Nahl s. 102. etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Nahl s. 102. etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Eylül 2026 Perşembe

KERİM KUR'AN Adlı Çeviride Nahl s. 102. ve Şuara s. 193. Ayetlerine Verilen Anlam Üzerinde Bir Değerlendirme

Bundan önceki yazılarımızda KERİM KUR'AN adlı çeviride, Kur'an'ın melek aracılığı ile indirilme olgusunu kabul etmemeye yönelik bir önyargı ile çevrilmiş ayetleri ele alarak bu ayetler üzerinde yapılan hataları paylaşmaya çalışmıştık. Bu çalışmayı yaparken de kendi doğrularımızı öne çıkararak değil, ayetlerin çevirilerindeki çelişkilere ve tutarsızlıklara dikkat çekmiştik.

Bu yazımızda da aynı yolu takip ederek Nahl s. 102 ve Şuara s. 193. ayetlerinin çevirilerini ele almaya çalışacağız. Nahl s. 102 ayetinin metni, sayın Aktaş tarafından yapılan çevirisi ve dipnotu şöyledir;

قُلْ نَزَّلَهُ رُوحُ الْقُدُسِ مِنْ رَبِّكَ بِالْحَقِّ لِيُثَبِّتَ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَهُدًى وَبُشْرٰى لِلْمُسْلِم۪ينَ

.De ki: “Îmân Edenlerin; îmânlarını pekiştirmek, Müslimlere kılavuz ve müjde olmak üzere, Rabb’inden, Hakk ile o Kudus’un Rûhu1 çokça2 indi.”

1- Allah’ın Rûhu ile. Rûhu’l Kudus, “Rûh” ve “Kudus” kelimelerinden bir araya gelmiş belirtili isim tamlamasıdır; “Kudusun Rûhu” demektir. Sıfat tamlaması olarak, “Kutsal Rûh” diye anlam verilmesi doğru değildir. Kur’an’da dört yerde geçmektedir. Rûhu’l Kudus” tamlaması, “Allah’ın rûhu, Allah’ın vahyi, Allah’tan gelen bilgi anlamlarına gelmektedir. Rûh Kelimesi; Kur’an’da, Kelime anlamı olan, “can”, “vücuda hayat veren cevher” anlamının yanı sıra “insanın ve toplumların hayatını diri, sağlıklı kılan vahiy” anlamında da kullanılmaktadır. Kur’an’da geçen Rûhu’l-Kudus ifadesi “Vahiy, Allah’tan gelen temiz, sağlam bilgiler” demektir.” Rûhu’l Kudus ifadesinin geçtiği âyetler: 2: 87, 253; 5:110; 16:102. 2- “Nezzele” fiili Tef’il babından olup, bazen fiilin kendisi çokluk ve fazlalığı ifade eder. 

Biz, sayın Aktaş'ın Ruhu'l Kudus terimine verdiği anlamı doğru kabul ederek ayete yaptığı çeviri üzerinde duracağız.

Sayın Aktaş 2 nolu dipnotta Nezzele fiilinin Tef'il babından olduğunu, fiilin bazen çokluğu ifade ettiğini söylemektedir. Söylediklerine katılıyoruz, bu babın çokluğu ifade etmesinin yanında geçişsiz fiili geçişli de yaptığını sayın Aktaş herhalde unutmuş, zaten ayetin devamındaki bi harfi cerri bu geçişliliği de sağlamaktadır.

Nahl s. 102. ayetinde Nezzelehu olarak geçen kelimenin aynısı Bakara s. 97. ayetinde de geçmektedir. Fakat sayın Aktaş burada bu kelimeye Çokça indirdi şeklinde bir anlam vermiştir. Kendisine sorulsa, tef'il babının her iki anlama da müsait olduğunu iddia edecektir, fakat her iki ayette aynı durum yani vahyin inmesi sözkonusudur, bundan dolayı her iki ayetin aynı anlamda çevrilmesi zorunludur.

Gramer yapısı olarak her iki ayette de anlam aynıdır. Sayın Aktaş ilkeli ve tutarlı olmanın gereğini yerine getirerek ya Bakara s. 97. ayetinde Nezzelehu kelimesine verdiği anlamı Nahl s. 102. ayetinde de vermesi, ya da Nahl s. 102. ayetinde bu kelimeye verdiği anlamı Bakara s. 97. ayetinde vermesi gerekirdi. Ne yazık ki önyargıları ağır basmış aynı kalıpta gelen kelimeye çelişkili anlam verebilmiştir. Dikkat edilirse her iki ayette bi harfi cerri bulunmakta, bu edat da kelimeyi geçişli yapmaktadır. 

Yani, Nahl 102. ayetinde geçen Nezzelehu kelimesinin doğru çevirisi indi değil, Bakara s. 97. ayetinde olduğu gibi İNDİRDİ olması gerekirdi. Fakat sayın Aktaş bu anlamı verirse ayetin anlamı, ".De ki: “Îmân Edenlerin; îmânlarını pekiştirmek, Müslimlere kılavuz ve müjde olmak üzere, Rabb’inden, Hakk ile o Kudus’un Rûhu1  indirdi.” " şeklinde olacak bu sefer de sayın Aktaş'ın üzerine bina ettiği düşüncesi yıkılmış olacaktı ki bu nedenle bir yerde öyle bir yerde böyle bir anlam vererek durumu kurtarmaya gayret etmiştir. 

Bu gibi hatalar Arapça bilmese de dikkatli meal okuyucuları tarafından fark edilebilir. Bu yazıları yazma gereğini duymamızın bir nedeni de bu gibi birkaç okuyucunun bu çelişkileri fark ederek bize bu konularda sorular yöneltmiş olmasıdır.

Şimdi gelelim Şuara s. 193. ayetine verilen anlama. Ayetin metni, çevirisi ve dipnotu şöyledir;

نَزَلَ بِهِ الرُّوحُ الْاَم۪ينُۙ

Onunla er-Rûh’ul Emîn1 indi

1- Güvenilir, sağlam, kesin doğru bilgi. Vahiy. Rûh, esas itibarıyla “can:” vücuda hayat veren cevher” demektir. Kur’an, rûhu vahiy anlamında da kullanmaktadır. Zira vahiy, İnsana ve topluma hayat vermekte, İnsana ve topluma düzen vererek onları canlı ve diri tutmakta; onlara en iyi yaşantıyı sağlamanın yolunu göstermektedir. Rûh’ul Emin’e Cebraîl denmesi doğru değildir. Er’Rûh’ul-Emîn isim tamlaması değil, sıfat tamlamasıdır; yani “emin ruh” demektir. Kur’an’ın, Kitâp’ın, âyetlerin, sûrelerin, Hikmet’in, Tevrât’ın, İncil’in, Furkân’ın doğrudan Allah tarafından indirildiğine dair yüzlerce âyet bulunmaktadır. Buna karşın onun “Cebraîl” adındaki bir melek tarafından indirildiğini söylemek Kur’an’la çelişmektir. Örneğin: 58.22’de Allah Mü’minleri “rûh” ile desteklediğini söylemektedir. 

Sayın Aktaş dipnotunda Ruh'ul Emin tamlamasının VAHİY olduğunu söylemektedir. Bu çeviriye göre, Bihi edatına verdiği Onunla anlamı, Ruh'ul Emin yani vahiy ile birlikte inen başka bir şeyin daha olduğunu göstermektedir. Yani Ruh'ul Emin yani vahiy yalnız inmemiştir. Yani ayet bu şekliyle dahi ortada çelişkili bir bir çevirinin yapıldığını göstermektedir.

Bu ayetin öncesi ile birlikte okunması gerekir şeklinde bir itiraz yapılacak olursa öyle de okuyabiliriz. Şuara s. 192. ve 193. ayeti alt alta koyarak okuduğumuzda ortaya çıkan durum şöyledir;

192- O1 , kesinlikle Âlemlerin Rabb’inin indirmesidir

193-  Onunla er-Rûh’ul Emîn1 indi"

192. ayet, Kur'an'ın Alemlerin Rabb'inin indirmesi olduğunu beyan etmektedir. 193. ayetteki indi olarak çevrilen kelimenin Bi harfi cerrinin, kelimeyi geçişli yapma gereği kuralı, indirdi olarak çevrilmesi gerekirdi. Mealleri karşılaştırmalı okuyan kimseler bu durumu açıkça görebilirler. Ancak sayın Aktaş kendi düşüncesini haklı çıkarmak adına her dipnotunda vahyin bir melek tarafından indirilme olgusunun yanlış olduğunu ifade ederek kendidini haklı çıkarmaya çalışmaktadır. 

Hadi biz yine de ibareyi geçişsiz olarak sayın Aktaş'ın çevirisini doğru kabul ederek okuyalım.

Bu sefer ortaya çıkan durum şöyle olacaktır; 192. ayet Kur'an'ın Allah c.c. tarafından indirildiğini beyan etmektedir. 193. ayetteki bihi (onunla) edatı  ise indirilen şeyi yani Kur'an'ı işaret etmektedir. 193. ayetin dipnotunda sayın Aktaş'ın Ruh'ul Emin tamlamasına verdiği vahiy anlamını doğru kabul ederek her iki ayeti okuduğumuzda ortaya şöyle bir anlam çıkmaktadır.

192- O1 , kesinlikle Âlemlerin Rabb’inin indirmesidir

193-  Onunla (yani Kur'an'la) er-Rûh’ul Emîn1 (vahiy) indi

İşte sayın Aktaş'ın Şuara s. 193. ayetine verdiği anlam şu dur; Kur'an'la vahiy inmiştir.

Oysa ilgili ayeti hiçbir önyargıya sahip olmadan hatasız olarak "Onu Ruh'ul Emin indirdi" şeklinde çevirseydi böyle trajikomik bir çeviriye imza atmak zorunda kalmayacaktı.

Sayın Aktaş'ın tutarsızlıkları bu kadar da değildir, aynı surenin 210. ayeti olan "Ve ma tenezzelet bihişşeyatinu" cümlesini "Onu, şeytânlar indirmedi" şeklinde doğru olarak çevirmiştir.

193. ayeti "Onunla er-Rûh’ul Emîn1 indi" şeklinde çeviren sayın Aktaş'ın tutarlılık ve ilkeli olmak adına 210. ayeti de "Onunla şeytanlar inmedi" şeklinde çevirmesi gerekirdi. Ancak böyle bir çevirinin hatalı olacağını çok iyi bilen sayın Aktaş karakolda doğru söyleyip mahkemede şaşarak böyle bir tutarsızlık içine düşmüştür. 

Şimdi sayın Aktaş'a sorarız; Eğer 193. ayetin çevirisi doğruysa neden 210. ayeti aynı şekilde çevirmediniz? Eğer 210. ayetin çevirisi doğruysa neden 193. ayeti aynı şekilde çevirmediniz?

Görülüyor ki kendisine önyargı ile yaklaşanı bu kitap alenen "Sen beni tahrif ediyorsun diye bağırmaktadır. İlkeli ve tutarlı bir çeviri yapmanın ön şartı, önyargıları kafadan atarak salim bir kafayla bu kitaba yaklaşmaktan geçmektedir. 

Eğer sayın Aktaş bu düşüncesini Nahl s. 2. ayetini baz alarak yeniden değerlendirmezse çevirisindeki trajikomik hatalar onun bir ayıbı olarak kalacaktır. 

Nahl s. 2. ayetinin kendisi tarafından yapılan çevirisi.

“Benden başka ilâh yoktur, öyleyse bana karşı takvâ1 sahibi olun.” uyarısında bulunmaları için kullarından dilediğine emrinden rûh2 ile melekleri3 indirir

Ruh için vahiy diyen birisinin ki doğrudur ve bu vahyin melekler indiğini beyan eden ayeti çeviren bir kimsenin diğer ayetlerde böyle bir hataya imza atması akıl alacak şey değildir. Buna benzer hatalar konu ile alaklı diğer ayetler de mevcuttur. Daha sonraki bir yazımızda bunları ele almaya çalışacağız.

                                            EN DOĞRUSUNU ALLAH C.C. BİLİR.


25 Eylül 2016 Pazar

Nahl s. 102. Ayetinin Tebyinül Kur'an Adlı Eserdeki Çeviri ve Yorumu Üzerine Bir Mülahaza

Kur'anı , oluşturulmuş olan ön yargıların tasdik ettirilmesine yönelik olan okuma yönteminin gerçekleşmesi için yapılması gereken işlemleri , ilgili ayetlerin gramer kaidelerinin hiçe sayılması , veya metin içindeki bazı ibarelerin yok edilmesi , veya metnin anlamının istenilen şekilde verilmesi şeklinde sıralamak mümkündür. Bu anlam saptırma işleminin adını ise tek kelime ile ifade edecek olursak TAHRİF tir. 

Bu tahrif işlemine örnek olarak daha önce vermeye çalıştığımız Bakara s. 97. ayeti ile (ilgili yazının adresidir https://kuranimuminceanlamak.blogspot.com.tr/2016/09/bakara-s-97-98-ayetleri-cibrile-dusman.html) konu ilişkisi bulunan Nahl s. 102  ayetindeki anlam saptırmasının nasıl yapıldığını bu yazımızda ele almaya çalışacağız. 

Bakara s. 97. , Nahl s. 102. ve Şuara s. 195. ayetleri , Kur'anın inişi ile ilgili bir bağlam dahilinde olup , Allah (c.c) nin Hac . 75 ve Nahl s. 2. ayetlerinde beyan ettiği üzere, keyfiyetini idrak edemediğimiz , ancak neden böyle bir yol izlenmiş olabileceğinin hikmetini kavrayabileceğimiz, Kur'anın melek aracılığı ile indirilmiş olmasını anlatmaktadır. 

Yazımızın başlığına konu olan eserin müellifi sayın Hakkı Yılmaz, böyle bir indirilme şeklinin olmadığını iddia ederek , ilgili ayetlerde bahsi geçen "Cibril" , "Ruhul Kudüs" ve "Ruhul Emin" terimlerine farklı anlamlar bindirmek sureti ile , iddiasını delillendirmek yoluna gitmektedir. Ancak kanaatimize göre izlediği yol , ilgili ayetleri ön yargılı bir biçimde okumasından kaynaklanan bir bakış açısı ile okumaya ve çevirmeye çalıştığı için yanlış olup , ayetlere karşı yaptığı işlemin adı TAHRİFÇİLİK tir. 

Sayın müellifin önce Nahl s. 102. ayetine verdiği anlam üzerinde durmaya çalışacağız. 

Müellifin Nahl s. 102. ayetine verdiği anlam şöyledir;

."De ki: “Allah, onu; indirdiğini, Rabbinden ruhulkudüs; Toplumu canlandıran Allah ilkesi olarak,  iman etmiş kimseleri güçlendirip kökleştirmek/tutundurmak için ve Müslümanlara bir müjde ve kılavuz olmak üzere, hak ile İNDİRMİŞTİR." 

Müellif eserindeki bazı yerleri arada yeniden tashih ederek değiştirdiği için, bundan 5 sene öncesinde yazmış olduğumuz yazımızda, onun sitesinden alıntı yaptığımız ve yanlış olduğunu hatırlattığımız, Nahl s. 102. ayeti ile ilgili çevirisi şu şekildedir. 

"De ki: "İman etmiş kimseleri güçlendirip kökleştirmek/tutundurmak için ve Müslümanlara bir müjde ve kılavuz olmak üzere, senin Rabbinden ona birçok Ruhü'l–Kudüs hakk ile İNMİŞTİR.

Müellif , Nahl s. 102. ayetinde geçen "Nezzelehu" ibaresini, neden "İnmiştir" olarak çevirdiğinin gerekçelerini şu şekilde açıklamaktadır:

""Görüldüğü gibi, 101. Âyette açık ve net olarak Kur'ân'ın "Allah'ın indirmesi" olduğu bildirilmektedir. Oysa 102. Âyetle ilgili olarak Kur'ân'ı Cebrail adlı meleğin indirdiği yolundaki Kur'ân dışı kabul, 102. Âyet ile 101. Âyetlere verilen anlamlar arasındaki çelişkinin görmezden gelinmesine ve 102. Âyette bir dilbilgisi kuralının ihlâl edilmesine yol açmıştır. Şöyle ki:
102. Âyette geçen nezzele filinin aslı nezele 'dir ve anlamı "indi" demektir. Geçişsiz bir fiil olan "nezele" fiili, kural gereği burada Tef'il babından nezzele 'ye dönüştürülmüştür. Bu kalıba sokulan sözcükler sadece fiilde, failde veya mef'ulde çokluğu ifade ederler. Bu kurala göre, Âyetteki nezzele fiili "çok çok indi" anlamına gelir. Geçişsiz bir fiil olan nezele sözcüğünün geçişli hâle dönüşmesi ve "indirdi" olarak anlamlandırılması ancak bir teaddi edatı kullanılmasıyla veya fiilin enzele kalıbına dönüştürülmesiyle sağlanır. Âyette geçen bi'lhakkıifadesindeki be harf-i cerri ise musahabe anlamında olduğundan teaddi edatı sayılamaz. Arapça dilbilgisinin bu kuralları gereği Âyetteki nezzelehü rûhu'l-kudüsü" ifadesinin anlamı, "Ona birçok rûhu'l-kudüs [vahy] inmiştir" demektir. "Rûhu'l-Kudüs" ü, yani "vahy"i kimin indirdiği ise 101. Âyette belirtilmiş ve indirenin Allah olduğu açıkça ifade edilmiştir."  

Yukarıdaki paragraf , sayın müellifin Nahl s. 102. ayetinde geçen, ve sitesinden 5 sene öncesi alıntılamış olduğumuz "Nezzelehu" ibaresini neden, "inmiştir" şeklinde çevirdiğine dair yazdığı gerekçedir. Bu gerekçede , "Nezzelehu" ibaresinin "indirmek" olarak çevrilmesinin YANLIŞ olduğunu iddia etmektedir. Aynı kişi ilerleyen zaman içinde bu kelime ile ilgili düşüncesini değiştirerek , dün yanlış dediğine bugün doğru demektedir.

 Herhangi bir Kur'an ayetinin yorumu ile ilgili olarak , olumlu veya olumsuz anlamda ,kişilerde zaman içinde değişik düşünceler hakim olabilir. Bu durum kişinin düşünsel tekamülü ile ilgili bir durum olarak normal olarak algılanabilir.  

Ancak "Nezzelehu" (onu indirdi) kelimesinin daha önce "İnmiştir" olarak çevrilmiş olması, bir taraftan bakıldığında bardağın dolu tarafını görmek misali , yapılan hatanın anlaşılması ve düzeltilmesi olarak görülebilir. Bardağın bir de boş tarafı vardır,  onu görerek olaya baktığımızda , 11 ciltlik bir tefsir kitabı yazan bir kimsenin, böyle basit bir gramer hatasına düşmesi mazur görülemeyecek bir hatadır. Acaba , "Nezzelehu" kelimesinin daha önce " inmiştir" olarak çevrilmesine sebep olan gramer kaidesi, bir kaç sene içinde değişiklik göstererek, "indirmiştir" olarak çevrilmesini mi gerektirmiştir?. 

Müellif , Nahl s. 102. ayetinde geçen "Ruhül Kudüs" terimi ile ilgili olarak yaptığı izahatı şu şekilde bitirmektedir . 

"Sonuç olarak, “kudüs” sözcüğünün geliş yerinin farklılıkları da hesaba katılarak yapılan tahliller, “Ruhü’l-Kudüs” ifadesinin “ALLAH'IN RUHU , ALLAH'IN VAHYİ  , ALLAH'TAN GELEN BİLGİ” anlamlarına geldiğini göstermektedir. “Ruhü’l-Kudüs” tamlamasının bu anlamı taşıdığı, tamlamanın geçtiği ayetlerden de kolayca anlaşılmaktadır."

Müellif , devamında diğer meallerde bu ayetteki Ruhul Kudüs terimine, Cebrail olarak anlam verilmesinin yanlış olduğunu söyleyerek, şöyle devam etmektedir.

Oysa bizim çevirimizde “Ruhü’l-Kudüs”ün indirmesi değil, inmesi söz konusudur. Ayetin “Kul [De ki]” ifadesiyle başlaması, bu ayetin birilerine cevap niteliğinde olduğunu göstermektedir. Bu sebeple ayet, paragrafı oluşturan diğer ayetlerle birlikte değerlendirilmelidir. Ayetin ait olduğu paragraf 101–103. ayetlerden oluşmuştur. Buna göre paragraf şöyledir:
101.Ve Biz bir âyet yerine başka bir âyet getirdiğimiz zaman –Allah ne indirdiğini daha iyi bilen olmasına rağmen– onlar, “Sen, ancak bir uydurucusun” dediler. İşin doğrusu onların çoğu bilmiyorlar.
102.De ki: “Allah, onu; indirdiğini, Rabbinden ruhulkudüs; Toplumu canlandıran Allah ilkesi olarak,  iman etmiş kimseleri güçlendirip kökleştirmek/tutundurmak için ve Müslümanlara bir müjde ve kılavuz olmak üzere, hak ile indirmiştir.
103.Ve kesinlikle Biz biliyoruz ki, onlar “Sadece, o’na bir beşer öğretiyor” diyorlar. Peygamber’e öğretiyor zannında bulundukları kimsenin dili yabancıdır. Kur’ân ise apaçık bir Arapça’dır.

Müellif devamla "Görüldüğü gibi, 101. ayette açık ve net olarak Kur’an’ın “Allah’ın indirmesi” olduğu bildirilmektedir. Oysa 102. ayetle ilgili olarak Kur’an’ı Cebrail adlı meleğin indirdiği yolundaki Kur’an dışı kabul, 102. ayet ile 101. ayetlere verilen anlamlar arasındaki çelişkinin görmezden gelinmesine yol açmıştır.diyerek Kur'anın Cibril aracılığı ile inmediğine dair olan düşüncesini ortaya koymaktadır. Kur'anın elbette Allah (c.c) indirmiştir. Onun Kur'anı Cibril veya Ruhul Kudüs aracılığı ile indirmiş olduğunu beyan etmesi , onu kendisinin indirmemiş olduğunu göstermez . Bir hükümdarın fermanını , başka bir hükümdara iletmekle görevli olan elçinin ilettiği söz nasıl elçinin kendi sözü olmuyorsa , beşer elçiye melek elçi aracılığı ile iletilen söz de elçinin kendi sözü değil, hükümdarın sözüdür. 

Müellif, ön yargısını kabul ettirmek amacı ile,  resmi mushafta çelişki olduğunu iddia dahi ederek bu çelişkiyi düzeltme !!! yoluna şöyle gitmektedir :

"Resmi mushaftaki bu ÇELİŞKİ iki yolla çözülür. Şöyle ki:

101. ayetteki “والله اعلم بما ينزل” ifadesi dikkate alındığında 102. ayetteki “ نزلnezzele” fiilinin failinin “ اللهAllah” olması gerekmektedir. Bu takdirde “ هHu” zamirinin mercii de “101. Ayetteki “ ماma” ismi mevsulü olacaktır. Bu gerçekler karşısında da ayet metnindeki  ref halinde  okunan  “ روح القدسruhulkudüs”  olarak okunan ifade de “ruhalkudüs” şeklinde  “hal” olarak okunmalıdır.
Ortaya çıkan sonuç özet olarak şudur: Kur’an’da geçen “Ruhü’l-Kudüs” ifadeleri, “Vahy, Allah’tan gelen temiz, sağlam bilgiler” demek olup kesinlikle “Cebrail adı verilen vahiy meleği” demek değildir.
Eleştirmiş olduğu meallerde Ruhul Kudüs'ün Cebrail olduğunun peşinen kabul edildiğini söyleyen müellifin , kendisi de aynı peşinciliği yaparak, Ruhul Kudüs'ün Cebrail olmadığı üzerine anlam örgüsünü kurmaya çalışmaktadır. Şimdi biz de , önce Nahl s. 102. ayetindeki ibareleri kelime kelime ele alarak bu ayete bir anlam vermeye , sonra da müellifin verdiği anlam ile karşılaştırmaya çalışalım.
qul=  de ki / nezzelehu=  onu indirdi/ ruhul qudüsü=  ruhul qudüs/min rabbike= senin Rabbinden / bilhaqqi=hak ile/ li yusebbite= sağlamlaştırmak için/ellezine = o kimseler ki /amenu= iman ettiler /ve hüden= hidayet edici , yol gösterici olarak/ ve büşra= müjdeci olarak/ lilmüslimine=teslim olanlar , Müslümanlar için

"De ki, Ruhul kudüs onu , mü'minlerin imanını sağlamlaştırmak , Müslümanlara yol gösterici ve müjdeci olmak üzere senin Rabbinden hak ile indirmiştir." 

Şimdi bir daha Nahl s. 102. ayetine Hakkı Yılmaz'ın verdiği anlamı vererek ikisini mukayese edelim .

"De ki: “Allah, onu; indirdiğini, Rabbinden ruhulkudüs; Toplumu canlandıran Allah ilkesi olarak,  iman etmiş kimseleri güçlendirip kökleştirmek/tutundurmak için ve Müslümanlara bir müjde ve kılavuz olmak üzere, hak ile indirmiştir"


Sayın Hakkı Yılmaz'ın Nahl s. 102. ayetindeki "Ruhul Kudüs" terimine kendi yüklediği anlamı yükleyerek verdiğimiz zaman şu şekilde bir anlam oluşmaktadır . 

"De ki onu Rabbinden Ruhul Kudüs (Temiz ilahi bilgi Allahtan gelen sağlam bilgiler) toplumu canlandıran Allah ilkesi olarak , iman etmiş kimseleri güçlendirip kökleştirmek/tutundurmak için ve Müslümanlara müjde ve klavuz olmak üzere hak ile indirmiştir."

Ruhul kudüse sayın müellif'in vermiş olduğu "vahiy" anlamını yüklediğimizde ortaya çıkan durum VAHYİN KENDİSİNİ İNDİRMİŞ OLMASIDIR YANİ VAHYİ , VAHİY İNDİRMEKTEDİR.

Müellifin Nahl s. 102. ayetine vermeye çalıştığı anlam zorlama ve anlaşılmaz bir şekilde okuyucunun defalarca okumasını gerektirecek derecede karışık bir anlamdır. Verilen anlamı anlayan bir kişi bu seferde , Ruhul Kudüs terimine yüklediği vahiy anlamının kendi kendisini nasıl indirebileceğini düşünerek, kafasının büsbütün allak bullak olmasına sebep olacaktır. 

Okuyucu , müellifin ön yargılarını tasdik amaçlı bir anlam yükleme çalışması yaptığını anladığında ise, yapılan yanlışın vehametini görerek , müellifin bu konudaki düşüncelerinin ne kadar saçma olduğuna şahit olacaktır.

Sonuç olarak; Bundan yaklaşık 5 yıl öncesinde Nahl s. 102. ayetine verdiği anlam üzerinde eleştirilerimizi yönelttiğimiz sayın Hakkı Yılmaz , eserinde yapmış olduğu tashihler sebebi ile Nahl s. 102. ayeti ile ilgili düşüncelerini tashih etmek ihtiyacı duymuş , 5 yıl önce Nahl s. 102. ayeti ile ilgili yaptığı gramer çözümlemesinde "Yanlış" olarak iddia ettiğini, bugün "Doğru" olarak iddia etmektedir. Fikir ve düşüncelerde zaman içinde elbette farklılık olabilir , ama değişkenlik arz etmeyen gramer konusunda dün ayrı , bugün ayrı şey söylenildiği zaman bu hatayı yapan kişiye "Daha önce aklın neredeydi?" diye sorulur. 

Kur'anı ön yargılarının esiri olmuş biçimde okuyanlar , yaptıkları hatalar sonucu iyice dibe batarak kendilerini gülünç duruma dahi düşürebilmektedirler. Ruhül Kudüs terimine "Vahiy" anlamını yükleyen sayın Hakkı Yılmaz , Nahl s. 102. ayetine verdiği anlam ile Kur'anın Ruhul Kudüs'ün indirdiğini söylemektedir. Bu indirmeyi Kur'an bu şekilde söylemektedir , ancak müellif bu terime "Vahiy" anlamı yükleyerek , Kur'anı Ruhül Kudüs'in yani vahyin indirdiğini iddia ederek kendisini komik duruma sokmaktadır. 

Hangi eser olursa olsun , veya kimin eseri olursa olsun , bu eser eğer bir tercüme faaliyetine tabi tutulacak ise , bu eserden anlaşılmak istenen değil , bu eserin anlatmak istediğini yansıtmak , mütercimin görevidir. Metinde herhangi bir ibareyi beğenmemek veya o ibare onun inançları ile aykırılık göstermiş olsa dahi , ahlaki kurallar mütercimin o eserde herhangi bir artırma , eksiltme veya tahrif yapmasını asla mazur göstermez.

Sayın müellifin zaman içinde eserinde değişiklikler yapması bir bakıma olumlu bir yönü olup , bu olumlu yönünü , bazı ayetlerde yaptığı ön yargılı okumalar sonucunda düştüğü hatalarda da göstererek , doğruya yönelmesini hem kendisi hem de eserini okuyanlar kişiler açısından sevindirici olacaktır. 
                                      EN DOĞRUSUNU ALLAH (C.C) BİLİR.