tekvir s. etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tekvir s. etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Eylül 2026 Pazartesi

KERİM KUR'AN Adlı Çeviride Tekvir s. 19-25. Ayetlerinin Çevirisi Üzerinde Bir Değerlendirme

Kur'an üzerinde söz söylemeye soyunan bazı kimselerde arız olan sıkıntı, önyargılarını Kur'an'a tasdik ettirme gayretidir. Biz bu kimselerin bazılarının yaptıkları ayet çevirilerini kendi çevirileri üzerinden vererek, nerede nasıl hata yaptıklarını veya ayetlerin anlamlarını nasıl ters çevirdiklerini bundan önceki bazı yazılarımızda ortaya koymaya çalışmıştık. 

Bu çalışmayı yaparken de bu kişilerin yanlışlarını kendi doğrularımızı merkeze alarak değil kendi çelişkileri üzerinden göstermeye çalıştığımızı da hatırlatmak isteriz. Çünkü Kur'an öyle bir kitaptır ki kendi iç bütünlüğünde yapılan herhangi bir yanlışı veya tahrifatı hemen anında ortaya çıkarır. Bu yolu izlememizin amacı ise "Peki kardeşim bunlar yanlış ise senin doğru olduğunun kanıtı nedir?" şeklinde bir soru ile karşı karşıya gelmemektir. 

Bu yazımızda Erhan Aktaş'ın KERİM KUR'AN adlı çevirisinde Tekvir suresi 19- 25. ve Hakka s. 40- 42. ayetlerinin çevirisi üzerinde durarak çeviri hatalarını ortaya koymaya çalışacağız. Çünkü herhangi bir Kur'an kavramı üzerinde söz söylemek, önce metnin doğru bir çevirisini yapmaktan geçer. Eğer çevirmen "Ben bunu böyle anlamak istiyorum" şeklinde bir önyargı ile ayetlere yaklaşacak olursa ortaya çelişkili bir çeviri ortaya çıkacaktır.

Sayın Aktaş'ın Cibril konusunda farklı bir düşüncesi olup biz bu düşüncenin eleştirisini değil, konu ile ilgili ayete yaptığı çeviri üzerinden yaklaşacağız.

Tekvir s. 19- 25. ayetlerinin Erhan Aktaş tarafından çevirisi şöyledir;

81:19. Kuşkusuz o1 çok şerefli bir resûl sözüdür;2 

1- Vahiy/Kur’an. 2- “Elçi sözü,” elçilik yapanın kendisine ait sözler değildir. Onu elçi olarak gönderene ait sözlerdir. Söz konusu elçi, Muhammed Nebi’dir. Elçinin “Cebrail” olduğu şeklindeki ifadeler doğru değildir. “Elçi sözü” ile kastedilen de vahiydir. Resûl’ün sözleri vahiydir, Nebi’nin sözleri ise “hadistir.” 

81:20. Güç sahibi, arşın sahibi yanında itibarlıdır. 

81:21. Kendisine itaat edilen, orada güvenilendir. 

81:22. Arkadaşınız mecnûn1 değildir. 

1- Cinlenmiş. Aklını kaybetmiş. 

81:23. Ant olsun o, onu açık ufukta gördü. 

81:24. O vahyi gizlemez.1 

1- Kelimesi kelimesine: “O vahiy hakkında cimri değildir.” O, kimsenin duymadığı, görmediği, bilmediği yolla kendisine vahyolunanı, olduğu gibi muhatabına iletir. 

81:25. O, taşlanmış şeytânın sözü değildir.

Önce, 19. ayetin notundaki "Söz konusu elçi, Muhammed Nebi’dir. Elçinin “Cebrail” olduğu şeklindeki ifadeler doğru değildir. “Elçi sözü” ile kastedilen de vahiydir" iddiası üzerinde duralım.

Sayın Aktaş ayette geçen "Resulin Kerimin" tamlaması ile ilgili olarak sözkonusu kişinin Muhammed a.s. olduğunu Cebrail olduğu iddiasının doğru olmadığını "Elçi sözü" tamlamasının VAHİY olduğunu söylemektedir. Biz, bu iddianın doğruluğunun sağlamasını metin çevirisi üzerinden yapmaya çalışacağız.

Kabul edelim ki "Resulin Kerimin" tamlaması ile kast edilen kişi Muhammed a.s. dır ve ayetleri öyle okumaya devam edelim. 20. ve 21. ayetler "Resulin Kerimin" tamlaması ile ifade edilen şeyin özelliklerini sıralamaktadır. 22. ayette "Arkadaşınız" olarak vasfedilen kişi Muhammed a.s. dır.

Şimdi gelelim 23. ayete;

Ayetin metnindeki Reahu kelimesindeki hu zamirinin mercii 19. ayetteki Resulun Kerimin" tamlaması ile ifade edilen şeydir. Arapça bilmeyenler Arapça bilen birine veya yapay zekaya sorup bizim söylediğimizin doğruluğunu araştırabilirler. Yani sayın Aktaşın dipnotundaki ifadeye göre "Resulin Kerimin" VAHİY olmaktadır.

O zaman 23. ayetin sayın Aktaş tarafından yapılan "Ant olsun o, onu açık ufukta gördü" şeklindeki çevirisine göre, O yani Muhammed a.s. ONU yani VAHYİ açık ufukta görmüştür. Dikkat edilirse sayın Aktaş bu ayet ile ilgili herhangi bir dipnot vermemiştir.

Sayın Aktaş'a sorarız; Vahiy nasıl görülebilecek bir nesne oluyor? 

Ayrıca sayın Aktaş'a 19. ayette geçen "Lekavlu Resulin Kerimin" tamlaması ile 25. ayette geçen "Bikavli Şeytanin Racimin" tamlaması aynı kalıpta olduğu halde 19. ayeti "çok şerefli bir resûl sözüdür" şeklinde, 25. ayeti ise "taşlanmış şeytânın sözü değildir" şeklinde farklı çevirmiştir. Oysa ki ayetin çevirisi 25. ayetteki gibi "Çok şerefli bir resulun sözüdür" şeklinde olmalıydı.

Konuyu biraz detaylandıralım.

Lekavlu       Resulin               Kerimin

Muzaf    Muzafun ileyh     Resulin'in sıfatı

Bikavli        Şeytanin             Racimin

Muzaf   Muzafun ileyh     Racimin'in sıfatı

Kısaca, her iki terkip te isim tamlaması olduğu olduğu halde sayın Aktaş, 19. ayeti sıfat tamlaması olarak yanlış, 25. ayeti ise isim tamlaması olarak doğru çevirmiştir. Bunun sebebini kendisine sorarız. Dikkatsizlik desek, alıntı yaptığımız çeviri 14. baskıdan alınmıştır, bu kadar baskıda böyle bir dikkatsizliğin gözden kaçmış olması makul değildir. Kanaatimiz o dur ki sayın Aktaş kafasındaki anlamı ayete onaylatma yoluna gitmekte fakat ayetler onu tökezletmektedir.

Şimdi gelelim Hakka suresi 40-41- 42. ayetlerine, çünkü aynı tutarsızlık bu ayetlerde de vardır.

Tekvir s. 19. ayeti ile Hakka s. 40. ayeti metin olarak birebir aynı olduğu halde sayın Aktaş bunları aynı çevirmemiş Tekvir s. 19. ayetini "Kuşkusuz o1 çok şerefli bir resûl sözüdür" şeklinde sıfat tamlaması olarak hatalı, fakat Hakka s. 40. ayetini "Kuşkusuz o, şerefli bir Resûl’ün sözdür" şeklinde isim tamlaması olarak doğru çevirmiştir.

Fakat sayın Aktaş yine tutarsız bir çeviri sergileyerek 41. ve 42. ayetler aynı kalıpta yani isim tamlaması olduğu halde sıfat tamlaması olarak çevirmiştir.

Bir Kur'an çevirisinde aranılması gereken en önemli özellik, ayetler arasında insicam olması gerekirken ve bir çevirmenin de buna son derece dikkatle uyması gerekirken sayın Aktaş maalesef bu dikkati sergileyememiştir.

Şimdi kendisine sorarız; Eğer ki bunlar sıfat tamlamasıdır diyorsa neden hepsini o şekilde çevirmedi, eğer ki isim tamlamasıdır diyorsa neden hepsini isim tamlaması olarak çevirmedi. Bir çevirmen aynı kalıp bir ifadeyi orada öyle burada böyle çevirme hakkını nereden nasıl bulur sorusunun cevabını vermek zorundadır. Eğer ki ha isim tamlaması ha sıfat tamlaması olmuş ne fark eder derse ona da bir şey diyemeyiz.

Dikkat edilirse, itirazlarımızı kendi doğrularımız üzerinden değil, sayın Aktaş'ın çevirilerindeki tutarsızlıklar üzerinden yapmaktayız. Eğer bu tutarsızlıklar Arap dilini bilmemekten kaynaklanıyor ise ki biz bunun doğru olmadığı düşünürüz, çünkü sayın Aktaş Arap dilinin kurallarını bizden daha iyi bilmektedir. O zaman geriye bir tek düşünce kalıyor, o da sayın Aktaş'ın önyargılarını Kur'an'a onaylatmaya çalışmasıdır. 

Maalesef aynı durum Bakara s. 97. ayetinde de söz konusudur, bunu da başka bir yazıda ele almayı düşünüyoruz.

                                               EN DOĞRUSUNU ALLAH C.C. BİLİR.


4 Temmuz 2011 Pazartesi

Hakka s. 40. ve Tekvir s. 19.Ayetlerindeki Kerim Elçi Kim?

Hakka suresi 40. ve tekvir suresi 19. ayetleri aynı ibarelerle "İNNEHU LEKAVLUN RESULİN  KERİM" mealen "MUHAKKAKKİ O KERİM BİR ELÇİNİN SÖZÜDÜR" şeklinde kur'anda yer almaktadır.Kur'an Allah azze ve cellenin   kelamı olduğuna göre bu ayetlerdeki kerim elçiler kimlerdir? sorusu karşımıza çıkmaktadır. Maalesef bugün karşımıza çıkan acı bir tablo bu ayetlerin siyak ve sibakına bakılmadan kur'anın muhammed as mın sözü veya cebrailin sözü olduğuna dair "kuran merkezli düşünce" adı altında geliştirlmeye çalışılmaktadır. Kur'anın Allah cc nin kelamı olduğu yolunda hiçbir müslümanın kuşkusu olmadığı halde ayetteki "resul" kavramının içeriğini kavrayamayan bazıları "kur'anın kaynağı sorunu" şeklinde   bir sorun  çıkarmaya çalışmaktadırlar.  Konu ile ilgili ayet mealleri şunlardır. Tekvir s ayet 15 ile 21 arası

15- Artık hayır; yemin ederim (gündüz) sinip (gece) dönen (gezegen)lere,
16- Bir akış içinde yerini alanlara;
17- Kararmaya ilk başladığı zaman, geceye andolsun,
18- Ve nefes almaya başladığı zaman, sabaha;
19- Şüphesiz o (Kur'an), üstün onur sahibi bir elçinin gerçekten (Allah'tan getirdiği) sözüdür;
20- (Bu elçi,) Bir güç sahibidir, arşın sahibi Katında şereflidir.
21- Ona itaat edilir, sonra güvenilirdir.
Hakka suresi 38 ile 48 ayet mealleri de şunlardır.
38- Hayır; gördüklerinize yemin ederim,
39- Görmediklerinize de.
40- Hiç şüphesiz o (Kur'an), şerefli bir elçinin kesin sözüdür.
41- O, bir şairin sözü değildir. Ne az inanıyorsunuz?
42- Bir kahinin de sözü değildir. Ne az öğüt alıp-düşünüyorsunuz?
43- Alemlerin Rabbinden bir indirilmedir.
44- Eğer o, Bize karşı bazı sözleri uydurup-söylemiş olsaydı.
45- Muhakkak onun sağ-elini (bütün güç ve kudretini) çekip-alıverirdik.
46- Sonra onun can damarını elbette keserdik.
47- O zaman, sizden hiç kimse araya girerek bunu kendisinden engelleyip-uzaklaştıramazdı.
48- Çünkü o (Kur'an, Allah'tan sakınan) muttakiler için bir öğüttür.
Birde Allah cc nin kullaryla iletşim nasıl kurduğunu şura s 51. ayetinin mealinden öğrenelim.
51- Kendisiyle Allah'ın konuşması, bir beşer için olacak (şey) değildir; ancak bir vahy ile ya da perde arkasından veya bir elçi gönderip Kendi izniyle dilediğine vahyetmesi (durumu) başka. Gerçekten O, Yüce olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.  

Konu ile ilgili olarak vakıa s 75 ile 81 ayetlerinin mealide şöyledir.  

75- Hayır, yıldızların yer (mevki)lerine yemin ederim.
76- Şüphesiz bu, eğer bilirseniz gerçekten büyük bir yemindir.
77- Elbette bu, bir Kur'an-ı Kerim'dir.
78- Saklanmış-korunmuş bir Kitap'ta (yazılı)dır.
79- Ona, temizlenip-arınmış olanlardan başkası dokunamaz.
80- Alemlerin Rabbinden indirilmedir.
81- Şimdi siz bu sözü mü hor görüp-küçümsüyorsunuz. 

Şura s 51. ayetinin mealinden anlaşılacağı üzere Allah cc yeryüzündeki kullarıyla 3 şekilde iletişim kuracağından bahsetmektedir. 3. şekil olan "bir elçi gönderip kendi izniyle dilediğine vahyetmesi" şeklinin kur'anın vahyedilme şekliyle ilşkisi bulunmaktadır. Yine mealini verdiğimiz vakıa suresinin ve buruc s. 22.  ayetlerinden anlaşılacağı üzere "levhi mahfuz"denilen  yani Allahın ilminde saklı olan bir kitaptan "mutahharun" diye vasfedilen meleklerden başkasının dokunamadığı ( buradaki dokunmaktan kasıt vahye cin veya şeytan gibi dışardan bir müdahelenin olmadığıdır) bir yerden alınan kur'an Allah cc nin yeryüzünde seçmiş olduğu Muhammed as a vahyedilmektedir.  "kerim" olarak vasıflandırdığı kitabını şura s 51. ayetinden anlaşıldığı üzere yeryüzündeki kullarına yine resulleri vasıtasıyla indirdiğini belirten rabbimiz bu " kerim " olan kitabını yine "kerim resulleri" vasıtasyla indirmiştir
Hakka s 40 ve tekvir s 19. daki "kerim resulun sözü " olma meselesinide "resul" kavramının açılmıyla izah edebiliriz. Resul kelimesi sözlükte haberci anlamına gelmektedir. ıstılah  anlamı oarak Allah cc nin,  vahyini iletmek amacıyla şeçtiği kullarına verilen isimdir.Bir kimsenin "resulluk" vasfını taşıması mesajını ilettiği kimsenin mesajına eksiltme  veya ilave etme yönünde herhangi bir müdahalede bulunma hakkını vermez. Kur'an bilindiği gibi sözlü olarak vahyedilmiş bir kitaptır. Ve kaynağı, hakka 43,fussilet 2,42 vakıa 80 , isra 106, taha 4 vb ayetlerdede belirtildiği üzere ALLAH cc dir. Kur'anın yeryüzündeki kullarına iletimini sağlayan iki tane resul vardır. birincisi nahl s. 102 ve şuara s. 93. ayetlrinde "ruhul emin ve ruhul kuds" olarak vasfedilen cebrail , ikinciside muhammed as.dır.Tekvir s. 19 . ayetteki "kerim resul" 20. ve 21. ayetleri vasıfları belirtilen cebraildir. Ancak hakka s.40. ayetindeki "kerim resul" bazıları tarafından buradada cebrail olarak anlaşılmaktadır. Burada cebrail dışında birinin sözü olarak anlaşıldığı takdirde kurana şüphe düşürme korkusuyla muhammed as olarak anlaşılmamasını bir samimiyet göstergesi olarak görsekte ayetlerin siyak ve sibakı maalesef hakka 40. daki "kerim resulu" cebrail olarak görmemize  engeldir. 

Hakka s. 40. ayettindeki "kerim resulu" muhammed as olarak anlamak için kur'an bütünlüğünden faydalanmak gerekmektedir. Hakka 41. ayetindeki" o bir şairin sözü değildir ne az inanıyorsunuz" mealindeki ayetten anlaşıldığına göre kur'anın şair sözü olmadığı belirtiliyor. Kur'anın diğer ayetlerine baktığımız zaman  muhammed as için şairlik şuçlaması yapıldığını görmekteyiz ".Onlar: «Hayır; bunlar karışık rüyalardır», «Hayır; onu uydurmuştur», «Hayır; o şairdir», «Haydi önceki peygamberler gibi o da bize bir mucize getirsin» dediler." enbiya s.5. ayet.   ,  " Yoksa senin için şöyle mi derler: «Şairdir, zamanın onun aleyhine dönmesini gözlüyoruz.»" tur s. 30 ayet ,  " Biz ona şiir öğretmedik, zaten ona gerekmezdi. Bu bir öğüt ve apaçık Kuran'dır" yasin s. 69. ayet  , " O şairlere gelince; onlara azgınlar uyar".şeklindeki ayetlerden gördüğümüz gibi müşriklerin  "obir şairdir" iddialarına karşı kur'anın şair sözü olmadığı belirtilmektedir. Tur s.29 ayetinde ise  "Öğüt ver; Rabbinin nimetiyle sen, ne kahinsin ne de delisin."buyurularak müşriklerin kahinlik iddiaları rededilmektedir. müşriklerinin kur'ana getirdikleri itirazlardan birisi ayetlerden gördüğümüz gibi onun şair ve kahin olduğu iddialarıdır.Hakka s. ayetlerinde ise müşriklerin şair ve kahin diye suçladıkları dolayısıyla kur'anında şair ve kahin sözü olma durumunda olduğu yolundaki müşrik iddiaları red edilerek " KUR'ANIN ALEMLERİN RABBİNDEN İNDİRİLMİŞ BİR KİTAP OLDUĞU VE MUHAMMED AS INDA NE ŞAİR NE DE KAHİN OLMADIĞI  BİLDİRİLMEKTEDİR.   

Sonuç olarak tekvir s. 19. ve hakka s. 40. ayetlerindeki "kerim elçiler" tekvir 19 da cebrail olarak, hakka s. 40 ayetinde ise muhammed as olarak anlaşılması gerekmektedir.Günümüzde "kur'an merkezli düşünce" iddasıyla yola çıkarak kur'an bütünlüğünü gözetmeden kur'anı anlamak durumunda olan bazı kişiler için tekvir 19. ve hakka 40. ayetindeki "kerim resul" her iki ayettede cebrail olarak anlaşılmaktadır(.Burada maalesef kur'an merkezli düşünce"  iddiasıyla yola çıkarak arabayı şarampole deviren bazı kimselerde cebrail yada vahiy meleği diye bir olguyu kabul etmemektedirler.Konumuz cebrailin var olup olmadığı meselesi olmadığı için bunu parantez içi bahsedip parantezi kapatalım.) Alemlerin rabbi olan ALLAH cc kullarına emir ve nehiylerini bildirmek  için indirdiği "kerim" kitabını yine "kerim" olan cebrail ve muhammed as elçiliği ile kullarına indirmiştir. Bu işlemlerde Allah cc nin vahyine ne cebrailin nede muhammed as ın sözü karışmıştır. KUR'ANI KERİM ALEMLERİN RABBİ OLAN ALAH CC DENYİNE KERİM ELÇİLER OLAN CEBRAİL VE MUHAMMED AS ELÇİLİĞİ İLE İNDİRİLMESİ SIRASINDA RESULLERİN, VAZİFELERİ GEREĞİ GETİRDİKLERİ MESAJI OLDUĞU GİBİ BİLDİRMEK DURUMUNDA OLMALARI HASEBİYLE ELİMİZDEKİ MESAJIN İÇERİĞİ ALLAH CC DEN İNDİRİLDİĞİ ŞEKLİ İLE ELİMİZDE MEVCUTUR. NE CEBRAİLE NEDE MUHAMMED AS A AİT OLAN BİR SÖZ İÇERMEMEKTEDİR. en doğrusunu Allah cc bilir.