26 Şubat 2015 Perşembe

Türkiye Müslümanlarının Savrulma Seyri

Allah (c.c) yeryüzünde yaratmış olduğu insanlara sadece kendisini İlah ve Rab olarak tanımalarını , başka İlah ve Rablere kulluk etmemelerini hatırlatan Elçiler ve Kitaplar göndermiştir. Allah (c.c) nin tek İlah ve Rab olması demek , yarattıkları üzerinde hüküm koyma hakkının kendisinde olması anlamına gelmesi demek olup , bu hakkı sadece kendisinde gören insanlar ile bu hakkın Allah (c.c) nin olduğunu iddia edenler arasındaki savaş ilk İnsan dan beri var olmuş , son insana dek sürecektir. 

Kur'an da anlatılan Elçi kıssaları tarih boyunca yaşanan bu mücadelenin canlı örnekleri olup , özellikle Elçiler ve onlarla birlikte olanlarda ki örneklerin bizler için de dikkate alınması gerekmektedir. Elçiler ve onlarla birlikte olanların bizlere anlatılması , onların ne kadar Kahraman ve Mü'min olduklarının entellektüel sohbetlerde anlatılarak, masal tadında dinlenmesi için değildir. 

Elçiler ve onlarla birlikte olanlar , Müşrik kavimleri ile aralarında keskin bir çizgi oluşturarak onların dinleri ile alakalarını kesmişler sadece Allahın Dinini yaşamak için gayret etmişlerdir. Bu süreç, ta ki Muhammed (a.s) ın Elçiliğinde de böyle gerçekleşmiştir. Kur'an , bütün Elçilere olduğu gibi Muhammed (a.s) a da  DİN YALNIZ ALLAHIN OLANA , FİTNE YERYÜZÜNDEN KALKANA KADAR CİHADA DEVAM hedefi göstererek bu yolda nasıl yürümesi gerektiğini ona ve onunla birlikte olanlara göstermiştir. Muhammed (a.s) dan önceki Elçilerin kıssaları işte burada devreye girerek bu yolda yürüyen öncekilerin mücadeleleri ve çektikleri çileler, o ve onunla birlikte olanların yolunu aydınlatmıştır. 

Muhammed (a.s) ve onunla birlikte olanlara tavsiye edilen en önemli nokta kimseyle "MÜDAHENE" de, yani  tavizkar bir tutum içinde bulunmaması idi. "Başarıya giden yolda her yol meşrudur" deyip vahyin onayından geçmeyen bir yol izlememesi emri en önemli noktaydı.  

Şurası asla unutulmamalıdır ki , Allah (c.c) Elçilerine ve onlarla birlikte olanlara , İLLAKİ veya NE OLURSA OLSUN veya NEYE MAL OLURSA OLSUN şeklindeki ifadeler le iktidar olmalarının şart olduğunu beyan etmemiştir. Onlara sadece TAVİZSİZ  bir mücadele örneği sergilemelerini ve bu yolda can ve mal ile gayret etmelerini beyan etmiştir.

Türkiye de 1970 li yıllardan sonra yaygınlaşan İslami hareket, özellikle şehid Seyyid Kutub başta olmak üzere nebevi bir metod öneren Alimlerin kitaplarının çevrilmesi ile atağa kalkmıştır. O benzeri Alimlerin çizgisini izleyen bir çok Türkiye li Alim ve yazar bu çizginin devam etmesinde önemli bir rol oynamıştır , hala oynamaktadır Allah (c.c) onlardan razı olsun. 

İlerleyen yıllarda özellikle A.K.P nin iktidar olması bu hareket seyri üzerinde olumsuz etkiler yaparak büyük bir savrulmaya yol açtığı görülmektedir. A.K.P iktidarı öncesi , Anavatan partisi ve Refah partisinin iktidarlarında Dünya hayatının geçici menfaati olan mal , servet , güç ve ihtişam ile tanışmaya başlayan Müslümanlarının, A.K.P iktidarı döneminde bu tanışıklığının zirve yaptığına şahid olmaktayız.  

İktidarın getirdiği geçici menfaatlere sahip olmanın hem devam etmesi , hem de genişlemesi için bu iktidarın devam etmesi gereği artık İslami söylemler etrafında dile gelmeye başlamış olması , savrulmanın en büyük göstergesidir.

İslami söylem etrafında toplanan Müslümanların iktidar karşıtı söylemleri , iktidar yanlılarınca , "Biz gelmezsek C.H.P gelir" merkezli söylemler ile savunulmakta olduğu görülmektedir. İktidarın önde gelenlerin bir çoğunun, Dini tahsil veren okullardan mezun olmaları ve Namaz , Hacc , Oruç v.s ibadetleri yerine getiriyor olmaları bu insanların iktidarda kalmasını gerekçelerinden bir haline getirilmiştir.

Bizim bakış açımız maalesef , iktidardakilerin bu gibi ibadetleri yerine getirmiş olmaları, ülke yönetimi konusundaki tabi oldukları sistemin İslami bir sistem olduğu konusunda bir düşünceye sevk etmiştir. Bu düşünceye sevk edenlerin , dün sistemi eleştiren ve yıkılması gerektiğini ifade edenler  olması bizi daha derinden yaralamaktadır.

Zaman içinde Gazete , Dergi , Tv , Vakıf , Dernek v.s gibi kuruluşlar ile cemaat haline gelen insanların ilk kuruluşlarındaki söylemlere baktığımızda İslami düşünceyi geliştirmek merkezli olduğunu görmekteyiz ve bu kuruluşların amaçları doğrultusunda ki çalışmalar herkes tarafından destek görmüştür. İlerleyen zaman içinde değişen şartlar , bu kuruluşların bir çoğunun amacından saparak iktidar sayesinde birşey elde etmek kavgasına dönüşmüştür. 

Son zamanlarda Türkiye gündemini bir hayli meşgul eden malum cemaat etrafında dönen olaylara baktığımızda , A.K.P iktidarı ile daha da güçlendikten sonra artık Devleti tehdit etmeye başlamış olması , onları bu hale getirenler tarafından bile rahatsızlık konusu olmuş ve önlerinin kesilmesi gerektiğinden hareketle çeşitli önlemler alınmıştır. Dün birbirleri ile sarmaş dolaş olanların , bu gün nasıl bir düşmanlık içinde olduklarını gördüğümüz zaman , özellikle kendilerini Müslüman kimliği ile ifade edenlerin Dünya malı için ne kadar çirkefleştiğine şahid olmaktayız.

Menfaat pastasından pay kapmak için girilen bu kavgaya İslami bir kılıf giydirmek, bu kuruluşların başında bulunan dünün keskin İslamcı ve Tevhidi söylem sahibi Alimlerine düşmüş ve onlar iktidar tarafından beslenebilmek için, önce bu iktidarın oy verilerek beslenmesinin şart olduğuna dair fetvalar üretmişlerdir. Bu fetvaları üretenlerin yıllar önce yazmış oldukları kitaplarda , yaptıkları konferanslarda sistemin TAĞUTİ bir sistem olduğu ve yıkılması gerektiği yönünde söylemler olduğu konu ile yakından ilgilenenlerin malumudur. 

Dün TAĞUTİ bir sistem bu gün nasıl İSLAMİ  bir sisteme dönüştü de Türkiye Müslümanlarının bu sisteme sahip çıkması gerektiği dillerden düşmez oldu?. 

Bir sistemin TAĞUTİ olmaktan çıkması o sistemi yürütenlerin Namazlı abdestli olmuş olmalarımı dır?. 

Namaz kılan Abdest alan insanların , TAĞUTİ  bir sistemi yürütmüş olmaları bu sistemin meşru bir sistem olduğunun kanıtımı dır ?. 

İktidar yanlılığı öyle bir çığırından çıkmıştır ki artık en baştakinin  neredeyse Mehdi ilan edilmesine ramak kalmıştır , hatta bazı mezcuplar tarafından dile getirilmeye dahi başlanmıştır. Yaklaşan Millet Vekili şeçimlerinde aday adayı olan bir takım insanların olayı siyasi bir yarış olmaktan çıkarıp "Kutsal Dava" konumuna yükseltmiş olmaları , luna parklardaki tarihi karakterlerin resimlerine kafalarını koyarak fotoğraf çektirenlere benzer fotolar ile reklamını yapan aday adaylarını gördükçe bu işin iyice cılkının çıkarılarak bir komedi haline ve yağcılık yarışına dönüştüğünü göstermektedir. 

Nebevi hareket metodu rafa kalkmamıştır kalkamaz . Bu iktidarın muhafazakar bir söylem içinde olması mevcut sistemi asla meşru göstermez. Bizler "Elçiler ve onlarla birlikte olanlar" olarak, kim nereye savrulursa savrulsun , kimseye MÜDAHANE (yağcılık -taviz) etmeden diğer Elçilerin yolunu izlemeye devam etmemiz gerekmektedir.

İnandığımız , yaşamaya çalıştığımız , öncellediğimiz bu Kitap bize bu yolu önermektedir. Dünyevi kaygılar , veya korkular bizleri bu yoldan savulup uçuruma düşmemizi gerektirmemelidir. Bakış açımız günlük siyasetin getirileri ve götürüleri açısından değil , Dünya hayatındaki bu bakış açımızın , yarın hesap günü bizi nasıl bir yere sevk edeceğini düşünerek olmalıdır.

1980 sonrası İslami söylem sahibi olarak T.B.M.M ye giren kaç kişi bu söylemlerini orada dillendirme imkanı buldular?. 

T.B.M.M ye İlk adım attıkları gün ettikleri yemin, Tağuti sisteme bağlı kalacaklarına dair dair namus ve şeref sözü değilmi ?. 

Kendilerini Müslüman olarak niteleyerek buraya girenlerin kaç tanesi bu kimliklerini sadece meclis mescidi haricinde dile getirebildi ?. 

Daha dün iktidara gelerek her şeyi düzelteceklerine dair söz verenlerin bir çoğu , iktidar öncesi sahip olamadıkları maddi yönlerini düzeltmekten başka bir iş yapmadıkları herkesin şahid olduğu bir durum değilmi?.

Televizyonlar da akrabayı kayırmanın Kur'anın emri olduğunu utanmadan iddia edenlerin cemaziyel evvellerine bakıldığında, cebi parasız ama dilinde "Kafir devlet yıkılacak elbet" sloganları düşmezdi. Cepler para ile dolduğunda artık başkalarının da ceplerini doldurmanın Kur'an emri olduğu dillerde gezer olmanın savrulmanın boyutlarını göstermesi bakımından ibretli bir örnektir.

Sonuç olarak ; İnsanların bir kısmının , Dünya hayatı ve onun geçici menfaatine dair olan sevgileri, onların Dini düşüncelerinin zaman içinde değişim göstermesine sebeb olmaktadır. Bunun bariz örneklerini, 1980 sonrasında iktidara gelen siyasi partiler içindeki geçmişi İslamcı olan kişilerin nasıl bir değişim aşamaları gösterdiklerine bakılarak görülebilir. Yaklaşan genel seçimler dolayısı ile aday olma yarışına girenlerin bazılarının kendilerini soktukları durum " üç kuruş için değer mi?" dedirtecek cinsten olması , Müslümana yakışmayacak soytarılık örneklerindendir.

Dün, Elçiler ve onlarla birlikte olanlar nasıl bir yol izledi ise , bu günde Türkiye Müslümanlarının aynı yolu izleme mecburiyeti vardır. Bir takım kimselerin , "Saray Alimi" adayı tiplerin arkasından giderek onların yollarını izlemeleri yarın kendilerini kurtarmaya yetmeyecektir. Bizler ne olursa olsun ülke yönetiminde söz sahibi olmak değil , meşru yollarla ülke yönetiminde söz sahibi olmak zorundayız. Meşru yol ise mevcut sistem içindeki siyasi partilerden birisinin muhafazakar bir söylem içinde olmasından hareketle onun iktidar yapılması değildir. Meşru yolu bize Allah (c.c) ve onun Elçileri göstererek bu uğurda canlarını ve mallarını sarf ederek çaba göstermişlerdir. Bu gün mallarını sarf ederek vekil olma yarışına girenlerin , sarf ettiklerinin yerine yenileri koymak amaçlı bir çaba içinde oldukları acı bir gerçektir. İktidar çevresinde kümelenmiş olan İslami kuruluşların bağlılarının iktidara gelince nasıl bir değişiklik içine girdiğinin örnekleri ile göz önünde olması , kimsenin "Ben vekil olursam değişmem" şeklinde vereceği bir sözün ne kadar inandırıcı olabileceğini düşündürmektedir.

Rabbimiz bizleri İbrahimin ateşine su taşıyan karınca misali safını belli edenlerden kılsın.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder