12 Temmuz 2025 Cumartesi

SAFFAT SURESİ ÇEVİRİSİ

1- Ant olsun bir sıra halinde sıralananlara.

2- Caydırdıkça caydıranlara.

3- Bir hatırlatma okuyanlara.

4- Şüphesiz ki sizin tanrınız, kesinlikle tektir.

5- O göklerin ve o yerin ve ikisinin arasında ne varsa Efendisidir ve o (güneşin) doğum yerlerinin de Efendisidir.

6- 7- Şüphesiz ki biz o yakın göğü, o parlayan cisimlerin süsüyle süsledik ve her bir inatçı şeytandan bir gözetmeyle kolladık.

8- 9- Onlar, o en yüce ileri gelenleri hiçbir yolla dinleyemezler ve her bir yandan atılırlar. Kovuldukça kovulurlar ve bir sürekli azap, onlar içindir.

10- Kapıp kaçmış kimse başka, onu da hemen bir parlayan ateş parçası izlemiştir.

11- Şimdi sen onlardan görüş bildirmelerini iste: Onlar mı yaratılış bakımından daha çetin, yoksa bizim yarattığımız (diğer) kimseler mi? Şüphesiz ki biz onları bir yapışkan çamurdan yarattık.

12- Hayır, sen (bu işe) şaştın, oysa onlar (bu işi) küçümsüyorlar.

13- Ve onlar hatırlatıldığı zaman, hatırlamazlar.

14- Ve onlar (gözle görülen) bir delil gördükleri zaman, küçümserler.

15- 16- 17- Ve onlar: "Bu, bir apaçık sihirden başkası değil. Biz öldüğümüz ve bir toprak ve kemikler olduğumuz zaman mı, gerçekten biz mi kesinlikle (yeniden) harekete geçirilmişleriz? Ve bizim o ilk atalarımızda mı?" dediler.

18- De ki: "Evet, hem de boyun bükenler olarak (harekete geçirileceksiniz)."

19- Artık o, ancak ve ancak bir tek komuttur, birden onlar (harekete geçirilerek) bakacaklardır.

20- Ve onlar: "Eyvah bize! Bu, o yükümlülüğün günüdür" dediler.

21- (Onlara): "Bu, o ayırmanın günüdür ki siz onu yalanlamakta idiniz" (denilmiştir).

22- 23- 24- (Allah meleklere): "Siz, toplayın o kimseleri ki onlar haksızlık etmişlerdir ve onların eşlerini de ve o şeyleri de ki kendileri Allah'ın berisinden onlara kulluk ediyor idiler, hemen onları o şiddetli ateşin yoluna iletin. Ve onları (orada sürekli) durdurun, şüphesiz ki onlar sorumlu tutulmuşlardır" (demiştir).

25- (Onlara orada): "Size ne oluyor birbirinizle yardımlaşmazsınız?" (denilmiştir.)

26- Hayır, onlar bugün (çaresizce) teslim olanlardır.

27- Ve onların bir kısmı bir kısma dönmüş birbirleriyle (bilgi) talep etmektedirler.

28- (Onların bir kısmı): "Şüphesiz siz bize o sağdan gelmekteydiniz" dediler.

29- 30- 31- 32- (Diğer bir kısmı): "Hayır, siz inananlar değildiniz. Ve sizin üzerinizde hiçbir yetki bizim için yoktu. Hayır, siz taşkınlık yapan bir topluluk idiniz. Bu yüzden Efendimizin sözü bizim üzerimize bir gerçek oldu. Şüphesiz ki biz (azabı) kesinlikle tadıcılarız. Çünkü biz sizi azdırmıştık, şüphesiz ki biz de azanlar idik" demişlerdir.

33- Artık şüphesiz ki onlar o gün o azapta ortak olanlardır

34- Doğrusu biz o suç işleyenlere işte böyle yaparız.

35- 36- Çünkü onlara: "Allah'tan başka hiçbir tanrı yoktur" denildiği zaman, onlar büyüklük taslıyor idiler ve: "Gerçekten biz mi bir cinlenmiş şair için kesinlikle tanrılarımızı bırakıcılarız?" derlerdi.

37- Aksine o, o gerçeği getirmiştir ve o gönderilmişleri de doğrulamıştır.

38- Şüphesiz ki sizler o çok acı verici azabı kesinlikle tadıcılarsınız.

39- Ve siz işlemekte olduğunuz şeylerden başkasıyla da karşılık görmüyorsunuz.

40- Allah'ın o özgülenmiş kulları başka.

41- 42- 43- 44- 45- 46- 47- 48- 49- İşte onlar var ya, meyvelerden bir bilinmiş rızık onlar içindir. Ve onlar değer verilmişler olarak o gönenç bahçelerinde karşılıklı koltuklar üzerindedirler. Bembeyaz bir su gözesinden (doldurulmuş) o içenlere bir lezzet veren kadeh, onların üzerinde dolaştırılacaktır. Onların içinde hiçbir sersemleten olmayacak ve onlar ondan sersemleşmeyecekler de. Ve o bakışı (eşlerine) kısaltan iri gözlü (eşler) onların yanındadır. Sanki onlar korumaya alınmış bir yumurtadır.

50- Böylece onların bir kısmı bir kısma dönmüş birbirleriyle (bilgi) talep etmektedirler.

51- 52- 53- İçlerinden bir sözcü: "Şüphesiz ki benim bir yakın arkadaşım vardı. (Bana) 'Gerçekten sende mi o kesinlikle doğrulayıcılardansın? Biz öldüğümüz ve bir toprak ve kemikler olduğumuz zaman mı, gerçekten biz mi kesinlikle yükümlenmişler (olacağ)iz?' derdi" dedi.

54- "Sizler (onun durumuna) yukarıdan bakabilenler misiniz? dedi.

55- Derken o (onun durumuna) yukarıdan baktı, hemen onu o şiddetli ateşin ortasında gördü.

56- 57- 58- 59- 60- 61- (Ona): "Allah'a yemin olsun ki şüphesiz ki sen neredeyse beni de kesinlikle (ateşe) düşürecektin. Ve eğer Efendimin gönenci olmasaydı, kesinlikle bende (azap için) o hazırlanmışlardan olmuştum. (Arkadaşlarına hitaben) Artık biz o ilk ölümümüzden başka ölenler hiç olmayacağız değil mi? Ve biz azaba çarptırılmışlardan da hiç olmayacağız. Şüphesiz ki bu, o büyük başarının ta kendisidir. O halde o işleyenler bunun gibisi için işlesin" dedi.

62- Bu mu bir ağırlamalık olarak daha hayırlıdır, yoksa o zakkumun ağacı mı?

63- Şüphesiz ki biz onu o haksızlık yapanlar için bir ayartma olarak yaptık.

64- Doğrusu o, bir ağaçtır ki o şiddetli ateşin dibinde çıkar.

65- Onun tomurcuğu sanki o şeytanların başlarıdır.

66- Artık şüphesiz ki onlar, kesinlikle ondan yiyicilerdir, üstelik ondan o karınları da dolduruculardır.

67- Sonra şüphesiz ki onun üzerine kesinlikle kaynar sudan bir karışım onlar içindir.

68- Sonra şüphesiz ki onların dönüş yeri kesinlikle o şiddetli ateşedir.

69- 70- Şüphesiz ki onlar, kendi atalarını sapkınlar olarak bulmuşlardır da böylece onlar da onların (atalarının) izleri üzerine koşturmaktadırlar.

71- Ve ant olsun ki onların öncesi o ilklerin daha çoğu sapmıştı.

72- Ve ant olsun ki biz onların içine de uyarıcılar göndermiştik.

73- Şimdi sen bak o uyarılmışların sonu nasıl olmuş.

74- Allah'ın o özgülenmiş kulları başka.

75- Ve ant olsun ki Nuh bize seslenmişti de o ne güzel cevaplandıranlardık.

76- 77- Ve biz onu ve onun mensuplarını o büyük çıkmazdan kurtardık ve onun soyunu o kalıcıların ta kendileri yaptık. 

78- Ve biz ona o sonrakilerin içinde (doğru anılış) bıraktık.

79- Selam, o tüm insanlar içinde Nuh'un üzerinedir.

80- Şüphesiz ki biz o iyilik edenlere işte böyle karşılık veririz.

81- Şüphesiz ki o, bizim o inanan kullarımızdandı.

82- Sonra biz o diğerleri batırdık.

83- Ve şüphesiz ki onun taraftarından (birisi de) kesinlikle İbrahim'dir.

84- 85- 86- 87- Bir zaman kendisinin Efendisine katışıksız kalpli olarak gelmişti. Hani o, kendi babasına ve topluluğuna: "Siz, neye kulluk ediyorsunuz? Gerçeği ters yüz etme olarak Allah'ın berisinden tanrılar mı istiyorsunuz? Sizin o tüm insanların Efendisi hakkındaki kanınız nedir?" demişti.

88- 89- 90- Derken o yıldızlara bir bakışla bakmış, akabinde: "Şüphesiz ki ben (sizin bu durumunuzdan) rahatsız haldeyim" demişti de, onlar arkalarını dönücüler olarak ondan (başka tarafa) yakınlaşmışlardı.

91- 92- Böylece o gizlice sokulup onların tanrılarına yönelmişti de: "Siz yemez misiniz? Sizin neyiniz var ki konuşmazsınız?" demişti.

93- Derken o gizlice sokulup onların üzerine sağ eliyle bir vuruş yapmıştı.

94- Bunun üzerine onlar telaşla koşturarak ona doğru yönelmişlerdi.

95- 96- O: "Siz, yontmakta olduğunuz şeylere mi kulluk ediyorsunuz? Oysa Allah sizi ve sizin (yontarak) işlemekte olduğunuz şeyleri de yaratmıştır" demişti.

97- Onlar: "Onun için bir yapı inşa edin de onu o şiddetli ateşin içine atın" demişlerdi.

98- Böylece onlar ona bir plân kurmak istemişlerdi de, biz onları hemen en aşağılıklar haline getirmiştik.

99- 100- 101- Ve o: "Şüphesiz ki ben Efendime gidiciyim, O bana yol gösterecektir. Ey Efendim, sen bana o düzgünlerden (bir oğul) bahşet" demiş, bunun üzerine biz de ona çok yumuşak huylu bir oğlan çocuğu müjdelemiştik.

102- Ne zaman ki o, onun beraberinde o koşma (çağına) ulaştı, (babası): "Ey oğulcuğum, şüphesiz ki ben o uyku zamanında görüyorum ki, seni boğazlıyorum. Artık sen bak (bu durumu) nasıl görüyorsun?" demişti. (Oğlu): "Ey babacığım, sen buyurulmakta olduğun şeyi yap. Eğer Allah dilerse, sen beni o (emre isyana karşı) direnç gösterenlerden bulacaksın" demişti.

103- 104- 105- 106- Ne zaman ki ikisi de (buyruğa) teslim oldular ve o, onu şakağı üzerine yatırdı ve biz ona: "Ey İbrahim, sen kesinlikle o rüyayı doğruladın. Şüphesiz ki biz o iyilik edenlere işte böyle karşılık veririz. Şüphesiz ki bu, kesinlikle bir apaçık yoklamanın ta kendisiydi" diye seslenmiştik.

107- Ve biz ona bir büyük boğazlamalığı fidye olarak vermiştik.

108- Ve biz ona o sonrakilerin içinde (doğru anılış) bıraktık.

109- Selam, İbrahim'in üzerinedir.

110- O iyilik edenlere biz işte böyle karşılık veririz.

111- Şüphesiz ki o, bizim o inanan kullarımızdandı.

112- Ve biz ona o düzgünlerden bir haberci olarak İshak'ı müjdelemiştik.

113- Ve biz onun üzerine ve İshak'ın üzerine bereket bolluk verdik ve ikisinin soyundan iyilik yapan da ve kendi benliğine apaçık haksızlık yapan da vardır.

114- 115- 116- 117- 118- 119- Ve ant olsun ki biz Musa'nın ve Harun'un üzerine borç yükledik. Ve ikisini ve ikisinin topluluğunu o büyük çıkmazdan kurtardık. Ve onlara yardım ettik de böylece o yenenlerin ta kendileri oldular. Ve ikisine o açıklayıcı kitabı verdik. Ve ikisini o doğruluğunu koruyan yola ilettik. Ve ikisine o sonrakiler içinde (doğruluk anılış) bıraktık.

120- Selam, Musa'nın ve Harun'un üzerinedir.

121- Şüphesiz biz o iyilik edenlere işte böyle karşılık veririz.

122-  Şüphesiz ki o ikisi, bizim o inanan kullarımızdandı.

123- Ve şüphesiz ki İlyas da kesinlikle o gönderilmişlerdendi.

124- 125- 126- Bir zaman kendi topluluğuna, o: "Siz korunmaz mısınız? Siz Ba'l'i mi çağırıyorsunuz ve o yaratıcıların en iyisini bırakıyorsunuz? Allah, sizin de Efendinizdir ve sizin o ilk atalarınızın da Efendisidir" demişti.

127- Bu uyarıya rağmen onlar, onu yalanladılar, artık şüphesiz ki onlar (azap için) kesinlikle hazırlanmışlardır.

128- Allah'ın o özgülenmiş kulları başka.

129- Ve biz ona o sonrakiler içinde (doğruluk anılış) bıraktık.

130- Selam, İlyas'ların üzerinedir.

131- Şüphesiz ki biz, o iyilik edenlere böyle karşılık veririz.

132- Şüphesiz ki o, bizim o inanan kullarımızdandı.

133- Ve şüphesiz ki Lut da kesinlikle o gönderilmişlerdendi.

134- 135- 136- Bir zaman biz onu o geride kalanlar içindeki bir yetersiz (kadın) dışında ve onun mensuplarını toplu olarak kurtarmış, sonra da o diğerleri yerle bir etmiştik.

137- 138- Ve şüphesiz ki siz sabahlayanlar iken ve o gece iken kesinlikle onların üzerinden geçip gidiyorsunuz. Siz hiç bağlantı kurmaz mısınız?

139- Ve şüphesiz ki Yunus da kesinlikle o gönderilmişlerdendi.

140- 141- 142- Bir zaman o (yolcularla) dolmuş gemiye kaçmış, akabinde kura çekişmişler, (denize atılmama umudu) boşa çıkmışlardan olmuş ve kendisini kınayıcı bir halde iken o balık tarafından yutulmuştu.

143- 144- Şimdi eğer ki o, o tesbih edicilerden olmasaydı, (yeniden) harekete geçirilecekleri güne kadar kesinlikle onun karnında kalacaktı.

145- 146-147- 148- Nihayet o (yorgunluktan) rahatsız bir halde iken biz onu o çıplak alana fırlatıp atmış ve onun üzerine kabak cinsinden bir ağaç bitirmiş ve onu yüz bin veya artmakta olan (topluluğa) göndermiş, onlar da ona inanmışlar, böylece biz de kendilerini bir vakte kadar yararlandırmıştık.

149- Şimdi sen onlardan görüş bildirmelerini iste: O kızlar senin Efendindi içindir de ve o oğullar kendileri için midir?

150- Yoksa biz o melekleri dişiler olarak yarattık da, onlar buna tanık olanlar mıdır?

151- 152- Dikkat edin, şüphesiz ki onlar kesinlikle gerçeği ters yüz etmelerinden dolayı: "Allah çocuk sahibi oldu" diyorlar. Ve şüphesiz ki onlar, kesinlikle yalancılardır.

153- O, o kızları o oğulların üzerine mi seçmiş?

154- Size ne oluyor, siz nasıl karar veriyorsunuz?

155-  Siz hiç hatırlamaz mısınız?

156- Yoksa bir apaçık yetki sizin için midir?

157- Eğer siz doğru söyleyenler iseniz, haydi kitabınızı getirin.

158- Ve onlar O'nunla ve o cinler arasında bir soy bağı uydurdular. Ve ant olsun ki o cinler, şüphesiz ki onların (bu bağı uyduranların) kesinlikle hazırlanmışlar olacaklarını bilmiştir.

159- Allah, onların nitelemekte oldukları şeylerden münezzehtir.

160-  Allah'ın o özgülenmiş kulları başka.

161- 162- 163- Artık şüphesiz ki siz ve sizin kulluk etmekte olduğunuz şeyler, O'nun üzerine ayartıcılar değilsiniz, o kimse hariç ki kendisi o şiddetli ateşe yaslanıcıdır.

164- 165- 166- (Melekler): "Ve bizden kimse yoktur ki, bilinmiş bir (kul olma) konumu onun için olmasın. Ve şüphesiz ki biz, kesinlikle biziz o sıra halinde dizilenler. Ve şüphesiz ki biz, kesinlikle biziz o tesbih edenler."

167- 168- 169- Ve şüphesiz ki onlar (Mekke'liler önceden) kesinlikle: "Eğer o ilklerden bir hatırlatma bizim yanımızda olsaydı, kesinlikle biz Allah'ın o özgülenmiş kulları olurduk" diyorlar idi.

170- Buna rağmen onlar (hatırlatma geldiğinde) onu (ret ederek) örttüler. Ama onlar ileride bileceklerdir.

171- 172- 173- Ve ant olsun ki o gönderilmiş kullarımız hakkında şu kelimemiz öne geçmiştir: Şüphesiz ki onlar, o yardım edilmişlerin kesinlikle ta kendileridir ve şüphesiz ki bizim ordumuz o yenenlerin ta kendileridir.

174- 175- Artık sen onlardan (başka tarafa) yakınlaş ta ki bir süreye kadar ve onları gözle, ama onlar ileride göreceklerdir.

176-  Şimdi onlar bizim azabımızı (hala) acilen istiyorlar mı?

177- Ve (azabımız) onların sahasına indiği zaman, Artık ne kötü olur o uyarılmışların sabahı.

178-  Artık sen onlardan (başka tarafa) yakınlaş, ta ki bir süreye kadar.

179-  Ve sen onları gözle, ama onlar ileride göreceklerdir.

180- O gücün Efendisi senin Efendin, onların nitelemekte oldukları şeylerden münezzehtir.

181- Ve selam, o gönderilmişlerin üzerine olsun.

182- Ve o övgü, o tüm insanların Efendisi Allah'adır.


3 Temmuz 2025 Perşembe

YASİN SURESİ ÇEVİRİSİ

1- Ya, Sin.

2- O bilge okunan (Kur'an) a ant olsun.

3- 4- Şüphesiz ki sen, kesinlikle o gönderilmişlerdensin, doğruluğunu koruyan yol üzerindesin. 

5- (Bu kitap) mutlak güçlünün, şefkati süreklinin indirmesidir.

6- (Onunla) senin bir topluluğu uyarman için ki onların ataları uyarılmamış, bu yüzden de onlar duyarsız kalanlardır.

7- Ant olsun ki o söylenen onların tamamının üzerine bir gerçek olmuştur, artık onlar inanmazlar.

8- Şüphesiz ki biz, onların o boyunlarına o (demirden) bağları o çenelere kadar geçirmişizdir, bu yüzden başları dikleşmiştir.

9- Ve biz onların önlerinden bir set ve artlarından bir set çekmişizdir de böylece onları kaplamışızdır, bu yüzden onlar göremezler.

10- Ve sen onları uyarmışsın yahut uyarmamışsın onlara göre denktir, inanmazlar.

11- Sen ancak ve ancak o kimseyi uyarabilirsin ki o, o hatırlatmaya uymuştur ve algılanamaz iken şefkati kapsamlıdan çekinmiştir. Artık sen onu, bir bağışlama ve bir değerli ödül ile müjdele.

12- Şüphesiz ki biz, o ölüleri (yeniden) yaşatacağın ta kendisiyiz ve onların önceledikleri şeyleri ve onların gerideki izlerini biz yazıyoruz. Ve her bir şey ki, biz onu bir apaçık önderde (kitap) sayılandırmışızdır.

13- Ve sen o kasabanın arkadaşlarını bir örnek olarak onlar için ortaya koy. Hani oraya o gönderilmişler gelmişti.

14- O zaman biz iki (elçiyi) onlara göndermiştik de onlar ikisini de yalanlamışlardı. Bunun üzerine biz de (o iki elçiyi) bir üçüncü ile güçlendirmiştik de onlar: "Şüphesiz ki biz, size gönderilmişleriz" demişlerdi.

15- (Kasaba halkı): "Siz bizim örneğimiz bir beşerden başkası değilsiniz. Ve şefkati kapsamlı da hiçbir şey indirmemiştir. Siz yalan söylemekte olanlardan başkası değilsiniz" demişlerdi.

16- 17- Onlar: "Efendimiz biliyor, şüphesiz ki biz size kesinlikle gönderilmişleriz. Ve apaçık ulaştırma bizim üzerimizde olandan başkası da değildir" demişlerdi.

18- (Kasaba halkı): "Şüphesiz ki biz sizin yüzünüzden uğursuzluğa dolandık. Ant olsun ki eğer, siz vazgeçmediyseniz, biz sizi kesinlikle ve kesinlikle taşlayacağız ve bizden size kesinlikle ve kesinlikle çok acı verici azap dokunacaktır" demişlerdi.

19- Onlar: "Sizin uğursuzluğunuz sizin beraberinizdedir. Size hatırlatıldı diye mi (böyle söylüyorsunuz)? Hayır, siz savurganlık yapan bir topluluksunuz" demişlerdi.

20- 21- 22- 23- 24- 25- Ve o şehrin en uzağından bir adam koşarak gelmiş: "Ey topluluğum, siz o gönderilmişlere uyun. Uyun o kimselere ki, onlar sizden bir ödül talep etmez ve onlar doğruyu bulanlardır. Ve bana ne oluyor ki ben kulluk etmeyecekmişim, O ki beni yarıp ortaya çıkarmıştır? Ve siz de yalnızca O'na döndürüleceksiniz. Ben, hiç O'nun berisinden tanrılar edinir miyim? Eğer şefkati kapsamlı bana bir zarar isterse, onların eşlikçilikleri benden bir şey ihtiyaçsız bırakmaz ve onlar beni (ateşten) çekip kurtaramazlar da. Şüphesiz ki ben o takdirde, kesinlikle bir apaçık sapkınlık içindeyim. Şüphesiz ki ben, sizin Efendinize inandım, artık siz beni dinleyin" demişti.

26- 27- Ona: "Sen, o bahçeye gir" denildi. O da: "Ah keşke, Efendimin beni hangi nedenle bağışladığını ve o değer verilmişlerden kıldığını benim topluluğum da bilselerdi" dedi.

28- Ve biz onun ardından kendi topluluğunun üzerine o gökten hiçbir ordu indirmedik ve indiriciler de değildik.

29- (Onların yıkımı) bir tek çığlıktan başkasıyla olmadı, birden onlar sönen ateşler (gibi oldular).

30- Ey o kulların üzerine olan hayıflanma, onlara hiçbir elçi gelmiyordu ki, onunla ancak alay ediyor olmasınlar.

31- Onlar görmediler mi biz onların öncesi o kuşaklardan nicesini yok ettik? Şüphesiz ki onlar bunlara dönemezler.

32- Ve hepsi, bizim yanımızda toplu olarak hazırlanmışlardan başkası da olmayacaklar.

33- Ve o ölü yer, onlar için bir delildir. Biz onu yaşattık ve ondan daneler çıkardık da onlar ondan yiyorlar.

34- 35- Ve biz onda hurmalıklardan ve üzümlüklerden bahçeler yetiştirdik ve onda o su gözlerinden fışkırttık ki onlar onun ürününden yesinler. Oysa onu kendi elleri işlememiştir. Onlar hiç şükretmezler mi?

36- Münezzehtir ki O, yerin bitirmekte olduğu şeylerden ve kendi benliklerinden ve  bilemeyecekleri şeylerden o eşlerin hepsini yarattı.

37- Ve o gece, onlar için bir delildir. Biz ondan o gündüzü sıyırıyoruz da birden onlar karanlıkta kalanlardır.

38- Ve o güneş kendisinin karar kılınmış yerine akmaktadır. Bu, mutlak güçlünün, en iyi bilicinin ölçüsüdür.

39- Ve o ay, biz ona da iniş yerleri (evreler) takdir ettik ta ki o, eski hurma dalı gibi tekrar geri dönenen kadar.

40- O güneşin o aya yetişmesi kendisine uygun olmaz. Ve o gece de o gündüzün önüne geçici değildir. Ve her biri bir yörüngede yüzmektedirler.

41- Ve bizim onların soylarını, o dolmuş gemide taşımış olmamız, onlar için bir delildir.

42- Ve biz, onun örneğinden binmekte oldukları şeyleri de onlar için yarattık.

43- Eğer biz dilersek, onları batırırız da feryada yetişen bir kimse bile onlar için olmaz ve onlar (sudan) çekip kurtarılmazlar da.

44- Bizden bir şefkat ve belirli bir vakte kadar bir yararlanma başka.

45- Ve onlara: "Siz, önünüzde olan şeyden ve ardınızda olan şeyden korunun ki şefkat göresiniz" denildiği zaman, (onlar aldırmazlar).

46- Ve onlara kendilerinin Efendisinin delillerinden hiçbir delil gelmiyor ki ondan ancak ilgisiz kalanlar olmuşlardır.

47- Ve onlara: "Allah'ın size rızık olarak verdiği şeylerden harcayın" denildiği zaman, gerçeği örtmüş olan kimseler, inanmış olan kimselere: "Biz mi yedireceğiz o kimseye ki eğer Allah dilerse kendisini yedirecektir? Siz bir apaçık sapkınlık içindekinden başkası değilsiniz" der.

48- Ve onlar: "Eğer siz doğru söyleyenler iseniz, bu söz ne zaman (gerçekleşecek)?" de diyorlar.

49- Onlar, birbirleri ile çekişirlerken kendilerini tutuverecek bir tek çığlıktan başkasına bakmıyorlar.

50- Böyle bir durumda onlar bir tembihlemeye güç yetiremeyecekler ve kendi mensuplarına da dönemeyeceklerdir.

51- Ve boruya üflenmiştir, birden onlar o mezarlardan, kendilerinin Efendisine doğru akın ediyorlar.

52- Onlar: "Eyvah bize, bizi uyuduğumuz yerimizden kim (yeniden) harekete geçirdi? Bu, şefkati kapsamlının söz verdiği şeydir, ve o gönderilmişler doğru söylemiş" demişlerdir.

53- (Harekete geçirilmeleri) bir tek çığlıktan başkasıyla olmadı, birden onlar bizim yanımızda hazırlanmışlardır.

54- Artık bugün bir benliğe hiçbir şeyle haksızlık yapılmayacak ve siz de işlemekte olduğunuz şeylerden başkasıyla karşılık görmeyeceksiniz.

55- Şüphesiz ki bugün o bahçenin arkadaşları, bir meşguliyet içinde keyiflenenlerdir.

56- Onlar ve onların eşleri gölgelikler içindeki o süslü koltuklar üzerine rahatça dayananlardır.

57- Ondaki meyve onlar içindir ve çağıracakları (yemek içmek için isteyecekleri) şeyler de onlar içindir.

58- "Selam", şefkati sürekli Efendiden bir söz olarak (onlar içindir). 

59- 60- 61- 62- 63- 64- Ve (Allah): "Ey o suç işleyenler, siz bugün ayrışın. Ey Adem'in oğulları, ben size 'Siz o şeytana sakın kulluk etmeyin. Şüphesiz ki o, sizin için bir apaçık düşmandır' diye ve 'Siz bana kulluk edin. Bu, doğruluğunu koruyan yoldur' diye, bağlılık sözü almamış mıydım? Ve ant olsun ki o sizden bir çok büyük topluluğu saptırmıştı. Artık siz bağlantı kuruyor olmadınız mı? Bu, cehennemdir ki o, sizin söz verilmekte olduğunuzdur. Siz, gerçeği örtüyor olmanız nedeniyle bugün ona yaslanın" (diyecektir).

65- Bugün biz onların ağızlarının üzerini mühürleyeceğiz ve onların elleri bize kelam edecektir ve onların ayakları da o şeylere tanıklık edecektir ki onlar kazanıyor idiler.

66- Ve eğer biz dileseydik onların gözlerinin üzerini kesinlikle silerdik de o yola (o durumda) öne geçmeye çalışırlardı, böyle iken nasıl göreceklerdi?

67- Ve eğer biz dileseydik onların bulundukları hal üzerinden başka biçime kesinlikle sokardık da, onlar eski hale geçişe güç yetiremezler ve dönemezlerdi.

68- Ve kimi ki biz onu ömürlendirirsek, onu o (ilk) yaratılıştaki (durumuna) ters döndürürüz. Onlar hiç bağlantı kurmazlar mı?

69- 70- Ve biz ona o şiiri öğretmedik ve bu kendisine uygun da olmaz. O, bir hatırlatmadan ve bir apaçık okuma (Kur'an) dan başkası değildir ki o, yaşayan kimseyi uyarsın ve o söylenen gerçeği örtücülerin üzerine hak olsun.

71- Ve onlar görmediler mi, şüphesiz ki biz kendi ellerimizin işlediği şeylerden gönenç sağlayan hayvanları kendileri için  yarattık böylece kendileri, onlara hükümran olanlardır?

72- Ve biz onları uysal hale kendileri için getirdik ki onların binekleri, onların bir kısmıdır ve kendileri, onların bir kısmını da yiyorlar.

73- Ve onlardaki faydalar ve içecekler kendileri içindir. Onlar hiç şükretmezler mi?

74- Ve onlar Allah'ın berisinden tanrılar edindiler ki kendileri güya yardım edilecekler.

75- Onlar (tanrılar), onlara yardıma güç yetiremezler. Oysa kendileri, onlar (tanrılar) için hazırlanmış ordunun ta kendileridir.

76- O halde onların dedikleri seni sakın üzmesin. Şüphesiz ki biz onların gizlemekte olduğu şeyleri ve ilan etmekte oldukları şeyleri biliyoruz.

77- Ve o insan görmedi mi şüphesiz ki biz kendisini bir döllenmiş hücreden yarattık? Böyle iken birden o bir apaçık çekişmecidir.

78- Ve o, bize bir örnek ortaya koydu ve kendi yaratılışı unuttu da: "Şu kemikleri ki onlar un ufak halde iken (yeniden) kim yaşatacak?" dedi.

79- De ki: "Onları yaşatacak olan, O dur ki ilk defasında onları geliştirmiştir. Ve O, her bir yaratmanın en iyi bilicisidir."

80- O ki, o yeşil ağaçtan bir ateşi sizin için çıkardı, siz ondan birden tutuşturuyorsunuz.

81- Ve O ki, o gökleri ve o yeri yaratmıştır, onların bir örneğini (yeniden) yaratmaya da kesinlikle güç yetirici değil midir? Aksine (güç yetiricidir), ve O, tekrar tekrar yaratıcıdır, en iyi bilicidir.

82- O'nun buyruğu, bir şey istediği zaman, ona ancak ve ancak "Ol" demesidir, o da birden oluverir.

83- Münezzehtir ki O, her şeyin hükümranlığı, O'nun elindedir. Ve siz yalnızca O'na döndürüleceksiniz.


30 Haziran 2025 Pazartesi

FATIR SURESİ ÇEVİRİSİ

1- O övgü, o göklerin ve o yerin yarıp ortaya çıkarıcısı, o meleklerin ikişer ve üçer ve dörder kanat sahibi elçiler yapıcısı, Allah'adır. O, yaratmada dileyeceği şeyi artırır. Şüphesiz ki Allah, her şeyin üzerine güç yetiricidir.

2- Allah, o insanlara şefkatten neyi açarsa, artık onu hiçbir elde tutucu olamaz. Ve O neyi de elde tutarsa, artık onu O'ndan sonra hiçbir gönderici de olamaz. Ve O, mutlak güçlüdür, mutlak bilgedir.

3- Ey o insanlar, Allah'ın sizin üzerinizdeki gönencini hatırlayın. Allah'tan başka bir yaratıcı varmı ki size o gökten ve o yerden rızık versin? O'ndan başka tanrı yoktur. Böyle iken siz nasıl ters yüz ediliyorsunuz?

4- Ve eğer onlar seni yalanlıyorlarsa, senden önce elçiler de kesinlikle yalanlanmıştı. Ve o işler yalnızca Allah'a döndürülecektir.

5- Ey o insanlar, şüphesiz ki Allah'ın söz vermesi bir gerçektir. O halde o yakın yaşam sakın sakın sizi aldatmasın ve o aldatıcı da sakın sakın sizi Allah ile aldatmasın.

6- Şüphesiz ki o şeytan size bir düşmandır, o halde siz de onu düşman olarak edinin. O, ancak ve ancak kendi grubunu o çılgın ateşin arkadaşlarından olmaları için çağırır.

7- O kimseler ki gerçeği örtmüşlerdir, bir çetin azap onlar içindir. Ve o kimseler ki inanmışlar ve o düzgün işleri işlemişlerdir, bir bağışlama ve bir büyük ödül onlar içindir.

8- Öyleyse o kimse mi kendi işinin kötülüğü ona süslenmiş de, o da onu iyi olarak görmüştür, (böyle olmayan gibi midir)? Artık şüphesiz ki Allah, kimi dilerse saptırır ve kimi dilerse doğruya iletir. O halde kendi benliğin onlara karşı hayıflanmalara sakın gitmesin. Şüphesiz ki Allah, onların emek vermekte olduğu şeyleri en iyi bilicidir.

9- Ve Allah O ki, o rüzgarları gönderdi de onlar bir bulutu sürüyor, akabinde biz onu bir ölü yerleşim merkezine sevk ettik de onunla o yeri onun ölümünden sonra yaşattık. O (dirilerek) yayılma da işte böyledir.

10- Kim o güçlülüğü istiyorsa, artık (bilsin ki) o üstünlük bütün olarak Allah'ındır. O temiz kelime O'na yukarı çıkar ve o düzgün iş ise onu yükseltir. Ve o kimseler ki o kötülüklerin tuzağını kuruyorlar, bir çetin azap onlar içindir. Ve onların o kurduğu tuzaklar var ya, yıkıma uğrayacak olanın ta kendisidir.

11- Ve Allah, sizi bir topraktan, sonra bir döllenmiş hücreden yarattı, sonra sizi eşler haline getirdi. Ve dişiden hiçbiri gebe kalmıyor ve o doğuramaz da, O'nun bilgisi olması başka. Ve ömür verilmişten hiçbiri, ömürlenmiyor ve onun ömründen eksiltilmez de, bir yazgı da olması başka. Şüphesiz ki bu, Allah'a göre kolaydır.

12- Ve o iki su kütlesi denk olmuyor. Bu, tatlı susuzluğu giderici, onun içimi boğazdan kolay geçici ve bu, tuzlu acı. Ve siz her birinden taze et yiyorsunuz ve süs eşyası çıkarıyorsunuz da siz onu takınıyorsunuz. Ve sen o gemileri onda (suyu) yarıcılar olarak (gittiklerini) görürsün ki siz O'nun lütfundan bir kısmın peşine düşesiniz ve şükredesiniz.

13- O, o geceyi o gündüzün içine geçirir ve o gündüzü de gecenin içine geçirir ve o güneşi ve ayı da boyun eğdirmiştir, her biri isimlenmiş süre için akmaktadır. Bu, Allah'tır sizin Efendinizdir, o hükümranlık O'nundur. Ve sizin O'nun berisinden çağırmakta olduğunuz şeyler bir çekirdek zarına bile hükümran olamıyorlar.

14- Eğer siz onları çağırsanız, sizin çağrınızı işitmezler. Ve eğer onlar işitseler de, sizi cevaplandıramazlar. Ve o kalkışın günü ise onlar, sizin ortak koşmanızı (ret ederek) örteceklerdir. Ve seni en iyi haber alıcı gibi kimse haberlendiremez.

15- Ey o insanlar, siz Allah'a o muhtaçlarsınız. Ve Allah, ihtiyaçsızın, övgüye çok lâyığın ta kendisidir.

16- 17- Eğer O dilerse sizi giderir ve yeni bir yaratma getirir. Ve bu Allah'ın üzerine hiç de güç değildir.

18- Ve hiçbir günah yüklenici (hesap gününde) diğerinin günah yükünü yüklenmeyecektir. Ve eğer bir ağırlık yüklenmiş olan onu taşımaya (birisini) çağırsa ve (çağırdığı) eğer ki yakınlık sahibi olsa da, ona ondan bir şey taşıtılmayacaktır. Sen ancak ve ancak o kimseleri uyarabilirsin ki onlar algılanamaz iken kendilerinin Efendisinden çekinirler ve o kulluk görevini ayakta tutarlar. Ve kim (benliğini) arındırırsa, ancak ve ancak kendi benliği için arındırır. Ve o varış yeri yalnızca Allah'adır.

19- 20- 21- 22- 23- Ve o kör ve o gören denk olmuyor. Ve o karanlıklar ve o ışık da (denk) olmaz. Ve o gölge ve o sıcaklık da (denk) olmaz. Ve o yaşayanlarla ve o ölüler denk olmuyor. Şüphesiz ki Allah, kime dilerse işittirir. Ve sen o gömütlerin içindeki kimselere asla işittirici değilsin. Sen bir uyarıcıdan başkası da değilsin.

24- Şüphesiz ki biz seni o gerçekle bir müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik. Ve hiçbir toplum yoktur ki, onun içinden bir uyarıcı gelip geçmiş olmasın.

25- Eğer onlar seni yalanlıyorlarsa, onlardan önceki kimseler de kesinlikle yalanlamıştı. Onların elçileri kendilerine o apaçık belgeleri ve yazılı metinleri ve o ışık verici kitabı getirmişti.

26- Sonra da ben gerçeği örtmüş olan kimseleri tutuvermiştim. Artık benim garipsemem nasıl olmuş?

27- Sen görmedin mi şüphesiz ki Allah, o gökten bir su indirdi de böylece biz onunla ürünleri çıkardık ki onların renkleri çeşitlidir? Ve o katmanlar o dağların bir kısmındadır ki beyazdır ve kırmızıdır, onların renkleri çeşitlidir ve kuzguni siyahtır.

28- Ve kendilerinin renginin çeşitliliği o insanların ve o yer canlılarının ve o gönenç sağlayan hayvanların bir kısmı için de aynı şekildedir. Allah'tan kendi kullarının içinde ancak ve ancak o bilginler çekinir. Şüphesiz ki Allah, mutlak güçlüdür, çok bağışlayıcıdır.

29- 30- Şüphesiz ki o kimseler Allah'ın kitabını peşi sıra okumaktadırlar ve onlar o kulluk görevini ayakta tutmuşlardır ve bizim kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden gizli olarak ve aleni olarak harcamışlardır, onlar asla yıkıma uğramayacak bir ticareti bekleyebilirler ki O, onların ödüllerini tastamam ödesin ve onlara kendi lütfundan daha da arttırsın. Şüphesiz ki O, çok bağışlayıcıdır, şükrün karşılığını vericidir.

31- Ve o şey ki biz o kitaptan sana vahyettik, kendisinin önünde olan şeyi doğrulayıcı olarak o gerçeğin ta kendisidir. Şüphesiz ki Allah, kendisinin kullarından kesinlikle haberdardır, en iyi görücüdür.

32- Sonra biz o kitaba kendi kullarımızdan seçtiğimiz kimseleri varis yaptık. Artık kendi benliğine haksızlık yapıcı bir kısmı onların içindedir. Ve orta yol tutucu bir kısmı da onların içindedir. Ve Allah'ın onayıyla o hayırlarda öne geçen bir kısım da onların içindedir. Bu, o büyük lüftun ta kendisidir.

33- (Büyük lütuf) Adn bahçeleridir ki kendileri onlara girecekler, onlarda altından bileziklerden ve incilerden takınacaklardır. Ve kendilerinin onlardaki elbiseleri de, ipektir.

34- 35- Ve onlar: "O övgü Allah'adır, O ki bizden o üzüntüyü giderdi. Şüphesiz ki bizim Efendimiz, kesinlikle çok bağışlayıcıdır, şükrün karşılığını vericidir. O ki, bize kendi lütfundan o kalıcılık yurdunu serbestleştirdi. Onda bize bir yorgunluk dokunmayacaktır ve onda bize bir bitkinlik de dokunmayacaktır" demişlerdir.

36- Ve o kimseler ki gerçeği örtmüşlerdir, cehennem ateşi onlar içindir. (Ölüm hükmü) onların üzerine yerine getirilmeyecek ki ölsünler ve onun (cehennem ateşinin) azabından bir kısmı bile onlardan hafifletilmeyecektir. Bizim, her nanköre karşılığımız işte böyledir.

37- Ve onlar onun içinde: "Ey Efendimiz sen bizi çıkar ki biz (dünyada iken) işlemekte olduğumuz şeyden başka düzgün iş işleyelim" diye feryat edeceklerdir. (Onlara): "Biz, iyice hatırlamış olan kimsenin iyice hatırlayacağı vakit kadar onda sizi ömürlendirmedik mi? Ve size o uyarıcı da gelmişti. O halde siz tadın (azabı), artık hiçbir yardımcı o haksızlık yapanlar için olmayacaktır" (denilecek).

38- Şüphesiz ki Allah, o göklerin ve o yerin algılanamayananın bilicisidir. Şüphesiz ki O,  o göğüslerin sahip olduğunu en iyi bilicidir.

39- O ki o yerde sizi ardıllar yaptı. O halde kim gerçeği örterse, artık onun örtmesi kendisinedir. Ve o gerçeği örtücülerin gerçeği örtmeleri, kendilerinin Efendisinin yanında bir öfkeden başkasını artırmaz. Ve o gerçeği örtücülerin gerçeği örtmeleri, bir ziyandan başkasını da artırmaz.

40- Sen de ki: "Siz, ortaklarınızı gördünüz mü ki siz onları Allah'ın berisinden çağırıyorsunuz? Gösterin bana, onlar o yerden neyi yaratmışlar?" Yoksa o göklerde bir ortaklık onlar için midir? Yoksa biz onlara bir kitap verdik de, ondan apaçık bir belge üzerindemidirler? Hayır, o haksızlık yapanların bir kısmı bir kısmına bir aldatmadan başka söz vermiyor.

41- Şüphesiz ki Allah, o gökleri ve o yeri ikisinin düzeni bozulur diye tutuyor. Ve ant olsun ki eğer o ikisinin düzeni bozulursa, O'ndan sonra hiçbiri o ikisini tutamaz. Şüphesiz ki O, yumuşak davranıcıdır, çok bağışlayıcıdır.

42- 43- Ve onlar güçlü yeminleriyle Allah'a kasem ettiler eğer ki kendilerine bir uyarıcı gelirse, o toplumların herhangi birinden kesinlikle ve kesinlikle daha doğru yolda olacaklar. Ne zaman ki onlara bir uyarıcı geldi, (bu geliş) onlara nefretten, o yerde bir büyüklük taslamalarından ve o kötülüğün tuzağını kurmalarından başka bir şey artırmadı. Oysa o kötülüklerin tuzağı onun mensuplarından başkasını sarıvermez. O halde onlar o ilklerin yasasından başka bir şeye mi bakıyorlar? Öyleyse sen Allah'ın (azap) yasası için bir değişme asla bulamayacaksın. Ve sen Allah'ın yasası için (başka yasayla) bir değiştirme asla bulamayacaksın.

44- Ve onlar, o yerde yürümediler mi ki kendilerinden önceki kimselerin sonu nasıl olmuş baksınlar? Ve onlar, kuvvet bakımından onlardan (Mekke'lilerden) daha çetindi. Ve Allah, o göklerde ve o yerde hiçbir şey O'nu yetersiz bırakacak değildir. Şüphesiz ki O, en iyi bilicidir, her şeye güç yetiricidir.

45- Ve eğer Allah o insanları kazandıkları nedeniyle (hemen) tutacak olsaydı, onun (yerin) sırtının üzerinde (o insanlardan) canlıdan hiçbirini bırakmazdı, fakat O, onları bir adlanmış süreye kadar sonralamaktadır. Nihayet onların süresi geldiği zaman, artık şüphesiz ki Allah, kendisinin kullarını en iyi görücüdür.


26 Haziran 2025 Perşembe

SEBE SURESİ ÇEVİRİSİ

1- O övgü Allah'adır O ki, o şeyler o göklerdedir ve o şeyler o yerdedir, O'nundur. Ve o sonraki (yaşamda) da o övgü O'nundur. Ve O, mutlak bilgedir, her şeyden haberdardır.

2- O, o yerin içine ne geçiyor ve ondan ne çıkıyor ve o gökten ne iniyor ve ona ne yükseliyor, bilir. Ve O, şefkati süreklidir, çok bağışlayıcıdır.

3- Ve gerçeği örtmüş olan kimseler: "O an bize gelmeyecektir" dedi. Sen de ki: "Öyle değil, o algılanamayanın bilicisi Efendime ant olsun ki, (o an) size kesinlikle ve kesinlikle gelecektir. Ve o göklerde ve o yerde bir zerre ağırlığı O'ndan uzak kalmaz ve ondan daha küçüğü ve daha büyüğü yoktur ki, bir apaçık kitapta olmasın."

4- Sonunda O, inanmış ve o düzgün işleri işlemiş olan kimselere karşılık verecektir. İşte onlar var ya, bir bağışlama ve bir değerli rızık kendileri içindir.

5- Ve o kimseler ki bizim delillerimiz hakkında yetersiz bırakıcılar olmaya çabaladılar, işte onlar var ya, titreteninden çok acı verici azap kendileri içindir.

6- Ve o bilgi verilmiş olan kimseler görür ki, sana Efendinden indirilmiş olan şey o gerçeğin ta kendisidir ve mutlak güçlü o övgüye lâyığın yoluna iletmektedir.

7- 8- Ve gerçeği örtmüş olan kimseler: "Biz size bir adama kılavuzluk edelim mi ki o, siz darmadağın (toprak) olduğunuz zaman şüphesiz ki siz kesinlikle bir yeni yaratılış içinde olacağınızı haber veriyor? O, Allah'a karşı bir yalan mı yakıştırdı yoksa bir cinnet hali kendisinde midir?" dedi. Hayır, o sonraki (yaşama) inanmaz kimseler o azabın ve o uzak sapkınlığın içindedir.

9- Şimdi onlar, o gökten ve o yerden önlerinde olan şeyleri ve artlarında olan şeyleri görmediler mi? Eğer biz dilersek o yerin dibine onları sokarız veya o gökten bir parçayı onların üzerine düşürürüz. Şüphesiz ki her bir içtenlikle yönelen kul için (gözle görülen) bir delil kesinlikle bundadır.

10- 11- Ve ant olsun ki biz Davud'a bizden bir lütuf verdik. (Dağlara da):"Ey dağlar onun beraberinde eşlik edin" Ve o kuşlara da (aynısını dedik). Ve biz o demiri ona: "Tam tekmil zırhlar yap ve o dokumasını da ölçüle" diye yumuşattık. (Onlara): "Ve siz düzgün olan iş işleyin. Şüphesiz ki ben, tamamıyla en iyi görücüyüm o şeyleri ki siz işliyorsunuz" (dedik).

12- Ve Süleyman'a da o rüzgarı ki, onun sabah (gidişi) bir ay ve onun akşam (dönüşü) bir aydı. Ve biz o erimiş bakırın gözesini ona sel haline getirdik. Ve o cinlerden kimi de kendi Efendisinin onayı ile onun önünde iş görürdü. Ve onlardan kim bizim buyruğumuzdan yamukluk yaparsa, biz ona o çılgın ateş azabından tattırırdık.

13- Onlar, korunaklı özel yerlerden ve heykellerden ve o havuzlar gibi çanaklardan ve sabit kazanlardan ne dilerse onun için işlerlerdi. Ey Davud'un hanedanı, şükür için işleyin. Ve benim kullarımdan o şükredenler çok azdır.

14- Ne zaman ki biz, o ölüm (hükümünü) ona yerine getirdik, onun ölümünü onlara kendisinin bastonunu kemirmekte olan o yerin bir canlısı dışında kılavuzluk etmedi. Ne zaman ki o, yere kapaklandı, o cinlere (o zaman) apaçık belli oldu. Eğer onlar o algılanamayananı biliyor olsalardı, o alçaltıcı azap içinde kalmazlardı.

15- Ant olsun ki bir delil de Sebe'nin kendi dinginleşme yerlerindedir. (Onların) biri sağdan biri soldan iki bahçe(leri vardı ve onlara): "Siz, kendi Efendinizin rızkından yeyin ve O'na şükredin. (Bu), bir temiz yerleşim merkezi ve (O da) çok bağışlayıcı bir Efendi" (demiştik).

16- Buna rağmen onlar ilgisiz kaldılar, bunun üzerine biz de onların üzerine o barajın selini gönderdik ve onların iki bahçesini yemişi (yenmeyecek) ekşiliğe ve acılığa ve az bir şey de sedirden (ağaca) sahip iki bahçeyle değiştirdik. 

17- Bu, onlara gerçeği örtmüş olmaları nedeniyle bizim karşılığımızdır. Ve biz, o gerçeği örtenlerden başkasına (böyle) karşılık verir miyiz?

18- Ve biz onların ve o kasabaların arasına -ki biz onlarda bereketler bolluklar kılmıştık- görünen kasabalar da meydana getirmiş ve onlarda yürüyebilmeye bir ölçü koymuş (onlara): "Siz, onlarda geceleri ve gündüzleri onlarda güvenliler olarak yürüyün" (dedik).

19- Buna rağmen onlar: "Ey Efendimiz, sen bizim seferlerimizin arasını uzaklaştır" dediler ve kendi benliklerine haksızlık ettiler, bunun üzerine biz de onları (dillerde dolaşan) sözler haline getirdik ve onları darmadağın ettik. Şüphesiz ki her bir çokça direnç gösteren şükredene (gözle görülen) deliller kesinlikle bundadır.

20- Ve ant olsun ki İblis, onların hakkındaki kendisinin kanısını (Sebe örneğinde) doğrulamış, böylece o inananlardan bir bölük dışında ona uymuşlardı.

21- Ve onların üzerinde hiçbir yetki onun için yoktu, o sonraki (yaşama) inanmakta olan kimseyi, kendisi ondan bir kararsızlık içinde olan kimseden bizim ayırt edebilmemiz için olması başka. Ve senin Efendin, her bir şeyin üzerinde kollayıp gözeticidir.

22- Sen de ki: "Siz Allah'ın berisinden iddia ettiğiniz şeyleri çağırın. Onlar o göklerde ve o yerde bir zerre ağırlığınca dahi hükümran olamazlar. Ve o ikisinde hiçbir ortaklık onlar için yoktur ve O'nun onlardan hiçbir arka çıkıcısı da yoktur."

23- Ve O'nun yanında o eşlikçilik de fayda vermeyecektir, o kimse için hariç ki O kendisine onay vermiştir. Nihayet onların kalplerinden dehşet giderildiği zaman onlar: "Sizin Efendiniz ne dedi?" diyeceklerdir. Onlar da: "O gerçeği (dedi)" diyeceklerdir. Ve O, çok yücedir, çok büyüktür.

24- Sen de ki: "O göklerden ve o yerden size kim rızık veriyor?" Sen de ki: "Allah. O halde biz veya siz kesinlikle bir yol göstericilik üzerindeyiz veya bir apaçık sapkınlık içindeyiz."

25- Sen de ki: "Siz bizim işlediğimiz suçumuzdan (bilgi) talep edilmeyeceksiniz ve biz de sizin işlemekte olduklarınızdan (bilgi) talep edilmeyeceğiz."

26- Sen de ki: "Efendimiz bizim aramızı toplayacak, sonra bizim aramızı o gerçekle açacaktır. Ve O, en doğru açıcıdır, en iyi bilicidir."

27- Sen de ki: "Siz, O'na ortaklar olarak kattığınız şeyleri bana gösterin." Hayır, doğrusu O, mutlak güçlü, mutlak bilge Allah'tır.

28- Ve biz seni o insanların hepsine bir müjdeci ve uyarıcı olaraktan başka göndermedik, fakat hakikat şu ki o insanların tamamı (bunu) bilmezler.

29- Ve onlar: "Eğer siz doğru söyleyenler iseniz, bu söz ne zaman (gerçekleşecek)?" diyorlar.

30- Sen de ki: "Söz verilmiş bir gün sizin içindir, siz ondan bir anı bile sonralayamazsınız ve önceleyemezsiniz."

31- Ve gerçeği örtmüş olan kimseler: "Biz, bu okunan (Kur'an)a ve kendisinin önünde olan şeye asla inanmayacağız" dedi. Ve eğer ki sen, o haksızlık yapanları kendilerinin Efendisinin yanında durdurulmuşlar olarak bir görsen. Onların bir kısmı bir kısma o sözle dönecek, zayıf düşürülmüş olan kimseler büyük taslamış olan kimselere: "Eğer siz olmasaydınız, biz kesinlikle inananlardan olurduk" diyecektir.

32- Büyüklük taslamış olan kimseler de zayıf düşürülmüş olan kimselere: "Size geldikten sonra sizi o doğruyu göstericiden biz mi  uzaklaştırdık? Hayır, siz suç işleyenler idiniz" demiştir.

33- Ve zayıf düşürülmüş olan kimseler de büyüklük taslamış olan kimselere: "Hayır, bir zaman siz bize o gecenin ve o gündüzün tuzağını kurarak, bizim Allah'a nankörlük etmemizi ve O'na benzerler kılmamızı buyuruyordunuz" demiştir. Ve onlar o azabı gördüklerinde o pişmanlığı (içlerinde) gizlemişlerdir. Ve biz gerçeği örtmüş olan kimselerin boyunlarında (demirden) bağlar geçirmişizdir. Onlar o şeyden başkasıyla mı karşılık görecekler ki kendileri işliyor idiler?

34- Ve biz bir kasabaya hiçbir uyarıcı göndermedik ki, onun refahla şımartılmışları: "Şüphesiz ki  biz gönderildiğiniz şeyin kendisini örtücüleriz" den başkasını demiş olmasın

35- Ve onlar: "Biz mallar ve çocuklar bakımından daha çoğuz ve biz azaba çarptırılmışlar da hiç olmayacağız" da demişlerdi.

36- Sen de ki: "Şüphesiz ki benim Efendim, o rızkı kime dilerse geniş tutar ve ölçü koyar, fakat hakikat şu ki (gerçeği örtücü) o insanların tamamı (bunu) bilmezler."

37- Ve kendi mallarınız ve çocuklarınız ki sizi bizim yanımızda bir yakınlıkla yaklaştıracak değildir. O kimse hariç ki kendisi inanmış ve düzgün iş işlemiştir. İşte onlar var ya, işledikleri nedeniyle o kat kat karşılık kendileri içindir ve onlar özel odalarda güvenli olanlardır.

38- Ve o kimseler ki bizim delillerimiz hakkında yetersiz bırakıcılar olmaya çabalıyorlar, işte onlar, o azabın içine hazırlanmışlardır.

39- Sen de ki: "Şüphesiz ki benim Efendim, o rızkı kendisinin kullarından kime dilerse geniş tutar ve onun için ölçü koyar. Ve siz, bir şeyden ne harcarsanız, artık O, onun yerine ardılını getirir. Ve O, o rızık vericilerin en hayırlısıdır."

40- Ve o gün O onları toplu olarak sürüp toplayacak, sonra o meleklere: "Şunlar mı, size kulluk ediyor idiler?" diyecektir.

41- Onlar: "Seni tenzih ederiz, sen onların berisinden bizim yakınımızsın. Hayır, onlar cinlere kulluk ediyor idiler. Onların tamamı onlara inananlardı" demişlerdir.

42- Artık bugün sizin bir kısmınız bir kısma bir faydaya ve bir zarara hükümran olamayacak. Ve biz haksızlık yapmış olan kimselere: "Siz tadın o ateşin azabını ki, siz onu yalanlamakta idiniz" diyeceğiz.

43- Ve bizim delillerimiz onlara peşi sıra ne zaman okunsa onlar: "Bu, bir adamdan başkası değildir, sizi o şeyden uzaklaştırmak istiyor ki kendi atalarınız ona kulluk ediyor idi" demişlerdi. Ve onlar: "Bu, bir yakıştırılmış ters yüz edilmiş gerçekten başka bir şey değil" de demişlerdi. Ve gerçeği örtmüş olan kimseler o gerçek kendilerine geldiğinde: "Bu, bir apaçık sihirden başkası değil" de demişti.

44- Ve biz onlara kitapların hiçbirini vermemiştik ki onları bellesinler ve biz onlara senin öncende uyarıcıdan hiçbirini de göndermemiştik.

45- Ve onlardan (Mekke'liler) önceki kimseler de yalanlamıştı. Oysa kendileri (Mekke'liler) bizim onlara (öncekilere) verdiğimizin onda birine dahi ulaşamamışlardır. Hal böyleyken (öncekiler) benim elçilerimi yalanlamışlardı. Artık benim garipsemem nasıl olmuş?

46- Sen de ki: "Ben size ancak ve ancak bir tek öğüt veriyorum. O da sizin ikişer ve teker olarak Allah için ayağa kalkmanız, sonra iyice düşünmenizdir." Hiçbir cinnet sizin arkadaşınızda yoktur. O, bir çetin azabın önünde sizi bir uyarıcıdan başkası değildir.

47- Sen de ki: "Ben ödülden sizden ne talep ettiysem, artık o sizin olsun. Benim ödülüm Allah'tan başkasının üzerinde değildir. Ve O, her şeyin üzerine tanıklık edicidir."

48- Sen de ki: "Şüphesiz ki benim Efendim, o gerçeği (o geçersizin üzerine) atar. O, algılanamayananların en iyi bilicisidir."

49- Sen de ki: "O gerçek geldi ve o geçersiz (yaratmayı) başlatamıyor ve tekrar geri döndüremiyor."

50- Sen de ki: "Eğer ben saparsam da ancak ve ancak kendi benliğime saparım. Ve eğer ben doğruya iletilirsem de bu benim Efendimden bana vahyedilmekte olan şey nedeniyledir. Şüphesiz ki O, en iyi işiticidir, en yakındır."

51- Ve eğer ki sen onları dehşete düştükleri zaman bir görsen, artık hiçbir kaçış olmayacaktır ve onlar bir yakın yerden tutulmuşlardır.

52- Ve onlar: "Biz O'na inandık" demişlerdir. Fakat bir uzak yerden ona uzanabilmek onlar için nasıl olacak?

53- Oysa onlar önceden kesinlikle onu örtmüşlerdi. Ve o algılanamayanana bir uzak yerden sallıyorlardı.

54- Ve onların arasıyla şiddetle arzu duyuyor oldukları şeylerin arası, önceden onların taraftarlarına yapıldığı gibi çevrelenmiştir. Şüphesiz ki onlar da bir kuşku verici kararsızlık içinde olmuşlardı.


24 Haziran 2025 Salı

Sebe s. 19. Ayeti Örneğinde Fiili Duanın Hayata Yansıması

İçimizden herhangi birimize "Dua nedir" diye sorulduğunda, aklına gelecek ilk cevap, "El açıp Allah'a yakarmak" şeklinde bir cevap gelecektir. Bu cevap elbette yanlış bir cevap değildir, fakat eksik bir cevaptır. Bugün Müslümanlar olarak dua konusundaki bu eksik bilginin yansımalarını maalesef görmekteyiz.

Kur'an bize her konuda yol gösterdiği gibi, dua konusunda da yol göstermekte, bu yol işaretleri özellikle kıssa yollu anlatımlar içinde kendisini bulmaktadır. Duayı 1- Kavli dua, 2- Fiili dua şeklinde ikiye ayırmak mümkündür. Fiili dua olmadan kavli duanın hiçbir işe yaramayacağı da yine bize o anlatımlar içinde Allah'ın yardım vaadinin onu hak etmeyle yakında alakalı olduğu bildirilmektedir.

Sebe suresini okuduğumuzda surenin 15. ve 21. ayetlerinde "Sebe" adlı bir topluluktan bahsedilmektedir. Bu topluluk bir refah toplumu iken, Allah onları ters kepçe etmiş ve zenginliklerini ellerinden almıştır. İşte onların bu ters kepçe getirilme hallerinin ne şekilde meydana geldiği, fiili duanın etkisini anlamamız açısından önemli bir örneklik sergilemektedir.

Kıssanın ayet mealleri şöyledir.

--- 15- Ant olsun ki Sebe için kendi durulma yerlerinde bir ayet vardı. Biri sağdan biri soldan iki bahçeleri vardı (ve onlara): "Efendinizin rızkından yeyin ve O'na şükredin. Bir temiz yöre ve bir çok bağışlayıcı Efendi(niz var)" (denilmişti).

--- 16- Bu uyarıya kayıtsız kaldılar, bunun üzerine biz de onların üzerine o barajın selini gönderdik ve onların iki bahçelerini yemişi (yenmeyecek derece) ekşiliğe ve acılığa ve az bir şey de bir sedirden (ağaca) sahip iki bahçeyle değiştirdik. 

--- 17- Bu, (gerçeği) örtmeleri nedeniyle onlara bizim karşılığımızdır. O (gerçeği) örtenlerden başkasına (böyle) karşılık verir miyiz?

--- 18- Ve onların arasında ve oraları berekenlendirdiğimiz o kasabalar arasında görünen kasabalar da oluşturmuş ve "Oralarda geceleri ve gündüzleri oralarda güvenliler olarak yürüyün" (diyerek) oralarda o (güvenli) yürümeyi ölçülemiştik.

--- 19- Buna rağmen onlar: "Ey Efendimiz seferlerimizin arasını uzaklaştır" dediler ve kendi benliklerine haksızlık ettiler, bunun üzerine biz de onları olmuş geçmiş bir olay haline dönüştürdük ve onları bir parçalanmayla tamamen parçaladık. Şüphesiz ki işte bunda, her bir çokça direnip gayret eden, her bir şükreden için kesinlikle ayetler vardır.

--- 20- Ve ant olsun ki İblis, onların hakkındaki kendi kanaatini doğrulamış, o inananların bir bölüğü dışında ona takılmışlardı.

--- 21- Ve onun, o sonrakine inanan kimseyi, ondan bir kuşku içinde olan o kimseden bilmemiz dışında onların üzerinde hiçbir yetkisi olmadı. Ve senin Efendin her şeyin üzerinde bir kollayıcıdır.

Bizim bu kıssada dikkati çekmek istediğimiz nokta, kıssanın 19. ayetidir. Ayeti okuduğumuz zaman, o toplumun bir duasını görmekteyiz. Aslında bu dua o toplumun el açıp yalvararak, Allah'a nida eder bir yolla, yani kavli dua yoluyla değil, fiili dua dediğimiz yaşayarak ve fiiliyata dayanan bir yolla yapılan dua, yani hak ediş neticesinde gerçekleşmiş bir olaydır.

Allah (c.c.) Sebe toplumuna bir toplumun refah içinde olması demek olan tüm imkanları bahşettiğini beyan etmekte, bunun karşılığında ise onlardan kendisine şükretmelerini nankörlük etmemelerini istemektedir. Fakat bu toplum şükür yerine nankörlüğü seçmiş, bu seçişin sonunda ise ters kepçe edilmişlerdir.

Onların bu nankörlükleri kavli dua formuyla anlatılmasına rağmen, fiili dua formuyla yani hayat içinde yaşanan olayların bir neticesi olarak gerçekleşmiştir. İşte fiili duanın önemini bu anlatıdan da öğrenebiliyoruz.

Dua etmek demek, sadece iyi şeyleri Allah'tan istemek anlamına gelmez, toplumlar yaşamlarında kötü örnekler sergileyerek de, Allah'a dua edebilir, yani yok oluşlarını hak etmeleri için gereken alt yapıyı kendileri oluşturabilir.

Bir toplum yok edilmek veya nimetlerin elinden alınması için Allah'a nasıl dua eder, Sebe toplumu örneğinde görülmektedir.

Bir toplum eğer elindeki maddi imkanları, yaşadığı dünyanın daha güzel olması için harcamadığı takdirde, "Allah'ım bizi yok et" şeklinde bir yakarışta bulunmaktadır.

Bir toplum eğer Allah'ın kendisine ahlaki sorumlulukları terk ederek, gayri ahlaki tavırlar içinde bir yaşam sergilemekte ise, "Allah'ım bizi yok et" şeklinde bir yakarışta bulunmaktadır.

Bir toplum eğer Allah'ın kendisine yüklediği düşmanı ile nasıl savaşması gerektiğini terk ederek, "Allah'ım bizi muzaffet et" şeklinde kavli dua da bulunuyorsa, bu duanın gerçeği "Allah'ım bizi yok et" şeklinde yapılan bir fiili duadır. Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür.

Burada kavli dua olarak bildiğimiz dua formunu elbette ret etmiyoruz. Ancak fiili dua olmadan kavli duanın hiçbir işe yaramayacağını hatırlatmak istiyoruz. Sebe toplumunun başına gelenler fiili olarakyaptıkları duanın, yani yaşamlarında şükretmeyi değil nankörlük etmeyi seçmelerinin bir sonucu olduğu unutlmamalıdır.

                                              EN DOĞRUSUNU ALLAH (C.C.) BİLİR.


22 Haziran 2025 Pazar

Ahzab s. 69. Ayeti Çerçevesinde Kur'an Okumalarımızın Serencamı

 Kur'an okuma ve anlama çalışmaları yüzyıllardır sürmekte, kıyamete kadar da sürecektir. Bu çalışmalar genellikle "Tefsir" adı verilen bir yöntem dahilinde yapılmaktadır. Bugün İslam coğrafyasının genelinde adedini bilmediğimiz kadar tefsir yazılmış, halen de yazılmaya devam etmektedir. Bu tefsir faaliyetlerinin Kur'an'ı anlama noktasındaki faydaları elbette yadsınamaz.

Biz bu yazımızda, tefsir çalışmalarında çokça rastladığımız, konuyla alakası olmadığı halde asıl mesajı öteleyen bazı yorumlara dikkat çekmek istiyoruz. Böyle bir çalışma Kur'an'ın başından sonuna bütün ayetleri için yapılmış olsa büyük bir hacim tutacağı da aşikardır.

Özellikle kıssa anlatımlarında yapılan tefsirler de akla ziyan yorumların yapıldığı, tefsir okurlarınca malumdur. Ahzab s. 69. ayeti ile ilgili yapılan tefsirlere baktığımızda da asıl mesajı öteleyen ve hiçbir dayanağı olmayan bilgilerin sayfaları doldurduğunu görebiliriz.

Ayetin metni ve meali şöyledir:

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تَكُونُوا كَالَّذ۪ينَ اٰذَوْا مُوسٰى فَبَرَّاَهُ اللّٰهُ مِمَّا قَالُواۜ وَكَانَ عِنْدَ اللّٰهِ وَج۪يهاً 

------ Ey inanmışlar, Musa'yı rahatsız edenler gibi olmayın. Böyle bir durumda Allah onu onların söylediklerinden berileştirmişti. Ve Allah'ın yanında saygın biriydi.

Bu ayet ile ilgili tefsirlere baktığımızda, ilk olarak Musa'ya ne gibi rahatsızlıklar verildiği yönündeki yorumlara rastlamaktayız. Bu yorumların hiçbiri Kur'an kaynaklı olmadığı gibi gaybı taşlamaktan öteye gitmemektedir.

Halbuki ayeti okuduğumuz zaman ilk bakmamız gereken olayın bu tarafı değildir. Eğer bakılması gereken olayın bu tarafı olsaydı, ayette bu konu ile ilgili ayrıntılı bir bilgi bize verilirdi. Bize böyle bir bilgi verilmediğine göre, demek ki bakılması gereken taraf olayın kendisi değildir.

Öyleyse bu ayeti anlamaya önce nereden başlayabiliriz?

Kur'an okuma anlama çalışmalarında bağlamın yani ayetlerin konu bütünlüğünün önemi oldukça büyüktür. Bir ayeti anlamanın yolu o ayetle ilgili sure ve Kur'an bütünlüğünü dikkate alarak yapılacak çalışmadır.

Bu sureye baktığımızda ilk ayetlerin evlatlıklar ile ilgili genel geçer anlayışın değiştirilerek Allah'ın bu konudaki hükmünün ortaya konulması olduğu görülecektir. Evlenme yasaklarına baktığımızda da oğulların eşleri ile evlenmenin yasak olduğu görülecektir (Nisa s. 23).

Bunları toplayarak okuduğumuz zaman, Zeyd adlı kişinin o gün Nebi'nin bir evlatlığı olarak bilinmesi üzerinden yeniden bir durum düzenlemesi yapılmakta, bu durumda olan kişilerin asla kendi oğulları gibi olmadığı beyan edilmektedir. 

Bu durumun toplum nazarında daha net ve uygulamalı olarak anlaşılması ise Zeyd'in boşadığı eşinin Nebi ile evlendirilmesi yoluyla yapılmaktadır. Önceki genel geçer duruma göre Zeyd, Nebi'nin bir oğlu olduğu için onun boşadığı eski eşi ile babası olarak bilinen Nebi'nin evlenmesi imkansızdır. Çünkü böyle bir durum ahlaki bir sorun doğuracaktır.

Fakat Allah (cc) toplum nazarındaki bu bilgiyi kaldırmış, kaldırılan bu bilginin uygulamalı hayata geçirilmesini de Zeyd'in boşadığı eski eşi Nebi ile evlendirerek yapmıştır.

Buraya kadar olan bilgileri sureyi okuyarak daha iyi anlayabiliriz. Bizi daha fazla ilgilendiren konu olayın evlilik boyutundan ziyade, bu evliliğin o gün bazı kimseler (hoş bugün de dedikodu malzemesi yapanlar yok değil) tarafından dedikodu malzemesi yapılmasıdır.

İşte Ahzab s. 69. ayeti burada devreye girmektedir.

Ayetin özellikle "Musa'yı rahatsız edenler" şeklinde ifade edilmesi Medine'nin nüfus yapısı ile ilgilidir. O günün Medinesinin Yahudilerin yoğun olarak yaşadığı ve bu Yahudilerin bir kısmının Kur'an'ın "Münafık" olarak vasıflandırdığı insanlardan oluştuğu bir vakıadır.

İşte burada ayetin bu şekilde bir ifade kullanması manidardır. Çünkü samimi bir inanan kişi Nebiyi rahatsız edecek hiçbir söz ve davranış içinde olamaz, eğer oluyorsa bu kişinin kalbinde bir bozukluk vardır.

Ayet kalbinde bozukluk olan kişileri hedef alarak, önceden Musa'nın nasıl bu dedikodulardan kurtardıysa, Nebi'nin de bu dedikodulardan kurtaracağını beyan etmektedir. Çünkü minafıklıkta başı çeken kimseler Yahudilerdir.

Asıl amacımız Bu ayetin üzerinde konuşmak olmadığını yeniden hatırlatmak isteriz. Asıl amacımız, ayetlerin asıl mesajının ötelenmemesi gerektiği, bilgi verilmeyen konular üzerinde gaybın taşlanmaması, bir ayeti okuma anlama çalışması yaparken bilgi verilmeyen konular üzerinde gayb taşlaması yapılmaması, asıl mesajın ne olabileceği yönünde bir okuma yapılması noktasında hatırlatmalarda bulunmaktır. 

Çünkü bu ayetin tefsiri ile ilgili bilgiler asıl mesajın ötelenerek alakasız bir konu üzerinde sayfa doldurmanın örneklerinden birini yansıtmaktadır.

                             EN DOĞRUSUNU ALLAH (C.C.) BİLİR.


AHZAB SURESİ ÇEVİRİSİ

 1- Ey o haberci, sen Allah'a karşı korun ve o gerçeği örtücülere ve o ikiyüzlülere sakın itaat etme. Şüphesiz ki Allah, en iyi bilicidir, mutlak bilgedir. 

2- Ve sen, Efendinden sana vahyedilmekte olan şeye uy. Şüphesiz ki Allah, sizin işlemekte olduğunuz şeyleri en iyi haber alıcıdır.

3- Ve sen, Allah'a güvenip dayan. Ve dayanak olarak sadece Allah yeter.

4- Allah, iki kalbi hiçbir adamın (göğüs) boşluğunun içine koymadı. Ve eşlerinizi ki siz onlardan sırt çeviriyorsunuz onların hiçbirini sizin anneleriniz de yapmadı. Ve sizin (oğullarınız olarak) çağırdıklarınızı da sizin (gerçek) oğullarınız yapmadı. Bu, sizin kendi ağızlarınızın demesidir. Ve Allah, o gerçeği der ve O, o doğru yola iletir.

5- Siz onları, kendi babalarına nisbetle çağırın. O, Allah'ın yanında daha hakkaniyetlidir. Yok eğer siz, onların babalarını bilmediyseniz, artık onlar (size yüklenen) o yükümlülükte sizin kardeşleriniz ve yakınlarınızdır. Ve o şeyde hiçbir sakınca sizin üzerine yoktur ki siz onda yanıldınız, fakat sizin kalplerinizin kastettiği şeyde (vardır). Ve Allah, çok bağışlayıcıdır, şefkati süreklidir.

6- O haberci, o inananlara kendi benliklerinden daha yakındır ve onun eşleri de onların anneleridir. Ve o rahimlerin sahipleri (akrabalar) onların bazısı bazısına (mirasta) Allah'ın yazgısında o inananlardan ve o göçenlerden daha yakındır, sizin kendi yakınlarınıza benimsenmişe göre (vasiyet) yapmanız başka. Bu, o kitapta satırlan(arak yazıl)mıştır.

7- 8- Ve bir zaman biz o habercilerden yeminle bağlanmış sözlerini almıştık ve senden ve Nuh'tan ve İbrahim'den ve Musa'dan ve Meryem'in oğlu İsa'dan. Ve biz onlardan bir yeminle bağlanmış kaskatı söz almıştık ki o doğru söyleyenlere doğruluklarından (bilgi) talep edelim. Ve O, çok acı verici azabı o gerçeği örtücüler için hazırlamıştır.

9- Ey inanmış olan kimseler, siz Allah'ın üzerinizdeki gönencini hatırlayın. Hani size (düşman) askerler gelmişti de biz onların üzerine bir rüzgar ve bir ordu göndermiştik ki siz onu göremiyordunuz. Ve Allah, sizin işlemekte olduğunuz şeyleri görücüdür.

10- O zaman onlar size, üstünüzden ve en aşağınızdan gelmişler ve o zaman o gözler yamulmuş ve o kalpler gırtlaklara ulaşmış ve siz de Allah'a karşı o türlü türlü kanılarda bulunuyordunuz. 

11- İşte o anda o inananlar yoklanmış ve sarsıldıkça sarsılmışlardı.

12- Ve o zaman o ikiyüzlüler ve o kimseler ki bir hastalık kendi kalplerindedir: "Allah ve O'nun elçisi bize bir aldatmadan başka söz vermedi" demeye başlamıştı.

13- Ve o zaman onlardan bir zümre: "Ey Yesrib'in mensupları, hiçbir duracak yer sizin için değildir, haydi siz dönün" demişti. Ve içlerinden bir bölük: "Şüphesiz ki bizim evlerimiz açıktır (korumasız durumdadır)" diyerek o haberciden onay istiyordu, oysa onlar (evler) açık değildi. Kendileri bir kaçıştan başka bir şey istemiyorlardı.

14- Ve eğer onların üzerine onun (Yesrib'in) çevrelerinden girilse, sonra onlardan o ayartma(yı körüklemeleri) talep edilse, ona kesinlikle geleceklerdi ve onu kolayca yapmaya hiç gecikmeyeceklerdi.

15- Ve ant olsun ki onlar önceden o arkaları (başka tarafa) yakınlaştırmayacaklarına dair Allah'a bağlılık sözü vermişler idi. Ve Allah'a verilen bağlılık sözleşmesi bir sorumluluk olmuştur.

16- Sen de ki: "Eğer siz o ölümden veya o öldürülmeden kaçsanız da, o kaçış size asla fayda vermeyecek ve (kaçabildiğiniz) takdirde de siz pek az (bir zaman)dan başka yararlanamayacaksınız."

17- Sen de ki: "Kimdir o kişi Allah'tan sizi sımsıkı saracakmış, eğer ki O bir kötülüğü sizin için isterse veya bir şefkati sizin için isterse?" Onlar, Allah'ın berisinden bir yakını ve bir yardımcıyı kendileri için bulamayacaklardır.

18- Allah, içinizden o engelleyicileri ve kardeşlerine o "Bize katılın" deyicileri kesinlikle biliyor. Ve onlar o savaşa gelmezler, pek azı başka.

19- (Gelseler de) size karşı tamahkar olarak (gelirler). Artık o kaygı geldiği zaman sen onları,  gözleri dönerek sana bakmakta olduklarını görürsün o kimse gibi ki kendisine o ölümden (dolayı baygınlık) kaplamaktadır. Artık o kaygı gittiği zaman da, onlar size o hayra karşı tamahkar olarak demir (gibi) dilleriyle sataşırlar. İşte onlar inanmamışlardır, bu yüzden Allah da onların kendi işlerini boşa gidermiştir. Ve bu, Allah'ın üzerine çok kolaydır. 

20- Onlar hesap ediyorlar ki o gruplar gitmediler. Ve eğer o gruplar (tekrar) gelirse, gönülden arzu ederler ki kendileri çölün ortasında o bedevilerin içinde olsalar da sizin haberlerinizden (bilgi) talep etsinler. Ve eğer onlar sizin içinizde olsalardı savaşmayacaklardı, pek azı başka.

21- Ant olsun ki Allah'ı ve o sonraki günü bekleyen ve Allah'ı çok hatırlayan kimse için, Allah'ın elçisindeki en iyi rol modellik sizin içindir.

22- Ve o inananlar o grupları gördüğünde: "Bu o şeydir ki, Allah ve O'nun elçisi bize söz vermiştir ve Allah ve O'nun elçisi doğru söylemiştir" dediler. (Bu görmeleri) onları inanç bakımından ve teslimiyet bakımından başka artırmadı.

23- Bir takım adamlar o inananların içindedir, ki onlar Allah'a o şeye bağlılık sözü vermişler onun üzerinde de doğru söylemişlerdir. Artık kimi onların içindedir ki o kendisinin (Allah'ın yolunda) can verme sözünü yerine getirmiştir ve kimi de  onların içindedir ki o (can vermek için) bakınmaktadır. Ve onlar (sözlerini) hiçbir şekilde değiştirmiyorlar.

24- Sonunda Allah o doğru söyleyenlere doğru söylemeleri nedeniyle karşılık verecek ve o ikiyüzlüleri eğer dilerse azaplandıracak veya (onlar itaate dönerlerse) onlara lütufla dönecektir. Şüphesiz ki Allah, çok bağışlayıcıdır, şefkati süreklidir.

25- Ve Allah, gerçeği örtmüş olan kimseleri öfkeleriyle geri döndürdü, onlar bir hayra kavuşamadılar. Ve o inananlara o savaşta Allah yeterli geldi. Ve Allah, mutlak kuvvetlidir, mutlak güçlüdür.

26- Ve O, o kitabın mensuplarından onlara sırt vermiş olan kimseleri korunaklı kalelerinden indirdi ve onların kalplerine o korkuyu koydu. Siz bir bölüğü öldürüyordunuz, bir bölüğü de esir alıyordunuz.

27- Ve O sizi, onların yerlerine ve yurtlarına ve mallarına ve bir yere varis yaptı ki siz oraya ayak basmamıştınız. Ve Allah, her şeyin üzerine güç yetiricidir.

28- 29- Ey o haberci sen kendi eşlerine de ki: "Eğer siz o yakın yaşamı ve onun süsünü istiyorsanız, o halde gelin ben sizi yararlandırayım ve sizi bir güzel salıverme ile salıvereyim. Ve eğer siz Allah'ı ve O'nun elçisini ve o sonraki yurdu istiyorsanız, artık şüphesiz ki Allah, çok büyük ödülü içinizden iyilik eden kadınlar için hazırlamıştır."

30- Ey o habercinin kadınları, sizin içinizden kim bir apaçık hayasızlık suçu getirirse, o azap ona ikiye katlanacaktır. Ve bu, Allah'ın üzerine çok kolaydır. 

31- Ve içinizden kim Allah'a ve O'nun elçisine gönülden bağlanır ve düzgün iş işlerse, biz ona kendisinin ödülünü iki kere vereceğiz. Ve biz bir değerli rızkı da onun için hazırlamışızdır.

32- Ey o habercinin kadınları, siz (haberci eşi olmayan) o kadınlardan biri gibi değilsiniz. Eğer siz korunuyorsanız, o sözü yumuşak (bir edayla) sakın söylemeyin, yoksa o kimse ki bir hastalık onun kalbindedir (sizden) umutlanır. Ve siz (kimseyi umutlandırmayacak) benimsenmiş söz söyleyin.

33- Ve siz, evlerinizde karar kılın ve o ilk cahiliyenin teşhirciliği gibi teşhircilik sakın yapmayın ve o kulluk görevini ayakta tutun ve arınmayı yerine getirin ve Allah'a ve O'nun elçisine itaat edin. Ey o evin mensupları, Allah ancak ve ancak sizden o pisliği gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor.

34- Ve siz, evlerinizde Allah'ın delillerinden ve o bilgelikten peşi sıra okunmakta olan şeyi hatırlayın. Şüphesiz ki Allah, çok lutfedicidir, en iyi haber alıcıdır.

35- Şüphesiz ki o teslim olan erkekler ve o teslim olan kadınlar ve o inanan erkekler ve o inanan kadınlar ve o gönülden bağlanan erkekler ve o gönülden bağlanan kadınlar ve o doğru söyleyen erkekler ve o doğru söyleyen kadınlar ve o direnç gösteren erkekler ve o direnç gösteren kadınlar ve o saygıyla baş eğen erkekler ve o saygıyla baş eğen kadınlar ve o bağış yapan erkekler ve o bağış yapan kadınlar ve o oruç tutan erkekler ve o oruç tutan kadınlar ve o ırzlarını kollayıp gözeten erkekler ve o (ırzlarını) kollayıp gözeten kadınlar ve Allah'ı çok hatırlayan o erkekler ve (Allah'ı çok) hatırlayan o kadınlar var ya, Allah bir bağışlamayı ve çok büyük ödülü onlar için hazırlamıştır.

36- Ve bir inanan erkek ve bir inanan kadın için, Allah ve O'nun elçisi bir işe hükmettiği zaman, kendilerinin işinden dolayı o seçme hakkının onlara ait olması olası değildir. Ve kim Allah'a ve O'nun elçisine baş kaldırırsa, artık kesinlikle bir apaçık sapkınlıkla sapmıştır.

37- Ve bir zaman sen Allah'ın kendisine gönenç verdiği ve senin de kendisine gönenç verdiğin kimseye: "Sen eşini kendinde tut ve Allah'a karşı  korun" diyor ve o şeyi kendi benliğinde saklıyordun ki Allah onu ortaya çıkarıcıdır ve o insanlardan çekiniyordun. Oysa Allah senin kendisinden çekinmene daha hak sahibiydi. Ne zaman ki Zeyd, ondan (evlilik) ilişkisini kesmeyi yerine getirdi, biz onu seninle eşleşdirdik ki (oğulları olarak) çağırdıklarının eşlerinde onlardan (evlilik) ilişkisini kesmeyi yerine getirdikleri zaman, (onları eş edinmede) o inananların üzerine bir iç sıkıntısı olmasın. Ve Allah'ın buyruğu (her zaman) yapılagelmiştir.

38- O habercinin üzerine Allah'ın onun için belirlediği bir şeyde hiçbir iç sıkıntısı olamaz. (Bu), önceden geçen kimselerdeki  Allah'ın yasasıdır. Ve Allah'ın buyruğu, bir ölçüyle ölçülenmiştir.

39- Onlar öyle  kimselerdir ki, Allah'ın mesajlarını ulaştırırlar ve O'ndan endişelenirler ve Allah'ın dışında hiçbir kimseden endişelenmezler. Ve hesap görücü olarak sadece Allah yeter.

40- Muhammed, sizin adamlarınızdan hiçbirinin babası değildir, fakat o, Allah'ın elçisi ve o habercilerin mühürleyicisidir. Ve Allah, her bir şeyi en iyi bilicidir.

41- 42- Ey inanmış olan kimseler, siz, Allah'ı çokça bir hatırlamayla hatırlayın. Ve siz O'nu, gündüzün erken vakti ve akşamın erken vakti tesbih edin.

43- O ki, size sahip çıkıyor ve O'nun melekleri de ki sizi o karanlıklardan o ışığa çıkarsın. Ve O, o inananlara karşı şefkati süreklidir.

44- Onların, O'nunla karşılaşacakları gün esenlik temennileri de "Selam" dır. Ve O, bir değerli ödülü onlar için hazırlamıştır.

45- 46- Ey o haberci, şüphesiz ki biz seni bir tanık ve bir müjdeci ve uyarıcı ve Allah'a kendisinin onayı ile bir çağırıcı ve bir ışık verici lamba olarak gönderdik.

47- Ve sen o inananları müjdele, çünkü Allah'tan bir büyük lütuf kendileri içindir.

48- Ve sen, o gerçeği örtücülere ve o ikiyüzlülere sakın itaat etme ve onların verdiği rahatsızlıklara da aldırış etme ve Allah'a güvenip dayan. Ve dayanak olarak sadece Allah yeter.

49- Ey inanmış olan kimseler, siz o inanan kadınlarla evlendiğiniz, sonra onlara dokunmanız (cinsel ilişki kurmanız) öncesinden onların evlilik bağını çözdüğünüz zaman, bu durumda onların üzerinde (başkasıyla evlenebilmeleri gereken zaman için) hiçbir sayı sizin için yoktur ki siz onu sayasınız. Bu durumda siz onları yararlandırın ve onları bir güzel salıverme ile salıverin.

50- Ey o haberci, şüphesiz ki biz sana kendi eşlerini serbestleştirdik ki sen onların ödülünü vermiştin ve Allah'ın sana savaş yapmaksızın döndürdüğü şeylerden sağ elinin sahip olduğu şeyleri ve kendi amcanın kızlarını ve kendi halalarının kızlarını ve kendi dayının kızlarını ve kendi teyzelerinin kızlarını ki onlar senin beraberinde göçmüşlerdir ve bir inanan kadını da eğer o kendi benliğini o haberciye (ödülsüz) bahşeder, eğer o haberci de onunla evlenmek isterse (diğer) o inanan erkeklerin berisinden sana bir özellik olarak (serbestleştirdik). Biz, onların eşleri ve sağ ellerinin sahip oldukları şeyler hakkında kendilerinin üzerine neyi belirlediğimizi, kesinlikle bilmişizdir ki senin üzerine bir iç sıkıntısı olmasın. Ve Allah, çok bağışlayıcıdır, şefkati süreklidir.

51- Sen onlardan kimini dilersen bekletebilir ve kimini dilersen de kendinde barındırabilirsin. Ve senin (bazı nedenlerle) uzaklaştığın kimselerden de kiminin peşine düşmende, artık hiçbir sakınca senin üzerine yoktur. Bu, onların gözlerinin kararlı olmasına ve üzülmemelerine ve senin onların hepsine verdiklerin nedeniyle hoşnut olmalarına daha yakındır. Ve Allah, sizin kalplerinizde ne varsa bilir. Ve Allah, en iyi bilicidir, yumuşak davranıcıdır.

52- Bundan sonra sana o (diğer) kadınları, onların iyilikleri seni şaşırtmış olsa da, (başka) eşlerle değiştirmen serbest değildir, sağ elinin sahip olduğu şeyler başka. Ve Allah, her şeyin üzerinde gözeticidir.

53- Ey inanmış olan kimseler, siz o habercinin evlerine vaktine bakıcılar olmaksızın sakın girmeyin, yemeğe sizin için onay verilmesi başka. Fakat siz çağrıldığınız zaman girebilirsiniz, artık yediğiniz zaman da bir sözle ünsiyet kurmadan (birbirinizle lafa dalmadan) hemen dağılın. Şüphesiz ki böyle yapmanız o haberciye rahatsızlık veriyordu da o (bunu söylemeye) sizden çekiniyordu, oysa Allah o gerçek(i söylemek)ten çekinmez. Ve siz onlardan (eşlerinden) bir yararlılık talep edeceğiniz zaman, onlara bir engelin ötesinden talep edin. Sizin böyle yapmanız sizin kalpleriniz ve onların kalpleri için, daha temizdir. Ve sizin Allah'ın elçisine rahatsızlık vermeniz ve onun ardından kendi eşleriyle evlenmeniz sonsuza dek (serbest) değildir. Şüphesiz ki böyle yapmanız Allah'ın yanında çok büyük (günah) tır.

54- Eğer siz bir şeyi ortaya dökerseniz veya onu saklı tutarsanız, artık şüphesiz ki Allah, her bir şeyi en iyi bilicidir.

55- Onların üzerine (habercinin eşlerine) kendi babalarında ve kendi oğullarında ve kendi erkek kardeşlerinde ve kendi erkek kardeşlerinin oğullarında ve kendi kız kardeşlerinin oğullarında ve kendi kadınlarında ve sağ ellerinin sahip oldukları şeylerde hiçbir sakınca yoktur. (Ey habercinin eşleri) siz Allah'a karşı korunun. Şüphesiz ki Allah, her şeyin üzerine tanıklık edicidir.

56- Şüphesiz ki Allah ve O'nun melekleri o haberciye sahip çıkarlar. Ey inanmış olan kimseler, siz de ona sahip çıkın ve tam bir teslimiyetle teslim olun.

57- Şüphesiz ki o kimseler Allah'a ve O'nun elçisine rahatsızlık veriyorlar, Allah onları o yakında ve o sonrakinde dışlamış ve bir alçaltıcı azabı da onlar için hazırlamıştır.

58- Ve o kimseler ki inanan erkeklere ve o inanan kadınlara, onların kazandıkları hiçbir şey olmaksızın rahatsızlık veriyorlar, artık onlar kesinlikle bir dehşetli yalan ve bir apaçık günah yüklenmişlerdir.

59- Ey o haberci, sen kendi eşlerine ve kendi kızlarına ve o inananların kadınlarına de ki, onlar dış giysilerinden* bir kısmını üzerlerine yakınlaştırsınlar. Bu, onların tanınmalarına, böylece rahatsız edilmemelerine daha yakındır. Ve Allah, çok bağışlayıcıdır, şefkati süreklidir.

*Ayette dış giysi olarak çevirdiğimiz kelimenin metindeki aslı Celabihinne dir. Kelimenin kök anlamı yarayı korumak için deride oluşan kabuktur. Yaranın her tarafını kaplaması merkeze alınarak ayette geçen kelimeyi anlamaya çalıştığımızda, kadının bakışlardan korunması için el yüz haricinde örtünmesi anlaşılacaktır. Ne yazık ki Nur s. 31. ayeti üzerinde bir takım spekülasyonlar yaparak başörtüsünü ret edenler bu ayet üzerinde hiç konuşmazlar. 

60- 61- Ant olsun ki eğer o ikiyüzlüler ve o kimseler ki bir hastalık kalplerindedir ve o sarsıcı (haber yayan)lar ki o şehrin içindedir (bundan) vazgeçmezlerse, biz seni onlara kesinlikle ve kesinlikle salıvereceğiz, sonra onlar sana onda çok azdan başka komşu kalamayacaklardır. Dışlanmışlar olarak nerede ele geçirirlerse tutulacaklar ve öldürüldükçe öldürüleceklerdir.

62- (Bu), Allah'ın önceden gelip geçmiş kimselerdeki yasasıdır. Ve sen Allah'ın yasası için bir değişme asla bulamayacaksın.

63- O insanlar senden o andan (bilgi) talep ediyor. Sen de ki: "Onun bilgisi ancak ve ancak Allah'ın yanındadır." Ve sena ne akıl erdirtiyor belki o an pek yakındır.

64- 65- Şüphesiz ki Allah, o gerçeği örtücüleri dışlamış ve çılgın ateşi onlar için hazırlamıştır ki onlar onun içinde sonsuza dek kalıcılardır. Onlar bir yakın ve bir yardımcı da bulamayacaklardır.

66- O gün onların yüzleri o ateşin içinde (şekilden şekile) çevrilirken onlar: "Ah keşke biz Allah'a itaat etseydik ve o elçiye itaat etseydik" diyeceklerdir.

67- 68- Ve onlar: "Ey Efendimiz, şüphesiz ki biz liderlerimize ve büyüklerimize itaat ettik de onlar bizi o yoldan saptırdılar. Ey Efendimiz, sen onlara o azaptan iki kat ver ve onları bir büyük dışlamayla dışla" da demişlerdir.

69- Ey inanmış olan kimseler, siz o kimseler gibi sakın olmayın ki onlar Musa'ya rahatsızlık vermişlerdi. Böyle bir durumda Allah onu onların söyledikleri şeyden ayırıp uzaklaştırmıştı. Ve o, Allah'ın yanında saygın biri idi.

70- 71- Ey inanmış olan kimseler, siz Allah'a karşı korunun ve (haksızlığa) bir set olan söz söyleyin ki O da sizin işlerinizi düzeltsin ve sizin peşinize takılı suçlarınızı bağışlasın. Ve kim Allah'a ve O'nun elçisine itaat ederse, o kesinlikle çok büyük başarı elde etmiştir.

72- Şüphesiz ki biz o güvenerek teslim edileni o göklere ve o yere sunduk da onlar onu taşımaktan direndiler ve ondan korkuyla titrediler ve o insan onu taşıdı. Şüphesiz ki o, haksızlık yapandır, düşüncesizdir.

73- Bunun sonucunda Allah o ikiyüzlü erkekleri ve o ikiyüzlü kadınları ve o ortak koşan erkekleri ve o ortak koşan kadınları azaplandıracak ve inanan erkeklere ve o inanan kadınlara lütufla dönecektir. Ve Allah, çok bağışlayıcıdır, şefkati süreklidir.


16 Haziran 2025 Pazartesi

SECDE SURESİ ÇEVİRİSİ

1- Elif, Lam, Mim.

2- (Bu harflerin oluşan) kitabın indirilmesi ki kendisinde hiçbir kuşku yoktur, o tüm insanların Efendisindendir.

3-  Yoksa onlar (senin için): "Onu o yakıştırdı" mı diyorlar? Hayır o, kendilerine senden önce hiçbir uyarıcı gelmemiş topluluğu senin uyarman için senin Efendinden (indirilen) o gerçeğin ta kendisidir ki onlar doğruyu bulalar.

4- Allah O ki, o gökleri ve o yeri ve ikisinin arasında ne varsa altı günde yarattı sonra o tahtın üzerine kuruldu. O'nun berisinden hiçbir yakın ve hiçbir eşlikçi sizin için değildir.  Siz hiç hatırlamaz mısınız?

5- O, o gökten o yere kadar o buyruğu ardı ardına düzenler, sonra (o buyruk ile ilgili yapılanlar) bir günde O'na yükselir ki, onun ölçüsü sizin saymakta olduğunuz şeyden bin yıldır.

6- Bu, o algılanamayananın ve o tanık olunanın bilicisi, mutlak güçlü, şefkati sürekli (Allah'tır).

7- O ki, her bir şeyin yaratmasını en iyi yapmış ve o insanı yaratmaya da bir çamurdan başlamıştır.

8- Sonra onun neslini bir değersiz sudan bir süzmeden yapmıştır.

9- Sonra onu denkleştirmiş ve ona kendi esintisinden (yaşam verme gücünden) üflemiştir ve o işitmeyi ve o görmeleri ve o gönülleri sizin için var etmiştir. Siz pek az olsun şükretmiyorsunuz.

10- Ve onlar: "Biz o yerde kaybolduğumuz zaman mı, gerçekten biz mi kesinlikle bir yeni yaratılışta olacağız?" dediler. Hayır, onlar kendilerinin Efendisiyle karşılaşma gerçeğini örtücülerdir.

11- Sen de ki: "O ölümün meleği ki size görevlendirilmiştir sizin ömrünüzü tamamlayacak, sonra siz kendi Efendinize döndürüleceksiniz."

12- Ve eğer ki sen, o suç işleyenleri Efendilerinin yanında kafalarını (eski inançlarını) ters döndürücüler olarak: "Ey Efendimiz, biz gördük ve işittik, o halde sen bizi döndür de düzgün iş işleyelim, şüphesiz ki biz kesinkes inananlarız" (dediklerini) bir görsen.

13- Ve eğer biz dileseydik, her bir benliğe kesinlikle doğruya iletimini verirdik, fakat benden: "Ben cehennemi kesinlikle ve kesinlikle o cinlerden ve o insanlardan toplu olarak dolduracağım" sözü gerçek olmuştur.

14- (O gün onlara): "O halde siz bu gününüzün karşılaşmasını unutmanız nedeniyle (cehennemi) tadın. Şüphesiz ki biz de sizi unuttuk ve işlemekte olduğunuz şeyler nedeniyle sürekli kalıcılığın azabını tadın" (denilecektir).

15- Bizim delillerimize ancak ve ancak o kimseler inanır ki, onlarla hatırlatıldıkları zaman, boyun eğenler olarak kapanırlar ve kendilerinin Efendisini büyüklük taslamaksızın övgü ile tesbih ederler.

16- Onların yanları o yataklardan uzaklaşır, onlar kendilerinin Efendisini kaygıyla ve umutla çağırırlar ve bizim kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden de harcarlar. 

17- Artık hiçbir benlik o şeyi bilmez ki o, kendisine gözler kararlılığı için saklanmıştır, o şeylere bir karşılık olarak ki onlar işliyor idiler.

18- Öyleyse o kimse ki o bir inananandır, o kimse gibi midir ki itaatten çıkmıştır? Bunlar denk olmazlar.

19- O kimselere gelince ki onlar inanmışlar ve o düzgün işleri işlemişlerdir artık o me'va (barınak) bahçeleri bir ağırlamalık olarak onlar içindir o şeylere karşılık olarak ki işliyor idiler.

20- Ve itaatten çıkmış olan kimselere gelince, artık onların sığınacak yeri o ateştir. Onlar her ne zaman ondan çıkmak isteseler, ona tekrar geri döndürülecekler ve onlara: "Siz tadın o ateşin azabını ki siz onu yalanlamakta idiniz" denilecektir.

21- Ve biz onlara o daha büyük azabın berisinden kesinlikle ve kesinlikle o daha yakın azaptan tattıracağız ki onlar döneler.

22- Ve o kimseden daha haksızı kimdir ona, kendi Efendisinin delilleri hatırlatılmıştır, sonra o onlardan ilgisiz kalmıştır? Şüphesiz ki biz o suç işleyenlerden öç alıcılarız.

23- Ve ant olsun ki biz Musa'ya o kitabı verdik, o halde sen de onun (kitabın sana) bırakılmış olmasından sakın bir tereddüt içinde olma.Ve biz onu Yakub'un oğullarına doğruyu gösterici yaptık.

24- Ve onlar direnç gösterdiklerinde biz onların içinden kendi buyruğumuzla doğruyu gösteren önderler çıkardık. Ve onlar bizim delillerimize kesinkes inananlardı.

25- Şüphesiz ki senin Efendin o şeyde o kalkışın günü onların arasını ayıracak olanın ta kendisidir ki kendileri onun hakkında aykırılığa düşmektedirler.

26- Ve onların dinginleşme yerlerinde adımlamakta oldukları, kendilerinden önceki o kuşaklardan nicesini bizim yok etmiş olmamız, onları doğruya iletmedi mi? Şüphesiz ki (gözle görülen) deliller kesinlikle bundadır. Onlar hiç işitmezler mi?

27- Ve onlar görmediler mi şüphesiz ki biz o suyu o kupkuru yere sevk ediyoruz böylece onunla bir ekin çıkarıyoruz, kendi gönenç sağlayan hayvanları ve kendi benlikleri, ondan yiyor? Onlar hiç görmezler mi?

28- Ve onlar: "Eğer siz doğru söyleyenler iseniz, bu fetih (yok oluş günü) ne zaman (gerçekleşecek)?" diyorlar.

29- Sen de ki: "O fethin (yok oluşun) günü gerçeği örten kimselerin inanmaları fayda vermeyecek ve onlar bakılmayacaklar."

30- O halde sen onlardan ilgisiz kal ve bakın, şüphesiz ki onlar da bakınanlardır.


14 Haziran 2025 Cumartesi

LOKMAN SURESİ ÇEVİRİSİ

1- Elif, Lam, Mim.

2- 3- Bu (harflerden oluşan kelimeler), o iyilik edenleri bir yol gösterici ve bir şefkat olan o bilge kitabın delilleridir.

4-  Onlar öyle kimselerdir ki, o kulluk görevini ayakta tutarlar ve o arınmayı yerine getirirler ve onlar o sonraki (yaşama da) kesinkes inanların ta kendileridir.

5- İşte onlar, kendilerinin Efendisinden bir yol göstericilik üzerindedirler. Ve işte onlar, o başarıya erişenlerin ta kendileridir.

6- Ve o insanlardan kimi o sözün oyalayanını takas eder ki hiçbir bilgi olmaksızın Allah'ın yolundan saptırsın ve onu alay konusu edinsin. Ve işte onlar var ya, bir alçaltıcı azap kendileri içindir.

7- Ve bizim delillerimiz ona peşi sıra ne zaman okunsa, büyüklük taslayıcı olarak (başka tarafa) yakınlaşır, sanki onları işitmedi, sanki bir ağırlık iki kulağında. Artık sen onu çok acı bir verici azabla müjdele.

8- Şüphesiz ki o kimseler inanmışlar ve o düzgün işleri işlemişlerdir, o gönenç bahçeleri onlar içindir.

9- Onlar o bahçelerde sürekli kalıcılardır. (Bu), Allah'ın gerçek bir söz vermesidir. Ve O, mutlak güçlüdür, mutlak bilgedir.

10- O, o gökleri hiçbir direk olmaksızın yarattı, siz onları(n böyle olduğunu) görüyorsunuz ve o yerde sizi sarsar diye sabitlikler bıraktı ve onda her bir canlıdan saçtı. Ve biz o gökten bir su indirdik böylece onda her bir değerli çiftten bitirdik.

11- Bu, Allah'ın yaratmasıdır. Haydi siz de O'nun berisinden olan şeylerin neyi yarattığını bana gösterin. Hayır, o haksızlık yapanlar, bir apaçık sapkınlık içindedir.

12- Ve ant olsun ki biz Lokman'a "Sen, Allah'a şükret" diye, o bilgeliği verdik. Ve kim şükrederse, artık ancak ve ancak kendi benliği için şükreder. Ve kim nankörlük ederse, artık şüphesiz ki Allah, bir ihtiyaçsızdır, bir övgüye çok layıktır.

13- Ve bir zaman Lokman kendi oğluna öğüt vererek: "Ey oğulcuğum, sen Allah'a sakın ortak koşma. Şüphesiz ki o ortak koşmak, kesinlikle çok büyük haksızlıktır" demişti.

14- Ve biz o insana: "Sen, bana ve annene babana şükret o varış yeri banadır" diye, kendi anne babasına (iyiliği) tembihledik. Kendi annesi onu gevşeklik üzerine gevşeklikle taşıdı ve onun (sütten) ayrılması da iki yıl içindedir.

15- Ve eğer o ikisi o şeyi bana ortak koşman için sana güçlerini kullanırlarsa ki onun hakkında bir bilgi sana yoktur, bu durumda sen o ikisine de sakın itaat etme ve o ikisiyle o yakında benimsenmişe göre geçin ve bana içtenlikle yönelmiş olan kimsenin yoluna uy. Sonra sizin dönüş yeriniz banadır, artık sizin işlemekte olduğunuz şeyleri size ben haberlendireceğim.

16- "Ey oğulcuğum, eğer o (işlediğin iş) eğer hardaldan bir dane ağırlığı dahi olsa, öyle ki o da bir kayanın içinde veya o göklerde veya o yerde dahi olsa, Allah (hesap gününde) onu getirecektir. Şüphesiz ki Allah, çok lutfedicidir, en iyi haber alıcıdır."

17- 18- 19- "Ey oğulcuğum, sen o kulluk görevini ayakta tut ve o benimsenmişi buyur ve o garipsenmişten vazgeçir ve sana değdirilen şeye karşı direnç göster. Şüphesiz ki bu, o işlerin kararlılık gerektirenlerindendir. Ve sen yanağını o insanlara sakın eğriltme ve o yerde çalımlanarak sakın adımlama. Şüphesiz ki Allah, her bir çalımlanan övüneni sevmez. Ve sen adımlamanda da orta yol tut ve sesinden de kıs. Şüphesiz ki (insanlar nezdinde) o seslerin en garipseneni, kesinlikle o eşeğin sesidir."

20- Siz görmediniz mi şüphesiz ki Allah, o şeyleri ki o göklerdedir ve o şeyleri ki o yerdedir, size boyun eğdirmiştir ve sizin üzerinizdeki kendi gönençlerini görünen ve görünmeyen olarak tam tekmil yapmıştır? Ve (buna rağmen) o insanlardan kimi, hiçbir bilgi ve hiçbir yol gösterici ve hiçbir ışık verici kitap olmaksızın Allah hakkında söz dalaşı yapar.

21- Ve onlara: "Siz, Allah'ın indirdiği şeye uyun" denildiği zaman, onlar: "Hayır biz, o şeyi uyarız ki kendi atalarımızı onun üzerinde bulduk" diyorlar. Eğer o şeytan onları o çılgın ateşin azabına çağırıyor olsa da mı (onlara uyacaklar)?

22- Ve kim kendi yüzünü iyilik eden olarak Allah'a teslim ederse, artık o kesinlikle o dayanıklı kulpa sıkıca tutunmuştur. Ve o işlerin sonu yalnızca Allah'a aittir.

23- Ve kim gerçeği örterse, artık onun gerçeği örtmesi sakın seni üzmesin. Onların dönüş yeri yalnızca bizedir. Artık işledikleri şeyleri onlara biz haberlendireceğiz. Şüphesiz ki Allah, o göğüslerin sahip olduğunu en iyi bilicidir.

24- Biz onları pek az yararlandıracak, sonra bir kaskatı azaba zararlandırıracağız.

25- Ve ant olsun ki eğer sen onlara: "O gökleri ve yeri kim yarattı?" diye (bilgi) talep etsen, onlar kesinlikle ve kesinlikle "Allah" diyeceklerdir. De ki: "O övgü Allah'adır." Hayır, onların tamamı bilmezler.

26- O şeyler ki göklerde ve o yerdedir, Allah'ındır. Şüphesiz ki Allah, ihtiyaçsızın, övgüye çok lâyığın ta kendisidir.

27- Ve eğer gerçekten o yerde her bir ağaçtan kalem olsa ve o su kütlesi de onun ardından yedi su kütlesi daha (mürekkep olarak) takviye edilerek uzatılsa, Allah'ın kelimeleri tükenmezdi. Şüphesiz ki Allah, mutlak güçlüdür, mutlak bilgedir.

28- Sizin yaratılmanız ve (yeniden) harekete geçirilmeniz, sanki bir tek benlik(in yaratılması ve harekete geçirilmesin)den başka değildir. Şüphesiz ki Allah, en iyi işiticidir, en iyi görücüdür.

29- Sen görmedin mi? şüphesiz ki Allah o geceyi o gündüzün içine geçiriyor ve o gündüzü de gecenin içine geçiriyor ve O, o güneşi ve ayı da boyun eğdirmiştir. Her biri bir adlanmış süreye akmaktadır. Ve şüphesiz ki Allah, sizin işlemekte olduğunuz şeyleri en iyi haber alıcıdır.

30- Bu böyledir, çünkü Allah o gerçeğin ta kendisidir ve şüphesiz ki onların O'nun berisinden kulluk etmekte oldukları şeyler ise o geçersizdir ve şüphesiz ki Allah çok yücenin çok büyüğün ta kendisidir.

31- Sen görmedin mi şüphesiz ki o gemiler Allah'ın gönenci sayesinde o su kütlesinde akıyor ki O, kendi delillerinden bir kısmını size göstersin? Şüphesiz ki her bir çokça direnç gösteren, her bir şükreden için (gözle görülen) deliller kesinlikle bundadır.

32- Ve dalgalar onları gölgelikler gibi kapladığı zaman Allah'ı, o yükümlülüğü sadece O'na özgüleyenler olarak çağırırlar. Ne zaman ki O, onları o karaya (çıkarıp) kurtardı, orta yolu tutan bir kısım onların içindedir. Ve bizim delillerimizi  her bir aşırı vefasız azılı gerçeği örtücüden başkası ısrarla reddetmiyor.

33- Ey o insanlar, siz Efendinize karşı korunun ve öyle bir güne karşı çekinin ki, bir baba kendi çocuğundan yana hiçbir karşılık ödeyemez ve bir çocuk o da babasından yana hiçbir şeyle karşılık ödeyici değildir. Şüphesiz ki Allah'ın söz vermesi bir gerçektir. Öyleyse o yakın yaşam sakın sakın sizi aldatmasın ve o aldatıcı da Allah ile sakın sakın sizi aldatmasın.

34- Şüphesiz ki Allah, o anın bilgisi O'nun yanındadır. Ve o faydalı yağmuru O indirir. Ve o rahimlerin içindeki şeyleri O bilir. Ve bir benlik bir sabah neyi kazanacağına akıl erdiremiyor. Ve bir benlik hangi yerde öleceğine de akıl erdiremiyor. Şüphesiz ki Allah, en iyi bilicidir, en iyi haber alıcıdır.


10 Haziran 2025 Salı

RUM SURESİ ÇEVİRİSİ

1- Elif, Lam, Mim.

2- 3- 4- 5- Rum (ordusu) o yerin en yakınında yenildi. Ve onlar yenilmelerinin ardından, birkaç sene içinde yenecekler. Önceden (yenilmeleri) ve sonradan da (yenecekleri hakkındaki) o buyruk, Allah'ındır. Ve o gün o inananlar, Allah'ın yardımıyla sevinecekler. O, kime dilerse yardım eder. Ve O, mutlak güçlünün, şefkati süreklinin ta kendisidir.

6- (Bu), Allah'ın söz vermesidir. Allah, kendisinin verdiği sözüne aykırı davranmaz, fakat hakikat şu ki o insanların tamamı (bunu) bilmezler.

7- Onlar, o yakın yaşamdan görüneni bilirler. Oysa onlar, o sonraki (yaşamdan) duyarsız kalanların ta kendileridir.

8- Ve onlar, Allah'ın o gökleri ve o yeri ve ikisinin arasında ne varsa bir gerçekle ve bir isimlenmiş süreden başkası için yaratmadığını kendi benliklerinde iyice düşünmediler mi? Ve şüphesiz ki o insanlardan bir çoğu, kendilerinin Efendisinin karşılaşmasını, kesinlikle (reddederek) örtücülerdir.

9- Ve onlar, o yerde yürümediler mi ki kendilerinden önceki kimselerin sonu nasıl olmuş baksınlar? Onlar, kuvvet bakımından onlardan (Mekke'lilerden) daha çetin idiler ve onlar da o yeri sürmüşler ve onu bunların (Mekke'lilerin) onarmalarından daha çok onarmışlar ve onların elçileri o apaçık belgeleri onlara da getirmişti. Demek ki Allah onlara hiçbir şekilde haksızlık yapıyor değildi. Fakat onlar kendi benliklerine haksızlık yapıyor idiler.

10- Sonra kötülük etmiş olan kimselerin daha kötü sonu, Allah'ın delillerini yalanlamaları oldu ve kendileri, onlarla alay da ediyorlardı.

11- Allah, o yaratmayı başlatır, sonra O onu tekrar geri döndürecektir, sonra siz yalnızca O'na döndürüleceksiniz.

12- Ve o gün o an ayağa kalkacak, o suç işleyenler umutlarını yitirecektir.

13- Ve onların ortaklarından hiçbir eşlikçileri de onlar için olmayacaktır ve onlar, ortaklarını örtücüler olmuşlardır.

14- Ve o gün ki o an ayağa kalkacaktır, işte o gün onlar (birbirinden) ayrılacaklardır.

15- Şimdi o kimselere gelince ki inanmışlar ve o düzgün işleri işlemişlerdir, artık onlar bir yeşillik içinde neşelendirileceklerdir.

16- Ve o kimselere gelince ki gerçeği örtmüşler ve bizim delillerimizi ve o sonraki (yaşamın) karşılaşmasını yalanlamışlardır, artık onlar o azabın içine hazırlanmışlardır.

17- O halde siz, akşamladığınız vakit ve sabahladığınız vakit, Allah'ı tesbih edin.

18- Ve o göklerde ve o yerde o övgü, O'nundur. Ve akşam karanlığı ve siz öğlenlediğiniz vakit de (Allah'ı tesbih edin).

19- O, o ölüden o yaşayanı çıkarır ve o yaşayandan o ölüyü çıkarır ve o yeri onun ölümünden sonra yaşatır. Ve siz de işte böyle çıkarılacaksınız.

20- Ve sizi bir topraktan yaratması, O'nun (gözle) görülen delillerinin bir kısmıdır, sonra birden siz bir beşer olarak yayılıyorsunuz.

21- Ve kendi benliklerinizden eşleri, sizin onlarla dinginleşmeniz için yaratması ve sizin aranızda bir sevgi ve bir şefkat koyması, O'nun (gözle görülen) delillerinin bir kısmıdır. Şüphesiz ki iyice düşünecek bir topluluk için (gözle görülen) deliller kesinlikle bundadır.

22- Ve o göklerin ve o yerin yaratılması ve sizin dillerinizin ve renklerinizin farklı olması, O'nun (gözle görülen) delillerinin bir kısmıdır. Şüphesiz ki bilenlere (gözle görülen) deliller kesinlikle bundadır.

23- Ve sizin o geceleyin ve o gündüzleyin uyku zamanınız ve kendi lütfundan (olan rızkın) peşine düşmeniz, O'nun (gözle görülen) delillerinin bir kısmıdır. Şüphesiz ki işitecek bir topluluk için (gözle görülen) deliller kesinlikle bundadır.

24- Ve O'nun (gözle görülen) delillerinden bir kısmı da o şimşeği kaygıyla ve umutla size göstermesi ve o gökten bir su indirmesi, böylece onunla o yerin ölümünden sonra onu yaşatması, O'nun gözle. Şüphesiz ki bağlantı kuracak bir topluluk için (gözle görülen) deliller kesinlikle bundadır.

25- Ve o göğün ve o yerin kendisinin buyruğuyla ayakta durması, O'nun (gözle görülen) delillerinin bir kısmıdır. Sonra O sizi o yerden (çıkmak için) bir çağrıyla çağırdığı zaman, siz birden çıkıvereceksinizdir.

26- Ve o kimseler ki o göklerde ve o yerdedir, O'nundur. Her biri O'na gönülden bağlananlardır.

27- Ve O ki, o yaratmayı başlatır, sonra O onu tekrar geri döndürecektir. Ve o, kendisine göre çok basit (bir iş) tir. Ve o göklerde ve yerde o en yüce örnek, O'nundur. Ve O, mutlak güçlüdür, mutlak bilgedir.

28- O, kendi benliklerinizden bir örneği sizin için ortaya koydu. Sizin sağ ellerinizin sahip olduğu şeyden, bizim size rızık olarak verdiğimiz şeylerde, size onda denk olup da birbirinizin kaygısı gibi onlardan kaygılanmakta olduğunuz bir kısım ortaklar var mıdır? Biz, bağlantı kuracak bir topluluk için (gözle görülen) o delilleri işte böyle ayrıntılandırıyoruz.

29- Hayır, haksızlık yapmış olan kimseler hiçbir bilgi olmaksızın kendi keyfi eğilimlerine uydu. Bu durumda Allah'ın saptırdığı kimseyi, kim doğruya iletebilir? Ve yardımcılardan hiçbiri de onlar için olmayacaktır.

30- O halde sen yüzünü, (fıtrat yasalarına) bir meyleden olarak o yükümlülükte dik tut. Allah'ın  asli yapısına ki O, o insanları onun üzerine yarıp ortaya çıkarmıştır. Allah'ın yaratması için hiçbir değişme olmaz. Bu, o dimdik duran o yükümlülüktür. Fakat hakikat şu ki o insanların tamamı (bunu) bilmezler.

31- Siz O'na içtenlikle yönelenler olarak O'na karşı korunun ve o kulluk görevini ayakta tutun ve o ortak koşanlardan sakın olmayın.

32- O kimselerden (olmayın) ki onlar, kendilerinin yükümlülüğünü ayırdılar ve taraftarlar halinde oldular. Her bir grup kendilerinin yanında olan şey nedeniyle sevinenlerdir.

33- Ve o insanlara bir zarar dokunduğu zaman onlar, kendilerinin Efendisini O'na içtenlikle yönelenler olarak çağırırlar, sonra O onlara kendisinden bir şefkat tattırdığı zaman, içlerinden bir bölük kendilerinin Efendisine birden ortak koşarlar.

34- Böylece onlar, bizim kendilerine verdiğimiz şeyler nedeniyle (biraz daha) nankörlük ederler. Şimdilik siz yararlanın, ama ileride bileceksiniz.

35- Yoksa biz, onların üzerine bir yetki indirdik de, o mu kelam ediyor o şeyi ki onlar onunla ortak koşuyor idiler?

36- Ve biz, o insanlara bir şefkat tattırdığımız zaman onlar, onunla sevinirler. Ve eğer onlara kendi ellerinin öncelediği şeyler nedeniyle bir kötülük değdirilse, onlar birden karamsarlığa kapılırlar.

37- Ve onlar görmediler mi, şüphesiz ki Allah o rızkı kime dilerse geniş tutuyor ve ölçü koyuyor? Şüphesiz ki inanacak bir topluluk için (gözle görülen) deliller kesinlikle bundadır.

38- O halde sen, o en yakınlığın sahibine ve o çaresize ve o yolun oğluna (yolda kalmışa) kendisinin hakkını ver. Bu, Allah'ın yüzünü isteyen kimseler için daha hayırlıdır. Ve işte onlar, o başarıya erişenlerin ta kendileridir.

39- Ve sizin insanların mallarında artması için faizden verdiğiniz şey, Allah'ın yanında hiç artmaz. Ve sizin Allah'ın yüzünü isteyerek arınma (zekat)dan verdiğiniz şey ise, (artar). Artık onlar, o kat kat arttıranların ta kendileridir.

40- Allah O ki sizi yarattı, sonra size rızık verdi, sonra sizi öldürecek, sonra sizi yine yaşatacaktır. Sizin ortaklarınızdan bunlardan bir şeyi bile yapacak kimse var mı? O, münezzehtir ve onların ortak koşmakta oldukları şeylerden de yücedir.

41- O insanların ellerinin kazandığı nedeniyle, o karada ve su kütlesinde o bozuculuk göründü. Onların işledikleri bir kısım şeyin sonucu kendilerine tattırılmaktadır ki onlar dönerler.

42-  Sen de ki: "Siz, o yerde yürüyün de, önceki kimselerin sonu nasıl olmuş artık bir bakın. Onların tamamı ortak koşanlar idi."

43- O halde sen yüzünü bir günün gelmesi öncesinden o dimdik duran yükümlülüğe doğrult ki, Allah'tan bir geri döndürme onun için hiç olmayacaktır. O gün onlar parça parça ayrılacaklardır.

44- Kim gerçeği örterse, onun gerçeği örtmesi kendisinedir. Ve kim düzgün olan iş işlerse, artık onlar da kendi benlikleri için (yerlerini) döşemektelerdir.

45- Sonuçta O, inanmış ve o düzgün işleri işlemiş olan kimselere kendi lütfundan karşılık verecektir. Şüphesiz ki O, o gerçeği örtücüleri sevmez.

46- Ve size kendi şefkatinin bir kısmından tattırması ve o gemilerin kendi buyruğu ile akması ve sizin de O'nun lütfundan bir kısmın peşine düşmeniz ve şükretmeniz için o rüzgarları müjdeciler olarak göndermesi, O'nun (gözle görülen) delillerinin bir kısmıdır.

47- Ve ant olsun ki biz senden önce de kendilerinin topluluğuna elçileri gönderdik de, onlara apaçık belgeleri getirdiler (fakat onlar reddettiler). Bunun üzerine biz de suç işlemiş olan kimselerden öç aldık. Ve o inananlara yardım etmek de bizim üzerimize bir hak olmuştu.

48- Allah O ki, o rüzgarları gönderir de bir bulutu sürer, böylece onu o gökte nasıl dilerse genişletir ve onu tek parça haline de getirebilir, sonunda sen de onun arasından o toz gibi yağmurun çıktığını görürsün. Artık O, onu kendisinin kullarından kime dilerse değdirdiği zaman, birden onlar müjdeleşirler.

49- Ve şüphesiz ki  onlar önceden onun kendilerinin üzerine indirilmesi öncesinden, kesinlikle umutlarını yitirenler olmuşlardı.

50- Şimdi sen Allah'ın şefkatinin izlerine bak, o yeri onun ölümünden sonra nasıl yaşatıyor. Şüphesiz O, kesinlikle o ölülerin (de yeniden) yaşatıcısıdır. Ve O, her şeyin üzerine güç yetiricidir.

51- Ve ant olsun ki eğer biz bir rüzgar göndersek de onu (şefkatinin izlerini) sararmış olarak görseler, onun ardından yine de gerçeği örtmeye kesinlikle devam ederlerdi.

52- Şimdi, şüphesiz ki sen o ölülere işittiremezsin ve sen onlar arkalarını dönücüler olarak (başka tarafa) yakınlaştıkları zaman, o sağırlara da o çağrıyı işittiremezsin.

53- Ve sen o körleri kendi sapkınlıklarından asla doğruya iletici de değilsin. Sen işittiremezsin de  o kimse hariç ki kendisi bizim delillerimize inanıyor, onlar teslim olanlardır.

54- Allah O ki, sizi zayıf olaraktan yarattı, sonra zayıflığın ardından bir kuvvet verdi, sonra kuvvetin ardından bir zayıflık ve bir ihtiyarlık verdi. O ne dilerse yaratır. Ve O, en iyi bilicidir, güç yetiricidir.

55- Ve o gün o an ayağa kalkacak, o suç işleyenler (kabirlerde) bir an dışında kalmadıklarına kasem edecektir. Onlar (yaşarken de) böyle ters yüz ediliyor idiler.

56- Ve o bilgi ve o inanç verilmiş olan kimseler (onlara): "Ant olsun ki siz Allah'ın yazgısındaki o (yeniden) harekete geçirilme gününe kadar kaldınız. Şimdi bu, o (yeniden) harekete geçirilme günüdür, fakat siz bilmezler idiniz" demiştir.

57- Artık o gün haksızlık yapmış olan kimselere kendilerinin gerekçesi fayda vermeyecektir ve hoşnutluk istekleri de kabul edilmeyecektir.

58- Ve ant olsun ki biz o insanlara bu okunan (Kur'an) da her bir örnekten ortaya koyduk. Ve ant olsun ki eğer sen onlara (gözle görülen) bir delil getirsen, o gerçeği örten kimseler kesinlikle ve kesinlikle: "Siz geçersizcilerden başkası değilsiniz" diyeceklerdir.

59- Allah, bilmez kimselerin kalplerine işte böyle damga vurur.

60-  O halde sen direnç göster. Şüphesiz ki Allah'ın söz vermesi bir gerçektir. Ve inanmaz kimseler seni(n direncini) sakın sakın hafifletmesinler.


Cürüm Kavramının Kök anlamı ile Adem kıssası Arasındaki Bağ Üzerine

Kur'an'ın doğru anlaşılması, onun nazil olduğu dönemde kullanılan kelimelerin kök anlamlarının tesbiti ile mümkün olacaktır. Kur'an ile ilgili yapılan anlam çalışmalarına baktığımızda, bir kelimenin anlamını öğrenmek için, önce o kelimenin kök anlamına bakılması ve kök üzerinden anlam yürütülmesi bunun göstergesidir. Ancak aynı kökten türemiş olmasına rağmen bazı kelimelerin geçtiği yerlerde kökü ile alakası olmayan bir anlama bürünmüş olduğu da görülmektedir.

Bu duruma verebileceğimiz bir örnek, "Cereme" kelimesidir.

Kelimenin kök anlamı, "Ağaçtan meyveyi koparmak" tır.

Peki bu kelime nasıl olmuş ta Allah'ın cehennem ile karşılık vermeyi vaad ettiği bir anlama bürünmüş?

Bu kelimenin Kur'an'da geçtiği hiçbir ayet, ağaçtan meyveyi koparmak ile ilgili bir anlama sahip değilken bu eylemin bir suç olarak ifade edilmesinin karşılığını yine Kur'an'dan bulabiliriz. 

Ağaçtan meyveyi koparmak hangi şartlarda suç olarak ifade edilebilir?

Kur'an'da geçen Adem kıssasına baktığımızda, Allah (c.c.) Adem'e: "Sen ve eşin bu bahçede yerleş, ancak şu ağaca yaklaşmayın" buyurmaktadır. Ancak İblis, Adem ve eşini kandırmış o ağaca yaklaştırmış, böylece Allah'ın emrini onlara çiğnetmiştir.

Bu olayın üzerinden yürüyerek, Cereme kelimesinin nasıl suç anlamına geldiğini buradan anlayabiliriz.

Allah (c.c.), Adem'e ağaca yaklaşmama, yani o ağacın meyvesini koparmama emrini vermesine rağmen, Adem bu emri çiğneyerek ağacın meyvesini koparmış yani Cereme kelimesinin kök anlamı olan fiili işlemiş ve Mücrim, yani meyveyi koparan olmuştur.

Adem kıssasında geçen ağacın sembolik bir anlam ifade ettiğini hatırlatmak isteriz. 

Adem kıssası, gelmiş ve gelecek bütün insanların ortak kıssası olup, hepimiz Allah (c.c) tarafından bazı yasakları işleMEmekle, yani onun yasakladığı ağaca yaklaşMAmakla ve onun meyvesini koparMAmakla yükümlüyüz. 

Kopardığımız takdirde işlediğimiz fiilin adı Cürüm, bizler de bu fiili işleyenler olarak Elmücrimun olarak ifade edilen gruba dahil oluyoruz. Yani Kur'an bu kelimenin kök anlamına sadık kalarak, yeni bir anlam yüklemektedir.

Buradan hareketle Cürüm artık, meyvesinin koparılması yasaklanmış bir ağacın meyvesini koparmak anlamına gelen bir kavram haline gelmiştir.

Bütün bunlardan sonra Kur'an içinde geçen bu kelime ve türevleri daha net anlaşılabilir, ancak Kur'an içinde 5 ayette geçen başında nefiy edatıyla birlikte "La cereme" olarak geçen bir kelime daha vardır.

Bu kelimenin ne anlama gelebileceği üzerinde tefsirlerde bir takım yorumlara rastlamaktayız. Ancak biz yine bu kelimenin kök anlamından hareketle kısaca "Suç" olarak anlam verebileceğimiz bir kelimenin nasıl oluyor da "Şüphesiz- kesinlikle- doğrusu- elbette" gibi, tekid ifade eden anlamlarla çevrildiğini düşünmeden edemeyeceğiz.

Bizim bu düşünce sonunda vardığımız nokta ve bu kelimeye verilebilecek bir anlam karşılığı teklifimiz şöyledir.

Cereme kelimesini "Suç" olarak anlamlandırdığımız zaman, "La cereme" kelimesinin de dolayısıyla "Suç olmaz" veya "Suç yoktur" olarak anlamlandırılması gerekmektedir.

Peki, bu kelimenin Kur'an'da geçişlerine bu anlamı hangi gerekçe üzerinden verebiliriz?

Kelimenin anlamı "Suç" ise ve nefiy edatı ile kullanıldığında "Suç olmaz- Suç yoktur" anlamı verilebilecekse, suç kime yoktur?

Bu sorunun cevabını vermemiz gerekmektedir.

Kelimenin geçtiği, Hud s. 22- Nahl s. 23, 62, 109- Mü'min s. 43. ayetlerine baktığımızda, ayet içi bağlamı ve siyak sibakının, yasak ağacın meyvesini koparanlarla yani suç işleyen ve ateşi hak edenlerle alakalı olduğu görülecektir.

Bu noktadan hareketle, Allah (c.c) nin bunlar hakkındaki kararının bir suç teşkil etmediği ayetlerin başlarındaki "La cereme" ifadesinden anlaşılabilir.

Allah (c.c) bu suçluları ateşe atmanın herhangi bir suç teşkil etmediği yani haklı bir gerekçeye dayandığını ifade etmektedir. 

Bu çıkarımlar elbette, şahsi çıkarımımız ve "İllaki böyledir" şeklinde bir iddiamız da yoktur. Kur'an üzerindeki her düşüncemizde bunu merkeze alarak birşeyler söylemeye gayret ediyoruz.

                                 EN DOĞRUSUNU ALLAH (C.C.) BİLİR.