Bu yazımızda ise yine aynı konunun geçtiği Necm s. 5. ve 18. ayetlerini ele alarak, yapılan yanlışa ve çelişkilere dikkat çekmeye çalışacağız.
Önce Necm s. 5. ve 18. ayetlerinin sayın Aktaş tarafından yapılan çeviri ve dipnotlarını paylaşalım.
53:5. Ona Üstün Güç Sahibi ve Kudretli Olan öğretti.
1
1- Kur’an’ı öğretenin, vahyi getirenin Cebraîl olduğu düşüncesinin yanlış olduğunu, zira, Kur’an’ı Allah’ın öğrettiği Rahmân Sûresi’nin 1. ve 2.
âyetlerinde açıkça belirtilmektedir.
53:6. Üstün Akla1
Sahip, Egemenlik Kurmuş Olan.
1- Her şeyin hesabını en ayrıntılı ve en iyi şekilde yapan.
53:7. O, yüksek bir ufuktaydı.
53:8. Sonra yaklaştı ve sarktı.
53:9. Böylece iki yay aralığı kadar, hatta daha yakın oldu.
53:10. Kuluna1
vahyedeceği şeyi vahyetti.2
1- Allah. 2- Bu âyetteki “kuluna” denmiş olması, vahyedenin Allah olduğunu açıkça ifade etmektedir.
53:11. Gönlü, gördüğünü yalanlamadı.
53:12. Onun gördüğü şeyden kuşku mu duyuyorsunuz?
53:13. Ant olsun ki, onu başka bir inişinde de gördü.
53:14. Sidretu’l Münteha’nın1
yanında.
1- Son/sondaki sedir ağacı (Bkz. 34:16).
53:15. Onun yanında me’va1
cenneti2
vardır.
1- Me’va, sığınak, barınak, son durak demektir. 2- Yolcuların uğrak yeri
olan bahçe. Oturulacak bahçe. Konaklama bahçesi, dinlenme bahçesi.
(Hira dağı eteklerinde bulunan ve yolcuların dinlendikleri bir bahçe olduğu söylenmektedir.)
53:16. O zaman kaplayan şey, Sidre’yi1
kaplıyordu.
1- Kiraz ağacını.
53:17. Bakış şaşmadı ve haddi aşmadı.
53:18. Ant olsun, Rabb’inin âyetlerinin1
en büyüğünü gördü.
1- Gösterge. İşaret.
* 1. âyetten 18. âyete kadar, gaybi âlemde gerçekleşmiş bir olay olan
“vahyin,” nasıl gerçekleştiğinin anlatımı söz konusudur. Gayba ait bir bilginin, bildiğimiz varlık dünyasının bilgileriyle, diliyle anlatılmasını göz ardı
ederek, kelimelerin sözlük anlamına göre anlam verilmesi önemli yanılgılara, anlam kaybına neden olmaktadır. Söz konusu âyetlerde ifade edilen
“yüksek ufuk, yaklaşma, sarkma, iki yay, görme, sidre vs.” kelimelerin,
kelimesi kelimesine anlamlarını dikkate alarak âyetleri anlamaya çalışmak, vahyi ve verdiği mesajı yanlış anlamaya neden olmaktadır. O günün
insanına, anlamlarını bildikleri kelimelerle, bilinmeyen âleme ait bir konu
olan “vahyin” Muhammed Nebi’ye nasıl ulaştığı anlatılmaktadır. Örneğin:
28:30. âyette oraya vardığında, kutlu yerdeki vadinin sağ yanındaki bir ağaç tarafından seslenildi: “Ey Mûsâ! Ben, âlemlerin Rabb’i Allah’ım.”
Surenin 5. ayetindeki 1. nolu dipnota göre sayın Aktaş, Kur'an'ı öğretenin Cebrail olduğu düşüncesinin yanlış olduğunu, buradaki öğretenin Allah olduğunu iddia etmektedir. Biz, diğer yazılarımızda olduğu gibi bu yazımızda da sayın Aktaş'ın bu iddiasını doğru olarak kabul edeceğiz ve ilgili ayetleri elçiye vahyi öğretenin Allah olduğunun beyan edilmiş olması üzerinden okuyacağız. Bunu yaparken de sayın Aktaş'ın iddiası doğrultusunda ayetlerin arasına Allah kelimesini parantez ilave edeceğiz ki, sayın Aktaş'ın iddiası ve çevirisi daha net anlaşılsın.
5. ayetteki Allemehu kelimesinde 2 adet zamir vardır 1- Allame fiilindeki gaip zamir. Bu zamir öğreten kişiye gider, sayın Aktaş'ın iddiasına göre bu melek değil Allah'tır. 2- hu zamirindeki kişi ise öğretilen kişiye yani elçiye gider. 5. ayetten sonraki devam eden ayetlerdeki gaip zamirler vahyi öğretene yani sayın Aktaş'ın iddiasına göre Allah'a gitmektedir.
53:5. Ona (Elçiye) Üstün Güç Sahibi ve Kudretli Olan Allah öğretti.
53:6. Üstün Akla1 Sahip, Egemenlik Kurmuş Olan. 1- Her şeyin hesabını en ayrıntılı ve en iyi şekilde yapan. (Allah öğretti)
53:7. O (Allah), yüksek bir ufuktaydı.
53:8. Sonra (Allah) yaklaştı ve sarktı.
53:9. Böylece (Allah) iki yay aralığı kadar, hatta daha yakın oldu.
53:10. (Allah)Kuluna1 vahyedeceği şeyi vahyetti
53:11. (Elçinin) Gönlü, gördüğünü yalanlamadı.
53:12. Onun (Elçinin) gördüğü şeyden kuşku mu duyuyorsunuz?
53:13. Ant olsun ki, (Elçi) onu (Allah'ı) başka bir inişinde de gördü.
53:14. Sidretu’l Münteha’nın1 yanında.
53:15. Onun yanında me’va1 cenneti2 vardır.
53:16. O zaman kaplayan şey, Sidre’yi1 kaplıyordu.
53:17. Bakış şaşmadı ve haddi aşmadı.
53:18. Ant olsun (Elçi), Rabb’inin âyetlerinin1 en büyüğünü gördü.
Bu ayetleri toparlayacak olursak;
Vahyi elçiye Allah öğretiyor (5).
Öğreten yani Allah, vahyi öğretmek için yaklaşıyor ve sarkıyor (8).
Böylece Allah ile elçinin arası iki yay aralığı hatta daha yakın oluyor (9).
Sonra Allah kuluna vahyedeceğini vahyediyor (10)
Elçi gördüğü şeyi yani Allah'ı gördüğünü yalanlamıyor (11).
(Sayın Aktaş 11. ayette geçen ma edatını çeviriye yansıtmamış, 12. ayetteki ma edatını çeviriye yansıtmıştır bir yansıtmış sayıyoruz.)
Muhataplara onun yani elçinin gördüğü şeyden yani Allah'tan kuşku mu duyuyorsunuz diye soruluyor (12).
Elçi onu yani Allah'ı başka bir inişinde de görmüştür (13). (Demek Allah daha önce de inmiş!!)
Elçinin Allah'ı nerede gördüğü ve gördüğü zaman ve mekan anlatılıyor (14-15-16-17).
Elçi, orada Rabbinin ayetlerinin en büyüğünü yani Allah'ın kendisini görmüştür (18).
İşte sayın Aktaş'ın Necm s. 5. ve 18. ayetleri arası yaptığı çevirinin özeti. Kısacası, Allah elçiye vahyi öğretmek için iniyor, elçi onu görüyor. Şimdi sayın Aktaş'a "Elçi Allah'ı çıplak gözle açıkça görmüş müdür?" diye sorulsa, vereceği cevap büyük ihtimalle "Hayır görmemiştir" olacaktır. Fakat yaptığı çeviri ise gördüğü yönündedir.
Yani sayın Aktaş'a göre Musa'ya görünmeyen Allah, Muhammed'e hem de ikinci kez görünmektedir.
Görünen o dur ki sayın Aktaş, ilk düğmeyi yanlış ilikleyerek sonraki düğmeleri de yanlış iliklemiş böylece ortaya böyle traji komik vahim bir durum çıkmıştır. Oysa ki sayın Aktaş ön yargıların esiri olmadan bir çeviri yapmış olsaydı böyle bir saptırmaya imza atmayacaktı. Saptırma diyoruz, çünkü bu sehven yapılan bir hata değildir, aksine Kur'an'ı noter kitap durumuna sokmayı amaçlayan bir okumanın ürünüdür.
Çevirisinde hata olmasa da aynı sıkıntılı durum Şura s. 51. ayetinde de mevcuttur.
42:51. Allah’ın, bir beşer ile konuşması söz konusu değildir. Ancak, vahiy
ile veya bir perde arkasından veya bir resûl göndererek, izni ile1
dilediğini vahyetmesi dışında. Kuşkusuz O, Çok Yüce’dir, En İyi Hüküm Veren’dir.2
1- “Allah’ın izni ile”, terkibi, “Allah’ın belirlediği ilke ve kurallara göre,”
Allah’ın bilgisine göre ve bilgisi gereği anlamlarına gelmektedir. 2- Bu
âyete; Allah, bir beşerle, “vahiy yolu ile”, “perde arkasından” ve “elçi
göndererek” olmak üzere üç ayrı şekilde konuştuğu bildirilmektedir. Diğer bir ifade ile Nebi Resûllerine olduğu gibi doğrudan vahyederek, kimileri ile perde (niteliği bizce bilinmeyen) gerisinden ve kimilerine de Lût ve
Meryem örnekliğinde olduğu gibi elçi göndererek.
Şura s. 51. ayetinde Allah'ın insan ile konuşma türünden bahsedilmektedir. Burada konumuzu ilgilendiren kısım " bir resûl göndererek, izni ile1 dilediğini vahyetmesi" cümlesidir.
Sayın Aktaş dipnotta bu durumun " Lût ve Meryem örnekliğinde olduğu gibi elçi göndererek" vahyedildiğini beyan etmektedir. Burada Lut'a gelen elçilerin önce İbrahim'e geldiğini de ilave edelim.
Hatırlanacağı üzere İbrahim'e gelen elçiler onun eşi ile de konuşmuştur. Bu konuşma vahyetme olgusunun keyfiyeti ile alakalı bir durum değildir. Eğer ki o elçilerin vahyettiğini iddia edecek olursak İbrahim'in eşinin ve Meryemin'de birer elçi olduğunu kabul etmek durumunda kalacağız. Oysa Nahl s. 43. ve Enbiya s. 7. ayetlerinin beyanı ışığında vahyedilen bütün elçiler erkektir ve kadın yoktur.
Sonuç olarak; Sayın Aktaş vahyin bizim nasıllığını bilmediğimiz melek ile vahyedilme olgusunu beyan eden ayetleri önyargılarından sıyrılarak yeniden okumalıdır. Bunu yapması 15. baskısını yaptığı çevirisini okuyanlara hem ahlaki, hem vicdani bir borcudur. Bu kitap Ben yaptım, dedim oldu mantığıyla çevrilecek bir kitap değildir. Çevrilen dilin kuralları ve çevrilen kitabın bütünlüğü dikkate alınarak yapıldığında ortaya kelimeleri yerinden oynatılmamış bir çeviri ortaya çıkacak, okuyucular daha doğru bir çeviri okuma imkanına kavuşacaklardır. KERİM KUR'AN bu haliyle basılmaya devam edecek olursa, bazı ayetleri saptırılmış kelimeleri yerinden oynatılmış bir çeviri olmaktan öteye geçmeyecektir
EN DOĞRUSUNU ALLAH C.C. BİLİR