Ayetlerine etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ayetlerine etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Eylül 2026 Salı

KERİM KUR'AN Adlı Çeviride Necm s. 5. ve 18. Ayetlerine Verilen Anlam Üzerinde Bir Değerlendirme

Erhan Aktaş tarafından hazırlanan Kerim Kur'an adlı çevirideki Kur'anın melek ile indirilme olgusunu beyan eden ayetlerin çevirileri üzerinde bundan önceki yazılarımızda durmaya çalışmış, ilgili ayetlerin çevirileri üzerinde oynamalar yapıldığını, Arapça dil kurallarına sadık kalarak izah ederek sayın Aktaş tarafından yapılan çevirilerin tutarsızlıklarını göstermeye çalışmıştık. Bunu yaparken de kendi doğrularımızı merkeze alarak değil, yapılan çevirilerin hatalarını ve kendi bütünlüğü içindeki çelişkilere dikkat çekmiştik.

Bu yazımızda ise yine aynı konunun geçtiği Necm s. 5. ve 18. ayetlerini ele alarak, yapılan yanlışa ve çelişkilere dikkat çekmeye çalışacağız.

Önce Necm s. 5. ve 18. ayetlerinin sayın Aktaş tarafından yapılan çeviri ve dipnotlarını paylaşalım.

53:5. Ona Üstün Güç Sahibi ve Kudretli Olan öğretti.
1 1- Kur’an’ı öğretenin, vahyi getirenin Cebraîl olduğu düşüncesinin yanlış olduğunu, zira, Kur’an’ı Allah’ın öğrettiği Rahmân Sûresi’nin 1. ve 2. âyetlerinde açıkça belirtilmektedir. 
53:6. Üstün Akla1 Sahip, Egemenlik Kurmuş Olan. 1- Her şeyin hesabını en ayrıntılı ve en iyi şekilde yapan. 
53:7. O, yüksek bir ufuktaydı. 
53:8. Sonra yaklaştı ve sarktı. 
53:9. Böylece iki yay aralığı kadar, hatta daha yakın oldu.
53:10. Kuluna1 vahyedeceği şeyi vahyetti.2 1- Allah. 2- Bu âyetteki “kuluna” denmiş olması, vahyedenin Allah olduğunu açıkça ifade etmektedir. 
53:11. Gönlü, gördüğünü yalanlamadı. 
53:12. Onun gördüğü şeyden kuşku mu duyuyorsunuz? 
53:13. Ant olsun ki, onu başka bir inişinde de gördü. 
53:14. Sidretu’l Münteha’nın1 yanında. 1- Son/sondaki sedir ağacı (Bkz. 34:16). 
53:15. Onun yanında me’va1 cenneti2 vardır. 1- Me’va, sığınak, barınak, son durak demektir. 2- Yolcuların uğrak yeri olan bahçe. Oturulacak bahçe. Konaklama bahçesi, dinlenme bahçesi. (Hira dağı eteklerinde bulunan ve yolcuların dinlendikleri bir bahçe olduğu söylenmektedir.) 
53:16. O zaman kaplayan şey, Sidre’yi1 kaplıyordu. 1- Kiraz ağacını. 
53:17. Bakış şaşmadı ve haddi aşmadı. 
53:18. Ant olsun, Rabb’inin âyetlerinin1 en büyüğünü gördü. 1- Gösterge. İşaret. * 1. âyetten 18. âyete kadar, gaybi âlemde gerçekleşmiş bir olay olan “vahyin,” nasıl gerçekleştiğinin anlatımı söz konusudur. Gayba ait bir bilginin, bildiğimiz varlık dünyasının bilgileriyle, diliyle anlatılmasını göz ardı ederek, kelimelerin sözlük anlamına göre anlam verilmesi önemli yanılgılara, anlam kaybına neden olmaktadır. Söz konusu âyetlerde ifade edilen “yüksek ufuk, yaklaşma, sarkma, iki yay, görme, sidre vs.” kelimelerin, kelimesi kelimesine anlamlarını dikkate alarak âyetleri anlamaya çalışmak, vahyi ve verdiği mesajı yanlış anlamaya neden olmaktadır. O günün insanına, anlamlarını bildikleri kelimelerle, bilinmeyen âleme ait bir konu olan “vahyin” Muhammed Nebi’ye nasıl ulaştığı anlatılmaktadır. Örneğin: 28:30. âyette oraya vardığında, kutlu yerdeki vadinin sağ yanındaki bir  ağaç tarafından seslenildi: “Ey Mûsâ! Ben, âlemlerin Rabb’i Allah’ım.”

Surenin 5. ayetindeki 1. nolu dipnota göre sayın Aktaş,  Kur'an'ı öğretenin Cebrail olduğu düşüncesinin yanlış olduğunu, buradaki öğretenin Allah olduğunu iddia etmektedir. Biz, diğer yazılarımızda olduğu gibi bu yazımızda da sayın Aktaş'ın bu iddiasını doğru olarak kabul edeceğiz ve ilgili ayetleri elçiye vahyi öğretenin Allah olduğunun beyan edilmiş olması üzerinden okuyacağız. Bunu yaparken de sayın Aktaş'ın iddiası doğrultusunda ayetlerin arasına Allah kelimesini parantez ilave edeceğiz ki, sayın Aktaş'ın iddiası ve çevirisi daha net anlaşılsın.

5. ayetteki Allemehu kelimesinde 2 adet zamir vardır 1- Allame fiilindeki gaip zamir. Bu zamir öğreten kişiye gider, sayın Aktaş'ın iddiasına göre bu melek değil Allah'tır. 2- hu zamirindeki kişi ise öğretilen kişiye yani elçiye gider. 5. ayetten sonraki devam eden ayetlerdeki gaip zamirler vahyi öğretene yani sayın Aktaş'ın iddiasına göre Allah'a gitmektedir.

53:5. Ona (Elçiye) Üstün Güç Sahibi ve Kudretli Olan Allah öğretti.
53:6. Üstün Akla1 Sahip, Egemenlik Kurmuş Olan. 1- Her şeyin hesabını en ayrıntılı ve en iyi şekilde yapan. (Allah öğretti)
53:7. O (Allah), yüksek bir ufuktaydı. 
53:8. Sonra (Allah) yaklaştı ve sarktı. 
53:9. Böylece (Allah) iki yay aralığı kadar, hatta daha yakın oldu.
53:10. (Allah)Kuluna1 vahyedeceği şeyi vahyetti
53:11. (Elçinin) Gönlü, gördüğünü yalanlamadı. 
53:12. Onun (Elçinin) gördüğü şeyden kuşku mu duyuyorsunuz? 
53:13. Ant olsun ki, (Elçi) onu (Allah'ı) başka bir inişinde de gördü. 
53:14. Sidretu’l Münteha’nın1 yanında.
53:15. Onun yanında me’va1 cenneti2 vardır.
53:16. O zaman kaplayan şey, Sidre’yi1 kaplıyordu. 
53:17. Bakış şaşmadı ve haddi aşmadı. 
53:18. Ant olsun (Elçi), Rabb’inin âyetlerinin1 en büyüğünü gördü.

Bu ayetleri toparlayacak olursak; 

Vahyi elçiye Allah öğretiyor (5). 
Öğreten yani Allah, vahyi öğretmek için yaklaşıyor ve sarkıyor (8).
Böylece Allah ile elçinin arası iki yay aralığı hatta daha yakın oluyor (9).
Sonra Allah kuluna vahyedeceğini vahyediyor (10)
Elçi gördüğü şeyi yani Allah'ı gördüğünü yalanlamıyor (11). 
(Sayın Aktaş 11. ayette geçen ma edatını çeviriye yansıtmamış, 12. ayetteki ma edatını çeviriye yansıtmıştır bir yansıtmış sayıyoruz.)
Muhataplara onun yani elçinin gördüğü şeyden yani Allah'tan kuşku mu duyuyorsunuz diye soruluyor (12).
Elçi onu yani Allah'ı başka bir inişinde de görmüştür (13). (Demek Allah daha önce de inmiş!!)
Elçinin Allah'ı nerede gördüğü ve gördüğü zaman ve mekan anlatılıyor (14-15-16-17).
Elçi, orada Rabbinin ayetlerinin en büyüğünü yani Allah'ın kendisini görmüştür (18).

İşte sayın Aktaş'ın Necm s. 5. ve 18. ayetleri arası yaptığı çevirinin özeti. Kısacası, Allah elçiye vahyi öğretmek için iniyor, elçi onu görüyor. Şimdi sayın Aktaş'a "Elçi Allah'ı çıplak gözle açıkça görmüş müdür?" diye sorulsa, vereceği cevap büyük ihtimalle "Hayır görmemiştir" olacaktır. Fakat yaptığı çeviri ise gördüğü yönündedir.

Yani sayın Aktaş'a göre Musa'ya görünmeyen Allah, Muhammed'e hem de ikinci kez görünmektedir.
 
Görünen o dur ki sayın Aktaş, ilk düğmeyi yanlış ilikleyerek sonraki düğmeleri de yanlış iliklemiş böylece ortaya böyle traji komik vahim bir durum çıkmıştır. Oysa ki sayın Aktaş ön yargıların esiri olmadan bir çeviri yapmış olsaydı böyle bir saptırmaya imza atmayacaktı. Saptırma diyoruz, çünkü bu sehven yapılan bir hata değildir, aksine Kur'an'ı noter kitap durumuna sokmayı amaçlayan bir okumanın ürünüdür.

Çevirisinde hata olmasa da aynı sıkıntılı durum Şura s. 51. ayetinde de mevcuttur.

42:51. Allah’ın, bir beşer ile konuşması söz konusu değildir. Ancak, vahiy ile veya bir perde arkasından veya bir resûl göndererek, izni ile1 dilediğini vahyetmesi dışında. Kuşkusuz O, Çok Yüce’dir, En İyi Hüküm Veren’dir.2 
1- “Allah’ın izni ile”, terkibi, “Allah’ın belirlediği ilke ve kurallara göre,” Allah’ın bilgisine göre ve bilgisi gereği anlamlarına gelmektedir. 2- Bu âyete; Allah, bir beşerle, “vahiy yolu ile”, “perde arkasından” ve “elçi göndererek” olmak üzere üç ayrı şekilde konuştuğu bildirilmektedir. Diğer bir ifade ile Nebi Resûllerine olduğu gibi doğrudan vahyederek, kimileri ile perde (niteliği bizce bilinmeyen) gerisinden ve kimilerine de Lût ve Meryem örnekliğinde olduğu gibi elçi göndererek.

Şura s. 51. ayetinde Allah'ın insan ile konuşma türünden bahsedilmektedir. Burada konumuzu ilgilendiren kısım " bir resûl göndererek, izni ile1 dilediğini vahyetmesi" cümlesidir.

Sayın Aktaş dipnotta bu durumun " Lût ve Meryem örnekliğinde olduğu gibi elçi göndererek" vahyedildiğini beyan etmektedir. Burada Lut'a gelen elçilerin önce İbrahim'e geldiğini de ilave edelim.

Hatırlanacağı üzere İbrahim'e gelen elçiler onun eşi ile de konuşmuştur. Bu konuşma vahyetme olgusunun keyfiyeti ile alakalı bir durum değildir. Eğer ki o elçilerin vahyettiğini iddia edecek olursak İbrahim'in eşinin ve Meryemin'de birer elçi olduğunu kabul etmek durumunda kalacağız. Oysa Nahl s. 43. ve Enbiya s. 7. ayetlerinin beyanı ışığında vahyedilen bütün elçiler erkektir ve kadın yoktur.

Sonuç olarak; Sayın Aktaş vahyin bizim nasıllığını bilmediğimiz melek ile vahyedilme olgusunu beyan eden ayetleri önyargılarından sıyrılarak yeniden okumalıdır. Bunu yapması 15. baskısını yaptığı çevirisini okuyanlara hem ahlaki, hem vicdani bir borcudur. Bu kitap Ben yaptım, dedim  oldu mantığıyla çevrilecek bir kitap değildir. Çevrilen dilin kuralları ve çevrilen kitabın bütünlüğü dikkate alınarak yapıldığında ortaya kelimeleri yerinden oynatılmamış bir çeviri ortaya çıkacak, okuyucular daha doğru bir çeviri okuma imkanına kavuşacaklardır. KERİM KUR'AN bu haliyle basılmaya devam edecek olursa, bazı ayetleri saptırılmış kelimeleri yerinden oynatılmış bir çeviri olmaktan öteye geçmeyecektir

                                           EN DOĞRUSUNU ALLAH C.C. BİLİR



17 Eylül 2026 Perşembe

KERİM KUR'AN Adlı Çeviride Nahl s. 102. ve Şuara s. 193. Ayetlerine Verilen Anlam Üzerinde Bir Değerlendirme

Bundan önceki yazılarımızda KERİM KUR'AN adlı çeviride, Kur'an'ın melek aracılığı ile indirilme olgusunu kabul etmemeye yönelik bir önyargı ile çevrilmiş ayetleri ele alarak bu ayetler üzerinde yapılan hataları paylaşmaya çalışmıştık. Bu çalışmayı yaparken de kendi doğrularımızı öne çıkararak değil, ayetlerin çevirilerindeki çelişkilere ve tutarsızlıklara dikkat çekmiştik.

Bu yazımızda da aynı yolu takip ederek Nahl s. 102 ve Şuara s. 193. ayetlerinin çevirilerini ele almaya çalışacağız. Nahl s. 102 ayetinin metni, sayın Aktaş tarafından yapılan çevirisi ve dipnotu şöyledir;

قُلْ نَزَّلَهُ رُوحُ الْقُدُسِ مِنْ رَبِّكَ بِالْحَقِّ لِيُثَبِّتَ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَهُدًى وَبُشْرٰى لِلْمُسْلِم۪ينَ

.De ki: “Îmân Edenlerin; îmânlarını pekiştirmek, Müslimlere kılavuz ve müjde olmak üzere, Rabb’inden, Hakk ile o Kudus’un Rûhu1 çokça2 indi.”

1- Allah’ın Rûhu ile. Rûhu’l Kudus, “Rûh” ve “Kudus” kelimelerinden bir araya gelmiş belirtili isim tamlamasıdır; “Kudusun Rûhu” demektir. Sıfat tamlaması olarak, “Kutsal Rûh” diye anlam verilmesi doğru değildir. Kur’an’da dört yerde geçmektedir. Rûhu’l Kudus” tamlaması, “Allah’ın rûhu, Allah’ın vahyi, Allah’tan gelen bilgi anlamlarına gelmektedir. Rûh Kelimesi; Kur’an’da, Kelime anlamı olan, “can”, “vücuda hayat veren cevher” anlamının yanı sıra “insanın ve toplumların hayatını diri, sağlıklı kılan vahiy” anlamında da kullanılmaktadır. Kur’an’da geçen Rûhu’l-Kudus ifadesi “Vahiy, Allah’tan gelen temiz, sağlam bilgiler” demektir.” Rûhu’l Kudus ifadesinin geçtiği âyetler: 2: 87, 253; 5:110; 16:102. 2- “Nezzele” fiili Tef’il babından olup, bazen fiilin kendisi çokluk ve fazlalığı ifade eder. 

Biz, sayın Aktaş'ın Ruhu'l Kudus terimine verdiği anlamı doğru kabul ederek ayete yaptığı çeviri üzerinde duracağız.

Sayın Aktaş 2 nolu dipnotta Nezzele fiilinin Tef'il babından olduğunu, fiilin bazen çokluğu ifade ettiğini söylemektedir. Söylediklerine katılıyoruz, bu babın çokluğu ifade etmesinin yanında geçişsiz fiili geçişli de yaptığını sayın Aktaş herhalde unutmuş, zaten ayetin devamındaki bi harfi cerri bu geçişliliği de sağlamaktadır.

Nahl s. 102. ayetinde Nezzelehu olarak geçen kelimenin aynısı Bakara s. 97. ayetinde de geçmektedir. Fakat sayın Aktaş burada bu kelimeye Çokça indirdi şeklinde bir anlam vermiştir. Kendisine sorulsa, tef'il babının her iki anlama da müsait olduğunu iddia edecektir, fakat her iki ayette aynı durum yani vahyin inmesi sözkonusudur, bundan dolayı her iki ayetin aynı anlamda çevrilmesi zorunludur.

Gramer yapısı olarak her iki ayette de anlam aynıdır. Sayın Aktaş ilkeli ve tutarlı olmanın gereğini yerine getirerek ya Bakara s. 97. ayetinde Nezzelehu kelimesine verdiği anlamı Nahl s. 102. ayetinde de vermesi, ya da Nahl s. 102. ayetinde bu kelimeye verdiği anlamı Bakara s. 97. ayetinde vermesi gerekirdi. Ne yazık ki önyargıları ağır basmış aynı kalıpta gelen kelimeye çelişkili anlam verebilmiştir. Dikkat edilirse her iki ayette bi harfi cerri bulunmakta, bu edat da kelimeyi geçişli yapmaktadır. 

Yani, Nahl 102. ayetinde geçen Nezzelehu kelimesinin doğru çevirisi indi değil, Bakara s. 97. ayetinde olduğu gibi İNDİRDİ olması gerekirdi. Fakat sayın Aktaş bu anlamı verirse ayetin anlamı, ".De ki: “Îmân Edenlerin; îmânlarını pekiştirmek, Müslimlere kılavuz ve müjde olmak üzere, Rabb’inden, Hakk ile o Kudus’un Rûhu1  indirdi.” " şeklinde olacak bu sefer de sayın Aktaş'ın üzerine bina ettiği düşüncesi yıkılmış olacaktı ki bu nedenle bir yerde öyle bir yerde böyle bir anlam vererek durumu kurtarmaya gayret etmiştir. 

Bu gibi hatalar Arapça bilmese de dikkatli meal okuyucuları tarafından fark edilebilir. Bu yazıları yazma gereğini duymamızın bir nedeni de bu gibi birkaç okuyucunun bu çelişkileri fark ederek bize bu konularda sorular yöneltmiş olmasıdır.

Şimdi gelelim Şuara s. 193. ayetine verilen anlama. Ayetin metni, çevirisi ve dipnotu şöyledir;

نَزَلَ بِهِ الرُّوحُ الْاَم۪ينُۙ

Onunla er-Rûh’ul Emîn1 indi

1- Güvenilir, sağlam, kesin doğru bilgi. Vahiy. Rûh, esas itibarıyla “can:” vücuda hayat veren cevher” demektir. Kur’an, rûhu vahiy anlamında da kullanmaktadır. Zira vahiy, İnsana ve topluma hayat vermekte, İnsana ve topluma düzen vererek onları canlı ve diri tutmakta; onlara en iyi yaşantıyı sağlamanın yolunu göstermektedir. Rûh’ul Emin’e Cebraîl denmesi doğru değildir. Er’Rûh’ul-Emîn isim tamlaması değil, sıfat tamlamasıdır; yani “emin ruh” demektir. Kur’an’ın, Kitâp’ın, âyetlerin, sûrelerin, Hikmet’in, Tevrât’ın, İncil’in, Furkân’ın doğrudan Allah tarafından indirildiğine dair yüzlerce âyet bulunmaktadır. Buna karşın onun “Cebraîl” adındaki bir melek tarafından indirildiğini söylemek Kur’an’la çelişmektir. Örneğin: 58.22’de Allah Mü’minleri “rûh” ile desteklediğini söylemektedir. 

Sayın Aktaş dipnotunda Ruh'ul Emin tamlamasının VAHİY olduğunu söylemektedir. Bu çeviriye göre, Bihi edatına verdiği Onunla anlamı, Ruh'ul Emin yani vahiy ile birlikte inen başka bir şeyin daha olduğunu göstermektedir. Yani Ruh'ul Emin yani vahiy yalnız inmemiştir. Yani ayet bu şekliyle dahi ortada çelişkili bir bir çevirinin yapıldığını göstermektedir.

Bu ayetin öncesi ile birlikte okunması gerekir şeklinde bir itiraz yapılacak olursa öyle de okuyabiliriz. Şuara s. 192. ve 193. ayeti alt alta koyarak okuduğumuzda ortaya çıkan durum şöyledir;

192- O1 , kesinlikle Âlemlerin Rabb’inin indirmesidir

193-  Onunla er-Rûh’ul Emîn1 indi"

192. ayet, Kur'an'ın Alemlerin Rabb'inin indirmesi olduğunu beyan etmektedir. 193. ayetteki indi olarak çevrilen kelimenin Bi harfi cerrinin, kelimeyi geçişli yapma gereği kuralı, indirdi olarak çevrilmesi gerekirdi. Mealleri karşılaştırmalı okuyan kimseler bu durumu açıkça görebilirler. Ancak sayın Aktaş kendi düşüncesini haklı çıkarmak adına her dipnotunda vahyin bir melek tarafından indirilme olgusunun yanlış olduğunu ifade ederek kendidini haklı çıkarmaya çalışmaktadır. 

Hadi biz yine de ibareyi geçişsiz olarak sayın Aktaş'ın çevirisini doğru kabul ederek okuyalım.

Bu sefer ortaya çıkan durum şöyle olacaktır; 192. ayet Kur'an'ın Allah c.c. tarafından indirildiğini beyan etmektedir. 193. ayetteki bihi (onunla) edatı  ise indirilen şeyi yani Kur'an'ı işaret etmektedir. 193. ayetin dipnotunda sayın Aktaş'ın Ruh'ul Emin tamlamasına verdiği vahiy anlamını doğru kabul ederek her iki ayeti okuduğumuzda ortaya şöyle bir anlam çıkmaktadır.

192- O1 , kesinlikle Âlemlerin Rabb’inin indirmesidir

193-  Onunla (yani Kur'an'la) er-Rûh’ul Emîn1 (vahiy) indi

İşte sayın Aktaş'ın Şuara s. 193. ayetine verdiği anlam şu dur; Kur'an'la vahiy inmiştir.

Oysa ilgili ayeti hiçbir önyargıya sahip olmadan hatasız olarak "Onu Ruh'ul Emin indirdi" şeklinde çevirseydi böyle trajikomik bir çeviriye imza atmak zorunda kalmayacaktı.

Sayın Aktaş'ın tutarsızlıkları bu kadar da değildir, aynı surenin 210. ayeti olan "Ve ma tenezzelet bihişşeyatinu" cümlesini "Onu, şeytânlar indirmedi" şeklinde doğru olarak çevirmiştir.

193. ayeti "Onunla er-Rûh’ul Emîn1 indi" şeklinde çeviren sayın Aktaş'ın tutarlılık ve ilkeli olmak adına 210. ayeti de "Onunla şeytanlar inmedi" şeklinde çevirmesi gerekirdi. Ancak böyle bir çevirinin hatalı olacağını çok iyi bilen sayın Aktaş karakolda doğru söyleyip mahkemede şaşarak böyle bir tutarsızlık içine düşmüştür. 

Şimdi sayın Aktaş'a sorarız; Eğer 193. ayetin çevirisi doğruysa neden 210. ayeti aynı şekilde çevirmediniz? Eğer 210. ayetin çevirisi doğruysa neden 193. ayeti aynı şekilde çevirmediniz?

Görülüyor ki kendisine önyargı ile yaklaşanı bu kitap alenen "Sen beni tahrif ediyorsun diye bağırmaktadır. İlkeli ve tutarlı bir çeviri yapmanın ön şartı, önyargıları kafadan atarak salim bir kafayla bu kitaba yaklaşmaktan geçmektedir. 

Eğer sayın Aktaş bu düşüncesini Nahl s. 2. ayetini baz alarak yeniden değerlendirmezse çevirisindeki trajikomik hatalar onun bir ayıbı olarak kalacaktır. 

Nahl s. 2. ayetinin kendisi tarafından yapılan çevirisi.

“Benden başka ilâh yoktur, öyleyse bana karşı takvâ1 sahibi olun.” uyarısında bulunmaları için kullarından dilediğine emrinden rûh2 ile melekleri3 indirir

Ruh için vahiy diyen birisinin ki doğrudur ve bu vahyin melekler indiğini beyan eden ayeti çeviren bir kimsenin diğer ayetlerde böyle bir hataya imza atması akıl alacak şey değildir. Buna benzer hatalar konu ile alaklı diğer ayetler de mevcuttur. Daha sonraki bir yazımızda bunları ele almaya çalışacağız.

                                            EN DOĞRUSUNU ALLAH C.C. BİLİR.