Kur'an'ın doğru anlaşılması için önce metnin doğru bir çevirisinin yapılması, bunun ardından ilgili ayetler hakkında yorumlar yapılabileceğini, daha önceki bazı ayet çevirilerini ele aldığımız yazılarımızda hatırlatmaya çalışmıştık. Doğru çevirinin yapılabilmesi için olmazsa olmaz öncelik ise önyargılardan arınmış salim bir kafa olması gerektiğini de bu yazılarımızda özellikle vurgulamaya çalışmıştık.
Önyargılarını merkeze alarak Kur'an'a yaklaşan bazı kimselerin bazı ayetlere verdikleri meallerin ne derece tutarlı olduğunu ise kendi yaptıkları diğer ayet çevirilerindeki tutarsızlıklar ve gramer hataları üzerinden de göstermeye çalıştığımızı tekrar hatırlatmak isteriz.
Bizim herhangi bir ayet meali eleştirisinde dikkate aldığımız en önemli husus, kendi doğrularımız değildir. Yani biz bir ayet çevirisini eleştirdiğimiz zaman, bizim görüşümüze ters olduğu için değil, ayeti çeviren şahsın yaptığı hatanın Kur'an bütünlüğünde onun yüzüne nasıl çarpıldığına dikkat çekmeye çalışarak eleştirimizi yapmaya çalışıyoruz.
Bu arada şunu hatırlatmak isteriz; Biz herhangi bir ayet hakkında yorum yapılmasına karşı değiliz, ancak yorum yapılma şartının, önce doğru bir çeviri üzerinden yapılması gerektiğini savunuyoruz. Kişinin yaptığı yoruma katılırız veya katılmayız ama yapılan çeviri hatalı yapıldıysa önce bunun üzerinde bir konsensus sağlanması gerektiğini düşünenlerdeniz.
Bu yazımızda da eleştirisini yapacağımız ayet için aynı yöntemi izleyecek, meali yapan şahsın nasıl tutarsızlık gösterdiğini izah etmeye çalışacağız. Çünkü Kur'an öyle bir kitaptır ki kendi sağlamasını kendi bütünlüğü içinde yapmakta, kelimeleri üzerinde harhangi bir tahrif yapıldığında kendisi haber vermektedir.
Ele almaya çalışacağımız ayetler grubu Saffat s. 102.- 107. ayetleri arasıdır. Önce ayet mealleri ve dipnotlarını paylaşıyoruz.
Saffat - 102-- Onunla birlikte iş tutacak çağa ulaşınca: ''Ey oğulcuğum, şüphesiz ben, uykuda [1] olan bu yerde, gerçekten seni mağdur, perişan ettiğimi görüyorum. Gözlemle bakalım sen ne görüyorsun?'' dedi. ''Ey babacığım, emrolunduğun şeyi yap [2]. Allah gerekli görürse, beni direnenlerden bulacaksın'' dedi.
[1] ''Menam'' uyunulan yer demektir. İbrahim'in gördüğünün, uyku veya rüya ile ilgisi yoktur. Toplumunu duyarsız, ilgisiz, uykuda olarak görmektedir ve oğlunu o toplumda mağdur, perişan halde bırakma durumuyla karşı karşıyadır. Kaldı ki, devamında bu gördüğü şeyi, görüşünü, oğlunun da gördüğü [Rae fiili ikisi için de kullanılıyor] ve oğlunun bu gördüğünü, görüşünü gözlemlemesi söz konusu. Konu rüya olsa, İbrahim'in gördüğü rüyayı oğlunun görmesi mümkün değildir. İbrahim, gördüğü şeyi oğlunun yorumlamasını değil, ikisinin de gördüğü şe,yi oğlunun gözlemlemesini istiyor. Kur'an'da ''Rae'' fiili, onlarca ayette vizyon, düşünce, görüş anlamında kullanılmaktadır. Örnek olarak bakınız: 56:58-72. Bir çok yerde geçen ''E reeyte, e lem tera, e lem yerav'' ifadeleri, basit olarak görmeyi değil, dikkat etmeyi ifade eder. Örneğin, Fil suresinde, fil ashabına yapılanları Nebi Muhammed'in görmüş olması mümkün değildir. Kur'an'da bu şekilde bir çok örnek vardır. Bir önemli durum da, fiil geçmiş zaman kalıbıyla değil geniş zaman kalıbıyla geliyor. Yani, İbrahim ve oğlu gördükleri şeyi görmeye devam ediyorlar: ''Era, tera: Görüyorum, görüyorsun. Şayet konu rüya olsaydı ''Raeytu: Gördüm.'' demesi gerekirdi. [2] Burada İbrahim'e Allah'tan bir emir olduğunu görüyoruz. Allah, elçilerine rüyada vahyetmez: 42:51. Rüyaların bir geçerliliği, delili olamayacağını 8:43-44. ayetlerden anlıyoruz. Allah, İbrahim'e yaşadığı yeri terk etmesini emretmiştir. İbrahim de oğluna bunu belirtmiş, oğlu da babasına, ne emredilmişse onu yapmasını, kendisinin direneceğini belirtmiştir. 14:35. ayet ile birlikte okuyunuz.
Sayın kişi İbrahim a.s. ın oğlunu kurban etme emri gibi emirle muhatap olmadığını iddia etmekte, bu iddiasını ise verdiği dipnotlarla ispatlamaya çalışmaktadır. Biz İbrahim a.s ın böyle bir emirle muhatap olduğunu iddia ederek kişinin yaptığı ayet meallerini eleştirmeyeceğiz, aksine bu iddiasını ispatlama yoluna giderken ilgili ayetleri nasıl çevirdiğini ve bunu Kur'an bütünlüğü açısından sağlamasını yapmaya çalışacağız.
Biz öncelikle 102. ayet içinde geçen Menam ve Zebeha kelimelerinin Kur'an'da diğer geçtiği ayetlere nasıl anlam verdiğini aynı kişinin mealinden alıntılar yaparak bakacağız. Sayın kişi 102. ayetin dipnotunda Menam kelimesi için uyunulan yer demektir demektedir. Bu kelime ismi zaman mekan sigasındadır ve biz bu anlamın doğru olduğunu kabul ederek aynı kelimenin geçtiği diğer ayetlerin de aynı anlamda yani Uyunulan yer olarak meallendirilmesi gerektiğini söylüyoruz. Çeviri kuralları gereği ismi zaman mekan kalıbındaki biir kelimenin geçtiği tüm ayetlerin de aynı kalıba uygun anlamla çevrilmesi gerekmektedir.
Fakat kişi ayetin mealinde ilgili kelimeye "Uykuda olan bu yer" anlamı vermiştir. Oysa ki kelimenin zaman mekan sigası gereği olması gereken anlamı öyle değil Uyku yeri veya Uyku zamanı olması gerekirdi. Yani İbrahim a.s. oğluna "Uyku yerinde veya uyku zamanında" şeklinde seslenmektedir.
2. nolu dipnotta Allah'ın İbrahim'e yaşadığı yeri terk et emri verdiğini iddia ettiği çıkarımı da şahsın kendinden menkuldur. Sayın kişi bu düşüncesini İbrahim s. 35. ayetini gösterek ispat etmeye çalışmakta fakat bu ayetin bu olay sonrasi ilgili yani İshak'ın doğumundan sonra olduğunu unutarak mal bulmuş mağribi misali ayete sarılmıştır. Çünkü ayet, İbrahim'in tek oğlundan değil oğullarından bahsetmektedir. Saffat s. ayetlerinde bahsedilen olan İshak'ın doğumu öncesi olduğu yani o sırada İbrahim'in tek oğlu olduğu dikkate alınmamıştır
Bu kelime Saffat s. 102 dışında Kur'an içinde 3 ayette daha geçmektedir. Şimdi bu geçişlerine sayın kişi tarafından verilen mealleri görelim.
1- Enfal s. 43. ayetinin sayın kişi tarafından yapılan meali dipnotu şöyledir;
Hani, Allah onları menamında [1] sana az göstermişti. Eğer onları sana çok gösterseydi, telaşa kapılırdınız ve yapılan iş hakkında anlaşmazlığa düşmüştünüz. Fakat Allah selamete çıkardı. O, göğüslerde olanı bilendir
[1] "Dış dünyanın karmaşasından ve korkusundan soyutlandığın o duru zihinsel boyuta geçtiğinde, Allah sana düşmanın aslında ne kadar kovanı boş, zayıf ve yenilebilir bir güç olduğunu kavrattı"
2- Rum s. 23. ayet.
Gece ve gündüz uyumanız ve O'nun armağanlarından aramanız O'nun ayetlerindendir. Kulak veren bir halk için kesinlikle bunda ayetler vardır.
3- Zümer s. 42. ayet.
Allah canları, ölümü sırasında ve ölmeyenlerin de uykularında vefat ettirir. Ölümü üzerine gerçekleştirdiğini tutar, diğerini adı belirlenmiş ecele [6:2] kadar gönderir [6:60]. Şüphesiz bunda, devamlı düşünen bir halk için ayetler vardır.
Menam Kelimesinin geçtiği ayetlerin mealleri yukardadır. Sayın kişi Saffat s. 102. ayet dipnotunda Menam kelimesine Uyunulan yer anlamı verdikten sonra, ki verdiği anlama itirazımız yoktur, kelimenin geçtiği diğer ayetlere de aynı anlamı vermek zorundadır. Bu zorunluluk bir dil kuralı gereğidir. Hiç kimse çevirisini yaptığı bir dile ait kelime için bir yerde öyle bir yerde böyle anlam veremez, bu gayri ahlaki bir durumdur.
Fakat sayın kişi böyle yapmamıştır. Enfal s. 43. ayette kelimeyi olduğu gibi çevirmeden bırakmış, altına kelimenin anlamını nasıl ve nereden bulduysa bir dipnot olarak vermiş, Rum s. 23. ayette Uyumanız anlamı vermiştir. Oysa çeviri ahlakı gereği Saffat s. 102. ayeti dipnotunda verdiği anlamı kelimenin geçtiği diğer ayetlere de uygulaması gerekirken sayın kişi bunu yapmamıştır.
Şimdi de diğer kelime olan Zebeha kelimesine diğer ayetlerde verdiği anlamlara.
Zebeha kelimesi, Kur'an içinde toplam 9 ayette geçmektedir. Sayın kişi bu kelimeye Saffat s. 102. ayetinde Mağdur, perişan etmek anlamını vermektedir.
1- Bakara s. 49. ayet.
Hani, oğullarınızı mağdur, perişan edip, kadınlarınızı da hayasızlaştırarak, size azabın kötüsünü reva gören Firavun ailesinden sizi kurtarmıştık. Bunda size Rabbinizden yıpratıp olgunlaştırarak kalitenizi ortaya çıkaran önemli bir sınav vardı [1].
2- Bakara s. 67. ayet.
Hani Musa halkına: ''Allah size bir sığır boğazlamanızı emrediyor.'' dediğinde: ''Bizi alay konusu mu ediniyorsun?'' demişlerdi. Musa ''Cahillerden olmamdan Allah'a sığınırım.'' demişti
3- Bakara s. 71. ayet.
''O diyor ki; o, toprağı sürerek zelil olmamış ve ekin sulamamış, özgür ve rahat, renginde karışıklık [alacası] olmayan bir sığırdır [1].'' ''Şimdi gerçekle geldin.'' deyip onu boğazladılar. Neredeyse yapmıyorlardı.
4- Maide s. 3. ayet.
Size, ölü olması, kan, domuz eti, Allah'tan başkası adına tahsis edilmiş olan, boğulmuş, vurulmuş, yukarıdan düşmüş, boynuzlanmış, vahşi hayvanın kaptığı, -ki, bunlardan, zararını önleyebildikleriniz, temizledikleriniz hariçtir,- dikili taşlar üzerinde sunaklarda boğazlananlar ve fal oklarıyla paylaştırmanız haram kılındı. Bunlar yoldan çıkmaktır. Bugün gerçekleri örtenler dininizden ümitlerini kesmişlerdir. Onlara karşı derinden saygı duyup rızalarını kaybetme endişesi taşımayın, bana karşı derinden saygı duyup rızamı kaybetme endişesi taşıyın. Bugün size dininizi mükemmelleştirdim, üzerinize olan nimetimi tamamladım [1] ve size din olarak İslam'a razı oldum [3:19-85, 22:78][2]. Kim, zarara neden olmak için bir hata yapmadan, açlık konusunda darlık çekerse, Allah bağışlayandır, merhamet edendir
5- İbrahim s. 6. ayet
Hani Musa halkına: "Oğullarınızı mağdur, perişan bırakıp, kadınlarınızı hayasızlaştırarak, size azabın kötüsünü reva gören Firavun ailesinden kurtardığı üzerinizdeki Allah'ın nimetini aklınızdan çıkarmayın [1]. Bunda, Rabbinizden size önemli bir yıpratıcı sınav vardı." demişti
6- Neml s. 21. ayet.
''Ya bana açıkça bir belge getirir veya ona kesinlikle şiddetli bir azapla azap ederim veya onu mağdur, perişan ederim.''
7- Kasas s. 4. ayet.
Şüphesiz Firavun, o yerde üstünlük taslamış, ahalisini çeşitli inanç, ideolojik gruplara bölmüştü [1]. Onlardan bir tayfanın oğullarını mağdur, perişan ediyor ve kadınlarını hayasızlaştırarak zayıf düşürüyordu [2]. Şüphesiz o, bozgunculardandı.
8- Saffat s. 107. ayet.
Bu önemli mağduriyetin, perişanlığın karşılığını da ona verdik.
Görüleceği üzere sayın kişi kelimenin geçtiği ayetlere 1- Mağduriyet, perişanlık. 2- Boğazlamak. şeklinde anlam vermiştir. Biz 2. anlamın doğru olduğunu kabul ediyor, 1. anlamı nereden ve nasıl bulduğunu da ayrıca merak ediyoruz. Sayın kişi eğer " Bu kelimenin böyle bir anlamı da bulunmaktadır" diyorsa delilini vermek zorundadır. Eğer kelime 1. anlamı taşıyorsa neden diğer ayetlerde de aynı anlamı kullanmadı? Eğer kelime 2. anlamı taşıyorsa diğer ayetlerde de aynı anlamı kullanmadı?
Kur'an hiç kimsenin işine geldiği anlamı kullanabileceği kafasına estiği gibi meallendireceği bir kitap değildir. Ancak önyargılara sahip olan bir kimsenin Kur'an'ı noter kitap haline getirme niyetinin bir sonucu olarak bu şekil bir okuma meallendirme yapılabilir.
Kişi İbrahim a.s. ın oğlunu kurban etme gibi bir ameliye içine girmediğini iddia edebilir, ancak bunu yaparken ilgili ayetlerin kelimeleri üzerinde oynama yapamaz, eğer yapıyorsa hesabını Allah'a verecektir.
Sonuç olarak; Sayın kişi önce kafasında bir önyargı oluşturmuş, sonra ilgili ayeti kafasına göre çevirme yoluna gitmiştir. Halbuki çeviriyi doğru yapıp, sonra "Ben İbrahim'in oğlunu kurban edeceğini düşünmüyorum" demiş olsaydı onun görüşüdür der geçerdik. Bizim böyle bir eleştiride bulunma nedenimiz bu meali okuyan kimselerin en azından ayette yapılan oynatmaları görmelerini sağlamaya çalışmaktır.
EN DOĞRUSUNU ALLAH C.C. BİLİR.