Semud etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Semud etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Kasım 2015 Cumartesi

Hicr s. 89-91. Ayetleri: Semud Kavminin Devesi İle Kur'an Arasında Analojik Bir Bağ Kurma Çalışması


Kur'an'daki kıssa yollu anlatımların maksadı; bizden öncekilerin yaşadıkları hayat içindeki olumlu ve olumsuz örnekleri anlatarak, bu örneklerden bizlerin hisse almasına yöneliktir. Bu amaçla anlatılan Kur'an içindeki kıssalar doğru bir biçimde okunarak, gereken hissenin alınmasını beklemektedir.

Bu yazımızda HİCR 89 ve 91 ayetlerini ele alarak, o ayetlerdeki anlatımlardan Salih(a.s)'ın kavmine gönderilen ayet olan "Dişi Deve" ile Kur'an arasında analojik bir bağ yani benzerlik olduğundan yola çıkarak ve bu ikisi arasındaki bağı okuyarak, kıssadan hisse almaya yönelik anlatımları değerlendirmeye çalışacağız.

"Analoji"; iki farklı şey arasındaki benzerlikten yola çıkarak, birincisi için dile getirilen şeyin, diğeri için de söz konusu olduğunu ifade etmek için kullanılan bir kelimedir.

Ve kul innî enen nezîrul mubîn(mubînu).
[015.089] Ve de ki: «Ben, şüphesiz ben apaçık korkutucuyum.»

Ke mâ enzelnâ alel muktesimîn(muktesimîne).
[015.090] Muktesimlerin (yeminleşenlerin) üzerine indirdiğimiz gibi,

Ellezîne cealûl kur’âne ıdîn(ıdîne).
[015.091] Onlar ki; Kur'an'ı parçalara ayırmışlardı.

Bu ayetler Muhammed(a.s)'ın Mekkeli muhataplarına, kendilerinden önce yaşamış ve kendilerine gelen elçilere karşı çıkarak helak edilmiş kavimleri örnek gösteren ayetler özellikle Salih(a.s)'ın kavmi olan Semud, dikkate alınarak okunduğunda daha kolay anlaşılacaktır.

"Nezir" kelimesi "içinde korkutmanın da olduğu bir haberi veren kimse" anlamında olup bu kelime Allah(c.c)'nin gönderdiği elçiler için kullanılmaktadır.

"Mübin" kelimesi "bir nesnenin örtüsünü kaldırıp açığa çıkarmak" anlamına gelen "beyan" kelimesinden türemiş olup "örtüsü kaldırılıp açığa çıkarılan şey" anlamındadır.

Muhammed(a.s)'a "Nezirün Mübin" olduğunun muhataplarına hatırlatmasının emredilmesi ise, kendisine indirilmiş olan vahye iman edilmemesi neticesinde Mekkelilerin helak edileceği tehdidinin daha önceki kavimlerde vaki olduğunu hatırlatması yani onları korkutması, kendisinden önce gelen elçilere inen vahye iman etmeyen kavimlerin helak edildiği haberinin "Mübin" yani gerçek olarak daha önce vaki olduğunu ona inen vahiy vasıtası haber vermesi anlamındadır.

Kur'an'da kıssaları anlatılan elçilere baktığımızda, onların da aynı şekilde "Nezirün Mübin" olduğunu, yani kavimlerini tehdit ettikleri helak haberinin, kendilerinden önce yaşamış olan kavimler nezdinde gerçekleştiğini, kendileri için aynı helakın gerçekleşmemesi için hiçbir neden olmadığını haber vererek onları imana davet etmişlerdir. Hud(a.s) Nuh(a.s) kavminin helakını (7:69), Salih(a.s) da Hud(a.s) kavminin helakını (7:74) hatırlatarak, kavimlerini tehdit ettikleri helak haberinin gerçek olduğunu hatırlatmışlardır.

[009.070] Onlara kendilerinden öncekilerin: Nuh, Ad ve Semud kavminin, İbrahim kavminin, Medyen halkının ve alt üst olmuş şehirlerin haberi gelmedi mi? Bunların hepsine peygamberleri apaçık delillerle gelmişti. Demek ki Allah, onlara zulmetmiş değildi. Fakat onlar kendilerine zulmediyorlardı.

[014.009] Size, sizden önce gelip geçenlerin haberleri gelmedi mi? Nuh, Ad ve Semüd kavminin ve onlardan sonrakilerin ki, ayrıntılarını ancak Allah bilir! Onlara peygamberleri açık delillerle geldiler de onlar, ellerini ağızlarına ittiler ve: «Biz, sizinle gönderilen şeyi tanımıyoruz ve biz, bizi davet ettiğiniz şeyden kuşkulu bir şüphe içindeyiz.» dediler.

[041.013] Eğer yüz çevirirlerse onlara de ki: «İşte sizi, Ad ve Semud'un başına gelen yıldırıma benzer bir azap ile uyardım.»

Muhammed(a.s)'a indirilen Kitap'ın içindeki ayetlerden, kendisine iman edilmediği takdirde o kavmin başına gelecek olan tehdit haberinin daha önceki kavimlerin başına geldiğini öğrenmekteyiz.

90. ayette "muktesimin" olarak geçen ve "yeminleşmek" şeklinde çevirdiğimiz kelimenin anlamının meallerde genellikle, bu kelimenin "bölmek, dağıtmak" şeklindeki anlamının dikkate alınarak verildiğini görmekteyiz. Ancak aynı kelimenin "yemin etmek" anlamı da olup 90. ayetteki kelimenin bu anlamın dikkate alınarak "yeminleşmek" şeklinde çevirisinin yapılmasının daha doğru olacağını düşünmekteyiz. Tetkik ettiğimiz meallerde, sadece Yaşar Nuri Öztürk ve "Ak evler Kur'an meali" adlı bir mealde bu şekil bir çeviri yapıldığını gördük.

"Yeminleşmek" şeklindeki anlamı tercih etme sebebimiz ise, 91. ayette geçen "cealu" kelimesinin geçmiş zaman sigası içinde kullanılmış olmasıdır. Bu kelimenin eğer Mekkeliler ile bir bağı olmuş olsaydı, şimdiki zaman kipi yani muzari sigasında kullanılması gerekirdi. Mazi sigasında kullanılmış olması, bizlere Mekkelilerden önce yaşamış olanlar ile ilgili olması ihtimalini kuvvetlendirmektedir.

"Muktesimin" kelimesine "yemin etmek, yeminleşmek" şeklinde bir anlam verdiğimizde 90. ayetin çevirisi şu şekilde olmaktadır;

90 - Tıpkı yeminleşenler üzerine indirdiğimiz gibi.

Burada "yeminleşenler" olarak bahsedilen topluluğun kim oldukları sorusunun cevabının verilmesi gerekmektedir. Bu sorunun cevabına geçmeden önce 89. ve 90. ayetlerinin anlamını hatırlayalım;

De ki; "Ben sizden önceki, yeminleşen üzerine, elçileri vasıtası ile inen vahiyde olduğu gibi helak tehdidi haberlerinin aynısını getirmiş olan apaçık bir korkutucuyum."

Şimdi "yeminleşenler" adı verilen verilen topluluğun kimler olabileceği üzerinde düşünebiliriz.

Salih(a.s)'ın NEML Suresi içinde geçen kıssasına baktığımızda bu topluluğun "Semud" kavmi olduğunu söyleyebiliriz.

[027.045-52] Andolsun ki; Semud'a da kardeşleri Salih'i; Allah'a ibadet edin, diye gönderdik. Hemen birbirleriyle çekişen iki grup oluverdiler. Dedi ki: «Ey kavmim, neden iyilikten önce, kötülük konusunda acele davranıyorsunuz? Allah'tan bağışlanma dilemeniz gerekmez mi? Umulur ki esirgenirsiniz» Dediler ki: Senin ve beraberindekilerin yüzünden uğursuzluğa uğradık: O da: Uğursuzluğunuz Allah katındandır. Belki siz, imtihana çekilen bir kavimsiniz, dedi. Şehirde dokuz kişi vardı ki; yeryüzünde bozgunculuk yapıyor ve ıslah etmiyorlardı. Allah'a YEMİNLEŞEREK (Tekasemu) birbirlerine şöyle dediler: «Gece ona ve ailesine baskın yapalım; sonra da velisine, 'Biz o ailenin yok edilişi sırasında orada değildik, inanın ki doğru söylüyoruz' diyelim.» Onlar bir düzen kurdular. Onlar farketmezlerken Biz de bir düzen kurduk. Düzenlerinin sonunun nice olduğuna bir bak. Biz; onları ve kavimlerini toptan yerle bir ettik. İşte zulmetmelerinden dolayı çökmüş, ıpıssız kalmış evleri. Muhakkak ki bunda; bilen bir kavim için ayet vardır.

Salih(a.s) Semud kavmine, şirki terketmeleri için gönderilmiş olan "Nezirün Mübin"lerden bir tanesidir. Salih(a.s) aracılığı ile Semud kavmine, şirki terkedip tevhide dönmeleri için gerekli ikazlar yapılmış olup, Muhammed(a.s) da Salih(a.s) gibi Mekke toplumuna, kendisine iman etmedikleri takdirde Semud kavminin helakının bir benzerinin başlarına geleceğini haber vermektedir (41:13).

Şimdi burada haklı olarak, Semud kavminin Kur'an ile ne alakası olduğu sorusu akla gelecektir. Bu alakayı, Semudlular ile Mekkeliler arasında analojik bir bağ yani benzerlik kurarak anlamanın mümkün olabileceğini düşünmekteyiz. Kur'an; muhataplarına vermek istediği mesajı anlama kolaylığı sağlamak amacı ile bu tür analojiler kullanmaktadır.

Örneğin; NUH Suresi içinde gördüğümüz ve Nuh kavminin putları olarak sayılan Vedd, Suva, Yeuk, Yeğus ve Nesr adlı putlar, aslında Nuh kavminin putları değil, farklı Arap kabilelerinin tapmış olduğu putların adı olup, Nuh kavminin şirki ile Arap toplumunun şirki arasında analoji yani benzerlik kurularak, tapmış oldukları putların, tıpkı Nuh kavminin şirki ile aynı olduğu, bu sebepten ötürü Nuh kavminin uğradığı akıbetin bir benzerine uğrayabilecekleri tehdit edilmektedir.

Semud kavmine gönderilen ve "ayet" adı verilen "dişi deve"ye, Semud kavminin yaptığı muamele ile, Mekkelilere gönderilen "Kur'an" adlı ayete, Mekkelilerin yaptığı muamele arasındaki benzerliği kurmaya çalışalım.

[011.064-65] «Ey kavmim, size işte bir ayet olarak Allah'ın dişi devesi; onu serbest bırakın, Allah'ın arzında yesin. Ona kötülük (vermek niyetiy) le dokunmayın. Yoksa sizi yakın bir azab sarıverir.» Buna rağmen onu kesip devirdiler. O zaman Salih: «Yurdunuzda üç gün daha kalın. Bu, yalanlanmayacak bir sözdür» dedi.

[026.155-157] Dedi ki: İşte şu devedir. Su içme hakkı; belirli bir gün onun ve belirli bir gün sizindir.Sakın ona bir kötülük yapmayın. Yoksa sizi büyük bir günün azabı yakalayıverir.Onlar ise onu kestiler de pişman oldular.

[007.073] Semûd kavmine de kardeşleri Salih Peygamberi, ey kavmim! Dedi: Allaha kulluk edin, ondan başka bir ilâhınız daha yok, işte size rabbınızdan açık bir ayet geldi, bu, Allahın nâkası size bir âyet, bırakın onu Allâhın Arzında otlasın, sakının ona bir fenalıkla dokunmayın ki sonra elîm bir azâba uğrarsınız

Allah(c.c)'nin göndermiş olduğu ayete yani deveye iman etmek zorunda olan Semud kavmi, o ayeti yani deveyi inkar ederek keser, onların bu deveyi kesme fiilleri "Akaru" kelimesi ile ifade edilmektedir.

"Akaru" kelimesi "bir şeyin aslına vurmak, kökünü kazımak" anlamındadır. "Akartunnahle" (Hurma ağacını kökünden kestim), "Akartulbaire" (Deveyi boğazladım).

Semud kavminin kendilerine ayet olarak gönderilen deveyi boğazlamaları, onların Allah(c.c)'nin indirdiği ayete karşı olan cüretlerini göstermektedir. Aynı cüreti Mekkeliler de göstererek, Kur'an'a karşı olan inkarlarını ve elçiye karşı olan kinlerini her fırsatta dile ve fiile getirdiklerini yine Kur'an içindeki ayetlerden öğrenmekteyiz.

[008.030] Hani bir vakitler, o kâfirler, seni tutup bağlamak veya öldürmek veya sürüp çıkarmak için sana tuzak kuruyorlardı da, onlar tuzak kurarken Allah da karşılığında tuzak kuruyordu. Öyle ya, Allah tuzakların en hayırlısını kurar.

NEML 49 ayetinde gördüğümüz Semud kavminin elçilerinin canına kast etme niyetlerinin, aynısı Mekkeliler tarafından Muhammed(a.s)'a karşı da planlanmaktaydı.

91. ayete baktığımızda; Semud kavminin kendilerine gönderilen elçi ve ayete karşı olan tutumları aynen Mekkelilerin elçi ve ayetlere karşı olan tutumları ile benzeştirilerek anlatılmaktadır.

[015.091] Onlar ki; Kur'an'ı parçalara ayırmışlardı.

Ayetin Arapça metni olan "ellezîne cealûl kur’âne ıdîn(ıdîne)" ibaresindeki "ceale" fiilinin, geçmiş zaman sigasında kullanılması maalesef birçok meal yapıcısı tarafından dikkate alınmayarak, Mekkeliler olarak anlaşılmıştır. Ayetin metnindeki "Kur'an" ifadesinin bu anlamı desteklediği düşünülerek, hiç tereddüt edilmeden Mekkelilerin yaptığı bir işlem olarak anlam verilmiştir. Evet Mekkeliler Elçi ve Kitap'ı inkar etmekteydiler ancak onların bu inkarları, Semud kavminin inkarı ile analojik bir bağ kurularak anlatılmaktadır. Maalesef bu nokta gözden kaçırılmıştır.

91. ayet içinde geçen "Idine" kelimesi "kırıldığı ve parçalandığı anda işe yaramayacak ve kullanılamaz hale gelecek olan değerli nesneler" için kullanılır. Bu kelime ile Semud kavminin ayeti yani deveyi kesmeleri için kullanılan "Akaru" kelimesi arasında "kesmek, parçalamak" anlamında bir anlam bağı vardır.

Aklımıza "neden her iki yerde de aynı kelime kullanılmamış?" şeklinde bir soru gelebilir. Buna cevap olarak "Akaru" kelimesi ile ifade edilen nesnelerin, kesildikten sonra yenilerek işe yaraması söz konusu olabilirken, "Idine" kelimesi ile ifade edilen Kur'an'ın parçalara bölünmesi halinde yani bir kısmına iman edilip, bir kısmına iman edilmemesi sonucunda hiçbir işe yaramayacağı ifade edilmektedir. Kur'an için böyle bir ifade kullanılması, böyle bir parçalamanın bize dönük mesajlarının okunmasını gerektirmektedir.

Buraya kadar yazılanları toparlayacak olursak; Mekkelilerin kendilerine gönderilen Kur'an'ı red etmeleri ile , Semud kavminin kendilerine gönderilen ayeti red etmeleri aynileştirilerek, onların deveyi yani ayeti red etmeleri, Kur'an'ı red etmeleri şeklinde analojik bir bağ ile beyan edilmektedir . Semud kavminin, ayeti yani deveyi red etmeleri sonucunda başlarına gelenler ile, Mekkelilerin ayeti yani Kur'an'ı red etmeleri sonucunda başlarına gelecek olanlar Semud kavmi örneğinde gösterilmektedir.

Buradan şunu anlamak mümkündür; Kur'an parçalanmadan yani hiçbir ayeti ötelenmeden hayat içinde bütüncül bir şekilde pratize edilmesi gereken bir hüküm kaynağıdır. Çoğumuzun yaptığı şekli ile namaz, oruç gibi ibadetleri Kur'an'dan alıp hayat içinde gerekli olan ibadet hükümlerini başka kitaplardan almanın adı, "Kur'an'ı parçalamak" anlamına gelecektir. Bu parçalama Semud kavmine gönderilen ayet olan devenin parçalanması ile aynı olup, devenin parçalanması sonucunda Semud kavminin başına gelen akıbetin benzeri, Kur'an'ı parçalayanların başına gelecektir. Bu konuyu daha etraflı bir biçimde "Semud Kavminin Helakının Örnekliğinde Helakın Evrenselliği" başlıklı bir yazıda ele almaya çalışmıştık.

Allah(c.c) göndermiş olduğu Elçi ve Kitaplar ile dünya hayatında yaşayan insanların tabi olacakları kuralların ana hatlarını belirlemiştir. İnsanlar, şayet bu kuralların yerine başka kurallar hayata geçirmeye kalktığı anda hayatın düzeni bozularak yer yüzünde fesat meydana gelecektir. Yaşanan bu fesat toplumları yıkıma götürerek onların helak olması anlamına gelir.

[017.058] Hiç bir ülke (veya şehir) olmasın ki, kıyamet gününden önce biz onu (ya) bir yıkıma uğratacağız veya onu şiddetli bir azabla azablandıracağız; bu (muhakkak) o kitapta yazılıdır.

Dünya tarihine baktığımız zaman, dünya sahnesine gelen birçok uygarlığın tarih sahnesinden silindiğini görürüz. Bu uygarlıkların tarih sahnesinden silinme sebebi, kendileri için belirlenen ilahi kurallar yerine beşeri kuralları yaşam alanına sokmalarıdır. Bu helak yasası kıyamete kadar geçerli bir yasa olup, beşeri kuralları benimseyerek, ilahi kuralları benimsemeyen bütün toplumlar tarih sahnesinden silinecektir.

Sonuç olarak; Kur'an kıssa yollu anlatımlar ile bizden önceki yaşamlardan örnekler vererek, kıssadan hisse alınmasını amaçlamaktadır. Konumuz olan ilgili ayetleri bu kıssaların, özellikle Salih(a.s) kıssası içinde geçen anlatımlar örnek alınarak okunmaya çalışılmasının daha doğru bir yaklaşım olduğunu düşünmekteyiz. Yaptığımız çalışma "Deve" ve "Kur'an" kelimelerinin arasındaki ortak payda olan "Ayet" kavramı arasında analojik bir bağ kurarak ilgili ayetleri anlamaya çalışmaktır.

Yapılan meallerin bir çoğunun böyle bir analoji kurularak yapılmadığı için, Semud ile bağı kurulmamış bir halde anlam verilmeye çalışıldığını gördük. "Bizim yaptığımız doğrudur" demek istememekle birlikte, ilgili ayetlerin Salih(a.s) kıssası göz önünde bulundurularak okunduğunda, Kur'an'ın Kur'an ile tefsirinin daha isabetli yorumlar çıkaracağını söyleyebiliriz.

EN DOĞRUSUNU ALLAH (C.C) BİLİR.

16 Nisan 2015 Perşembe

Semud Kavminin Helakının Örnekliğinde Helakın Evrenselliği

Kur'anda bir çok sure içinde gördüğümüz kıssa yollu anlatımların amacı , "Sünnetullah"ın arz üzerinde nasıl işlediği ve bu işlemenin sadece adı geçen kavimlere özgü değil , aynı fiilleri işleyen topluluklarında bu işleyiş çerçevesinde helak olacaklarının bilinmesi amacına dayanmaktadır.

Salih (a.s) ın kavmi olan Semud , helak edilmiş olanlar listesinde yer almakta olan kavimlerden birisi olarak öne çıkmaktadır. Semud kavmine ayet olarak gönderilen "Dişi Deve" ile ilgili olarak klasik tefsirlerde onun kayadan çıkması , kılı , tüyü ile meşgul olunmuş , mesaj içerikli bir okumaya maalesef tabi tutulmamıştır. Kavimlerin helak edilmesi konusu gündeme geldiği zaman yapılan tartışma konusu , helakın devam eden bir süreç olup olmadığı çerçevesinde olup , bu tartışmanın yapılması bile  "Sünnetullah" olgusunun tam anlaşılamamış olmasından kaynaklanmaktadır. 

Kavimlerin helakı ile ilgili ayetler şayet "Sünnetullah" olgusu hesaba katılarak okunmuş olsaydı , bu tür tartışmaların ne kadar gereksiz olduğu anlaşılır , klasik tefsirlerde bu konu ile ilgili yapılan yorumlar ,masal tadında bir anlatım olarak okunup İsrailiyyat masalları ile güzelleştirilmeye !!! çalışılmaz , helak ile ilgili ayetlerin  "Sünnetullah" olgusunun bir gereği olarak , kıssalardaki anlatımlarda öne çıkan özellikleri taşıyan toplulukların, er veya geç helak edileceklerinin değişmez bir yasa gereği olduğu anlaşılırdı. 

Bu noktada , Şuayb (a.s) kavminin öne çıkan özelliği olan ,ölçü ve tartıyı noksan tutmaları yani ekonomik hayatta adaleti gözetmemiş olmaları , Lut (a.s) ın kavminin homoseksüellik yolu ile ahlaki alanda bozulma göstermeleri onları helake götüren sebeblerdir. Bu gün bu Elçilerin kavimlerindeki yanlışların yapılmaya devam ediliyor olması, bu toplulukların er geç yıkılacağının bir habercisidir. Onların yıkımı başlarına taş yağarak gerçekleşmesini beklemek gibi bir durumdan ziyade, bu toplulukların  yaptıklarının karşılığını yaşadıkları hayat içinde görmeleri gibi bir helak olma durumuna düşmeleri olarak anlamak gerektiğini düşünüyoruz.

Helak edilen kavimlerin tamamında öne çıkan ortak nokta, o toplulukların yaşamlarını belirleyici olan Rab ve İlah'ın Allah (c.c) değil başka İlah ve Rabler olmasıdır. Allah(c.c) nin dışında belirleyiciler edinen bu kavimler , kendilerine Allah (c.c) tarafından gönderilmiş olan uyarıcı Elçileri red ederek başka belirleyicilere kulluk etmeye devam edeceklerini beyan etmişlerdir. Salih (a.s) ın kavmi olan Semud bu kavimlerden birisidir. 

[011.061]  Semûd (kavmine) de kardeşleri Salih’i elçi olarak gönderdik. «Ey benim halkım!» dedi, «Yalnız Allah’a ibadet edin, çünkü sizin O’ndan başka ilahınız yoktur. Sizi topraktan yetiştirip yaratan, sizi orada yaşatan O’dur. O halde O’ndan mağfiret dileyin, yine O’na dönün, tövbe edin. Çünkü Rabbim kullarına çok yakın ve onların tövbe ve dualarını kabul edendir.»
 [026.141-52] Semud halkı da resulleri yalancı saydı. Kardeşleri Salih onlara: «Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin» dedi.

Verdiğimiz örnek ayet meallerinden anlaşılacağı üzere , Semud kavmi müreffeh bir hayat sürmelerine rağmen şirk esasına dayalı bir sistemi seçmişler , Arz üzerinde ıslaha değil fesada koşan bir topluluk olmuşlardır. Elçileri Salih, onlara yaptıklarının yanlış olduğunu haber vermek üzere gönderilmiş ve kavmi tarafından tekzip edilmiştir. Bunun üzerine Allah (c.c) Semud kavmine Ayet olarak dişi bir Deve göndermiş fakat kavmi onu öldürmüştür. 

 [007.073]  Semud kavmine de kardeşleri Salih'i peygamber olarak gönderdik. Salih onlara dedi ki, 'Ey soydaşlarım, Allah'a kulluk ediniz, O'ndan başka bir ilâhımız yoktur. Rabbinizden size bir belge geldi. Şu Allah'ın dişi devesi size bir delildir. Bırakın onu, Allah'ın çayırında otlasın, sakın ona bir kötülük etmeyin, yoksa acı bir azaba çarptırılırsınız.
 [007.077]  Derken o dişi deveyi ayaklarını keserek öldürdüler ve Rablerinin emrinden dışarı çıktılar da: Ey Salih! Eğer sen gerçekten peygamberlerdensen bizi tehdit ettiğin azabı bize getir, dediler.
 [054.027]  Gerçekten onları imtihan etmek için dişi deveyi gönderen biziz. Sen onları gözetle ve sabret.
 [091.011-5]  Semûd kavmi azgınlığı yüzünden (Allah'ın elçisini) yalanladı. Onların en bedbahtı (deveyi kesmek için) atıldığında, Allah'ın Resûlü onlara: «Allah'ın devesine ve onun su hakkına dokunmayın!» dedi. Ama onlar, onu yalanladılar ve deveyi kestiler. Bunun üzerine Rableri günahları sebebiyle onlara büyük bir felâket gönderdi de hepsini helâk etti. (Allah, bu şekilde azap etmenin) âkıbetinden korkacak değil ya!

 Salih (a.s) ın kavminin kıssası kısaca bu şekildedir , bu kıssa bize geçmişlerin masalları olarak anlatılmadığına göre , bu kıssadan bir hisse çıkarmak ve onu yaşadığımız hayat ile nasıl bir bağlantısını kurabiliriz şeklinde bir soruya şu cevabı vermek mümkündür.

Ayetlerden anlaşıldığına göre , Ayet olarak gönderilen Devenin "Allahın Arzı" olarak belirtilen yerlerde yemesine içmesine kimsenin karışmaması ve rahatlıkla otlamasına izin verilmesi istenmektedir. "Allahın Arzı" olarak özellikle vurgulanan topraklarda EMANETÇİ olduklarını unutan Semud kavmi'nin müşrik ileri gelenleri , üzerinde bulundukları topraklarda tasarruf hakkını sahiplik olgusu içinde yani ASALETEN yerine getirmeye kalkarak sadece kendilerinin hayat hakkı olduğunu iddia etmişler ve "Allahın Devesi"ni kesmişler ve helak edilmişlerdir. 

Şimdi bu kıssa bize neden anlatılmıştır ?.

Klasik tefsir anlayışında olduğu gibi sadece masal tadında köy kahvelerinde okunması veya modernist tefsir anlayışında olduğu gibi mecazi anlatımlar olup böyle bir helakın vaki olmadığı yani bir nevi ütopik bir masal olsun diye mi anlatılmıştır ?. 

İki yaklaşıma verilecek cevap , Hayır olacaktır.

"Allahın Arzı" ve "Allahın Devesi", bu iki terim kıssanın evrensel bir mesajı olduğuna dair iki önemli terimdir. 

Bu iki terim,  yaşadığımız Dünya'nın  üzerinde olan ve İnsanın emrine müsahhar kılınan , Dağ , Orman , Nehir , Hayvanlar v.s gib unsurların asıl sahibinin kim olduğuna vurgu yapmaktadır. Ahzab s. 72. Ayetinde vurgulandığı üzere , "Emanetçi" vasfına sahip olarak yaratılan İnsan , yaşamı boyunca kullandığı her ne varsa onun üzerinde asla onun asıl sahibiymiş gibi bir tasarrufta bulunmaya hakkı yoktur. 

Allah (c.c) nin , bir çok Ayette bizim emrimize amade kıldığı şeyleri yine onun gösterdiği kullanma klavuzu dahilinde kullanmak zorunda olduğunu unutan İnsanlar , kendi hevaları doğrultusunda edindikleri kullanma klavuzları doğrultusunda , kendilerine emanet edilen bu şeyleri kendi malları zannederek , istedikleri gibi kullanmışlar ve neticede büyük bir fesada sebebiyet vermişlerdir.

Bu gün üzerinde yaşadığımız Arz üzerinde her ne varsa bunları bizden sonraki kuşaklarda kullanacak ve onlardan yararlanacaktır. Ancak Arz üzerinde kan dökücü ve fesad çıkarıcı bir varlık olan İnsan , bunları unutarak sadece kendisini ve bu günü  düşünerek Arz üzerindeki dengeyi bozmaktadır. 

  [030.041]  İnsanların bizzat kendi işledikleri yüzünden karada ve denizde düzen bozuldu, ki Allah yaptıklarının bir kısmını onlara tattırsın; belki de (tuttukları kötü yoldan) dönerler.

Rum s. 41. Ayetine baktığımız zaman , Sünnetullah dediğimiz değişmez yasalardan bir tanesi karşımıza çıkmaktadır. Deniz'de ve Kara'da fesadın yani bozulmanın meydana gelmiş olmasının müsebbibi olarak İnsan gösterilmektedir , Ayetin devamında insanların yaptıklarının karşılığı olarak bu fesadın kendilerine geri döndürülerek belki bu yolu terketmelerinin beklendiği beyan edilmektedir. 

Burada bir hatırlatma yapmanın yerinde olacağını düşünmekteyiz; Kur'anda zikri geçen kavimlerin helak edilme süreci, düşündüğümüz gibi kısa bir süreç içinde olmamıştır. Elçilerin kıssalarını okuduğumuz zaman sanki böyle bir anlatım varmış zannı hakim olabilir , ancak helak edilen kavimlerin helak edildiği zaman adı geçen Elçi o kavme gönderilmiş tek Elçi değildir , adı geçen kavimlere o Elçilerden önce bir çok Elçiler gelip geçmiştir. Nuh (a.s) kıssasını hatırlayacak olursak onun 950 sene tebliğde bulunmuş olması sonucunda kavminin helak edilmiş olması sürecin ne kadar uzun olduğu konusunda fikir verebilir. 
 
 Bu gün Dünyamıza bir bakalım; adına "Çevre Felaketi" dediğimiz bir çok sıkıntılı durum biz İnsanları tehdit etmektedir. Bu tehdidin sebebi olarak , İnsanların daha rahat ve müreffeh yaşama adına geliştirmeye çalıştıkları sanayi ve teknoloji'nin, çevreye atılan atıkları ve bu atıkların ekolojik dengeyi alt üst ederek insanların yaşamını tehdit ettikleri gerçeği bu gün Dünyanın en önemli gündemini teşkil etmekte olmasına rağmen , aynı İnsan üretim adına bu fesadı devam ettirmekten kendini alamamaktadır. 

 Helak dediğimiz olayı ,Kur'anda anlatıldığı şekli ile sadece gökten taş yağması gibi algılamak , bu olayın Sünnetullah'ın bir neticesi olmasına ve evrenselliğine gölge düşürecektir. Helak dediğimiz felaketler dün nasıl meydana geldiyse bu gün de yaşanmakta bu gidişle kıyamete kadar yaşanacaktır. 

Örnek verecek olursak ; Geçtiğimiz yıllar içinde , Amerikanın Japonya ya atmış olduğu atom bombası , o ülke insanlarını yıllarca etkilemiş ve hala etkilemektedir , Çernobil atom santralı'nın patlaması ile meydana gelen olaylar , körfez savaşında Kuveyt'te ateşe verilen petrol kuyularından çıkan alev ve dumanlar , daha buraya yazamayacağımız binlerce felaket bir nevi helak edilme anlamına gelmekte olup bu felaketlerden etkilenen milyonlarca insan , ekonomik , sosyal ,siyasal , sağlık yönünden sıkıntı içinde bulunmaktadır. 

Çevreye salınan zararlı gazlar neticesinde iklimler değişmekte , ve bu değişim İnsan üzerinde bir çok sorunlar meydana getirmektedir. Bu tür fesadlar devam ettiği müddetçe , ilerleyen yıllarda daha büyük felaketlerin geleceği yolunda bir çok uyarılar yapılmasına rağmen bunlar kulak arkası edilerek bir kaç kişinin mutluluğu için binlerce kişinin hayatı tehlikeye atılmaktadır.

Semud kavminin helakı üzerinden verilmek istenen mesajı okuduğumuzda , dün Semud kavminin yaptığı fesad olan , "Allahın Arzı" nı ve "Allahın Devesi" ni sadece kendi menfaatleri doğrultusunda kullanarak , Arz üzerinde kendilerinden başkalarının da yaşam hakları olduğunu unutmaları sadece günü kurtarma hevesine dalarak yaptıkları fesad , sonuç olarak kendilerine helak olarak geri dönmüştür. Bizler aynı şekilde kendimizden başkasının yaşam hakkına saygı duymayarak yaptığımız çevre katliamlarının cezasını ekolojik dengenin bozulması neticesinde çevre felaketi olarak ödemekteyiz.

Bu gün bilim insanlarının Dünyanın karşı karşıya kaldığı çevre felaketlerinin ileride daha büyük facialara yol açacağı uyarısı, bazılarımız için "Komplo Teorisi" olarak görülmektedir  fakat , Kur'an da bahsi geçen helak olaylarının Nuh (a.s) kavmi örneğine baklacak olursak bu kavmin helakı 950 sene süren bir sürecin sonucu olduğu hatırlanacak olursa , ilerleyen yıllarda başımıza gelecek olan felaketler önlem alınmadığı takdirde bizim helakımıza sebeb olacaktır. 

Dünyanın sıcaklığının artarak kutuplardaki buzulların erimesi ve deniz seviyesinin yükselmesi neticesinde , deniz seviyesinin altında bir ülke olan Hollanda'nın , gelecek yıllarda sular altında kalarak , Nuh tufanına benzer bir helak ile yok olmayacağı ne malumdur. Hollanda'ya baktığımız zaman ,Lut (a.s) kavminin ahlaksızlığının zirve yapmış olduğu , Kadınlar veya Erkeklerin birbirleri ile olan evlilikleri artık resmiyet kazanmış ve Devlet tarafından karı koca belgesi verilir hale gelmiştir. Bu ülkenin zaman içinde helak olması değişmez bir yasa olup bu yasanın su baskını halinde gerçekleşmeyeceğini kim garanti edebilir ?. 

"Benden sonrası tufan" diyerek kendisinden başkalarının yaşam hakkına saygı duymayan Semud kavmi Deveyi öldürerek bu hareketinin bedelini çok ağır bir biçimde ödemiş olması bizler içinde örnek olmalı , bizler sadece kendimizi merkeze alan bir hayat yerine , Dünya üzerinde yaşayan diğer canlıları yani "Ekolojik Denge" yi gözeterek yaşamalı ve bizden sonra gelecek olanlara daha güzel bir Dünya bırakmaya çalışmalıyız aksi takdirde bunun cezasının Dünya ve Ahirette çok pahalı bir şekilde ödemek zorunda kalacağız. 

Kavimlerin helakı ile ilgili Ayetleri sadece o kavim ile sınırlı tutmayarak , mesaj içerikli bir okuma yöntemi ile okuduğumuzda karşımıza böyle bir durum çıkmaktadır. Ellerimiz ile yaptığımız fesadın cezasını hem kendimiz , hem de gelecek nesiller çekecektir.

Sonuç olarak ; Kavimleri helak edilmesi ile ilgili Ayetleri onların helak edilme sebebi olan başta şirk olmak üzere , Şuayb (a.s) ın kavmi örneğinde ölçü ve tartıda haksızlık , Lut (a.s) ın kavmi örneğinde cinsel sapmalar , Salih (a.s) ın kavmi örneğinde ekolojik dengeye zarar vermek şeklinde okuduğumuzda aynı hataların bu gün de tekrarlanıyor olması helakın kaçınılmaz bir son olduğunu göstermektedir. Helak edilme denildiği zaman aklımıza sadece Kur'anda zikri geçen kavimler gelmemeli , helak edilen kavimlerin işlemiş oldukları fiiler akla gelmeli , Sünnetullah gereği bu fiillerin toplulukları zaman içinde helaka sürüklediği hatırdan çıkarılmamalıdır. Kur'an kıssa yollu anlatımlar ile zikri geçen kavimlerin yapmış oldukları hataları öne çıkararak , sonraki gelenlerin bu fiileri işlememelerini öğütlemekte , aksi takdirde başlarına neler geleceğini göstermektedir. 

                                  EN DOĞRUSUNU ALLAH (C.C) BİLİR.