerrinden korumuş ve onları bir parlaklıkla ve bir mutlulukla karşılaştırmıştır.

12- Ve onlara direnç göstermeleri nedeniyle bir bahçe ve bir ipekle karşılık vermiştir.

13- Onlar, onda o süslü koltuklar üzerine rahatça dayananlardır. Onlar, onda bir güneş (yakıcılığı) ve dondurucu soğuk görmeyeceklerdir.

14- Onun (bahçenin) gölgeleri onların üzerine pek yakın haldedir ve onun toplanacak meyveleri alçaltıldıkça alçaltılmıştır.

15- Ve onların üzerinde gümüşten kaplar ve bardaklarla dolaşılacaktır ki onlar billurdur.

16- Öyle billurlar ki gümüştendir onlar (dolaştıranlar), onları(n içindekileri) bir ölçüyle ölçülendirmişlerdir.

17- Ve onlara, onda (bahçede) bir kadeh içirilecektir ki onun (içindekinin) karışımı Zencefil'dir.

18- (O) bir gözedir ki, onda (bahçede) selsebil olarak adlandırılmaktadır.

19- Ve kalıcılaştırılmış gençler onların üzerinde dolaşacaktır. Sen onları gördüğün zaman, bir saçılmış inci hesap edeceksindir.

20- Ve sen gördüğün zaman, orada bir gönenç ve bir büyük hükümranlık göreceksindir.

21- İnce yeşil ipekten ve kalın ipekten giysiler, onların üzerlerindedir. Ve onlar gümüşten bilezikler takınmışlardır. Ve kendilerinin Efendisi onları bir tertemiz içecekle suvarmıştır.

22- Şüphesiz ki bu, sizin için bir karşılıktır ve sizin çabanız şükredilmiştir.

23- Şüphesiz ki biz o okunan(Kur'an)ı senin üzerine peyderpey olarak indirdik.

24- O halde sen Efendinin kararına (uyarak görevinde) direnç göster ve onlardan hiçbir günahkara veya çok nankörlük ediciye sakın itaat etme.

25- Ve gündüzün erken vakti ve akşam Efendinin adını hatırla.

26- Ve o geceden bir kısımda (kalk) da O'na boyun eğ ve bir uzun gece (boyu) O'nu tesbih et.

27- Şüphesiz ki şunlar o aceleyi (yakın yaşamı) seviyorlar ve bir ağır günü arkalarına bırakıyorlar.

28- Biz, onları yarattık ve (organlarını birbirine) çetin şekilde bağladık. Ve biz dilediğimiz zaman, onların benzerlerini bir değişmeyle değiştiririz.

29- Şüphesiz ki bu, bir hatırlatmadır. O halde kim dilerse kendisinin Efendisine bir yol edinir.

30- Ve siz (doğru yol edinmeyi) dilemiyorsunuz* Allah'ın dilemesi başka. Şüphesiz ki Allah, en iyi bilicidir, mutlak bilgedir. 

*Kur'an'ın beyanı üzere, Allah (c.c) kullarının inanmak veya inanmamak noktasında serbest bırakmış bu tercihlerinde onlara hiçbir müdahele de bulunmayacağını beyan etmiştir. Bu ayet ise Mekkeli müşriklerin serbest iradelerini kullanarak inkarda inatlarına dikkat çekmektedir. Allah (c.c) zımnen onlara "Sizler inanmamayı o kadar diliyorsunuz ki bu inadınız ancak benim sizi inanmaya zorlamamla kırılabilir" demektedir. Bu ayetin çevirilerinde gördüğümüz "Siz dileyemezsiniz" şeklindeki çeviriler, sanki Allah (c.c.) kullarının inanmak veya inanmamak noktasındaki tercihlerine müdahale ediyor gibi bir durum oluşturması ve ayetlerin siyak sibak gözetilmeden okunması nedeniyle kanaatimizce doğru değildir. Çünkü muzari fiilin başına gelen "Ma" edatı şimdiki zaman anlamı verir. Çevirmenler fiilin başında sanki "La" edatı yani varmış gibi yani gelecek zaman anlamı vermişlerdir.

31- O, dileyeceği kimseyi kendisinin şefkatine girdirir. Ve o haksızlık yapanlara ise çok acı verici azabı onlar için hazırlamıştır.


27 Şubat 2026 Cuma

KIYAMET SURESİ ÇEVİRİSİ

1- Hayır, ben kasem ederim ki, o kalkışın gününe.

2- Ve ben kasem ederim ki, (kendisini) çokça kınayan o benliğe.

3- Hesap mı ediyor o insan biz onun kemiklerini asla toplayamayacağız? 

4- Öyle değil, biz onun parmaklarını dahi denkleştirmeye güç yetiricileriz.

5- Doğrusu, o insan kendi önündekini (yalanlayarak) sınır tanımamayı istiyor.

6- O: "O kalkışın günü ne zaman?" diye (bilgi) talep ediyor.

7-8- 9- Artık o göz (korkudan) şimşek çaktığı ve ay işlevini yitirdiği ve güneş ve ay toplandığı zaman.

10- O gün o insan: "Kaçacak yer neresi?" diyecektir.

11- Hayır, (o gün) kaçacak bir sığınak olmayacaktır.

12- O gün o karar kılınmış yer, senin Efendinedir.

13- O gün o insan öncelediği ve sonraladığı şeyler nedeniyle haberlendirilecektir.

14- 15- Doğrusu, o insan eğer ki kendi gerekçesini ortaya koysa da (yaptıklarına karşı) kendi benliğinin üzerine bir sağgörü sahibidir.

16- Sen, onu aceleye getirmen için dilini onunla sakın hareketlendirme.

17- Şüphesiz ki onun toplanması ve onun okunması, bizim üzerimizedir.

18- O halde biz onu okuduğumuz zaman, artık sende onun okunuşuna uy.

19- Sonra onun açıklaması da bizim üzerimizedir.

20- Hayır, doğrusu siz o aceleyi (yakın yaşamı) seviyorsunuz.

21- Ve o sonraki (yaşamı) bırakıyorsunuz.

22- 23- Bazı yüzler o gün parlayıcıdır, kendilerinin Efendilerine bakıcıdır.

24- 25- Ve bazı yüzler o gün  buruşucudur, kendisine bel bükücü azabın yapılacağı kanısına varacaktır.

26- 27- 28- 29- 30- Hayır, (can) o köprücük kemiğine ulaşıp (boğaza takılıp kaldığı) ve: "(takılıp kalan bu canı boğazdan) yükseltecek kim?" denildiği ve o (can çekişen de bunun) o ayrılık gerçeği olduğu kanısına vardığı ve o bacak o bacağı dolandığı zaman, o gün o sevk yeri senin Efendinedir.

31- O, doğrulamadı ve kulluk görevini de yerine getirmedi.

32- Fakat yalanladı ve (başka tarafa) yakınlaştı.

33- Sonra kasıla kasıla kendi mensuplarına gitti.

34- 35- (Azap) daha yakın olsun sana, sonra yine (azap) daha yakın olsun sana.

36- Hesap mı ediyor o insan başıboş halde bırakılacak?

37- O, akıtılmakta olan bir meniden (oluşan) bir döllenmiş hücreden olmadı mı?

38- Sonra o bir embriyo oldu da, ardından O (onu) yarattı, ardından (onu) denkleştirdi.

39- Böylece ondan iki eşi, erkeği ve dişiyi oluşturdu.

40- Bu(nlara güç yetiren Allah), o ölüleri de (yeniden) yaşatmaya kesinlikle güç yetirici değil midir?


26 Şubat 2026 Perşembe

MÜDDESSİR SURESİ ÇEVİRİSİ

1- Ey sarınıp örtünen.

2- Sen kalk da uyar.

3- Efendini de büyükle.

4- Ve kendi giysini de temizle.

5- Ve o titreten azabı (gerektirecek işlerle) ilişiği de kes.

6- Ve (yaptığın işin karşılığının) çoğalmasını bekleyerek sakın borç yükleme.

7- Ve  Efendin için (görevinde) direnç de göster.

8- 9- 10- Artık o boruya üflendiği zaman, işte o gün o gerçeği örtücülerin üzerine kolay olmayan bir zorlu gündür.

11- 12- 13- 14- Sen beni o kimse ile (baş başa) bırak ki ben onu tek olarak yarattım ve ona takviye edilerek uzatılmış mallar (maddi imkanlar) ve (o imkanlara) tanıklar olarak oğullar verdim ve ona (her imkanı) döşedikçe döşedim.

15- Sonra o, daha da artırmamı umuyor.

16- Hayır. Şüphesiz ki o, bizim delillerimize karşı bir inatçıdır.

17- Ben onu yakında bir sarp yokuşa sardıracağım.

18- Şüphesiz ki o, düşündü ve ölçüledi.

19- Artık kahrolası nasıl ölçüledi.

20- Sonra yine kahrolası nasıl ölçüledi.

21- Sonra baktı.

22- Sonra surat astı ve yüzünü buruşturdu.

23- Sonra dönüp gitti ve büyüklük tasladı.

24- 25- Ardından: "Bu, izlenegelen bir sihirden başkası değil. Bu, o beşerin sözünden başkası değil" dedi.

26- Ben onu yakında sekar'a yaslandıracağım.

27-  Ve sana ne akıl erdirtti nedir Sekar?

28- O, kalıntı bırakmaz ve (yaktığını) terk etmez.

29- (O), (inkarcı) beşeri(n derisini yanmaktan dolayı) levhalaştıcıdır.

30- Onun üzerinde on dokuz (melek) vardır.

31- Ve biz o ateşin arkadaşlarını (görevlilerini) meleklerden başkası yapmadık. Ve biz onların sayısını gerçeği örtmüş olan kimseler için bir ayartmadan başkası da yapmadık ki o kitap verilmiş olan kimseler kesinkes inansın ve inanmış olan kimseler de inanç bakımından artırsın ve o kitap verilmiş olan kimseler ve o inananlar kuşkulanmasın ve kalplerinde bir hastalık olan kimseler ve o gerçeği örtücüler de: "Allah, bu örnekle neyi istedi?" desin. Allah dileyeceği kimseyi işte böyle saptırır ve dileyeceği kimseyi de doğruya iletir. Ve senin Efendinin askerlerini kendisinden başkası bilmiyor. Ve o (sekar), o beşer için bir hatırlatmadan başkası değildir.

32-33- 34- Hayır, ant olsun o aya ve dönüp gittiği zaman o geceye ve ağardığı zaman o sabaha.

35- 36- 37- Şüphesiz ki o (sekar), içinizden öne öne geçmeyi veya sona kalmayı dilemiş olan o beşere bir uyarıcı olarak o en büyüklerden biridir.

38- Her bir benlik kazandığı şey nedeniyle bir rehindir.

39- O sağın arkadaşları başka.

40- 41- (Onlar) bahçelerdedir. Birbirlerine o suç işleyenler(in akıbetin) den (bilgi) talep edeceklerdir.

42- 43- 44- 45- 46- 47- "Sizi sekar'a ne soktu?" (diyecekler). Onlar da: "Biz, kulluk görevlerini yerine getirenlerden (musallinden) değil idik ve o çaresizleri yedirmez idik ve o (azgınlığa) dalanların beraberinde (azgınlığa) dalmış idik ve biz o yükümlülüğün gününü yalanlıyor idik, nihayet bize (o kesinkes bilgi (olan ölüm) geldi" demişlerdir.

48- Artık onlara o eşlikçiler (olarak bildikler)inin eşlikçiliği fayda vermiyor.

49- 50- 51- Şimdi onlara ne oluyor ki o hatırlatmadan ilgisiz kalanlardır, sanki onlar aslandan kaçmış ürkek eşeklerdir.

52- Doğrusu, onlardan her bir kişi kendisine yayılmış sahifeler verilmesini istiyor.

53- Hayır. Şüphesiz ki onlar o sonraki (yaşama) karşı kaygılanmazlar.

54- Hayır, şüphesiz ki o bir hatırlatmadır.

55- Artık kim dilerse onu hatırlar.

56- Ve onlar hatırlamıyorlar, Allah'ın dilemesi başka. O, o korunma bilincinin mensubudur (kullarının sakınmasına layıktır) ve o bağışlamanın da mensubudur.


25 Şubat 2026 Çarşamba

MÜZZEMMİL SURESİ ÇEVİRİSİ

 1- Ey o (elçilik görevine) bürünen.

2- 3- 4- Sen, o gecenin pek azı hariç kalk, onun yarısını veya ondan pek az eksilt veya onun üzerine artır ve o okunan (Kur'an)ı tane tane sıralamayla oku.

5- Şüphesiz ki biz senin üzerine yakında bir ağır söz bırakacağız.

6- Şüphesiz ki o gecenin yetiştirmesi ki o, hareket imkanı bakımından daha çetindir ve söz bakımından da daha sağlamdır.

7- Şüphesiz ki o gündüz de bir uzun yüzüş (meşguliyet), senin içindir.

8- Ve sen Efendinin adını hatırla ve tam bir adanmışlıkla O'na yönel.

9- (O), (güneşin) doğum yerinin ve batım yerinin Efendisidir. O'ndan başka hiçbir tanrı yoktur, o halde sen O'na güvenip dayan.

10- Ve sen onların söylemekte oldukları şeylere karşı direnç göster ve bir güzel ayrılışla onlarla ayrıl.

11- Ve beni o gönencin sahibi o yalanlayıcılarla (başbaşa) bırak ve onlara biraz süre ver.

12- 13- Şüphesiz ki demir köstekler ve bir şiddetli ateş ve boğazı tıkayan bir yiyecek ve çok acı verici bir azap, bizim yanımızdadır.

14- O gün o yer ve o dağlar şiddetle sarsılacak ve o dağlar akıp dağılmış kum yığını olacak.

15- Şüphesiz ki biz Firavun'a gönderdiğimiz bir elçi gibi size de bir elçiyi gönderdik ki o size karşı tanık olacaktır.

16- Ne var ki Firavun o elçiye baş kaldırmıştı da bunun üzerine biz onu bir feci tutmayla tutuvermiştik.

17- Eğer siz de (Firavun gibi) gerçeği örtecek olursanız, bir günden kendinizi nasıl koruyacaksınız ki o (gün), çocukları ihtiyar hale getirecektir?

18- O gök onunla (o günün şiddetiyle) yarılmıştır. (Böylece) O'nun sözü yapılmış oldu.

19- Şüphesiz ki bu, bir hatırlatmadır. Artık kim dilerse kendisinin Efendisine bir yol edinir.

20- Şüphesiz ki senin Efendin biliyor, doğrusu sen o gecenin üçte ikisinden daha aşağısı ve onun yarısı ve onun üçte biri kalkıyorsun ve senin beraberindeki kimselerden bir zümre de (kalkıyor). Ve Allah, o geceyi ve o gündüzü ölçülendiriyor. O bilmiştir doğrusu siz onu (uzun süre) asla sayıp hesaplayamayacaksınız, bu durumda O size lütufla dönmüştür, artık siz o okunan (Kur'an) dan kolaylaştırılan şeyi okuyun. O bilmiştir doğrusu hastalar sizin içinizde olacak ve diğerleri de Allah'tan bir lütfun peşine düşerek o yerde (yola ayak) basacak (yolculuğa çıkacak) ve diğerleri de Allah'ın yolunda öldürüşecek, bu durumda siz ondan kolaylaştırılan şeyi okuyun ve o kulluk görevini ayakta tutun ve o arınmayı yerine getirin ve Allah'a bir iyi ödünçle ödünç verin. Ve siz kendi benlikleriniz için hayırdan ne öncelerseniz, onu Allah'ın yanında bulacaksınız, o (sizin için) daha hayırlı ve ödül bakımından daha büyüktür. Ve siz Allah'ın bağışlamasını isteyin. Şüphesiz ki Allah, çok bağışlayıcıdır, şefkati süreklidir.


24 Şubat 2026 Salı

CİN SURESİ ÇEVİRİSİ

1- 2- 3- 4- 5- 6- 7- 8- 9- 10- 11- 12- 13- 14- 15- Sen de ki: "Bana vahyolundu gerçek şu ki, o cinden bir takım o okunan (Kur'an) ı dinlemiş, bunun üzerine onlar 'Şüphesiz ki biz bir şaşırtıcı okuma işittik. O, olgun davranışın yoluna iletiyor, bu yüzden biz ona inandık. Ve biz Efendimize hiçbirini ortak koşmayacağız. Ve gerçek şu ki, bizim Efendimizin şanı yücedir. O, bir (hayat) arkadaşı ve bir çocuk ta edinmemiştir. Ve gerçek şu ki, bizim ahmaklarımız Allah'a karşı doğrudan uzak söz derdi. Ve şüphesiz ki biz, o insanın ve o cinnin Allah'a karşı bir yalanı asla demeyeceği kanısına varmıştık. Ve gerçek şu ki, o insandan bir kısım adamlar, o cinden bir kısım adamlara sığınırlardı da onlar, (inkar etmeye) baskı bakımından onları artırmışlardı. Ve şüphesiz ki onlar da sizin vardığınız gibi, Allah'ın hiçbirini asla harekete geçirmeyeceği kanısına varmışlardı. Ve şüphesiz ki biz, o göğü yokladık da onu çetin nöbetçilerle ve ateş parçalarıyla doldurulmuş bulduk. Ve şüphesiz ki biz, ondan (gökten) dinleme yapmak için oturma mevzilerine oturuyor idik. Şimdi kim dinlerse, hemen bir gözleyen ateş parçası kendisi için buluyor. Ve şüphesiz ki biz, o yerde olan kimseler için bir şer mi istendi, yoksa kendilerinin Efendisi onlar için bir olgun davranış mı istedi akıl erdiremiyoruz. Ve şüphesiz ki o düzgün olanlar da bizim içimizdedir ve bunun berisinden olanlar da bizim içimizdedir. Biz, ayrı ayrı yollar(a sapanlar) olduk. Ve şüphesiz ki biz, o yerde Allah'ı asla yetersiz bırakamayacağımız kanısına vardık ve biz O'nu kaçarak da asla yetersiz bırakamayız. Ve şüphesiz ki biz, o doğruyu göstericiyi işittiğimizde, ona inandık. Bundan böyle kim kendisinin Efendisine inanırsa, artık o bir eksiktilmeden ve bir baskıdan kaygılanmaz. Ve şüphesiz ki teslim olanlar da bizim içimizdedir ve hakkaniyetsiz davrananlar da bizim içimizdedir. Bundan böyle kim teslim olursa, artık onlar olgun davranışı hedeflemişlerdir. Ve şimdi o hakkaniyetsiz davrananlara gelince, artık onlar da cehenneme bir odun olmuşlardır' demişler.

16- 17- Ve şüphesiz ki eğer onlar o yol üzerinde dosdoğru olsalardı, biz onları bir gürül gürül akan su ile kesinlikle suvarırdık ki biz onları bununla ayartalım. Ve kim kendi Efendisinin hatırlatmasından ilgisiz kalırsa, O onu gitgide yükselen azaba sokacaktır.

18- Şüphesiz ki o secde edilen yerler, Allah'ındır, o halde siz Allah'ın beraberinde hiçbirini çağırmayın.

19- Ve gerçek şu ki, Allah'ın kulu O'nu çağırmaya ayağa kalktığında, onlar neredeyse onun üzerine yığılacak oluyorlardı.

20- Sen de ki: "Ben, ancak ve ancak Efendimi çağırırım ve ben O'na hiçbirini ortak koşmam."

21- Sen de ki: "Şüphesiz ki ben bir zarara ve bir olgun davranışa (eriştirmeye) sizin için hükümran değilim."

22-23-  Sen de ki: "Şüphesiz ki hiçbiri beni Allah'tan asla himaye edemez ve ben O'nun berisinden bir sığınak da asla bulamam, Allah'tan (gelen) ulaştırma ve O'nun mesajları başka. Ve kim Allah'a ve O'nun elçisine baş kaldırırsa, artık cehennem ateşi onun içindir ki, onlar onun içinde sonsuza dek sürekli kalıcılardır."

24- Nihayet onlar söz verilmekte oldukları şeyi gördükleri zaman, kim yardımcı bakımından daha zayıf ve adet bakımından daha az artık yakında bileceklerdir.

25- Sen de ki: "Sizin söz verilmekte olduğunuz şey yakın mıdır yoksa benim Efendim ona bir süre koyar mı ben akıl erdiremiyorum."

26- 27- 28- (O), o algılanamayanın bilicisidir, O hiçbirini kendi algılanamayanının üzerine görünür kılmaz. Bir elçiden hoşnut olduğu kimse başka. Şüphesiz ki O, onun (elçinin) önünden ve ardından bir gözlemci koyar ki kendilerinin Efendisinin mesajlarını kesinlikle ulaştırdıklarını bilsin ve O, onların yanında olan şeyi kuşatmış ve her bir şeyi adet bakımından da sayılandırmıştır.


22 Şubat 2026 Pazar

NUH SURESİ ÇEVİRİSİ

1- Şüphesiz ki biz Nuh'u "Sen, kendi topluluğunu, onlara çok acı verici bir azap gelmesi öncesinden uyar" diye kendi topluluğuna gönderdik.

2- 3- 4- O da: "Ey topluluğum, şüphesiz ki ben 'Siz, Allah'a kulluk edin ve O'na karşı korunun ve bana itaat edin ki, O da sizin peşinize takılı suçlarınızdan bir kısmını size bağışlasın ve sizi bir adlanmış süreye kadar sonralasın' diye sizin için (gönderilmiş) bir apaçık uyarıcıyım. Şüphesiz ki Allah'ın süresi geldiği zaman, sonralanmaz. Eğer siz biliyor olsaydınız, (inanırdınız)" dedi. 

5- 6- 7- 8- 9- 10- 11- 12- 13- 14- 15- 16- 17- 18- 19- 20- O: "Ey Efendim, şüphesiz ki ben kendi topluluğumu gece ve gündüz çağırdım. Buna rağmen benim çağrım onlara bir kaçıştan başkasını artırmadı ve şüphesiz ki ben senin bağışlaman için onları ne zaman çağırdıysam, parmaklarını kulaklarına tıkadılar ve elbiselerine kaplandılar ve (inanmamakta) ısrar ettiler ve büyüklendikçe büyüklendiler, sonra şüphesiz ki ben onları açıkça seslenerek çağırdım, sonra şüphesiz ki onlara (gizlemeksizin) ilan da ettim ve onları gizledikçe gizleyerek de (çağırdım) yine ben onlara 'Siz, Efendinizin bağışlamasını isteyin, şüphesiz ki O çok bağışlayıcıdır, sizin üzerinize o göğü(n yağmurunu) bol bol gönderiyor ve sizi mallarla ve oğullarla takviye ederek uzatıyor ve sizin için bahçeler oluşturuyor ve sizin için nehirler oluşturuyor. Size ne oluyor ki Allah'a bir ağırlığı yakıştıramıyorsunuz? Oysa O sizi aşama aşama yaratmıştır. Siz görmediniz mi Allah yedi göğü tabaka halinde (uyumlu) yaratmıştır ve onlarda ayı bir ışık yapmıştır ve güneşi de bir lamba yapmıştır ve Allah sizi o yerden bir bitki olarak bitirmiş, sonra O sizi ona tekrar geri döndürecek ve (kabirlerden) çıkardıkça çıkaracaktır. Ve Allah o yeri geniş olarak sizin için oluşturdu ki siz onda geniş yollara sokulasınız' dedim" dedi.

21- 22- 23- 24- Ve Nuh (yine): "Ey Efendim, şüphesiz ki onlar bana baş kaldırdılar ve o kimseye uydular ki kendisinin malı ve çocuğu ona bir ziyandan başkasını artırmamıştır ve onlar çok büyük tuzakla tuzak kurdular ve 'Siz, tanrılarınız sakın sakın bırakmayın ve Vedd'i ve Suva'ı ve Yeğus'u ve Yeuk'u ve Nesr'i sakın sakın bırakmayın' dediler, böylece onlar bir çoğu saptırdılar. Ve sen o haksızlık yapanlara sapkınlıktan başkasını artırma" dedi.

25- Onlar yanılgılarından dolayı batırıldılar, akabinde bir ateşe girdirildiler de kendileri için Allah'ın berisinden yardımcılar da bulamadılar.

26- 27- 28- Ve Nuh: "Ey Efendim, o yerde o gerçeği örtücülerden yurt yurt dolaşan hiçbirini sakın (sağ) bırakma. Şüphesiz ki sen eğer onları (sağ) bırakırsan, senin kullarını saptırırlar ve bir sınır tanımayan nankörden başkasını doğurmazlar. Ey Efendim, sen beni ve anne babamı ve o kimseyi ki benim evime inanan olarak girmiştir ve o inanan erkekleri ve inanan kadınları bağışla. Ve sen o haksızlık yapanlara da darmadağınlıktan başkasını artırma" dedi.


MEARİC SURESİ ÇEVİRİSİ

1- 2- 3- Bir talep edici o gerçeği örtücülere düşücü azabı talep etti, onun o yükselme yollarının sahibi Allah'tan bir savıcısı olmayacaktır.

4- O melekler ve o esinti O'na (Ruh) bir günde yükselir ki, onun ölçüsü elli bin yıldır.

5- O halde sen (zorluklara karşı) bir güzel dirençle direnç göster.

6- Şüphesiz ki onlar onu (azabı) uzak olarak görüyorlar.

7- Ve biz onu yakın olarak görüyoruz.

8- O gün o gök yağ tortusu gibi olacaktır.

9- Ve o dağlar renkli yün gibi olacaktır.

10- Ve bir sıcak dost, bir sıcak dostu(ndan hiçbir şey) talep edemeyecektir.

11- 12- 13- 14- Onlar (birbirlerine) gösterileceklerdir. O suçlu arzu edecek ki o günün azabından (kurtulmak için) kendisinin oğullarını ve (hayat) arkadaşını ve erkek kardeşini ve aşiretini, ki onu barındırmaktadır ve o yerdeki kimseleri toplu olarak fidye versin, sonra da kendisini kurtarsın.

15- 16- Hayır. Şüphesiz ki o, kafa derisini soyucu harlı bir ateştir.

17- 18- O kimseyi çağırmaktadır ki o, dönüp gitmiş ve (başka tarafa) yakınlaşmış ve toplamıştır da saklamıştır.

19- Şüphesiz ki o insan doyumsuz olarak yaratılmıştır.

20- Kendisine o şer dokunduğu zaman, sızlanıcıdır.

21- Ve kendisine o hayır dokunduğu zaman, alıkoyucudır.

22- Kulluk görevlerini yerine getirenler başka.

23- Öyle kimselerdir ki onlar, kulluk görevlerinin üzerinde devamlıdırlar.

24- 25- Ve onlar öyle kimselerdir ki, kendi mallarında talep ediciler (dilenci) ve yoksun bırakılmışlar için bilinmiş bir hak vardır.

26- Ve onlar öyle kimselerdir ki, o yükümlülüğün gününü doğrularlar.

27- Ve öyle kimselerdir ki onlar, kendilerinin Efendisinin azabından korkuyla titreyenlerdir.

28- Şüphesiz ki kendilerinin Efendisinin azabı (hiçbir kimse için) güvenilmiş değildir. 

29- Ve öyle kimselerdir ki onlar, ırzlarını kollayıp gözetenlerdir.

30- Kendi eşlerinin veya sağ ellerinin sahip oldukları şeylerin üzerine başka. Bu yüzden şüphesiz ki onlar kınanmışlar değildir.

31- Bundan böyle kim bunun ötesinin peşine düşerse, artık onlar o aşırı gidenlerin ta kendileridir.

32- Ve öyle kimselerdir ki onlar, emanetlerini ve bağlılık sözlerini güdenlerdir.

33- Ve öyle kimselerdir ki onlar, tanıklıklarını ayakta tutanlardır.

34- Ve öyle kimselerdir ki onlar, kulluk görevlerinin üzerini titizlikle kollayıp gözetenlerdir.

35- İşte onlar, bahçelerde değer verilmişlerdir.

36- 37- Şimdi, gerçeği örtmüş olan kimselere ne oluyor ki  sağdan ve  soldan guruplar halinde sana yönelerek boyunlarını uzatarak koşanlardır.

38- Onlardan her bir kişi gönenç bahçesine girdirilmeyi mi umuyor?

39- Hayır. Şüphesiz ki biz onları biliyor oldukları şeyden yarattık.

40- 41- Artık hayır, ben kasem ederim ki o (güneşin) doğum yerlerinin ve o batım yerlerinin Efendisine, şüphesiz ki biz onlardan daha hayırlısını değiştirmemiz üzerine kesinlikle güç yetirenleriz. Ve biz asla önüne geçilmişler de olmayacağız.

42- Artık sen onları bırak ki onlar dalsınlar ve oynasınlar ta ki karşılaşacakları günlerine kadar, o ki onlar (o güne) söz verilmektedirler.

43- O gün, onlar mezarlardan hızlıca çıkacaklar, sanki dikili taşlara aceleyle koşuyorlar.

44- Onların gözleri saygıyla öne eğilen oldukları halde kendilerini bir aşağılanma basacaktır. Bu, o gündür ki onlar (bugün için) söz veriliyor idiler.


21 Şubat 2026 Cumartesi

HAKKA SURESİ ÇEVİRİSİ

1- O gerçek.

2- Nedir o gerçek?

3- Ve sana ne akıl erdirtti nedir o gerçek?

4- Semud ve Ad o çarpıcı felaketi yalanladı.

5- Şimdi Semud'a gelince, bu yüzden onlar o taşkın (ses ve sarsıntıyla) yok edildiler

6- Şimdi Ad'a gelince, bu yüzden onlar da bir uğultulu azgın sert rüzgarla yok edildiler.

7- O, onu (sert rüzgarı) yedi gece ve sekiz gün onların üzerine aralıksız olarak boyun eğdirdi, Artık sen (orada olsaydın) o topluluğu onda (sert rüzgarda) yere yıkılmış olarak görürdün. Sanki onlar içi boş hurma kütükleridir.

8- Şimdi sen herhangi bir kalıcılığı onlar için görebiliyor musun?

9- Ve Firavun ve onun öncesi kimseler ve o ters yüz edilmiş  şehirler, o yanılgıyla geldi.

10- Böylece onlar kendilerinin Efendisinin elçisine baş kaldırdılar, bu yüzden O da onları (şiddeti) gitgide artan bir tutuşla tutuverdi.

11- 12- Şüphesiz ki biz o su taştığında o akıp giden (gemi)de sizi taşıdık ki biz onu sizin için bir hatırlatma yapalım ve saklayıcı kulaklar onu saklasın.

13- 14- 15- Artık boruya bir tek üflemeyle üflendiği ve o yer ve o dağlar (yerlerinden) taşınıp da tek bir çarpma ile darmadağın edildiği zaman, işte o gün o düşüş (kıyamet) gerçekleşmiştir.

16- Ve o gök yarılmıştır artık o, o gün gevşeyip zayıflamış bir haldedir.

17- Ve o melek (topluluğu da) onun (o göğün) etrafındadır. Ve o gün senin Efendinin tahtını onların da üstündeki sekiz (melek) taşıyacaktır.

18- Siz o gün O'na sunulacaksınız sizden olan hiçbir saklılık, saklı kalmayacaktır.

19- 20- Şimdi, o kimseye gelince ki kendisinin kitabı sağ eline verilmiştir, artık o: "Siz, alın okuyun kendi kitabımı. Şüphesiz ki ben kanıya varmıştım karşılayıcı olacağım kendi hesabımı" diyecektir.

21- 22- 23- 24- Artık o, bir yüce bahçede, onun toplanacak meyveleri yakın halde bir hoşnut geçim içinde (onlara): "Siz, afiyetle o gelip geçmiş günlerde önceden gönderdiğiniz şeyler nedeniyle yiyin ve için" (denilecektir).

25- 26- 27- 28- 29- Ve o kimseye gelince ki kendisinin kitabı sol eline verilmiştir, artık o da: "Ah keşke benim verilmeseydi kitabım ve akıl edemeseydim hesabımı. Ah keşke o (ölüm) işi bitiren olsaydı. Benden ihtiyacı gidermedi benim malım. Benden yok oldu yetkim gücüm" diyecektir.

30- 31- 32- 33- 34- 35- 36- 37- (Sonra meleklere): "Siz, tutun onu ve bağlayın onu, sonra o şiddetli ateşe yaslandırın onu, sonra bir zincire vurun ki onun kol ölçüsü yetmiş koldur (ateşe) bu şekilde sokun onu. Şüphesiz ki o, büyük Allah'a inanmazdı ve o çaresizin doyumu üzerine bir teşvikte bulunmazdı. Bu yüzden bugün burada sıcak yakın dost  ve bir yiyecek onun için yoktur, kirli su başka, o yanılanlardan başkası yemez onu" (denilecektir).

38- 39- Artık hayır, ben kasem ederim o şeylere ki siz görüyorsunuz ve o şeylere ki siz görmüyorsunuz.

40- Şüphesiz ki o, kesinlikle bir değerli elçinin sözüdür.

41- Ve o, kesinlikle bir şairin sözü değildir. Siz pek az olsun inanmıyorsunuz.

42- Ve kesinlikle bir kahinin sözü de değildir. Siz pek az olsun hatırlamıyorsunuz.

43- (O), o tüm insanların Efendisinden bir indirmedir.

44- 45- 46- 47- Eğer o, o bazı sözleri bizim üzerimize (atfen) söyleseydi, biz ondan o sağ eli (gücü) kesinlikle tutardık, sonra biz ondan o şah damarı kesinlikle keserdik. Artık sizden hiçbiri de (bunu) ondan engelleyiciler olamazdı.

48- Ve şüphesiz ki o, kesinlikle o korunanlar için bir hatırlatmadır.

49- Ve şüphesiz ki biz, kesinlikle içinizden yalanlayıcılar olduğunu bilmekteyiz.

50- Ve şüphesiz ki o, kesinlikle o gerçeği örtücülerin üzerine bir hayıflanmadır.

51- Ve şüphesiz ki o, o kesinlikle bir gerçektir.

52- O halde sen o büyük Efendinin adını tesbih et.


20 Şubat 2026 Cuma

KALEM SURESİ ÇEVİRİSİ

1- Nun, ant olsun ki o kaleme ve satır satır yazmakta olduğu şeylere.

2- Sen, Efendinin gönenciyle asla bir cinlenmiş değilsin.

3- Ve şüphesiz ki borç yüklenmemiş bir ödül, kesinlikle senin içindir.

4- Ve şüphesiz ki sen, kesinlikle çok büyük bir gelenek üzerindesin.

5- 6- Artık yakında sen de göreceksin ve onlar da görecekler, hanginiz o ayartılmış.  

7- Şüphesiz ki senin Efendin ki O, o kimseyi daha iyi bilendir ki, kendisinin yolundan sapmıştır ve O, o doğruyu bulanları da daha iyi bilendir.

8- O halde sen, o yalanlayıcılara sakın itaat etme.

9- Onlar arzu ettiler ki eğer sen (taviz vererek) yumuşatasın, buna karşılık onlar da (tavırlarını) yumuşatsınlar.

10-11- 12- 13- 14- Ve sen sakın itaat etme her çok yeminci değersize, (onu bunu) çekiştirip durana, laf getirip götürmek için çokça ilerleyene, hayra karşı çok alıkoyucuya, aşırı giden günahkara, sertçe sürükleyici, aynı zamanda soysuza, malın ve oğulların sahibi oldu diye.

15- Bizim delillerimiz ona ne zaman peşi sıra okunsa: "(Bu), o ilklerin söylenceleridir" der.

16- Biz, yakında ona hortumun(un) üzerini işaretleyeceğiz.

17- 18- Şüphesiz ki biz o bahçenin arkadaşlarını yokladığımız gibi onları da yokladık. Bir zaman kendileri sabahlayanlar iken onu kesinlikle devşireceklerine kasem etmişlerdi. Ve onlar (herhangi bir durumu veya başkalarının hakkını) istisna etmemişlerdi.

19- 20- Ne var ki onlar uyuyanlar iken onun üzerini senin Efendinden bir dolaşıcı dolaşmış, böylece o (bahçe) devşirilmiş hale gelivermişti.

21- 22- Derken onlar sabahlayanlar iken: "Eğer siz devşiriciler iseniz, ekininizin üzerine sabah erkenden varın" diye birbirlerine seslenmişlerdi.

23- 24- Aynı zamanda onlar aralarında alçak sesle konuşarak: "Bugün hiçbir çaresiz sizin üzerinize ona sakın sakın girmesin" diye hareketlenmişlerdi.

25- Ve onlar (çaresizleri üründen) mahrum bırakmaya güç yetiriciler olarak sabah erkenden (o niyetle bahçeye) varmışlardı.

26- 27- Ne zaman ki onlar onu gördüler: "Şüphesiz ki biz kesinlikle (bahçenin yolunu) sapıtanlarız. Doğrusu biz (ürün almaktan) yasaklanmışlarız" demişlerdi.

28- Onların en dengelisi: "Ben size dememiş miydim tesbih ediyor olmalı değil misiniz?" demişti.

29- Onlar da: "Efendimizi tenzih ederiz, şüphesiz ki biz haksızlık yapanlar idik" demişlerdi.

30- Artık onların bir kısmı bir kısma dönmüş birbirlerini kınıyorlardı.

31- 32- Onlar: "Eyvah bize, şüphesiz ki biz taşkınlık yapanlar idik. Efendimizin ondan daha hayırlısını bize değiştirmesi umulur, şüphesiz ki biz Efendimize ilgi duyanlarız" demişlerdi.

33- (Yakın yaşamda) o azap işte böyledir. Ve o sonraki (yaşamın) azabı ise, kesinlikle daha büyüktür. Eğer onlar biliyor olsalardı (böyle yapmazlardı). 

34- Şüphesiz ki kendilerinin Efendisinin yanında o gönenç bahçeleri o korunanlar içindir.

35- O halde biz o teslim olanları, o suç işleyenler gibi mi tutacağız?

36- Size ne oluyor, nasıl karar veriyorsunuz?

37- Yoksa bir kitap sizin için midir ki onu belliyorsunuz?

38- Onda: "Seçip beğendiğiniz şeyler, şüphesiz ki sizin içindir" (mi yazıyor?)

39- Yoksa: "Karar vermekte olduğunuz şeyler, şüphesiz ki sizin içindir" diye bizim üzerimizdeki o kalkışın gününe kadar ulaşan yeminler, sizin için midir?

40- Sen onlara (bilgi) talep et, onların hangisi buna garanti verici?

41- Yoksa ortaklar onlar için midir? Eğer onlar doğru söyleyenler iseler, haydi ortaklarını getirsinler.

42- O gün ki bacaktan örtü kaldırılacak (paçalar tutuşacak her şey ayan beyan ortaya çıkacak) ve onlar o boyun eğmeye çağrılacaklar, ne var ki onlar güç yetiremeyecekler.

43- Onların gözleri saygıyla öne eğilen olarak kendilerini bir aşağılanma basacak. Oysa onlar salimler (hiçbir engelleri yok) iken o boyun eğmeye çağrılıyorlar idi.

44- O halde sen beni o kimseyle (baş başa) bırak ki o bu sözü yalanlamaktadır. Biz onları bilemeyecekleri yerden yakında kademe kademe (azaba) yaklaştıracağız.

45- Ve ben onlara mühlet veriyorum. Şüphesiz ki benim plânım sağlamdır.

46- Yoksa sen onlardan bir ödül talep ediyorsun da onlar ağır bir borçtan dolayı ezilmişler midir?

47-  Yoksa o algılanamayanan(ın bilgisi) onların yanındadır da onlar (oradan) mı yazıyorlar?

48- Artık sen kendi Efendinin kararına (uyarak görevinde) direnç göster ve sakın o balığın arkadaşı gibi olma. Hani o kederlenmiş bir halde seslenmişti.

49- Eğer ona kendi Efendisinden bir gönencin yetişmesi olmasaydı, o kesinlikle o çıplak alana yerilmiş olarak atılacaktı.

50- Sonunda kendi Efendisi onu derleyip topladı böylece onu o düzgünlerden kıldı.

51- Ve şüphesiz ki gerçeği örtmüş olan kimseler o hatırlatmayı işittiklerinde, neredeyse seni gözleriyle kaydıracaklardı ve (senin için): "Şüphesiz ki o kesinlikle bir cinlenmiştir" diyorlar.

52- Ve o, o tüm insanlar için bir hatırlatmadan başkası değildir.


18 Şubat 2026 Çarşamba

MÜLK SURESİ ÇEVİRİSİ

1-  Bereketi sonsuzdur ki O, o hükümranlık kendi elindedir. Ve O, her şeyin üzerine güç yetiricidir.

2- O ki, ölümü ve hayatı yarattı ki hanginiz iş bakımından daha iyi sizi yoklasın. Ve O, mutlak güçlüdür, çok bağışlayıcıdır.

3- O ki, o yedi göğü tabaka halinde yarattı. Sen, şefkati kapsamlının yaratışında hiçbir uyumsuzluk görmüyorsun. Şimdi sen o bakışı (o göğe) döndür herhangi bir yarık görecek misin?

4- Sonra sen o bakışı tekrar tekrar (göğe) döndür, o bakış aşağılık ve bitkin halde sana çevrilecektir.

5- Ve ant olsun ki biz o yakın göğü kandillerle süsledik ve onları o şeytanlar için bir taşlama yaptık ve o çılgın ateşin azabını onlar için hazırladık.

6- Ve cehennem azabı, kendilerinin Efendisini(nden gelen) gerçeği örtmüş olan kimseler içindir. Ve ne kötüdür o varış yeri.

7- Ona atıldıkları zaman, onun kaynar haldeki homurtusunu işitecekler.

8- O, neredeyse o öfkeden dolayı çatlayacak. Her ne zaman ona bir bölük atılsa, onun görevlileri onlara: "Size bir uyarıcı gelmedi mi?" diye (bilgi) talep edecek.

9- Onlar da: "Aksine (gelmişti), bize kesinlikle bir uyarıcı gelmişti de biz yalanlamış ve demiştik ki Allah hiçbir şey indirmedi, siz bir büyük sapkınlık içinde olandan başkası değilsiniz" demişlerdir.

10- Ve onlar yine: "Eğer biz dinliyor veya bağ kuruyor olsaydık, o çılgın ateşin arkadaşları içinde olmayacaktık" demişlerdir.

11- Böylece onlar peşlerine takılı suçlarını tanıtmışlardır. Artık (şefkatten) uzaklık, o çılgın ateşin arkadaşlarına olsun.

12- Şüphesiz ki o kimseler algılanamaz iken kendilerinin Efendisinden çekinmektedirler, bir bağışlama ve bir büyük ödül, onlar içindir.

13- Ve siz sözünüzü gizleyin veya onu açığa vurun. Şüphesiz ki O, o göğüslerin sahip olduğu her şeyi en iyi bilicidir.

14- O kimse hiç bilmez mi ki O yarattı? Ve O, çok lutfedicidir, en iyi haber alıcıdır.

15- O ki, o yeri alçalmış hale sizin için getirdi, o halde siz de onun omuzlarında adımlayın ve O'nun rızkından yiyin. Ve (dirilerek) yayılma yalnızca O'nadır.

16- Siz güvende misiniz o gökteki kimsenin sizi o yere geçirmesinden? Bir de bakmışsınız o çalkalanıyor.

17- Yoksa siz güvende misiniz o gökteki kimsenin sizin üzerinize bir kızgın taş fırtınası göndermesinden? Artık benim uyarım nasılmış siz yakında bileceksiniz.

18- Ve ant olsun ki kendilerinden önceki kimseler de yalanlamıştı, artık benim garipsemem nasıl olmuş?

19- Ve onlar o kuşları görmediler mi onların üstünde sıra sıra halinde ve kanat çırpıyorlar? Onları şefkati kapsamlıdan başkası tutmuyor. Şüphesiz ki O, her bir şeyi en iyi görücüdür.

20- Yoksa o kimse şu mu ki kendisi şefkati kapsamlının berisinden size yardım edecek ordunuz? O gerçeği örtücüler bir aldanış içinde olandan başkası değildir.

21- Yoksa o kimse şu mu ki size rızık verecek eğer O, kendisinin (size verdiği) rızkını tutsa. Hayır onlar bir nefret ve itaatsizlik içinde olmayı inatla devam ettirdiler.

22- Öyleyse o kimse ki kendisinin yüzü üzeri kapanarak yol almaktadır o mu daha doğrudur? Yoksa o kimse ki denk olarak doğruluğunu koruyan yol üzerinde yol almaktadır o mu (daha doğrudur)?

23- Sen de ki: "O ki, sizi geliştirdi ve o işitmeyi ve o görmeleri ve o gönülleri sizin için var etti. Siz pek az olsun şükretmiyorsunuz."

24- Sen de ki: "O ki, sizi o yerde yaydı ve siz yalnızca O'na sürülüp toplanacaksınız."

25- Ve onlar: "Eğer siz doğru söyleyenler iseniz, bu söz ne zaman (gerçekleşecek)?" diyorlar.

26- Sen de ki: "O bilgi ancak ve ancak Allah'ın yanındadır ve ben ancak ve ancak bir apaçık uyarıcıyım."

27- Ne zaman ki onlar onu yakın olarak gördüler, gerçeği örtmüş olan kimselerin yüzleri kötüleşecek ve onlara: "Bu, o şeydir ki siz onu çağırmaktaydınız" denilecek.

28- Sen de ki: "Bana söyleyin, eğer Allah beni ve beraberimdeki kimseleri yok etse veya bize sürekli şefkat etse, artık kimdir o gerçeği örtücüleri çok acı verici azaptan himaye edecek?"

29- Sen de ki: "O, şefkati kapsamlıdır, biz O'na inandık ve yalnızca O'nu güvenip dayndık. Artık siz yakında bileceksiniz, kimmiş kendisi o apaçık bir sapkınlık içinde olan."

30- Sen de ki: "Bana söyleyin, eğer sizin suyunuz dibe çekilecek olursa, artık kim size bir su gözesini getirecek?"


16 Şubat 2026 Pazartesi

TAHRİM SURESİ ÇEVİRİSİ

 1- Ey o haberci, sen kendi eşlerinin hoşnutluğunun peşine düşerek o şeyi niçin (kendine) yasaklaştırıyorsun ki Allah onu sana serbestleştirmiştir? Ve Allah, çok bağışlayıcıdır, şefkati süreklidir.

2- Allah, yeminlerinizin serbestleşmesini sizin için kesinlikle (kefaret karşılığı) belirlemiştir. Ve Allah, sizin yakınınızdır. Ve O, en iyi bilicidir, mutlak bilgedir.

3- Ve hani o haberci, kendi eşlerinin bazısına bir söz gizlemişti. Ne zaman ki o (eş) onu (diğer eşe) haberlendirdi ve onu da Allah ona (haberciye) açığa çıkardı, o (haberci) onun bir kısmını (eşine) tanıtmış ve bir kısmından da ilgisiz kalmıştı. Ne zaman ki o (haberci) onu, kendisine (eşine) haberlendirdirdi, o (eş) de: "Bunu sana kim haberlendirdi?" demişti. O (haberci): "Beni en iyi bilici, en iyi haber alıcı haberlendirdi" demişti.

4- Eğer siz ikiniz Allah'a itaate dönerseniz, (Allah'da size lütufla döner), çünkü ikinizin kalpleri (yanlışa) meyletmiştir. Ve eğer siz ikiniz ona karşı sırt sırta verirseniz, artık şüphesiz ki Allah, onun yakınının ta kendisidir ve Cibril ve inananların düzgünleri de. Ve bunun ardından o melekler de (yakınıdır).

5- Eğer o, sizin evlilik bağınızı çözerse, kendi Efendisinin ona sizden daha hayırlı eşlerle değiştirmesi umulur ki onlar, teslim olan, inanan, gönülden bağlanan, itaate dönen, kulluk eden, (Allah'ın yolunda) dolaşan dullar ve bakirelerdir.

6- Ey inanmış olan kimseler, siz kendi benliklerinizi ve kendi mensuplarınızı bir ateşten koruyun, onun yakıtı o insanlar ve o taşlardır, kaskatı çetin melekler onun üzerindedir, onlar Allah'ın kendilerine buyurduğu şeye baş kaldırmazlar ve buyuruldukları şeyi yaparlar.

7- (O melekler ateştekilere): "Ey gerçeği örtmüş olan kimseler, siz bugün sakın gerekçe göstermeyin. Siz ancak ve ancak işlemekte olduğunuz şeylere karşılık görüyorsunuz" (diyeceklerdir).

8- Ey inanmış olan kimseler, siz Allah'a içtenlikli bir dönüşle itaate dönün. Efendinizin sizden kötülüklerinizi örtmesi ve sizi bahçelere girdirmesi umulur, onların altından o nehirler akar. O gün Allah o haberciyi ve onun beraberindeki inanmış olan kimseleri rezil etmeyecektir. Onlar, kendilerinin ışığı önlerinde ve sağlarında olduğu halde koşacak: "Ey Efendimiz, sen bize ışığımızı tamamla ve bizi bağışla. Şüphesiz ki sen her şeyin üzerine güç yetiricisin" diyeceklerdir.

9- Ey o haberci, sen o azılı gerçeği örtücülere ve o ikiyüzlülere karşı güç kullan ve onlara karşı kaskatı ol. Ve onların sığınacak yeri cehennemdir. Ve o ne kötü varış yeridir.

10- Allah, gerçeği örtmüş olan kimselere örnek olarak Nuh'un karısını ve Lut'un karısını ortaya koydu. O ikisi, bizim kullarımızdan iki düzgün kulun (nikahı) altında idiler, böyle iken o ikisine ihanet ettiler de o ikisi (kocaları) Allah'tan (gelen azaba karşı) o ikisinden hiçbir şeyi asla ihtiyaçsız kılamadı ve ikisine: "İkiniz, o ateşe girenlerin beraberinde girin" denildi.

11- Ve Allah, inanmış olan kimselere örnek olarak da Firavun'un karısını ortaya koydu. Bir zaman o: "Ey Efendim, sen bana kendi yanından o bahçede bir ev yap ve beni Firavun'dan ve onun işinden kurtar ve beni o haksızlık yapanlar topluluğundan kurtar" demişti.

12- Ve İmran'ın kızı Meryem ki kendi ırzını korumuştu da biz ona esintimizden üflemiştik ve o da kendi Efendisinin kelimelerini ve kitaplarını doğrulamış ve o gönülden bağlananlardan olmuştu.


15 Şubat 2026 Pazar

TALAK SURESİ ÇEVİRİSİ

1- Ey o haberci, siz o kadınların evlilik bağını çözeceğiniz zaman, artık onların bağını bekleme süresi içinde çözün ve o bekleme süresini de sayın. Ve siz Efendiniz olan Allah'a karşı korunun. Siz, onları sakın evlerinden çıkarmayın ve onlar da sakın çıkmasınlar, onların bir apaçık hayasızlık (suçu) getirmeleri başka. Ve bu, Allah'ın sınırlarıdır. Ve kim Allah'ın sınırlarına karşı aşırı giderse, artık o kesinlikle kendi benliğine haksızlık yapmıştır. Sen akıl erdiremezsin umulur ki Allah bundan sonra bir iş (durum) oluşturur.

2- Artık onlar (iddet) sürelerine ulaştığı zaman, siz onları o benimsenmişe göre elde tutun veya benimsenmişe göre ayrılın ve içinizden iki eşitlik sahibini de tanıklandırın ve tanıklığı Allah için ayakta tutun. Bu size öğüttür, onunla Allah'a ve o sonraki güne inanmakta olan kimse (öğütleniyor). Ve kim Allah'a karşı korunursa, O ona bir çıkış yolu oluşturur.

3- Ve O, ona hesaplamayacağı yerden rızık verir. Ve kim Allah'a güvenip dayanırsa artık O, ona yeterlidir. Şüphesiz ki Allah kendi buyruğunu ulaştırıcıdır. Allah, her şey için kesinlikle bir ölçü koymuştur.

4- Ve kadınlarınızdan o hayızdan ümit kesmiş olan kimseler ki, eğer siz kuşkulanırsanız, artık onların iddetleri üç aydır ve o kadınlar ki hayız görmediler* (onlar için de üç aydır). Ve o yüklerin sahiplerinin süreleri ise, yüklerini doğurmalarıdır. Ve kim Allah'a karşı korunursa, O ona kendi buyruğundan bir kolaylık oluşturur. 

* Lem yehidne kelimesine ilişkin yapılan tefsirlere bakıldığında, bu kelime ile hayız görmeyen küçük çocukların kast edildiği yönünde yorumlara rastlamaktayız. Ayette geçen Nisaüküm yani kadınlarınız ifadesine bakıldığında kadınlardan sıhhi nedenlerden ötürü hayız görmeyenlerin (tıp dilinde amenore) olması daha doğru bir yaklaşım olacaktır, çünkü Allah c.c. hayız görmeyen bir kız çocuğunu kadın olarak vasıflandırmamıştır.

5- Bu, Allah'ın buyruğudur O onu size indirmiştir. Ve kim Allah'a karşı korunursa, O onun kötülüklerini ondan örter ve onun için bir ödül büyültür.

6- Siz onları dinginleştiğiniz yerin bir kısmında (imkan) bulabildiğinizce dinginleştirin ve onları darlandırmanız için kendilerine sakın zarar vermeyin. Ve eğer onlar yük sahipleri iseler, artık onlara harcama yapın ta ki onlar yüklerini doğuruncaya kadar. Eğer ki onlar sizin için (çocuğu) emzirirlerse, artık siz de onlara ödüllerini verin. Ve siz benimsenmişe göre aranızda karşılıklı danışın. Ve eğer siz karşılıklı zorlanırsanız, artık (çocuğu) onun (babası) için bir diğeri emzirebilir.

7- (Maddi) kapsayıcılık sahibi, kendi (maddi) kapsayıcılığının bir kısmından harcama yapsın. Ve kimin rızkı kendisine ölçülmüş (kısıtlanmış) ise, artık o da Allah'ın kendisine verdiği şeyin bir kısmından harcama yapsın. Allah bir benliği kendisine verdiği şeyden başkasıyla sorumlu tutmaz. Allah, bir zorluktan sonra bir kolaylık oluşturacaktır.

8- 9- Ve kasabadan nicesi vardı ki kendi Efendisinin ve O'nun elçisinin buyruğundan çıkarak itaatsizlik etmiş, bunun üzerine biz de onu bir çetin hesapla hesaba çekmiş ve onu bir garipsenecek azapla azaplandırmıştık. Böylece o (kasaba) kendi işinin ağır sonucunu tatmış ve onun işinin sonu bir ziyan olmuştu.

10- Allah, bir çetin azabı onlar (o kasabaların halkı) için hazırlamıştır. Ey inanmış kimseler olan o saf aklın sahipleri, o halde siz Allah'a karşı korunun. Allah size  kesinlikle bir hatırlatma indirmiştir.

11- Bir de elçi (gönderdi), o (elçi) Allah'ın açıklayıcı haldeki delillerini size peşi sıra okuyor ki inanmış ve düzgün işleri işlemiş olan kimseleri o karanlıklardan o ışığa çıkarsın. Ve kim Allah'a inanır ve düzgün iş işlerse, O onu bahçelere girdirecektir ki onların altından o nehirler akar, onların içinde sonsuza dek sürekli kalıcılardır. Allah ona bir rızıkla kesinlikle iyilik etmiştir.

12- Allah O ki, yedi göğü ve o yerden de onların örneğini yaratmıştır. O buyruk onların arasında sürekli iner ki siz, Allah'ın her bir şeyin üzerine güç yetirici olduğunu ve Allah'ın her şeyi bilgice kesinlikle kuşatmış olduğunu bilesiniz.


13 Şubat 2026 Cuma

TEĞABUN SURESİ ÇEVİRİSİ

1-  O şeyler ki göklerdedir ve o şeyler ki o yerdedir, Allah'ı tesbih etmektedir. O hükümdarlık O'nundur ve o övgü de O'nundur. Ve O, her şeyin üzerine güç yetiricidir.

2- O ki sizi yarattı, buna rağmen sizden kiminiz gerçeği örtücü ve sizden kiminiz de inanandır. Ve Allah, sizin işlemekte olduğunuz şeyleri en iyi görücüdür. 

3- O, o gökleri ve o yeri o gerçekle yarattı ve sizi şekillendirdi de sizin şekillerinizi iyileştirdi.  Ve o varış yeri yalnızca O'nadır.

4- O şeyleri ki o göklerdedir ve o şeyleri ki o yerdedir O bilir ve O, sizin gizlemekte olduğunuz şeyleri ve ilan etmekte olduğunuz şeyleri de bilir. Ve Allah, o göğüslerin sahip olduğunu en iyi bilicidir.

5- Size, önceden gerçeği örtmüş olan kimselerin haberi gelmedi mi? Ki onlar kendilerinin işinin ağır sonucunu tatmışlardı ve çok acı verici azap, onlar içindir.

6- Bu (azap), kendi elçilerinin onlara apaçık belgeleri getiriyor olmaları, buna karşılık onların da: "Bizi bir beşer mi doğruya iletecek" demiş olmaları nedeniyledir, böylece onlar gerçeği örttüler ve (başka tarafa) yakınlaştılar ve Allah da (onlara karşı) ihtiyaçsızlık gösterdi. Ve Allah ihtiyaçsızdır, övgüye çok layıktır.

7- Gerçeği örtmüş olan kimseler iddia etti ki kendileri asla (yeniden) harekete geçirilmeyecekler. Sen de ki: "Öyle değil, Efendime ant olsun ki siz kesinlikle ve kesinlikle (yeniden) harekete geçirileceksiniz ve işlediğiniz şeyler nedeniyle kesinlikle ve kesinlikle haberlendirileceksiniz. Ve bu, Allah'a göre kolaydır."

8- Öyleyse siz Allah'a ve O'nun elçisine ve o ışığa inanın ki biz (onu) indirdik.  Ve Allah, sizin işlemekte olduğunuz şeyleri en iyi haber alıcıdır.

9- O gün, o toplanmanın gününe sizi O toplayacaktır. Bu, (inanmayanlar için) o aldanışın (Teğabun) günüdür. Ve kim Allah'a inanır ve düzgün iş işlerse, O ondan kendisinin kötülüklerini örter ve onu bahçelere girdirir ki onların altından o nehirler akar, onların içinde sonsuza dek sürekli kalıcılardır. Bu, o büyük başarıdır.

10- Ve o kimseler ki, gerçeği örtmüşler ve bizim delillerimizi yalanlamışlardır, işte onlar o ateşin arkadaşlarıdır, onlar onun içinde sürekli kalıcılardır. Ve ne kötüdür o varış yeri.

11- Hiçbir musibet değmez ki Allah'ın onayı olmasın. Ve kim Allah'a inanırsa, O onun kalbini doğruya iletir. Ve Allah, her bir şeyi en iyi bilicidir.

12- Ve siz Allah'a itaat edin ve o elçi'ye itaat edin. Yok eğer siz (başka tarafa) yakınlaşırsanız, artık ancak ve ancak o apaçık ulaştırma, bizim elçimizin üzerinde olandan başkası değildir.

13- Allah, O'ndan başka hiçbir tanrı yoktur. Ve artık o inananlar Allah'a güvenip dayansınlar.

14- Ey inanmış olan kimseler, şüphesiz ki kendi eşlerinizden ve çocuklarınızdan bir kısmı size düşmandır, öyleyse siz onlardan sakının. Ve eğer siz (onların yaptıklarını) yok sayar ve aldırış etmez ve bağışlarsanız, artık şüphesiz ki Allah, çok bağışlayıcıdır, şefkati süreklidir.

15- Kendi mallarınız ve çocuklarınız ancak ve ancak bir ayartmadır. Ve Allah, çok büyük ödül O'nun yanındadır.

16- O halde siz gücünüz yettiğince Allah'a karşı korunun ve dinleyin ve itaat edin ve kendi benlikleriniz için bir hayır olarak harcayın. Ve kim kendi benliğinin tamahkarlığından korunursa, artık onlar o başarıya erişenlerin  ta kendileridir.

17- Eğer siz Allah'a bir iyi ödünçle ödünç verirseniz, O da onu sizin için kat kat arttırır ve sizi bağışlar. Ve Allah, şükrün karşılığını vericidir, yumuşak davranıcıdır.

18- (O), o algılanamayananın ve o tanık olunanın bilicisidir, mutlak güçlüdür, mutlak bilgedir.