24 Kasım 2025 Pazartesi

Mü'min s. 46. Ayeti Çerçevesinde Kur'an Okumalarımızın Serencamı

Bundan önceki bir yazımızda Ahzab s. 69. ayetini ele alarak Kur'an okumalarımızda yaptığımız bazı hataları ele almaya çalışmıştık. Bu yazımızda ise Mümin s. 46. ayetini ele alarak yaptığımız okuma hatalarını ele almaya çalışacağız.

Ayetin çevirisi şu şekildedir:

--- Mü'min s. 45- 46- Böylece Allah onu, onların kurduğu tuzakların kötülüklerinden korudu ve Firavun'un hanedanını ise o azabın kötüsü o ateş kuşattı. Onlar sabah serinliği ve akşam karanlığı (sürekli olarak) ona sunulurlar. Ve o anın ayağa kaldırılacağı gün ise: "Firavun'un hanedanını o azabın en çetinine girdirin" (denilecektir).

Tabi ki bu ayetin önceden gelen bir bağlamı bulunmaktadır ve anlama çalışmasının bu bağlam gözetilerek yapılması gerektiği malumdur. Biz burada konuyu farklı bir açıdan ele alacağımız için sadece konumuz ile ilgili ayetin çevirisini veriyoruz.

Mümin s. 46. ayeti denildiği zaman ilk akla gelen şey, bu ayetin kabir azabına dair delil sunan bir ayet olduğudur. Tefsirlere bakıldığında da bu ayet hakkında ilk söylenilen şeyin bu olduğu görülecektir.

 Bu ayet hakkında böyle bir iddiada bulunulması dahi kabir azabı olarak bilinen konunun dışardan devşirilme olduğunun, yani Kur'an'ın bu konuda böyle bir beyanı olmamasına rağmen, Kur'an'ın ölüm sonrası yeniden dirilişe kadar geçen zaman aralığında, yaşamında ateşi hak edecek işler yapmış olan bir kimsenin yeniden dirilişe kadar kabrinde azap göreceği meselesinin başka kültürlerden ithal edilen bir konunun sonucu olduğunun delilidir.

Çünkü, Kur'an okunurken öncelikle bir ayetin neye delil olabileceği değil, o ayetin okuyucuya nasıl bir mesaj vermiş olabileceği yönünde düşüncelerin ortaya çıkması gerekmektedir. Eğer bir ayet bir şeye delil olarak sunulacaksa, ortaya atılan bir iddianın Kur'an içinde onu ret eden bir ayetin bulunması gerekmektedir ki o ayeti delil olarak sunmak gereği ortaya çıksın.

Ne var ki, Kur'an'ın nuzül sürecinde ne Allah'ın elçisi ne de sahabe Mü'min s. 46. ayetini okudukları zaman, "Bakın bu ayet kabir azabına dair bir delil sunmaktadır" şeklinde bir söz sarf etmemiştir. Allah resulüne atfedilen bu konuya dair sözlerin, bu ithal düşünceyi daha da kuvvetlendirmek amacıyla uydurulmuş olduğu açıktır.

Peki öyleyse böyle bir iddia neden ve ne zaman ortaya atıldı?

Bu konunun başlangıcı "Ruh - beden ayrımı" olarak ifade edilen kökü Yunan felfesine dayanan bir düşüncenin İslam düşüncesine ithal edilmesinin sonucudur. Biz bu konuyu yazıyı uzatmamak adına burada ele almayacak, sadece Kur'an okumalarımızda yaptığımız ilk düğmenin yanlış iliklenmesi sonucu ortaya çıkan garabeti bu ayet üzerinden ortaya koymaya çalışacağız.

Ancak şunu da hatırlatmadan geçemeyeceğiz ki İslam düşüncesinde genel geçer bir düşünce olan, "Beden ölür ruhlar ölmez" şeklindeki iddianın Kur'an içinde bir karşılığı kesinlikle bulunmamaktadır.

Kur'an okumalarında yapılması gereken en önemli şeyin, ayeti bir konuya delil olarak sunmak değil, o ayetin bizim hayatımıza dair nasıl bir mesaj vermiş olabileceği olması gerektiğini söylemiştik. 

Öyleyse biz Kur'an okurken "Kur'an'da kabir azabı var mı?" şeklinde bir soru sormak yerine, "Kur'an ölüm ile yeniden diriliş arası geçen zaman hakkında neler söylüyor?" sorusunun cevabını aramamız gerektiğini düşünüyoruz.

Bu sorunun cevabını Kur'an içinde Yunus s. 45- İsra s. 52- Taha s. 103- 104- Mü'minun s. 112-113-114-Rum s. 55- 56- Ahkaf s. 35- Yasin s. 52- Kamer s. 7- 8- Mearic s. 43- 44. ayetlerinde bulabiliriz.

Bu ayetleri temiz akıl ile okuyan bir kimsenin ayetlerden alacağı mesaj, ölüm ile yeniden diriliş arasında geçen zamanın ölü kişi açısından sıfır zaman olduğu yönündedir. Yani bugün ölen bir kimse eğer ki binlerce yıl kabrinde kalsa dahi yeniden diriliş zamanı, kendisinin kabirde çok az kaldığı yönünde bir bilgi sahibi olduğudur.

Şimdi bu ayetleri okuyan temiz akıl sahibi bir kimseye siz kabir azabından bahsederseniz alacağınız cevap, bu iddianın Kur'an içinde herhangi bir karşılığı olmadığı yönünde olacaktır. Aksine iddia etmek de zaten Kur'an'da çelişki olduğunu iddia etmek anlamına gelecektir ki bu kitapta asla bir çelişki yoktur.

Bu kitapta bir çelişki yoksa ki evet yoktur, öyleyse çelişki Kur'an'ı ithal fikirlere payanda yaparak okumaya çalışan kafalardadır.

Zaten kabir azabını savunan kimselere Kur'an'da bu konunun karşılığı olmadığını söyleseniz size vereceği cevap "Ayet diyorsun ama hadis var kardeşim" şeklinde bir cevap olacaktır. Kur'an'ın bir Müslüman için ne değer ifade etmesi gerektiğinden habersiz bir kimseye böyle bir şeyi anlatabilmenin zorluğu ortadadır.

Önemli olan bir kimsenin Kur'an'ı her konuda hakem kitap olarak görebilmesidir. Kitabı hakem olarak gören kimse kitaba teslim olur ve hiçbir sorun kalmaz. Eğer rivayetleri hakem kitap olarak görüyorsa rivayetlerle kitabı teslim almaya kalkar ve sonucunda karşısındaki kimseyi "Hadis inkarcısı" olarak yaftalar geçer gider.

Sonuç olarak; Kur'an ithal fikirlere payanda yapılacak bir kitap değildir. Bu amaçla okunan bir kitap yol gösterici olmaktan çıkar, yoldan çıkarıcı bir hale gelir. Şimdi bir kimse "Kur'an kabir azabından bahsetmektedir" diyecek olsa, biz ona yukarıda referans olarak verdiğimiz ayetlerle arada bir bağ kurmasını isteriz ki o kişi o iddiayla o ayetler arasındaki bağı asla kuramaz teslim olmaya niyeti varsa teslim olur.

Öyleyse biz Mü'min s. 46. ayetini cımbızlama bir şekilde okumak yerine konu ile alakalı ayetlerin bütününü dikkate alarak okuyacak olursak böyle bir düşüncenin sakatlığı ortaya çıkacaktır.

                                     EN DOĞRUSUNU ALLAH (C.C.) BİLİR.


23 Kasım 2025 Pazar

MÜ'MİN SURESİ ÇEVİRİSİ

1- Ha, Mim.

2- 3- Bu (harflerden oluşan) kitabın indirilmesi, mutlak güçlü, en iyi bilici, peşe takılı suçun bağışlayıcısı ve itaatle dönüşün kabul edicisi, sonuçlandırması çok çetin, her türlü imkanın sahibi, Allah'tandır. O'ndan başka hiçbir tanrı yoktur. Ve o varış yeri yalnızca O'nadır.

4- Allah'ın delilleri hakkında, gerçeği örtmüş olan kimselerden başkası söz dalaşı yapmıyor. O halde onların o yerleşim merkezlerinde çevrilip durması seni sakın aldatmasın.

5- Onların öncesi Nuh'un topluluğu ve onlardan sonraki o gruplar da yalanlamıştı. Ve her bir toplum kendilerinin elçisine karşı onu (öldürme amacıyla) tutmaya yeltenmişler ve o gerçeği o geçersizle boşa çıkarmak için onunla (o geçersizle) söz dalaşı yapmışlar, bunun üzerine ben de onları tutuvermiştim. Artık benim sonlandırmam nasıl olmuş?

6- Ve senin Efendinin gerçeği örtmüş olan kimseler üzerindeki: "Şüphesiz ki onlar o ateşin arkadaşlarıdır" sözü işte böyle gerçek olmuştur.

7- 8- 9- O tahtı taşımakta olan kimseler (melekler) ve onun çevresindeki kimseler (melekler), kendilerinin Efendisini övgü ile tesbih ederler ve O'na  inanırlar ve O'na inanmış olan kimseler için: "Ey Efendimiz, sen her bir şeyi şefkat bakımından ve bilgi bakımından kapsamışsındır, öyleyse sen itaate dönmüş ve senin yolunu izlemiş kimseleri bağışla ve sen onları şiddetli ateşin azabından koru. Ey Efendimiz, sen onları Adn bahçelerine girdir, ki sen onu onlara söz vermiştin ve onların babalarından ve eşlerinden ve soylarından düzgün olmuş kimseyi de (girdir). Şüphesiz ki sen mutlak güçlünün, mutlak bilgenin ta kendisisin. Ve sen onları o kötülüklerden koru. Ve sen o gün kimi o kötülüklerden korursan, kesinlikle ona sürekli şefkat etmişsindir. Ve bu, o büyük başarının ta kendisidir" diye bağışlama isterler.

10- Şüphesiz ki gerçeği örtmüş olan kimselere: "Allah'ın öfkesi sizin kendi benliklerinize olan öfkenizden kesinlikle daha büyüktür. Hani siz o inanca çağrılıyordunuz da gerçeği örtüyordunuz" diye seslenilecektir.

11- Onlar da: "Ey Efendimiz, sen bizi iki kere öldürdün ve iki kere yaşattın, artık biz de peşimize takılı suçlarımızı itiraf ettik, şimdi çıkmaya herhangi bir yol var mıdır?" demişlerdir.

12- (Onlara cevaben): "Bu, size şu nedenledir: Allah, O tek olarak çağrıldığı zaman, siz gerçeği örtmüştünüz. Ve eğer O'na ortak koşulursa siz inanırdınız. Artık karar çok yüce, çok büyük Allah'ındır" (denilmiştir).

13- O ki kendisinin (gözle görülen) delillerini size gösteriyor ve o gökten bir rızkı sizin için indiriyor. Ve içten yönelmekte olan kimseden başkası da bunu hatırlamıyor.

14- Ve eğer ki o gerçeği örtücüler çirkin görse de, yine de siz Allah'ı, o yükümlülüğü O'na özgüleyenler olarak çağırın.

15- (O), o kademelerin yükselticisi o tahtın sahibidir. O, o karşılaşmanın günüyle uyarmak için, kendisinin buyruğundan o esintiyi kendi kullarından kimin üzerine dilerse bırakır.

16- Onlar o gün (kabirlerden çıkıp) belirginleşenlerdir. Onlardan hiçbir şey Allah'a karşı saklı kalmaz. (Onlara): "Bugün o hükümranlık kimindir?" (diye sorulur. Onlar): "(O hükümranlık, o tek, o ezici güç sahibiAllah'ındır" (diye cevap verirler).

17- O gün her bir benlik kazandığı şey ile karşılık görecektir. Bugün hiçbir haksızlık yoktur. Şüphesiz ki Allah o hesabın çabuk görenidir.

18- Ve sen onları o günün yaklaşanı ile uyar ki o zaman o kalpler kederi bastıranlar olarak o gırtlaklara dayanacaktır. Hiçbir sıcak dost ve itaat edilir bir eşlikçi o haksızlık yapanlar için olmayacaktır.

19- O, o gözlerin hainini de ve o göğüslerin saklı tutmakta olduğu şeyleri de bilir.

20- Ve Allah o gerçeği yerine getirir. Ve onların O'nun berisinden çağırmakta oldukları şeyler ise hiçbir şeyi yerine getiremezler. Şüphesiz ki Allah, her şeyi işiticinin, her şeyi görücünün ta kendisidir.

21- Ve onlar, o yerde yürümediler mi ki kendilerinden önceki kimselerin sonu nasıl olmuş baksınlar? Onlar, kuvvet bakımından ve eser bakımından o yerde onlardan (Mekke'lilerden) daha çetindi. Buna rağmen Allah onları peşlerine takılı suçları nedeniyle onları tutuverdi. Ve Allah'tan hiçbir koruyucu da onlar için olmadı.

22- Bu (azap), onların elçileri apaçık belgeleri onlara getirmiş olmaları buna karşılık onların da gerçeği örtmüş olmaları nedeniyleydi, bu yüzden Allah onları tutuverdi. Şüphesiz ki O, mutlak kuvvetlidir, o sonuçlandırması çok çetindir.

23- 24- Ve ant olsun ki biz Musa'yı bizim (gözle görülen) delillerimizle ve bir apaçık yetkiyle Firavun'a ve Haman'a ve Karun'a gönderdik de onlar (ona): "Çok yalancı bir sihirbaz" dediler.

25- Ne zaman ki o, bizim yanımızdan onlara o gerçeği getirdi, onlar: "Siz, onun beraberinde inanmış olan kimselerin oğullarını öldürün ve kadınlarını ise yaşatın" dediler. Ve o gerçeği örtücülerin planı bir sapkınlık içinde olmaktan başkası değildir.

26- Ve Firavun: "Siz beni bırakın da ben Musa'yı öldüreyim ve o, kendisinin Efendisini çağırsın. Şüphesiz ki ben onun, sizin yükümlüğünüzü değiştirmesinden veya bu yerde o bozuculuğa sırt vermesinden kaygılanıyorum" dedi.

27- Ve Musa: "Şüphesiz ki ben, o hesabın gününe inanmaz her bir büyüklenenden benim Efendime ve (aynı zamanda) sizin de Efendinize sığındım" dedi.

28- 29- Ve Firavun'un hanedanından bir inanan adam, ki o kendi inancını içinde tutmaktadır: "Siz 'Benim Efendim Allah'tır' diyor diye bir adamı öldürecek misiniz? Oysa o, sizin Efendinizden o apaçık belgeleri size getirmiştir. Ve eğer o bir yalancı ise, bu durumda onun yalanı kendisinedir. Ve eğer o doğru söyleyen biri ise, o şeyin bir kısmı size değdirilecektir ki o size onu söz vermektedir. Şüphesiz ki Allah, o kimseyi doğruya iletmez ki o savurgandır, çok yalancıdır. Ey topluluğum, bugün bu yerde üstün gelenler olarak o hükümranlık sizin içindir. Allah'ın baskınından bize kim yardım eder, eğer o bize gelirse?" dedi. Firavun: "Ben size benim (doğru) gördüğümden başkasını göstermiyorum ve ben sizi o olgun davranışın yolundan başkasına da iletmiyorum" dedi.

30- 31- 32- 33- 34- 35- Ve inanmış olan kimse: "Ey topluluğum, şüphesiz ki ben sizin üzerinize (gelecek olan) Nuh'un topluluğu ve Ad ve Semud ve onlardan sonraki aynı gidişattaki örnek üzere kimseler olan o grupların günü örneği (bir günden) kaygılanıyorum. Ve Allah o kullara bir haksızlık etmek istemiyor. Ve ey topluluğum, şüphesiz ki ben sizin üzerinize (gelecek olan) o bağırışmanın gününden kaygılanıyorum. O günde siz arkalarını dönücüler olarak (başka tarafa) yakınlaşacaksınız. Allah'tan (gelen azaptan) hiçbir sımsıkı sarıcı sizin için olmayacaktır. Ve kimi ki Allah onu saptırırsa, artık hiçbir doğruya iletici onun için olmaz. Ve ant olsun ki önceden Yusuf size o apaçık belgeleri getirmişti de, onun size getirdiği şeyden bir kararsızlık içinde olmaktan siz geri kalmamıştınız. Nihayet o yok olduğu (öldüğü) zaman siz, 'Allah onun ardından bir elçi asla harekete geçirmez' demiştiniz. Allah, o kimseyi ki kendisi kuşkucu savurgandır işte böyle saptırır. O kimseler ki kendilerine gelmiş hiçbir yetki olmaksızın Allah'ın delilleri hakkında söz dalaşı yapıyorlar. (Bunu yapmak) Allah'ın yanında ve inanmış olan kimselerin yanında öfke bakımından büyük olmuştur. Allah, her bir büyüklenen zorbanın kalbinin üzerine işte böyle damga vurur" dedi.

36- 37- Ve Firavun: "Ey Haman, bana bir yüksek kule yap ki ben o ulaşım imkanlarına ulaşayım. O göklerin ulaşım imkanlarına, böylece ben Musa'nın tanrısına yükselirim. Ve şüphesiz ki ben onun kesinlikle bir yalancı olduğu kanısına varıyorum" dedi. Ve Firavun'a kendi işinin kötülüğü işte böyle süslendi ve o yoldan uzaklaştırıldı. Ve Firavun'un planı bir yıkımdan başkası olmadı.

38- 39- 40- 41- 42- 43- 44- Ve inanmış olan kimse: "Ey topluluğum, siz beni izleyin ki ben de sizi o olgun davranışın yoluna ileteyim. Ey topluluğum, bu yakın yaşam, ancak ve ancak bir yararlanmadır. Ve şüphesiz ki o sonraki (yaşam) ise, o sabitliğin yurdunun ta kendisidir. Kim bir kötülük işlerse o, onun örneğinden başkasıyla karşılık görmeyecek. Ve erkekten veya dişiden kim kendisi bir inanan olarak düzgün iş işlerse, artık onlar o bahçeye girecekler, onda hiçbir kısıtlama olmaksızın rızıklanacaklar. Ve ey topluluğum, bana ne oluyor ki ben sizi o kurtuluşa çağırıyorum, oysa siz beni o ateşe çağırıyorsunuz? Siz beni çağırıyorsunuz ki Allah'a nankörlük edeyim ve o şeyleri O'na ortak koşayım ki onun hakkında hiçbir bilgi bana yoktur, oysa ben sizi mutlak güçlüye, çok bağışlayıcıya çağırıyorum. Sizin beni kendisine çağırmakta olduğunuz şeyin o yakın (yaşam) da ve o sonraki (yaşamda) kendisine bir çağrı (hakkı) olmadığında ve bizim geri dönüşümüzün Allah'a olduğunda ve o savurganlık yapanların o ateşin arkadaşlarının ta kendileri olduğunda kuşku yoktur. Artık siz, benim dediğim şeyleri(n doğruluğunu) yakında hatırlayacaksınız. Ve ben işimi Allah'a havale ediyorum. Şüphesiz ki Allah o kulları en iyi görücüdür" dedi.

45- Böylece Allah onu, onların kurdukları şeylerin kötülüklerinden korudu ve Firavun'un hanedanını ise o azabın kötüsü kuşattı.

46- (O da) ateştir, onlar sabah ve akşam (sürekli olarak) onun üzerine sunulacaklar. Ve o anın ayağa kalkacağı gün: "Firavun'un hanedanını o azabın en çetinine girdirin" (denilecektir).*

*Bu ayet bilindiği gibi Kabir azabı konusuna delil olarak getirilmektedir. Oysa Kur'an birçok ayette, kabirlerinden kalkanların ölüm ile yeniden dirilişleri arasında geçen süreden haberleri bile olmadığından bahseder. Mü'imin s. 46. ayetinin son iki cümlesini takdim tehir yöntemi ile okuduğumuz zaman daha net anlaşılacaktır. "Ve o anın ayağa kalkacağı gün: "Firavun'un hanedanını o azabın en çetinine girdirin" (denilecek). Onlar sabah ve akşam (sürekli olarak) onun üzerine sunulacaklardır."

47- Ve o zaman ki onlar o ateşin içinde birbirleriyle tartışacaklar da o zayıflar büyüklük taslamış olan kimselere: "Şüphesiz ki biz sizi izleyen idik, şimdi siz bizden o ateşten (küçük) bir hisseyi dahi ihtiyaçsız kılanlar mısınız?" diyecektir.

48- Büyüklük taslamış olan kimseler ise: "Şüphesiz ki hepimiz onun içindeyiz, Şüphesiz ki Allah o kulların arasında kesinlikle karar vermiştir" demiştir.

49- Ve o ateşin içindeki kimseler cehennemin görevlilerine: "Siz, Efendinizi çağırın da O, o azaptan bir güncük bizden hafifletsin" demiştir.

50- Onlar: "Oysa sizin elçilerimiz size o apaçık belgeleri getirmiş değil miydi?" demişlerdir. Onlar: "Evet öyledir" demişlerdir. Onlar da: "O halde siz çağrı yapın. Ve o gerçeği örtücülerin çağrısı ise bir sapkınlık içinde olmaktan başkası değildir" demişlerdir.

51- Şüphesiz ki biz, elçilerimize ve inanmış olan kimselere o yakın yaşamda ve o tanıkların ayağa kalkacağı günde kesinlikle yardım edeceğiz.

52- O gün o haksızlık yapanlara onların gerekçeleri fayda vermeyecek ve o dışlama onlar içindir ve o yurdun kötüsü de onlar içindir.

53- 54- Ve ant olsun ki biz, Musa'ya o doğruya ileteni verdik ve Yakub'un oğullarını, o saf aklın sahipleri için bir doğruya ileten ve bir hatırlatma olan o kitaba mirasçı yaptık.

55- O halde sen de (zorluklara karşı) direnç göster. Şüphesiz ki Allah'ın söz vermesi bir gerçektir. Ve sen de kendi peşine takılı suçun için bağışlama iste ve o akşam karanlığı ve o gündüzün erken vakti Efendini övgü ile tesbih et. 

56- Şüphesiz ki o kimseler kendilerine gelmiş hiçbir yetki olmaksızın Allah'ın delilleri hakkında söz dalaşı yapıyorlar, bir büyüklük (kompleksin) den başkası onların göğüslerinde başkası yoktur ki onlar ona (hiçbir zaman) ulaşıcı değillerdir. öyleyse sen Allah'a sığın. Şüphesiz ki O, en iyi işiticinin, en iyi görücünün ta kendisidir.

57- Elbette ki o göklerin ve o yerin yaratılışı, o insanların yaratılışından daha büyüktür, fakat hakikat şu ki o insanların tamamı (bunu) bilmezler.

58- Ve o kör ve o gören denk olmuyor ve inanmış ve o düzgün işleri işlemiş olan kimseler ve o kötülük yapan da (denk olmuyor). Siz pek az olsun hatırlamıyorsunuz.

59- Şüphesiz ki o an kesinlikle gelicidir ki onda hiçbir kuşku yoktur. Fakat hakikat şu ki o (inkarcı) insanların tamamı (buna) inanmazlar.

60- Ve sizin Efendiniz: "Siz beni çağırın ki bende size cevap vereyim. Şüphesiz ki o kimseler bana kulluk etmekten büyüklük taslıyorlar, onlar cehenneme boyun bükenler olarak gireceklerdir" demiştir.

61- Allah O ki, o geceyi siz onun içinde dinginleşesiniz diye ve o gündüzü de görülen olarak sizin için yaptı. Şüphesiz ki Allah o insanların üzerine kesinlikle bir lütfun sahibidir, fakat hakikat şu ki o (inkarcı) insanların tamamı (buna) şükretmezler.

62- Bu, Allah'tır sizin Efendinizdir, her şeyin yaratıcısıdır. O'ndan başka hiçbir tanrı yoktur.  Böyle iken siz nasıl ters yüz ediliyorsunuz?

63- Allah'ın delillerini ısrarla reddetmekte olan kimseler işte böyle ters yüz ediliyor.

64- Allah O ki, o yeri bir sabitlik olarak ve o göğü de bir bina (tavan) olarak sizin için yaptı ve sizi şekillendirdi de sizin şekillerinizi iyileştirdi ve size o temizlerden rızık verdi. Bu Allah'tır sizin Efendinizdir. O halde o tüm insanların Efendisi Allah, bereketi sonsuzdur.

65- O, yaşayandır. O'ndan başka hiçbir tanrı yoktur, o halde siz de O'nu, o yükümlülüğü O'na özgüleyenler olarak çağırın. O övgü, o tüm insanların efendisi Allah'adır.

66- De ki: "Şüphesiz ki ben, o apaçık belgeler benim Efendimden bana geldiğinde, sizin Allah'ın berisinden kulluk etmekte olduğu şeylere kulluk etmekten vazgeçirildim ve o tüm insanların Efendisine teslim olmakla buyuruldum."

67-  O ki, sizi bir topraktan, sonra bir döllenmiş hücreden, sonra (rahme) asılan bir embriyodan yarattı, sonra O sizi bir bebek olarak çıkarıyor ki sonra siz en çetinliğine ulaşasınız sonra siz ihtiyarlar olasınız. Ve içinizden kiminin ömürleri önceden tamamlanıyor ki siz bir adlanmış süreye ulaşasınız ve bağlantı kurasınız.

68- O ki, yaşatır ve öldürür. Artık O bir işe karar verdiği zaman, ona ancak ve ancak "Ol" der, o da hemen oluverir.

69- Sen görmedin mi o kimseleri ki onlar Allah'ın delilleri hakkında söz dalaşı yapıyorlar? Onlar nasıl da çevriliyorlar?

70- Onlar öyle kimselerdir ki, o kitabı ve o şeyleri ki elçilerimizi onunla gönderdiğimizi yalanlamışlardır. Artık onlar ileride bilecekler.

71- 72- O vakit o (demirden) bağlar ve o zincirler onların boyunlarındadır. Onlar kaynar suda (öylece) sürüklenecekler, sonra o ateşte kaynatılacaklar.

73- 74- Sonra onlara: "Sizin Allah'ın berisinden ortak koşmakta olduğunuz şeyler nerede?" denilmiştir. Onlar da: "Bizden saptılar, hayır biz önceden hiçbir şeyi çağırmıyor idik" demişlerdir. Allah o gerçeği örtücüleri böyle saptırır.

75- 76- (Onlara): "Bu, sizin hiçbir haklı gerekçeniz olmaksızın o yerde seviniyor olmanız nedeniyle ve sizin çalımlanarak yürümekte olmanız nedeniyledir. Siz, cehennemin kapılarına onun içinde sürekli kalıcılar olarak girin" (denilmiştir). Artık ne kötüdür o büyüklenenlerin barınağı.

77- O halde sen (zorluklara karşı) direnç göster. Şüphesiz ki Allah'ın söz vermesi bir gerçektir. Şimdi eğer biz sana, bizim onlara söz vermekte olduğumuz şeyin bir kısmını göstersek de veya senin ömrünü tamamlasak da, artık onlar yalnızca bize döneceklerdir.

78- Ve ant olsun ki biz senden önce elçiler gönderdik, biz içlerinden kimini sana anlattık ve biz içlerinden kimini de sana anlatmadık. Allah'ın onayı olmadıkça (gözle görülen) bir delil getirmesi bir elçi için olmamıştır. Artık Allah'ın buyruğu geldiği zaman, (o buyruk) o gerçekle yerine getirilir ve o geçersizciler işte o anda ziyan eder.

79- Allah O ki, o gönenç sağlayan hayvanları, onlardan bir kısmına binesiniz diye sizin için oluşturdu ve siz onlardan kısmını da yiyorsunuz.

80- Ve onlarda faydalar ve onların üzerinde göğüslerinizdeki bir gereksinmeye ulaşmanız sizin içindir. Ve siz onların üzerinde ve o gemilerin üzerinde taşınıyorsunuz.

81- Ve O size kendisinin delillerini gösteriyor. Öyleyse siz Allah'ın hangi (gözle görülen) delillerini garipsiyorsunuz?

82- Şimdi onlar, o yerde yürümediler mi ki kendilerinden önceki kimselerin sonu nasıl olmuş baksınlar? Onlar, kuvvet bakımından ve eser bakımından kendilerinden (Mekke'lilerden) daha çoktu. Buna rağmen onların kazanmakta oldukları şeyler onlardan bir ihtiyacı gidermedi.

83- Ne zaman ki onların elçileri, onlara o apaçık belgeleri getirdi, onlar kendilerinin yanındaki o bilgiden dolayı sevindiler ve o şey onları sarıverdi ki onlar onunla alay etmekte idiler.

84- Ne zaman ki onlar, bizim baskınımızı gördüler: "Biz Allah'a O tek olarak inandık ve o şeyi (ret edip) örttük ki biz kendisiyle (O'na) ortak koşanlar idik" dediler.

85- Onlar bizim baskınımızı gördüklerinde onların inanmaları onlara fayda verir olmadı. (Bu), Allah'ın yasasıdır ki kendisinin kulları hakkında gelip geçmiştir. Ve o gerçeği örtücüler işte o anda ziyan etmiştir.


8 Kasım 2025 Cumartesi

Narsist ve Bağnaz Duyguları Din Üzerinden Tatmin Etmeye Çalışmak

 Bugün kendisini İslam'a ve Müslümanlığa nisbet eden bir çok kimsenin birbirleri ile birçok konuda anlaşamadığı, fikir ayrılığı içinde olduğu bir gerçektir. Bu durumun elbette birçok sebepleri bulunmaktadır.  Biz, bu durumun sebeplerini sadece kişilik sorunu üzerinden irdelemeye çalışacağız. 

Müslümanların fikir ayrılığı içinde olmasının bir çok sebebi olmasına rağmen, biz bu durumu bir kişilik bozukluğu olan "Narsistlik" ve "Bağnazlık" üzerinden değerlendirmeye çalışacağız.

İnternet ortamında arama motoruna "Narsistlik nedir?" diye bir soru sorsanız alacağınız cevaplardan biri aşağıdadır. 

-----Narsistik kişilik bozukluğu, insanların mantıksız derecede yüksek bir kendi önem duygusuna sahip olduğu bir ruh sağlığı durumudur. Çok fazla ilgiye ihtiyaç duyarlar ve bunu ararlar. Tüm insanların kendilerine hayran olmasını isterler. Bu bozukluğa sahip kişiler, başkalarının duygularını anlama veya önemseme yeteneğinden yoksun olabilir. Ancak bu aşırı özgüven maskesinin ardında, öz değerlerinden emin değildirler. En ufak bir eleştiriden kolayca rahatsız olurlar.

Maalesef kendisini İslam'a ve Müslümanlığa nisbet eden bazı kimselerde bu kişilik bozukluğuna rastlamaktayız. Nasıl mı?

Kendisini öne çıkarmak ve insanların gözünde önemli bir konuma sahip olma hastalığına sahip olan kişiler bu duygularını bir cemaat sahibi olmak üzerinden tatmin etmeye gayret ettiklerini görmekteyiz.

                                                         Kör satıcının kör alıcısı olur.

Bugün İslam dünyasındaki din konusundaki cehaletin had safhada olduğu aşikardır. Bu cehaletten nemalanmak isteyen açıkgöz din simsarları kendilerini bir şekilde öne çıkararak, cahil insanları kendilerine bağlamakta, onları kendi etrafında toplayarak dini bir oluşum meydana getirmektedir.

Bunları yaparken kendilerinde çok büyük ilmi ve fikri faziletler olduğu yönünde göz boyamalarla insanları aldatmaktadırlar. Din konusunda zır cahil olan bu aldanan insanlar, bağlandıkları kişinin kendilerine göre din konusunda son derece bilgili!! olduğunu gördüklerinde onu neredeyse ilah konumuna getirerek farkında olmadan "Şirk" batağına saplanmaktadırlar. Bu konuda kendilerini ikaz edenleri ise kesinlikle ret etmekte oldukları da malumdur. Bu durumu bağnazlıkla ilgili olarak işlemeye çalışacağız.

"Türkiye'de dini hayat kliniklerde tedavi görmesi gereken din manyakları tarafından ele geçirilmiştir." (Atasoy Müftüoğlu)

Atasoy ağabeyin bu tesbiti sadece Türkiye ile sınırlı değildir. Özellikle tarikatçı kesime bakıldığında, bu tarikatların başındakilerin veya onlara mensup bazı kimselerin din adına anlattığı menkıbelerin aklı başında bir insanın ağzından çıkması mümkün olmayan sözler ve meydana gelmesi imkansız olaylar olduğu her aklı selim sahibi kişinin malumudur.

Bunları söyleyen kişiler ise kendilerini dinleyen insanlar üzerinde öyle bir etkiye sahiplerdir ki, "Alem buysa kral benim" edasında tavırlar sergileyerek karşısısındaki insanları sihirlemekte, zaten bu duruma baştan gönüllü olanlar da anında sihirlenmektedirler.

Bu tiplerin önce psikiyatrik açıdan incelemeye tabi tutmak gerektiğini düşünmekteyiz. Çünkü içlerinde olan narsist duyguları tatmin etmenin yolunu din kapısında bulmuşlar, bu yollar hem manevi olarak duygularını tatmin etmekteler hem de maddi olarak nemalanmaktadırlar.

Narsist duygulara sahip olan kesim sadece tarikatlar içinde değil, kendisini "Kur'anMüslümanı" olarak takdim eden bazı kimselerde de narsist türden duygulara sahip olduklarını görmekteyiz. Şöyle ki;

                                    "1500 senedir kimsenin bulamadığını ben buldum"

Bu ifadeleri sözlü olarak kullanmamalarına rağmen, fiili olarak kullanan ve Kur'an üzerinden akla ziyan çıkarımlarda bulunan kimselerin olduğu da gözden kaçmayan bir gerçektir. Elbette Kur'an hakkında konuşma yapma hakkını kimseye sınırlayacak değiliz, ancak bu kitap kimsenin narsist duygularını tatmin etme aracı da olamaz.

Kur'an hakkında bir çıkarım yapabilirsiniz, bu yaptığınız çıkarım doğru olabilir, yanlış da olabilir hatta akıllara zarar bir çıkarım da olabilir. Fakat yaptığınız çıkarım sonucunda "İşte en doğrusu bu dur, bunu ötesindeki çıkarımlar hepsi yanlıştır" diye bir söz sarfettiğinizde bu cahillikten öte bir kişilik bozukluğunun göstergesi olacaktır.

1500 yıldır Kur'an hakkında doğru veya yanlış bir çok söz söylenmiştir, bundan sonra da söylenecektir. Ancak söz söyleyecek kişinin hakkında konuştuğu kitabı iyi tanıması anlaması ve ondan sonra konuşmaya cesaret etmesini beklemek hakkımızdır.

Meal okumanın çoğalması ile başlayan meal sorgulama konusu bazı narsist kimseler tarafında istismar edilerek kendi kişilik bozukluklarının tatmin aracı olduğunu söyleyebiliriz.

                                            "Bütün mealler hatalı benim mealim hariç"

Meallerde hata konusu Kur'an okuyanların gündeminde önemli bir yer tuttuğu yadsınamaz bir gerçektir. Ancak bütün mealleri bir kalemde silip atmak hatanın ötesinde sıkıntılı bir durumdur. Bu söylemi dillendiren insanların bir kısmına baktığımızda kendilerinin yaptığı ve doğru olduğu mealin bu olduğunu ifade ettikleri ayet mealleri, yanlış olduğunu iddia ettikleri ayet meallerine rahmet okutturacak derece hatalı ve hatanın ötedinde tahrif unsurları taşımaktadır.

"1500 yıldır bu söylenmemiş bunu da ben söyleyeyim tamam olsun" dercesine söylemler üretmek kişilik bozukluğunun göstergesinden başka bir şey değildir. 

Ayrıca konuları tartışmaya açma ve onlar üzerinde konuşabilme yeteneğinde de başarılı olduğumuz pek söylenemez.

Kişi yüzde yüz doğru olduğunu iddia ettiği bir konu hakkında, eğer bu konunun karşı bir muhalifi varsa onun haklılık payı yüzde elliye düşecektir. Neden mi?

Kişi eğer bu düşüncesini karşı tarafla konuşmak istiyorsa, karşı tarafa katılmasa da ona da bir haklılık payı bırakmalıdır ki karşılıklı konuşma imkanı olsun. Eğer kişi sadece ben haklıyım tarzında bir yaklaşım ile karşı tarafı dışlayacak olursa, kendisini de dinleyen çıkmayacak, bu sefer karşı tarafla herhangi bir iletişim imkanı da kalmayacaktır.

Biz karşımızdaki düşüncenin yanlış olduğu kanaatinde olsak bile kendimizin tezinin dinlenmesi için, karşı tarafı da  dinlemek zorunda olduğumuzu unutmayan bir yaklaşım tarzı sergilemek zorundayız. Aksi takdirde "Kargadan başka kuş tanımam" üslubu ile yapılan bir yaklaşım, kişilik bozukluğunun bir yansıması olacaktır.

Bu konuda elbette söylenebilecek birçok söz ve konu vardır, bir de en büyük hastalığımız olan bağnazlık üzerinde durmak istiyoruz.

Müslüman olarak çoğumuz sahip olduğumuz düşüncenin tek doğru olduğu bunun dışında herhangi bir doğru olmadığı, bizim doğrularımız dışında bir düşünce sahibi olmanın saf dışı edilme dini literatürü kullanacak olursak tekfir edilme sebebbi olarak görmekteyiz.

Şurası bir gerçektir ki, dini anlamda herhangi bir ihtilafın mercii Kur'an olmalıdır. İhtilaflar bu kitabın aydınlığında çözülmeli ve herkes bu kitabın hükmüne teslim olmalıdır. Bu konu da ayrı bir sıkıntı kaynağı olmakla birlikte bu yazının konusu değildir.

Narsistlik olarak ortaya çıkan kişilik bozukluğu daha sınırlı sayıdaki kimselerde olmasına rağmen, Bağnazlık olarak ortaya çıkan kişilik bozukluğu daha geniş sayıdaki kimselerde görülmektedir.

Narsistlik daha akıllı!! kimselerde ortaya çıkan bir bozukluk olmasına rağmen, bağnazlık kıt akıllı kimselerde, yani aklını narsistlere kiralayanlarda ortaya çıkan bir bozukluktur.

Bağnaz kimselerde beyin denilen düşünme organı, narsistlere kiraya verildiği için o narsistler o bağnazların yerine düşünmekte, o bağnazlara ise sadece o söylenileni bilinçsizce savunmak düşmektedir. 

Tabi bunu din adına yaptıkları için uhrevi bir karşılığı da olduğunu zannederek bu işlerini daha bir aşkla ve şevkle yapmaktadırlar.

Narsistlik ve Bağnazlık ortaya çıkan bozukluk, kişinin bazı duygularını tatmin aracıdır. Bizim ilgi alanımız dini konular olduğu için, biz bu alanda böyle kişilik bozukluklarına sahip olan kimselere dikkat çekmeye çalışıyoruz. Diğer alanlarda bu tür kişilik bozukluğuna sahip insanların olduğu malumdur.

Bu durum tedavi gerektiren bir konu olmasına rağmen maalesef, hiç kimse bunun bir hastalık olduğunu bile farketmeden ortalıkta dolaşmaktadır. 

Peki böyle durumda olan insanlarla karşılaştığımız zaman yapmamız gereken nedir?

--- Furkan s. 63 - Ve Rahman'ın kulları o kimselerdir ki o yerin üzerinde alçak gönüllü olarak yürürler ve o düşüncesizler onlara söz söylediği zaman, "Selam" derler.

Bu konuda örnek verilebilecek birçok ayet bulunmaktadır. Eğer biz de karşımızdaki gibi aynı bozukluğa sahip değilsek yapılacak en doğru davranış Furkan s. 63. ayeti olmalıdır.

Bunun tersi bir davranış iki inatçı keçinin bir köprüde toslaşmasından başka bir şey olmayacak neticede her iki keçi dereye düşecektir.


7 Ekim 2025 Salı

Kur'an'da Eti Pişirerek Yemek Var mı? (Kur'an'da Namazı Bulamayanlara)

Son yıllarda Kur'an üzerine kafa yoran bazı kimselerin, biz insanlık ailesi olarak sanki dün yeryüzüne indirilmiş ve bize Allah (c.c.) tarafından da bir kitap verilmiş ve bu kitaptaki bazı emir ve nehiyler konusunda önceden hiçbir bilgi birikimine sahip değilmişiz gibi kitabı okuma eylemi içinde olduklarına şahit olmaktayız.

Özellikle ritüel olarak bildiğimiz namaz, hacc, oruç gibi kulluk ameliyelerinin Kur'an'da olmadığı iddia edilmekte ve bunlarla ilgili ayetler bin dereden su getirilerek tevil edilmekte, sonuçta "Bakın Kur'an'da namaz, hacc, oruç yok" denilerek işin içinden çıkılmaktadır. Hatta daha ileri gidilerek namaz adı bildiğimiz ibadetin müşrik adeti olduğu bile iddia edilmektedir.

Bu iddiada bulunanlar aslında bir noktada haklı sayılabilir. Nasıl mı?

Çünkü namaz içinde yapılan kıyam, rüku, secde gibi ameliyeler insanlığın ortak paydasıdır. Yani insanlar tanrı olarak kutsadıkları varlıklara olan tazimlerini bu şekiller ile yerine getirmektedirler. Bir hindu, tanrı olarak bildiği şeye kulluğunu ona secde ederek gösterirken, bir Müslüman ise tanrı olarak bildiği Allah (c.c.) ye karşı olan kulluğunu ona secde ederek gösterir.

Burada secde eyleminin ilk olarak müşriklerden çıktığı, Müslümanların da bunu onlardan sahiplendiği anlaşılmasın. Allah (c.c) bize kitabında insanların tek bir toplum olduğu yani fıtri melekelere sahip olarak yaratıldığı, sonradan bu melekelerin bazılarında kaybolarak şirke dönüştüğünü bildirir.

Yani insanda aslonan Allah'a kulluktur, şirk ise arızi bir durumdur. İnsanlık fıtri melekelerini kullanarak Allah'a secde ederken, zaman içinde bazıları bunu unutup secdelerini başka tanrılara yapmış, ortak adı "EZZİKR" olan tarih boyunca elçilerle gönderilen kitaplar bunu hatırlatmak amacı ile gönderilmiştir.

Bizim asıl amacımız Kur'an'da namazı ispat değildir. Amacımız Kur'an'ın binlerce yıllık insanlık bilgi birikimine sahip bir topluma indiğinden hareketle Hacc s. 36. ayetinden bir örnekleme yapmaya çalışmaktır.

Hacc s. 36- Ve o iri bedenli develer, biz onları da sizin için Allah'ın farkındalıklarından olarak yaptık. Onlardaki hayır sizin içindir. (Kesim için) saflar halinde oldukları zaman, onların üzerine Allah'ın ismini hatırlayın. Yanları üzeri düşüp kımıldamadıkları zaman, artık onlardan yeyin ve o tok gözlüye de ve aç gözlüye de yedirin. İşte böylece şükretmeniz için onları size boyun eğdirdik.

Yukarıdaki ayet çevirisi hayvan kesiminin nasıl yapılacağı hakkındadır. Şimdi biz eğer daha önceden et yemek konusunda hiçbir bilgi birkimimiz yok ve bu et yemeyi Kur'an'a göre yapacak olursak, bu etin pişirilmeden yenmesi gerektiğini iddia edebiliriz.

Çünkü ayet, kesim bittiği zaman onlardan yemeyi emretmektedir. Ayette kestikten sonra pişirerek yeyin şeklinde bir emir bulunmamaktadır. Hatta Kur'an'ın herhangi bir yerinde kesilen hayvanın etinin pişirilerek yenmesi ile ilgili bir ayet bulunmamaktadır.

Ama hiçbir alklı selim sahibi kimse "Kur'an'da etin pişirilerek yenmesi hakkında ayet yoktur, etin çiğ olarak yenmesi gerekir, onun için eti pişirerek yemek müşriklerin adetidir" şeklinde bir söz de sarfetmez.

Neden sarfetmez?

Çünkü etin pişirilerek yenmesi insanlığın binlerce yıllık bilgi birikiminin getirdiği bir ameliyedir. Aslonan etin pişmiş olarak yenmesidir, etin çiğ olarak yenmesi şeklinde bir eylem ortaya koyan kimse sıradışı bir iş yapmış olarak görülür.

Şimdi, etin nasıl yeneceğini Kur'an'dan bulmaya çalışan bir kimse bu ayeti gördüğü zaman Kur'an'a uymak adına yapması gereken şey hayvan kesildikten sonra onu hemen yemesi yani pişirmeden yemesidir. Eğer Kur'an'da etin nasıl yeneceğini arayan bir kimseyse eti pişirerek yemesi Kur'an'a uymaMAsı anlamına gelecektir.

Burada hemen haklı olarak "Etin nasıl yeneceğini de mi Kur'an'a bakacağız?" itirazı gelecektir.

Elbette bizim böyle bir iddiamız yoktur. Bizim kastımız bazı kimselerin Kur'an'a bakış açısındaki sakatlığa dikkat çekmektir.

Kur'an'ın namaz hocası kitapları gibi detaylı bir namaz anlatımında bulunması gerektiği iddiasında bulunarak, bu detayları bulamadıkları için "Kur'an'da namaz yoktur" iddiasında bulunanlar, Kur'an'da etin nasıl yeneceği hakkında bilgi olmamasına rağmen, onu pişirerek yemektedirler.

Kur'an namazın şeklinden çok, ruhuna vurgu yapmıştır. Çünkü şekli olarak öteden beri müşrikler tarafından uygulanan bir eylemdir. Putlara karşı kılınan namaz şirk eylemi olup, putlardan temizlenerek kılınan namaz ise bir tevhid eylemidir.

Şimdi tekrar sorarız;

Kur'an'da nasıl namaz kılınacağını bulamayanlar, kesilen hayvanın etini nasıl yiyorlar?


29 Ağustos 2025 Cuma

Asr Suresi ve Hakkı ve Sabrı Tavsiye Etme Görevimiz

Asr suresini okuduğumuz zaman, insanın hakkı ve sabrı birbirine tavsiye ederek zarardan kurtulabileceğinin bizlere beyan edildiğini görmekteyiz.

Peki bir inanan olarak bu surenin beyanını bugün hayata nasıl yansıtabiliriz?

Bu sorunun cevabını bu yazının yazıldığı günlerde Konya'da bir doktorun bir hastasını açık giyiminden dolayı "Teşhirci" olduğu gerekçesi ile muayene etmemesi üzerinden yürüyen tartışmaları merkeze alarak vermeye çalışacağız.

Bu olayın karşı mahalle çocukları tarafından nasıl görüldüğü bu yazının konusu değildir. Çünkü karşı mahalleye göre o doktor gerici bir yobaz olduğu için böyle bir tepki vermiştir. 

Biz bu olay üzerinden İslami hassasiyet gerektiren konularda bir inanan olarak nasıl bir bakış açısı sergilemek gerektiği üzerinde düşünmeye çalışacağız.

Konu hakkında yazılanlara baktığımızda İslami cenahın bu noktada farklı tutumlar sergilediğini görmekteyiz.

1- Doktorun hastasının muayene etmeyi ret etmesinin doğru olduğunu savunan taraf.

2- Doktorun hastasının muayene etmeyi ret etmesinin yanlış olduğunu savunan taraf.

3- "Size ne kardeşim nasıl giyinirse giyinsin alemin giyiminden size ne" diyen taraf.

Bizim bu konudaki kanaatimiz şu dur; Bir doktor her ne kadar hasta seçimi hakkı olduğunu iddia etse de, bir kişinin giyiminin uygun olmadığı gerekçesi ile onu muayene etmeyi ret etmesi doğru değildir.

Dün baş örtüsünden dolayı haksızlığa uğrayan insanların haklarını savunurken kullandığımız argümanları unutarak, bugün açık giyimli bir bayanın uğradığı durumu alkışlamamız hakkaniyete uygun değildir.

Sayın doktorun hassasiyetini bu noktada doğru görüyor, fakat hastasına karşı yaptığı muameleyi doğru bulmuyoruz.

Bunu söylerken 3. şıktaki tarafta olmadığımız bilinmelidir. Sayın doktor eğer kendisine gelen o hastanın giyim tarzının hoş olmadığını uygun bir dille söylemiş olsaydı, daha doğru bir iş yapmış olacağını düşünüyoruz.

"Hastanın giyiminden doktora ne" diyen olabilir. Fakat İslami hassasiyetii olan bir kişi inancı açısından yanlış bulduğu bir şeyi karşı tarafa uygun bir dille uyararak aktarmak durumundadır.

İşte zurnanın zırt dediği yer burasıdır. İnsanların yaşam tarzına karışmak kimin haddinedir?

Bu olay bizlere göstermektedir ki, inanan insanlar olarak toplumun İslami değerlere olan saygısızlığı bizleri gerçekten rahatsız etmektedir ve bu rahatsızlığımızı nasıl dile getirmemiz gerektiği asıl konuşulması gereken noktadır.

Öncelikle şunu ifade etmek isteriz ki; Toplumda İslami değerlere uygun olmayan bir durum görüldüğü zaman bizim inanç değerlerimiz, bu duruma tepki verilmesi gerektiğini söyler. Bu tepkinin nasıl ve ne şekilde verilmesi gerektiği önemlidir. 

Bu tepki elbette incitici dil ve şiddet ile verilmeyecektir.

İnandığımızı iddia ettiğimiz kitap, her konuda olduğu gibi bizlere bu konuda da yol göstericidir.

Kimsenin inandığı değerlere küfür ve hakaret etmeyeceğiz ki onlar da bizim inandığımız değerlere küfür ve hakaret etmesinler. (Enam s. 108. ayet)

Bir kimsenin inandığı değerlere hakaret ederek o kimsenin inancını terk ettiği görülmüş değildir, aksine o kişi inancına daha da sıkı sarılacaktır.

Bugün toplulumuzun büyük bir kesimi İslami değerleri baz alarak ona göre bir yaşam tarzı belirlemediği, hatta İslami değerlere aleni bir şekilde karşı olduğunu beyan ederek bu değerlere ters ne varsa yapıp inkarcılığını alenileştirme eğiliminde olduğu için, bizim inandığımız değerler üzerinden onları eleştirmemiz toplumda bir sıkıntıya neden olmaktadır. Bu sıkıntı bizim susmamızı ve yanlışlara karşı tepki vermememizi elbette gerektirmez.

Toplumdaki insanların yargı değerlerinin farklı olması bu durumu ortaya çıkarmaktadır. Bizim için yanlış olan bir yaşam tarzı onlar için gayet normal olup, buna müdahele edilmesi onlar için yanlıştır.

Yaşadığımız toplumda durum maalesef bu şekildedir.

Bizler elbette "Ne halleri varsa görsünler" diyerek bir kenara çekilecek değiliz.

Herkesini inancını ve yaşamını ona göre belirlediği bir ideolojisi vardır ve yaşamını bu çizgide sürdürmektedir.

Bizim kimseye şirin görünmek için değerlerimizden taviz vermek gibi durumumuz asla söz konusu değildir. Fakat içimizde bu noktaya gelmiş insanların olması maalesef üzücü bir durumdur.

Bazı bayanların açıklık sınırlarını zorlar şekilde olan giyim(sizlik) tarzı, gerçekten rahatsızlık vericidir. Bu rahatsızlığı önlemek polisiye tedbirlerle de mümkün değildir.

Bizler Asr suresi gereği hakkı ve sabrı tavsiye etmeye her zaman devam edeceğiz. Araf suresi 161. 166. ayetler arasında anlatılan deniz kıyısında yaşayan bir toplumun helak edilişi bizler için bu noktada önemli bir beyandır.

O kıssaya baktığımızda toplumun 3 kısma ayrıldığı görülmektedir. 1- Yasağa riayet etmeyenler. 2- Yasağa riayet edenler ve etmeyenleri uyaranlar. 3- Neme lazımcı olanlar. 

1. ve 3. gurupta olanların helak edildiğinin bizlere beyan edilmiş olması yasağa riayet etmemenin ve neme lazımcılığın yanlış bir tutum olduğunun anlaşılmasıdır. İçimizde olan neme lazımcılar ve müdaheneciler bize bir ayak bağından başka birşey değildir.

Toplumdaki gidişatın yanlış olduğunu bu durumun insanlara açıkça söylenmesi bizim inancımızın bir gereği ve inananlar olarak vazifemizdir. İçimizden ve dışımızdan buna engel olmaya çalışanlar elbette olacaktır.

İnananlar olarak her konuda ayrışmayı başardağımız gibi toplumdaki yanlışlara tepki verilecek mi yoksa verilmeyecek mi noktasında da ayrışmayı başardığımız bu olay üzerinden anlaşılmaktadır.

Tekrar ediyoruz, biz inandığımız değerleri kitaba uygun bir yolla anlatmaya devam edeceğiz, başkaları da karşı çıkmaya devam edecek. İnsanlar karşı çıkıyor diye susacak veya aman onları kırmayalım incitmeyelim diye onların hoşuna gidecek tavırlar içinde asla olmayacağız. 

Neticede herkes inandığının ve yaşadığının hesabını verecektir. 


24 Temmuz 2025 Perşembe

ZÜMER SURESİ ÇEVİRİSİ

1- Kitabın indirilmesi, mutlak güçlü, mutlak bilge Allah'tandır.

2- Şüphesiz ki biz o kitabı sana o gerçekle indirdik, o halde sen de o yükümlülüğü Allah'a özgüleyerek O'na kulluk et.

3- Dikkat edin, o katışıksız yükümlülük Allah'ındır. Ve o kimseler ki O'nun berisinden bir takım yakınlar edinmişlerdir, onlar: "Biz onlara, Allah'a bir yakınlıkla bizi yaklaştırmalarından başka (bir nedenle) kulluk etmiyoruz" (diyorlar). Şüphesiz ki Allah o şeyde karar verecektir, ki onlar onun hakkında aykırılığa düşmektedirler. Şüphesiz ki Allah, o kimseyi doğruya iletmez ki o, yalancıdır, nankördür.

4- Eğer Allah bir çocuk edinmek isteseydi, yaratmakta olduğu şeyden dileyeceği şeyi kesinlikle seçerdi. O, münezzehtir. O, tek o ezici güç sahibi Allah'tır.

5- O, o gökleri ve o yeri gerçekle yarattı. O, o geceyi o gündüzün üzerine sarıyor ve o gündüzü de o gecenin üzerine sarıyor ve o güneşi ve o ayı boyun eğdirmiştir. Her biri bir isimlenmiş süre için akmaktadır. Dikkat edin O, mutlak güçlüdür, çok bağışlayıcıdır.

6- O, sizi bir tek benlikten yarattı, sonra ondan da onun eşini meydana getirdi ve o gönenç sağlayan hayvanlardan sekiz eşi sizin için ikram etti. O sizi, sizin annelerinizin karınlarında üç karanlık içindeki bir yaratışın ardından bir yaratışla yaratıyor. Bu, Allah'tır sizin Efendinizdir. O hükümranlık O'nundur. O'ndan başka hiçbir tanrı yoktur. Böyle iken siz nasıl çevriliyorsunuz?

7- Eğer siz gerçeği örterseniz, artık şüphesiz ki Allah sizden ihtiyaçsızdır ve O, kendisinin kulları için o gerçeği örtmeye hoşnut olmaz. Ve eğer siz şükrederseniz O, ona sizin için hoşnut olur. Ve hiçbir günah yüklenici diğerinin günah yükünü yüklenmez. Sonra sizin dönüş yeriniz kendi Efendinizedir, artık O sizin işlemekte olduğunuz şeyleri size haberlendirecektir. Şüphesiz ki O, o göğüslerin sahip olduğunu en iyi bilicidir.

8- Ve o insana bir zarar dokunduğu zaman o, kendisinin Efendisini yalnızca O'na içtenlikle yönelerek çağırır, sonra O onu(n durumunu) kendisinden bir gönençle değiştirdiği zaman ise o, önceden O'nu çağırmakta olduğu şeyi unutur ve Allah'a benzerler edinir ki (başkalarını da) O'nun yolundan saptırsın. Sen de ki: "Sen, gerçeği örtmenle pek az yararlan. Şüphesiz ki sen o oteşin arkadaşlarındansın."

9- Yoksa o kimse ki kendisi o sonraki (yaşamın) sakınmasıyla o gecenin vakitlerinde boyun eğici olarak ve ayakta durucu olarak gönülden bağlanandır ve kendisinin Efendisinin şefkatini bekler. (Bununla ateşin arkadaşları denk olur mu)? Sen de ki: "Bilir kimseler ve bilmez kimseler denk midir?" Ancak ve ancak o saf aklın sahipleri hatırlar.

10- Sen de ki: "(Allah size şöyle buyuruyor.) Ey benim inanmış olan kullarım, siz Efendinize karşı korunun. Bir iyilik, o yakın (yaşam) da iyilik etmiş olan kimseler içindir. Ve Allah'ın yeri kapsayıcıdır. Ancak ve ancak o direnç gösterenenlere onların ödülleri hiçbir kısıtlama olmaksızın tastamam verilecektir." 

11- 12- Sen de ki: "Şüphesiz ki ben Allah'a o yükümlülüğü O'na özgüleyerek kulluk etmekle buyuruldum. Ve ben o teslim olanların ilki olmak için de buyuruldum."

13- Sen de ki: "Eğer ben Efendime baş kaldırırsam, şüphesiz ki çok büyük gün azabından kaygılanırım."

14- 15- Sen de ki: "Ben yükümlülüğümü Allah'a özgüleyerek O'na kulluk ediyorum. Artık siz de O'nun berisinden dilediğiniz şeye kulluk edin." De ki: "Şüphesiz ki o ziyan edenler o kimselerdir ki, onlar o kalkışın günü kendi benliklerini ve kendi mensuplarını ziyana sokmuşlardır. Dikkat edin bu, o apaçık ziyanın ta kendisidir."

16- Onların üstünden o ateşten gölgeler ve onların altından da (o ateşten) gölgeler, kendileri içindir. Bu, Allah'ın kendisinin kullarını onunla kaygılandırdığıdır. Ey benim kullarım, o halde siz benden korunun.

17- Ve onlar öyle kimselerdir ki o taşkınlık yapanlardan (Tağutlardan) onlara kulluk etmekten uzak durdular ve Allah'a içtenlikle yöneldiler, o müjde onlar içindir. Öyleyse sen benim kullarımı müjdele.

18- Onlar öye kimselerdir ki, o söyleneni dinlerler de onun (gereğinin) en iyisini izlerler. İşte onlar o kimselerdir ki, Allah onları doğruya iletmiştir ve işte onlar, o saf aklın sahiplerinin ta kendileridir.

19- Öyleyse o kimseyi mi o azabın kelimesi kendisinin üzerine bir gerçek olmuştur, artık o ateşin içindeki kimseyi sen mi çekip kurtaracaksın?

20- Fakat o kimseler ki kendilerinin Efendisinden korundular, özel odalar, onların da üzerinde yapılanmış özel odalar onlar içindir, onların altlarından o nehirler akar. (Bu), Allah'ın söz vermesidir. Allah, o verdiği söze aykırı davranmaz.

21- Sen görmedin mi şüphesiz ki Allah o gökten bir su indirdi de onu o yerin içindeki kaynaklara soktu sonra O onunla bir ekin çıkarır ki onun renkleri çeşitlidir? Sonra o olgunlaşır da sen onu sararmış olarak görürsün, sonra da O onu bir kırıntı haline getirir. Şüphesiz ki o saf aklın sahipleri için bir hatırlatma kesinlikle bundadır. 

22- Öyleyse o kimse ki Allah onun göğsünü İslam'a genişletmiştir, o da kendisinin Efendisinden bir ışık üzerinde değil midir? Allah'ın hatırlatmasından kalpleri katılaşanların artık vay haline. İşte onlar, bir apaçık sapkınlık içindedir.

23- Allah, o sözün en iyisini bir benzeşmeli tekrarlanan kitap olarak indirdi. Kendilerinin Efendisinden çekinmekte olan kimselerin derileri ondan ürperir. Sonra onların derileri ve kalpleri Allah'ın hatırlatmasına karşı yumuşar. Bu, Allah'ın doğruya iletmesidir ki onunla kimi dilerse doğruya iletir. Ve kimi ki Allah onu saptırırsa, artık onun için hiçbir doğruya iletici olmaz.

24-  Öyleyse o kimse ki o kalkışın günü o azabın kötüsünden kendisini yüzü ile koruyacaktır, (yüzü ile korunmayan gibi midir?) Ve: "Siz kazanmakta olduğunuz şeyleri tadın" (sözü) o haksızlık yapanlara denilmiştir.

25- Onlardan önceki kimseler de yalanlamıştı da o azap onlara farkına varamayacakları yerden gelmişti.

26- Böylece Allah onlara o yakın yaşamda o rezilliği tattırmıştı. Ve o sonraki (yaşamın) azabı ise, daha büyüktür. Eğer onlar biliyor olsalardı (yalanlamazlardı).

27- Ve ant olsun ki biz o insanlara, bu okunan (Kur'an) da her bir örnekten ortaya koyduk ki onlar hatırlayalar.

28- Bir eğriliği olmayan Arabi bir okuma olarak ki onlar korunalar.

29- Allah bir adamı örnek ortaya koydu ki birbiriyle uyuşamayan ortaklar kendisindedir ve bir adam ki, teslimiyeti tek adam içindir. Bu ikisi bir örnek bakımından denk olur mu? O övgü Allah'adır. Hayır, onların tamamı bilmezler.

30- Şüphesiz ki sen (gelecekte) bir ölüsün ve şüphesiz ki onlarda (gelecekte) ölülerdir.

31- Sonra şüphesiz ki siz o kalkışın günü kendi Efendinizin yanında birbirinizle çekişeceksiniz.

32- O halde o kimseden daha haksızı kimdir ki o,  Allah'a karşı yalan söylemiştir ve o doğruyu, kendisine geldiği zaman yalanlamıştır? Cehennemde bir barınak o gerçeği örtücüler için yok mudur?

33- Ve o kimse ki o doğruyu getirmiş ve kendisi de onu doğrulamıştır, (ona uyanlar var ya) işte onlar, o korunanların ta kendileridir.

34- Kendilerinin Efendisinin yanından dileyecekleri şeyler, onlar içindir. Bu, o iyilik edenlerin karşılığıdır.

35- Sonunda Allah onlardan işledikleri şeyin en kötüsünü örtecektir ve onların ödülünü işlemekte oldukları şeylerin en iyisiyle karşılık verecektir.

36- Sadece Allah kendisinin kuluna yeterli değil midir? Ve onlar seni O'nun berisinden olan şeylerle kaygılandırıyorlar. Ve kimi ki Allah onu saptırırsa, artık hiçbir doğruya iletici onun için olmaz.

37- Ve kim ki Allah onu doğruya iletirse, artık hiçbir saptırıcı da onun için olmaz. Allah çok güçlü öç sahibi değil midir?

38- Ve ant olsun ki eğer sen onlara: "O gökleri ve o yeri kim yarattı?" diye (bilgi) talep etsen, onlar kesinlikle ve kesinlikle "Allah" diyeceklerdir. Sen de ki: "Şimdi siz, Allah'ın berisinden çağırmakta olduğunuz şeyleri gördünüz mü? Eğer Allah bana bir zarar isterse, onlar O'nun zararını kaldırıcılar mıdır? Veya O bana bir şefkat isterse, onlar O'nun şefkatini elde tutucular mıdır?" Sen de ki: "Allah bana yeter. Güvenip dayananlar yalnızca O'na güvenip dayanır."

39- 40- Sen de ki: "Ey topluluğum, siz durumunuzun gereği üzere işleyin. Şüphesiz ki ben de işleyiciyim. Kimdir kendisini rezil edecek bir azab ona gelecek ve bir sürekli azap kimin üzerine serbest olacak, artık siz ileride bileceksiniz.

41- Şüphesiz ki biz senin üzerine o kitabı o insanlar için o gerçekle indirdik. Artık kim doğruya iletilirse, kendisinin benliği içindir. Ve kim saparsa, ancak ve ancak kendisinin benliğine karşı sapar. Ve sen onların üzerine bir dayanak değilsin.

42- Allah, o benlikleri ölümlerinin vaktinde ömürlerini tamamlar ve ölmemiş benliği ise uykusunda (ömrünü tamamlar). Böylece o benliğin üzerine o ölümü ona hükmettiğini tutar ve o diğerini ise bir adlanmış süreye kadar (yaşama) gönderir. Şüphesiz ki iyice düşünecek bir topluluğa (gözle görülen) deliller kesinlikle bundadır.

43- Yoksa onlar Allah'ın berisinden eşlikçiler mi edindiler? Sen de ki: "Eğer ki onlar bir şeye hükümran olamazlar ve bağlantı kuramazlar olsalarda mı?"

44- Sen de ki: "O eşlikçilik, bütünüyle Allah'ındır. O göklerin ve o yerin hükümranlığı O'nundur. Sonra siz yalnızca O'na döndürüleceksiniz."

45- Ve Allah, O tek olarak hatırlandığı zaman, o sonraki (yaşama) inanmaz kimselerin kalpleri sıkışır. Ve O'nun berisinden şeyler(le birlikte) hatırlandığı zaman ise, onlar birden müjdeleşirler.

46- Sen de ki: "O göklerin ve o yarıp ortaya çıkarıcısı, o algılanamayanın ve tanık olunanın bilicisi Allah'ım, kendi kullarının arasında o şeyde sen karar vereceksin ki onlar onun hakkında aykırılığa düşmektedirler."

47- Ve eğer o yerde ne varsa bütünüyle ve onun beraberinde bir örneği de haksızlık yapmış olan kimselerin olsaydı, o kalkışın günü o azabın kötülüğünden dolayı, kesinlikle onu kurtulmalık olarak verirlerdi. Ve onlara hesap etmekte olmadıkları şeyler Allah'tan belirgin hale gelmiştir.

48- Ve onlara kazandıkları şeylerin kötülükleri belirgin hale gelmiş ve o şey onları sarıvermiştir ki onlar onunla alay etmekte idiler.

49- Nitekim o insana zarar dokunduğu zaman o bizi çağırır, sonra biz onu(n durumunu) bizden bir gönence değiştirdiğimiz zaman ise o: "O bana ancak ve ancak (benim yanımdaki) bir bilgi üzerine verilmiştir" der. Hayır, o bir ayartmadır, fakat hakikat şu ki onların tamamı bilmezler.

50- 51- (Karun gibi) onlardan önceki kimseler de kesinlikle onu demişti de onların kazanmakta oldukları şeyler onlardan bir ihtiyacı gidermemiş, sonunda kazandıkları şeylerin kötülükleri onlara değdirilmişti. Şunlardan (Mekkelilerden) haksızlık yapmış olan kimselere de kazandıkları şeylerin kötülükleri kendilerine değdirilecektir. Ve onlar (Allah'ı) yetersiz bırakıcılar da asla olamazlar.

52- Ve onlar bilmediler mi, şüphesiz ki Allah o rızkı kime dilerse geniş tutuyor ve ölçü koyuyor? Şüphesiz ki inanacak bir topluluğa (gözle görülen) deliller kesinlikle bundadır.

53- 54- 55- 56- 57- 58- De ki: "(Allah size şöyle buyuruyor): Ey benim kendi benliklerine karşı savurganlık yapmış kimseler olan kullarım, siz Allah'ın şefkatinden yana sakın karamsarlığa kapılmayın. Şüphesiz ki Allah, o peşe takılı suçları toplu olarak bağışlar. Şüphesiz ki O, çok bağışlayıcının, şefkati süreklinin ta kendisidir. Siz, o azabın size gelmesi öncesinden kendi Efendinize içtenlikle yönelin ve O'na teslim olun, sonra siz yardım da edilmezsiniz. Ve siz, o azabın beklenmedik bir zamanda siz farkına varamazken gelmesi öncesinden, kendi Efendinizden size indirilmiş olan şeyin en iyisini izleyin. Bir benliğin 'Ey Allah'ın yanında ölçüyü kaçırmam üzerine duyduğum hayıflanmam, şüphesiz ki ben kesinlikle o küçümseyenlerdendimdemesi veya 'Eğer Allah beni doğru yola iletmiş olsaydı, kesinlikle ben de o korunanlardan olurdumdemesi veya o azabı gördüğü vakit 'Eğer benim için bir tekrar olsaydı, artık ben de o iyilik edenlerden olurdumdemesi (öncesinden size indirilmiş şeyi izleyin).

59- (Allah ona): "Öyle değil, benim delillerim sana kesinlikle gelmişti de sen onları yalanlamış ve büyüklük taslamış ve o gerçeği örtücülerden olmuştun" (diyecek).

60- Ve sen o kalkışın günü sen Allah'a karşı yalan söylemiş olan kimselerin yüzlerini simsiyah olarak görürsün. Cehennemde bir barınak o büyüklenenler için yok mudur?

61- Ve Allah, korunmuş olan kimseleri başarıları nedeniyle kurtaracaktır, onlara o kötülük dokunmayacaktır ve onlar üzülmeyecekledir.

62- Allah, her şeyin yaratıcısıdır. Ve O, her şeyin üzerine bir dayanaktır.

63- O göklerin ve o yerin kilitleri, O'nundur. Ve o kimseler ki Allah'ın delillerini örttüler, işte onlar, o ziyan edenlerin ta kendileridir.

64- Sen de ki: "Ey o düşüncesizler, siz bana Allah'tan başkasına kulluk etmemi mi buyuruyorsunuz?"

65- 66 -Ve ant olsun ki sana ve senden önceki kimselere (şöyle) vahyedilmiştir: "Ant olsun ki eğer sen ortak koşarsan, senin işin kesinlikle ve kesinlikle boşa gidecek ve kesinlikle ve kesinlikle o ziyan edenlerden olacaksın. Hayır, o halde sen Allah'a kulluk et ve o şükredenlerden ol."

67- Ve onlar Allah'ı, O'nun gerçek değerince değerlendiremediler. Ve o yer o kalkışın günü bütünüyle O'nun avucundadır ve o gökler de O'nun sağ eliyle dürülmüştür. O, münezzehtir ve onların ortak koşmakta oldukları şeylerden yücedir.

68- Ve boruya üflenmiştir de Allah'ın dilediği kimseler dışında o göklerde kim varsa ve o yerde kim varsa bayılıp yıkılmıştır. Sonra ona sonraki bir daha üfürülmüş, birden onlar ayağa kalkmış olarak bakıyorlar.

69- Ve o yer kendisinin Efendisinin ışığıyla aydınlanmış ve o kitap konulmuş ve o haberciler ve o tanıklar getirilmiş ve onların arasında o gerçek onlar haksızlığa uğratılmasızın yerine getirilmiştir.

70- Ve her bir benliğe işlediği şey tastamam verilmiştir. Ve O, onların yapmakta oldukları şeyleri daha iyi bilendir. 

71- Ve gerçeği örtmüş olan kimseler cehenneme küme küme halinde sevk edilmiştir. Nihayet onlar ona geldikleri zaman, onun kapıları açılmış ve onun  görevlileri onlara: "Size, kendinizden elçiler gelmedi mi? Onlar kendi Efendinizin delillerini size peşi sıra okuyorlar ve sizi bu gününüzün karşılaşması için uyarıyorlardı?" demiş, onlar da: "Evet öyledir" demişler, fakat o azabın kelimesi o gerçeği örtücülerin üzerine gerçek olmuştur.

72- Onlara: "Siz, cehennemin kapılarına onun içinde sürekli kalıcılar olarak girin" denilmiştir. Artık ne kötüdür o büyüklenenlerin barınağı.

73- Ve kendilerinin Efendisinden korunmuş olan kimseler o bahçeye küme küme halinde sevk edilmiştir. Nihayet onlar ona geldikleri zaman onun kapıları açılmış ve onun görevlileri onlara: "Selam sizin üzerinizedir siz temizlendiniz, artık sürekli kalıcılar olarak ona girin" demiştir.

74- Ve onlar da: "O övgü Allah'adır, O ki kendisinin sözünü bize doğruladı ve bu yere bizi mirasçı yaptı, biz o bahçeden nerede dilersek yerleşebileceğiz" demişlerdir. Artık ne güzeldir o (güzel işleri) işleyenlerin ödülü.

75- Ve sen, o melekleri de o arşı çevresinden donatanlar olarak kendilerinin Efendisini övgü ile tesbih ederlerken göreceksin. Ve onların arasında (karar) doğrulukla yerine getirilmiş ve: "O övgü o tüm insanların Efendisinedir" denilmiştir.

 

17 Temmuz 2025 Perşembe

SAD SURESİ ÇEVİRİSİ

1- Sad. O hatırlatma sahibi okunan (Kur'an) a ant olsun. 

2- Hayır, gerçeği örtmüş olan kimseler bir güçlülük ve bir ayrışma içindedirler.

3- Biz onlardan önce kuşaktan nicesini yok ettik de, onlar (kurtulmak için) seslendiler, oysa kurtulmanın vakti değildi.

4- 5- Ve onlar kendilerine içlerinden bir uyarıcı gelmesine şaştılar ve o gerçeği örtücüler: "Bu, çok yalancı biz sihirbazdır. O tanrıları bir tek tanrı mı yaptı? Şüphesiz ki bu, kesinlikle şaşılacak bir şeydir" dedi.

6- 7- 8- Ve içlerinden o ileri gelenler: "Siz, devam edin ve kendi tanrılarınızın üzerinde direnç gösterin. Şüphesiz ki bu, kesinlikle (sizden) istenilmekte olan bir şeydir. Biz bunu o öteki inanç çizgisinde işitmedik. Bu, bir düzmeceden başkası değildir. O hatırlatma bizim aramızdan ona mı indirildi?" diye fırlayıp hareketlendi. Hayır, onlar benim hatırlatmamdan bir kararsızlık içindedirler. Hayır, onlar benim azabımı henüz tatmadılar.

9- Yoksa, mutlak güçlü, bolca bahşeden senin Efendinin şefkat depoları onların yanında mıdır? 

10- Yoksa, o göklerin ve o yerin ve ikisinin arasında olan şeylerin hükümranlığı onların mıdır? Öyleyse onlar (sahip oldukları) o ulaşım imkanlarıyla yükselsinler.

11- (Onlar) orada hezimete uğramış o gruplardan herhangi bir ordudur.

12- 13- Onların öncesi Nuh'un topluluğu ve Ad ve o kazıkların (piramitlerin) sahibi Firavun ve Semud ve Lut'un topluluğu ve o Eyke'nin arkadaşları da yalanlamıştı. İşte onlar o (hezimete uğramış) gruplardı.

14- (O grupların) hepsi o elçileri yalanlamaktan başkasını yapmamıştı. Böylece benim sonlandırmam bir gerçek oldu.

15- Ve şunlar da (Mekke'liler) bir tek çığlıktan başkasına bakmıyor,  iki sağım arası kadar bile süre onun için yoktur.

16- Ve onlar: "Ey Efendimiz, sen bizim paymızı o hesabın gününden önce bize acele ver" dediler.

17- Sen onların söylemekte oldukları şeye karşı direnç göster ve o gücün sahibi kulumuz Davud'u hatırla. Şüphesiz ki o, (Allah'a) çokça dönen biriydi.

18- 19- Şüphesiz ki biz, o dağları onun beraberinde boyun eğdirmiştik, o akşam karanlığı ve o kuşluk vakti tesbih ederlerdi (yaşam akışlarını sürdürürlerdi). Ve sürülüp toplanmış o kuşları da. Hepsi ona (Davud'a) çokça dönendi.

20- Ve biz onun hükümranlığını çetinleştirmiş ve ona o bilgeliği ve o söylenen sözü (adil olarak) ayırma (yeteneğini) vermiştik.

21- Ve o çekişmenin haberi sana geldi mi? Hani onlar o özel bölmeye tırmanmışlardı.

22- 23- O zaman Davud'un yanına girmişlerdi de o da onlardan dehşete düşmüştü. Onlar: "Sen sakın kaygılanma. (Biz)iki çekişeniz, bir kısmımız bir kısma karşı haddi aştı, artık sen bizim aramızda o gerçekle karar ver ve sakın doğrudan uzaklaşma ve bizi o yolun denk olanına ilet. Doğrusu bu, benim kardeşimdir. Doksandokuz dişi koyunu onundur ve bir tek dişi koyunum benimdir. Hal böyle iken o 'Sen onu da benim sorumluluğuma ver' dedi ve o söylenen sözde bana güçlü geldi" demişlerdi.

24- (Davud): "Ant olsun ki o, senin tek koyununu kendi koyunlarına (katmayı) talep etmekle sana haksızlık yapmıştır. Ve şüphesiz ki o (mallarını birbirine) karıştıranlardan birçoğu, bir kısmı bir kısma karşı kesinlikle haddi aşar. İnanmış ve o düzgün işleri işlemiş olan kimseler başka ve onlar da çok azdır" demişti. Ve Davud bizim kendisini ancak ve ancak ayarttığımız kanısına varmıştı da hemen Efendisine bağışlama istemiş ve saygıyla eğilerek kapanmış ve içtenlikle yönelmişti.

25- Bunun üzerine bizde ona bunu (yaptığı yanlışı) bağışlamıştık. Ve şüphesiz ki bizim yanımızda kesinlikle bir yakınlık ve dönülecek yerin iyisi onun içindir.

26- (Biz ona): "Ey Davud, şüphesiz ki biz seni o yerde bir ardıl olarak atadık, o halde sen o insanların arasında o gerçeğe göre karar ver ve o keyfi eğilimi izleme, yoksa seni Allah'ın yolundan saptırır. Şüphesiz ki o kimseler Allah'ın yolundan sapıyorlar, o hesabın gününü unutmuş olmaları nedeniyle, bir çetin azap onlar içindir" (dedik).

27- Ve biz o gökleri ve o yeri ve ikisinin arasında ne varsa boş yere yaratmadık. Bu, gerçeği örtmüş olan kimselerin kanısıdır. Böyle düşünmeleri yüzünden vay o ateşten dolayı o (gerçeği) örtmüş olan kimselerin haline.

28- Yoksa biz inanmış ve o düzgün işleri işlemiş olan kimseleri o yerde o bozuculuk yapanlar gibi mi sayacağız? Yoksa biz o korunanları sınır tanımayanlar gibi mi sayacağız?

29- (Bu) bereket bolluk verilmiş bir kitaptır biz onu sana indirdik ki, onun ayetlerini onlar derinlemesine düşünsünler ve o saf aklın sahipleri de hatırlasın.

30- Ve biz Davud'a Süleyman'ı bahşettik. O ne güzel kuldu. Şüphesiz ki o, (Allah'a) çokça dönen biriydi.

31- 32- Hani ona o akşam karanlığı o soylu koşu atları sunulmuştu da: "Şüphesiz ki ben o malın sevgisini Efendimi hatırlatmasından dolayı sevdim" demişti. Nihayet (o atlar) o engele gizlenmişti.

33- (Süleyman): "Onları bana geri döndürün" (demiş, atların) o bacaklarını ve  o boyunlarını sıvazlamaya başlamıştı.

34- 35- Ve ant olsun ki biz Süleyman'ı ayartmış ve onun tahta çıkan basamağının üzerinde bir ceset bırakmıştık, sonra o içtenlikle yönelmiş: "Ey Efendim, sen beni bağışla ve bana bir hükümranlık bahşet ki, benden sonra hiçbir kimseye o yakışmasın. Şüphesiz ki sen, o bolca bahşedenin ta kendisisin" demişti.

36- 37- 38- Bunun üzerine biz de ona rüzgarı boyun eğdirmiştik ki o, onun buyruğuyla değdiği yere yumuşakça esiyordu ve her bir yapı ustası ve dalgıçlık yapan o şeytanları ve o zincirlerle birbirine yaklaştırılmış diğerleri de (ona boyun eğdirmiştik).

39- (Ona): "Bu, bizim sunumumuzdur. O halde sen hiçbir kısıtlama olmaksızın borç yükle veya elinde tut" (demiştik).

40- Ve şüphesiz ki bizim yanımızda kesinlikle bir yakınlık ve dönülecek yerin iyisi onun içindir.

41- Ve sen, bizim kulumuz Eyyub'u da hatırla. Hani o kendisinin Efendisine: "Şüphesiz ki o şeytan bana bir yorgunluk ve bir azap dokundurdu" (diye) seslenmişti.

42- (Biz de ona): "Ayağınla binitine vur (şifa için çare aramaya çık). Bu, serin bir yıkanma yeri ve içecek (su)" (demiştik).

43- Ve biz ona bizden bir şefkat ve o saf aklın sahiplerine bir hatırlatma olarak kendi mensuplarını ve onların beraberinde bir mislini de bahşetmiştik.

44- Ve (biz ona): "Sen bir demet bitkiyi elinle tut da onu (vücudunun hasta yerlerine) bastır ve sakın yemin bozma günahına meyletme" demiştik. Şüphesiz ki biz onu (hastalığa karşı) direnç gösteren olarak bulmuştuk. O ne güzel kuldu. Şüphesiz ki o, (Allah'a) çokça dönen biriydi.

45- Ve sen, bizim o güç ve o görüş sahibleri kullarımız İbrahim'i ve İshak'ı ve Yakub'u da hatırla.

46- Şüphesiz ki o yurdu hatırlamayı özgülemeleri  nedeniyle biz de onları özgülemiştik.

47- Ve şüphesiz ki onlar, bizim yanımızda kesinlikle o hayırlı seçilmişlerdendi.

48- Ve sen, İsmail'i ve Elyesa'yı ve Zülkifl'i de hatırla. Ve hepsi o hayırlılardandı.

49- Bu, bir hatırlatmadır. Ve şüphesiz ki dönülecek yerin iyisi kesinlikle o korunanlar içindir.

50- O kapıları sonuna kadar açılmış Adn bahçeleri, onlar içindir.

51- Onlarda (o süslü koltuklar üzerine) rahatça dayananlardır, birçok meyveyi ve içeceği onlarda çağıracaklardır.

52- Ve o bakışı (eşlerine) kısaltan yaşıt (kadın)lar onların yanındadır.

53- (Onlara): "Bu, o şeylerdir ki siz o hesabın günü için söz veriliyordunuz" (denilecektir).

54- Şüphesiz ki bu, kesinlikle bizim rızkımızdır ki hiçbir tükenme onun için yoktur.

55- Bu, (inananlar içindir). Ve şüphesiz ki, kesinlikle dönülecek yerin şerlisi o taşkınlık yapanlar içindir.

56- (Orası), cehennemdir. Onlar ona yaslanacaklardır. Artık ne kötüdür o döşek.

57- Bu, bir kaynar su ve bir irindir, artık onlar onu tatsınlar.

58- Diğer (azaplar da) onun şeklinden eşler halindedir.

59- 60- (Onlar birbirleriyle şöyle konuşacaklardır): "Bu, sizin beraberinizde (ateşe) göğüs geren bir bölüktür. Onlara bir genişlik rahatlık (dileği) bile yok. Şüphesiz ki onlar o ateşe yaslananlardır." (Diğer bölük): "Hayır, size bir genişlik rahatlık (dileği) bile yok. Siz, onu bizim için önümüze getirdiniz. Artık ne kötüdür o sabitlik" dediler.

61- Onlar (yine): "Ey Efendimiz, kim onu bizim için önümüze getirdiyse, artık sen onun o ateşin içindeki azabını bir kat artır" dediler.

62- 63- Ve onlar (yine): "Bize ne oluyor o bir takım adamları göremiyoruz ki biz onları o en şerlilerden olarak sayıyorduk, onları küçümseme konusu edinmiştik? Yoksa o gözler onlardan yamuldu mu?" dediler.

64- Şüphesiz ki bu, o ateşin mensuplarının birbiriyle çekişmesinin kesin bir gerçeğidir.

65- 66- Sen de ki: "Ben ancak ve ancak bir uyarıcıyım. O tek o ezici güç sahibi Allah'tan başka hiçbir tanrı yoktur. O, o göklerin ve o yerin ve ikisinin arasında ne varsa Efendisidir, mutlak güçlüdür, çok bağışlayıcıdır."

67- 68- 69- 70- Sen de ki: "O, çok büyük haberdir. Siz ondan kayıtsız kalanlarsınız. O en yüce ileri gelenler çekişirlerken hiçbir bilgi benim için olası değildir. Bana ancak ve ancak benim bir apaçık uyarıcıdan başkası olduğum vahyedilmiyor."

71- 72- 73- Bir zaman senin Efendin o meleklere: "Şüphesiz ki ben bir çamurdan bir beşer yaratıcıyım. Artık ben onu denkleştirdiğim ve ona kendi esintimden (yaşam verme gücümden) üflediğim zaman, siz hemen ona boyun eğiciler olarak çökün" demişti de, o meleklerin hepsi toplu olarak hemen boyun eğmişti.

74- İblis hariç, o büyüklük taslamış ve o gerçeği örtücülerden olmuştu.

75- O: "Ey İblis, benim iki elimle yarattığım o şeye boyun eğmenden seni ne alıkoydu? Büyüklük mü tasladın yoksa o yücelenlerden mi oldun?" demişti.

76- O da: "Ben ondan daha hayırlıyım. Sen beni bir ateşten yarattın ve onu ise bir çamurdan yarattın" demişti.

77- 78- O: "Sen ondan hemen çık. Artık şüphesiz ki sen bir taşlanansın. Ve şüphesiz ki benim dışlamam o yükümlülüğün gününe kadar senin üzerinedir" demişti.

79- O da: "Ey Efendim, o halde sen beni onların (yeniden) harekete geçirilecekleri güne kadar gözet" demişti.

80- 81- O: "Şüphesiz ki sen o bilinmiş vaktin gününe kadar o gözetilmişlerdensin" demişti.

82- 83- O da: "O halde senin gücüne ant olsun ki ben onları kesinlikle ve kesinlikle toplu olarak azdıracağım, içlerinden senin o özgülenmiş kulların başka" demişti.

84- 85- O: "İşte (bu söylediğin), o gerçektir. Ve bende o gerçeği söylüyorum, ben cehennemi kesinlikle ve kesinlikle senden ve onlardan seni izleyen kimselerden topluca dolduracağım" demişti.

86- 87- 88- Sen de ki: "Ben buna karşı sizden hiçbir ödül talep etmiyorum. Ve ben o sorumluluk yükleyenlerden de değilim. O, o tüm insanlar için bir hatırlatmadan başkası değildir. Ve siz onun haberini bir süre sonra kesinlikle ve kesinlikle bileceksiniz."


12 Temmuz 2025 Cumartesi

SAFFAT SURESİ ÇEVİRİSİ

1- Ant olsun bir sıra halinde sıralananlara.

2- Caydırdıkça caydıranlara.

3- Bir hatırlatma okuyanlara.

4- Şüphesiz ki sizin tanrınız, kesinlikle tektir.

5- O göklerin ve o yerin ve ikisinin arasında ne varsa Efendisidir ve o (güneşin) doğum yerlerinin de Efendisidir.

6- 7- Şüphesiz ki biz o yakın göğü, o parlayan cisimlerin süsüyle süsledik ve her bir inatçı şeytandan bir gözetmeyle kolladık.

8- 9- Onlar, o en yüce ileri gelenleri hiçbir yolla dinleyemezler ve her bir yandan atılırlar. Kovuldukça kovulurlar ve bir sürekli azap, onlar içindir.

10- Kapıp kaçmış kimse başka, onu da hemen bir parlak ateş parçası izlemiştir.

11- Şimdi sen onlardan görüş bildirmelerini iste: Onlar mı yaratılış bakımından daha çetin, yoksa bizim yarattığımız (diğer) kimseler mi? Şüphesiz ki biz onları bir yapışkan çamurdan yarattık.

12- Hayır, sen (bu işe) şaştın, oysa onlar (bu işi) küçümsüyorlar.

13- Ve onlar hatırlatıldığı zaman, hatırlamazlar.

14- Ve onlar (gözle görülen) bir delil gördükleri zaman, küçümserler.

15- 16- 17- Ve onlar: "Bu, bir apaçık sihirden başkası değil. Biz öldüğümüz ve bir toprak ve kemikler olduğumuz zaman mı, gerçekten biz mi kesinlikle (yeniden) harekete geçirilmişleriz? Ve bizim o ilk atalarımızda mı?" dediler.

18- De ki: "Evet, hem de boyun bükenler olarak (harekete geçirileceksiniz)."

19- Artık o, ancak ve ancak bir tek komuttur, birden onlar (harekete geçirilerek) bakacaklardır.

20- Ve onlar: "Vay halimize! Bu, o yükümlülüğün günüdür" dediler.

21- (Onlara): "Bu, o ayırmanın günüdür ki siz onu yalanlamakta idiniz" (denilmiştir).

22- 23- 24- (Allah meleklere): "Siz, haksızlık yapmış olan kimseleri ve onlara eşlik edenleri ve onların Allah'ın berisinden kulluk etmekte oldukları şeyleri sürüp toplayın da o şiddetli ateşin yoluna iletin. Ve onları (orada sürekli) durdurun, şüphesiz ki onlar sorumlu tutulmuşlardır" (demiştir).

25- (Onlara orada): "Size ne oluyor birbirinizle yardımlaşmazsınız?" (denilmiştir.)

26- Hayır, onlar bugün (çaresizce) teslim olanlardır.

27- Ve onların bir kısmı bir kısma dönmüş birbirleriyle (bilgi) talep etmektedirler.

28- (Onların bir kısmı): "Şüphesiz siz bize o sağdan gelmekteydiniz" dediler.

29- 30- 31- 32- (Diğer bir kısmı): "Hayır, siz inananlar değildiniz. Ve sizin üzerinizde hiçbir yetki bizim için yoktu. Hayır, siz taşkınlık yapan bir topluluk idiniz. Bu yüzden Efendimizin sözü bizim üzerimize bir gerçek oldu. Şüphesiz ki biz (azabı) kesinlikle tadıcılarız. Çünkü biz sizi azdırmıştık, şüphesiz ki biz de azanlar idik" demişlerdir.

33- Artık şüphesiz ki onlar o gün o azapta ortak olanlardır

34- Doğrusu biz o suç işleyenlere işte böyle yaparız.

35- 36- Çünkü onlara: "Allah'tan başka hiçbir tanrı yoktur" denildiği zaman, onlar büyüklük taslarlardı ve: "Gerçekten biz mi bir cinlenmiş şair için kesinlikle tanrılarımızı bırakıcılarız?" derlerdi.

37- Aksine o, o gerçeği getirmiştir ve o gönderilmişleri de doğrulamıştır.

38- Şüphesiz ki sizler o çok acı verici azabı kesinlikle tadıcılarsınız.

39- Ve siz işlemekte olduğunuz şeylerden başkasıyla da karşılık görmüyorsunuz.

40- Allah'ın o özgülenmiş kulları başka.

41- 42- 43- 44- 45- 46- 47- 48- 49- İşte onlar var ya, meyvelerden bir bilinmiş rızık onlar içindir. Ve onlar değer verilmişler olarak o gönenç bahçelerinde karşılıklı koltuklar üzerindedirler. Bembeyaz bir su gözesinden (doldurulmuş) o içenlere bir lezzet veren kadeh, onların üzerinde dolaştırılacaktır. Onların içinde hiçbir sersemleten olmayacak ve onlar ondan sersemleşmeyecekler de. Ve o bakışı (eşlerine) kısaltan iri gözlü (eşler) onların yanındadır. Sanki onlar korumaya alınmış bir yumurtadır.

50- Böylece onların bir kısmı bir kısma dönmüş birbirleriyle (bilgi) talep etmektedirler.

51- 52- 53- İçlerinden bir sözcü: "Şüphesiz ki benim bir yakın arkadaşım vardı. (Bana) 'Gerçekten sende mi o kesinlikle doğrulayıcılardansın? Biz öldüğümüz ve bir toprak ve kemikler olduğumuz zaman mı, gerçekten biz mi kesinlikle yükümlenmişler (olacağ)iz?' derdi" dedi.

54- "Sizler (onun durumuna) yukarıdan bakabilenler misiniz? dedi.

55- Derken o (onun durumuna) yukarıdan baktı, hemen onu o şiddetli ateşin ortasında gördü.

56- 57- 58- 59- 60- 61- (Ona): "Allah'a yemin olsun ki şüphesiz ki sen neredeyse beni de kesinlikle (ateşe) düşürecektin. Ve eğer Efendimin gönenci olmasaydı, kesinlikle bende (azap için) o hazırlanmışlardan olmuştum. (Arkadaşlarına hitaben) Artık biz o ilk ölümümüzden başka ölenler hiç olmayacağız değil mi? Ve biz azaba çarptırılmışlardan da hiç olmayacağız. Şüphesiz ki bu, o büyük başarının ta kendisidir. O halde o işleyenler bunun gibisi için işlesin" dedi.

62- Bu mu bir ağırlamalık olarak daha hayırlıdır, yoksa o zakkumun ağacı mı?

63- Şüphesiz ki biz onu o haksızlık yapanlar için bir ayartma olarak yaptık.

64- Doğrusu o, bir ağaçtır ki o şiddetli ateşin dibinde çıkar.

65- Onun tomurcuğu sanki o şeytanların başlarıdır.

66- Artık şüphesiz ki onlar, kesinlikle ondan yiyicilerdir, üstelik ondan o karınları da dolduruculardır.

67- Sonra şüphesiz ki onun üzerine kesinlikle kaynar sudan bir karışım onlar içindir.

68- Sonra şüphesiz ki onların dönüş yeri kesinlikle o şiddetli ateşedir.

69- 70- Şüphesiz ki onlar, kendi atalarını sapkınlar olarak bulmuşlardır da böylece onlar da onların (atalarının) izleri üzerine koşturmaktadırlar.

71- Ve ant olsun ki onların öncesi o ilklerin daha çoğu sapmıştı.

72- Ve ant olsun ki biz onların içine de uyarıcılar göndermiştik.

73- Şimdi sen bak o uyarılmışların sonu nasıl olmuş.

74- Allah'ın o özgülenmiş kulları başka.

75- Ve ant olsun ki Nuh bize seslenmişti de o ne güzel cevaplandıranlardık.

76- 77- Ve biz onu ve onun mensuplarını o büyük çıkmazdan kurtardık ve onun soyunu o kalıcıların ta kendileri yaptık. 

78- Ve biz ona o sonrakilerin içinde (doğru anılış) bıraktık.

79- Selam, o tüm insanlar içinde Nuh'un üzerinedir.

80- Şüphesiz ki biz o iyilik edenlere işte böyle karşılık veririz.

81- Şüphesiz ki o, bizim o inanan kullarımızdandı.

82- Sonra biz o diğerleri batırdık.

83- Ve şüphesiz ki onun taraftarından (birisi de) kesinlikle İbrahim'dir.

84- 85- 86- 87- Bir zaman kendisinin Efendisine katışıksız kalpli olarak gelmişti. Hani o, kendi babasına ve topluluğuna: "Siz, neye kulluk ediyorsunuz? Gerçeği ters yüz etme olarak Allah'ın berisinden tanrılar mı istiyorsunuz? Sizin o tüm insanların Efendisi hakkındaki kanınız nedir?" demişti.

88- 89- 90- Derken o yıldızlara bir bakışla bakmış, akabinde: "Şüphesiz ki ben (sizin bu durumunuzdan) rahatsız haldeyim" demişti de, onlar arkalarını dönücüler olarak ondan (başka tarafa) yakınlaşmışlardı.

91- 92- Böylece o gizlice sokulup onların tanrılarına yönelmişti de: "Siz yemez misiniz? Sizin neyiniz var ki konuşmazsınız?" demişti.

93- Derken o gizlice sokulup onların üzerine sağ eliyle bir vuruş yapmıştı.

94- Bunun üzerine onlar telaşla koşturarak ona doğru yönelmişlerdi.

95- 96- O: "Siz, yontmakta olduğunuz şeylere mi kulluk ediyorsunuz? Oysa Allah sizi ve sizin (yontarak) işlemekte olduğunuz şeyleri de yaratmıştır" demişti.

97- Onlar: "Onun için bir yapı inşa edin de onu o şiddetli ateşin içine atın" demişlerdi.

98- Böylece onlar ona bir plân kurmak istemişlerdi de, biz onları hemen en aşağılıklar haline getirmiştik.

99- 100- 101- Ve o: "Şüphesiz ki ben Efendime gidiciyim, O bana yol gösterecektir. Ey Efendim, sen bana o düzgünlerden (bir oğul) bahşet" demiş, bunun üzerine biz de ona çok yumuşak huylu bir oğlan çocuğu müjdelemiştik.

102- Ne zaman ki o, onun beraberinde o koşma (çağına) ulaştı, (babası): "Ey oğulcuğum, şüphesiz ki ben o uykuda görüyorum ki, seni boğazlıyorum. Artık sen bak (bu durumu) nasıl görüyorsun?" demişti. (Oğlu): "Ey babacığım, sen buyurulmakta olduğun şeyi yap. Eğer Allah dilerse, sen beni o (emre isyana karşı) direnç gösterenlerden bulacaksın" demişti.

103- 104- 105- 106- Ne zaman ki ikisi de (buyruğa) teslim oldular ve o, onu şakağı üzerine yatırdı ve biz ona: "Ey İbrahim, sen kesinlikle o rüyayı doğruladın. Şüphesiz ki biz o iyilik edenlere işte böyle karşılık veririz. Şüphesiz ki bu, kesinlikle bir apaçık yoklamanın ta kendisiydi" diye seslenmiştik.

107- Ve biz ona bir büyük boğazlamalığı kurtulmalık olarak vermiştik.

108- Ve biz ona o sonrakilerin içinde (doğru anılış) bıraktık.

109- Selam, İbrahim'in üzerinedir.

110- O iyilik edenlere biz işte böyle karşılık veririz.

111- Şüphesiz ki o, bizim o inanan kullarımızdandı.

112- Ve biz ona o düzgünlerden bir haberci olarak İshak'ı müjdelemiştik.

113- Ve biz onun üzerine ve İshak'ın üzerine bereket bolluk verdik ve ikisinin soyundan iyilik yapan da ve kendi benliğine apaçık haksızlık yapan da vardır.

114- 115- 116- 117- 118- 119- Ve ant olsun ki biz Musa'nın ve Harun'un üzerine borç yükledik. Ve ikisini ve ikisinin topluluğunu o büyük çıkmazdan kurtardık. Ve onlara yardım ettik de böylece o yenenlerin ta kendileri oldular. Ve ikisine o açıklayıcı kitabı verdik. Ve ikisini o doğruluğunu koruyan yola ilettik. Ve ikisine o sonrakiler içinde (doğruluk anılış) bıraktık.

120- Selam, Musa'nın ve Harun'un üzerinedir.

121- Şüphesiz biz o iyilik edenlere işte böyle karşılık veririz.

122-  Şüphesiz ki o ikisi, bizim o inanan kullarımızdandı.

123- Ve şüphesiz ki İlyas da kesinlikle o gönderilmişlerdendi.

124- 125- 126- Bir zaman kendi topluluğuna, o: "Siz korunmaz mısınız? Siz Ba'l'i mi çağırıyorsunuz ve o yaratıcıların en iyisini bırakıyorsunuz? Allah, sizin de Efendinizdir ve sizin o ilk atalarınızın da Efendisidir" demişti.

127- Bu uyarıya rağmen onlar, onu yalanladılar, artık şüphesiz ki onlar (azap için) kesinlikle hazırlanmışlardır.

128- Allah'ın o özgülenmiş kulları başka.

129- Ve biz ona o sonrakiler içinde (doğruluk anılış) bıraktık.

130- Selam, İlyas'ların üzerinedir.

131- Şüphesiz ki biz, o iyilik edenlere böyle karşılık veririz.

132- Şüphesiz ki o, bizim o inanan kullarımızdandı.

133- Ve şüphesiz ki Lut da kesinlikle o gönderilmişlerdendi.

134- 135- 136- Bir zaman biz onu o geride kalanlar içindeki bir yetersiz (kadın) dışında ve onun mensuplarını toplu olarak kurtarmış, sonra da o diğerleri yerle bir etmiştik.

137- 138- Ve şüphesiz ki siz sabahlayanlar iken ve o gece iken kesinlikle onların üzerinden geçip gidiyorsunuz. Siz hiç bağlantı kurmaz mısınız?

139- Ve şüphesiz ki Yunus da kesinlikle o gönderilmişlerdendi.

140- 141- 142- Bir zaman o (yolcularla) dolmuş gemiye kaçmış, akabinde kura çekişmişler, (denize atılmama umudu) boşa çıkmışlardan olmuş ve kendisini kınayıcı bir halde iken o balık tarafından yutulmuştu.

143- 144- Şimdi eğer ki o, o tesbih edicilerden olmasaydı, (yeniden) harekete geçirilecekleri güne kadar kesinlikle onun karnında kalacaktı.

145- 146-147- 148- Nihayet o (yorgunluktan) rahatsız bir halde iken biz onu o çıplak alana fırlatıp atmış ve onun üzerine kabak cinsinden bir ağaç bitirmiş ve onu yüz bin veya artmakta olan (topluluğa) göndermiş, onlar da ona inanmışlar, böylece biz de kendilerini bir vakte kadar yararlandırmıştık.

149- Şimdi sen onlardan görüş bildirmelerini iste: O kızlar senin Efendindi içindir de ve o oğullar kendileri için midir?

150- Yoksa biz o melekleri dişiler olarak yarattık da, onlar buna tanık olanlar mıdır?

151- 152- Dikkat edin, şüphesiz ki onlar kesinlikle gerçeği ters yüz etmelerinden dolayı: "Allah çocuk sahibi oldu" diyorlar. Ve şüphesiz ki onlar, kesinlikle yalancılardır.

153- O, o kızları o oğulların üzerine mi seçmiş?

154- Size ne oluyor, siz nasıl karar veriyorsunuz?

155-  Siz hiç hatırlamaz mısınız?

156- Yoksa bir apaçık yetki sizin için midir?

157- Eğer siz doğru söyleyenler iseniz, haydi kitabınızı getirin.

158- Ve onlar O'nunla ve o cinler arasında bir soy bağı uydurdular. Ve ant olsun ki o cinler, şüphesiz ki onların (bu bağı uyduranların) kesinlikle hazırlanmışlar olacaklarını bilmiştir.

159- Allah, onların nitelemekte oldukları şeylerden münezzehtir.

160-  Allah'ın o özgülenmiş kulları başka.

161- 162- 163- Artık şüphesiz ki siz ve sizin kulluk etmekte olduğunuz şeyler, o kimse ki kendisi o şiddetli ateşe yaslanıcı hariç, O'na karşı ayartıcılar hiç değilsiniz.

164- 165- 166- (Melekler): "Ve bizden kimse yoktur ki, bilinmiş bir (kul olma) konumu onun için olmasın. Ve şüphesiz ki biz, kesinlikle biziz o sıra halinde dizilenler. Ve şüphesiz ki biz, kesinlikle biziz o tesbih edenler."

167- 168- 169- Ve şüphesiz ki onlar (Mekke'liler önceden) kesinlikle: "Eğer o ilklerden bir hatırlatma bizim yanımızda olsaydı, kesinlikle biz Allah'ın o özgülenmiş kulları olurduk" diyorlardı.

170- Buna rağmen onlar (hatırlatma geldiğinde) onu (ret ederek) örttüler. Ama onlar ileride bileceklerdir.

171- 172- 173- Ve ant olsun ki o gönderilmiş kullarımız hakkında şu kelimemiz öne geçmiştir: Şüphesiz ki onlar, o yardım edilmişlerin kesinlikle ta kendileridir ve şüphesiz ki bizim ordumuz o yenenlerin ta kendileridir.

174- 175- Artık sen bir süreye kadar onlardan (başka tarafa) yakınlaş ve onları gözle, ama onlar ileride göreceklerdir.

176-  Şimdi onlar bizim azabımızı (hala) acilen istiyorlar mı?

177- Ve (azabımız) onların sahasına indiği zaman, Artık ne kötü olur o uyarılmışların sabahı.

178-  Artık sen bir süreye kadar onlardan (başka tarafa) yakınlaş.

179-  Ve sen onları gözle, ama onlar ileride göreceklerdir.

180- O gücün Efendisi senin Efendin, onların nitelemekte oldukları şeylerden münezzehtir.

181- Ve selam, o gönderilmişlerin üzerine olsun.

182- Ve o övgü, o tüm insanların Efendisi Allah'adır.


3 Temmuz 2025 Perşembe

YASİN SURESİ ÇEVİRİSİ

1- Ya, Sin.

2- O bilge okunan (Kur'an) a ant olsun.

3- 4- Şüphesiz ki sen, kesinlikle o gönderilmişlerdensin, doğruluğunu koruyan yol üzerindesin. 

5- (Bu kitap) mutlak güçlünün, şefkati süreklinin indirmesidir.

6- (Onunla) senin bir topluluğu uyarman için ki onların ataları uyarılmamış, bu yüzden de onlar duyarsız kalanlardır.

7- Ant olsun ki o söylenen onların tamamının üzerine bir gerçek olmuştur, artık onlar inanmazlar.

8- Şüphesiz ki biz, onların o boyunlarına o (demirden) bağları o çenelere kadar geçirmişizdir, bu yüzden başları dikleşmiştir.

9- Ve biz onların önlerinden bir set ve artlarından bir set çekmişizdir de böylece onları kaplamışızdır, bu yüzden onlar göremezler.

10- Ve sen onları uyarmışsın yahut uyarmamışsın onlara göre denktir, inanmazlar.

11- Sen ancak ve ancak o kimseyi uyarabilirsin ki o, o hatırlatmayı izlemiştir ve algılayamadığı halde şefkati kapsamlıdan çekinmiştir. Artık sen onu, bir bağışlama ve bir değerli ödül ile müjdele.

12- Şüphesiz ki biz, o ölüleri (yeniden) yaşatacağın ta kendisiyiz ve onların önceledikleri şeyleri ve onların gerideki izlerini biz yazıyoruz. Ve her bir şey ki, biz onu bir apaçık önderde (kitap) sayılandırmışızdır.

13- Ve sen o kasabanın arkadaşlarını bir örnek olarak onlar için ortaya koy. Hani oraya o gönderilmişler gelmişti.

14- O zaman biz iki (elçiyi) onlara göndermiştik de onlar ikisini de yalanlamışlardı. Bunun üzerine biz de (o iki elçiyi) bir üçüncü ile güçlendirmiştik de onlar: "Şüphesiz ki biz, size gönderilmişleriz" demişlerdi.

15- (Kasaba halkı): "Siz bizim örneğimiz bir beşerden başkası değilsiniz. Ve şefkati kapsamlı da hiçbir şey indirmemiştir. Siz yalan söylemekte olanlardan başkası değilsiniz" demişlerdi.

16- 17- Onlar: "Efendimiz biliyor, şüphesiz ki biz size kesinlikle gönderilmişleriz. Ve apaçık ulaştırma bizim üzerimizde olandan başkası da değildir" demişlerdi.

18- (Kasaba halkı): "Şüphesiz ki biz sizin yüzünüzden uğursuzluğa dolandık. Ant olsun ki eğer, siz vazgeçmediyseniz, biz sizi kesinlikle ve kesinlikle taşlayacağız ve bizden size kesinlikle ve kesinlikle çok acı verici azap dokunacaktır" demişlerdi.

19- Onlar: "Sizin uğursuzluğunuz sizin beraberinizdedir. Size hatırlatıldı diye mi (böyle söylüyorsunuz)? Hayır, siz savurganlık yapan bir topluluksunuz" demişlerdi.

20- 21- 22- 23- 24- 25- Ve o şehrin en uzağından bir adam koşarak gelmiş: "Ey topluluğum, siz o gönderilmişleri izleyin. İzleyin o kimseleri ki, onlar sizden bir ödül talep etmez ve onlar doğruya iletilenlerdir. Ve bana ne oluyor ki ben kulluk etmeyecekmişim, O ki beni yarıp ortaya çıkarmıştır? Ve siz de yalnızca O'na döndürüleceksiniz. Ben, hiç O'nun berisinden tanrılar edinir miyim? Eğer şefkati kapsamlı bana bir zarar isterse, onların eşlikçilikleri benden bir şey ihtiyaçsız bırakmaz ve onlar beni (ateşten) çekip kurtaramazlar da. Şüphesiz ki ben o takdirde, kesinlikle bir apaçık sapkınlık içindeyim. Şüphesiz ki ben, sizin Efendinize inandım, artık siz beni dinleyin" demişti.

26- 27- Ona: "Sen, o bahçeye gir" denildi. O da: "Ah keşke, Efendimin beni hangi nedenle bağışladığını ve o değer verilmişlerden kıldığını benim topluluğum da bilselerdi" dedi.

28- Ve biz onun ardından kendi topluluğunun üzerine o gökten hiçbir ordu indirmedik ve indiriciler de değildik.

29- (Onların yıkımı) bir tek çığlıktan başkasıyla olmadı, birden onlar sönen ateşler (gibi oldular).

30- Ey o kulların üzerine olan hayıflanma, onlara hiçbir elçi gelmiyordu ki, onunla ancak alay ediyor olmasınlar.

31- Onlar görmediler mi biz onların öncesi o kuşaklardan nicesini yok ettik? Şüphesiz ki onlar bunlara dönemezler.

32- Ve hepsi, bizim yanımızda toplu olarak hazırlanmışlardan başkası da olmayacaklar.

33- Ve o ölü yer, onlar için bir delildir. Biz onu yaşattık ve ondan daneler çıkardık da onlar ondan yiyorlar.

34- 35- Ve biz onda hurmalıklardan ve üzümlüklerden bahçeler yetiştirdik ve onda o su gözlerinden fışkırttık ki onlar onun ürününden yesinler. Oysa onu kendi elleri işlememiştir. Onlar hiç şükretmezler mi?

36- Münezzehtir ki O, yerin bitirmekte olduğu şeylerden ve kendi benliklerinden ve  bilemeyecekleri şeylerden o eşlerin hepsini yarattı.

37- Ve o gece, onlar için bir delildir. Biz ondan o gündüzü sıyırıyoruz da birden onlar karanlıkta kalanlardır.

38- Ve o güneş kendisi için bir sabitleşme yerine akmaktadır. Bu, mutlak güçlünün, en iyi bilicinin ölçüsüdür.

39- Ve o ay, biz ona da iniş yerleri (evreler) takdir ettik, nihayet o eski hurma dalı gibi tekrar geri dönmüştür.

40- O güneşin o aya yetişmesi kendisine uygun olmaz. Ve o gece de o gündüzün önüne geçici değildir. Ve her biri bir yörüngede yüzmektedirler.

41- Ve bizim onların soylarını, o dolmuş gemide taşımış olmamız, onlar için bir delildir.

42- Ve biz, onun örneğinden binmekte oldukları şeyleri de onlar için yarattık.

43- Eğer biz dilersek, onları batırırız da feryada yetişen bir kimse bile onlar için olmaz ve onlar (sudan) çekip kurtarılmazlar da.

44- Bizden bir şefkat ve belirli bir vakte kadar bir yararlanma başka.

45- Ve onlara ne zaman: "Siz, önünüzde olan şeyden ve ardınızda olan şeyden korunun ki şefkat göresiniz" denilse, (onlar aldırmazlar).

46- Ve onlara kendilerinin Efendisinin delillerinden hiçbir delil gelmiyor ki ondan ancak ilgisiz kalanlar olmasınlar.

47- Ve onlara ne zaman: "Allah'ın size rızık olarak verdiği şeylerden harcayın" denilse, gerçeği örtmüş olan kimseler, inanmış olan kimselere: "Biz mi yedireceğiz o kimseye ki eğer Allah dilerse kendisini yedirecektir? Siz bir apaçık sapkınlık içindekinden başkası değilsiniz" der.

48- Ve onlar: "Eğer siz doğru söyleyenler iseniz, bu söz ne zaman (gerçekleşecek)?" de diyorlar.

49- Onlar, birbirleri ile çekişirlerken kendilerini tutuverecek bir tek çığlıktan başkasına bakmıyorlar.

50- Böyle bir durumda onlar bir tembihlemeye güç yetiremeyecekler ve kendi mensuplarına da dönemeyeceklerdir.

51- Ve boruya üflenmiştir, birden onlar o mezarlardan, kendilerinin Efendisine doğru akın ediyorlar.

52- Onlar: "Vay halimize, bizi uyuduğumuz yerimizden kim (yeniden) harekete geçirdi? Bu, şefkati kapsamlının söz verdiği şeydir, ve o gönderilmişler doğru söylemiş" demişlerdir.

53- (Harekete geçirilmeleri) bir tek çığlıktan başkasıyla olmadı, birden onlar bizim yanımızda hazırlanmışlardır.

54- Artık bugün bir benliğe hiçbir şeyle haksızlık yapılmayacak ve siz de işlemekte olduğunuz şeylerden başkasıyla karşılık görmeyeceksiniz.

55- Şüphesiz ki bugün o bahçenin arkadaşları, bir meşguliyet içinde keyiflenenlerdir.

56- Onlar ve onların eşleri gölgelikler içindeki o süslü koltuklar üzerine rahatça dayananlardır.

57- Ondaki meyve onlar içindir ve çağıracakları (yemek içmek için isteyecekleri) şeyler de onlar içindir.

58- "Selam", şefkati sürekli Efendiden bir söz olarak (onlar içindir). 

59- 60- 61- 62- 63- 64- Ve (Allah): "Ey o suç işleyenler, siz bugün ayrılın. Ey Adem'in oğulları, ben size 'Siz o şeytana sakın kulluk etmeyin. Şüphesiz ki o, sizin için bir apaçık düşmandır' diye ve 'Siz bana kulluk edin. Bu, doğruluğunu koruyan yoldur' diye, bağlılık sözü almamış mıydım? Ve ant olsun ki o sizden bir çok büyük topluluğu saptırmıştı. Artık siz bağlantı kuruyor olmadınız mı? Bu, cehennemdir ki o, sizin söz verilmekte olduğunuzdur. Siz, gerçeği örtüyor olmanız nedeniyle bugün ona yaslanın" (diyecektir).

65- Bugün biz onların ağızlarının üzerini mühürleyeceğiz ve onların elleri bize söyleyecektir ve onların ayakları da oldukları şeylere tanıklık edecektir.

66- Ve eğer biz dileseydik onların gözlerinin üzerini kesinlikle silerdik de o yola (o durumda) öne geçmeye çalışırlardı, böyle iken nasıl göreceklerdi?

67- Ve eğer biz dileseydik onların bulundukları hal üzerinden başka biçime kesinlikle sokardık da, onlar eski hale geçişe güç yetiremezler ve dönemezlerdi.

68- Ve kimi ki biz onu ömürlendirirsek, onu o (ilk) yaratılıştaki (durumuna) ters döndürürüz. Onlar hiç bağlantı kurmazlar mı?

69- 70- Ve biz ona o şiiri öğretmedik ve bu kendisine uygun da olmaz. O, bir hatırlatmadan ve bir apaçık okuma (Kur'an) dan başkası değildir ki o, yaşayan kimseyi uyarsın ve o söylenen gerçeği örtücülerin üzerine hak olsun.

71- Ve onlar görmediler mi, şüphesiz ki biz kendi ellerimizin işlediği şeylerden gönenç sağlayan hayvanları kendileri için  yarattık böylece kendileri, onlara hükümran olanlardır?

72- Ve biz onları uysal hale kendileri için getirdik ki onların binekleri, onların bir kısmıdır ve kendileri, onların bir kısmını da yiyorlar.

73- Ve onlardaki faydalar ve içecekler kendileri içindir. Onlar hiç şükretmezler mi?

74- Ve onlar Allah'ın berisinden tanrılar edindiler ki kendileri güya yardım edilecekler.

75- Onlar (tanrılar), onlara yardıma güç yetiremezler. Oysa kendileri, onlar (tanrılar) için hazırlanmış ordunun ta kendileridir.

76- O halde onların dedikleri seni sakın üzmesin. Şüphesiz ki biz onların gizlemekte olduğu şeyleri ve ilan etmekte oldukları şeyleri biliyoruz.

77- Ve o insan görmedi mi şüphesiz ki biz kendisini bir döllenmiş hücreden yarattık? Böyle iken birden o bir apaçık çekişmecidir.

78- Ve o, bize bir örnek ortaya koydu ve kendi yaratılışı unuttu da: "Şu kemikleri ki onlar un ufak halde iken (yeniden) kim yaşatacak?" dedi.

79- De ki: "Onları yaşatacak olan, O dur ki ilk defasında onları geliştirmiştir. Ve O, her bir yaratmanın en iyi bilicisidir."

80- O ki, o yeşil ağaçtan bir ateşi sizin için çıkardı, siz ondan birden tutuşturuyorsunuz.

81- Ve O ki, o gökleri ve o yeri yaratmıştır, onların bir örneğini (yeniden) yaratmaya da kesinlikle güç yetirici değil midir Evet öyledir, ve O, tekrar tekrar yaratıcıdır, en iyi bilicidir.

82- O'nun buyruğu, bir şey istediği zaman, ona ancak ve ancak "Ol" demesidir, o da birden oluverir.

83- Münezzehtir ki O, her şeyin hükümranlığı, O'nun elindedir. Ve siz yalnızca O'na döndürüleceksiniz.