4 Temmuz 2011 Pazartesi

ALLAH'A VE RESULE İTAATİN ÖLÇÜSÜ

Kur'anı kerimin bir çok ayetinde rabbimiz bizlere "Allaha ve resule itaat edin" şeklinde  emirler vermektedir. bir kısım müslümanlar bu ayetin açılımını Allaha itaat kitabına itaat, resule itaat ise hadislere itaat etmek şeklinde anlamış ve bu düşüncelerine bazı ayetler ve hadisler yarmıdıyla destek bulmaya çalışmışlardır.Bazı konulardaki ölçüyü kaçırma rahatsızlığımız bu konuda zirveye çıkarak maalesef tavan yapmıştır.

Necm suresi 3ve 4 ayetlerini onun her sözü vahiydir diye anlayarak hadisleride namazlarda okunmayan vahiy(vahyi gayri metluv) yaparak sözlerini kur'ana eşdeğer tutma yoluna gitmişlerdir. Hadis literatüründe "erike hadisi " diye meşhur olan bir rivayette kendisine kur'anın ve bir benzerinin verildiği ve kendisinin haram kılmasının Allahın haram kılması gibi olduğu , bir kişinin koltuğunda rahat bir vaziyette "ben kur'andan başka bir şeye tabi olmam "diye bir söz söylememesi şeklinde bir rivayetle minareyi çalmadan önce kılıfını uydurmuşlardır.Hadis usulunde , isnad bakımından bile problemli olan bu hadis bazıları için bir can simidi mesabesindedir. 

Hayber fethi sırasında söylendiği rivayet edilen bu hadisin ravi zincirinde bile problem olmasına  hiç bakılmadan kendi oluşturdukları söylemi desteklemesine bakılarak hadis sanki ayetle eşdeğer bir duruma getirlmiştir. Bu hadisin ravi zincirindeki iki sahabeden biri olan "ebu rafi" nin rical kitaplarında haybere katılmadığı bildirilmektedir. İkinci sahabe olan "mikdam bin ma'dikeribin ise  hayber fethi sırasında daha çocuk olduğu muhammed as ı görüp görmediği bile tartışmalıdır. İsnad zincirinin başında dahi bu kadar problemli bir hadisin metin tenkidine acaba gerek varmıdır? (erike hadisi ile daha geniş bir açıklama için mehmet emin özavşar'ın  islamiyat dergisi 1998 yılı cilt 1 sayı 3 "polemik türü rivayetlerin gerçek mahiyeti"isimli  makalesine bakılabilir. 


Kur'aının bir çok ayetinde rabbimizin "Allaha ve resule itaat edin" şeklindeki emirleri nasıl anlaşılmalıki doğru bir peygamber anlayışını yakalamış olalım. Öncelikle Allah azze ve celle emirlerini yeryüzündeki kullarına iletmek amacıyla seçtiği insanlara verdiği "resul" olma görevinin mahiyetini gene kur'andan öğrenelim. "Resul" kelimesinin ıstılah anlamı "Allahtan aldığı emirleri yeryüzündeki kullarına iletmek amacıyla seçilmiş ve bu emirleri Allahtan aldığı gibi hiçbir ilave yada eksiltme yapmadan kullarına ileten varlıklardır. bu resullluk vasfına Allah azze ve celleden aldığı vahyi muhammed as iletmekle görevli olan cebrailde dahildir. Burada şöyle bir soru akla gelebilir. peki muhammed as postacımıydı?. buna cevabımızda " muhammed as ne postacıydı nede Allahın yanında haram helal koyma yetkisi olan bir yardımcı ilahtı "şeklinde olur onun "üsvetün hasene" olması ile yardımcı ilah yerine koyulması arasındaki farkı anlamadan doğru bir resul anlayışına maalesef kavuşamayız.  


Muhammed as ı ne postacı durumuna nede onu yardımcı ilah pozisyonuna sokup " Allaha ve resule itaat edin" şeklindeki emirleri nasıl anlayalımki kur'ani bir anlayışa sahip olalım? " Onlardan bir takımı, Kitapta olmadığı halde Kitaptan zannedesiniz diye dillerini eğip bükerler. O, Allah katından olmadığı halde: «Allah katındandır» derler, bile bile Allah'a karşı yalan söylerler. Allah'ın kendisine Kitap'ı, hükmü, peygamberliği verdiği insanoğluna: «Allah'ı bırakıp bana kulluk edin» demek yaraşmaz, fakat: «Kitabı öğrettiğinize, okuduğunuza göre Rabb'e kul olun» demek yaraşır.Size melekleri, peygamberleri Rab olarak benimsemenizi emretmesi de yaraşmaz. Siz müslüman olduktan sonra, size inkar etmeyi mi emredecek?"

Bu  ayetler ali imran suresi 78. 79. 80. ayetleridir. Ayetlerin bağlamından anlaşıldığı üzere ayetler ehli kitap ile ilgilidir .ancak bu ayetler ile müslümanlar olarak bizde muhatabız.Öncelikle muhammed as a haram helal yetkisi tanıyacağız diye vahiy olmadığı halde" hadislerde vahiydir" diyerek  rivayetleri kur'an ile eşdeğer tutma adına ehli kitabın "bu Allah katındandır" şeklindeki iftiralarına hadisleri alet etmişiz.Ve bu şekilde oluturulan ön kabuller neticesinde muhammed as a Allahın vermediği haram helal koyma yetkisini tanımışız. Halbuki rabbimiz üstteki ve daha birçok  ayetlerde kendisiniden başka bir rab edinmenin şirk olduğunu bizlere bildirmiştir. Hal böyle iken kulları üzerinde yegane tasarruf hakkını kendi elinde tutan Allah azze ve celle  muhammed as ı bundan istisnamı tutmuştur? elbetteki hayır. Kur'anın bir çok ayetinde kendisinin sadece  vahyolunana uymakla ve o vahyi Allahın kullarına tebliğle görevli beşer bir resul olduğunu söyleyen kişi gene kur'an tabiriyle "ALLAHI BIRAKINDA BANA KUL OLUN DEMEZ".


Allah azze ve cellenin kullarına resul  olarak bir beşer göndermesinin  kendi emir ve nehiylerini onlara bildirmek ve onlara örnek olmaktan başka bir sebebi olmadığına göre " resule itaat edin " şeklindeki ayetlerin amacı nedir? Resul kelimesinin anlam karşılığının "Allahtan aldığı vahyi kullarına bildirmek" olduğuna  göre "ALLAH AZZE VE CELLE KENDİSİNE İTAATIN ŞARTINI RESULE İNDİRDİĞİ KİTABA BAĞLAMIŞTIR."RESULE İTAAT EDİN " ŞEKLİNDEKİ EMİRİN KARŞILIĞIDA KİTABINI MUHAMMED AS VASITASIYLA KULLARINA ULAŞTIRMASI HASEBİYLE RESULE UYMANIN ALLAHA UYMAK  DEMEK OLDUĞUDUR". Rabbimiz kur'anın hiç bir ayetinde resullerinin kendi koyduğu haram ve helallerin haricinde bir haram ve helal koymasının mümkün olabileceğini söylememiştir. Ancak araf suresi 157. ve benzeri ayetlerin muhammed as ın haram helal koyma yetkisi tanıdığına dair delil getirilmesi ayetlerin bağlamlarından kopartılarak ve oluşturulmuş önkabullerin neticesinde kur'ana bakmaktan başka birşey değildir. Araf s 157. ayetinde daha sonra ilgili ayetlerin ışığında ele alınması gerektiği için bundan sonraki yazımıza bırakıyoruz.


" Allaha ve resule itaat edin " mealindeki ayetlerin Allaha itaat kitaba itaat , resule itaat ise hadisler itaat şeklinde bir anlayış doğrultusunda anlaşılamayacağına  göre bu şekilde bir anlayışın arka planındaki tehlike acaba nedir?.Muhammed as 23 yıllık resulluğü döneminde ağzından din adına birçok söz çıkmıştır.Onun sözleri hadis adı altında elimizdeki rivayet kitaplarında mevcuttur , ancak herkesin malumudurki bu hadisler rivayet kitaplarına ağzından çıktığı şekli ile değil mana olarak aktarılmıştır. Ve bu aktarmalarda birçok problemler oluşmuştur. Bu oluşan problemleri halletmek için hadis ilimleri adı altında bir ilim dalı geliştirlmiştir.Ve bir hadisin sahih olup olmadığı hadisçilerin kendi oluşturdukları kriterler dahilindeki ölçüler ile anlaşılmaya çalışılmıştır. ve bunun getirdiği birçok problem vardır. Bir hadisçi için sahih olan bir hadis öteki hadisçi için zayıf yada uydurna olmaktadır.

Resule itaat edin şeklindeki ayetin karşılığı hadislere itaat şeklinde anlaşıldığı takdirde karşımıza çok daha müşkilatlı bir tablo çıkmaktadır.Bir hadisi kendi kriterine göre sahih olarak gören kişi ile , kendi kriterine göre aynı hadisi sahih görmeyen kişinin durumu o kişinin "resule itaat edin " şeklindeki ayeti kabul etmemesi suçlamasını getirmektedir.Malum olduğu veçhile hadis konusu üzerinde en çok ihtilaf edilen konuların başında gelmektedir.Bir kişi için sahih olan bir hadis öteki için uydurma olmaktadır. Ve o hadisi kabul etmeyen kişinin eden kişiye göre durumu "hadis inkarcısı" olmaktır . Bu hadis inkarcısı yaftasından maalesef içinde sahabelerinde bulunduğu kişilerde dahil olmak üzere kimse kurtulamaz.Çünkü başta hz aişe olmak üzere bazı sahabelerin hadis adı altında kendisine getirdiği sözleri red etmişlerdir.  


Sonuç olarak söylemek gerekirse kur'anda "Allaha ve resule itaat edin " mealindeki ayetleri Allahın kitabından başka bir şeyede itaat şeklinde anladığımız takdirde hadis anlayışları yüzünden herkesin birbirini resule itaat etmemekle suçlaması ve dolayısıyla bir hadisi sahih olarak görenle sahih görmeyenler arasında tarihte ve günümüzdede ortaya çıkan hizipleşmelerin ortaya çıkması kaçınılmazdır. Ebu hanifenin, yaşadığı devir içinde ehli hadis tarafından iki defa tevbeye davet edilmesinin sebebi , hadisleri vahiy gören ehli hadis anlayışına karşı olarak onların kabul ettiği bir çok hadisi sahih olarak kabul etmemesidir. İmam buharinin ebu hanife hakkındaki düşüncelerini  acaba kaç kişi kendisini  ebu hanifenin mezhebindeyim  deyipte buharinin sahihini kur'andan sonra ikinci sahih kitap olarak biliyor? yada kaç tane hanefi mezhebi mensubu ebu hanifenin hadis anlayışını biliyor? ilk soruya cevabımız maalesef bir çok kişi buharinin sahihini kur'andan sonra ikinci sahih olarak, ikinci soruya cevabımızda maalesef  çok az kişi kendisini hanefi olarak vasıflandırıp ebu hanifenin hadis anlayışını bilmektedir şeklinde olacaktır. 


EN DOĞRUSUNU ALLAH CC BİLİR. VESSELAM.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder