2 Aralık 2025 Salı

Gayri Metluv Vahiy Düşüncesinin Şura s. 51. Ayeti Bağlamında Değerlendirilmesi

Çoğu kimsenin malumu olduğu üzere İslam düşüncesinde, "Gayri Metluv Vahiy" olarak adlandırılan ve Muhammed a.s. isnad edilen rivayetlerin de vahiy yani Kur'an'a eşdeğer olduğu esasına dayandırılan ve zamanla bazı kesimlerde itikat haline getirilmiş bir düşünce vardır. 

Bu düşünceye göre  "Metluv Vahiy" olarak adlandırılan vahiy, namazlarda okunan yani Kur'an içindeki ayetlerden oluşan vahiy, "Gayri Metluv Vahiy" olarak adlandırılan vahiy ise namazlarda okunmayan vahiy, yani Muhammed a.s. a isnad edilen rivayetlerdir.

Bu düşüncenin kökü "Ehli Hadis" olarak bilinen ve başını İmam Şafii'nin çektiği ekibe dayanmaktadır. Bu ekibin inancına göre hadisler öylesine kutsal sözlerdir ki aynı Allah'ın sözü olan Kur'an ayetleri ile eşdeğerdir. Bu ekibe mensup olanlar bu iddialarına destek olarak bazı Kur'an ayetlerini de  işlerine geldiği gibi tevil etmekten kaçınmamışlardır.

Biz bu düşüncenin doğruluğunu veya yanlışlığını eğer hakem kitap Kur'an doğrultusunda anlamak istiyorsak, karşımızdaki ilk ayet Şura s. 51. ayetidir. Biz bu ayeti baz alarak Allah'ın insanlarla iletişim kurma yolunu öğrenebilir, sonrasında da "Gayri Metluv Vahiy" düşüncesini bu bağlamda değerlendirebiliriz.

Ayetin metni ve çevirisi şu şekildedir:

وَمَا كَانَ لِبَشَرٍ اَنْ يُكَلِّمَهُ اللّٰهُ اِلَّا وَحْيًا اَوْ مِنْ وَرَٓائِ۬ حِجَابٍ اَوْ يُرْسِلَ رَسُولًا فَيُوحِيَ بِاِذْنِه۪ مَا يَشَٓاءُۜ اِنَّهُ عَلِيٌّ حَك۪يمٌ

51- Ve bir beşer için Allah'ın onunla iletişim kurması olası değildir, ancak vahyederek veya bir engelin ötesinden (söz söylemesi) veya bir (melek) elçi gönderir de dileyeceği şeyi kendisinin onayı ile ona vahyeder. Şüphesiz ki O, bir çok yücedir, bir en bilgedir.

Bu ayetten anlaşılacağı üzere, Allah c.c. insanlarla 3 yolla iletişim kurmaktadır.

1- Vahyederek.

2- Engel ötesinden iletişim kurarak.

3- Bir melek elçi göndererek.

1. sıradaki konuşma şekli Yusuf a.s. a kuyuda iken vahyetmesi, Musa'nın annesine onu denize atmasını vahyetmesi gibi yani adına ilham da dediğimiz içsel bir duygu olarak. Bu durumu Şems s. 7. ve 8. ayetlerde daha net görmekteyiz. Allah c.c. bu ayetlerde nefse, fücuru ve takvayı ilham ettiğini beyan etmektedir.

2. sıradaki iletişim şekli Musa a.s. a has bir iletişim şekli olarak Kur'an'da karşımıza çıkmaktadır. 

3. sıradaki iletişim kurma şekli ise Muhammed a.s. kadar gelen ve "Nebi Resul" olarak bildiğimiz insanlara melek elçi vasıtası ile yapılan vahiy türüdür.

Bu noktadan hareketle, şimdiye kadar gelmiş, geçmiş ve gelecek olan insanlarla Allah c.c. 1. sıradaki vahiy türüyle iletişim kurmuş, iletişim kurmakta ve iletişim kuracaktır. 2. sıradaki iletişim şeklini Musa a.s. a has bir iletişim türü olduğunu düşündüğümüzde, 3. sıradaki iletişim türü, "Nebi Resul" olarak bildiğimiz insanlara melek elçi ile yapılan, yani  vahyederek iletişim şeklidir. Bu durumun keyfiyetini Allah c.c. ve sadece o elçiler bilmekte, bizler ise 3. kişiler olarak sadece bize Kur'an'daki verilen bilgiyle yetinmek durumundayız. 

"Nebi Resul" olarak bildiğimiz insanların bir beşer olduğunu da hesaba kattığımız zaman, onlarla yapılan iletişim şeklinin 1. ve 3. sıradaki iletişim kurma olarak karşımıza çıkmakta olduğunu görürüz.

Yani Allah c.c. "Nebi Resul" olarak seçtiği insanların hepsiyle hem Şems s. 7. 8. ayetlerde de karşımıza çıktığı gibi ilham yoluyla iletişim kurmakta, hem de 3. sırada olduğu gibi melek elçi vasıtasıyla vahyederek iletişim kurmaktadır.

Biz sıradan insanlara gelince, Allah c.c. bizlerle sadece 1. sıradaki olan ilham yoluya iletişim kurmaktadır. Yani seçilmiş elçilerin bizden farkı, onların hem 1. sıradaki hem de 3. sıradaki iletişim şekli ile muhatap olmalarıdır.

İş Muhammed a.s. a gelince; O, önce bir beşer olması hasebiyle Allah c.c. onunla 1. sıradaki şekli ile iletişim kurmakta, sonra bir "Nebi Resul" olması hasebiyle 3. sıradaki şekli ile iletişim kurmaktadır.

Allah c.c. nin 3. sıradaki şekli ile kurduğu iletişimin sonuçları bugün elimizde "Kur'an-ı Kerim" olarak nitelenen kitapta bulunmaktadır. Yani Allah c.c. kulu ve elçisi Muhammed a.s. seçerek melek elçi ile vahyettiği şeyler, bugün bizim elimizde yazılı vahiy olarak bulunmaktadır.

Muhammed a.s. elçiliği boyunca kendisine vahyedilen ayetleri insanlara tebliğ etmiş, ve bu tebliğ zamanı içinde beşer olarak yaşantısına da devam etmiştir. Bu yaşantısının içinde elbette ki konuşmuş ve bazı fiillerde bulunmuştur. Bu konuşma ve fiiller, kendisine yapılan vahiyle ilgili olduğu gibi beşeri yaşantısının bir gereği olarak ta karşımıza çıkmaktadır.

Yani Allah c.c. Muhammed a.s. ile elçilik görevinin başına kadar sadece 1. sıradaki şekli ile iletişim kurmuş, elçilik görevinden sonra ise hem 1. hem de 3. sıradaki şekli ile iletişim kurmuştur. Kur'an vahyi dışındaki sözleri ve fiilleri, kendisinin beşer olması nedeni ile 1. sıradaki iletişimin sonuçlarıdır.

Zaman içinde burada ele almanın hacmi genişleteceği bazı saikler nedeniyle Muhammed a.s. ın beşer olması neticesinde ağzından dökülen sözler, Kur'an ile eşdeğer görülmeye başlanmıştır. Ne yazık ki bu eşdeğer görülmenin kaynağı ne ona vahyedilen kitap, ne de kendisidir. "Erike Hadisi" olarak literatüre geçen ve ona atfedilen sözlerin ona atılmış bir iftira olmaktan öte geçmeyeceği bir gerçektir.

Aksine, onun güzide arkadaşlarının herhangi bir konuda onun vahiy olmayan görüşleri karşısında kendilerinin karşı öneride bulundukları sabittir. Eğer onlar "Ehli Hadis" ekibinin iddiası gibi düşünmüş olsalar veya elçi a.s. Kur'an harici sözlerinin de Kur'an ile eşdeğer olduğunu söylemiş olsaydı, onlar asla karşı öneride bulunmazlar teslim olurlardı.

 Örneğin Uhud yenilgisi ile ilgili Al-i İmran suresi ayetlerine baktığımızda elçinin arkdaşlarını arkalarından çağırmasına rağmen onların bu çağrıyı dinlememiş olmaları karşısında ne Allah c.c. ne de elçi onların inkara düştüğünü söylememiştir. Ahzab suresinde Zeyd'e "Eşini yanında tut" dediği halde Zeyd'in bu sözü dinlememesi vahyi inkar olarak değerlendirilip de o ve diğer sahabe "Hadis İnkarcısı" olarak görülebilir mi?

Görünen o ki; "Gayri Metluv Vahiy" düşüncesi temellerini asla vahiyden almayan, hadisleri de vahiy kategorisine sokmak düşüncesine dayalı bir projenin ürünüdür ki hadisler yoluyla İslami konularda daha rahat bir oynama alanı oluşturulabilsin.

Şimdi bu projenin asıl sakat yanı şu dur; Bu projeye inanan insanların beyni öyle bir yıkamaya tabi tutulmuştur ki, buna inanmayanlar, Kafir, Zındık, Hadis inkarcısı, Sünnet inkarcısı gibi isimlerle yaftalanmaktadır.

Ancak Kur'an'ı hakem yaparak konuya baktığımız zaman işin rengi değişmekte, oklar tersine dönmektedir. Nasıl mı?

"Şirk" olarak bildiğimiz, Allah'a ortaklık isnat etmek olan ve "Büyük Zulüm" olarak vasıflanan durum, burada ortaya çıkmaktadır. Allah c.c. nin hüküm alanını bir başka kişiye paylaştırmak olan şirk, onun elçisine ait olduğu iddia edilen sözlerin onun sözlerine eşdeğer olduğunu iddia etmekle de ortaya çıkmaktadır.

Başkalarını elçinin sözlerini Kur'an ile eşdeğer görmedikleri için bazı isimlerle yaftalayan kişilerin kendilerinin bu düşünceyle Allah'a ortak koştuklarını bilmeleri gerekmektedir. 

Sonuç olarak; Allah c.c. yarattığı bütün insanlarla iletişim kurmuş ve kurmaya devam etmektedir. Bu iletişim şekli biz gibi insanlara göre "Nebi Resul" olarak seçilen insanlarda farklılık arz etmektedir. Bizlerle sadece Şura s. 51. ayetteki sırasıyla 1. ve Şems 7.ve 8. ayetlerdeki anlatıma göre ilham yoluyla iletişim kurarken, "Nebi Resul" olarak seçilen insanlarla hem bu şekilde hem de Şura s. 51 ayetteki 3. sıradaki şekli ile iletişim kurmaktadır. Muhammed a.s. da bizler gibi bir beşer olması hasebiyle ona ilham yoluyla iletişim kurulmaktadır. Bu iletişim şeklini "Vahyi Gayri Metluv" olarak adlandırmak en büyük olan şirktir.

                                EN DOĞRUSUNU ALLAH C.C BİLİR.


ŞURA SURESİ ÇEVİRİSİ

1- 2- Ha, Mim, Ayn, Sin, Kaf.

3- Mutlak güçlü, mutlak bilge Allah, sana ve senden önceki kimselere (her elçinin konuştuğu dil ile) işte böyle vahyeder.

4- O şeyler ki göklerdedir ve o şeyler ki o yerdedir, O'nundur. Ve O, çok yücedir, çok büyüktür.

5- Neredeyse o gökler üstlerinden yarılacaklar. Ve o melekler kendilerinin Efendisini övgü ile tesbih ederler ve yerdeki kimseler için bağışlama isterler. Dikkat edin şüphesiz ki Allah, çok bağışlayıcının, şefkati süreklinin ta kendisidir.

6- Ve o kimseler ki, O'nun berisinden yakınlar edinmişlerdir. Allah, onların üzerinde kollayıp gözeticidir ve sen ise onların üzerinde bir dayanak değilsin.

7- Ve biz sana işte böyle bir Arabi okuma nahyettik ki sen o kasabaların anasını (Mekke halkını) ve onun çevresinde olan kimseleri uyarasın ve o toplanmanın günü ile de uyarasın ki onda hiçbir kuşku yoktur. Bir bölük o bahçede ve bir bölük ise o çılgın ateştedir.

8- Ve eğer Allah dileseydi, onları kesinlikle bir tek toplum yapardı, fakat O, dileyeceği kimseyi kendisinin şefkatine girdirecektir. Ve o haksızlık yapanlara gelince, hiçbir yakın ve hiçbir yardımcı onlar için olmayacaktır.

9- Yoksa onlar O'nun berisinden yakınlar mı edindiler. Oysa Allah o yakının ta kendisidir ve O, o ölüleri (yeniden) yaşatacaktır. Ve O, her bir şeyin üzerine güç yetiricidir.

10- (Sen de ki): "Ve herhangi bir şey ki siz onun hakkında aykırılığa düşerseniz, artık onun kararı Allah'a aittir. Bu, Allah'tır benim Efendimdir, ben yalnızca O'na güvenip dayandım ve ben yalnızca O'na içtenlikle yönelirim."

11- (O), o göklerin ve yerin o yarıp ortaya çıkarıcısıdır. O, kendi benliklerinizden eşleri ve o gönenç sağlayan hayvanlardan da eşleri sizin için oluşturdu. O, sizi onda bu şekilde yayıyor. O'nun örneği gibi hiçbir şey yoktur. Ve O, en iyi işiticidir, en iyi görücüdür.

12- O göklerin ve o yerin kilitleri, O'nundur. O, o rızkı kime dilerse geniş tutar ve ölçü koyar. Şüphesiz ki O, her bir şeyi en iyi bilicidir.

13- O, size o yükümlülükten hayati yol yaptığı o şey ki onu Nuh' a da tembihlemişti. Ve o şey ki biz sana da vahyettik ve yine o şey ki biz onu İbrahim'e ve Musa'ya ve İsa'ya da, "Siz , o yükümlülüğü ayakta tutun ve siz onda sakın ayrışmayın" diye tembihlemiştik. O şey ki sen şunları ona çağırmaktasın o ortak koşanların üzerine ağır geldi. Allah, dileyeceği kimseyi kendisine derleyip toplar ve içten yönelmekte olan kimseyi de kendisinin doğru yoluna iletir.

14- Ve onlar kendilerine o bilginin gelmesi ardından kendilerinin arasında haddi aşmaktan başka nedenle ayrışmadılar. Ve eğer senin Efendinden bir adlanmış süreye kadar öne geçmiş bir kelime olmasaydı, onların arasında (karar) kesinlikle yerine getirilirdi. Şüphesiz ki o kitaba onların ardından varis yapılmış olan şu kimseler de, ondan kesinlikle bir kuşku verici kararsızlık içindedirler.

15- Bundan dolayı artık sen çağır ve buyurulduğun gibi dosdoğru ol. Ve onların keyfi eğilimlerine sakın uyma. Ve sen de ki: "Ben Allah'ın kitaptan indirdiği şeye inandım. Ve ben sizin aranızda eşit davranmakla buyuruldum. Allah, benim de Efendimdir ve sizin de Efendinizdir. Bizim işlediklerimiz bizedir ve sizin işledikleriniz de sizedir. Bizimle sizin aranızda hiçbir tartışma konusu yoktur. Allah, bizim aramızı toplayacaktır. Ve o varış yeri yalnızca O'nadır."

16- Ve o kimseler ki Allah hakkında O'na (olumlu) cevap verilmesinin ardından tartışıyorlar, onların tartışma delilleri kendilerinin Efendisinin yanında boşa çıkıcıdır. Ve bir hiddet onların üzerinedir ve bir çetin azap da onlar içindir.

17- Allah O ki, o kitabı ve teraziyi o gerçekle indirdi. Ve sana ne akıl erdirtiyor belki o an pek yakındır.

18- Ona inanmaz o kimseler onu acilen istiyor. Ve inanmış olan kimseler ise ondan korkuyla titreyenlerdir. Ve onlar onun o gerçek olduğunu bilirler. Dikkat edin, şüphesiz ki o kimseler o an hakkında tereddüte düşüyorlar, onlar kesinlikle bir apaçık sapkınlık içindedirler.

19- Allah, kendisinin kullarına karşı çok lutfedicidir ve O dileyeceği kimseye rızık verir. Ve O, mutlak kuvvetlidir, mutlak güçlüdür.

20- Kim o sonrakinin ekinini isterse, biz kendisinin ekininde onun için arttırırız. Ve kim o yakının ekinini isterse, biz ona ondan veririz ve o sonrakinde hiçbir (güzel) hisse onun için yoktur.

21- Yoksa bir takım ortaklar kendileri için midir ki onlar, o yükümlülükten Allah'ın kendisine onay vermediği şeyi onlar için hayati yol yaptılar? Eğer o ayırmanın kelimesi olmasaydı, onların arasında (karar) kesinlikle yerine getirilirdi. Şüphesiz ki o haksızlık yapanlar var ya, çok acı verici azap onlar içindir.

22- Sen o haksızlık yapanları kazandıkları şeylerden dolayı korkuyla titreyenler olarak göreceksin. Ve o (kazandıklarının karşılığı) onlara (tepelerine) düşücüdür. Ve o kimseler ki inanmışlar ve o düzgün işleri işlemişlerdir, onlar o bahçenin yeşilliklerindedir ve kendilerinin Efendisinin yanından dileyecekleri şeyler kendileri içindir. Bu, o büyük lüftun ta kendisidir.

23- Bu o şeydir ki Allah kendi kullarına -ki onlar inanmış ve o düzgün işleri işlemiş kimselerdir- müjdelemektedir. Sen de ki: "Ben buna karşı o yakınlıktaki o sevgi bağı dışında sizden bir ödül talep etmiyorum." Ve kim bir iyiliği gayret ederek kazanırsa, biz ondakini bir iyilik daha onun için arttıracağız. Şüphesiz ki Allah, çok bağışlayıcıdır, şükrün karşılığını vericidir.

24- Yoksa onlar (senin için): "O, Allah'a karşı bir yalan yakıştırdı" mı diyorlar? Eğer ki Allah dilerse senin kalbinin üzerine mühür vurabilirdi. Ve Allah o geçersizi ortadan kaldırır ve kendisinin kelimeleri ile o gerçeği ortaya koyar. Şüphesiz ki O, o göğüslerin sahip olduğunu en iyi bilicidir.

25- Ve O ki, kendisinin kullarından o itaatle dönüşü kabul eder ve onların kötülüklerinden geçer ve O, sizin yapmakta olduğunuz şeyleri bilir.

26- Ve O, inanmış ve o düzgün işleri işlemiş olan kimseleri cevaplandırır ve onlara kendisinin lütfundan da artırır. Ve o gerçeği örtücüler var ya, bir çetin azap onlar içindir.

27- Ve eğer Allah o rızkı kendisinin kulları için geniş tutsaydı, onlar o yerde kesinlikle hadsizlik yaparlardı. Fakat O, dileyeceği şeyi bir ölçüyle indirir. Şüphesiz ki O, kendisinin kullarını en iyi haber alıcıdır, en iyi görücüdür.

28- Ve O ki, onların karamsarlığa kapılmasının ardından o faydalı yağmuru indirir ve kendisinin şefkatini yayar. Ve O, yakın dosttur, övgüye çok layıktır.

29- O göklerin ve o yerin ve o ikisinde canlıdan saçtığı şeylerin yaratılışı, O'nun delillerinin bir kısmıdır. Ve O, dileyeceği zaman onları toplamanın üzerine de güç yetiricidir.

30- Ve o şey ki size herhangi bir musibetten değmiştir, artık o sizin ellerinizin kazandığı nedeniyledir ve O, birçoğundan da geçiyor.

31- Ve siz o yerde (Allah'ı) yetersiz bırakıcılar da hiç olamazsınız. Ve Allah'ın berisinden hiçbir yakın dost ve hiçbir yardımcı da sizin için yoktur.

32- Ve o su kütlesinde o bayraklar gibi (yelken açmış) o akıp giden (gemi)ler O'nun delillerinin bir kısmıdır.

33- Eğer O dilerse o rüzgarı dinginleştirir de onlar, onun (su kütlesinin) sırtı üzerinde hareketsiz kalanlar oluverirler. Şüphesiz ki (zorluğa) her bir çokça direnç gösteren, şükreden için deliller kesinlikle bundadır.

34- Veya O, onları kazandıkları nedeniyle boğarak yok eder ve O, birçoğundan da geçiyor.

35- Ve (bu da), bizim delillerimiz hakkında söz dalaşı yapmakta olan kimselerin bilmesi içindir. Hiçbir kaçış yeri onlar için olmayacaktır.

36- Şimdi o şey ki size herhangi bir şeyden verilmiştir, artık o (verilmiş olan) o yakın yaşamın bir yararıdır. Ve o şey ki Allah'ın yanındadır, inanmış ve yalnızca kendilerinin Efendisine güvenip dayanmakta olan kimseler için daha hayırlı ve daha kalıcıdır.

37- Ve onlar öyle kimselerdir ki, o günahın büyüklerinden ve o hayasızlıklardan uzak dururlar ve hiddetlendikleri zaman, bağışlarlar.

38- Ve onlar öyle kimselerdir ki, kendilerinin Efendisini cevaplandırmışlar ve o kulluk görevini ayakta tutmuşlardır. Ve onların işleri kendilerinin arasında danışma iledir. Ve onlar bizim kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden de harcarlar.

39- Ve onlar öyle kimselerdir ki, kendilerine o haddi aşmak değdiği zaman, onlar yardımlaşırlar.

40- Ve bir kötülüğün karşılığı, onun örneği bir kötülüktür. Buna rağmen kim yok sayar ve düzeltirse, artık onun ödülü Allah'ın üzerindedir. Şüphesiz ki O, o haksızlık yapanları sevmez.

41- Kim kendisine haksızlık yapılmasının ardından yardımlaşır (hakkını alır)sa, artık hiçbir yol (sorumluluk) onların üzerine yoktur.

42- O yol (sorumluluk) ancak ve ancak o kimselerin üzerinedir ki onlar o insanlara haksızlık yaparlar ve hiçbir haklı gerekçe olmaksızın o yerde haddi aşarlar. İşte onlar var ya, çok acı verici azap kendileri içindir.

43- Kim (zorluğa) direnç gösterir ve bağışlarsa, şüphesiz ki bu o işlerin kesinlikle kararlılık gerektirenlerindendir.

44- Ve kimi ki Allah onu saptırırsa, artık O'ndan sonra hiçbir yakın dost onun için olmaz. Ve sen o azabı gördüklerinde o haksızlık yapanları göreceksin ki onlar: "Var mıdır herhangi bir yol geri dönüşe?" diyeceklerdir.

45- Ve sen onları ona (ateşe) sunulurlarken o alçalmadan dolayı saygıyla baş eğenler olarak bir saklı bakışla bakıyorlarken göreceksin. Ve inanmış olan kimseler: "Şüphesiz ki o ziyan edenler o kimselerdir ki, onlar o kalkışın günü kendi benliklerini ve kendi mensuplarını ziyana sokmuşlardır" demiştir. Dikkat edin, o haksızlık yapanlar bir kalıcı azabın içindedir.

46- Ve Allah'ın berisinden kendilerine yardım edecek hiçbir yakınları onlar için olmayacaktır. Ve kimi ki Allah onu saptırırsa, artık hiçbir yol onun için olmaz.

47- Siz, bir günün gelmesi öncesinden Efendinizi cevaplandırın ki onun Allah'tan hiçbir geri döndürmesi olmaz. O gün hiçbir sığınacak yer sizin için yoktur ve (kendi suçlarınızı) bir garipseme de sizin için yoktur.

48- Yok eğer onlar ilgisiz kalırlarsa, artık biz seni onların üzerine kollayıp gözetici olarak göndermedik. O apaçık ulaştırma senin üzerinde olandan başkası değildir. Ve şüphesiz ki biz o insana bizden bir şefkat tattırdığımız zaman, ona sevinir. Ve eğer onlara  kendi ellerinin öncelediği şeyler nedeniyle bir kötülük değerse, artık şüphesiz ki o insan bir nankördür.

49- 50- O göklerin ve o yerin hükümranlığı, Allah'ındır. O, ne dilerse yaratır. O, dişileri kime dilerse bahşeder ve o erkekleri de kime dilerse bahşeder. Veya O onları, erkekler ve dişiler halinde çift olarak (bahşeder). Ve O, dileyeceği kimseyi de kuru biri yapar. Şüphesiz ki O, en iyi bilicidir, her şeye güç yetiricidir.

51- Ve bir beşer için Allah'ın onunla kelem etmesi olası değildir, vahyederek veya bir engelin ötesinden (söz söylemesi) veya bir (melek) elçi gönderir de dileyeceği şeyi kendisinin onayı ile ona vahyeder olması başka. Şüphesiz ki O, çok yücedir, mutlak bilgedir.

52- Ve biz sana kendi buyruğumuzdan bir esintiyi işte böyle vahyettik. Sen o kitap nedir ve o inanç nedir akıl erdirebiliyor değildin, fakat biz onu sana bir ışık yaptık ki onunla kendi kullarımızdan dileyeceğimiz kimseyi doğruya iletelim. Ve şüphesiz ki sen kesinlikle doğruluğunu koruyan yola iletiyorsun.

53-  Allah'ın yoluna O ki, o şeyler o göklerdedir ve o şeyler o yerde, O'nundur. Dikkat edin, o işler(in sonucu) Allah'a varır.


28 Kasım 2025 Cuma

FUSSİLET SURESİ ÇEVİRİSİ

1- Ha, Mim.

2- 3- 4- (Bu), şefkati kapsamlı, şefkati sürekli tarafından indirme bir kitaptır ki, onun delilleri bilecek bir topluluk için bir müjdeci ve uyarıcı olmak üzere bir Arabi okuma olarak ayrıntılanmıştır. Buna rağmen onların (ortak koşanların) tamamı ilgisiz kalmış, bu yüzden işitmezler.

5- Ve onlar: "Senin bizi kendisine çağırmakta olduğun şeyden, bizim kalplerimiz korumalıklar içindedir ve bir ağırlık bizim kulaklarımızdadır ve bir engel de bizimle senin arandadır, haydi sen (işleyeceğini) işle şüphesiz ki biz de (işleyeceğimizi) işleyenleriz" dediler.

6- 7- 8- Sen de ki: "Ben ancak ve ancak sizin örneğiniz bir beşerim. Bana sizin tanrınızın ancak ve ancak bir tek tanrı olduğu vahyediliyor. Öyleyse siz O'na karşı dosdoğru olun ve O'nun bağışlamasını isteyin. Ve perişanlık o ortak koşanlar içindir. Onlar öyle kimselerdir ki o arınmayı yerine getirmezler ve onlar o sonraki (yaşam) gerçeğini örtenlerin ta kendileridir. Şüphesiz ki o kimseler inanmışlar ve o düzgün işleri işlemişlerdir, borç yüklenmemiş bir ödül onlar içindir."

9- 10- 11- 12- Sen de ki: "Gerçekten siz mi kesinlikle nankörlük ediyorsunuz O'na ki o yeri iki günde yaratmıştır ve O'na benzerler ediniyorsunuz? O, o tüm insanların Efendisidir. Ve O, onda onun üstünden sabitlikler ve onda bereketler bolluklar meydana getirdi ve onda onun ihtiyaçlarını o (bilgi) talep edenler için denk olarak dört günde ölçüledi. Sonra O, o göğü duman halinde iken denkleştirmeye yöneldi de ona ve o yere 'İkiniz isteyerek veya istemeyerek gelin' dedi. İkisi 'Biz itaat edenler olarak geldik' dediler. Böylece O, onları yedi gök olarak iki günde yerine getirdi ve her göğe kendisinin işini vahyetti." Ve biz o yakın göğü kandillerle süsledik ve bir gözetmeyle kolladık. Bu, mutlak güçlünün, en iyi bilicinin ölçüsüdür.

13- Yok eğer onlar ilgisiz kalırlarsa, artık sen de ki: "Ben sizi Ad'ın ve Semud'un korkunç gürültüsü örneği bir korkunç gürültüyle uyardım."

14- Hani onlara önlerinden ve artlarından, "Siz Allah'tan başkasına kulluk etmeyin" diye elçiler gelmişti. Onlar ise: "Eğer bizim Efendimiz dileseydi, kesinlikle melekler indirirdi, o halde şüphesiz ki biz gönderildiğiniz şeyin kendisini örtücüleriz" demişlerdi.

15- Şimdi Ad'a gelince de onlar hiçbir haklı bir gerekçe olmaksızın o yerde büyüklük tasladılar ve: "Bizden kuvvet bakımından daha çetin kimdir?" dediler. Onlar görmediler mi şüphesiz ki Allah o kimsedir ki onları yaratmıştır, kendisi onlardan kuvvet bakımından daha çetindir. Ve onlar bizim delillerimizi ısrarla reddetmekte idiler.

16- Bunun üzerine biz de felaket günlerinde bizim o rezilliğin azabını o yakın yaşamda kendilerine tattırmamız için onların üzerine bir uğultulu sert rüzgar gönderdik. Ve o sonraki (yaşamın) azabı ise daha rezil edicidir ve onlar yardım da edilmeyeceklerdir.

17- Ve Semud'a gelince de biz onlara doğru yolu gösterdik, buna rağmen onlar o körlüğü o doğruyu göstereciliğin üzerine tercih ettiler, bunun üzerine onları o alçaltıcılığın azabının korkunç gürültüsü tuttu o şey nedeniyle ki onlar kazanıyor idiler.

18- Ve biz kurtardık o kimseleri ki onlar inanmışlar ve korunuyor idiler.

19- Ve o gün Allah'ın düşmanları o ateşe sürülüp toplanacak da artık onlar düzenli olarak sevk edilecekler.

20- Nihayet onlar ona geldikleri zaman, tanıklık edecektir onların işitme duyuları ve gözleri ve derileri o şey nedeniyle ki onlar yapıyor idiler.

21- 22- 23- Ve onlar kendi derilerine: "Siz, bize karşı niçin tanıklık ettiniz?" demişlerdir. Onlar da: "Bizi Allah konuşturdu, O ki her bir şeyi konuşturmuştur. Ve O sizi ilk defasında da yaratmıştı ve siz O'na döndürülüyorsunuz. Ve siz, sizin kulaklarınızın ve gözlerinizin ve derilerinizin size karşı tanıklık edeceğinden gizleniyor olmadınız. Üstelik siz, işlemekte olduğunuz şeylerin çoğunu Allah'ın şüphesiz ki bilmeyeceği kanısına varmıştınız. Ve bu, sizin kanıya varmanızdı ki Efendinize karşı bu kanınız sizi (ateşe) düşürdü, böylece o ziyan edenlerden oldunuz" demişlerdir.

24- Şimdi eğer onlar direnç gösterebilirlerse, artık o ateş onlar için bir barınaktır. Ve eğer onlar hoşnutluk isterlerse de onlar o hoşnut edilmişlerden olmayacaklardır.

25- Ve biz yakın arkadaşları kendilerine musallat etmiştik de onlar, önlerinde olan şeyleri ve arkalarında olan şeyleri kendilerine süslemişler ve böylece kendilerinden önce kesinlikle gelip geçmiş o cinden ve o insandan olan toplumlar hakkında o söylenen (azap sözü) onların üzerine de gerçek olmuştur. Ve şüphesiz ki onlar ziyan edenler olmuşlardır.

26- Ve gerçeği örtmüş olan kimseler: "Siz, bu okunan (Kur'an) ı dinlemeyin ve onun hakkında amaçsız sözler söyleyin ki (onu) yenesiniz" dediler.

27- Bu yüzden biz o kimselere bir çetin azabı kesinlikle ve kesinlikle tattıracağız ki onlar gerçeği örtmüşlerdir ve onları o şeyin ön kötüsü ile kesinlikle ve kesinlikle karşılıklandıracağız ki onlar işliyor idiler.

28- Bu, Allah'ın düşmanlarının karşılığıdır ki, o da ateştir. Onun içinde sürekli kalıcılığın yurdu o şey nedeniyle onlar içindir ki kendileri bizim delillerimizi ısrarla yalanlıyor idiler.

29- Ve gerçeği örtmüş olan kimseler: "Ey Efendimiz, bizi saptırmış olan o cinden ve insandan olan o ikiyi sen bize göster, biz o ikisini ayaklarımızın altına alalım da o ikisi en aşağılıklardan olsunlar" demiştir.

30- 31- 32- Şüphesiz ki o kimseler: "Bizim Efendimiz Allah'tır" demişler, sonra onlar dosdoğru olmuşlardır, melekler onların üzerine: "Siz, sakın kaygılanmayın ve sakın üzülmeyin ve siz o bahçeyle müjdelenin ki o sizin söz verilmekte idiniz. Biz, o yakın yaşamda ve o sonraki (yaşamda) sizin yakınlarınızız. Ve onda sizin benliklerinizin şiddetle arzu duymakta olduğu şeyler sizin içindir ve onda çağıracağınız şeyler çok bağışlayıcıdan, şefkati sürekliden bir ağırlamalık olarak sizin içindir" diye inecektir.

33- Ve söz bakımından daha iyisi kimdir o kimseden ki, o Allah'a çağırmış ve düzgün iş işlemiş ve "Şüphesiz ki ben o teslim olanlardanım" demiştir?

34- Ve o iyilikle o kötülük denk olmaz. Sen (o kötülüğü) o şekilde sav ki o en iyisidir, bir de bakmışsın ki o seninle kendisi arasında bir düşmanlık vardır o kimse sanki sıcak yakın dosttur. 

35- Ve o (haslet) karşılaştırılmıyor, o kimselere hariç ki onlar direnç göstermişlerdir. Ve o (haslet), karşılaştırılmıyor, (o kimselere hariç ki) onlar çok büyük pay sahibidirler.

36- Ve eğer seni o şeytandan bir dürtü seni dürtüklerse, sen hemen Allah'a sığın. Şüphesiz ki O, en iyi işiticinin, en iyi bilicinin ta kendisidir.

37- Ve o gece ve o gündüz ve o güneş ve o ay, O'nun (gözle görülen) delillerinin bir kısmıdır. Siz, o güneşe ve o aya sakın boyun eğmeyin ve Allah'a boyun eğin ki onları O yaratmıştır, eğer siz yalnızca O'na kulluk etmekte olanlar iseniz.

38- Yok eğer onlar büyüklük taslarlarsa da senin Efendinin yanındaki kimseler o gece ve o gündüz (sürekli) O'nu tesbih ederler ve onlar bıkmazlar.

39- Ve şüphesiz ki senin o yeri (susuzluktan) saygıyla baş eğen olarak görmen, O'nun (gözle görülen) delillerinin bir kısmıdır, biz onun üzerine o suyu birden indirdiğimiz zaman o silkelenir ve kabarır. Şüphesiz O ki onu yaşatmıştır, o ölüleri de kesinlikle (yeniden) yaşatıcıdır. Şüphesiz ki O, her şeyin üzerine güç yetiricidir.

40- Şüphesiz ki o kimseler bizim delillerimiz hakkında eğriltme yapmaktadırlar, onlar bize karşı saklı kalamazlar. Öyleyse o kimse mi o ateşte bırakılacaktır, o mu daha hayırlıdır? Yoksa o kimse mi o kalkışın günü güvenli olarak gelecektir? Siz, dilediğiniz şeyi işleyin. Şüphesiz ki O, sizin işlemekte olduğunuz şeyleri görücüdür.

41- Şüphesiz ki onlar öyle kimselerdir ki kendilerine geldiğinde o hatırlatmayı (reddederek) örttüler. Ve şüphesiz ki o, kesinlikle bir güçlü kitaptır.

42- O geçersiz, ona onun önünden ve ardından gelemez. (O), mutlak bilgeden, övgüye layık tarafından indirmedir.

43- Sana, senden önceki o elçiler için söylenmiş olan şeylerden başkası kesinlikle söylenmiyor. Şüphesiz ki senin Efendin kesinlikle bağışlama sahibidir ve çok acı verici sonlandırma sahibidir.

44- Eğer biz onu bir yabancı okuma yapsaydık, onlar kesinlikle: "Onun delilleri ayrıntılanmalı değil miydi? (O) bir yabancı (okuma, biz ise) bir Arabız" diyeceklerdi. Sen de ki: "O, inanmış olan kimseler için bir yol gösterici ve iyileştiricidir." Ve o kimseler ki inanmazlar, bir ağırlık onların kulaklarındadır ve o (kitap), onlara karşı bir körlüktür. İşte onlara (sanki) bir uzak taraftan sesleniliyor (da onlar işitmiyorlar).

45- Ve ant olsun ki biz Musa'ya o kitabı verdik de onda aykırı düşüldü. Ve eğer senin Efendinden öne geçmiş bir kelime olmasaydı, onların arasında (karar) kesinlikle yerine getirilirdi. Ve şüphesiz ki onlar (Mekkeliler), ondan (kitaptan) kesinlikle bir kuşku verici kararsızlık içindedirler.

46- Kim düzgün iş işlerse de kendisinin benliği içindir ve kim kötülük yaparsa da benliğinin aleyhinedir. Ve senin Efendin o kullara asla haksızlık edici değildir.

47- O anın bilgisi O'na geri döndürülür. O'nun bilgisi dışında ürünlerden hiçbiri kendi tomurcuklarından çıkmıyor ve hiçbir dişi yüklü kalmıyor ve o doğuramaz da. Ve onlara: "Benim ortaklarım nerede?" diye seslenileceği gün, onlar: "Biz sana duyurduk ki bizden hiçbir tanıklık edici yoktur" demişlerdir.

48- Ve sapmıştır onlardan o şeyler ki onlar önceden çağırıyor idler ve onlar kanıya varmışlardır şüphesiz ki  hiçbir kaçış yeri kendileri için yoktur.

49- O insan o hayrın çağrısından bıkmaz. Ve eğer ona bir şer dokunursa, birden o ümitsizdir, karamsardır.

50- Ve ant olsun ki eğer biz, kendisine dokunan bir zarar sonrasından ona bizden bir şefkat tattırırsak o, kesinlikle ve kesinlikle: "Bu benim (eserim) dir. Ve ben o anın ayağa kalkacağı kanısına da varmıyorum. Ve ant olsun ki eğer ben Efendime geri döndürülürsem de şüphesiz ki O'nun yanında kesinlikle daha iyisi benimdir" diyecektir. Artık biz gerçeği örtmüş olan kimselere işledikleri şeyleri kesinlikle ve kesinlikle haber vereceğiz ve biz onlara kaskatı azaptan kesinlikle ve kesinlikle tattıracağız.

51- Ve biz o insanın üzerine gönenç verdiğimiz zaman, o ilgisiz kalır ve kendisinin yanıyla uzaklaşır. Ve ona o şer dokunduğu zaman ise, hemen geniş geniş çağrı sahibidir.

52- Sen de ki: "Bana söyleyin, eğer o Allah'ın katından ise sonra siz onu (reddererek) örttüyseniz, kim daha sapkındır o kimseden ki kendisi bir uzak ayrışma içindedir?"

53- Biz onlara (gözle görülen) delillerimizi o ufuklarda ve kendi benliklerinde yakında göstereceğiz ki nihayet onun o gerçek olduğu kendilerine belli olacak. Ve sadece senin Efendin yetmedi mi? Şüphesiz ki O, her şeyin üzerine tanıklık edicidir.

54- Dikkat edin, şüphesiz ki onlar kendilerinin Efendisinin karşılamasından bir tereddüt içindedirler. Dikkat edin şüphesiz ki O, her bir şeyi bir kuşatıcıdır.


24 Kasım 2025 Pazartesi

Mü'min s. 46. Ayeti Çerçevesinde Kur'an Okumalarımızın Serencamı

Bundan önceki bir yazımızda Ahzab s. 69. ayetini ele alarak Kur'an okumalarımızda yaptığımız bazı hataları ele almaya çalışmıştık. Bu yazımızda ise Mümin s. 46. ayetini ele alarak yaptığımız okuma hatalarını ele almaya çalışacağız.

Ayetin çevirisi şu şekildedir:

--- Mü'min s. 45- 46- Böylece Allah onu, onların kurduğu tuzakların kötülüklerinden korudu ve Firavun'un hanedanını ise o azabın kötüsü o ateş kuşattı. Onlar sabah serinliği ve akşam karanlığı (sürekli olarak) ona sunulurlar. Ve o anın ayağa kaldırılacağı gün ise: "Firavun'un hanedanını o azabın en çetinine girdirin" (denilecektir).

Tabi ki bu ayetin önceden gelen bir bağlamı bulunmaktadır ve anlama çalışmasının bu bağlam gözetilerek yapılması gerektiği malumdur. Biz burada konuyu farklı bir açıdan ele alacağımız için sadece konumuz ile ilgili ayetin çevirisini veriyoruz.

Mümin s. 46. ayeti denildiği zaman ilk akla gelen şey, bu ayetin kabir azabına dair delil sunan bir ayet olduğudur. Tefsirlere bakıldığında da bu ayet hakkında ilk söylenilen şeyin bu olduğu görülecektir.

 Bu ayet hakkında böyle bir iddiada bulunulması dahi kabir azabı olarak bilinen konunun dışardan devşirilme olduğunun, yani Kur'an'ın bu konuda böyle bir beyanı olmamasına rağmen, Kur'an'ın ölüm sonrası yeniden dirilişe kadar geçen zaman aralığında, yaşamında ateşi hak edecek işler yapmış olan bir kimsenin yeniden dirilişe kadar kabrinde azap göreceği meselesinin başka kültürlerden ithal edilen bir konunun sonucu olduğunun delilidir.

Çünkü, Kur'an okunurken öncelikle bir ayetin neye delil olabileceği değil, o ayetin okuyucuya nasıl bir mesaj vermiş olabileceği yönünde düşüncelerin ortaya çıkması gerekmektedir. Eğer bir ayet bir şeye delil olarak sunulacaksa, ortaya atılan bir iddianın Kur'an içinde onu ret eden bir ayetin bulunması gerekmektedir ki o ayeti delil olarak sunmak gereği ortaya çıksın.

Ne var ki, Kur'an'ın nuzül sürecinde ne Allah'ın elçisi ne de sahabe Mü'min s. 46. ayetini okudukları zaman, "Bakın bu ayet kabir azabına dair bir delil sunmaktadır" şeklinde bir söz sarf etmemiştir. Allah resulüne atfedilen bu konuya dair sözlerin, bu ithal düşünceyi daha da kuvvetlendirmek amacıyla uydurulmuş olduğu açıktır.

Peki öyleyse böyle bir iddia neden ve ne zaman ortaya atıldı?

Bu konunun başlangıcı "Ruh - beden ayrımı" olarak ifade edilen kökü Yunan felfesine dayanan bir düşüncenin İslam düşüncesine ithal edilmesinin sonucudur. Biz bu konuyu yazıyı uzatmamak adına burada ele almayacak, sadece Kur'an okumalarımızda yaptığımız ilk düğmenin yanlış iliklenmesi sonucu ortaya çıkan garabeti bu ayet üzerinden ortaya koymaya çalışacağız.

Ancak şunu da hatırlatmadan geçemeyeceğiz ki İslam düşüncesinde genel geçer bir düşünce olan, "Beden ölür ruhlar ölmez" şeklindeki iddianın Kur'an içinde bir karşılığı kesinlikle bulunmamaktadır.

Kur'an okumalarında yapılması gereken en önemli şeyin, ayeti bir konuya delil olarak sunmak değil, o ayetin bizim hayatımıza dair nasıl bir mesaj vermiş olabileceği olması gerektiğini söylemiştik. 

Öyleyse biz Kur'an okurken "Kur'an'da kabir azabı var mı?" şeklinde bir soru sormak yerine, "Kur'an ölüm ile yeniden diriliş arası geçen zaman hakkında neler söylüyor?" sorusunun cevabını aramamız gerektiğini düşünüyoruz.

Bu sorunun cevabını Kur'an içinde Yunus s. 45- İsra s. 52- Taha s. 103- 104- Mü'minun s. 112-113-114-Rum s. 55- 56- Ahkaf s. 35- Yasin s. 52- Kamer s. 7- 8- Mearic s. 43- 44. ayetlerinde bulabiliriz.

Bu ayetleri temiz akıl ile okuyan bir kimsenin ayetlerden alacağı mesaj, ölüm ile yeniden diriliş arasında geçen zamanın ölü kişi açısından sıfır zaman olduğu yönündedir. Yani bugün ölen bir kimse eğer ki binlerce yıl kabrinde kalsa dahi yeniden diriliş zamanı, kendisinin kabirde çok az kaldığı yönünde bir bilgi sahibi olduğudur.

Şimdi bu ayetleri okuyan temiz akıl sahibi bir kimseye siz kabir azabından bahsederseniz alacağınız cevap, bu iddianın Kur'an içinde herhangi bir karşılığı olmadığı yönünde olacaktır. Aksine iddia etmek de zaten Kur'an'da çelişki olduğunu iddia etmek anlamına gelecektir ki bu kitapta asla bir çelişki yoktur.

Bu kitapta bir çelişki yoksa ki evet yoktur, öyleyse çelişki Kur'an'ı ithal fikirlere payanda yaparak okumaya çalışan kafalardadır.

Zaten kabir azabını savunan kimselere Kur'an'da bu konunun karşılığı olmadığını söyleseniz size vereceği cevap "Ayet diyorsun ama hadis var kardeşim" şeklinde bir cevap olacaktır. Kur'an'ın bir Müslüman için ne değer ifade etmesi gerektiğinden habersiz bir kimseye böyle bir şeyi anlatabilmenin zorluğu ortadadır.

Önemli olan bir kimsenin Kur'an'ı her konuda hakem kitap olarak görebilmesidir. Kitabı hakem olarak gören kimse kitaba teslim olur ve hiçbir sorun kalmaz. Eğer rivayetleri hakem kitap olarak görüyorsa rivayetlerle kitabı teslim almaya kalkar ve sonucunda karşısındaki kimseyi "Hadis inkarcısı" olarak yaftalar geçer gider.

Sonuç olarak; Kur'an ithal fikirlere payanda yapılacak bir kitap değildir. Bu amaçla okunan bir kitap yol gösterici olmaktan çıkar, yoldan çıkarıcı bir hale gelir. Şimdi bir kimse "Kur'an kabir azabından bahsetmektedir" diyecek olsa, biz ona yukarıda referans olarak verdiğimiz ayetlerle arada bir bağ kurmasını isteriz ki o kişi o iddiayla o ayetler arasındaki bağı asla kuramaz teslim olmaya niyeti varsa teslim olur.

Öyleyse biz Mü'min s. 46. ayetini cımbızlama bir şekilde okumak yerine konu ile alakalı ayetlerin bütününü dikkate alarak okuyacak olursak böyle bir düşüncenin sakatlığı ortaya çıkacaktır.

                                     EN DOĞRUSUNU ALLAH (C.C.) BİLİR.


23 Kasım 2025 Pazar

MÜ'MİN SURESİ ÇEVİRİSİ

1- Ha, Mim.

2- 3- Bu (harflerden oluşan) kitabın indirilmesi, mutlak güçlü, en iyi bilici, peşe takılı suçun bağışlayıcısı ve itaatle dönüşün kabul edicisi, sonuçlandırması çok çetin, her türlü imkanın sahibi, Allah'tandır. O'ndan başka hiçbir tanrı yoktur. Ve o varış yeri yalnızca O'nadır.

4- Allah'ın delilleri hakkında, gerçeği örtmüş olan kimselerden başkası söz dalaşı yapmıyor. O halde onların o yerleşim merkezlerinde çevrilip durması seni sakın aldatmasın.

5- Onların öncesi Nuh'un topluluğu ve onlardan sonraki o gruplar da yalanlamıştı. Ve her bir toplum kendilerinin elçisine karşı onu (öldürme amacıyla) tutmaya yeltenmişler ve o gerçeği o geçersizle boşa çıkarmak için onunla (o geçersizle) söz dalaşı yapmışlar, bunun üzerine ben de onları tutuvermiştim. Artık benim sonlandırmam nasıl olmuş?

6- Ve senin Efendinin gerçeği örtmüş olan kimseler üzerindeki: "Şüphesiz ki onlar o ateşin arkadaşlarıdır" sözü işte böyle gerçek olmuştur.

7- 8- 9- O tahtı taşımakta olan kimseler (melekler) ve onun çevresindeki kimseler (melekler), kendilerinin Efendisini övgü ile tesbih ederler ve O'na  inanırlar ve O'na inanmış olan kimseler için: "Ey Efendimiz, sen her bir şeyi şefkat bakımından ve bilgi bakımından kapsamışsındır, öyleyse sen itaate dönmüş ve senin yoluna uymuş kimseleri bağışla ve sen onları şiddetli ateşin azabından koru. Ey Efendimiz, sen onları Adn bahçelerine girdir, ki sen onu onlara söz vermiştin ve onların babalarından ve eşlerinden ve soylarından düzgün olmuş kimseyi de (girdir). Şüphesiz ki sen mutlak güçlünün, mutlak bilgenin ta kendisisin. Ve sen onları o kötülüklerden koru. Ve sen o gün kimi o kötülüklerden korursan, kesinlikle ona sürekli şefkat etmişsindir. Ve bu, o büyük başarının ta kendisidir" diye bağışlama isterler.

10- Şüphesiz ki gerçeği örtmüş olan kimselere: "Allah'ın öfkesi sizin kendi benliklerinize olan öfkenizden kesinlikle daha büyüktür. Hani siz o inanca çağrılıyordunuz da gerçeği örtüyordunuz" diye seslenilecektir.

11- Onlar da: "Ey Efendimiz, sen bizi iki kere öldürdün ve iki kere yaşattın, artık biz de peşimize takılı suçlarımızı itiraf ettik, şimdi çıkmaya herhangi bir yol var mıdır?" demişlerdir.

12- (Onlara cevaben): "Bu, size şu nedenledir: Allah, O tek olarak çağrıldığı zaman, siz gerçeği örtmüştünüz. Ve eğer O'na ortak koşulursa siz inanırdınız. Artık karar çok yüce, çok büyük Allah'ındır" (denilmiştir).

13- O ki kendisinin (gözle görülen) delillerini size gösteriyor ve o gökten bir rızkı sizin için indiriyor. Ve içten yönelmekte olan kimseden başkası da bunu iyice hatırlamıyor.

14- Ve eğer ki o gerçeği örtücüler çirkin görse de, yine de siz Allah'ı, o yükümlülüğü O'na özgüleyenler olarak çağırın.

15- (O), o kademelerin yükselticisi o tahtın sahibidir. O, o karşılaşmanın günüyle uyarmak için, kendisinin buyruğundan o esintiyi kendi kullarından kimin üzerine dilerse bırakır.

16- Onlar o gün (kabirlerden çıkıp) belirginleşenlerdir. Onlardan hiçbir şey Allah'a karşı saklı kalmaz. (Onlara): "Bugün o hükümranlık kimindir?" (diye sorulur. Onlar): "(O hükümranlık, o tek, o ezici güç sahibiAllah'ındır" (diye cevap verirler).

17- O gün her bir benlik kazandığı şey ile karşılık görecektir. Bugün hiçbir haksızlık yoktur. Şüphesiz ki Allah o hesabın çabuk görenidir.

18- Ve sen onları o günün yaklaşanı ile uyar ki o zaman o kalpler kederi bastıranlar olarak o gırtlaklara dayanacaktır. Hiçbir sıcak dost ve itaat edilir bir eşlikçi o haksızlık yapanlar için olmayacaktır.

19- O, o gözlerin hainini de ve o göğüslerin saklı tutmakta olduğu şeyleri de bilir.

20- Ve Allah o gerçeği yerine getirir. Ve onların O'nun berisinden çağırmakta oldukları şeyler ise hiçbir şeyi yerine getiremezler. Şüphesiz ki Allah, her şeyi işiticinin, her şeyi görücünün ta kendisidir.

21- Ve onlar, o yerde yürümediler mi o kimselerin sonu nasıl olmuş baksınlar ki onlar kendilerinden önce idi? Onlar, kuvvet bakımından ve eser bakımından o yerde onlardan (Mekke'lilerden) daha çetindi. Buna rağmen Allah onları peşlerine takılı suçları nedeniyle onları tutuverdi. Ve Allah'tan hiçbir koruyucu da onlar için olmadı.

22- Bu böyledir çünkü onların elçileri apaçık belgeleri onlara getirmişler buna karşılık onlar da gerçeği örtmüşlerdi, bu yüzden Allah onları tutuverdi. Şüphesiz ki O, mutlak kuvvetlidir, o sonuçlandırması çok çetindir.

23- 24- Ve ant olsun ki biz Musa'yı bizim (gözle görülen) delillerimizle ve bir apaçık yetkiyle Firavun'a ve Haman'a ve Karun'a gönderdik de onlar (ona): "Çok yalancı bir sihirbaz" dediler.

25- Ne zaman ki o, bizim yanımızdan onlara o gerçeği getirdi, onlar: "Siz, onun beraberinde inanmış olan kimselerin oğullarını öldürün ve kadınlarını ise yaşatın" dediler. Ve o gerçeği örtücülerin planı bir sapkınlık içinde olmaktan başkası değildir.

26- Ve Firavun: "Siz beni bırakın da ben Musa'yı öldüreyim ve o, kendisinin Efendisini çağırsın. Şüphesiz ki ben onun, sizin yükümlüğünüzü değiştirmesinden veya bu yerde o bozuculuğa sırt vermesinden kaygılanıyorum" dedi.

27- Ve Musa: "Şüphesiz ki ben, o hesabın gününe inanmaz her bir büyüklenenden benim Efendime ve (aynı zamanda) sizin de Efendinize sığındım" dedi.

28- 29- Ve Firavun'un hanedanından bir inanan adam, ki o kendi inancını içinde tutmaktadır: "Siz 'Benim Efendim Allah'tır' diyor diye bir adamı öldürecek misiniz? Oysa o, sizin Efendinizden o apaçık belgeleri size getirmiştir. Ve eğer o bir yalancı ise, bu durumda onun yalanı kendisinedir. Ve eğer o doğru söyleyen biri ise, o şeyin bir kısmı size değdirilecektir ki o size onu söz vermektedir. Şüphesiz ki Allah, o kimseyi doğruya iletmez ki o savurgandır, çok yalancıdır. Ey topluluğum, bugün bu yerde üstün gelenler olarak o hükümranlık sizin içindir. Allah'ın baskınından bize kim yardım eder, eğer o bize gelirse?" dedi. Firavun: "Ben size benim (doğru) gördüğümden başkasını göstermiyorum ve ben sizi o olgun davranışın yolundan başkasına da iletmiyorum" dedi.

30- 31- 32- 33- 34- 35- Ve inanmış olan kimse: "Ey topluluğum, şüphesiz ki ben sizin üzerinize (gelecek olan) Nuh'un topluluğu ve Ad ve Semud ve onlardan sonraki aynı gidişattaki örnek üzere kimseler olan o grupların günü örneği (bir günden) kaygılanıyorum. Ve Allah o kullara bir haksızlık etmek istemiyor. Ve ey topluluğum, şüphesiz ki ben sizin üzerinize (gelecek olan) o bağırışmanın gününden kaygılanıyorum. O günde siz arkalarını dönücüler olarak (başka tarafa) yakınlaşacaksınız. Allah'tan (gelen azaptan) hiçbir sımsıkı sarıcı sizin için olmayacaktır. Ve kimi ki Allah onu saptırırsa, artık hiçbir doğruya iletici onun için olmaz. Ve ant olsun ki önceden Yusuf size o apaçık belgeleri getirmişti de, onun size getirdiği şeyden bir kararsızlık içinde olmaktan siz geri kalmamıştınız. Nihayet o yok olduğu (öldüğü) zaman siz, 'Allah onun ardından bir elçi asla harekete geçirmez' demiştiniz. Allah, o kimseyi ki kendisi kuşkucu savurgandır işte böyle saptırır. O kimseler ki kendilerine gelmiş hiçbir yetki olmaksızın Allah'ın delilleri hakkında söz dalaşı yapıyorlar. (Bunu yapmak) Allah'ın yanında ve inanmış olan kimselerin yanında öfke bakımından büyük olmuştur. Allah, her bir büyüklenen zorbanın kalbinin üzerine işte böyle damga vurur" dedi.

36- 37- Ve Firavun: "Ey Haman, bana bir yüksek kule yap ki ben o ulaşım imkanlarına ulaşayım. O göklerin ulaşım imkanlarına, böylece ben Musa'nın tanrısına yükselirim. Ve şüphesiz ki ben onun kesinlikle bir yalancı olduğu kanısına varıyorum" dedi. Ve Firavun'a kendi işinin kötülüğü işte böyle süslendi ve o yoldan uzaklaştırıldı. Ve Firavun'un planı bir yıkımdan başkası olmadı.

38- 39- 40- 41- 42- 43- 44- Ve inanmış olan kimse: "Ey topluluğum, siz bana uyun ki ben de sizi o olgun davranışın yoluna ileteyim. Ey topluluğum, bu yakın yaşam, ancak ve ancak bir yararlanmadır. Ve şüphesiz ki o sonraki (yaşam) ise, o kararlılığın yurdunun ta kendisidir. Kim bir kötülük işlerse o, onun örneğinden başkasıyla karşılık görmeyecek. Ve erkekten veya dişiden kim kendisi bir inanan olarak düzgün iş işlerse, artık onlar o bahçeye girecekler, onda hiçbir kısıtlama olmaksızın rızıklanacaklar. Ve ey topluluğum, bana ne oluyor ki ben sizi o kurtuluşa çağırıyorum, oysa siz beni o ateşe çağırıyorsunuz? Siz beni çağırıyorsunuz ki Allah'a nankörlük edeyim ve o şeyleri O'na ortak koşayım ki onun hakkında hiçbir bilgi bana yoktur, oysa ben sizi mutlak güçlüye, çok bağışlayıcıya çağırıyorum. Sizin beni kendisine çağırmakta olduğunuz şeyin o yakında ve o sonrakinde kendisine bir çağrı (hakkı) olmadığında ve bizim geri dönüşümüzün Allah'a olduğunda ve o savurganlık yapanların o ateşin arkadaşlarının ta kendileri olduğunda kuşku yoktur. Artık siz, benim dediğim şeyleri(n doğruluğunu) yakında hatırlayacaksınız. Ve ben işimi Allah'a havale ediyorum. Şüphesiz ki Allah o kulları en iyi görücüdür" dedi.

45- Böylece Allah onu, onların kurdukları şeylerin kötülüklerinden korudu ve Firavun'un hanedanını ise o azabın kötüsü kuşattı.

46- (O da) ateştir, onlar sabah ve akşam (sürekli olarak) onun üzerine sunulacaklar. Ve o anın ayağa kalkacağı gün: "Firavun'un hanedanını o azabın en çetinine girdirin" (denilecektir).*

*Bu ayet bilindiği gibi Kabir azabı konusuna delil olarak getirilmektedir. Oysa Kur'an birçok ayette, kabirlerinden kalkanların ölüm ile yeniden dirilişleri arasında geçen süreden haberleri bile olmadığından bahseder. Mü'imin s. 46. ayetinin son iki cümlesini takdim tehir yöntemi ile okuduğumuz zaman daha net anlaşılacaktır. "Ve o anın ayağa kalkacağı gün: "Firavun'un hanedanını o azabın en çetinine girdirin" (denilecek). Onlar sabah ve akşam (sürekli olarak) onun üzerine sunulacaklardır."

47- Ve o zaman ki onlar o ateşin içinde birbirleriyle tartışacaklar da o zayıflar büyüklük taslamış olan kimselere: "Şüphesiz ki biz size uyan idik, şimdi siz bizden o ateşten (küçük) bir hisseyi dahi ihtiyaçsız kılanlar mısınız?" diyecektir.

48- Büyüklük taslamış olan kimseler ise: "Şüphesiz ki hepimiz onun içindeyiz, Şüphesiz ki Allah o kulların arasında kesinlikle karar vermiştir" demiştir.

49- Ve o ateşin içindeki kimseler cehennemin görevlilerine: "Siz, Efendinizi çağırın da O, o azaptan bir güncük bizden hafifletsin" demiştir.

50- Onlar: "Oysa sizin elçilerimiz size o apaçık belgeleri getirmiş değil miydi?" demişlerdir. Onlar: "Evet Aksine (getirmişti)" demişlerdir. Onlar da: "O halde siz çağrı yapın. Ve o gerçeği örtücülerin çağrısı ise bir sapkınlık içinde olmaktan başkası değildir" demişlerdir.

51- Şüphesiz ki biz, elçilerimize ve inanmış olan kimselere o yakın yaşamda ve o tanıkların ayağa kalkacağı günde kesinlikle yardım edeceğiz.

52- O gün o haksızlık yapanlara onların gerekçeleri fayda vermeyecek ve o dışlama onlar içindir ve o yurdun kötüsü de onlar içindir.

53- 54- Ve ant olsun ki biz, Musa'ya o doğruyu göstericiyi verdik ve Yakub'un oğullarını, o saf aklın sahipleri için bir yol gösterici ve bir hatırlatma olan o kitaba varis yaptık.

55- O halde sen de (zorluklara karşı) direnç göster. Şüphesiz ki Allah'ın söz vermesi bir gerçektir. Ve sen de kendi peşine takılı suçun için bağışlama iste ve o akşam karanlığı ve o gündüzün erken vakti Efendini övgü ile tesbih et. 

56- Şüphesiz ki o kimseler kendilerine gelmiş hiçbir yetki olmaksızın Allah'ın delilleri hakkında söz dalaşı yapıyorlar, bir büyüklük (kompleksin) den başkası onların göğüslerinde başkası yoktur ki onlar ona (hiçbir zaman) ulaşıcı değillerdir. öyleyse sen Allah'a sığın. Şüphesiz ki O, en iyi işiticinin, en iyi görücünün ta kendisidir.

57- Elbette ki o göklerin ve o yerin yaratılışı, o insanların yaratılışından daha büyüktür, fakat hakikat şu ki o insanların tamamı (bunu) bilmezler.

58- Ve o kör ve o gören denk olmuyor ve inanmış ve o düzgün işleri işlemiş olan kimseler ve o kötülük yapan da (denk olmuyor). Siz pek az olsun hatırlamıyorsunuz.

59- Şüphesiz ki o an kesinlikle gelicidir ki onda hiçbir kuşku yoktur. Fakat hakikat şu ki o (inkarcı) insanların tamamı (buna) inanmazlar.

60- Ve sizin Efendiniz: "Siz beni çağırın ki bende size cevap vereyim. Şüphesiz ki o kimseler bana kulluk etmekten büyüklük taslıyorlar, onlar cehenneme boyun bükenler olarak gireceklerdir" demiştir.

61- Allah O ki, o geceyi siz onun içinde dinginleşesiniz diye ve o gündüzü de görülen olarak sizin için yaptı. Şüphesiz ki Allah o insanların üzerine kesinlikle bir lütfun sahibidir, fakat hakikat şu ki o (inkarcı) insanların tamamı (buna) şükretmezler.

62- Bu, Allah'tır sizin Efendinizdir, her şeyin yaratıcısıdır. O'ndan başka hiçbir tanrı yoktur.  Böyle iken siz nasıl ters yüz ediliyorsunuz?

63- İşte böyle ters yüz ediliyor o kimseler ki Allah'ın delillerini ısrarla reddediyor idiler.

64- Allah O ki, o yeri kararlı halde ve o göğü de bir bina (tavan) halinde sizin için yaptı ve sizi şekillendirdi de sizin şekillerinizi iyileştirdi ve size o temizlerden rızık verdi. Bu Allah'tır sizin Efendinizdir. O halde o tüm insanların Efendisi Allah, bereketi sonsuzdur.

65- O, yaşayandır. O'ndan başka hiçbir tanrı yoktur, o halde siz de O'nu, o yükümlülüğü O'na özgüleyenler olarak çağırın. O övgü, o tüm insanların efendisi Allah'adır.

66- De ki: "Şüphesiz ki ben, o apaçık belgeler benim Efendimden bana geldiğinde, sizin Allah'ın berisinden kulluk etmekte olduğu şeylere kulluk etmekten vazgeçirildim ve o tüm insanların Efendisine teslim olmakla buyuruldum."

67-  O ki, sizi bir topraktan, sonra bir döllenmiş hücreden, sonra (rahme) asılan bir embriyodan yarattı, sonra O sizi bir bebek olarak çıkarıyor ki sonra siz en çetinliğine ulaşasınız sonra siz ihtiyarlar olasınız. Ve içinizden kiminin ömürleri önceden tamamlanıyor ki siz bir adlanmış süreye ulaşasınız ve bağlantı kurasınız.

68- O ki, yaşatır ve öldürür. Artık O bir işe karar verdiği zaman, ona ancak ve ancak "Ol" der, o da hemen oluverir.

69- Sen görmedin mi o kimseleri ki onlar Allah'ın delilleri hakkında söz dalaşı yapıyorlar? Onlar nasıl da çevriliyorlar?

70- Onlar öyle kimselerdir ki, o kitabı ve o şeyleri ki elçilerimizi onunla gönderdiğimizi yalanlamışlardır. Artık onlar ileride bilecekler.

71- 72- O vakit o (demirden) bağlar ve o zincirler onların boyunlarındadır. Onlar kaynar suda (öylece) sürüklenecekler, sonra o ateşte kaynatılacaklar.

73- 74- Sonra onlara: "Sizin Allah'ın berisinden ortak koşmakta olduğunuz şeyler nerede?" denilmiştir. Onlar da: "Bizden saptılar, hayır biz önceden hiçbir şeyi çağırmıyor idik" demişlerdir. Allah o gerçeği örtücüleri böyle saptırır.

75- 76- (Onlara): "Bu, sizin hiçbir haklı gerekçeniz olmaksızın o yerde seviniyor olmanız nedeniyle ve sizin çalımlanarak yürümekte olmanız nedeniyledir. Siz, cehennemin kapılarına onun içinde sürekli kalıcılar olarak girin" (denilmiştir). Artık ne kötüdür o büyüklenenlerin barınağı.

77- O halde sen (zorluklara karşı) direnç göster. Şüphesiz ki Allah'ın söz vermesi bir gerçektir. Şimdi eğer biz sana, bizim onlara söz vermekte olduğumuz şeyin bir kısmını göstersek de veya senin ömrünü tamamlasak da, artık onlar yalnızca bize döneceklerdir.

78- Ve ant olsun ki biz senden önce elçiler gönderdik, biz içlerinden kimini sana anlattık ve biz içlerinden kimini de sana anlatmadık. Allah'ın onayı olmadıkça (gözle görülen) bir delil getirmesi bir elçi için olmamıştır. Artık Allah'ın buyruğu geldiği zaman, (o buyruk) o gerçekle yerine getirilir ve o geçersizciler işte o anda ziyan eder.

79- Allah O ki, o gönenç sağlayan hayvanları, onlardan bir kısmına binesiniz diye sizin için oluşturdu ve siz onlardan kısmını da yiyorsunuz.

80- Ve onlarda faydalar ve onların üzerinde göğüslerinizdeki bir gereksinmeye ulaşmanız sizin içindir. Ve siz onların üzerinde ve o gemilerin üzerinde taşınıyorsunuz.

81- Ve O size kendisinin delillerini gösteriyor. Öyleyse siz Allah'ın hangi (gözle görülen) delillerini garipsiyorsunuz?

82- Şimdi onlar, o yerde yürümediler mi ki kendilerinden önceki kimselerin sonu nasıl olmuş baksınlar? Onlar, kuvvet bakımından ve eser bakımından kendilerinden (Mekke'lilerden) daha çok idiler. Buna rağmen onlardan bir ihtiyacı gidermedi o şeyler ki onlar kazanıyor idiler.

83- Ne zaman ki onların elçileri, onlara o apaçık belgeleri getirdi, onlar kendilerinin yanındaki o bilgiden dolayı sevindiler ve o şey onları sarıverdi ki onlar onunla alay etmekte idiler.

84- Ne zaman ki onlar, bizim baskınımızı gördüler: "Biz Allah'a O tek olarak inandık ve o şeyi (ret edip) örttük ki biz kendisiyle (O'na) ortak koşanlar idik" dediler.

85- Onlar bizim baskınımızı gördüklerinde onların inanmaları onlara fayda verir olmadı. (Bu), Allah'ın yasasıdır ki kendisinin kulları hakkında kesinlikle gelip geçmiştir. Ve o gerçeği örtücüler işte o anda ziyan etmiştir.


8 Kasım 2025 Cumartesi

Narsist ve Bağnaz Duyguları Din Üzerinden Tatmin Etmeye Çalışmak

 Bugün kendisini İslam'a ve Müslümanlığa nisbet eden bir çok kimsenin birbirleri ile birçok konuda anlaşamadığı, fikir ayrılığı içinde olduğu bir gerçektir. Bu durumun elbette birçok sebepleri bulunmaktadır.  Biz, bu durumun sebeplerini sadece kişilik sorunu üzerinden irdelemeye çalışacağız. 

Müslümanların fikir ayrılığı içinde olmasının bir çok sebebi olmasına rağmen, biz bu durumu bir kişilik bozukluğu olan "Narsistlik" ve "Bağnazlık" üzerinden değerlendirmeye çalışacağız.

İnternet ortamında arama motoruna "Narsistlik nedir?" diye bir soru sorsanız alacağınız cevaplardan biri aşağıdadır. 

-----Narsistik kişilik bozukluğu, insanların mantıksız derecede yüksek bir kendi önem duygusuna sahip olduğu bir ruh sağlığı durumudur. Çok fazla ilgiye ihtiyaç duyarlar ve bunu ararlar. Tüm insanların kendilerine hayran olmasını isterler. Bu bozukluğa sahip kişiler, başkalarının duygularını anlama veya önemseme yeteneğinden yoksun olabilir. Ancak bu aşırı özgüven maskesinin ardında, öz değerlerinden emin değildirler. En ufak bir eleştiriden kolayca rahatsız olurlar.

Maalesef kendisini İslam'a ve Müslümanlığa nisbet eden bazı kimselerde bu kişilik bozukluğuna rastlamaktayız. Nasıl mı?

Kendisini öne çıkarmak ve insanların gözünde önemli bir konuma sahip olma hastalığına sahip olan kişiler bu duygularını bir cemaat sahibi olmak üzerinden tatmin etmeye gayret ettiklerini görmekteyiz.

                                                         Kör satıcının kör alıcısı olur.

Bugün İslam dünyasındaki din konusundaki cehaletin had safhada olduğu aşikardır. Bu cehaletten nemalanmak isteyen açıkgöz din simsarları kendilerini bir şekilde öne çıkararak, cahil insanları kendilerine bağlamakta, onları kendi etrafında toplayarak dini bir oluşum meydana getirmektedir.

Bunları yaparken kendilerinde çok büyük ilmi ve fikri faziletler olduğu yönünde göz boyamalarla insanları aldatmaktadırlar. Din konusunda zır cahil olan bu aldanan insanlar, bağlandıkları kişinin kendilerine göre din konusunda son derece bilgili!! olduğunu gördüklerinde onu neredeyse ilah konumuna getirerek farkında olmadan "Şirk" batağına saplanmaktadırlar. Bu konuda kendilerini ikaz edenleri ise kesinlikle ret etmekte oldukları da malumdur. Bu durumu bağnazlıkla ilgili olarak işlemeye çalışacağız.

"Türkiye'de dini hayat kliniklerde tedavi görmesi gereken din manyakları tarafından ele geçirilmiştir." (Atasoy Müftüoğlu)

Atasoy ağabeyin bu tesbiti sadece Türkiye ile sınırlı değildir. Özellikle tarikatçı kesime bakıldığında, bu tarikatların başındakilerin veya onlara mensup bazı kimselerin din adına anlattığı menkıbelerin aklı başında bir insanın ağzından çıkması mümkün olmayan sözler ve meydana gelmesi imkansız olaylar olduğu her aklı selim sahibi kişinin malumudur.

Bunları söyleyen kişiler ise kendilerini dinleyen insanlar üzerinde öyle bir etkiye sahiplerdir ki, "Alem buysa kral benim" edasında tavırlar sergileyerek karşısısındaki insanları sihirlemekte, zaten bu duruma baştan gönüllü olanlar da anında sihirlenmektedirler.

Bu tiplerin önce psikiyatrik açıdan incelemeye tabi tutmak gerektiğini düşünmekteyiz. Çünkü içlerinde olan narsist duyguları tatmin etmenin yolunu din kapısında bulmuşlar, bu yollar hem manevi olarak duygularını tatmin etmekteler hem de maddi olarak nemalanmaktadırlar.

Narsist duygulara sahip olan kesim sadece tarikatlar içinde değil, kendisini "Kur'anMüslümanı" olarak takdim eden bazı kimselerde de narsist türden duygulara sahip olduklarını görmekteyiz. Şöyle ki;

                                    "1500 senedir kimsenin bulamadığını ben buldum"

Bu ifadeleri sözlü olarak kullanmamalarına rağmen, fiili olarak kullanan ve Kur'an üzerinden akla ziyan çıkarımlarda bulunan kimselerin olduğu da gözden kaçmayan bir gerçektir. Elbette Kur'an hakkında konuşma yapma hakkını kimseye sınırlayacak değiliz, ancak bu kitap kimsenin narsist duygularını tatmin etme aracı da olamaz.

Kur'an hakkında bir çıkarım yapabilirsiniz, bu yaptığınız çıkarım doğru olabilir, yanlış da olabilir hatta akıllara zarar bir çıkarım da olabilir. Fakat yaptığınız çıkarım sonucunda "İşte en doğrusu bu dur, bunu ötesindeki çıkarımlar hepsi yanlıştır" diye bir söz sarfettiğinizde bu cahillikten öte bir kişilik bozukluğunun göstergesi olacaktır.

1500 yıldır Kur'an hakkında doğru veya yanlış bir çok söz söylenmiştir, bundan sonra da söylenecektir. Ancak söz söyleyecek kişinin hakkında konuştuğu kitabı iyi tanıması anlaması ve ondan sonra konuşmaya cesaret etmesini beklemek hakkımızdır.

Meal okumanın çoğalması ile başlayan meal sorgulama konusu bazı narsist kimseler tarafında istismar edilerek kendi kişilik bozukluklarının tatmin aracı olduğunu söyleyebiliriz.

                                            "Bütün mealler hatalı benim mealim hariç"

Meallerde hata konusu Kur'an okuyanların gündeminde önemli bir yer tuttuğu yadsınamaz bir gerçektir. Ancak bütün mealleri bir kalemde silip atmak hatanın ötesinde sıkıntılı bir durumdur. Bu söylemi dillendiren insanların bir kısmına baktığımızda kendilerinin yaptığı ve doğru olduğu mealin bu olduğunu ifade ettikleri ayet mealleri, yanlış olduğunu iddia ettikleri ayet meallerine rahmet okutturacak derece hatalı ve hatanın ötedinde tahrif unsurları taşımaktadır.

"1500 yıldır bu söylenmemiş bunu da ben söyleyeyim tamam olsun" dercesine söylemler üretmek kişilik bozukluğunun göstergesinden başka bir şey değildir. 

Ayrıca konuları tartışmaya açma ve onlar üzerinde konuşabilme yeteneğinde de başarılı olduğumuz pek söylenemez.

Kişi yüzde yüz doğru olduğunu iddia ettiği bir konu hakkında, eğer bu konunun karşı bir muhalifi varsa onun haklılık payı yüzde elliye düşecektir. Neden mi?

Kişi eğer bu düşüncesini karşı tarafla konuşmak istiyorsa, karşı tarafa katılmasa da ona da bir haklılık payı bırakmalıdır ki karşılıklı konuşma imkanı olsun. Eğer kişi sadece ben haklıyım tarzında bir yaklaşım ile karşı tarafı dışlayacak olursa, kendisini de dinleyen çıkmayacak, bu sefer karşı tarafla herhangi bir iletişim imkanı da kalmayacaktır.

Biz karşımızdaki düşüncenin yanlış olduğu kanaatinde olsak bile kendimizin tezinin dinlenmesi için, karşı tarafı da  dinlemek zorunda olduğumuzu unutmayan bir yaklaşım tarzı sergilemek zorundayız. Aksi takdirde "Kargadan başka kuş tanımam" üslubu ile yapılan bir yaklaşım, kişilik bozukluğunun bir yansıması olacaktır.

Bu konuda elbette söylenebilecek birçok söz ve konu vardır, bir de en büyük hastalığımız olan bağnazlık üzerinde durmak istiyoruz.

Müslüman olarak çoğumuz sahip olduğumuz düşüncenin tek doğru olduğu bunun dışında herhangi bir doğru olmadığı, bizim doğrularımız dışında bir düşünce sahibi olmanın saf dışı edilme dini literatürü kullanacak olursak tekfir edilme sebebbi olarak görmekteyiz.

Şurası bir gerçektir ki, dini anlamda herhangi bir ihtilafın mercii Kur'an olmalıdır. İhtilaflar bu kitabın aydınlığında çözülmeli ve herkes bu kitabın hükmüne teslim olmalıdır. Bu konu da ayrı bir sıkıntı kaynağı olmakla birlikte bu yazının konusu değildir.

Narsistlik olarak ortaya çıkan kişilik bozukluğu daha sınırlı sayıdaki kimselerde olmasına rağmen, Bağnazlık olarak ortaya çıkan kişilik bozukluğu daha geniş sayıdaki kimselerde görülmektedir.

Narsistlik daha akıllı!! kimselerde ortaya çıkan bir bozukluk olmasına rağmen, bağnazlık kıt akıllı kimselerde, yani aklını narsistlere kiralayanlarda ortaya çıkan bir bozukluktur.

Bağnaz kimselerde beyin denilen düşünme organı, narsistlere kiraya verildiği için o narsistler o bağnazların yerine düşünmekte, o bağnazlara ise sadece o söylenileni bilinçsizce savunmak düşmektedir. 

Tabi bunu din adına yaptıkları için uhrevi bir karşılığı da olduğunu zannederek bu işlerini daha bir aşkla ve şevkle yapmaktadırlar.

Narsistlik ve Bağnazlık ortaya çıkan bozukluk, kişinin bazı duygularını tatmin aracıdır. Bizim ilgi alanımız dini konular olduğu için, biz bu alanda böyle kişilik bozukluklarına sahip olan kimselere dikkat çekmeye çalışıyoruz. Diğer alanlarda bu tür kişilik bozukluğuna sahip insanların olduğu malumdur.

Bu durum tedavi gerektiren bir konu olmasına rağmen maalesef, hiç kimse bunun bir hastalık olduğunu bile farketmeden ortalıkta dolaşmaktadır. 

Peki böyle durumda olan insanlarla karşılaştığımız zaman yapmamız gereken nedir?

--- Furkan s. 63 - Ve Rahman'ın kulları o kimselerdir ki o yerin üzerinde alçak gönüllü olarak yürürler ve o düşüncesizler onlara söz söylediği zaman, "Selam" derler.

Bu konuda örnek verilebilecek birçok ayet bulunmaktadır. Eğer biz de karşımızdaki gibi aynı bozukluğa sahip değilsek yapılacak en doğru davranış Furkan s. 63. ayeti olmalıdır.

Bunun tersi bir davranış iki inatçı keçinin bir köprüde toslaşmasından başka bir şey olmayacak neticede her iki keçi dereye düşecektir.


7 Ekim 2025 Salı

Kur'an'da Eti Pişirerek Yemek Var mı? (Kur'an'da Namazı Bulamayanlara)

Son yıllarda Kur'an üzerine kafa yoran bazı kimselerin, biz insanlık ailesi olarak sanki dün yeryüzüne indirilmiş ve bize Allah (c.c.) tarafından da bir kitap verilmiş ve bu kitaptaki bazı emir ve nehiyler konusunda önceden hiçbir bilgi birikimine sahip değilmişiz gibi kitabı okuma eylemi içinde olduklarına şahit olmaktayız.

Özellikle ritüel olarak bildiğimiz namaz, hacc, oruç gibi kulluk ameliyelerinin Kur'an'da olmadığı iddia edilmekte ve bunlarla ilgili ayetler bin dereden su getirilerek tevil edilmekte, sonuçta "Bakın Kur'an'da namaz, hacc, oruç yok" denilerek işin içinden çıkılmaktadır. Hatta daha ileri gidilerek namaz adı bildiğimiz ibadetin müşrik adeti olduğu bile iddia edilmektedir.

Bu iddiada bulunanlar aslında bir noktada haklı sayılabilir. Nasıl mı?

Çünkü namaz içinde yapılan kıyam, rüku, secde gibi ameliyeler insanlığın ortak paydasıdır. Yani insanlar tanrı olarak kutsadıkları varlıklara olan tazimlerini bu şekiller ile yerine getirmektedirler. Bir hindu, tanrı olarak bildiği şeye kulluğunu ona secde ederek gösterirken, bir Müslüman ise tanrı olarak bildiği Allah (c.c.) ye karşı olan kulluğunu ona secde ederek gösterir.

Burada secde eyleminin ilk olarak müşriklerden çıktığı, Müslümanların da bunu onlardan sahiplendiği anlaşılmasın. Allah (c.c) bize kitabında insanların tek bir toplum olduğu yani fıtri melekelere sahip olarak yaratıldığı, sonradan bu melekelerin bazılarında kaybolarak şirke dönüştüğünü bildirir.

Yani insanda aslonan Allah'a kulluktur, şirk ise arızi bir durumdur. İnsanlık fıtri melekelerini kullanarak Allah'a secde ederken, zaman içinde bazıları bunu unutup secdelerini başka tanrılara yapmış, ortak adı "EZZİKR" olan tarih boyunca elçilerle gönderilen kitaplar bunu hatırlatmak amacı ile gönderilmiştir.

Bizim asıl amacımız Kur'an'da namazı ispat değildir. Amacımız Kur'an'ın binlerce yıllık insanlık bilgi birikimine sahip bir topluma indiğinden hareketle Hacc s. 36. ayetinden bir örnekleme yapmaya çalışmaktır.

Hacc s. 36- Ve o iri bedenli develer, biz onları da sizin için Allah'ın farkındalıklarından olarak yaptık. Onlardaki hayır sizin içindir. (Kesim için) saflar halinde oldukları zaman, onların üzerine Allah'ın ismini hatırlayın. Yanları üzeri düşüp kımıldamadıkları zaman, artık onlardan yeyin ve o tok gözlüye de ve aç gözlüye de yedirin. İşte böylece şükretmeniz için onları size boyun eğdirdik.

Yukarıdaki ayet çevirisi hayvan kesiminin nasıl yapılacağı hakkındadır. Şimdi biz eğer daha önceden et yemek konusunda hiçbir bilgi birkimimiz yok ve bu et yemeyi Kur'an'a göre yapacak olursak, bu etin pişirilmeden yenmesi gerektiğini iddia edebiliriz.

Çünkü ayet, kesim bittiği zaman onlardan yemeyi emretmektedir. Ayette kestikten sonra pişirerek yeyin şeklinde bir emir bulunmamaktadır. Hatta Kur'an'ın herhangi bir yerinde kesilen hayvanın etinin pişirilerek yenmesi ile ilgili bir ayet bulunmamaktadır.

Ama hiçbir alklı selim sahibi kimse "Kur'an'da etin pişirilerek yenmesi hakkında ayet yoktur, etin çiğ olarak yenmesi gerekir, onun için eti pişirerek yemek müşriklerin adetidir" şeklinde bir söz de sarfetmez.

Neden sarfetmez?

Çünkü etin pişirilerek yenmesi insanlığın binlerce yıllık bilgi birikiminin getirdiği bir ameliyedir. Aslonan etin pişmiş olarak yenmesidir, etin çiğ olarak yenmesi şeklinde bir eylem ortaya koyan kimse sıradışı bir iş yapmış olarak görülür.

Şimdi, etin nasıl yeneceğini Kur'an'dan bulmaya çalışan bir kimse bu ayeti gördüğü zaman Kur'an'a uymak adına yapması gereken şey hayvan kesildikten sonra onu hemen yemesi yani pişirmeden yemesidir. Eğer Kur'an'da etin nasıl yeneceğini arayan bir kimseyse eti pişirerek yemesi Kur'an'a uymaMAsı anlamına gelecektir.

Burada hemen haklı olarak "Etin nasıl yeneceğini de mi Kur'an'a bakacağız?" itirazı gelecektir.

Elbette bizim böyle bir iddiamız yoktur. Bizim kastımız bazı kimselerin Kur'an'a bakış açısındaki sakatlığa dikkat çekmektir.

Kur'an'ın namaz hocası kitapları gibi detaylı bir namaz anlatımında bulunması gerektiği iddiasında bulunarak, bu detayları bulamadıkları için "Kur'an'da namaz yoktur" iddiasında bulunanlar, Kur'an'da etin nasıl yeneceği hakkında bilgi olmamasına rağmen, onu pişirerek yemektedirler.

Kur'an namazın şeklinden çok, ruhuna vurgu yapmıştır. Çünkü şekli olarak öteden beri müşrikler tarafından uygulanan bir eylemdir. Putlara karşı kılınan namaz şirk eylemi olup, putlardan temizlenerek kılınan namaz ise bir tevhid eylemidir.

Şimdi tekrar sorarız;

Kur'an'da nasıl namaz kılınacağını bulamayanlar, kesilen hayvanın etini nasıl yiyorlar?


29 Ağustos 2025 Cuma

Asr Suresi ve Hakkı ve Sabrı Tavsiye Etme Görevimiz

Asr suresini okuduğumuz zaman, insanın hakkı ve sabrı birbirine tavsiye ederek zarardan kurtulabileceğinin bizlere beyan edildiğini görmekteyiz.

Peki bir inanan olarak bu surenin beyanını bugün hayata nasıl yansıtabiliriz?

Bu sorunun cevabını bu yazının yazıldığı günlerde Konya'da bir doktorun bir hastasını açık giyiminden dolayı "Teşhirci" olduğu gerekçesi ile muayene etmemesi üzerinden yürüyen tartışmaları merkeze alarak vermeye çalışacağız.

Bu olayın karşı mahalle çocukları tarafından nasıl görüldüğü bu yazının konusu değildir. Çünkü karşı mahalleye göre o doktor gerici bir yobaz olduğu için böyle bir tepki vermiştir. 

Biz bu olay üzerinden İslami hassasiyet gerektiren konularda bir inanan olarak nasıl bir bakış açısı sergilemek gerektiği üzerinde düşünmeye çalışacağız.

Konu hakkında yazılanlara baktığımızda İslami cenahın bu noktada farklı tutumlar sergilediğini görmekteyiz.

1- Doktorun hastasının muayene etmeyi ret etmesinin doğru olduğunu savunan taraf.

2- Doktorun hastasının muayene etmeyi ret etmesinin yanlış olduğunu savunan taraf.

3- "Size ne kardeşim nasıl giyinirse giyinsin alemin giyiminden size ne" diyen taraf.

Bizim bu konudaki kanaatimiz şu dur; Bir doktor her ne kadar hasta seçimi hakkı olduğunu iddia etse de, bir kişinin giyiminin uygun olmadığı gerekçesi ile onu muayene etmeyi ret etmesi doğru değildir.

Dün baş örtüsünden dolayı haksızlığa uğrayan insanların haklarını savunurken kullandığımız argümanları unutarak, bugün açık giyimli bir bayanın uğradığı durumu alkışlamamız hakkaniyete uygun değildir.

Sayın doktorun hassasiyetini bu noktada doğru görüyor, fakat hastasına karşı yaptığı muameleyi doğru bulmuyoruz.

Bunu söylerken 3. şıktaki tarafta olmadığımız bilinmelidir. Sayın doktor eğer kendisine gelen o hastanın giyim tarzının hoş olmadığını uygun bir dille söylemiş olsaydı, daha doğru bir iş yapmış olacağını düşünüyoruz.

"Hastanın giyiminden doktora ne" diyen olabilir. Fakat İslami hassasiyetii olan bir kişi inancı açısından yanlış bulduğu bir şeyi karşı tarafa uygun bir dille uyararak aktarmak durumundadır.

İşte zurnanın zırt dediği yer burasıdır. İnsanların yaşam tarzına karışmak kimin haddinedir?

Bu olay bizlere göstermektedir ki, inanan insanlar olarak toplumun İslami değerlere olan saygısızlığı bizleri gerçekten rahatsız etmektedir ve bu rahatsızlığımızı nasıl dile getirmemiz gerektiği asıl konuşulması gereken noktadır.

Öncelikle şunu ifade etmek isteriz ki; Toplumda İslami değerlere uygun olmayan bir durum görüldüğü zaman bizim inanç değerlerimiz, bu duruma tepki verilmesi gerektiğini söyler. Bu tepkinin nasıl ve ne şekilde verilmesi gerektiği önemlidir. 

Bu tepki elbette incitici dil ve şiddet ile verilmeyecektir.

İnandığımızı iddia ettiğimiz kitap, her konuda olduğu gibi bizlere bu konuda da yol göstericidir.

Kimsenin inandığı değerlere küfür ve hakaret etmeyeceğiz ki onlar da bizim inandığımız değerlere küfür ve hakaret etmesinler. (Enam s. 108. ayet)

Bir kimsenin inandığı değerlere hakaret ederek o kimsenin inancını terk ettiği görülmüş değildir, aksine o kişi inancına daha da sıkı sarılacaktır.

Bugün toplulumuzun büyük bir kesimi İslami değerleri baz alarak ona göre bir yaşam tarzı belirlemediği, hatta İslami değerlere aleni bir şekilde karşı olduğunu beyan ederek bu değerlere ters ne varsa yapıp inkarcılığını alenileştirme eğiliminde olduğu için, bizim inandığımız değerler üzerinden onları eleştirmemiz toplumda bir sıkıntıya neden olmaktadır. Bu sıkıntı bizim susmamızı ve yanlışlara karşı tepki vermememizi elbette gerektirmez.

Toplumdaki insanların yargı değerlerinin farklı olması bu durumu ortaya çıkarmaktadır. Bizim için yanlış olan bir yaşam tarzı onlar için gayet normal olup, buna müdahele edilmesi onlar için yanlıştır.

Yaşadığımız toplumda durum maalesef bu şekildedir.

Bizler elbette "Ne halleri varsa görsünler" diyerek bir kenara çekilecek değiliz.

Herkesini inancını ve yaşamını ona göre belirlediği bir ideolojisi vardır ve yaşamını bu çizgide sürdürmektedir.

Bizim kimseye şirin görünmek için değerlerimizden taviz vermek gibi durumumuz asla söz konusu değildir. Fakat içimizde bu noktaya gelmiş insanların olması maalesef üzücü bir durumdur.

Bazı bayanların açıklık sınırlarını zorlar şekilde olan giyim(sizlik) tarzı, gerçekten rahatsızlık vericidir. Bu rahatsızlığı önlemek polisiye tedbirlerle de mümkün değildir.

Bizler Asr suresi gereği hakkı ve sabrı tavsiye etmeye her zaman devam edeceğiz. Araf suresi 161. 166. ayetler arasında anlatılan deniz kıyısında yaşayan bir toplumun helak edilişi bizler için bu noktada önemli bir beyandır.

O kıssaya baktığımızda toplumun 3 kısma ayrıldığı görülmektedir. 1- Yasağa riayet etmeyenler. 2- Yasağa riayet edenler ve etmeyenleri uyaranlar. 3- Neme lazımcı olanlar. 

1. ve 3. gurupta olanların helak edildiğinin bizlere beyan edilmiş olması yasağa riayet etmemenin ve neme lazımcılığın yanlış bir tutum olduğunun anlaşılmasıdır. İçimizde olan neme lazımcılar ve müdaheneciler bize bir ayak bağından başka birşey değildir.

Toplumdaki gidişatın yanlış olduğunu bu durumun insanlara açıkça söylenmesi bizim inancımızın bir gereği ve inananlar olarak vazifemizdir. İçimizden ve dışımızdan buna engel olmaya çalışanlar elbette olacaktır.

İnananlar olarak her konuda ayrışmayı başardağımız gibi toplumdaki yanlışlara tepki verilecek mi yoksa verilmeyecek mi noktasında da ayrışmayı başardığımız bu olay üzerinden anlaşılmaktadır.

Tekrar ediyoruz, biz inandığımız değerleri kitaba uygun bir yolla anlatmaya devam edeceğiz, başkaları da karşı çıkmaya devam edecek. İnsanlar karşı çıkıyor diye susacak veya aman onları kırmayalım incitmeyelim diye onların hoşuna gidecek tavırlar içinde asla olmayacağız. 

Neticede herkes inandığının ve yaşadığının hesabını verecektir. 


24 Temmuz 2025 Perşembe

ZÜMER SURESİ ÇEVİRİSİ

1- Kitabın indirilmesi, mutlak güçlü, mutlak bilge Allah'tandır.

2- Şüphesiz ki biz o kitabı sana o gerçekle indirdik, o halde sen de o yükümlülüğü Allah'a özgüleyerek O'na kulluk et.

3- Dikkat edin, o katışıksız yükümlülük Allah'ındır. Ve o kimseler ki O'nun berisinden bir takım yakınlar edinmişlerdir, onlar: "Biz onlara, Allah'a bir yakınlıkla bizi yaklaştırmalarından başka (bir nedenle) kulluk etmiyoruz" (diyorlar). Şüphesiz ki Allah o şeyde karar verecektir, ki onlar onun hakkında aykırılığa düşmektedirler. Şüphesiz ki Allah, o kimseyi doğruya iletmez ki o, yalancıdır, nankördür.

4- Eğer Allah bir çocuk edinmek isteseydi, yaratmakta olduğu şeyden dileyeceği şeyi kesinlikle seçerdi. O, münezzehtir. O, tek o ezici güç sahibi Allah'tır.

5- O, o gökleri ve o yeri gerçekle yarattı. O, o geceyi o gündüzün üzerine sarıyor ve o gündüzü de o gecenin üzerine sarıyor ve o güneşi ve o ayı boyun eğdirmiştir. Her biri bir isimlenmiş süre için akmaktadır. Dikkat edin O, mutlak güçlüdür, çok bağışlayıcıdır.

6- O, sizi bir tek benlikten yarattı, sonra ondan da onun eşini meydana getirdi ve o gönenç sağlayan hayvanlardan sekiz eşi sizin için ikram etti. O sizi, sizin annelerinizin karınlarında üç karanlık içindeki bir yaratışın ardından bir yaratışla yaratıyor. Bu, Allah'tır sizin Efendinizdir. O hükümranlık O'nundur. O'ndan başka hiçbir tanrı yoktur. Böyle iken siz nasıl çevriliyorsunuz?

7- Eğer siz gerçeği örterseniz, artık şüphesiz ki Allah sizden ihtiyaçsızdır ve O, kendisinin kulları için o gerçeği örtmeye hoşnut olmaz. Ve eğer siz şükrederseniz O, ona sizin için hoşnut olur. Ve hiçbir günah yüklenici diğerinin günah yükünü yüklenmez. Sonra sizin dönüş yeriniz kendi Efendinizedir, artık O sizin işlemekte olduğunuz şeyleri size haberlendirecektir. Şüphesiz ki O, o göğüslerin sahip olduğunu en iyi bilicidir.

8- Ve o insana bir zarar dokunduğu zaman o, kendisinin Efendisini yalnızca O'na içtenlikle yönelerek çağırır, sonra O onu(n durumunu) kendisinden bir gönençle değiştirdiği zaman ise o, önceden O'nu çağırmakta olduğu şeyi unutur ve Allah'a benzerler edinir ki (başkalarını da) O'nun yolundan saptırsın. Sen de ki: "Sen, gerçeği örtmenle pek az yararlan. Şüphesiz ki sen o oteşin arkadaşlarındansın."

9- Yoksa o kimse ki kendisi o sonraki (yaşamın) sakınmasıyla o gecenin vakitlerinde boyun eğici olarak ve ayakta durucu olarak gönülden bağlanandır ve kendisinin Efendisinin şefkatini bekler. (Bununla ateşin arkadaşları denk olur mu)? Sen de ki: "Bilir kimseler ve bilmez kimseler denk midir?" Ancak ve ancak o saf aklın sahipleri iyice hatırlar.

10- Sen de ki: "(Allah size şöyle buyuruyor.) Ey benim inanmış olan kullarım, siz Efendinize karşı korunun. Bir iyilik, o yakında iyilik etmiş olan kimseler içindir. Ve Allah'ın yeri kapsayıcıdır. Ancak ve ancak o direnç gösterenenlere onların ödülleri hiçbir kısıtlama olmaksızın tastamam ödenecektir." 

11- 12- Sen de ki: "Şüphesiz ki ben Allah'a o yükümlülüğü O'na özgüleyerek kulluk etmekle buyuruldum. Ve ben o teslim olanların ilki olmak için de buyuruldum."

13- Sen de ki: "Eğer ben Efendime baş kaldırırsam, şüphesiz ki çok büyük gün azabından kaygılanırım."

14- 15- Sen de ki: "Ben yükümlülüğümü Allah'a özgüleyerek O'na kulluk ediyorum. Artık siz de O'nun berisinden dilediğiniz şeye kulluk edin." De ki: "Şüphesiz ki o ziyan edenler o kimselerdir ki, onlar o kalkışın günü kendi benliklerini ve kendi mensuplarını ziyana sokmuşlardır. Dikkat edin bu, o apaçık ziyanın ta kendisidir."

16- Onların üstünden o ateşten gölgeler ve onların altından da (o ateşten) gölgeler, kendileri içindir. Bu, Allah'ın kendisinin kullarını onunla kaygılandırdığıdır. Ey benim kullarım, o halde siz benden korunun.

17- Ve onlar öyle kimselerdir ki o taşkınlık yapanlardan (Tağutlardan) onlara kulluk etmekten uzak durdular ve Allah'a içtenlikle yöneldiler, o müjde onlar içindir. Öyleyse sen benim kullarımı müjdele.

18- Onlar öye kimselerdir ki, o söyleneni dinlerler de onun (gereğinin) en iyisine uyarlar. İşte onlar o kimselerdir ki, Allah onları doğruya iletmiştir ve işte onlar, o saf aklın sahiplerinin ta kendileridir.

19- Öyleyse o kimseyi mi o azabın kelimesi kendisinin üzerine bir gerçek olmuştur, artık o ateşin içindeki kimseyi sen mi çekip kurtaracaksın?

20- Fakat o kimseler ki kendilerinin Efendisinden korundular, özel odalar, onların da üzerinde yapılanmış özel odalar onlar içindir, onların altlarından o nehirler akar. (Bu), Allah'ın söz vermesidir. Allah, o verdiği söze aykırı davranmaz.

21- Sen görmedin mi şüphesiz ki Allah o gökten bir su indirdi de onu o yerin içindeki kaynaklara soktu sonra O onunla bir ekin çıkarır ki onun renkleri çeşitlidir? Sonra o olgunlaşır da sen onu sararmış olarak görürsün, sonra da O onu bir kırıntı haline getirir. Şüphesiz ki o saf aklın sahipleri için bir hatırlatma kesinlikle bundadır. 

22- Öyleyse o kimse ki Allah onun göğsünü İslam için ferahlatmıştır, o da kendisinin Efendisinden bir ışık üzerinde değil midir? Artık perişanlık Allah'ın hatırlatmasından dolayı kalpleri katılaşanlar içindir. İşte onlar, bir apaçık sapkınlık içindedir.

23- Allah, o sözün en iyisini bir benzeşmeli tekrarlanan kitap olarak indirdi. Kendilerinin Efendisinden çekinmekte olan kimselerin derileri ondan ürperir. Sonra onların derileri ve kalpleri Allah'ın hatırlatmasına karşı yumuşar. Bu, Allah'ın yol göstericiliğidir ki onunla kim dilerse yol gösterir. Ve kimi ki Allah onu saptırırsa, artık onun için hiçbir doğruya iletici olmaz.

24-  Öyleyse o kimse ki o kalkışın günü o azabın kötüsünden kendisini yüzü ile koruyacaktır, (yüzü ile korunmayan gibi midir?) Ve: "Siz kazanmakta olduğunuz şeyleri tadın" (sözü) o haksızlık yapanlara denilmiştir.

25- Onlardan önceki kimseler de yalanlamıştı da o azap onlara farkına varamayacakları yerden gelmişti.

26- Böylece Allah onlara o yakın yaşamda o rezilliği tattırmıştı. Ve o sonraki (yaşamın) azabı ise, daha büyüktür. Eğer onlar biliyor olsalardı (yalanlamazlardı).

27- Ve ant olsun ki biz o insanlara, bu okunan (Kur'an) da her bir örnekten ortaya koyduk ki onlar hatırlayalar.

28- Bir eğriliği olmayan Arabi bir okuma olarak ki onlar korunalar.

29- Allah bir adamı örnek ortaya koydu ki birbiriyle uyuşamayan ortaklar kendisindedir ve bir adam ki, teslimiyeti tek adam içindir. Bu ikisi bir örnek bakımından denk olur mu? O övgü Allah'adır. Hayır, onların tamamı bilmezler.

30- Şüphesiz ki sen (gelecekte) bir ölüsün ve şüphesiz ki onlarda (gelecekte) ölülerdir.

31- Sonra şüphesiz ki siz o kalkışın günü kendi Efendinizin yanında birbirinizle çekişeceksiniz.

32- O halde o kimseden daha haksızı kimdir ki o,  Allah'a karşı yalan söylemiştir ve o doğruyu, kendisine geldiği zaman yalanlamıştır? Cehennemde bir barınak o gerçeği örtücüler için yok mudur?

33- Ve o kimse ki o doğruyu getirmiş ve kendisi de onu doğrulamıştır, (ona uyanlar var ya) işte onlar, o korunanların ta kendileridir.

34- Kendilerinin Efendisinin yanından dileyecekleri şeyler, onlar içindir. Bu, o iyilik edenlerin karşılığıdır.

35- Sonunda Allah işledikleri şeyin en kötüsünü onlardan örtecektir ve onların ödülünü o şeyin en iyisiyle karşılık verecektir ki onlar işliyor idiler.

36- Sadece Allah kendisinin kuluna yeterli değil midir? Ve onlar seni O'nun berisinden olan şeylerle kaygılandırıyorlar. Ve kimi ki Allah onu saptırırsa, artık hiçbir doğruya iletici onun için olmaz.

37- Ve kim ki Allah onu doğruya iletirse, artık hiçbir saptırıcı da onun için olmaz. Allah çok güçlü öç sahibi değil midir?

38- Ve ant olsun ki eğer sen onlara: "O gökleri ve o yeri kim yarattı?" diye (bilgi) talep etsen, onlar kesinlikle ve kesinlikle "Allah" diyeceklerdir. Sen de ki: "Şimdi siz, Allah'ın berisinden çağırmakta olduğunuz şeyleri gördünüz mü? Eğer Allah bana bir zarar isterse, onlar O'nun zararını kaldırıcılar mıdır? Veya O bana bir şefkat isterse, onlar O'nun şefkatini elde tutucular mıdır?" Sen de ki: "Allah bana yeter. Güvenip dayananlar yalnızca O'na güvenip dayanır."

39- 40- Sen de ki: "Ey topluluğum, siz durumunuzun gereği üzere işleyin. Şüphesiz ki ben de işleyiciyim. Kimdir kendisini rezil edecek bir azab ona gelecek ve bir sürekli azap kimin üzerine serbest olacak, artık siz ileride bileceksiniz.

41- Şüphesiz ki biz senin üzerine o kitabı o insanlar için o gerçekle indirdik. Artık kim doğruya iletilirse, kendisinin benliği içindir. Ve kim saparsa, ancak ve ancak kendisinin benliğine karşı sapar. Ve sen onların üzerine bir dayanak değilsin.

42- Allah, o benlikleri ölümlerinin vaktinde ömürlerini tamamlar ve ölmemiş benliği ise uykusunun zamanında (ömrünü tamamlar). Böylece o benliğin üzerine o ölümü ona hükmettiğini tutar ve o diğerini ise bir adlanmış süreye kadar (yaşama) gönderir. Şüphesiz ki iyice düşünecek bir topluluk için (gözle görülen) deliller kesinlikle bundadır.

43- Yoksa onlar Allah'ın berisinden eşlikçiler mi edindiler? Sen de ki: "Eğer ki onlar bir şeye hükümran olamaz ve bağlantı kuramaz olsalarda mı?"

44- Sen de ki: "O eşlikçilik, bütünüyle Allah'ındır. O göklerin ve o yerin hükümranlığı O'nundur. Sonra siz yalnızca O'na döndürüleceksiniz."

45- Ve Allah, O tek olarak hatırlandığı zaman, o sonraki (yaşama) inanmaz kimselerin kalpleri sıkışır. Ve O'nun berisinden şeyler(le birlikte) hatırlandığı zaman ise, onlar birden müjdeleşirler.

46- Sen de ki: "O göklerin ve o yarıp ortaya çıkarıcısı, o algılanamayanın ve tanık olunanın bilicisi Allah'ım, kendi kullarının arasında o şeyde sen karar vereceksin ki onlar onun hakkında aykırılığa düşmektedirler."

47- Ve eğer o yerde ne varsa bütünüyle ve onun beraberinde bir örneği de haksızlık yapmış olan kimselerin olsaydı, o kalkışın günü o azabın kötülüğünden dolayı, kesinlikle onu fidye olarak verirlerdi. Ve onlara hesap etmekte olmadıkları şeyler Allah'tan ortaya dökülmüştür.

48- Ve onlara kazandıkları şeylerin kötülükleri ortaya dökülmüş ve o şey onları sarıvermiştir ki onlar onunla alay etmekte idiler.

49- Nitekim o insana zarar dokunduğu zaman o bizi çağırır, sonra biz onu(n durumunu) bizden bir gönence değiştirdiğimiz zaman ise o: "O bana ancak ve ancak (benim yanımdaki) bir bilgi üzerine verilmiştir" der. Hayır, o bir ayartmadır, fakat hakikat şu ki onların tamamı bilmezler.

50- 51- (Karun gibi) onlardan önceki kimseler de kesinlikle onu demişti de onlardan bir ihtiyacı gidermemişti o şeyler ki onlar kazanıyor idiler. Böylece kazandıkları şeylerin kötülükleri onlara değdirilmişti. Şunlardan (Mekkelilerden) haksızlık yapmış olan kimselere de kazandıkları şeylerin kötülükleri kendilerine değdirilecektir. Ve onlar (Allah'ı) yetersiz bırakıcılar da asla olamayacaklar.

52- Ve onlar bilmediler mi, şüphesiz ki Allah o rızkı kime dilerse geniş tutuyor ve ölçü koyuyor? Şüphesiz ki inanacak bir topluluk için (gözle görülen) deliller kesinlikle bundadır.

53- 54- 55- 56- 57- 58- De ki: "(Allah size şöyle buyuruyor): Ey benim kendi benliklerine karşı savurganlık yapmış kimseler olan kullarım, siz Allah'ın şefkatinden yana sakın karamsarlığa kapılmayın. Şüphesiz ki Allah, o peşe takılı suçları toplu olarak bağışlar. Şüphesiz ki O, çok bağışlayıcının, şefkati süreklinin ta kendisidir. Siz, o azabın size gelmesi öncesinden kendi Efendinize içtenlikle yönelin ve O'na teslim olun, sonra siz yardım da edilmezsiniz. Ve siz, o azabın beklenmedik bir zamanda siz farkına varamazken gelmesi öncesinden, kendi Efendinizden size indirilmiş olan şeyin en iyisine uyun. Bir benliğin 'Ey Allah'ın yanında ölçüyü kaçırmam üzerine duyduğum hayıflanmam, şüphesiz ki ben kesinlikle o küçümseyenlerdendim' demesi veya 'Eğer Allah beni doğru yola iletmiş olsaydı, kesinlikle ben de o korunanlardan olurdum' demesi veya o azabı gördüğü vakit 'Eğer benim için bir tekrar olsaydı, artık ben de o iyilik edenlerden olurdum' demesi (öncesinden size indirilmiş şeyi izleyin).

59- (Allah ona): "Öyle değil, benim delillerim sana kesinlikle gelmişti de sen onları yalanlamış ve büyüklük taslamış ve o gerçeği örtücülerden olmuştun" (diyecek).

60- Ve sen o kalkışın günü sen Allah'a karşı yalan söylemiş olan kimselerin yüzlerini simsiyah olarak görürsün. Cehennemde bir barınak o büyüklenenler için yok mudur?

61- Ve Allah, korunmuş olan kimseleri başarıları nedeniyle kurtaracaktır, onlara o kötülük dokunmayacaktır ve onlar üzülmeyecekledir.

62- Allah, her şeyin yaratıcısıdır. Ve O, her şeyin üzerine bir dayanaktır.

63- O göklerin ve o yerin kilitleri, O'nundur. Ve o kimseler ki Allah'ın delillerini örttüler, işte onlar, o ziyan edenlerin ta kendileridir.

64- Sen de ki: "Ey o düşüncesizler, siz bana Allah'tan başkasına kulluk etmemi mi buyuruyorsunuz?"

65- 66 -Ve ant olsun ki sana ve senden önceki kimselere (şöyle) vahyedilmiştir: "Ant olsun ki eğer sen ortak koşarsan, senin işin kesinlikle ve kesinlikle boşa gidecek ve kesinlikle ve kesinlikle o ziyan edenlerden olacaksın. Hayır, o halde sen Allah'a kulluk et ve o şükredenlerden ol."

67- Ve onlar Allah'ı, O'nun gerçek değerince değerlendiremediler. Ve o yer o kalkışın günü bütünüyle O'nun avucundadır ve o gökler de O'nun sağ eliyle dürülmüştür. O, münezzehtir ve onların ortak koşmakta oldukları şeylerden yücedir.

68- Ve boruya üflenmiştir de Allah'ın dilediği kimseler dışında o göklerde kim varsa ve o yerde kim varsa bayılıp yıkılmıştır. Sonra ona sonraki bir daha üfürülmüş, birden onlar ayağa kalkmış olarak bakıyorlar.

69- Ve o yer kendisinin Efendisinin ışığıyla aydınlanmış ve o kitap konulmuş ve o haberciler ve o tanıklar getirilmiş ve onların arasında o gerçek onlar haksızlığa uğratılmasızın yerine getirilmiştir.

70- Ve her bir benliğe işlediği şey tastamam ödenmiştir. Ve O, o şeyi daha iyi bilendir ki onlar yapıyorlar. 

71- Ve gerçeği örtmüş olan kimseler cehenneme küme küme halinde sevk edilmiştir. Nihayet onlar ona geldikleri zaman, onun kapıları açılmış ve onun  görevlileri onlara: "Size, kendinizden elçiler gelmedi mi? Onlar kendi Efendinizin delillerini size peşi sıra okuyorlar ve sizi bu gününüzün karşılaşması için uyarıyorlardı?" demiş, onlar da: "Öyle değil (geldi)" demişler, fakat o azabın kelimesi o gerçeği örtücülerin üzerine gerçek olmuştur.

72- Onlara: "Siz, cehennemin kapılarına onun içinde sürekli kalıcılar olarak girin" denilmiştir. Artık ne kötüdür o büyüklenenlerin barınağı.

73- Ve kendilerinin Efendisinden korunmuş olan kimseler o bahçeye küme küme halinde sevk edilmiştir. Nihayet onlar ona geldikleri zaman onun kapıları açılmış ve onun görevlileri onlara: "Selam sizin üzerinizedir siz temizlendiniz, artık sürekli kalıcılar olarak ona girin" demiştir.

74- Ve onlar da: "O övgü Allah'adır, O ki kendisinin verdiği sözünü bize doğruladı ve bu yere bizi varis yaptı, biz o bahçeden nerede dilersek yerleşebileceğiz" demişlerdir. Artık ne güzeldir o (güzel işleri) işleyenlerin ödülü.

75- Ve sen, o melekleri de o arşı çevresinden donatanlar olarak kendilerinin Efendisini övgü ile tesbih ederlerken göreceksin. Ve onların arasında (karar) doğrulukla yerine getirilmiş ve: "O övgü o tüm insanların Efendisinedir" denilmiştir.

 

17 Temmuz 2025 Perşembe

SAD SURESİ ÇEVİRİSİ

1- Sad. O hatırlatma sahibi okunan (Kur'an) a ant olsun. 

2- Hayır, gerçeği örtmüş olan kimseler bir güçlülük ve bir ayrışma içindedirler.

3- Biz onlardan önce kuşaktan nicesini yok ettik de, onlar (kurtulmak için) seslendiler, oysa kurtulmanın vakti değildi.

4- 5- Ve onlar kendilerine içlerinden bir uyarıcı gelmesine şaştılar ve o gerçeği örtücüler: "Bu, çok yalancı biz sihirbazdır. O tanrıları bir tek tanrı mı yaptı? Şüphesiz ki bu, kesinlikle şaşılacak bir şeydir" dedi.

6- 7- 8- Ve içlerinden o ileri gelenler: "Siz, devam edin ve kendi tanrılarınızın üzerinde direnç gösterin. Şüphesiz ki bu, kesinlikle (sizden) istenilmekte olan bir şeydir. Biz bunu o öteki inanç çizgisinde işitmedik. Bu, bir düzmeceden başkası değildir. O hatırlatma bizim aramızdan ona mı indirildi?" diye fırlayıp hareketlendi. Hayır, onlar benim hatırlatmamdan bir kararsızlık içindedirler. Hayır, onlar benim azabımı henüz tatmadılar.

9- Yoksa, mutlak güçlü, bolca bahşeden senin Efendinin şefkat depoları onların yanında mıdır? 

10- Yoksa, o göklerin ve o yerin ve ikisinin arasında olan şeylerin hükümranlığı onların mıdır? Öyleyse onlar (sahip oldukları) o ulaşım imkanlarıyla yükselsinler.

11- (Onlar) orada hezimete uğramış o gruplardan herhangi bir ordudur.

12- 13- Onların öncesi Nuh'un topluluğu ve Ad ve o kazıkların (piramitlerin) sahibi Firavun ve Semud ve Lut'un topluluğu ve o Eyke'nin arkadaşları da yalanlamıştı. İşte onlar o (hezimete uğramış) gruplardı.

14- (O grupların) hepsi o elçileri yalanlamaktan başkasını yapmamıştı. Böylece benim sonlandırmam bir gerçek oldu.

15- Ve şunlar da (Mekke'liler) bir tek çığlıktan başkasına bakmıyor,  iki sağım arası kadar bile süre onun için yoktur.

16- Ve onlar: "Ey Efendimiz, sen bizim paymızı o hesabın gününden önce bize acele ver" dediler.

17- Sen onların söylemekte oldukları şeye karşı direnç göster ve o gücün sahibi kulumuz Davud'u hatırla. Şüphesiz ki o, (Allah'a) çokça dönen biriydi.

18- 19- Şüphesiz ki biz, o dağları onun beraberinde boyun eğdirmiştik, o akşam karanlığı ve o kuşluk vakti tesbih ederlerdi (yaşam akışlarını sürdürürlerdi). Ve sürülüp toplanmış o kuşları da. Hepsi ona (Davud'a) çokça dönendi.

20- Ve biz onun hükümranlığını çetinleştirmiş ve ona o bilgeliği ve o yöneltilen sözü ayırma (yeteneğini) vermiştik.

21- Ve o çekişmenin haberi sana geldi mi? Hani onlar o özel bölmeye tırmanmışlardı.

22- 23- O zaman Davud'un yanına girmişlerdi de o da onlardan dehşete düşmüştü. Onlar: "Sen sakın kaygılanma. (Biz)iki çekişeniz, bir kısmımız bir kısma karşı haddi aştı, artık sen bizim aramızda o gerçekle karar ver ve sakın doğrudan uzaklaşma ve bizi o yolun denk olanına ilet. Doğrusu bu, benim kardeşimdir. Doksandokuz dişi koyunu onundur ve bir tek dişi koyunum benimdir. Hal böyle iken o 'Sen onu da benim sorumluluğuma ver' dedi ve o söz yöneltmede bana güçlü geldi" demişlerdi.

24- (Davud): "Ant olsun ki o, senin tek koyununu kendi koyunlarına (katmayı) talep etmekle sana haksızlık yapmıştır. Ve şüphesiz ki o (mallarını birbirine) karıştıranlardan birçoğu, bir kısmı bir kısma karşı kesinlikle haddi aşar. İnanmış ve o düzgün işleri işlemiş olan kimseler başka ve onlar da çok azdır" demişti. Ve Davud bizim kendisini ancak ve ancak ayarttığımız kanısına varmıştı da hemen Efendisine bağışlama istemiş ve saygıyla eğilerek kapanmış ve içtenlikle yönelmişti.

25- Bunun üzerine bizde ona bunu (yaptığı yanlışı) bağışlamıştık. Ve şüphesiz ki bizim yanımızda kesinlikle bir yakınlık ve dönülecek yerin iyisi onun içindir.

26- (Biz ona): "Ey Davud, şüphesiz ki biz seni o yerde bir ardıl olarak atadık, o halde sen o insanların arasında o gerçeğe göre karar ver ve o keyfi eğilime uyma, yoksa seni Allah'ın yolundan saptırır. Şüphesiz ki o kimseler Allah'ın yolundan sapıyorlar, o hesabın gününü unutmuş olmaları nedeniyle, bir çetin azap onlar içindir" (dedik).

27- Ve biz o gökleri ve o yeri ve ikisinin arasında ne varsa boş yere yaratmadık. Bu, gerçeği örtmüş olan kimselerin kanısıdır. Böyle düşünmeleri yüzünden perişanlık o ateşten dolayı o (gerçeği) örtmüş olan kimseler içindir.

28- Yoksa biz inanmış ve o düzgün işleri işlemiş olan kimseleri o yerde o bozuculuk yapanlar gibi mi sayacağız? Yoksa biz o korunanları sınır tanımayanlar gibi mi sayacağız?

29- (Bu) bereket bolluk verilmiş bir kitaptır biz onu sana indirdik ki, onun ayetlerini onlar derinlemesine düşünsünler ve o saf aklın sahipleri de hatırlasın.

30- Ve biz Davud'a Süleyman'ı bahşettik. O ne güzel kuldu. Şüphesiz ki o, (Allah'a) çokça dönen biriydi.

31- 32- Hani ona o akşam karanlığı o soylu koşu atları sunulmuştu da: "Şüphesiz ki ben o malın sevgisini Efendimi hatırlatmasından dolayı sevdim" demişti. Nihayet (o atlar) o engele gizlenmişti.

33- (Süleyman): "Onları bana geri döndürün" (demiş, atların) o bacaklarını ve  o boyunlarını sıvazlamaya başlamıştı.

34- 35- Ve ant olsun ki biz Süleyman'ı ayartmış ve onun tahta çıkan basamağının üzerinde bir ceset bırakmıştık, sonra o içtenlikle yönelmiş: "Ey Efendim, sen beni bağışla ve bana bir hükümranlık bahşet ki, benden sonra hiçbir kimseye o yakışmasın. Şüphesiz ki sen, o bolca bahşedenin ta kendisisin" demişti.

36- 37- 38- Bunun üzerine biz de ona rüzgarı boyun eğdirmiştik ki o, onun buyruğuyla değdiği yere yumuşakça esiyordu ve her bir yapı ustası ve dalgıçlık yapan o şeytanları ve o zincirlerle birbirine yaklaştırılmış diğerleri de (ona boyun eğdirmiştik).

39- (Ona): "Bu, bizim sunumumuzdur. O halde sen hiçbir kısıtlama olmaksızın borç yükle veya elinde tut" (demiştik).

40- Ve şüphesiz ki bizim yanımızda kesinlikle bir yakınlık ve dönülecek yerin iyisi onun içindir.

41- Ve sen, bizim kulumuz Eyyub'u da hatırla. Hani o kendisinin Efendisine: "Şüphesiz ki o şeytan bana bir yorgunluk ve bir azap dokundurdu" (diye) seslenmişti.

42- (Biz de ona): "Ayağınla binitine vur (şifa için çare aramaya çık). Bu, serin bir yıkanma yeri ve içecek (su)" (demiştik).

43- Ve biz ona bizden bir şefkat ve o saf aklın sahiplerine bir hatırlatma olarak kendi mensuplarını ve onların beraberinde bir mislini de bahşetmiştik.

44- Ve (biz ona): "Sen bir demet bitkiyi elinle tut da onu (vücudunun hasta yerlerine) bastır ve sakın yemin bozma günahına meyletme" demiştik. Şüphesiz ki biz onu (hastalığa karşı) direnç gösteren olarak bulmuştuk. O ne güzel kuldu. Şüphesiz ki o, (Allah'a) çokça dönen biriydi.

45- Ve sen, bizim o güç ve o görüş sahibleri kullarımız İbrahim'i ve İshak'ı ve Yakub'u da hatırla.

46- Şüphesiz ki o yurdu hatırlamayı özgülemeleri  nedeniyle biz de onları özgülemiştik.

47- Ve şüphesiz ki onlar, bizim yanımızda kesinlikle o hayırlı seçilmişlerdendi.

48- Ve sen, İsmail'i ve Elyesa'yı ve Zülkifl'i de hatırla. Ve hepsi o hayırlılardandı.

49- Bu, bir hatırlatmadır. Ve şüphesiz ki dönülecek yerin iyisi kesinlikle o korunanlar içindir.

50- O kapıları sonuna kadar açılmış Adn bahçeleri, onlar içindir.

51- Onlarda (o süslü koltuklar üzerine) rahatça dayananlardır, birçok meyveyi ve içeceği onlarda çağıracaklardır.

52- Ve o bakışı (eşlerine) kısaltan yaşıt (kadın)lar onların yanındadır.

53- (Onlara): "Bu, o şeylerdir ki siz o hesabın günü için söz veriliyordunuz" (denilecektir).

54- Şüphesiz ki bu, kesinlikle bizim rızkımızdır ki hiçbir tükenme onun için yoktur.

55- Bu, (inananlar içindir). Ve şüphesiz ki, kesinlikle dönülecek yerin şerlisi o taşkınlık yapanlar içindir.

56- (Orası), cehennemdir. Onlar ona yaslanacaklardır. Artık ne kötüdür o döşek.

57- Bu, bir kaynar su ve bir irindir, artık onlar onu tatsınlar.

58- Diğer (azaplar da) onun şeklinden eşler halindedir.

59- 60- (Onlar birbirleriyle şöyle konuşacaklardır): "Bu, sizin beraberinizde (ateşe) göğüs geren bir bölüktür. Onlara bir genişlik rahatlık (dileği) bile yok. Şüphesiz ki onlar o ateşe yaslananlardır." (Diğer bölük): "Hayır, size bir genişlik rahatlık (dileği) bile yok. Siz, onu bizim için önümüze getirdiniz. Artık ne kötüdür o karar kılış" dediler.

61- Onlar (yine): "Ey Efendimiz, kim onu bizim için önümüze getirdiyse, artık sen onun o ateşin içindeki azabını bir kat artır" dediler.

62- 63- Ve onlar (yine): "Bize ne oluyor o bir takım adamları göremiyoruz ki biz onları o en şerlilerden olarak sayıyorduk, onları küçümseme konusu edinmiştik? Yoksa o gözler onlardan yamuldu mu?" dediler.

64- Şüphesiz ki bu, o ateşin mensuplarının birbiriyle çekişmesinin kesin bir gerçeğidir.

65- 66- Sen de ki: "Ben ancak ve ancak bir uyarıcıyım. O tek o ezici güç sahibi Allah'tan başka hiçbir tanrı yoktur. O, o göklerin ve o yerin ve ikisinin arasında ne varsa Efendisidir, mutlak güçlüdür, çok bağışlayıcıdır."

67- 68- 69- 70- Sen de ki: "O, çok büyük haberdir. Siz ondan kayıtsız kalıcılarsınız. O en yüce ileri gelenler çekişirlerken hiçbir bilgi benim için olası değildir. Bana ancak ve ancak benim bir apaçık uyarıcıdan başkası olduğum vahyedilmiyor."

71- 72- 73- Bir zaman senin Efendin o meleklere: "Şüphesiz ki ben bir çamurdan bir beşer yaratıcıyım. Artık ben onu denkleştirdiğim ve ona kendi esintimden (yaşam verme gücümden) üflediğim zaman, siz hemen ona boyun eğiciler olarak çökün" demişti de, o meleklerin hepsi toplu olarak hemen boyun eğmişti.

74- İblis hariç, o büyüklük taslamış ve o gerçeği örtücülerden olmuştu.

75- O: "Ey İblis, benim iki elimle yarattığım o şeye boyun eğmenden seni ne alıkoydu? Büyüklük mü tasladın yoksa o yücelenlerden mi oldun?" demişti.

76- O da: "Ben ondan daha hayırlıyım. Sen beni bir ateşten yarattın ve onu ise bir çamurdan yarattın" demişti.

77- 78- O: "Sen ondan hemen çık. Artık şüphesiz ki sen bir taşlanansın. Ve şüphesiz ki benim dışlamam o yükümlülüğün gününe kadar senin üzerinedir" demişti.

79- O da: "Ey Efendim, o halde sen beni onların (yeniden) harekete geçirilecekleri güne kadar gözet" demişti.

80- 81- O: "Şüphesiz ki sen o bilinmiş vaktin gününe kadar o gözetilmişlerdensin" demişti.

82- 83- O da: "O halde senin gücüne ant olsun ki ben onları kesinlikle ve kesinlikle toplu olarak azdıracağım, içlerinden senin o özgülenmiş kulların başka" demişti.

84- 85- O: "İşte (bu söylediğin), o gerçektir. Ve bende o gerçeği söylüyorum, ben cehennemi kesinlikle ve kesinlikle senden ve onlardan sana uyan kimselerden topluca dolduracağım" demişti.

86- 87- 88- Sen de ki: "Ben buna karşı sizden hiçbir ödül talep etmiyorum. Ve ben o sorumluluk yükleyenlerden de değilim. O, o tüm insanlar için bir hatırlatmadan başkası değildir. Ve siz onun haberini bir süre sonra kesinlikle ve kesinlikle bileceksiniz."