5 Temmuz 2011 Salı

Tebyinül Kur'andan Tahrifül Kur'an Örnekleri (2) Mucize

Son yıllarda kur'an ile ilgili araştırmalarda hakim olmaya başlayan yanlış eğilimlerden biriside batı kaynaklı düşünceler  ışığında kur'ana bakma eğilimidir. Bu bakış en fazla ,resullerin vasıtasıyla ,doğa üstü olaylar şeklinde gereçekleşen adına genel olarak "mucize" dediğimiz konularda yoğunlaşmaktadır. Bu bakış kaynağını  "DETERMİNİZM" denilen batı çıkışlı , olayları sebep sonuç ilişkisi içinde değerlendiren , tabiri caizse otomatik pilota bağlanmış bir kainat ve bu kainatı yöneten varlığın buna hiçbir şekilde müdahelesinin  sözkonusu olmadığı, dolayısı ile kur'anda "mucize" kavramı içinde değerlendirilen olayların imkansız oluşu yönünde bir düşünce üreterek , kur'anda israiloğuları için söylenen" kitabın bir kısmına inanıp bir kısmına inanmamak" ayetinin muhatabı durumuna düşmüşlerdir.   

Kur'anda ki "ayet" kavramı genel olarak Allahın hem resullerine indirdiği kitaplar için, hemde kainattaki gücünün ve kudretinin bir işareti olarak kullanılmıştır. Yani" görsel ayetler" dediğimiz kainat kitabını bir nevi inkar yolunda bir anlayış olan bu olaylara yamuk bakışın gerekçeleri olarak bu anlatımların "mecazi " bir anlatım olduğu iddasının yanısıra "DETERMİNZİM" kaynaklı bakışını kur'ana onaylatmak amacı ile kur'an ayetlerini tahrif etme cüretini maalesef görmekteyiz. Kur'anı anlamak için yine "kur'anın bak dediği yerden" değil, "başkasının bak dediği yerden" bakmaya başlayınca düşülen duruma örneği yine "tebyinül kur'an" adlı eserde bol bol görmekteyiz. Daha önceki yazımızda kendi düşüncesini kur'ana onaylatmak amaçlı olarak  maide s. 38. ayetinin nasıl tahrif ettiğini görmüştük. Bu yazımızdada mucize kavramı çerçevesinde musa as ve isa as kıssasından verdiği örnekleri nasıl tahrif ederek yansıtmaya çalşıtığını göreceğiz.     

Yazarın "Kur'anda mucize sözcüğü geçmez. Kur'anda "ayet (alamet/gösterge) sözcüğü yer alır" şeklindeki sözüne katılıyoruz. Katılmadığımız , bu sözüne ilave olarak muhammed as a izafe edilen mucizeleri yazısına alarak bu iddialar üzerinden kendi düşüncesini temellendirmesidir. Rivayet kitaplarında muhammed sav adına uydurulan yüzlerce mucize yalanı üzerinden kur'anda diğer resullere izafe edilen "ayetleri (mucizeleri)" inkar etmek , ifrata karşı tefrit düşüncesinden başka birşey değildir.  

Yazar ankebut s. 50 ve 51 ayetini örnek göstererek devamında   "Rabbimiz “İndirilen yetmedi mi” buyrulurken, Allah’ın peygamberlere vahiy dışında bir gösterge vermediği yaratmadığı gerçeği de açıklanmaktadır. "  diyerek muhatabın burada tekil olarak " muhammed" as olduğu halde bunu diğer peygamberlerede şumullendirerek dolaylı bir tahrif yapmıştır.   
Araf s 103 ile 108 ayetlerine verdiği mealde musa as ın asası "birikim " olarak meallendirilmiştir. Ancak tahrifin dahada bariz olarak görüldüğü yer isa as ın kıssası ile ilgili olan yeridir.    

Ali imran s. 45. ile 51 ayetlerini vererek başladığı yazısına 46. ayetin mealini şu şekilde vermiştir. "Yüksek mevkide bulunarak ve yetişkin biri olarak insanlarla konuşacaktır da. " diğer meallere baktığımız zaman " beşiktede yetişkin ikende insanlarla konuşacaktır" şeklinde olan bu mealdeki "fil mehdi" (beşikte) kelimesini " yetişkin iken" kelimesi olarak çevirme gerekçesini şu şekilde açıklamaktadır.   

"Tebyin çalışmamızda, Mushaf tertip heyetinin, Mushaf’ı tertip ederken kronolojik bir tertip yapmadıkları, necmlere dikkat etmedikleri, bazı paragraflardaki cümlelerin, bütün ayet halindeki cümle öğelerinin gerekli dilbilgisi kurallarına uygun tertip etmediklerini yüzlerce kez göstermiş idik. Bu durumu, bir zamanlar, tertip heyetinin dilbilimi açısından uzman olmayışına, önce bütünü koruyup sonra düzeltmelerin yapılması yolunu tercih ettiklerine yormuş idik.
Ne var ki, bu heyetin ve baş sorumlunun bu olumsuzluklara karşı duyarsız kalışı, bu nedenle birçok olayların ve katliamın ortaya çıkışı buna rağmen tertibin birçok nedenle irdelenmesinin engellenişi; bizde, bunun, ihmalden, gafletten değil ihanetten kaynaklandığı kanaati oluşmasına sebep olmuştur." 

Kendi dilbilgisi ilmi "lisanul arap" veya tacul aruz" dan aldığı bilgiler olan zat kendi düşüncelerine uygun bir mushaf tertip etmedikleri için tertip heyetini cahillikle suçlamaktadır. Tahrif düşüncesine "filmehdi" kelimesinden yola çıkarak yazar şunları söylemektedir. 

"Biz tahlilimizi önce bu pasajda ve İsa ile ilgili diğer ayetlerde yer alan ve “beşik” anlamıyla çevirdiğimiz “المَهدel MEHDİ” sözcüğü üzerinde yaptık. Bu sözcük, bilindiği üzere tüm diğer sözcükler gibi ilk Mushaf nüshalarında harekesiz olarak yazılıdır. Bu sözcüğün “المَهدel MEHDİ”, “المُهدel MÜHDİ” ve “المِهدel MİHDİ” olarak okunması mümkündür. "

Sayın yazar ilk mushaftaki arap yazısının nokta ve harekeden yoksun olmasını kalkan edinerek "el mehdi " kelimesinin başka şekillerde okunabileceğini öne sürerek bu değişik okumalardan çıkardığı mana üzerinden iddialarını delillendirmeye çalışmaktadır. Öyle okunması gerektiğine kendini inandıran yazar yine "lisanul arap" ve tacul aruzdan" o kelimeye verilen mana üzerinden giderek yola devam etmektedir.   

"Elimizdeki resmi Mushaf’ta bu sözcüğün İsa ile ilgili olarak ilk geçtiği yer Al-i İmran; 38, 39. ayetlerdir. İlk Mushaf’lardan İsam nüshasında bu ayetlerin yer aldığı 385. varak kayıptır. Bu sayfa Davud b. Ali Keylaniy tarafından Mekke’de 1437/841 senesinde yazılarak Mushaf’a yerleştirilmiştir.(Mushaf-ı Şerif; İSAM yayınları) Ne kayıp olan sayfayı harekeli olarak yazanlar ayetteki “المهدel mhd” sözcüğünü harekelememişlerdir. Yani sözcüğü “المَهدel mehdi, “المُهد el mühdi ve المِهدel mihdi” okunabilir kılmışlardır. Meryem; 29. el mehdi sözcüğünü “المُهد el Mühdi” şeklinde okursak ayetin anlamı otomatikman “Bunun üzerine o [Meryem], ona [çocuğa] işaret etti. Onlar, “BİZ; YÜKSEK MEVKİDEKİ KİŞİLER, SABİYE NASIL KONUŞURUZ?” dediler.” şeklinde olacaktır.  "

Sayın yazar "elimizdeki resmi mushafta bu sözcüğün isa ile ilgili olarak ilk geçtiği yer ali imran 38. 39 ayetleridir" demesine rağmen bu sözcüğün ayetin neresinde geçtiğini bulamadık. Yazar kendi düşüncesini pekleştirmek maksadıyla kur'anın mevsukiyetine dahi dil uzatmaktan geri durmamış "elmehdi" kelimesinin  harekelenmemesini "mal bulmuş mağribi" gibi sarılmaktadır. Ve noktayı koymaktadır "el mehdi" kelimesinin anlamı " YÜKSEK MEVKİ" dir artık  isa as da "yüksek mevkilere sahip biri olarak insanlarla konuşacaktır!!!!
Sıra meryem s. 29. ayete gelmektedir. Sayın yazar orada "nukellimu" kelimesinide yine kur'anın ilk nüshalarının hareke ve noktadan yoksun olması kalkanına sarılarak, zaten tertip heyeti cahil ve arapça ilminden yoksun "lisanul arap" veya "tacul aruz" dan nasibini almamış kişilerdi. Bunlarda aslı güya "yukellimu" olması gereken kelimeyi yanlış yazarak "nukellimu" şeklinde yazmışlardır. Sayın yazar minareyi çalmadan önce kılıfı hazırlamış" ve artık tahrife zemin hazırlanmıştır.   

"Yine bu ayetin orijinalindeki “نكلّمNÜKELLİMÜ” diye okunan sözcüğün, ilk nüshalarının harekesiz oluşu ve bu sözcüğü oluşturan harflerin “يكلّمYÜKELLİMÜ” şeklinde de okunabileceği gerçeğinden hareket ederek ayeti manalandırırsak ayetin anlamı, “Bunun üzerine o [Meryem], ona [çocuğa] işaret etti. Onlar, ‘YÜKSEK MEVKİDEKİ KİŞİLER, SABİYE NASIL KONUŞUR?’ dediler.” Şeklinde olur.  " demektedir.  

Bu gibi kitap tahrifçileri her zaman olmuştur ve olacaktır. Kur'an onları bizlere şu ayetlerle haber vermektedir.  

-----2.79 Vay, Kitabı elleriyle yazıp, sonra da onu az bir değere satmak için, «Bu Allah katındandır» diyenlere! Vay ellerinin yazdıklarına! Vay kazandıklarına!
 

-----4.46 Yahudilerden, sözleri yerlerinden değiştirip: «İşittik ve karşı geldik, kulak vermeyerek dinle» ve dillerini eğip bükerek ve dini yererek: «Bizi de dinle» diyenler vardır. Şayet: «İşittik ve itaat ettik, dinle ve bizi gözet» demiş olsalardı, onlar için daha iyi daha doğru olurdu. İşte Allah inkarları yüzünden onlara lanet etmiştir. Onların ancak pek azı inanırlar.  
-----5.13 Sözlerini bozdukları için onlara lanet ettik, kalblerini katılaştırdık. Onlar sözleri yerlerinden değiştirirler. Kendilerine belletilenin bir kısmını unuttular. İçlerinden pek azından başkasının daima hainliklerini görürsün, onları affet ve geç. Allah iyilik yapanları şüphesiz sever.
-----5.41Kalbleri inanmamışken, ağızlarıyla, «İnandık» diyenler, yahudilerden yalana kulak verenler ve başka bir topluluk hesabına casusluk edenlerden inkara koşanlar seni üzmesin. Sözleri asıl yerlerinden değiştirirler de, «Böyle bir fetva size verilirse alın, verilmezse kaçının» derler. Allah'ın fitneye düşmesini dilediği kimse için Allah'a karşı senin elinden bir şey gelmez. İşte onlar Allah'ın, kalblerini arıtmak istemediği kimselerdir. Dünyada rezillik onlaradır. Onlara ahirette de büyük azab vardır.   

 Kendi hevasına uygun olarak kitabın ayetlerini eğip bükenler , bu düşüncelerinin kur'an bütünlüğüne uygun olup olmadığına baktıkları zaman yaptıkları tahrif ile önce kitabın korunmuşluğuna gölge düşürmekte sonra" zaten yazanlar yanlış yazmış ben doğrusunu yazdım " diyerek üstteki  ayetlerin muhatabı olmaktadırlar. Konuyu kur'an bütünlüğünde ve ayetleri tahrif etmeden okuduğumuz zaman karşımıza nasıl bir isa as çıkmaktadır onu görelim.  

 Ali imran suresi 45. ile 51. ayetlerinin meali şu şekildedir.   


-----45- Hani melekler, dediler ki: "Meryem, doğrusu Allah Kendinden bir kelimeyi sana müjdelemektedir. Onun adı Meryem oğlu İsa Mesih'tir. O, dünyada ve ahirette 'seçkin, onurlu, saygındır' ve (Allah'a) yakın kılınanlardandır."
-----46- "Beşikte de, yetişkinliğinde de insanlarla konuşacaktır. Ve O salihlerdendir."
-----47- "Rabbim, bana bir beşer dokunmamışken, nasıl bir çocuğum olabilir?" dedi. (Fakat) Allah neyi dilerse yaratır. Bir işin olmasına karar verirse, yalnızca ona "ol" der, o da hemen oluverir."
-----48- "Ona Kitab’ı, hikmeti, Tevrat’ı ve İncil’i öğretecek."
-----49- İsrailoğulları’na elçi kılacak. (O, İsrailoğulları’na şöyle diyecek:) "Gerçek şu, ben size Rabbinizden bir ayetle geldim. Ben size çamurdan kuş biçiminde bir şey oluşturur, içine üfürürüm, o da hemencecik Allah'ın izniyle kuş oluverir. Ve Allah'ın izniyle doğuştan kör olanı, alaca hastalığına tutulanı iyileştirir ve ölüyü diriltirim. Yediklerinizi ve biriktirdiklerinizi size haber veririm. Şüphesiz, eğer inanmışsanız bunda sizin için kesin bir ayet vardır."
-----50- "Benden önceki Tevrat'ı doğrulamak ve size haram kılınan bazı şeyleri helal kılmak üzere size Rabbinizden bir ayetle geldim. Artık Allah'tan korkup bana itaat edin."
-----51- "Gerçekten Allah, benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. Öyleyse O'na ibadet edin. Dosdoğru olan yol işte budur."   


Meryem suresi 27. ile 34. ayetlerinin meali şöyledir.    

-----27- Böylece onu taşıyarak kavmine geldi. Dediler ki: "Ey Meryem, sen gerçekten şaşırtıcı bir şey yaptın."
-----28- "Ey Harun'un kız kardeşi, senin baban kötü bir kişi değildi ve annen de azgın, utanmaz (bir kadın) değildi."
-----29- Bunun üzerine ona (çocuğa) işaret etti. Dediler ki: "Henüz beşikte olan bir çocukla biz nasıl konuşabiliriz?"
-----30- (İsa) Dedi ki: "Şüphesiz ben Allah'ın kuluyum. (Allah) Bana kitabı verdi ve beni peygamber kıldı."
-----31- "Nerede olursam (olayım,) beni kutlu kıldı ve hayat sürdüğüm müddetçe, bana namazı ve zekatı vasiyet (emr) etti."
-----32- "Anneme itati de. Ve beni mutsuz bir zorba kılmadı."
-----33- "Selam üzerimedir; doğduğum gün, öleceğim gün ve diri olarak yeniden-kaldırılacağım gün de."
-----34- İşte Meryem oğlu İsa; hakkında kuşkuya düştükleri "Hak Söz".   


Ali imran s 46. ayetinde gördüğümüz gibi "beşikte insanlarla konuşacak" şeklinde söz verilen isa as ın bu konuşması meryem s.30. ayetinde karşımıza çıkıyor. Yetişkin iken konuşmasından örnekleride diğer surelerdeki ayetlerde görmekteyiz.   Sayın yazar 29.ayeti evirip çevirip kelimeleri kendi hevasına uygun olarak  "ben yaptım oldu" mantığı içinde Allahın "görsel ayet" dediğimiz kainatın işleyişine her an müdahele edebileceğini kabule yanaşmamaktadır.  

Sonuç olarak, kur'anı dışardan ithal edilmiş fikirlerden biri olan "DETERMİNİZİM" in doğrultusunda okumanın sonucu olarak kainata müdahele etmemesi gereken bir Allah inancı ile karşı karşıya kalmaktayız. Ancak kur'an bizlere bunun tersini söylemektedir. Allah cc kainat üzerinde yegane tasarruf sahibidir. Bunun böyle olduğunu kabul edip ancak kur'anda bazı resullerin eli ile kendi kudretini göstermesini kabul etmemek ve daha kötüsü bu düşüncesini empoze etmek için kur'an ayetlerini eğip bükmek, kelimeleri yerinden oynatmak iyi niyetle bağdaşan bir hareket olamaz. Bugün elimizde olan mushafın tertibinde ve kelimelerinde şüphe uyandırarak" tertibinin böyle olması gerekir, bu kelimenin böyle olması gerekir " diyerek kendi görüşlerinin aksine tertip ve yazım yapanları cahillikle suçlayıp"lisanul araba " veya tacul aruza" kur'andan fazla değer veren birisi herhalde cahillikle suçladığı tertip heyetinden daha cahildir ve dahası artniyetlidir.  

                                      EN DOĞRUSUNU ALLAH CC BİLİR.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder