9 Temmuz 2024 Salı

YUNUS SURESİ ÇEVİRİSİ

1-Elif, Lâm, Ra. Bu (harflerden oluşan kelimeler), o bilge kitabın delilleridir.

2- İçlerinden bir adama: "Sen, o insanları uyar ve inanmış olan kimseleri onlar için kendilerinin Efendisinin yanından doğruluk önceliği olduğunu müjdele" diye, bizim vahyetmiş olmamız, insanlar için şaşılacak bir şey mi oldu? O gerçeği örtücüler: "Şüphesiz ki bu, kesinlikle bir apaçık sihirbazdır" dedi.

3- Şüphesiz ki sizin Efendiniz Allah'tır, O ki o gökleri ve o yeri altı günde yarattı, sonra o tahtın üzerine (yönetime) denkleşti, (o gökler ve o yer ile ilgili) o buyruğu ardı ardına O düzenlemektedir. O'nun onayının sonrasından başka hiçbir eşlikçi yoktur. Bu, Allah'tır sizin Efendinizdir, o halde siz de O'na kulluk edin. Siz hiç hatırlamaz mısınız?

4- Sizin dönüş yeriniz toplu olarak yalnızca O'nadır. (Bu), Allah'ın bir gerçek söz vermesidir. Şüphesiz ki O, o yaratmayı başlatır sonra O, inanmış ve o düzgün işleri işlemiş olan kimselere hakkaniyetle karşılık vermek için, onu tekrar geri döndürecektir. Ve o kimseler ki gerçeği örtmüşlerdir, gerçeği örtmekte oldukları nedeniyle kaynar sudan bir içecek ve acı bir verici azap onlar içindir.

5- O ki, o güneşi bir aydınlık ve o ayı bir ışık yaptı ve senelerin sayısını ve o hesabını bilmeniz için, ona konaklama yerleri ölçülendirdi. Allah bunları o gerçekten başka (bir amaçla) yaratmadı. O, bilecek bir topluluğa (gözle görülen) o delilleri ayrıntılı olarak açıklıyor.

6- Şüphesiz ki o gecenin ve o gündüzün aykırı düşmesinde ve Allah'ın o göklerde ve o yerde yarattığı şeylerde, korunacak bir topluluğa kesinlikle (gözle görülen) deliller vardır.

7- 8- Şüphesiz ki o kimseler bizimle karşılaşmayı beklemezler ve o yakın yaşama hoşnut olmuşlar ve onunla yatışmışlardır ve onlar bizim delillerimizden de duyarsız kalan kimselerdir. İşte onların sığınacak yeri kazanmakta oldukları şeyler nedeniyle, o ateştir. 

9- Şüphesiz ki o kimseler inandılar ve o düzgün işleri işlediler, kendilerinin Efendisi onları inanmaları sebebi ile kendilerinin altından o nehirler akar o gönenç bahçelerine iletecektir.

10- Onların ondaki çağrıları: "Ey Allah'ım seni tenzih ederiz" ve onların ondaki esenlemeleri ise: "Selâm" dır. Onların çağrılarının sonu ise: "O övgü, o tüm insanların Efendisi Allah'adır" olacaktır.

11- Ve eğer Allah, o insanlara onların o hayrın çabuklanmasını istedikleri gibi o şerri de çabuklaştırsaydı, onların süresi kendilerine kesinlikle yerine getirilirdi. Bizimle karşılaşmayı beklemez kimseleri biz böylece kendi taşkınlıkları içinde bocalamaya bırakırız.

12- Ve o insana o zarar dokunduğu zaman o, kendi yanı üstü veya oturarak veya ayakta olarak (her durumda) bizi çağırır. Ne zaman ki biz ondan kendi zararını kaldırdığımızda ise o, kendisine dokunan bir zarar için bizi hiç çağırmamış gibi geçip gider. O savurganlık yapanlara işlemekte oldukları şeyler işte böyle süslenmiştir.

13- Ve ant olsun ki biz, sizden önceki o kuşakları haksızlık yaptıklarında yok ettik. Oysa onların elçileri o apaçık belgeleri onlara getirmişlerdi ve onlar ise inanır olmamışlardı. Biz o suç işleyenler topluluğuna işte böyle karşılık veririz.

14- Sonra biz, sizin nasıl işleyeceğinize bakmamız için onlardan sonra sizi o yerde ardıllar yaptık.

15- Ve bizim belgelerimiz apaçık olarak onlara peşi sıra okunmakta olduğu zaman, bizimle karşılaşmayı beklemez kimseler: "Sen bundan başka bir okunan (Kur'an) getir veya onu değiştir" dedi. Sen de ki: "Benim için onu kendi benliğim tarafımdan değiştirmem olmaz. Ben, bana vahyedilmekte olan şeyden başkasını izlemiyorum. Eğer ben Efendime baş kaldırırsam, şüphesiz ki bir büyük gün azabından kaygılanırım."

16- Sen de ki: "Eğer Allah dileseydi, ben onu size peşi sıra okumazdım ve O da onu size sezdirmezdi. Ben, onun öncesinden sizin içinizde kesinlikle bir ömür kaldım. Siz hiç bağlantı kurmaz mısınız?"

17- O halde o kimseden daha haksızı kimdir ki o,  Allah'a karşı bir yalan yakıştırmıştır veya O'nun delillerini yalanlamıştır? Gerçek şu ki, o suç işleyenler başarıya eriştirilmez.

18- Ve onlar, Allah'ın berisinden kendilerine zarar veremeyecek ve fayda da veremeyecek şeylere kulluk ediyorlar ve: "Şunlar, Allah'ın yanında bizim eşlikçilerimizdir" diyorlar. Sen de ki: "Siz, Allah'ı o göklerde ve o yerde bilemeyeceği bir şeyi mi haberlendiyorsunuz?" O, münezzehtir ve onların ortak koşmakta oldukları şeylerden yücedir.

19- O insanlar (yaratılış ayarı olarak) bir tek ana toplumdan başka değildi. Derken onlar aykırı düştüler. Ve eğer senin Efendinden öne geçmiş bir kelime olmasaydı, kendisi hakkında aykırı düşmekte oldukları şeylerde onların arasında (karar) kesinlikle yerine getirilirdi.

20- Ve onlar: "Kendisinin Efendisinden ona (gözle görülen) bir delil indirilmeli değil miydi?" diyorlar. Sen de ki: "O algılanamayan ancak ve ancak Allah'a aittir, o halde siz bakının şüphesiz ki bende sizin beraberinizde o bakınanlardanım."

21- Ve biz insanlara kendilerine dokunmuş olan zararın sonrasından, bir şefkat tattırdığımız zaman, onların bizim delillerimiz hakkında birden bir tuzağı vardır. Sen de ki: "Allah, tuzak kurma bakımından en hızlıdır." Şüphesiz ki elçilerimiz sizin kurmakta olduğunuz şeyleri yazmaktadırlar.

22- O ki, o karada ve o su kütlesinde sizi yürütmektedir. Nihayet siz o gemilerin içinde olduğunuz zaman onlar (gemiler), onları (yolcuları) bir güzel esintiyle akıttığı ve onların da onunla (esintiyle) sevindikleri zaman, bir fırtına onlara (gemilere) gelir ve o dalgalarda her taraftan onlara (yolculara) gelir ve onlar da kendilerinin (ölüm ile) kuşatılmış olduğu kanısına vardıklarında o yükümlülüğü sadece O'na özgüleyenler olarak: "Ant olsun ki eğer sen bizi bundan kurtaracak olursan, biz kesinlikle ve kesinlikle o şükredenlerden olacağız" diyeAllah'ı çağırırlar.

23- Ne zaman ki O, onları kurtardığında onlar, o yerde o hakları olmaksızın birden saldırganlık yaparlar. Ey o insanlar, sizin saldırganlığınız ancak ve ancak kendi benliklerinizedir. (Bunlar) o yakın yaşamın bir yararlılığıdır, sonra sizin dönüş yeriniz yalnızca bizedir. Artık biz, sizin  işlemekte olduğunuz şeyleri size haberlendireceğiz.

24- O yakın yaşamın örneği ancak ve ancak bir su gibidir ki biz onu gökten indirdik, böylece onunla o insanların ve o gönenç sağlayan hayvanların yemekte olduğu şeylerden olan, o yerin bitkisi birbirine karıştı. Nihayet o yer takısını tutttuğu ve süslendiği ve onun mensupları da kendilerinin onun üzerine güç yetiriciler oldukları kanısına vardıkları zaman, geceleyin veya gündüzleyin bizim buyruğumuz ona gelmiştir de, böylece biz onu dün üzerinde hiç ihtiyaçsızlık (içinde bir yaşam) olmamış gibi biçilmiş ekin haline getirmişizdir. Biz, iyice düşünecek bir topluluğa (gözle görülen) o delilleri işte böyle ayrıntılandırıyoruz.

25- Ve Allah, o esenliğin yurduna çağırır. Ve O, kimi dilerse doğruluğunu koruyan yola iletir.

26- Daha iyisi ve bir de fazlası, iyilik etmiş kimseler içindir. Ve onların yüzlerini bir karalık ve bir aşağılanma basmaz. İşte onlar, o bahçenin arkadaşlarıdır. Onlar onda sürekli kalıcıdırlar.

27- Ve o kimseler ki o kötülükleri kazanmışlardır. Kötülüğün karşılığı, kendi örneği kadardır. Ve onları bir aşağılanma basar. Allah'tan (gelecek azaba karşı) onlar için hiçbir sımsıkı sarıcı yoktur. Onların yüzleri o geceden bir karanlık kesit kaplanmış gibidir. İşte onlar, o ateşin arkadaşlarıdır. Onlar onda sürekli kalıcıdırlar.

28- 29- Ve o günde biz onları toplu olarak sürüp toplayacağız, sonra ortak koşmuş olan kimselere: "Siz ve ortaklarınız yerlerinize" diyeceğiz. Böylece biz onların arasındaki bağlantıya son vermişizdir. Ve onların ortakları: "Siz yalnızca bize kulluk etmekte olanlar değildiniz. Artık bizimle sizin aranızda tanık olarak Allah yeter. Şüphesiz ki biz sizin kulluğunuzdan kesinlikle duyarsızlardık." demiştir.

30- İşte orada her bir benlik geçmişteki şeyiyle yoklanacaktır. Ve onlar kendilerinin o gerçek yakınları Allah'a geri döndürülmüşler ve yakıştırmakta oldukları şeyler de onlardan sapmıştır.

31- Sen de ki: "O gökten ve o yerden size kim rızık veriyor? Ya da o işitmeye ve o görmelere kim hükümran oluyor? Ve o ölüden o yaşayanı ve o yaşayandan o ölüyü kim çıkarıyor? Ve (yer ve gök ile ilgili) o buyruğu ardı ardına kim düzenliyor? Hemen diyecekler ki "Allah." Öyleyse sen de ki: "Siz hiç korunmaz mısınız?"

32- Bu, sizin o gerçek Efendiniz Allah'tır. Öyleyse o gerçekten sonra artık o sapkınlıktan başka ne vardır? Böyle iken siz nasıl çevriliyorsunuz?

33- Senin Efendinin itaatten çıkmış olan kimseler üzerindeki "Şüphesiz ki onlar inanmazlar" sözü böylece gerçek olmuştur.

34- Sen de ki: "Sizin ortaklarınızdan o yaratmayı başlatmakta olan sonra onu tekrar geri döndürecek olan kimse var mıdır? Sen de ki: " Allah, o yaratmayı başlatır sonra onu tekrar geri O döndürecektir. Böyle iken siz nasıl da gerçeği ters yüz ediyorsunuz?"

35- Sen de ki: "Sizin ortaklarınızdan o gerçeğe iletmekte olan kimse var mıdır? Sen de ki: "Allah, o gerçeğe iletir. Öyleyse o kimse ki o gerçeğe iletiyor, O mu izlenilmeye daha hak sahibidir? Yoksa o kimse ki doğruya iletilmedikçe kendisini doğruya iletemiyor olan mı(daha hak sahibidir)? Size ne oluyor, siz nasıl karar veriyorsunuz?"

36- Ve onların tamamı kanıdan başkasını izlemiyor. Şüphesiz ki o kanı ise, o gerçekten yana hiçbir şeyi ihtiyaçsız kılmaz. Şüphesiz ki Allah, onların yapmakta olduğu şeyleri bilicidir.

37- Ve bu okunan (Kur'an), Allah'ın berisinden (biri tarafından) yakıştırılması olası değildir. Fakat o, kendisinin önünde olan şeyin doğrulayıcısı ve o kitabın ayrıntılı bir açıklamasıdır. Onda hiçbir kuşku yoktur, o tüm insanların Efendisindendir.

38- Yoksa onlar (senin için): "Onu o yakıştırdı" mı diyorlar? Sen de ki: "Eğer siz doğru söyleyenler iseniz, haydi siz de onun örneği bir sure getirin ve Allah'ın berisinden gücünüzün yettiği kimseleri de çağırın."

39- Hayır, onlar o şeyi yalanladılar ki, onlar onun bilgisini kuşatamadılar ve onun (verdiği haberin) geri dönüşümü henüz kendilerine gelmemiştir. Kendilerinden önceki kimseler de işte böyle yalanlamışlardı. Artık sen bak o haksızlık yapanların sonu nasıl olmuş.

40- Ve onlardan kimi ona inanır ve onlardan kimi de ona inanmaz. Ve senin Efendin o bozuculuk yapanları en iyi bilendir.

41- Eğer onlar seni yalanlarlarsa artık sen de ki: "Benim işim banadır ve sizin işiniz de sizedir. Siz benim işlemekte olduğum şeylerden ayrılıp uzaklaşanlarsınız ve ben de sizin işlemekte olduğunuz şeylerden ayrılıp uzaklaşanım."

42- Ve onlardan kimileri seni dinlerler. Ve eğer ki onlar bağlantı kurmazlar olsalar da, artık o sağırlara sen mi işittireceksin? 

43- Ve onlardan kimi sana bakar. Ve eğer ki onlar görmezler olsalar da, artık o körleri artık sen mi doğruya ileteceksin?

44- Şüphesiz ki Allah, o insanlara hiçbir şekilde haksızlık yapmaz. Fakat hakikat şu ki o insanlar kendi benliklerine haksızlık yaparlar.

45- Ve o gün O onları sürüp toplayacak, onlar da (kabirlerinde) o gündüzden bir andan başka kalmamışlar gibi kendi aralarında birbirlerini tanıyacaklardır. Allah'ın karşılamasını yalanlamış olan kimseler, kesinlikle ziyan etmiştir ve onlar doğruya iletilenler olmamışlardır.

46- Ve eğer biz sana, bizim onlara söz vermekte olduğumuz şeyin bir kısmını göstersek de veya senin ömrünü tamamlasak da, artık onların dönüş yeri yalnızca bizedir. Sonra Allah onların yapmakta oldukları şeylerin üzerinde bir tanıktır.

47- Ve her bir ana toplumun bir elçisi vardır. Artık elçileri (tanıklık için) geldiği zaman, onların arasında (karar) hakkaniyetle yerine getirilir. Ve onlar haksızlığa uğratılmazlar. 

48- Ve onlar: "Eğer siz doğru söyleyenler iseniz, bu söz ne zaman (gerçekleşecek)?" diyorlar.

49- Sen de ki: "Ben, Allah'ın dilemiş olması başka, kendi benliğim için bir zarara ve bir faydaya hükümran değilim. Her bir ana toplum için bir süre vardır. Onların süresi geldiği zaman, onlar (süresini) bir an sonralayamazlar ve önceleyemezler."

50- Sen de ki: "Bana söyleyin gördünüz mü, eğer O'nun azabı gecelerken veya gündüzleyin size gelse, o suç işleyenler ondan neyi (gecelerkeni mi gündüzleyini mi) çabuklaşmasını istiyor?"

51- Siz (azap tepenize) çöktükten sonra mı ona inandınız? Şimdi mi? Oysa siz (önceden) onun çabuklaşmasını istiyordunuz.

52- Sonra o haksızlık yapmış olan kimselere: "Siz, o sürekli kalıcılığın azabını tadın. Siz, kazanmakta olduğunuz şeylerin başkasıyla mı karşılık göreceksiniz?" denildi.

53- Ve onlar senden: "O (azap haberi) gerçek mi?" diye haber almak istiyorlar. Sen de ki: "Evet, ve benim Efendime ant olsun ki şüphesiz ki o kesinlikle gerçektir ve siz yetersiz bırakıcılar olamazsınız."

54- Ve eğer o yerde ne varsa haksızlık yapmış olan her bir benliğin olsaydı, o kesinlikle onu kurtulmalık olarak verirdi. Ve onlar o azabı gördüklerinde o pişmanlığı (içlerinde) gizlediler. Ve onların arasında (karar) hakkaniyetle yerine getirildi. Ve onlar haksızlığa uğratılmazlar.

55- Dikkat edin, o göklerde ve o yerde ne varsa şüphesiz ki Allah'ındır. Dikkat edin, şüphesiz ki Allah'ın söz vermesi bir gerçektir. Fakat hakikat şu ki onların tamamı bilmezler.

56- O yaşatır ve O öldürür ve siz O'na döndürüleceksiniz.

57- Ey o insanlar, Efendinizden size kesinlikle bir öğüt o göğüslerde olan şeyi bir iyileştiren ve o inananları bir doğruya ileten ve bir şefkat gelmiştir.

58- Sen de ki: "Allah'ın lütfuyla ve kendisinin şefkatiyle, artık onlar bununla sevinsinler. O, onların toplamakta olduğu şeylerden daha hayırlıdır.

59- Sen de ki: "Siz, Allah'ın rızıktan sizin için indirdiği, ondan yasak ve serbest yaptığınız şeyleri bana söyleyin. Sen de ki: "Size Allah mı onay verdi yoksa siz mi Allah'a karşı bir yakıştırma yapıyorsunuz?"

60- Ve o yalanı Allah'a karşı yakıştırmakta olan kimselerin, o kalkışın günü hakkındaki kanısı nedir? Şüphesiz ki Allah, o insanların üzerine kesinlikle bir lütfun sahibidir. Fakat hakikat şu ki onların tamamı şükretmezler.

61- Ve sen bir  durumda olmuyor ve ondan (o durumdan) okunan (Kur'an)dan peşi sıra birşey okumuyor ve sizler de bir işten işlemezsiniz ki, siz ona dökülüp gitmekte olduğunuz zaman biz sizin üzerinizde tanıklar olmayalım. Ve o yerde ve o gökte hiçbir zerre ağırlığı, senin Efendinden uzak kalmıyor ve bundan daha küçüğü ve daha büyüğü yoktur ki, bir apaçık kitapta olmasın. 

62- Dikkat edin, şüphesiz ki Allah'ın yakınlarının üzerine hiçbir kaygı olmaz ve onlar üzülmezler.

63- Onlar o kimselerdir ki, inanmışlardır ve korunmakta olanlardırlar.

64- O yakın yaşamda ve o sonraki (yaşamda) o müjde onlar içindir. Allah'ın kelimeleri için hiçbir değişme olmaz. Bu, o büyük başarının ta kendisidir.

65- Ve onların dedikleri sakın seni üzmesin. Şüphesiz ki o üstünlük toplu olarak Allah'ındır. O, her şeyi işiticidir, her şeyi bilicidir.

66- Dikkat edin, o göklerde kim varsa ve o yerde kim varsa şüphesiz ki Allah'ındır. Ve Allah'ın berisinden olanlara çağrı yapmakta olan kimseler (gerçekte o) ortakları izlemiyorlar. Onlar kanıdan başkasını izlemiyorlar. Ve onlar tahmin yürütmekten başkasını yapmıyorlar.

67- O ki, size o geceyi sizin onda dinginleşmeniz için ve o gündüzü de bir açıkça görülebilen olarak yaptı. Şüphesiz ki bunda, işitecek bir topluluğa kesinlikle (gözle görülen) deliller vardır.

68- Onlar: "Allah bir çocuk edindi" dediler. O, münezzehtir. O, (çocuğa) ihtiyaçsızdır. O göklerde ne varsa ve o yerde ne varsa O'nundur. Sizin yanınızda buna dair hiçbir yetki yoktur. Siz Allah'a karşı sizin bilemeyeceğiniz şeyleri mi diyorsunuz?

69- Sen de ki: "Şüphesiz ki o yalanı Allah'a karşı yakıştırmakta olan kimseler, başarıya erişemezler."

70- (Bu yalanları) o yakın (yaşam) da bir yararlılıktır, sonra onların dönüş yeri bizedir, sonra biz onlara gerçeği örtmekte oldukları nedeniyle o çetin azabı tattıracağız.

71- 72- Ve sen Nuh'un haberini onlara peşi sıra oku. O, bir zaman kendi topluluğuna: "Ey topluluğum, benim (tevhidi) duruşum ve Allah'ın delillerini hatırlatmam size ağır geliyorsa, artık ben sadece Allah'a güvenip dayandım. O halde siz de ortaklarınız ile beraber buyruğunuz hakkında toplanın (karar kılın), sonra buyruğunuz(u yerine getirememek) size keder olarak kalmasın, sonra bana (olan kararı) yerine getirin ve bana sakın baktırmayın. Yok eğer siz (başka tarafa) yakınlaşırsanız, buna karşılık ben sizden hiçbir ödül talep etmedim. Benim ödülüm Allah'tan başkasının üzerinde değildir. Ve ben o teslim olanlardan olmamla buyuruldum" demişti.

73- Buna rağmen onlar, onu yalanladılar, bunun üzerine biz de onu ve onun beraberinde o gemide olan kimseleri kurtardık ve onları ardıllar yaptık ve bizim delillerimizi yalanlamış olan kimseleri ise batırdık. Artık sen bak o uyarılmışların sonu nasıl olmuş.

74- Sonra biz onun arkasından kendi topluluklarına elçileri harekete geçirdik de onlara o apaçık belgeleri getirdiler. Ne var ki onlar da (atalarının) önceden kendisini yalanladıkları şeye inanır olmadılar. Biz o aşırı gidenlerin kalplerine işte böyle damga vururuz.

75- Sonra onların ardından biz Musa'yı ve Harun'u, Firavun'a ve onun ileri gelenlerine, bizim (gözle görülen) delillerimizle harekete geçirdik. Ne var ki onlar da büyüklük tasladılar ve suç işleyen bir topluluk oldular.

76- Ne zaman ki kendilerine bizim yanımızdan o gerçek geldiğinde onlar: "Şüphesiz ki bu, kesinlikle bir apaçık sihir" dediler.

77- Musa: "Size o gerçek geldiğinde böyle mi diyorsunuz? Bu sihir midir? Oysa o sihirbazlar başarıya eriştirilmez" dedi.

78- Onlar da: "Sen bize kendi atalarımızı bizim üzerinde bulduğumuz şeyden eğilimi kesmemiz ve bu yerde o büyüklüğün ikinizin olması için mi geldin? Ve biz sizin ikinize inananlar olmayacağız" dediler.

79- Ve Firavun: "Siz, her şeyi bilici bütün sihirbazları bana getirin" dedi.

80- Ne zaman ki o usta sihirbazlar geldiğinde Musa onlara: "Siz neyi atıcısıysanız atın" dedi.

81- 82- Ne zaman ki onlar attıklarında Musa: "Sizin o kendisini getirdiğiniz şey, bir sihirdir. Şüphesiz ki Allah, onu geçersizleştirecektir. Şüphesiz ki Allah, o bozuculuk yapanların işini düzeltmez. Ve eğer ki o suç işleyenler çirkin görse de, Allah kendisinin kelimeleri ile o gerçeği ortaya koyacaktır" dedi.

83- Musa'ya, kendi topluluğunun içindeki bir soy dışında inanan olmadı, (o soy da) Firavun ve onun ileri gelenlerinden kendilerine bir baskı kaygısı üzere (inandı). Çünkü Firavun o yerde çok yüceydi. Ve şüphesiz ki o kesinlikle o savurganlık yapanlardandı.

84- Ve Musa: "Ey topluluğum eğer siz Allah'a inandıysanız, eğer teslim olanlarsanız artık yalnızca O'na güvenip dayanın" dedi.

85- 86- Bunun üzerine onlar da: "Biz, Allah'a güvenip dayandık. Ey Efendimiz, sen bizi o haksızlık yapanlar topluluğuna bir baskı aracı durumuna düşürme. Ve sen bizi kendi şefkatinle o gerçeği örtücüler topluluğundan kurtar" dediler.

87- Ve biz Musa'ya ve kardeşine: "Siz, topluluğunuz için Mısır'da evler yerleştirin ve evlerinizi de birbirine yönelik hale (birbirinden haber alabilecek vaziyete) getirin ve o kulluk görevini ayakta tutun. Ve sen o inananları müjdele" diye vahyettik.

88- Ve Musa: "Ey Efendimiz, şüphesiz ki sen Firavun'a ve onun ileri gelenlerine o yakın yaşamda süs ve mallar verdin. Ey Efendimiz, bunun sonucunda onlar senin yolundan saptırıyorlar. Ey Efendimiz, sen onların mallarının üzerine silgi çek ve onların kalplerinin üzerini çetinleştir. Artık onlar o acı verici azabı görene kadar inanmazlar" dedi.

89- O: "İkinizin çağrısı kesinlikle cevaplandırılmıştır, o halde ikiniz dimdik ayakta durun ve bilmez kimselerin yolunu sakın izlemeyin" dedi.

90- Ve biz Yakub'un oğulları'na o su kütlesini geçirdik, akabinde Firavun ve onun askerleri bir saldırgan ve düşman olarak onları izlediler. Nihayet o batma hali ona eriştiği zaman o: "Ben inandım, gerçek şu ki; Yakub oğulları'nın kendisine inandığından başka hiçbir tanrı yoktur ve ben o teslim olanlardanım" dedi.

91- 92- (Allah): "Şimdi mi (inandın)? Oysa sen oysa önceden kesinlikle baş kaldırmış ve o bozuculuk yapanlardan olmuştun. Şimdi biz bugün, ardıllarına (gözle görülen) bir delil olman için senin (ölü) gövdeni kurtaracağız. Ve şüphesiz ki o insanlardan birçoğu bizim delillerimizden kesinlikle duyarsızdırlar" (dedi).

93- Ve ant olsun ki biz, Yakub'un oğulları'nı doğru bir yerleşkeye yerleştirdik ve biz onlara o temizlerden rızık verdik. Böylece onlar kendilerine o bilgi gelinceye kadar, aykırı düşmediler. Şüphesiz ki senin Efendin kendisi hakkında aykırı düşmekte oldukları şeylerde, o kalkışın günü onların arasında (kararı) yerine getirecektir.

94- Yok eğer sen bizim sana indirdiğimiz şeyden bir kararsızlık içinde isen, bu durumda sen senden önceki o kitab (Tevrat)ı okumakta olan kimselere (bilgi) talep et. Ant olsun ki sana Efendinden o gerçek gelmiştir, öyleyse sen sakın sakın o tereddüde düşenlerden olma.

95- Ve sen Allah'ın delillerini yalanlamış olan kimselerden de sakın sakın olma, yoksa o ziyan edenlerden olursun.

96- 97- Şüphesiz o kimseler ki senin Efendinin (azap) kelimesi onların üzerine gerçek olmuştur. Ve eğer ki kendilerine her bir ayet gelmiş olsa da, onlar o acı verici azabı görene kadar, inanmazlar.

98- Artık (başka) kasaba daha olmalı değil miydi, inanmış olup ta onun inanması ona fayda versin? Yunus'un topluluğu hariç. Onlar inandıklarında, biz onlardan o yakın yaşamdaki o rezilliğin azabını kaldırdık ve onları bir vakte kadar yararlandırdık.

99- Ve eğer senin Efendin dileseydi o yerdeki kimselerin hepsi kesinlikle toplu olarak inanırdı.  O halde o insanları inananlardan olmalarına kadar sen mi zorlayacaksın?

100- Ve bir benliğin Allah'ın onayı olmadıkça inanması olası değildir. Ve Allah, o pisliği bağlantı kurmaz kimselerin üzerine yığar.

101- Sen de ki: "Siz, bir bakın o göklerde ve o yerde ne var." Oysa (gözle görülen) o deliller ve o uyarıcılar inanmaz bir topluluğu ihtiyaçsız kılmıyor.

102- Yoksa onlar (inanmak için) kendilerinden önce gelip geçen kimselerin günlerinin örneğinden başkasına mı bakıyorlar? Sen de ki: "O halde siz bakının şüphesiz ki ben de sizin beraberinizde o bakınanlardanım."

103- Sonra biz elçilerimizi ve inanmış olan böylece kimseleri kurtarırız. Bizim inananları kurtarmamız kendi üzerimizde bir haktır.

104- 105- 106- Sen de ki: "Ey o insanlar, eğer siz benim yükümlülüğümden bir kararsızlık içindeyseniz, artık (bilin ki) ben sizin Allah'ın berisinden kulluk ettiğiniz şeylere kulluk etmem. Fakat ben, Allah'a kulluk ederim ki O sizin ömrünüzü tamamlayacaktır. Ve ben o inananlardan olmamla buyuruldum. Ve, 'sen yüzünü (fıtrat yasalarına) bir meyleden olarak o yükümlülüğe doğrult ve sakın sakın o ortak koşanlardan olma' diye ve, 'sen Allah'ın berisinden sana fayda veremez ve zarar veremez şeyleri sakın çağırma, yok eğer sen böyle yaparsan, o takdirde şüphesiz ki sen de o haksızlık yapanlardansın' (diye buyuruldum)."

107- Ve eğer Allah sana bir zarar dokundurursa, artık onu O'ndan başka kaldırıcı olmaz. Ve eğer O sana bir hayır isterse, artık O'nun lütfunu da geri döndürücü olmaz. O, onu kendisinin kullarından kime dilerse değdirir. Ve O, çok bağışlayıcıdır, şefkati süreklidir.

108- Sen de ki: "Ey o insanlar, size Efendinizden kesinlikle o gerçek gelmiştir. Artık kim doğruya iletilirse, ancak ve ancak kendi benliği için iletilir. Ve kim saparsa, ancak ve ancak kendi benliğine karşı sapar. Ve ben sizin üzerinize bir dayanak değilim."

109- Ve sen sana vahyedilmekte olan şeyi izle ve Allah karar verinceye kadar, (görevinde) direnç göster. Ve O, o karar vericilerin en hayırlısıdır. 


29 Haziran 2024 Cumartesi

TEVBE SURESİ ÇEVİRİSİ

1- (Bu), Allah'tan ve O'nun elçisinden, o ortak koşanlardan bağlılık sözleşmesi yaptığınız kimselere bir ayrılıp uzaklaşma bildirisi (ültimatom) dur.

2- Artık siz, o yerde dört ay daha dolaşın ve Allah'ı yetersiz bırakıcılar olmadığınızı bilin. Ve şüphesiz ki Allah, o gerçeği örtücüleri rezil edicidir.

3- Ve Allah'tan ve O'nun elçisinden o büyük hacc günü o insanlara bir duyurudur: Şüphesiz ki Allah o ortak koşanlardan ayrılıp uzaklaşandır ve O'nun elçisi de. Yok eğer siz itaate dönerseniz, artık o sizin için daha hayırlıdır. Ve eğer siz (başka tarafa) yakınlaşırsanız, artık siz Allah'ı yetersiz bırakıcılar olmadığınızı bilin. Ve sen gerçeği örtmüş olan kimseleri bir acı verici azapla müjdele.

4- O ortak koşan kimselerden bağlılık sözleşmesi yaptığınız, sonra (sözleşmelerinden) size karşı hiçbirini eksik yapmamış ve size karşı bir kimseyle bile sırt sırta vermemiş olan kimseler başka. Artık siz onlara karşı olan bağlayıcı sözünüzü müddetlerine kadar tamamlayın. Şüphesiz ki Allah, o korunanları sever.

5- Bu durumda o yasak aylar bitip gittiği zaman, artık siz o ortak koşanları nerede bulursanız öldürün ve onları tutun ve kısıtlayın ve onlar için her gözlem yerine oturun. Yok eğer onlar itaate dönerler ve o kulluk görevini ayakta tutarlar ve o arınmayı yerine getirirlerse, artık siz onlara yollarını (serbestçe dolaşmaları için) boş bırakın. Şüphesiz ki Allah, çok bağışlayıcıdır, şefkati süreklidir.

6- Ve o ortak koşanlardan biri eğer senden himaye isterse o, Allah'ın kelamını işitene kadar, sen onu himaye et sonra da onu güvende olacağı yerine ulaştır. Bu, onların bilmez bir topluluk olmaları nedeniyledir.

7- Mescidi Haram'ın yanında bağlılık sözleşmesi yaptığınız kimseler dışında, o ortak koşanların Allah'ın yanında ve O'nun elçisinin yanında nasıl bir bağlılık sözleri olabilir? Onlar size karşı dosdoğru oldukları sürece, artık siz de onlara karşı dosdoğru olun. Şüphesiz ki Allah, o korunanları sever.

8- Nasıl (bir antlaşma olabilir ki)? Ve eğer onlar size karşı üstün gelselerdi, sizin hakkınızda bir yakınlık bağı ve bir anlaşma yükümlülüğü gözetmezlerdi. Onlar ağızları ile sizi hoşnut etmeye uğraşırlar, oysa onların kalpleri ise direnir ve onların tamamı itaatten çıkanlardır.

9- Onlar, Allah'ın delillerini bir az bedele değiştiler de, (insanları) O'nun yolundan uzaklaştırdılar. Şüphesiz ki onların işlemekte oldukları şeyler ne kötüdür.

10- Onlar, bir inanan hakkında bir yakınlık bağı  ve bir anlaşma yükümlülüğü gözetmezler. Ve işte onlar, o aşırı gidenlerin ta kendileridir.

11-  Yok eğer onlar itaate dönerler ve o kulluk görevini ayakta tutarlar ve o arınmayı yerine getirirlerse, artık onlar o (inanç) yükümlülüğünüzde sizin kardeşlerinizdir. Ve bilecek bir topluluğa biz o delilleri ayrıntılı olarak açıklıyoruz.

12- Ve eğer onlar bağlılık sözleri sonrasından yeminlerini bozarlar ve sizin o (inanç) yükümlülüğünüze dil uzatırlarsa, artık siz de o gerçeği örtenlerin önderleriyle öldürüşün. Çünkü onların yeminleri(nin geçerliliği) olmaz. Umulur ki onlar (düşmanlıktan) vazgeçerler.

13- Siz, sözlerini bozmuş ve o elçiyi (Mekke'den) çıkarmaya yeltenmiş ve sizinle (öldürüşmeye) ilk defa (kendileri) başlamış olan bir toplulukla öldürüşmeyecek misiniz? Yoksa siz onlardan çekiniyor musunuz? Eğer siz inananlar iseniz, artık Allah kendisinden çekinmenize daha hak sahibidir.

14- 15- Siz, onlarla öldürüşün ki, Allah sizin ellerinizle onları azaplandırsın ve onları rezil etsin ve onlara karşı size yardım etsin ve inanan bir topluluğun göğüslerini iyileştirsin. Ve onların kalplerindeki kini gidersin. Ve Allah kime dilerse lütufla döner. Ve Allah, her şeyi bilicidir, mutlak bilgedir.

16- Yoksa siz, Allah içinizden güçlerini kullanmış ve Allah'tan ve O'nun elçisinden ve o inananların berisinden başka bir sırdaş edinmemiş olan kimseleri bilmeden bırakılacağınızı mı hesap ettiniz? Ve Allah, sizin işlemekte olduğunuz şeylerden haberdardır.

17- Ortak koşanların, o gerçeği örtmelerine kendi benlikleri tanıklık edenler iken, Allah'ın secde edilen yerlerini onarmaları olası değildir. İşte onların işledikleri boşa gitmiştir. Ve onlar, o ateşin içinde sürekli kalıcıdırlar.

18- Allah'ın secde edilen yerlerini ancak ve ancak, Allah'a ve o sonraki güne inanmış ve o kulluk görevini ayakta tutmuş ve o arınmayı yerine getirmiş olan ve Allah'tan başkasından çekinmeyen kimse onarabilir. İşte onların o doğruya iletilenlerden olması umulur.

19- Yoksa siz o hacıların suvarılmasını ve Mescidi Haram'ın onarılmasını, Allah'a ve o sonraki güne inanmış ve Allah'ın yolunda gücünü kullanmış kimse(nin yaptığı) gibi (aynı) mi saydınız? Bunlar Allah'ın yanında denk olmazlar. Ve Allah, o haksızlık yapanlar topluluğunu doğruya iletmez.

20- O kimseler ki, inandılar ve (yurtlarını) terk ettiler ve Allah'ın yolunda mallarıyla ve benlikleriyle güçlerini kullandılar. (İşte onlar) Allah'ın yanında kademe bakımından daha büyüktür. Ve işte onlar, o başaranların ta kendileridir.

21- Kendilerinin Efendisi onları kendisinden bir şefkat ve bir hoşnutluk ve bahçeler ile müjdeliyor, onların içindeki sürekli gönençler onlar içindir.

22- Onlar, onların içinde sonsuza dek sürekli kalıcıdırlar. Şüphesiz ki Allah, bir büyük ödül O'nun yanındadır.

23- Ey inanmış olan kimseler, babalarınızı ve kardeşlerinizi eğer onlar o gerçeği örtmeyi o inancın üzerine tercih ediyorlarsa, yakınlar sakın edinmeyin. Sizden kim onlara yakınlaşırsa, artık onlar o haksızlık yapanların ta kendileridir.

24- Sen de ki: "Eğer babalarınız ve oğullarınız ve kardeşleriniz ve eşleriniz ve oymağınız ve mallar ki siz onları edindiniz ve bir ticaret ki onun durgun gitmesinden çekiniyorsunuz  ve dinginleşme yerleri ki ondan hoşlanıyorsunuz, size Allah'tan ve O'nun elçisinden ve O'nun yolunda bir güç kullanmaktan daha sevimli ise, artık siz Allah kendi buyruğunu getirinceye kadar bekleyin. Ve Allah, o itaatten çıkanlar topluluğunu doğruya iletmez."

25- Ant olsun ki Allah size pek çok savaş meydanlarında ve Huneyn gününde yardım etmişti. Hani çokluğunuz sizi şaşırtmış, fakat bu sizden bir şeyi ihtiyaçsız bırakmamış ve o yer tüm genişliğine rağmen size dar gelmiş, sonra siz arkasını dönenler olarak (başka tarafa) yakınlaşmıştınız.

26- Sonra Allah, kendi elçisinin üzerine ve o inananların üzerine dinginliğini indirmişti ve bir ordu da indirmişti ki siz onları  göremiyordunuz ve böylece gerçeği örtmüş olan kimseleri azaplandırmıştı. Ve bu, o gerçeği örtücülerin karşılığıdır.

27- Sonra Allah bunun sonrasından kime dilerse lütufla dönecektir. Ve Allah, çok bağışlayıcıdır, şefkati süreklidir. 

28- Ey inanmış olan kimseler, o ortak koşanlar ancak ve ancak bir pisliktir. Bundan böyle bu yıllarından sonra Mescidi Harama sakın yaklaşmasınlar. Ve eğer siz bir yoksulluktan kaygılanırsanız, eğer Allah dilerse artık sizi ileride kendi lütfundan (vererek) ihtiyaçsız kılacaktır. Şüphesiz ki Allah, her şeyi bilicidir, mutlak bilgedir.

29- Siz, o kitap verilmiş olan kimselerden, Allah'a ve o sonraki güne inanmaz ve Allah ve  O'nun elçisinin yasakladığı şeyi yasaklamaz ve o gerçeğin yükümlülüğünü (kendileri için de) yükümlülük edinmez kimselerle, onlar küçülenler olarak elden o (maddi savaş) karşılığı sununcaya kadar, öldürüşün.

30- Ve Yahudiler*: "Uzeyr Allah'ın oğludur" dedi. Ve Hristiyanlar da*: "Mesih Allah'ın oğludur" dedi. Bu, ağızlarının dedikleridir. Onlar, önceki gerçeği örtmüş olan kimselerin sözünü taklit ediyorlar. Allah onları öldürsün nasıl da gerçeği ters yüz ediyorlar.

*Yahudiler olarak anlam verilen Hadu kelimesine "Dönen" anlamı verme gerekçemiz, Araf. s. 156. ayetinde geçen bağlamına binaendir.
*Nasara kelimesine "Yardımcılar" anlamı verme gerekçemiz, Al-i İmran s. 52. ayetinde geçen bağlamına binaendir.

31- Onlar, kendi bilginlerini ve rahiplerini (sakınanlarını) ve Meryem'in oğlu Mesih'i Allah'ın berisinden efendiler edindiler. Oysa onlar, bir tek tanrıya kulluk etmekten başkasıyla buyurulmamışlardı. O'ndan başka hiçbir tanrı yoktur. O, onların ortak koşmakta oldukları şeylerden münezzehtir.

32- Onlar, ağızları ile Allah'ın ışığını söndürmek istiyorlar. Ve eğer ki o gerçeği örtücüler çirkin görse de Allah ancak kendi ışığını tamamlamaya diretiyor.

33- Eğer ki o ortak koşanlar çirkin görse de O, kendi elçisini o doğruya ileten ve o gerçeğin yükümlülüğü ile ki onu o (sahte) yükümlülüklerin tamamının üzerine üstün kılmak için gönderdi.

34- Ey inanmış olan kimseler, şüphesiz ki o bilginlerden ve o rahiplerden (sakınanlardan) birçoğu, o insanların mallarını kesinlikle o geçersiz nedenle yerler ve Allah'ın yolundan uzaklaştırırlar. Ve o kimseler ki o altını ve o gümüşü yığarlar ve onları Allah'ın yolunda harcamazlar, artık sen onları acı bir verici azabla müjdele.

35- O gün, onların (yığdıklarının) üzeri cehennemin ateşinde kızdırılacak ve onlarla, kendi alınları ve yanları ve sırtları: "Bu, sizin kendi benlikleriniz için yığdığınız şeydir, o halde siz yığmakta olduğunuz şeyleri tadın" (denilerek) dağlanacaktır.

36- Şüphesiz ki Allah'ın o gökleri ve o yeri yarattığı gündeki yazgısında, o ayların sayısı Allah'ın yanında ay olarak onikidir. Onlardan dördü, yasaklıdır. Bu, o dimdik duran yükümlülüktür, o halde siz bunlarda benliklerinize sakın haksızlık yapmayın ve o ortak koşanlar nasıl sizinle topyekün öldürüşüyorlarsa, sizde onlarla topyekün öldürüşün. Ve siz, Allah'ın o korunanların beraberinde olduğunu bilin.

37- (Yasak aylarda) o geriye öteleme, ancak ve ancak o gerçeği örtmede bir artırmadır ki onunla gerçeği örtmüş olan kimseler saptırılır. Onlar, onu bir yıl serbestleştiriyorlar ve onu bir yıl yasaklaştırıyorlar ki Allah'ın yasaklaştırdığı şeyi sayı bakımından düzlesinler, böylece Allah'ın yasaklaştırdığı şeyi serbestleştirsinler. Onlara kendi işlerinin kötülüğü süslendi. Ve Allah, o gerçeği örtenler topluluğunu doğruya iletmez.

38- Ey inanmış olan kimseler, size ne oluyor ki: "Siz, Allah'ın yolunda sefere çıkın" denildiği zaman siz o yere ağırlaştınız? Yoksa siz o sonraki (yaşamdan vazgeçip) o yakın yaşama mı hoşlandınız? Oysa o yakın yaşamın yararı, o sonrakine göre pek azdan başka değildir.

39- Eğer siz sefere çıkmazsanız, O sizi bir acı verici azapla azaplandırır ve sizi başka bir toplulukla değiştirir ve siz de O'na hiç bir şeyle zarar veremezsiniz. Ve Allah, her bir şeyin üzerine güç yetiricidir.

40- Eğer siz ona (elçiye) yardım etmezseniz, gerçeği örtmüş olan kimseler ikinin ikincisi olarak onu çıkardığı zaman da Allah ona kesinlikle yardım etmişti. Hani ikisi o basık yerde iken o kendi arkadaşına: "Sen üzülme, şüphesiz ki Allah bizim beraberimizdedir" diyordu. Böylece Allah onun üzerine dinginliğini indirmiş ve onu bir orduyla -ki siz onları göremiyordunuz- güçlendirmiş ve gerçeği örtmüş olan kimselerin kelimesini en aşağı yapmıştı. Ve Allah'ın kelimesi ise, o en yüksektir. Ve Allah, mutlak üstündür, mutlak bilgedir.

41- Size zor da gelse kolay da gelse, sefere çıkın ve mallarınız ve benlikleriniz ile Allah'ın yolunda gücünüzü kullanın. Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır.

42- Eğer bir yakın sunum ve bir orta mesafeli sefer olsaydı, onlar kesinlikle seni izleyeceklerdi. Fakat o meşakkatli sefer onlara uzak geldi. Ve onlar: "Eğer gücümüz yetseydi, kesinlikle senin beraberinde çıkardık" diye Allah'a bilinçli yemin edecekler. Onlar (böyle demekle) kendi benliklerini yok ediyorlar. Ve Allah biliyor şüphesiz ki onlar kesinlikle yalancılardır.

43- Allah senden (hatanı) yok saydı. Doğru söylemiş olan kimseler sana apaçık belli oluncaya ve sen o yalancıları bilinceye kadar, sen onlara niçin onay verdin?

44- Allah'a ve o sonraki güne inanmakta olan kimseler, mallarıyla ve benlikleriyle güçlerini kullanmaları konusunda senden (savaşa çıkmamak için) onay istemezler. Ve Allah, o korunanları  bilicidir.

45- Senden ancak ve ancak, Allah'a ve o sonraki güne inanmaz ve kalpleri kuşkulanmış olup da kuşkuları içinde bir oraya bir buraya geri döndürülüp durmakta olan kimseler onay ister.

46- Ve eğer onlar o (savaşa) çıkmak isteselerdi, kesinlikle onun için bir hazırlık yaparlardı. Fakat Allah onların (savaş için) harekete geçmelerini çirkin gördü böylece O onları (kararlarında) sebatlandırdı ve onlara: "Siz, o oturanların beraberinde oturun" denildi.

47- Eğer onlar sizin içinizde (savaşa) çıksalardı, size bir bozgundan başkasını  artırmayacaklar ve size karşı o ayartma peşine düşmek için kesinlikle aranıza sokulacaklardı. Ve onlara kulak verenler sizin içinizdedir. Ve Allah, o haksızlık yapanları bilicidir.

48- Ant olsun ki onlar önceden de o ayartma peşine düşmüşler ve senin için (arkandan) o işleri çevirmişlerdi. Nihayet o gerçek gelmiş ve onlar çirkin görenler oldukları halde Allah'ın buyruğu üstün gelmişti.

49- Ve onlardan kimi: "Bana (savaşmamak için) onay ver ve beni ayartma" diyor. Dikkat edin, onlar o ayartmaya düşmüşlerdir. Ve şüphesiz ki cehennem, kesinlikle o gerçeği örtücüleri kuşatıcıdır.

50- Eğer sana bir iyilik değerse, o onları üzer. Ve eğer sana bir musibet değerse: "Biz önceden işimizi kesinlikle (sağlam) tutmuştuk" derler ve sevinenler olarak (başka tarafa) yakınlaşırlar.

51- Sen de ki: "Bize, Allah'ın bizim için yazdığından başka şey asla değmeyecektir. O, bizim yakınımızdır. Ve artık o inananlar Allah'a güvenip dayansın."

52- Sen de ki: "Siz, bize, o iki iyiliğin birinden başkasını mı bekliyorsunuz? Oysa biz size, Allah'ın kendi yanından veya bizim elimizle size bir azabın değmesini bekliyoruz. Artık siz bekleyin şüphesiz ki biz de sizin beraberinizde bekleyenleriz."

53- Sen de ki: "Siz, isteyerek veya istemeyerek harcayın, o sizden asla kabûl edilmeyecektir. Şüphesiz ki siz, itaatten çıkan bir topluluk oldunuz."

54- Ve onlardan harcamalarının kabûl edilmesini, şüphesiz ki onların Allah'ı ve O'nun elçisini (ret ederek) örtmüş olmaları ve o kulluk görevine üşenenlerden başka halde gelmemeleri ve harcamayı çirkin görenler olarak yapmalarından başka birşey alıkoymadı.

55- O halde onların malları da ve çocukları da sakın seni şaşırtmasın. Allah onlarla ancak ve ancak, o yakın yaşamda onları azaplandırmak ve kendi benliklerinin onlar gerçeği örtücü oldukları halde perişan olmasını istiyor.

56- Ve onlar, kendilerinin şüphesiz ki sizden olduklarına dair Allah'a bilinçli yemin ediyorlar. Oysa onlar sizden değildir. Fakat hakikat şu ki onlar ayrılmakta olan bir topluluktur.

57- Eğer onlar bir sığınacak bir yer veya basık yerler veya girebilecek bir delik bulabilselerdi, kesinlikle ona dolu dizgin olarak yakınlaşırlardı.

58- Ve onlardan kimi o bağışlar konusunda seni ayıplıyor. Yok eğer onlardan kendilerine sunulursa, hoşnut oluyorlar ve eğer onlardan sunulmazsa, onlar birden kızıyorlar.

59- Ve eğer onlar Allah'ın ve O'nun elçisinin onlara verdiği şeye hoşnut olsalar ve: "Allah bize yeter, Allah yakında bize kendi lütfundan verecektir ve O'nun elçisi de, şüphesiz ki biz Allah'a ilgi duyanlarız" deselerdi, (onlar için daha hayırlı olurdu).

60- O bağışlar ancak ve ancak, o muhtaçlara ve o çaresizlere ve onun üzerinde (görevli olarak) çalışanlara ve o kalpleri kaynaştırılacak olanlara ve o boynu bağlılara (kölelere) ve o borç altında kalanlara ve Allah'ın yoluna ve o yolun oğluna (yolda kalmışa) dır. (Bunlar) Allah'tan bir belirlemedir. Ve Allah, her şeyi bilicidir, mutlak bilgedir.

61- Ve içlerinden (bazı) kimseler de o haberciyi rahatsız ediyor ve: "O bir kulaktır"* diyorlar. Sen de ki: "O, sizin için bir hayır kulağıdır. O, Allah'a inanır ve o inananlara güvenir. Ve sizden inanmış olan kimseler için bir şefkattir." Ve o kimseler ki,  Allah'ın elçisini rahatsız ediyorlar, bir acı verici azap onlar içindir.

*Her duyduğu şeyi onaylayan ve herkesin sözünü kabûl eden kişi.

62- Onlar, sizi hoşnut etmek için Allah'a bilinçli yemin ediyorlar. Eğer inananlar iseler Allah ve O'nun elçisi, kendisini razı etmelerine daha hak sahibidir.

63- Onlar daha şu gerçeği bilmediler mi? Kim Allah'a ve O'nun elçisine sınır koyarsa, şüphesiz ki  cehennem ateşi onun içindir ki o, onda sürekli kalıcıdır. Bu, o büyük rezilliktir.

64- O ikiyüzlüler, onların kalplerindeki o şeye kendilerini haberlendirecek bir surenin onların üzerine indirilmesinden sakınır. Sen de ki: "Siz, alay edin. Şüphesiz ki Allah, sakınmakta olduğunuz şeyi (ortaya) çıkarıcıdır."

65- Ve ant olsun ki eğer sen onlara (alaylarının sebebi hakkında bilgi) talep edersen, onlar kesinlikle ve kesinlikle: "Biz ancak ve ancak (lâfa) dalmıştık ve (ciddi bir amacımız olmadan) oynuyorduk" diyeceklerdir. Sen de ki: "Siz, Allah ile ve O'nun delilleri ile ve O'nun elçisi ile alay etmekteydiniz?"

66- Siz, sakın gerekçe göstermeyin, inanmanızdan sonra siz kesinlikle gerçeği örttünüz. Eğer biz içinizden bir zümreden (döndükleri için hatalarını) yok saysak bile, bir zümreyi de (dönmedikleri için) suç işleyenler olmaları nedeniyle onları azaplandıracağız.

67- O ikiyüzlü erkekler ve o ikiyüzlü kadınlar onların bir kısmı bir kısmındandır, onlar o yadırganmışı buyururlar ve o benimsenmişten vazgeçirirler ve (cimrilik yaparak) ellerini sıkarlar. Onlar Allah'ı unuttular, buna karşılık O da onları unuttu. Şüphesiz ki o iki yüzlüler, o itaatten çıkanların ta kendileridir.

68- Allah, o ikiyüzlü erkeklere ve o ikiyüzlü kadınlara ve o azılı gerçeği örtücülere cehennem ateşini söz verdi ki onlar onda sürekli kalıcılardır. O (cehennem), onların hesabıdır. Ve Allah onları dışlamıştır. Ve bir sürekli azap, onlar içindir.

69- Siz, kendinizden önceki kimseler gibisiniz, onlar sizden kuvvet bakımından daha çetin ve mallar ve çocuklar bakımından da daha çoktu. Nitekim onlar kendi nasiplerince yararlandılar. Sizler de, sizden önceki kimselerin kendi nasiplerince yararlandıkları gibi, sizde kendi nasiplerinizce yararlandınız ve o kimselerin daldıkları gibi siz de (şimdiki hayata) daldınız. İşte onların işledikleri o yakın (yaşam) da ve o sonraki (yaşamda) boşa gitmiştir. Ve işte onlar, o ziyan edenlerin ta kendileridir.

70- Onlara, kendilerinden önceki kimseler olan Nuh'un ve Ad'ın ve Semud topluluğunun ve İbrahim topluluğunun ve Medyen'in arkadaşlarının ve o ters yüz edilmiş şehirlerin haberi gelmedi mi? Onların elçileri o apaçık belgeleri onlara getirmişti. Demek ki Allah onlara haksızlık yapıyor değildi. Fakat onlar kendi benliklerine haksızlık yapıyorlardı.

71- Ve o erkek inananlar ve o kadın inananlar onların bir kısmı bir kısmın yakınlarıdır. Onlar o benimsenmişi buyururlar ve o yadırganmıştan vazgeçirirler ve o kulluk görevini ayakta tutarlar ve o arınmayı yerine getirirler ve Allah'a ve O'nun elçisine itaat ederler. İşte Allah onlara sürekli şefkat edecektir. Şüphesiz ki Allah, mutlak üstündür, mutlak bilgedir.

72- Allah, o inanan erkeklere ve o inanan kadınlara bahçeleri ki onların altından o nehirler akar onlar onda sürekli kalıcılardır ve Adn bahçelerinde güzel dinginleşme yerleri söz verdi. Ve Allah'tan bir hoşnutluk ise daha büyüktür. Bu, o büyük başarının ta kendisidir.

73- Ey o haberci, sen o azılı gerçeği örtücülere ve o ikiyüzlülere karşı güç kullan ve onlara karşı kaskatı ol. Ve onların sığınacak yeri cehennemdir. Ve o ne kötü varış yeridir.

74- Onlar, demediklerine dair Allah'a bilinçli yemin ediyorlar. Oysa ant olsun ki onlar o gerçeği örtmenin kelimesini demişler ve teslim olmalarından sonra gerçeği örtmüşler ve kavuşamadıkları şeye yeltenmişlerdir. Onlar, Allah'ın ve O'nun elçisinin kendi lütfundan (vererek) onları ihtiyaçsız kılmasından başka (bir nedenle) öç almadılar. Yok eğer onlar itaate dönerlerse, kendileri için daha hayırlı olur. Ve eğer onlar (başka tarafa) yakınlaşırlarsa, Allah onları o yakın (yaşam) da ve o sonraki (yaşamda) bir acı verici azapla azaplandıracaktır. Ve onlar için bu yerde hiçbir yakın ve hiçbir yardımcı yoktur.

75- Ve onlardan kimi: "Ant olsun ki eğer O, kendi lütfundan bize verirse, biz de kesinlikle ve kesinlikle bağış vereceğiz ve kesinlikle ve kesinlikle o düzgünlerden olacağız" diye Allah'a antlaşma yapmıştı.

76- Ne zaman ki O, onlara kendi lütfundan verdiğinde, onlar onunla cimrilik ettiler ve ilgisiz kalanlar olarak (başka tarafa) yakınlaştılar.

77- Böylece O, Allah'a O'na verdikleri söze aykırı davrandıkları ve yalan söylüyor olmaları nedeniyle, O'nunla karşılaşacakları güne kadar onların kalplerinde ikiyüzlüğü onlar için bir sonuç yaptı.

 78- Onlar bilmediler mi, şüphesiz ki Allah onların gizlediklerini ve gizli konuşmalarını biliyor? Ve şüphesiz ki Allah, o algılanamayananların en iyi bilicisidir.

79- O kimseler ki, o inananlardan o bağışlarda gönüllü davrananlara ve güçlerinden başkasını bulamaz kimseleri ayıplıyorlar da onları küçümsüyorlar. Allah onları küçümsemiştir ve bir acı azap onlar içindir.

80- Sen onlar için bağışlanma iste veya onlar için bağışlanma isteme. Eğer sen onlar için yetmiş defa bağışlanma istesen de, yine de Allah onları asla bağışlamayacaktır. Bu, onların Allah'ı ve O'nun elçisini (ret ederek) örtmüş olmaları nedeniyledir. Ve Allah, o itaatten çıkanlar topluluğunu doğruya iletmez.

81- O arkada bırakılmışlar, Allah'ın elçisine aykırı düşerek (evlerinde) oturmalarına sevindi ve mallarıyla ve benlikleriyle Allah'ın yolunda güçlerini kullanmayı çirkin gördüler ve onlar: "Bu sıcakta sakın sefere çıkmayın" dediler. Sen de ki: "Cehennem ateşi, sıcaklık bakımından daha çetindir." Eğer onlar kavrayabilir olsalardı, (böyle söylemezlerdi).

82- Öyleyse onlar, kazanmakta oldukları şeylere bir karşılık olarak az gülsünler çok ağlasınlar.

83- Eğer ki Allah seni onlardan bir zümreye döndürür de, onlar (sefere) çıkmak için senden onay isterlerse, artık sen onlara de ki: "Siz, benim beraberimde sonsuza dek asla çıkamayacaksınız ve benim beraberimde bir düşmanla asla öldürüşemeyeceksiniz. Çünkü siz ilk defasında o oturmaya hoşnut oldunuz, öyleyse o arkada kalanların beraberinde oturun."

84- Ve sen onlardan ölmüş olan hiçbirine sonsuza dek sakın sahip çıkma ve onun gömütünün üzerinde de durma. Çünkü onlar Allah'ı ve O'nun elçisini (ret ederek) örttüler ve itaatten çıkanlar olarak öldüler.

85- Ve onların malları da ve çocukları da seni sakın şaşırtmasın. Allah bunlarla onlara ancak ve ancak o yakın (yaşam) da azap etmek ve onlar gerçeği örtücüler oldukları halde kendi benliklerinin perişan olmasını istiyor.

86- Ve onlar: "Siz, Allah'a inanın ve O'nun elçisinin beraberinde gücünüzü kullanın" diye bir sure indirildiği zaman, içlerinden o maddi imkan sahipleri senden onay istemiş ve: "Sen, bizi bırak o oturanların beraberinde olalım" demişlerdi.

87- Onlar, o arkada kalan kadınların beraberinde olmaya hoşnut oldular ve onların kalplerinin üzerine damga vuruldu, artık onlar kavramazlar.

88- Fakat o elçi ve onun beraberinde olan inanmış olan kimseler, mallarıyla ve benlikleriyle güçlerini kullandılar. Ve işte onlar o hayırlar onlar içindir. Ve işte onlar, o başarıya eriştenlerin  ta kendileridir.

89- Allah, onlar için bahçeler hazırlamıştır ki onların altından o nehirler akar onlar, onlarda sürekli kalıcılardır. Bu, o büyük başarıdır.

90-Ve o bedevilerden bir kısım o gerekçe gösterenler kendilerine (savaşmamak için) onay verilmesi için geldi de, Allah'a ve O'nun elçisine yalan söylemiş olan kimseler (gerekçe göstermeden) oturdu. İçlerinden gerçeği örtmüş olan kimselere bir acı verici azap değdirilecektir.

91- O zayıfların üzerine ve o hastaların üzerine ve (savaşa çıkmak için) harcayacak birşey bulamaz kimselerin üzerine, Allah'a ve O'nun elçisine karşı içtenlikle samimi oldukları sürece bir burukluk yoktur. O iyilik edenlerin üzerine de hiçbir yol (sorumluluk) yoktur. Ve Allah, çok bağışlayıcıdır, şefkati süreklidir.

92- Ve onları (bir binekle) taşıtman için sana geldikleri  zaman sen: "Ben, sizi onun üzerinde taşıtacak birşey bulamıyorum" dediğinde, harcayacak birşey bulamamalarından ötürü üzüntülü bir halde o yaştan dolayı gözleri dolup taşar halde (başka tarafa) yakınlaşan kimselerin üzerine de (sorumluluk) olmaz.

93- O yol (sorumluluk) ancak ve ancak, ihtiyaçsız oldukları halde senden onay istemekte olan kimselerin üzerinedir. Onlar o arkada kalan kadınların beraberinde olmaya hoşnut oldular. Ve Allah onların kalplerinin üzerine damga vurmuştur, bu yüzden onlar bilmezler.

94- Onlar (sefer bitip) kendilerine geri döndüğünüz zaman size gerekçe gösterecekler. Sen de ki: "Siz, sakın gerekçe göstermeyin, biz size asla inanmayacağız. Allah bize sizin durumlarınızdan kesinlikle haber vermiştir. Ve Allah yakında sizin işlediğinizi görecek ve O'nun elçisi de (görecek) sonra siz o algılanamayananın ve o tanık olunanın bilicisine döndürüleceksiniz artık O, sizin işlemekte olduğunuz şeyleri size haberlendirecektir."

95- (Sefer bitip) siz onlara çevrildiğiniz zaman onlardan ilgisiz kalmanız için size Allah'a bilinçli yemin edecekler. Artık siz onlardan yana ilgisiz kalın. Çünkü onlar bir pisliktir. Ve kazanmakta oldukları şeylere bir karşılık olarak onların sığınacak yeri cehennemdir.

96- Onlar sizin onlardan hoşnut olmanız için size bilinçli yemin edecekler. Eğer siz onlardan hoşnut olsanız da, artık şüphesiz ki Allah, o itaatten çıkanlar topluluğundan hoşnut olmaz.

97- O bedeviler gerçeği örtmek bakımından ve ikiyüzlülük bakımından daha çetin ve Allah'ın, kendi elçisinin üzerine indirdiği şeyin sınırları bilmemeye daha yatkındırlar. Ve Allah, her şeyi bilicidir, mutlak bilgedir.

98- Ve o bedevilerden kimi harcamakta olduğu şeyleri bir angarya edinir ve sizin için o (kötü) devirleri gözetler. Devrin o kötüsü onların üzerine olsun. Ve Allah, her şeyi işiticidir, her şeyi bilicidir.

99- Ve o bedevilerden kimi Allah'a ve o sonraki güne inanır ve harcamakta olduğu şeyleri Allah'ın yanında yakınlıklar ve o elçinin sahip çıkma (vesilesi) edinir. Dikkat edin şüphesiz ki onlar, kendileri için bir yakınlıktır. Allah onları yakında kendisinin şefkatine girdirecektir. Şüphesiz ki Allah, çok bağışlayıcıdır, şefkati süreklidir.

100- Ve o (yurtlarını) terk edenlerden ve o yardımcılardan o öne geçen ilkler ve onları iyilikle izleyen kimseler var ya, Allah onlardan hoşnut olmuştur ve onlar da O'ndan hoşnut olmuşlardır. Ve O onlara bahçeler hazırlamıştır ki onların altlarından o nehirler akar, onlar onda sonsuza dek sürekli kalıcıdırlar. Bu, o büyük başarıdır.

101- Ve o bedevilerden kimi ikiyüzlüler de sizin çevrenizdedir. Ve o şehrin mensuplarından bir kısmı da o ikiyüzlülük üzerinde inat etmişlerdir. Onları sen bilmezsin, onları biz biliriz. Biz yakında onları iki kere azaplandıracağız, sonra da onlar bir büyük azaba geri döndürülecekler.

102- Ve diğerleri de kendilerinin peşlerine takılı suçlarını itiraf ettiler, onlar düzgün işi diğer bir kötüye karıştırmışlardı. Allah'ın onlara lütufla dönmesi umulur. Şüphesiz Allah, çok bağışlayıcıdır, şefkati süreklidir.

103- Sen onların mallarından  bir kısmını bağış olarak tut ki onlarla kendilerini temizleyesin ve arındırasın ve onlara sahip çık. Şüphesiz ki senin sahip çıkman, onlara bir dinginliktir. Ve Allah, her şeyi işiticidir, her şeyi bilicidir.

104- Onlar bilmediler mi, şüphesiz ki Allah kendisinin kullarından o itaate dönüşü kabul edecek olanın ve o bağışları tutacak olanın ta kendisidir? Ve şüphesiz ki Allah, çok lütufla dönücünün, o şefkati süreklinin ta kendisidir.

105- Sen de ki: "Siz (işleyeceğinizi) işleyin, artık işlediğinizi Allah yakında görecek ve O'nun elçisi  ve o inananlar da (görecek). Ve siz yakında o algılanamayananın ve o tanık olunanın bilicisine geri döndürüleceksiniz. Artık O, sizin işlemekte olduğunuz şeyleri size haberlendirecektir."

106-Ve diğerleri Allah'ın buyruğu için beklemeye bırakılmışlardır. O, ya onları azaplandıracaktır ve ya da kendilerine lütufla dönecektir. Ve Allah, her şeyi bilicidir, mutlak bilgedir.

107- Ve o kimseler ki, zarar vermek ve gerçeği örtmek ve o inananlar arasına ayrılık sokmak ve önceden Allah ve O'nun elçisi ile harp etmiş olan kimselere gözcülük yapmak için bir secde edilen yer edindiler. (Sizi inandırmak için de): "Biz, o iyilikten başkasını istemedik" diye kesinlikle ve kesinlikle bilinçli yemin edecekler. Ve Allah tanıklık eder ki onlar kesinlikle yalancılardır.

108- Sen, onda sonsuza dek (namaza) kalkma. Secde edilen bir yer ki o, ilk günden beri o korunma bilinci üzerine kurulmuştur, senin onda (namaza) kalkmana daha hak sahibidir. Öyle adamlar var ki temizlenmeyi sevmekte olanlar, ondadır. Ve Allah, o temizlenenleri sever.

109- Öyleyse o kimse ki kendi yapısını Allah'tan bir korunma bilinci ve bir hoşnutluk üzerine kurmuştur, o mu daha hayırlıdır? Yoksa o kimse ki kendi yapısını kösecek bir uçurum kenarına kurmuş da onunla beraber cehennemin ateşine kösülüp gitmiştir (o mu daha hayırlıdır)? Ve Allah, o haksızlık yapanlar topluluğunu doğruya iletmez.

110- Onların yapıları ki onlar onu yapılandırmışlardır, o (yapı) onların kalpleri parça parça olana kadar kalplerinde bir kuşku içinde olmaktan geri kalmaz. Ve Allah, her şeyi bilicidir, mutlak bilgedir.

111- Şüphesiz ki Allah o inananlardan benliklerini ve mallarını o bahçe muhakkak ki onların olmak üzere değişmiştir. Onlar Allah'ın yolunda öldürüşürler, öldürürler ve öldürülürler. (Bu), Tevrat'ta ve İncil'de ve bu okunan (Kur'an)da, (yerine getirmeyi) kendisinin üzerine aldığı bir gerçek sözdür. Ve kendi bağlılık sözünü Allah'tan daha tastamam yerine getiren kimdir? O halde siz, alışverişinizle artık müjdeleşin ki siz onu O'nunla yaptınız. Ve bu, o büyük başarının ta kendisidir.

112- (Ki onlar) o itaate dönenler, o kulluk edenler, o övgüde bulunanlar, o (Allah'ın yolunda) dolaşanlar, o rüku edenler, o secde edenler, o benimsenmişi buyuranlar ve o yadırganmıştan vazgeçirenler ve Allah'ın sınırlarını koruyanlardır. Ve sen o inananları müjdele.

113- O haberciye ve inanmış olan kimselere o ortak koşanlar için, eğer ki onlar yakınlık sahipleri olsalar da kendilerinin o şiddetli ateşin arkadaşları olduğu, onlara apaçık belli olması sonrasından, onlar için bağışlama istemeleri olası değildir.

114- Ve İbrahim'in kendi babası için bağışlanma istemesi verilmiş sözden başka değildi ki, o onu (babasına) söz vermişti. Ne zaman ki onun Allah'a gerçekten bir düşman olduğu, kendisine apaçık belli olduğunda ise o, ondan ayrılıp uzaklaşmıştı. Şüphesiz ki İbrahim, başkaları için çokça üzüntü duyandı, yumuşak davranandı.

115- Ve Allah'ın bir topluluğu doğruya ilettikten sonra, korunmaları gereken şeyleri kendilerine apaçık belli edene kadar, onları saptırması olası değildir. Şüphesiz ki Allah, her bir şeyi bilicidir.

116- Şüphesiz ki Allah, o göklerin ve o yerin hükümranlığı kendisinindir. O, yaşatır ve öldürür. Ve sizin için Allah'ın berisinden hiçbir yakın ve hiçbir yardımcı yoktur.

117- Ant olsun ki Allah, o haberciye ve o göçenlere ve o yardımcılara lütufla dönmüştür. O kimseler ki, içlerinden bir bölüğün neredeyse kalplerinin yamulmaya yüz tutması sonrasından, o zorluğun anında onu izlemişlerdir. Sonra O, onlara (o bir bölüğe) da lütufla dönmüştür. Şüphesiz ki O, onlara karşı çok acıyıcıdır, şefkati süreklidir.

118- Ve arkada bırakılmış olan kimselerden üç kişiye de. Öyle ki o yer tüm genişliğine rağmen onlara dar gelmiş ve kendi benlikleri de onlara dar gelmiş ve artık Allah'tan (gelecek azaba karşı) yine kendisinden başka sığınacak yer olmadığı kanısına varmışlardı. Sonra O, onların da dönmeleri için kendilerine lütufla döndü. Şüphesiz ki Allah, o çok lütufla dönücünün, o şefkati süreklinin ta kendisidir.

119- Ey inanmış olan kimseler, siz Allah'tan korunun ve o doğru sözlülerin beraberinde olun.

120- O şehrin mensuplarının ve onların çevresindeki kimseler olan o bedevilerden Allah'ın elçisinden arkada kalmaları ve kendi benliklerini onun benliği üzerine ilgi duymaları olası değildir. Bunun nedeni, onlara bir susuzluk ve bir yorgunluk ve Allah'ın yolunda bir açlık değdirilmez ve o azılı gerçeği örtücüleri kızdıracak bir yeri düzlemezler ve düşmandan bir başarıya kavuşmazlar ki, onunla onlara düzgün iş (işledikleri) yazılmış olmasıdır. Şüphesiz ki Allah, o iyilik edenlerin ödülünü kayba uğratmaz.

121- Ve onlar küçük ve büyük zorunlu bir harcama yapmazlar ve de bir vadiyi kesmezler (geçmezler) ki, Allah'ın onlara ancak işlemekte oldukları şeylerin en iyisi ile karşılık vermesi için yazılmamış olsun.

122- (Medine haricindeki) o inananların topyekün (Medine'ye) seferber olmaları, olası değildir. Öyleyse onlardan her bölükten bir zümrenin o yükümlülükte anlayış sahibi olmaları ve onlar döndüklerinde topluluklarını uyarmaları için (Medine'ye) seferber olmaları gerekmez miydi ki onlar sakınalar?

123- Ey inanmış olan kimseler, siz o azılı gerçeği örtücülerden size (saldırmaya) yakın olan kimselerle öldürüşün ve onlar sizde bir kaskatılık bulsunlar. Ve siz, Allah'ın o korunanların beraberinde olduğunu bilin.

124- Ve her ne zaman bir sure indirildiğinde içlerinden kimi: "O (sure), hanginizi inanç bakımından artırdı?" diyor. Şimdi, inanmış olan kimselere gelince, o (sure) onları inanç bakımından artırmış ve onlar müjdeleşmektedirler.

125- Ve kalplerinde bir hastalık olan kimselere gelince, o (sure) onların pisliklerini pislik bakımından artırmış ve onlar gerçeği örtücüler olarak ölmüşlerdir.

126- Peki onlar her yıl bir kere veya iki kere ayartılmakta olduklarını görmezler mi? Sonra onlar itaate dönmezler ve onlar hatırla(yıp ders al)mazlar.

127- Ve her ne zaman bir sure indirildiğinde, onların bir kısmı bir kısma bakar: "Sizi hiçbiri görüyor mu?" (diyerek) çevrilirler. Allah onların kalplerini kavramaz bir topluluk olmaları nedeniyle çevirmiştir. 

128- Ant olsun ki size kendi benliklerinizden (sizin gibi beşer) bir elçi gelmiştir ki sizin şiddetli sıkıntıya düşmeniz kendisine ağır gelir, size karşı düşkün, o inananlara karşı ise çok acıyıcıdır, şefkati süreklidir.

129- Yok eğer onlar (başka tarafa) yakınlaşırlarsa artık sen onlara de ki: "Allah bana yeter. O'ndan başka hiçbir tanrı yoktur. Ben, O'na güvenip dayandım ve O, o çok büyük taht'ın Efendisidir."


13 Haziran 2024 Perşembe

Enfâl s. 33. Ayetinde وَهُمْ يَسْتَغْفِرُونَ İfadesinde Kast Edilenler Kimlerdir?

 Enfal s. 33. ayeti ile ilgili daha geniş bilgi sahibi olmak isteyen bir kimse, bu ayet ile ilgili olarak yapılan yorumlara ve meâllere baktığında bağlam ile alakası olmayan bilgiler olduğunu görecektir. Bazı meâl ve yorumlarda yazımıza başlık yaptığımız ifade ile inananların kast edildiği yönünde bilgiler olduğunu gördüğü zaman, "Acaba öyle mi?" sorusunun cevabını arayacaktır. Biz bu yazımızda bu ayetin bağlamı üzerinden bir anlama çalışması yapmaya çalışacağız. 

Ayetin metni şu şekildedir: 

وَمَا كَانَ اللّٰهُ لِيُعَذِّبَهُمْ وَاَنْتَ ف۪يهِمْۜ وَمَا كَانَ اللّٰهُ مُعَذِّبَهُمْ وَهُمْ يَسْتَغْفِرُونَ

Bu ayete verilen meâller genelde şöyledir:

Fakat sen, onların içinde oldukça onları azaplandırmaz ve gene yarlıganma dilerlerken Allah onlara azap vermez.

Oysa (ey Resulüm!) Sen onların içlerinde bulunduğun sürece, Allah onları azaplandıracak değildi. Ve onlar, (tevbe istiğfar edip) bağışlanmalarını dilerlerken de, Allah onları azaplandıran olmayacaktır.

Halbuki sen (Ey Rasûlüm), onların içindeyken Allah onlara azap verecek değildi. İstiğfar ettikleri halde de Allah onlara azap edecek değil...

Oysa sen onların içinde bulundukça Allah, onlara azab edecek değildi ve onlar istiğfar ederlerken (içlerinde istiğfar edenler var iken) de Allah, onlara azab edecek değildi.

Yukarıdaki meâl örneklerini anlamak için 32. ayetten başlayan bir okuma yapmak gerektiğini düşünmekteyiz. 

Enfâl s. 32----Hani yine onlar, “Allahımız! Eğer bu kitap senin katından gelen gerçek ise, gökten üzerimize taş yağdır veya bize elem verici bir azap ver!” demişlerdi.

Bu ayette Mekke'li müşriklerin Kur'an'a karşı açıkça meydan okumalarını görmekteyiz. Allah (c.c) ayetin devamında, onların bu meydan okumalarına cevap vermektedir. 33. ayetin metnine dikkat ettiğimizde, 32. ayette Kur'an'a meydan okuyan Mekke'liler, burada "Hum" (onlar) zamiri ile ifade edilmektedir. Ayet içinde 4 adet "Hum" zamiri bulunmakta ve hepsi de Mekke'li müşriklere işaret etmektedir.

Fakat 4. zamirin geçtiği وَهُمْ يَسْتَغْفِرُونَ ifadesi ile ilgili tefsirlere ve bazı meâllere baktığımızda, bu ifade ile inananların kast edildiği yönünde izahlar bulunmaktadır. Arapça gramer kaidelerinde her ne kadar bazı istisnai durumlar olsa da, zamir en yakınındaki isme racidir, şeklinde genel bir kaide vardır. Bu kaideden haberi olan bir kimse, "Acaba neden böyle bir yoruma gidildi? sorusunu haklı olarak soracaktır.

Yorumlar hakkında "Bu düşünce kesinlikle yanlıştır" şeklinde bir iddiamız olmamakla birlikte, Kur'an bütünlüğü dikkate alınarak bir okuma yapılsaydı, 33. ayette geçen  وَهُمْ يَسْتَغْفِرُونَ ifadesi ile yine Mekke'li müşriklerin kast edildiği rahatlıkla anlaşılacak farklı yorumlara da gerek kalmayacaktı. 

Hud s. ilk ayetlerine baktığımızda, Allah'ın elçisinin muhataplarına O'ndan bağışlama istemelerini söylediğini görmekteyiz. 

Hud s. 1--- Elif, Lam, Ra. (Bu,) Ayetleri muhkem kılınmış, sonra hüküm ve hikmet sahibi ve her şeyden haberdar olan (Allah) tarafından 'birer birer (bölüm bölüm) açıklanmış' bir Kitap'tır.

Hud s. 2--- Öyle ki, Allah'tan başkasına ibadet etmeyin. Gerçekten ben, sizi O'nun tarafından uyaran ve müjdeleyenim;

Hud s. 3--- Ve Rabbinizden bağışlanma dileyin; sonra O'na tevbe edin. O da sizi, adı konulmuş bir vakte kadar güzel bir meta (fayda) ile metalandırsın ve her ihsan sahibine kendi ihsanını versin. Eğer yüz çevirirseniz gerçekten ben, sizin için büyük bir günün azabından korkarım.

Hud s. 3. ayetinde Allah'ın elçisinin muhataplarına bağışlama istemelerini söylenmektedir. Hud suresinin bağlamına baktığımızda, önceki elçilerin de muhataplarına bu doğrultuda mesajlar verdiğini görmekteyiz. 

Konumuz olan ayete dönecek olursak, Allah (c.c.) azap için belirli bir şart koşmaktadır. 1- Elçi onların içlerinde olduğu sürece, 2- Onlar Allah'tan bağışlama istedikleri sürece. 

Ancak bu ayet ile ilgili yapılan meâller, 2. şart ile ilgili olarak, halen bağışlanma isteyenler olduğu şeklinde bir anlam vermişlerdir. Bu anlamı vermenin sebebi ise, Mekke'de halen inananların olmasından ötürü, onların Allah'tan bağışlanma istemekte oldukları şeklinde tefsirlerde yapılan yorumların dikkate alınmış olmasıdır. 

Halbuki ayetin siyak ve sibakında inananlar ile ilgili olarak hiçbir ifade bulunmamaktadır. Biz bu tür yorumların Kur'an bütünlüğünün dikkate alınmamasının neticesinde yapıldığını düşünmekteyiz. 

Halbuki وَهُمْ يَسْتَغْفِرُونَ ifadesini, Mekke'li müşriklerin bağışlanma istedikleri takdirde şeklinde anlamış olsalardı, daha isabetli yorum ve anlam vermiş olacaklarını düşünmekteyiz. Yani Allah (c.c.) Mekke'li müşriklerin azap isteklerinin geri çevrilmesini, onların bağışlanma istemeleri şartına bağlamaktadır. Yani 33. ayette Allah (c.c) Mekke'li müşriklere dolaylı olarak şöyle söylemektedir:

"Ey Mekke'li müşrikler siz bana meydan okuyarak sizi helâk etmemi istiyorsunuz, ancak benim sizi helâk etmem iki şarta bağlıdır. 1- Benim elçim sizin yaşadığınız topraklarda olduğu sürece sizi helâk etmem, ancak elçi aranızdan giderse 1. şart gerçekleşebilir. 2- Siz inkarı bırakıp inanmaya dönüp bağışlanma istediğiniz takdirde sizi helâk etmem, ancak bunu yapmayıp inkara devam ederseniz o zaman helâk ederim."

Konu ile ilgili ayeti bağlamı dahilinde okuduğumuzda şöyle bir anlam vermek daha isabetli olacaktır.

Enfâl s. --- 30- Ve bir zaman o inkar edenler, seni kısıtlamaları veya seni öldürmeleri veya seni (Mekke'den) çıkarmaları için sana tuzak kuruyordu. Ve onlar tuzak kuruyorlar, Allah'ta onların tuzaklarını boşa çıkarıyordu. Allah tuzakları boşa çıkaranların hayırlısıdır.

Enfâl s. --- 31- Ayetlerimiz onlara okunduğu zaman, "İşittik, şayet dilemiş olsaydık bunu örneği gibisini biz de deriz. Bu öncekilerin yazdıklarından başka birşey değildir." dediler.

Enfâl s. --- 32- Ve bir zaman, "Ey Allah'ımız, eğer bu senin katından bir hakikat ise, o takdirde üzerimize gökten taş yağdır veya bize acı veren azabı getir" demişlerdi.

Enfâl s. --- 33- Ve sen onların içlerinde olduğun halde iken, Allah onlara azap edecek değildir. Ve onlar bağışlanma istiyor halde oldukları takdirde de, Allah onlara azap edici değildir.

Enfâl s. --- 34- Ve onlar, onun sahip çıkan koruyucuları olmadıkları halde, Mescid-i Haram'dan uzaklaştırmaktalar iken, Allah onlara niçin azap etmesin?  Onun sahip çıkan koruyucuları korunanlardan başkası değildir. Fakat onların hiçbiri bunu bilmezler.

Enfâl s. --- 35- Onların, Ev'in (Kabe'nin) çevresindeki tavafları, ıslık çalmak ve el çırpmaktan başka birşey değildir. İnkar etmekte olmanızdan dolayı artık azabı tadın. 

Ayetleri bağlam dahilinde okuduğumuzda "Onlar" olarak ifade edilenlerin hepsinin Mekke'li müşrikler olduğu anlaşılmaktadır. Bağlam ve anlam müsade etmediği halde, araya inananların sıkıştırılmış olmasının, bağlam ve bütünlük gözetilmemesi sonucunda olduğunu düşünmekteyiz.

                                       EN DOĞRUSUNU ALLAH (C.C.) BİLİR.

12 Haziran 2024 Çarşamba

ENFAL SURESİ ÇEVİRİSİ

1- Onlar, sana (ganimet dışındaki) o fazlalıklardan (bilgi) talep ediyorlar. Sen de ki: "O fazlalıklar (üzerindeki karar hakkı) Allah'ın ve o elçinindir. O halde siz Allah'a karşı korunun ve aranızdaki durumu düzeltin. Ve eğer siz inananlar iseniz, Allah'a ve O'nun elçisine itaat edin."

2- O inananlar ancak ve ancak o kimselerdir ki, Allah hatırlatıldığı zaman onların kalpleri ürperir ve O'nun delilleri onlara peşi sıra okunduğu zaman onlar (o deliller) kendilerini inanç bakımından arttırır ve kendilerinin Efendisini dayanak edinirler.

3- O kimseler ki, o kulluk görevini ayakta tutarlar ve bizim kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden harcarlar.

4- İşte onlar, o gerçek inananların ta kendileridir. Kendilerinin Efendisinin yanında kademeler ve bir bağışlanma ve bir değerli rızık, onlar içindir.

5- (Fazlalık taksiminden ötürü o inananlardan bazılarının durumu Bedir'de) senin Efendinin seni evinden o gerçekle çıkardığı durum gibidir. Ve şüphesiz ki o inananlardan bir bölük (Bedir'de savaşı) kesinlikle çirkin görenlerdi.

6- O gerçek (yani savaşma kararı) apaçık belli olduktan sonra bile onlar baka baka o ölüme sevk ediliyorlarmış gibi, sana karşı üstünlük sağlamaya çalışıyorlardı.

7- Ve hani Allah size iki zümreden birini: "Şüphesiz ki o sizindir" diye söz veriyordu ve ise o dikensiz (silâhsız) olanın sizin olmasını gönülden arzu ediyordunuz ve Allah ise kendisinin kelimeleri ile o gerçeği gerçekleştirmek ve o gerçeği örtücülerin arkasını kesmek istiyordu.

8- Ve eğer ki o suç işleyenler çirkin görse de, o gerçeği gerçekleştirmek ve o geçersizi de geçersizleştirmek için.

9- Hani siz Efendinizin yardımına sığınıyordunuz da, O hemen: "Şüphesiz ki ben sizi birbiri ardınca sıralanan o meleklerden bin tanesi ile uzatıcıyım" (diye) cevaplandırmıştı.

10- Ve Allah onu ancak bir müjde ve kalplerinizin onunla yatışmasından başka nedenle yapmamıştı. Ve o yardım Allah'ın yanından başkasından değildir. Şüphesiz ki Allah, mutlak üstündür, mutlak bilgedir.

11- Hani O, kendisinden bir güvenlik olarak o hafif uykuya sizi kaplatıyor ve sizin üzerinize o gökten suyu sizi onunla temizlemek ve o şeytanın titretmesini sizden gidermek ve sizin kalplerinizin üzerine bağ vurmak ve onunla sizin ayaklarınızı sabitleştirmek için indiriyordu.

12- Hani senin Efendin o meleklere: "Şüphesiz ki ben sizin beraberinizdeyim, o halde siz inanmış olan kimseleri(n ayaklarını) sabitleştirin. Ben, gerçeği örtmüş olan kimselerin kalplerini yakında o korkuyla karşılaştıracağım, o halde siz vurun o boyunların üstüne ve vurun onlardan her bir parmağa" (diye) vahyediyordu.

13- Bu, onların Allah ve O'nun elçisiyle ayrışmış olmaları nedeniyledir. Ve kim Allah ve O'nun elçisiyle ayrışırsa, artık şüphesiz ki Allah, o sonuçlandırması çok çetindir.

14- Bu sizin içindir, şimdi siz onu tadın. Ve şüphesiz ki o gerçeği örtücülere o ateşin azabı da vardır.

15- Ey inanmış olan kimseler, siz kalabalık haldeki gerçeği örtmüş olan kimselerle karşılaştığınız zaman, artık onlara o arkaları sakın (başka tarafa) yakınlaştırmayın. 

16- Ve kim o gün savaş (taktiği) için bir tarafa kaydırma hali veya (askeri) birliğe katılma hali dışında kendi arkasını (başka tarafa) yakınlaştırırsa, o kesinlikle Allah'tan bir hiddete yerleşmiştir ve onun sığınacak yeri cehennemdir. Ve o ne kötü varış yeridir.

17- Sonuçta onları siz öldürmediniz, fakat hakikat şu ki onları Allah öldürdü. Ve (oku) attığın zaman da sen atmadın fakat hakikat şu ki (oku) Allah attı. Ve O (bunu) o inananları kendisinden bir iyi yoklamayla yoklamak için (yaptı). Şüphesiz ki Allah, her şeyi işiticidir, her şeyi bilicidir.

18- Bu sizin içindir. Ve şüphesiz ki Allah, o gerçeği örtücülerin plânını gevşeticidir.

19- Ve eğer siz zafer istiyorsanız, şimdi o zafer! size kesinlikle gelmiştir. Ve eğer siz vazgeçerseniz, artık bu sizin için daha hayırlıdır. Ve eğer siz tekrar geri dönerseniz, biz de tekrar geri döneriz. Ve sizin (askeri) birliğiniz ne kadar çok olsa da, sizden hiçbir şeyi asla ihtiyaçsız kılmayacaktır. Ve şüphesiz ki Allah, o inananların beraberindedir.

20- Ey inanmış olan kimseler, siz Allah'a ve O'nun elçisine itaat edin. Ve işitmekte olduğunuz halde iken sakın ondan (başka tarafa) yakınlaşmayın.

21- Ve işitmedikleri halde "Biz işittik" demiş olan kimseler gibi sakın olmayın.

22- Şüphesiz ki Allah'ın yanında o canlıların en şerlisi o sağırlar ve o dilsizlerdir ki onlar bağlantı kuramazlar.

23- Ve eğer Allah onlarda bir hayır bilmiş olsaydı, O onlara kesinlikle işittirirdi. Ve O eğer onları işittirmiş olsaydı da, onlar ilgisiz kalanlar olarak kesinlikle (başka tarafa) yakınlaşırlardı.
  
24- Ey inanmış olan kimseler, sizi yaşatacak şeye çağırdığı zaman, Allah'ı ve o elçiyi (olumlu) cevaplandırın. Ve siz Allah'ın, o kişi ile onun kalbi arasını çevrelemekte olduğunu bilin. Ve gerçek şu ki, siz O'na sürülüp toplanılacaksınız.

25- Ve siz bir ayartmadan korunun ki o sizden yalnızca haksızlık yapmış olan kimselere özel olarak değmez. Ve siz Allah'ın o sonuçlandırmasının çok çetin olduğunu bilin.

26- Ve hatırlayın ki hani siz o yer (Mekke)de zayıf düşürülmüş bir azınlıktınız, o (müşrik) insanların sizi kapıvermelerinden kaygılanıyordunuz da, O sizi sığındırdı ve kendisinin yardımıyla güçlendirdi ve size o temizlerden rızık verdi ki siz şükredesiniz.

27- Ey inanmış olan kimseler, siz Allah'a ve o elçiye sakın ihanet etmeyin ve siz bilmekte olduğunuz halde o korunması gerekenlere (sorumluluklarınıza) ihanet etmeyin.

28- Ve siz, sizin mallarınızın ve çocuklarınızın ancak ve ancak bir ayartma olduğunu bilin ve Allah ki, şüphesiz ki bir büyük ödül O'nun yanındadır.

29- Ey inanmış olan kimseler, eğer siz Allah'a karşı korunursanız, O size (doğru ile yanlışı) bir ayırma gücü verir ve sizden kötülüklerinizi örter ve sizi bağışlar. Ve Allah, o büyük lütuf sahibidir.

30- Ve hani o gerçeği örtmüş olan kimseler, seni sabitleştirmeleri (hareketini engellemeleri) veya seni öldürmeleri veya seni (Mekke'den) çıkarmaları için sana tuzak kuruyordu. Ve onlar tuzak kuruyorlar ve Allah da onlara tuzak kuruyordu. Ve Allah, o tuzak kurucuların en hayırlısıdır.

31- Ve bizim delillerimiz onlara peşi sıra okunmakta olduğu zaman onlar: "Biz kesinlikle işittik, eğer dilersek, bunun örneğini kesinlikle biz de diyebiliriz. Bu, o ilklerin söylencelerinden başkası değil." diyorlar.

32- Ve bir zaman onlar: "Ey Allah'ımız, eğer bu senin yanından o gerçeğin ta kendisi ise, o takdirde sen üzerimize gökten taşlar yağdır veya bir acı verici azabı bize getir" demişlerdi.

33- Ve sen onların içinde iken, Allah onları asla azaplandıracak değildi. Ve onlar bağışlanma isteyecekleri takdirde de, Allah onlara azap edici değildir.

34- Ve Allah onları neden azaplandırmasın? Oysa onlar (inananları) Mescidi Haram'dan uzaklaştırıyorlar ve onlar, onun yakınları da değildir. Onun yakınları o korunanlardan başkası değildir. Fakat hakikat şu ki onların tamamı bilmezler.

35- Ve onların, o ev'in (Kabe'nin) yanındaki kulluk görevi (olarak yaptıkları şey), ıslık çalmak ve el çırparak yankılatmaktan başkası değildir. O halde siz gerçeği örtmekte olmanız nedeniyle o azabı tadın.

36- Şüphesiz ki o kimseler gerçeği örtmüşlerdir, onlar mallarını Allah'ın yolundan alıkoymak için harcıyorlar. Onlar, o malları (aynı yolda) harcayacaklar, sonra da (bu harcadıkları) onlara bir hayıflanma olacak, sonra da yenilecekler. Ve gerçeği örtmüş olan kimseler cehenneme sürülüp toplanacaklar.

37- (Bu), Allah'ın o murdarı o temizden ayırt etmesi ve o murdarı ki onun bir kısmını bir kısmın üzerine toplu olarak yığarak böylece onu cehenneme atması içindir. İşte onlar, o ziyan edenlerin ta kendileridir.

38- Sen o gerçeği örtmüş olan kimselere de ki: Eğer onlar vazgeçerlerse, geçmişte olan şey kendilerine bağışlanacaktır. Ve eğer onlar tekrar geri dönerlerse, o ilklerin yasası kesinlikle (her zaman uygulamaya) geçmiştir.

39- Ve siz, bir ayartma kalmayıncaya ve o yükümlülüğün tamamı Allah'ın (yüklediği yükümlülük) oluncaya kadar, onlarla öldürüşün. Yok eğer onlar vazgeçerlerse, artık şüphesiz ki Allah, onların işlemekte olduğu her şeyi görücüdür.

40- Ve eğer onlar (başka tarafa) yakınlaşırlarsa, artık siz, Allah'ın sizin yakınınız olduğunu bilin. O, ne güzel yakındır ve ne güzel o yardımcıdır.

41- Ve eğer siz Allah'a ve o ayırmanın gününde, o iki toplu birliğin karşılaşmasının gününde kulumuzun üzerine indirdiğimiz şeye inanıyorsanız, ganimet olarak ele geçirdiğiniz şey ki onun beşte birinin Allah'a ve o elçiye ve o en yakınlığın sahiplerine ve o yetimlere ve o çaresizlere ve o yolun oğluna (yolda kalmışa) olduğunu bilin. Ve Allah, her bir şeyin üzerine güç yetiricidir.

42- Hani siz o yakın vadide ve onlar ise o uzak vadide ve o binekliler (kervan) sizden daha aşağıda idi. Ve eğer siz sözleşseydiniz, o verilen söze kesinlikle aykırı davranırdınız. Fakat hakikat şu ki Allah (her zaman) yapılagelmiş bir buyruğun yerine gelmesi için (böyle yaptı) ki, yok olacak kimse apaçık bir belgeden ötürü yok olsun ve yaşayacak kimse de apaçık bir belgededen ötürü yaşasın. Ve şüphesiz ki Allah, kesinlikle her şeyi işiticidir, her şeyi bilicidir.

43- Ve hani Allah uykunda onları sana az olarak gösteriyordu. Ve eğer O onları sana çok olarak gösterseydi, siz kesinlikle yılgınlığa düşer ve o (savaş) buyruğu konusunda kesinlikle birbirinizle çekişirdiniz. Fakat hakikat şu ki Allah (sizi bu durumlara düşmekten) selamete çıkardı. Şüphesiz ki O, o göğüslerin sahip olduğu her şeyi bilicidir.

44- Ve hani siz onlarla karşılaştığınız zaman, (her zaman) yapılagelmiş bir buyruğun yerine gelmesi için Allah onları sizin gözlerinizde az olarak gördürüyor ve sizi de onların gözlerinde azaltıyordu. Ve o işler Allah'a döndürülür.

45- Ey inanmış olan kimseler, siz bir karşı birlikle karşılaştığınız zaman, artık (yerinizde) sabitleşin ve Allah'ı pek çok hatırlayın ki başarıya erişesiniz.

46- Ve siz, Allah'a ve O'nun elçisine itaat edin ve birbirinizle sakın çekişmeyin, yoksa yılgınlığa düşersiniz ve rüzgârınız (gücünüz) gider ve siz direnç gösterin. Şüphesiz ki Allah, o direnç gösterenlerin beraberindedir.

47- Ve siz, yurtlarından çalım satarak ve o insanlara gösteriş yaparak çıkmış olanlar ve Allah'ın yolundan uzaklaştırmakta olan kimseler gibi sakın olmayın. Ve Allah, onların işlemekte oldukları şeyleri kuşatıcıdır.

48- Ve o zaman o şeytan onların işlediklerini kendilerine süslemiş ve: "Bugün o insanlardan sizi hiçbir yenici yoktur ve şüphesiz ki ben sizin için himayeciyim" demişti. Ne zaman ki o iki karşı birlik birbirini gördüğünde ise o, iki ökçesi üzerinde geri kaçmış ve: "Şüphesiz ki ben sizden ayrılıp uzaklaşanım. Şüphesiz ki ben sizin göremeyeceğiniz  şeyleri görüyorum. Şüphesiz ki ben Allah'tan kaygılanıyorum" demişti. Ve Allah, o sonuçlandırması çok çetindir.

49- O zaman o ikiyüzlüler ve kalplerinde bir hastalık olan kimseler: "Bunları kendi yükümlülükleri aldattı" diyordu. Ve kim Allah'a dayanırsa, şüphesiz ki Allah, mutlak üstündür, mutlak bilgedir.

50- Ve eğer ki sen, o melekler gerçeği örtmüş olan kimselerin ömürlerini tamamlayacakları zaman yüzlerine ve arkalarına vururlarken: "Ve siz o yakıp mahvedicinin azabını tadın" (dediklerinde onların halini) bir görsen.

51- Bu, kendi ellerinizin öncelediği şeyler nedeniyledir ve şüphesiz ki Allah o kullara haksızlık edici değildir.

52- (Onların gidişatı) Firavun'un hanedanı ve onlardan önceki kimselerin gidişatı gibidir. Onlar Allah'ın (gözle görülen) delillerini örtmüşler, bu yüzden Allah da onları peşlerine takılı suçları nedeniyle tutuvermişti. Şüphesiz ki Allah, mutlak kuvvetlidir, o sonuçlandırması çok çetindir.

53- Bu, Allah'ın bir gönenci -ki O, onu bir topluluğun üzerine gönendirmiştir- ta ki onlar benliklerinde olan şeyi değiştirene kadar, (O'nun da) değiştirici olmaması nedeniyledir. Ve şüphesiz ki Allah her şeyi işiticidir, her şeyi bilicidir.

54- (Onların gidişatı) Firavun'un hanedanı ve onlardan önceki kimselerin gidişatı gibidir. Onlar kendilerinin Efendisinin (gözle görülen) delillerini yalanlamışlardı. Bu yüzden biz de onların peşlerine takılı suçları nedeniyle onları yok etmiş ve Firavun'un yoldaşlarını batırmıştık. Ve onların her biri haksızlık yapanlardı.

55- Şüphesiz ki Allah'ın yanında o canlıların en şerlisi o kimselerdir ki onlar gerçeği örtmüşlerdir. Artık onlar inanmazlar.

56- Onlar, senin içlerinden bağlılık sözleşmesi yaptığın, sonra da bağlılık sözleşmelerini her defasında bozmakta olan kimselerdir. Ve onlar korunmazlar.

57- Şimdi eğer sen onları o harpte ele geçirirsen, artık ardılları olan kimselere gözdağı ver ki onlar hatırlayalar.

58- Ve eğer sen bir topluluğun ihanetinden kaygılanırsan, bu durumda sende (anlaşmayı) denkliği gözeterek onlara fırlatıp at. Şüphesiz ki Allah o hainlik edenleri sevmez.

59- Ve o gerçeği örtmüş olan kimseler (kaçıp) öne geçtiklerini sakın sakın hesap etmesin. Şüphesiz ki onlar (Allah'ı) yetersiz bırakamazlar.

60- Ve siz onlara karşı, kuvvetten gücünüzün yettiği şeyi (asker ve silahtan) ve o (eğitilmiş) bağlı atlardan hazırlayın. Siz onunla Allah'ın düşmanını ve sizin düşmanınızı ve bunların berisindeki sonrakileri sakındırırsınız. Siz onları bilmezsiniz, onları Allah bilir.  Ve siz, Allah'ın yolunda bir şeyden ne harcama yapıyorsanız, o size tastamam ödenir ve haksızlığa uğratılmazsınız.

61-Ve eğer onlar o barışa kanat açarlarsa, artık sen de ona kanat aç ve Allah'a güvenip dayan. Şüphesiz ki O, her şeyi işiticinin, her şeyi bilicinin ta kendisidir.

62- Ve eğer onlar seni aldatmak isterlerse, şüphesiz ki Allah sana yeter. O ki, seni kendisinin yardımıyla ve o inananlarla güçlendirdi.

63- Ve O, onların kalplerinin arasını kaynaştırdı. Eğer sen o yerde ne varsa toplu olarak harcasaydın, onların kalplerının arasını yine de kaynaştıramazdın. Fakat hakikat şu ki Allah onların arasını kaynaştırdı. Şüphesiz ki O, mutlak üstündür, mutlak bilgedir.

64- Ey o haberci, Allah ve o inananlardan seni izlemiş olan kimseler sana yeter.

65- Ey o haberci, sen o inananları o öldürüşme üzerinde teşvik et. Eğer sizden direnç gösteren yirmi kişi olursa, iki yüz kişiyi yenerler. Ve eğer sizden yüz kişi olursa, gerçeği örtmüş olan kimselerden bin kişiyi yenerler. (Bu), onların kavramaz bir topluluk olması nedeniyledir.

66-Şimdi Allah sizden hafifletti ve sizde bir zayıflık olduğunu bildi. Yok eğer sizden direnç gösteren yüz kişi olursa, iki yüz kişiyi yenerler. Ve eğer sizden bin kişi olursa, Allah'ın onayıyla iki bin kişiyi yenerler. Ve Allah o direnç gösterenlerin beraberindedir.

67- Hiçbir haberciye o yerde (savaş meydanında) ağır basana kadar, kendisi için esirleri olması, olası değildir. Siz, o yakın (yaşamın) sunumunu istiyorsunuz ve Allah ise o sonraki (yaşamı) istiyor. Ve Allah, mutlak üstündür, mutlak bilgedir.

68- Eğer Allah'tan (fidyenin serbestliğine dair) öne geçmiş bir yazgı olmasaydı, tuttuğunuz şeyde, (fidyede) size kesinlikle bir büyük azap dokunurdu.

69- Artık siz ganimet olarak ele geçirdiğiniz şeylerden serbest temiz olmak kaydıyla yiyin ve Allah'a karşı korunun. Şüphesiz ki Allah, çok bağışlayıcıdır, şefkati süreklidir.

70- Ey o haberci, sen o esirlerden ellerinizdeki kimselere de ki:"Eğer Allah sizin kalplerinizde bir hayır bilirse, sizden tutulmuş olan şeyden daha hayırlısını size verir ve sizi bağışlar. Ve Allah, çok bağışlayıcıdır, şefkati süreklidir." 

71- Ve eğer onlar sana ihanet etmek isterlerse, önceden Allah'a da kesinlikle ihanet etmişler, O da (sana) onlardan yana olanak sağlamıştı. Ve Allah, her şeyi bilicidir, mutlak bilgedir.

72- Şüphesiz ki o kimseler inandılar ve (yurtlarını) terk ettiler ve Allah'ın yolunda mallarıyla ve benlikleriyle güçlerini kullandılar ve o kimseleri ki onları sığındırdılar ve onlara yardım ettiler, işte onlar var ya, onların bir kısmı bir kısmın yakınlarıdır. Ve inanmış ve (yurtlarını) terk etmemiş kimselere gelince, onlar (yurtlarını) terk edinceye kadar, sizin onlara yakınlıktan hiçbir şey yoktur. Ve eğer onlar yükümlülük ile ilgili sizden yardım isterlerse, o yardımı yapmak artık sizin üzerinedir, sizinle onların arasında yeminle bağlanmış söz bulunan topluluğa karşı olması başka. Ve Allah, sizin işlemekte olduğunuz her şeyi görücüdür.
 
73- Ve o kimseler ki gerçeği örttüler, onların bir kısmı bir kısmın yakınlarıdır. Eğer siz de onu (birbirinize yönelen olmayı) yapmazsanız, o takdirde o yerde bir ayartma ve bir büyük bozuculuk olur.

74- Ve o kimseler ki, inandılar ve (yurtlarını) terk ettiler ve Allah'ın yolunda güçlerini kullandılar ve o kimseleri ki onları sığındırdılar ve onlara yardım ettiler, işte onlar o gerçek inananların ta kendileridir. Bir bağışlanma ve bir değerli rızık onlar içindir.

75- Ve o kimseler ki, sonradan inandılar ve (yurtlarını) terk ettiler ve sizin beraberinizde güçlerini kullandılar, artık işte onlar artık sizdendir. O rahim sahipleri (akrabalar) Allah'ın yazgısında onların bir kısmı bir kısmına daha yakındır. Şüphesiz ki Allah, her bir şeyi bilicidir.

Enfâl s. 64. Ayetinin Farklı Mealleri Üzerinde Bir Mülâhaza

Enfâl s. 64. ayet meâlini karşılaştırmalı olarak okuyan bir kimse, bu ayet ile ilgili olarak birbirinden farklı iki meâle rastlayacaktır. Ancak bu iki farklı meâlden birisinin doğru, diğerinin ise yanlış olduğunu söylemek yanlış olacaktır. Çünkü irab kaideleri bakımından farklı tercihler, bu ayetin iki farklı şekilde çevrilmesini mümkün kılmaktadır. 

Ayetin Arapça metni ve iki farklı meâli şöyledir: 

يَٓا اَيُّهَا النَّبِيُّ حَسْبُكَ اللّٰهُ وَمَنِ اتَّبَعَكَ مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَ۟

1. Meâl----Ey peygamber! Allah sana da yeter, sana uyan inanmış kişilere de. 

2. Meâl----Ey Peygamber! Allah ve sana uyan müminler, sana yeter. 

Dikkat edilirse 1. Meâlde, Allah'ın Nebi'ye ve inananlara yeteceği şeklinde bir anlam verilmişken, 2. Meâlde ise, Allah'ın ve inananların Nebi'ye yeteceği şeklinde bir anlam verilmiştir. Bu iki farklı meâlden birisinin doğru, diğerinin ise yanlış olduğunu söylemenin yanlış olacağını yukarıda belirtmiş, bu farklı meâllerin sebebinin ise irab kurallarının tercihlerinden kaynaklandığını söylemiştik.

Ancak bağlama dikkat edersek, hangi anlamın doğruya daha yakın olduğu konusunda bir fikir olmamız mümkün olacaktır. Biz de bağlama riayet ederek bu ayetleri okumaya çalışacağız. Konuyu fazla uzatmamak adına, surenin 62. ayetinden itibaren okumaya başlayacağız.

Konunun daha öncesi müşriklerle savaş ve anlaşmayı bozması ile ilgilidir. 

Enfâl s. 62----- Sana hile yapmak isterlerse, sana Allah yeter. O seni yardımıyla ve müminlerle destekleyendir.

Bu ayette Allah'ın elçisini kendi yardımı ve inananlarla desteklediği beyan edilmektedir. Bu nokta 64. ayeti anlamak için bize bir ipucu vermektedir. Allah (c.c.) elçisini hem kendi yardımıyla hem de inananlarla desteklemesi ayetin anlaşılması için önemli bir noktadır. 

Enfâl s. 63----- (Allah) onların kalplerinin arasını birleştirmiştir. [*] Sen yeryüzünde bulunan her şeyi verseydin, yine onların kalplerinin arasını birleştiremezdin fakat Allah onların arasını kaynaştırdı. Şüphesiz ki O güçlüdür, doğru hüküm verendir.

Bu ayette ise Allah (c.c.) inananlarla ilgili olarak, onların daha önce bozuk olan aralarının düzeltilmiş olduğu beyan edilmektedir. 

Enfâl s. 64----- Ey Peygamber! Allah ve sana uyan müminler, sana yeter.

Enfâl s. 64. ayetinin iki farklı şekilde yapılmış meâlinden, bizim tercihimiz 2. meâldir. bunun nedeni ise 62. ayette Allah'ın elçisini inananlarla desteklemiş olduğunu beyan etmesidir Çünkü buradaki anlam 64. ayetin anlamı ile yakından alâkalıdır.

Kur'an ayetleri ile ilgili yorum ve çevirilerde Arapçanın irab kurallarından kaynaklanan farklı yorum ve çeviriler, birçok Kur'an ayetinden rastlamaktadır. Bizler bu farklılıkları doğru veya yanlış olarak ifade etmek yerine, doğruya daha yakın hangisidir? sorusunun cevabını bulmaya çalışmanın daha yerinde olacağını düşünmekteyiz. Bu noktada bağlama dikkat etmek bizi daha doğruyu bulma noktasında önemli bir katkı sağlayacaktır.

                                         EN DOĞRUSUNU ALLAH (C.C.) BİLİR.

3 Haziran 2024 Pazartesi

Kur'an Çeviri Çalışması İle İlgili Birkaç Söz

Kur'an'ı Mü'mince anlamak adlı blogda yayınlamaya başladığımız çalışma, yıllardır okumaya, anlamaya ve yaşamaya çalıştığımız Kur'an'ı daha iyi ve doğru anlamak için yapmaya gayret ettiğimiz bir çeviri çalışmasıdır. Bu çalışma, "Ben herkesten daha iyi çeviri yaparım" iddiası asla değildir. Ancak çevirilerde görülen bazı aksaklıkları tekrar etmemek üzerine kurulmuş bir düşüncenin pratiğe aktarılmaya çalışılan bir ürünü olma gayretiyle yapılmaktadır.

Bu çalışmanın adını "Meal" değil de "Çeviri" olarak adlandırmanın amacı, meal adı altında yapılan çalışmaların kelimenin kendisinin de içerdiği bir anlam dahilinde, kişisel yorumlara açık olmasıdır. Çeviri adı altında bu çalışmayı yapmanın asıl amacı, bu tür kişisel yorumları kapatmak, metne sadakat esasını ön planda tutmaya çalışmaktır.

Metne sadakat esasına dayalı Kur'an çevirilerinin getirdiği bir takım anlama zorluklarını kabul etmekle birlikte, Kur'an metninin kendi içindeki anlam bütünlüğünü sağlamanın metne sadakat esası ile olacağını düşündüğümüz için böyle bir yöntemi tercih ettik. Metnin kendi içindeki anlam bütünlüğünü anlayabilmenin yolunun Kur'an içinde geçen kelimelerin kök anlamlarına  uygun bir çeviri bir olduğunu düşünenlerdeniz.

"Her çeviri kişisel bir yorumdur" düşüncesinin doğru tarafı olmakla birlikte, bu doğruluk "Anlam Yorum" tarzında yapılan mealler için daha geçerlidir. Yapmaya çalıştığımız "Lafzi Çeviri" tarzı, kişisel yorumu en fazla kısıtlayan ve metne sadakat esasına dayalı bir yöntem olması açısından her türlü eleştiriye açıktır. Anlam yorum tarzında kişisel yorum daha fazla öne çıktığı için eleştiri alanı daha kısıtlıdır.

Bazı Kur'an çevirilerinde gördüğümüz ve doğru bir yöntem olmadığını düşündüğümüz, çevirmenin şahşi kanaatleri olan bazı düşüncelerin parantezler yardımıyla Kur'an'a söyletmek düşüncesidir. Bu çalışmada öne çıkarmaya çalıştığımız hususlardan bir tanesi de, çeviriyi parantezlere boğarak kişisel tercihlerimizi öne çıkarmamak ve dipnotlar vasıtasıyla da okuyucuyu kendi anlamak istediğimiz bir Kur'an anlayışına yönlendirmemektir

Son yıllarda ortaya atılan "Kuran anlaşılabilir bir kitaptır" iddiası maalesef bazı kimselerce "Kur'an benim anladığım şekilde anlaşılması gereken bir kitaptır" söylemine çevrilmiş ve bazı çeviriler bu yönde yapılarak, çevirmenlerin anladığı ve anlattığı Kur'an'lar ortaya çıkmıştır. 

Bu şekilde yapılan çevirilerin ekserisi metne sadakat esasına dayanmamaktadır. Metne sadakat esasına bağlı kalan çevirilerde, görülebilecek en büyük hata çevirmenin yapabileceği gramer hataları olabilir ve bu hatalar da başkaları tarafından veya kendisi tarafından görülür ve sonradan düzeltilebilir.

Fakat, Kur'an'a istediğini söyletmek isteyen bir kimse, çeviride bağlı kalınması gereken şartlara riayet etmeden "Ben bunu böyle anlıyorum" diyerek veya "Bu ayette Allah böyle söylüyor" diyerek işin içinden çıkmaktadır.

Çalışmamızda takip ettiğimiz ve önemli olduğunu düşündüğümüz bir nokta da şu dur: Bazı Kur'an okuyucuları, "Bu ayetin anlamı böyle olmalıdır veya olmamalıdır" şeklinde bir ön yargı ile okumaya başlamaktadırlar. Bu önyargı onları kelimeleri yerinden oynatmak zorunda bırakmakta, bu önyargı ise onları sonunda İsrailoğulları'nın kitaplarına karşı yaptığı haksızlığın benzerinin Kur'an'a karşı yapılmış olmalarını beraberinde getirmektedir.

Kitabı teslim almaya çalışmak olarak adlandırabileceğimiz bu yöntemi önlemenin yolu, Kur'an kelimelerine Kur'an bütünlüğü ve o kelimenin kök anlamı dikkate alaınarak anlam verilmesinden geçmektedir. 

Kur'an'ın en önemli özelliği tahrifçilere karşı kendi korumasını kendisinin yapmasıdır. Nasıl mı?

Siz eğer bir kelimeye dilsel açıdan farklı bir anlam yükleyerek ilgili ayete anlam vermeye kalkarsanız, diğer ayetlerde o kelimeye verdiğiniz anlam sizi resmen duvara toslattırır ve "Beni tahrif ettin" diye sizin suratınıza haykırır.

Bir de son yıllarda ortaya çıkan ve daha marjinal bir görüş olan "Kur'an'ın orjinali harekesizdir, harekeler sonradan konulmuştur. Bu işlem yapılırken orjinal metinden sapılmış, dolayısıyla orjinal Kur'an ile şimdiki Kur'an arasında farklar vardır" şeklinde iddialar da ortalıkta gecmektedir.

Evet Kur'an ilk defa yazıya geçirilirken hareke yoktu, bunu ilk Kur'an metinlerinde görmekteyiz. Harekeler sonradan konulmuştur. Fakat bu harekelendirme işleminin, yanlış yapıldığını söylemek kanaatimizce doğru değildir. Çünkü ortada onların iddia ettiği gibi orjinal yazılı olarak inmiş bir kitap ortada yoktur ve bugünkü Kur'an'ı onunla karşılaştırmak imkanı hiç yoktur.

Bu iddia çerçevesinde Kur'an okumalarını şekillendiren insanlara baktığımızda, bazı ayetlerin harekelerini kendileri koymakta, hatta bazı kelimelere olmadık anlamlar yüklemekte, dolayısı ile kendi Kur'an'larını kendileri yazmaktadır.

Onlardan şunu beklemek hakkımızdır.

Otursunlar baştan aşağı bütün Kur'an'ı kendi iddia ettikleri harekelerle ve kendi iddia ettikleri kelime anlamları ile dilimize çevrilmiş halini bize sunsunlar biz de onların kitaplarını okuyalım.

Bu konuda yapılmış derli toplu bir çalışma Yusuf suresi hakkında yapılmıştır. Bu çalışmaya yapan kişinin elindeki en büyük kozu, yapılan çevirilerin hatalı olduğu sure ile ilgili yapılan tefsirlerin İsrailiyyat kaynaklı olduğu yönündedir.

Evet, çevirilerde kısmi hatalar vardır, tefsirlerde akla ziyan yorumlar vardır hepsi kabulümüz. Fakat siz bu yanlışları başka yanlışlarla izale edemez, İsrailiyyat dediğiniz yorumların yerine RAMAZANİYYAT ile dolduramazsınız, doldurursanız elinize gözünüze bulaştırır öyle kalakalırsınız. Bir kelimenin anlamını bin dereden su getirerek "O öyle değil böyle" derseniz, işte öyle bir Kur'an yazar, buna da kendi çevrenizden başka iman eden olmaz.

Biz bu çeviride parantez açmamaya büyük ölçüde gayret gösteriyoruz. Eğer bir parantez açılmışsa, bunu kendi kanaatimiz olarak değil, Kur'an'da edebi bir yöntem olan hazf metodunun, yani anlamda olduğu halde lafızda zikredilmemesi şeklinde gelen bazı kelimelerin parantez açılarak okuyucunun daha kolay anlamasını sağlamak amacıyla yapılmıştır.

Son yıllarda yapılmaya çalışılan Kur'an çevirilerinde üzülerek şahit olduğumuz bir durum olması nedeniyle böyle bir hatırlatma gereği duymaktayız. Kısacası Kur'an ayetlerini çevirirken "Allah böyle demek istemiştir" şeklinde bir anlayışla kitabı ele alarak, kelimeleri yerlerinden asla oynatmadan doğru bir çeviri sunmaya çalışıyoruz.

Çalışmamızda merkeze almaya çalıştığımız en önemli nokta, Kur'an'da eş anlamlı kelimenin olmadığı düşüncesinden yola çıkarak her kelimenin kök anlamı üzerinden bütün geçtiği yerlerde aynı anlamı verme çalışmasıdır. Bu nokta dikkatli bir meal okuyucusunun en önemli sıkıntılarından bir tanesidir.

Kur'an meallerini karşılaştırmalı okuyan bir kimsenin karşılaştığı en büyük sorun, ayet içindeki herhangi bir kelimenin veya ibarenin aynı kelime ve ibarenin geçtiği ayetlerdeki anlam uyumuna pek dikkat edilmemesidir. Kur'an'da bulunan herhangi bir kelimenin anlamı kitabın her yerinde kök anlamına uygun biçimde olduğu kanaatine sahip olduğumuz için, bütün kelimeleri kök anlama uygun biçimde vermeye gayret ediyoruz. 

Böyle bir yöntem izlememizdeki amacımız, Kur'an'ın kendi içindeki bütünlüğünün kelimeler ile sağlanmış olmasından dolayı, bu kelimelere farklı anlamlar verilmesinin bu bütünlüğün meallerde görülmemesine yol açmasıdır.

Kur'an'ı Arapça metninden okuyan bir kimse birçok cümlenin özellikle ayet sonlarının farklı surelerde aynı kalıpta geldiğini görecektir. Fakat aynı kalıpta gelen bu cümle veya kelimeler aynı kişi tarafından farklı şekilde anlam verilmiştir. Çevirmenin yapması gereken şey, mealini bitirdikten sonra sadece tekrar gözden geçirerek aynı şekilde gelen ibarelerin çevirisinde uyum sorunu olup olmadığını kontrol etmektir. Maalesef bu kontrolun pek yapılamadığını okuduğumuz meallerden görmekteyiz.

Biz bu hataya düşmemek adına meali her daim kontrol ederek uyum sorunu olup olmadığı noktasında herhangi bir yanlışı düzeltme cihetine gidiyoruz. Bundan dolayı mealimizde her zaman düzeltme yapmamız sözkonusu olmaktadır. 

Bu çeviri bittiği takdirde Kur'an'ı kırık mealden okuyanlar için, kelimeleri anlamada bir kolaylık sağlayabileceğini düşünmekteyiz. Şöyle ki:

Kırık meal okuyan bir kimse okuduğu mealin sayfa kenarındaki diğer meale baktığı zaman, kırık meal ile arasında kelimelerin anlamı açısından pek uyum bulamamaktadır. Bunun nedeni ise sayfa kenerındaki mealin kırık meali yapan kişi tarafından yapılmaması veya kırık meali yapan kişinin sayfa kenarındaki meal ile kırık meal arasında uyum sağlama zorunluluğu yokmuş bir düşünce içinde meal yapmasından kaynaklanmaktadır.

Bizim yapmaya çalıştığımız çeviri derli toplu bir kırık meal çalışması olup, meal okuyucusu Arapça metinde bulunan her kelime ve edatın anlamının çeviriye yansıtılmaya çalışıldığını görecektir. Çevirimizde parantez kullanmamaya büyük ölçüde özen göstermeye çalıştığımız gözden kaçmayacaktır. Açılan parantezlerin çoğu da hazfedilen ifadeleri göstermek içindir.

Şurası da bir gerçek ki, bu çalışmamızda birçok kimse aradığı türden bir çeviri ihtiyacını bu çeviriyle gideremeyecektir. Hangi çeviri olursa olsun bir kimse tarafından okunduğu zaman, okuyucunun farklı beklentileri olma noktasında, mutlaka eksik noktalar olacaktır. Bizim bu çevirinin lafız merkezli olmasına dikkat çekmemizin gayesi de bu dur. Okuyacak kimse bu noktayı dikkate alarak okumalı, eleştirisini de bu noktadan yapmalıdır. Yani özellikle gramer hataları olup olmadığı Arapça dil kurallarının özelliklerine  uyulup uyulmadığı noktasında yapılacak eleştiriler her zaman dikkate alınacaktır.

Gayret bizden başarı Allah'tandır.