5 Ağustos 2024 Pazartesi

RA'D SURESİ ÇEVİRİSİ

1- Elif, Lâm, Mim, Ra. Bu (harflerden oluşan kelimeler), o kitabın delilleridir. Ve sana Efendinden indirilmiş olan şey o gerçektir, fakat hakikat şu ki o insanların tamamı inanmazlar.

2- Allah O ki, o gökleri bir direk olmaksızın yükseltti, siz onları(n böyle olduğunu) görüyorsunuz, sonra o tahtın üzerine kuruldu ve o güneşi ve  o ayı boyun eğdirdi. Her biri bir isimlenmiş süreye akmaktadır. O (bunlar ile ilgili), o buyruğu ardı ardına düzenlemektedir, size o (gözle görülen) delilleri ayrıntılı olarak açıklıyor ki siz, kendi Efendinizin karşılamasına kesinkes inanasınız.

3- Ve O ki, o yeri uzattı ve onda sabitlikler ve nehirler meydana getirdi. Ve O onda o bütün ürünlerden iki eş yaptı, o geceyi o gündüze kaplatmaktadır. Şüphesiz ki iyice düşünecek bir topluluk için (gözle görülen) deliller kesinlikle bundadır.

4- Ve birbirine komşu (toprak) kesitleri ve üzümlerden bahçeler ve ekinlik ve çatallı ve çatalsız hurmalıklar o yerdedir ki, (hepsi) bir tek suyla suvarılır. Biz onların bazısını bazısından o yemişinde (lezzetçe) üstünleştirdik. Şüphesiz ki bağlantı kuracak bir topluluk için (gözle görülen) deliller kesinlikle bundadır.

5- Ve eğer sen şaşacaksan asıl şaşılacak olan, onların: "Biz bir toprak olduğumuz zaman mı, gerçekten biz mi bir yeni yaratılış içinde olacağız?" demeleridir. İşte onlar o kimselerdir ki kendilerinin Efendisini(nden gelen) gerçeği örtmüşlerdir. Ve işte onlar, o (demirden) bağlar kendilerinin boyunlarında olanlardır. Ve işte onlar, o ateşin arkadaşlarıdır. Onlar onun içinde sürekli kalıcılardır.

6- Ve onlar senden o iyilikten önce o kötülüğü acilen istiyorlar, oysa onlardan önce o örnekler gelip geçmiştir. Ve şüphesiz ki senin Efendin o insanlara karşı, onların haksızlıklarına rağmen bir bağışlama sahibidir. Ve şüphesiz ki senin Efendinin o sonuçlandırması da kesinlikle çok çetindir.

7- Ve gerçeği örtmüş olan kimseler: "Onun üzerine kendisinin Efendisinden (gözle görülen) bir delil indirilmeli değil miydi?" diyor. Sen ancak ve ancak bir uyarıcısın ve her bir topluluk için doğruya iletici vardır.

8- Allah, her bir dişi neyi taşıyor ve o rahimler neyi eksiltiyor ve neyi artırıyor, bilmektedir. Ve her bir şey O'nun yanında tam tamına ölçülenmiştir.

9- (O), o algılanamayananın ve o tanık olunanın bilicisidir, O çok büyüktür, çok yücedir.

10- Sizden o söyleneni saklı tutmuş olan kimse de ve onu açığa vurmuş olan kimse de ve kendisi o geceyeleyin gizlenen ve o gündüzleyin akıp giden kimse de, (Allah için) denktir.

11- Kendisinin önünden ve ardından Allah'ın buyruğundan dolayı onu(n yaptıklarını yazıp) korumakta olan takipçileri onun (o kimse) içindir. Şüphesiz ki Allah bir topluluğa olan şeyi, onlar kendi benliklerindekini (olumlu veya olumsuz yönde) değiştirene kadar, O da (olumsuz veya olumlu yönde) değiştirmez. Ve Allah bir topluluğa kötülük istediği zaman, artık onun geri döndürmesi asla olmaz. Ve O'nun berisinden hiçbir yakın da onlar için yoktur.

12- O ki, size kaygıyla ve bir umutla o şimşeği gösteriyor ve o ağır bulutları geliştiriyor.

13- O gök gürlemesi, O'nu övgüsü ile tesbih eder ve o meleklerde O'nun kaygısından dolayı (aynısını yaparlar). Ve O, o yıldırımları gönderir de, onlar Allah hakkında söz dalaşı yaparlerken onları kime dilerse değdirir. Oysa ki O darbesi çetin olandır.

14- Çağrının o gerçek olanı O'nadır. Ve o kimselerin O'nun berisinden çağırmakta oldukları şeyler ise, onlara hiçbir şekilde cevap veremezler. (Onların durumu) ancak, ağzına o suyun ulaşması için iki avucunu genişleten gibidir, oysa o (su) ona ulaşıcı değildir. Ve o gerçeği örtücülerin çağrısı, bir sapkınlık içinde olmaktan başkası değildir.

15- Ve o göklerde ve o yerde kim varsa ve onların gölgeleri de isteyerek ve istemeyerek de olsa, o sabah ve o akşam Allah'a boyun eğer.

16- Sen de ki: "O göklerin ve o yerin Efendisi kimdir?" Sen de ki: "Allah'tır." Sen de ki: "Siz, O'nun berisinden kendi benlikleri için bir faydaya ve bir zarara hükümran olamayacak yakınlar mı edindiniz?" Sen de ki: "O kör ve o gören denk midir? Yahut o karanlıklar ve o ışık denk midir?" Yoksa onlar Allah'a ortaklar kıldılar da (o ortaklar) O'nun yaratması gibi yarattılar, o yaratma da kendilerine benzer mi geldi? Sen de ki: "Allah, her bir şeyin yaratıcısıdır ve O, tektir, ezici güç sahibidir."

17- O, o gökten bir su indirdi de dereler kendi ölçüsünce sel oldu, böylece o sel üste çıkan bir köpük yüklendi. Ve onların bir takı veya bir yararlılık peşine düşmek için o ateşte üzerini yakıp tutuşturmakta oldukları şeylerden de onun örneği bir köpük vardır. Allah, o gerçeği o geçersizin üzerine işte böyle koyar. Şimdi köpüğe gelince o, curuf olarak gider. Ve o insanlara faydalı olan şeye gelince o, o yerde durup kalır. Allah o örnekleri işte böyle ortaya koyar.

18- Daha iyisi, kendilerinin Efendisini (olumlu) cevaplandırmış olan kimseler içindir. Ve o kimseler ki O'nu (olumlu) cevaplandırmamışlardır, eğer o yerde ne varsa toplu olarak ve onun beraberinde bir örneği de kendilerinin olsa, onlar kesinlikle onu kurtulmalık olarak verirlerdi. İşte onlar, o hesabın sıkıntılısı kendileri için olanlardır. Ve onların sığınacak yeri cehennemdir. Ve o ne kötüdür o döşek.

19- Öyleyse o kimse ki senin Efendinden sana indirilmiş olan şeyin gerçek olduğunu biliyor, kendisi kör olan kimse gibi midir? Ancak ve ancak o saf aklın sahipleri hatırlar.

20- Onlar öyle kimselerdir ki, Allah'a verdikleri bağlılık sözünü tastamam yerine getirirler ve o yeminle bağlanmış sözü bozmazlar.
 
21- Ve onlar öyle kimselerdir ki, Allah'ın onunla iliştirilmesini buyurduğu şeyi iliştirirler ve kendilerinin Efendisinden çekinirler ve o hesabın kötüsüne karşı da kaygılanırlar.

22- Ve onlar öyle kimselerdir ki, kendilerinin Efendisinin yüzünün (hoşnutluğunun) peşine düşerek direnç göstermişler ve o kulluk görevini ayakta tutmuşlar ve bizim kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden gizli olarak veya aleni olarak harcamışlardır ve onlar o kötülüğü de o iyilikle defederler. İşte onlar, o yurdun (güzel) sonu kendileri için olanlardır.

23- 24- (O yurt) Adn bahçeleridir ki onlara gireceklerdir, onların babalarından ve eşlerinden ve soylarından düzgün olmuş kimseler de (gireceklerdir) ve o melekler de her kapıdan: "Direnç göstermeniz nedeniyle selam sizin üzerinizedir. Artık o yurdun sonu ne güzeldir" (diyerek) onların üzerine gireceklerdir.

25- Ve o kimseler ki, Allah'a verdikleri bağlılık sözünü onun yeminle bağlanması sonrasından bozarlar ve Allah'ın onunla iliştirilmesini buyurduğu şeyi keserler ve o yerde bozuculuk yaparlar. İşte onlar, o dışlama kendileri için olanlardır ve o yurdun kötüsü de kendileri içindir.

26- Allah o rızkı kime dilerse geniş tutar ve ölçü koyar. Ve onlar (Mekke'liler) o yakın yaşam ile sevindiler. Oysa o yakın yaşam o sonrakinin yanında bir yarardan başka bir şey değildir.

27- Ve gerçeği örtmüş olan kimseler: "Onun üzerine kendisinin Efendisinden (gözle görülen) bir delil indirilmeli değil miydi?" diyor. Sen de ki: "Şüphesiz ki Allah kimi dilerse saptırır ve O'na içtenlikle yönelen kimseyi de doğruya iletir."

28- Onlar öyle kimselerdir ki, inanmışlardır ve kalpleri Allah'ın hatırlamasıyla yatışmaktadır. Dikkat edin, o kalpler Allah'ın hatırlaması ile yatışır.

29- Onlar öyle kimselerdir ki, inanmışlar ve o düzgün işleri işlemişlerdir, hoşluk ve dönülecek yerin iyisi kendileri içindir.

30- İşte böyle biz seni bir toplumun içinde gönderdik ki sana vahyettiğimiz şeyi onlara peşi sıra okuyasın, onun öncesinden toplumlar gelip geçmişti. Oysa onlar o şefkati kapsamlı (nın ayetlerini) örtüyorlar. Sen de ki. "O, benim Efendimdir. O'ndan başka hiçbir tanrı yoktur. Ben O'na güvenip dayandım ve itaate dönüşüm yalnızca O'nadır."

31- Ve eğer bir okunan (Kur'an) ki, onunla o dağlar yürütülse veya onunla o yer paramparça edilse veya onunla o ölüler iletişim kurdurulsa, (onlar yine de inanmazlardı). Aksine, o buyruk toplu olarak Allah'a aittir. Şimdi inanmış olan kimseler (onların inanacaklarından) ümit kesmedi mi? Eğer Allah dilerse, o insanları kesinlikle toplu olarak doğruya iletir. Ve gerçeği örtmüş olan kimselere, emek verdikleri şeyler nedeniyle Allah'ın sözü gelinceye kadar, başlarına bir vurucu felâket değdirilmeye veya (o felaket) kendilerinin yurdunun yakınına serbest olmaktan geri kalmayacaktır. Şüphesiz ki Allah, verdiği o söze aykırı davranmaz.

32- Ve ant olsun ki senden önceki elçilerle de alay edilmişti de ben de o gerçeği örtmüş olan kimselere mühlet vermiş sonra onları tutuvermiştim. Artık benim sonlandırmam nasıl olmuş?

33- Öyleyse o kimse ki kendisi her bir benliğin kazandığı şeyin üzerinde ayakta gözetim halindedir, (böyle olmayan gibi midir?) Ve onlar Allah'a ortaklar oluşturdular. Sen de ki: "Siz, onları adlandırın. Yoksa siz O'na o yerde bilemeyeceği bir şeyi mi haberlendiriyorsunuz? Yoksa o söylenenden bir içeriği olmayan boş şeyi mi (söylüyorsunuz?)" Aksine, gerçeği örtmüş olan kimselere kurdukları tuzaklar süslendi ve o yoldan uzaklaştırıldılar. Ve kimi ki Allah onu saptırırsa, artık onun için hiçbir doğruya iletici yoktur.

34- O yakın yaşamda bir azap onlar içindir. Ve o sonrakinin azabı ise daha meşakkatlidir. Ve Allah'tan hiçbir koruyucu da onlar için olmayacaktır.

35- O bahçenin örneği ki o korunanlara söz verilmiştir. Onun altından o nehirler akar. Onun yemişi ve gölgesi süreklidir. Bu, korunmuş olan kimselerin sonudur. Ve o gerçeği örtücülerin sonu ise o ateştir.

36- Ve bizim (daha önce) kendilerine o kitabı verdiğimiz kimseler sana indirilmiş olan nedeniyle sevinirler. Ve o gruplardan kimi de onun bir kısmını yadırgar. Sen de ki: "Ben ancak ve ancak Allah'a kulluk etmemle ve O'na ortak koşmamamla buyuruldum. Ben yalnızca O'na çağırıyorum ve benim dönüşüm de yalnızca O'nadır."

37- Ve biz onu bir Arabi karar olarakişte böyle indirdik. Ve ant olsun ki eğer sen sana gelmiş olan bu bilgiden sonra onların keyfi eğilimlerini izlersen, Allah'tan hiçbir yakın ve hiçbir koruyucu senin için olmayacaktır.

38- Ve ant olsun ki biz senden önce de elçiler gönderdik ve onlar için de eşler ve soylar oluşturduk. Bir elçi için Allah'ın onayı olmadıkça (gözle görülen) bir delil getirmesi olası değildir. Her bir süre için bir yazgı vardır.

39- Allah, neyi dilerse ortadan kaldırır ve (neyi dilerse) sabitleştirir. Ve o kitabın anası O'nun yanındadır.

40- Ve eğer biz sana, bizim onlara söz vermekte olduğumuz şeyin bir kısmını göstersek de veya senin ömrünü tamamlasak da, her durumda senin üzerindeki ancak ve ancak o ulaştırma senin üzerindedir ve o hesabı görmek de bizim üzerimizdedir.

41- Ve onlar görmediler mi gerçekten biz o yere geliyoruz da onun uçlarından (günbegün) eksiltiyoruz? Ve Allah karar verir, O'nun kararı için hiçbir takipçi yoktur. Ve O, o hesabın çok hızlı görenidir.

42- Onlardan önceki kimseler de kesinlikle tuzak kurmuştu. Ve oysa kurdukları o tuzaklar (ın bilgisi) toplu olarak Allah'ındır. O, her benliğin kazanmakta olduğu şeyi bilir. Ve azılı gerçeği örtücüler o yurdun (kötü) sonu kimin içindir yakında bilecek.

43- Ve gerçeği örtmüş olan kimseler: "Sen gönderilmiş biri değilsin" diyor. Sen de ki: "Allah, benimle sizin aranızda tanık olarak yeter ve o kimse ki o kitabın (Levhi Mahfuz'un) bilgisi kendi yanındadır."


30 Temmuz 2024 Salı

YUSUF SURESİ ÇEVİRİSİ

1- Elif, Lâm, Ra. Bu, (harflerden oluşan kelimeler) o apaçık kitabın delilleridir.

2- Şüphesiz ki biz onu bir Arabi okuma (Kur'an) olarak indirdik ki siz bağlantı kurabilesiniz.

3- Biz, bu okunan (Kur'an)ı vahyetmemiz nedeniyle o anlatıların en iyisini sana anlatacağız. Ve şüphesiz ki sen onun öncesinden kesinlikle o duyarsızlardan idin.

4- Bir zaman Yusuf, kendi babasına: "Ey babacığım, şüphesiz ki ben on bir parlayan cismi ve o güneşi ve o ayı (rüyamda) gördüm. Ben onları bana boyun eğiciler olarak gördüm" demişti.

5- 6- O da: "Ey oğulcuğum, sen rüyanı kardeşlerine sakın anlatma, yoksa onlar sana bir plân kurarlar. Şüphesiz ki o şeytan, o insana bir apaçık düşmandır. Ve senin Efendin seni işte böyle derleyip toplayacak ve o sonradan olacak o haberlerin geri dönüşümünden bir kısmını öğretecek ve senin ve Yakub'un hanedanının üzerine olan kendi gönencini, önceden senin iki atan İbrahim'e ve İshak'a onu tamamladığı gibi tamamlayacak. Şüphesiz ki senin Efendin her şeyi bilicidir, mutlak bilgedir" demişti.

7- Ant olsun ki Yusuf'ta ve onun kardeşlerinde, talep ediciler için deliller vardır.

8- Bir zaman onlar: "Gerçekten Yusuf  ve onun kardeşi, bizim babamıza bizden daha sevgilidir. Oysa biz bir çetin topluluğuz. Şüphesiz ki bizim babamız da, kesinlikle bir apaçık sapkınlık içindedir." demişlerdi.

9- (İçlerinden biri): "Siz, Yusuf'u öldürün veya onu bir yere atın ki, sizin babanızın yüzü (ilgisi) size kalsın. Ondan sonra bir düzgün topluluk olursunuz" (demişti).

10- İçlerinden bir sözcü ise: "Siz, Yusuf'u sakın öldürmeyin ve eğer yapanlarsanız, onu o kuyunun algılanamayanında (derinliklerinde) bırakın da, o bazı kervancılar onu bulup alsın" demişti.

11- 12- Onlar: "Ey babamız, sana ne oluyor ki sen Yusuf hakkında bize güvenmezsin? Ve şüphesiz ki biz ona kesinlikle içten öğüt vericileriz. Sen onu sabah bizim beraberimizde gönder ki, o yesin ve oynasın. Ve şüphesiz ki biz onu kesinlikle koruyucularız" demişlerdi.

13- O: "Sizin onu götürmeniz şüphesiz ki beni üzer ve ben, siz ondan duyarsız kalanlar iken onu o kurdun yemesinden kaygılanıyorum" demişti.

14- Onlar: "Ant olsun ki eğer biz bir çetin topluluk olduğumuz halde onu o kurt yerse, o takdirde şüphesiz ki biz kesinlikle ziyan edenleriz" demişlerdi.

15- Ne zaman ki onlar onu götürdüler ve o kuyunun algılanamayananında kılmak (kararın)da toplaştılar ve biz de ona: "Sen bu işlerini onlar farkında değillerken onlara kesinlikle ve kesinlikle haberlendireceksin" diye vahyettik.

16- 17- Ve onlar bir akşam karanlığı babalarına ağlayarak gelmişler: "Ey babamız, biz gitmiş yarışıyorduk ve Yusuf'u da eşyamızın yanında bırakmıştık, bu esnada o kurt onu yemiş. Ve eğer ki biz doğru söyleyenler olsak da, sen bize hiç inanan değilsin" demişlerdi.

18- Ve onlar, üzerinde yalancı kan olan onun gömleğini de getirmişlerdi. O: "Hayır, kendi benlikleriniz sizi bir işe hırslandırmış. Artık (bana düşen) bir güzel direnç göstermektir. Ve Allah, sizin nitelemekte olduğunuz şeylere karşı destek istenilmiş olandır" demişti.

19- Ve bir kervan geldi, onlar su arayıcılarını gönderdiler o da kendi kovasını (kuyudan) çekince: "Ey müjde bu bir oğlan çocuğu" dedi. Onlar onu ticaret malı olarak (satmak için) gizlediler. Ve Allah onların işlemekte olduğu şeyleri en iyi bilicidir.

20- Ve onlar onu düşük bir değere, sayılanmış dirhemlere sattılar. Ve onlar onun hakkında o isteksizlerden olmuşlardı.

21- Ve Mısır'dan onu satın almış olan kimse, kendi karısına: "Sen, onun barınacak yerini değerli yap, bize faydası olması veya bizim kendisini çocuk edinmemiz umulur" dedi. Ve biz Yusuf'a sonradan olacak o  haberlerin geri dönüşümünden bir kısmını kendisine öğretmemiz için o yerde işte böyle olanak sağladık. Ve Allah kendi buyruğunun üzerinde yenicidir. Fakat hakikat şu ki o insanların daha çoğu (bunu) bilmezler.

22- Ve o, kendisinin en çetinliğine ulaştığında biz kendisine bir karar yeteneği ve bir bilgi verdik. Ve o iyilik edenlere bizim karşılığımız işte böyledir.

23- Ve onun (Yusuf'un), evinde olduğu kadın onun benliğinden (cinsel isteğini tatmin etmek) istedi ve o kapıları sıkıca kapattı ve: "Sana (söylüyorum) haydi gel" dedi. O: "Ben Allah'a sığınırım, şüphesiz ki o (kocan) benim efendimdir, beni en iyi bir şekilde barındırmıştır. Gerçek şu ki, o haksızlık yapanlar başarıya eriştirilmez" dedi.

24- Ve ant olsun ki kadın ona yeltenmişti. Eğer o, kendi Efendisinin doğru sonuca götüren delilini görmeseydi, ona yeltenecekti. Bizim o hayasızlığı ve o kötülüğü böylece ondan çevirmemiz için (böyle yaptık). Şüphesiz ki o, bizim o özgülenmiş kullarımızdandı.

25- Ve o ikisi kapıya doğru koşuştular ve kadın onun gömleğini arkadan yırttı ve ikisi o kapının yanında onun kocasını buldular. O (kadın): "Senin ailene bir kötülük istemiş olan kimsenin karşılığı, hapsedilmekten veya çok acı verici azaptan başka nedir?" dedi.

26- 27- O: "Benim benliğimden o (cinsel isteğini tatmin etmek) istedi" dedi. Ve kadının ailesinden bir tanık: "Eğer onun gömleği önden yırtılmışsa, bu durumda kadın doğru söylemiştir ve o ise o yalancılardandır. Ve eğer onun gömleği arkadan yırtılmışsa, bu durumda kadın yalan söylemiştir ve o ise o doğru söyleyenlerdendir" diye tanıklık etti.

28-29- Ne zaman ki o (koca), onun gömleğinin arkadan yırtıldığını gördü, (karısına): "Şüphesiz ki bu, sizin plânlarınızdandır. Şüphesiz ki sizin plânlarınız, çok büyüktür. Ey Yusuf, sen bundan ilgisiz kal ve sen de (ey kadın) senin peşine takılı suçun için bağışlanma iste. Şüphesiz ki sen o kusur işleyenlerden oldun" dedi.

30- Ve o şehirdeki kadınlar: "O yöneticinin karısı genç (uşağ)ının benliğinden (cinsel isteğini tatmin etmek) istiyormuş. (Yusuf'a olan) sevgi onun bağrını delmiş. Şüphesiz ki biz onu kesinlikle bir apaçık sapkınlık içinde görüyoruz" dedi.

31- Ne zaman ki o, o kadınların (Yusuf'u görmek için) kurdukları tuzaklarını işitti, onlara (elçi) gönderdi ve onlara kendileri için rahatça dayanacakları yer hazırladı ve (geldiklerinde) onlardan her tekine birer bıçak verdi ve (Yusuf'a): "Sen onların karşılarına çık" dedi. Ne zaman ki onlar, onu gördüler, onu büyüklediler ve (şaşkınlıktan) ellerini kestiler ve: "Allah'ı tenzih ederiz, bu bir beşer değildir. Bu, bir değerli melekten başkası değil" dediler.

32- O: "İşte bu, sizin beni kendisi hakkında kınadığınız kimsedir. Ve ant olsun ki kendisinden (cinsel isteğimi tatmin etmeyi) ben istedim de o kendisini (bana karşı) sımsıkı sardı. Ve ant olsun ki eğer o benim kendisine buyurduğum şeyi yapmazsa, kesinlikle ve kesinlikle hapsedilecek ve kesinlikle o aşağılıklardan olacak" dedi.

33- O: "Ey Efendim, o hapishane bana, onların beni kendisine çağırdıkları şeyden daha sevimlidir. Ve eğer sen onların plânlarını benden çevirmezsen, ben onlara kapılırım ve o düşüncesizlerden olurum" dedi.

34- Bunun üzerine kendisinin Efendisi onu cevaplandırdı da hemen onların plânlarını ondan çevirdi. Şüphesiz ki O, her şeyi işiticinin, her şeyi bilicinin ta kendisidir.

35- Sonra onların o delilleri görmelerinin ardından bir süreye kadar onu kesinlikle ve kesinlikle hapsetme (fikri) kendilerine belirginleşti.

36- Ve o hapishaneye onun beraberinde iki genç erkek daha girdi. O ikiden biri: "Şüphesiz ki ben kendimi (rüyamda) şarap sıkıyor görüyorum" dedi. Ve o diğeri ise: "Ben de kendimi (rüyamda) başımın üstünde bir ekmek taşıyor, o kuşları da ondan yiyor olarak görüyorum. Sen, bize bunun geri dönüşümünü haber ver. Şüphesiz ki biz seni o iyilik edenlerden görüyoruz" dedi.

37- 38- 39- 40- 41- O: "İkinize bir yiyecek gelmez ki onunla rızıklandırılacaksınız, o ikinize gelmeden önce ben onun (rüyanın) geri dönüşümünü ikinizi haberlendirmeyeyim. Bu, benim Efendimin bana öğrettiği şeylerdendir. Şüphesiz ki ben Allah'a inanmaz bir topluluğun inanç çizgisini bıraktım ve onlar sonraki (yaşama) karşı gerçeği örtücülerin ta kendileridir. Ve ben, benim atalarım İbrahim'in ve İshak'ın ve Yakub'un inanç çizgisini izledim. Bizim için hiçbir şeyi Allah'a ortak koşmamız olmaz. Bu, Allah'ın bizim üzerimize ve o insanların üzerine olan lütfundandır, fakat hakikat şu ki o insanların tamamı şükretmezler. Ey benim o hapishane arkadaşlarım, ayrı ayrı efendiler mi daha hayırlıdır, yoksa o tek, o ezici güç sahibi Allah'mı (daha hayırlıdır)? Siz, O'nun berisinden birtakım adlardan başka şeylere kulluk etmiyorsunuz ki onları siz ve sizin atalarınız adlandırmış, Allah ta onlar hakkında hiçbir yetki indirmemiştir. O karar, Allah'tan başkasına ait değildir. O, sizin kendisinden başkasına kulluk etmemenizi buyurdu. Bu, o dimdik duran yükümlülüktür, fakat hakikat şu ki o insanların tamamı bilmezler. Ey benim o hapishane arkadaşlarım, ikinizden birine gelince, o kendi efendisini şarapla suvaracak. Ve o diğerine gelince, o asılacak da o kuşlar onun başından yiyecek. Onun hakkında görüş istemekte olduğunuz o buyruk bu şekilde yerine getirilmiştir" dedi.

42- Ve o, iki kişiden kurtulanın o olacağı kanısına vardığı kimseye: "Sen, kendi Efendinin yanında beni hatırla" dedi. Ne var ki o şeytan ona kendi efendisine onu hatırlatmayı unutturdu, bu yüzden o da, birkaç sene daha o hapishanede kaldı.

43- Ve o hükümdar: "Şüphesiz ki ben (rüyamda) yedi besili sığır görüyorum, onları yedi cılız (sığır) yiyor ve (ayrıca) yedi yeşil başak ve diğer kuru(başak)ları (görüyorum). Ey o ileri gelenler, eğer siz o rüya yorumu yapanlar iseniz, benim rüyam hakkında da bir görüş bildirin" dedi.

44- Onlar: "(Bunlar), karmaşık hayâllerdir. Ve biz o hayâllerin geri dönüşümünün bilicileri hiç değiliz" dediler.

45- Ve o iki kişiden kurtulmuş olan kimse (zaman parçalarından oluşan) bir topluluktan sonra (Yusuf'u) hatırladı: "Ben, onun geri dönüşümünü size haberlendireceğim, siz hemen beni (hapishaneye) gönderin" dedi.

46- (Hapishaneye gelince) o: "Ey Yusuf, ey o çok doğru söyleyen, sen bize yedi besili sığır onları yedi cılız (sığır) yiyor ve (ayrıca) yedi yeşil başak ve diğer kuru(başak)lara görüş bildir. Umarım ki ben o insanlara (verdiğin bilgi ile) dönerim ki (rüyanın sonucunu) belki onlar da bilirler" dedi.

47- 48- 49- O: "Siz yedi sene, (önceki) gidişatınız üzere ekersiniz. Sonrasında biçtiğiniz o şeyi sizin yiyeceğiniz şeyden pek azı dışında kendi başağında bırakın. Sonra bunun ardından yedi çetinlik (kıtlık senesi) gelecek ki, onlar (kıtlık yılları) için öncelediğiniz şeylerin (tohumluk için) korumakta olduklarınızdan pek azı dışındakileri yiyecekler. Sonra bunun ardından bir yıl gelir ki onda o insanlar faydalı yağmura kavuşturulacak ve onda (meyveleri) sıkacaklar ve (hayvanların sütlerini) sağacaklar (bolluğa kavuşacaklar)" dedi.

50- 52- 53-Ve o hükümdar: "Siz, onu bana getirin" dedi. Ne zaman ki o elçi ona geldi, o (elçiye): "Sen efendine dön de ona (bilgi) talep et o kadınların derdi neymiş ki onlar ellerini kesmişlerdi. Şüphesiz ki benim Efendim onların plânlarını en iyi bilicidir. Bu (isteğimin amacı), şüphesiz ki benim o algılayamaz haldeyken ona hainlik etmediğimi ve Allah'ın o hainlik edenlerin plânını doğruya iletmez olduğunu kendisinin bilmesi içindir. Ve ben kendi benliğimi (hatadan) ayırıp uzaklaştırmam. Şüphesiz ki o benlik kesinlikle o kötülüğü buyurucudur, benim Efendimin sürekli şefkat ettiği başka. Şüphesiz ki benim Efendim, çok bağışlayıcıdır, şefkati süreklidir" dedi. *

* Bu ayetleri 50-52- 53 olarak sıralama gerekçemiz, bu üç ayetin içinde yapılan konuşmaların Yusuf'a ait olmasındandır. Araya 51. ayeti koyarak konuşma akıcılığının bozulmaması amacı ile bu şekilde bir sıralama yapılmıştır.

51- (Hükümdar kadınlara): "Yusuf'un benliğinden (cinsel isteğinizi tatmin etmek) istediğiniz zamanla ilgili söyleyecek sözünüz nedir?" dedi. (Kadınlar): "Allah'ı tenzih ederiz. Biz onda kötülükten hiçbir şey bilmedik" dediler. O yöneticinin karısı: "Şimdi o gerçek meydana çıktı. Onun benliğinden ben (cinsel isteğimi tatmin etmek) istedim ve şüphesiz ki o kesinlikle o doğru söyleyenlerdendir" dedi.

54- Ve o hükümdar: "Siz, onu bana getirin, ben onu kendi benliğime özgü (bir yardımcı) kılayım" dedi. Ne zaman onunla iletişim kurdu, o: "Şüphesiz ki sen bugün bizim yanımızda güvenilen mevki sahibisin" dedi.

55- O: "Sen beni bu yerin kaynaklarının üzerine (yönetici) yap. Şüphesiz ki ben (herkesin hakkını) koruyucuyum, (kıtlık yönetimini) biliciyim" dedi.

56- Ve biz Yusuf'a o yerde işte böyle olanak sağladık. O, o yerden nerede dilerse yerleşiyordu (geniş bir yetkiye sahipti). Biz kendi şefkatimizi dilediğimize değdiririz ve biz o iyilik edenlerin ödülünü kayba uğratmayız.

57- Ve o sonraki (yaşamın) ödülü ise inanmış ve korunmakta olan kimseler için kesinlikle daha hayırlıdır.

58- Ve Yusuf'un kardeşleri geldi de onun huzuruna girdiler. O onları hemen tanıdı, oysa onlar onu yadırgayanlardı.

59- 60- Ve o, onların donanımlarını hazırlattığında (kardeşlerine): "Siz, kendi babanızdan olan kardeşinizi (gelecek sefer) bana getirin. Siz görmez misiniz şüphesiz ki ben o ölçeği eksiksiz yapıyorum ve ben o ağırlayanların en hayırlısıyım. Yok eğer siz onu (gelecek sefer) bana getirmezseniz, artık benim yanımda size asla ölçek yok ve siz bana da sakın yaklaşmayın" dedi.

61- Onlar: "Biz, onu kendisinin babasından isteyeceğiz Ve şüphesiz ki biz bunu kesinlikle yapıcılarız" dediler.

62- Ve o genç (uşak)larına: "Siz, onların zahire bedellerini kendilerinin yükünün içine koyun ki onları tanıyalar, onlar kendilerinin ailesine çevrildikleri zaman, umulur ki (geri) dönerler " dedi. 

63- Ne zaman ki kendilerinin babasına döndüler, onlar: "Ey babamız, o ölçek bizden alıkonuldu, artık sen bizim kardeşimizi bizim beraberimizde gönder de, ölçek alabilelim ve şüphesiz ki biz onu kesinlikle koruyucularız" dediler.

64- O: "Önceden kendisinin kardeşi hakkında benim size inanmam dışında onun hakkında da size inanır mıyım? Fakat Allah koruyuculuk bakımından daha hayırlıdır. Ve O, şefkati süreklilerin en şefkati süreklisidir" dedi.  

65- Ve onlar yararlılıklarını açtıklarında zahire bedellerini kendilerine geri döndürülmüş olarak buldular. Onlar: "Ey babamız, biz daha neyin peşine düşüyoruz? İşte bu zahire bedellerimiz, onlar bize geri döndürülmüş. Biz hem ailemize erzak getiririz hem kardeşimizi koruruz ve hem de ölçeği bir develik artırırız. İşte bu (verilen) kolay (bitecek bir) ölçektir" dediler.

66- O: "Siz, (ölüm ile) kuşatılmanız dışında, kesinlikle ve kesinlikle onu bana getireceğinize dair bana Allah'tan yeminle bağlanmış bir söz verene kadar, ben onu sizin beraberinizde asla göndermeyeceğim" dedi. Ne zaman ki onlar, ona yeminle kayıtlanmış sözlerini verdiler, o: "Bu söylemekte olduğumuz şeyin üzerinde Allah bir dayanaktır" dedi.

67- Ve o (devamla): "Ey oğullarım, siz sakın bir tek kapıdan girmeyin ve siz ayrı ayrı kapılardan girin. Ve ben Allah'tan (geleceğe karşı) size hiçbir şeyden ihtiyaçsız kılamam. O karar Allah'tan başkasına ait değildir. Ben O'na güvenip dayandım. Ve artık o güvenip dayananlar O'na güvenip dayansın" dedi.

68- Ve ne zaman ki onlar kendilerinin babasının kendilerine buyurduğu yerlerden girdiler, (bu girişleri) Allah'tan (geleceğe karşı) onları hiçbir şeyden ihtiyaçsız kılacak değildi, Yakub'un benliğindeki bir gereksinmeyi yerine getirmesi başka. Ve şüphesiz ki o, bizim ona öğretmiş olmamız nedeniyle bir bilgi sahibi idi, fakat hakikat şu ki o insanların daha çoğu (bunu) bilmezler.

69- Ve onlar Yusuf'un huzuruna girdiklerinde, o kendi kardeşini kendisinde barındırdı (ve ona) "Şüphesiz ki ben senin kardeşinin ta kendisiyim. Artık sen onların işlemekte oldukları nedeniyle sakın kötüye düşme" dedi.

70-  Ne zaman ki o, onların donanımlarını hazırlattı, o su kabını kendi kardeşinin yükünün içine koydu, sonra bir duyurucu: "Ey o kafile, şüphesiz ki sizler kesinlikle hırsızlık yapanlarsınız" diye duyurdu.

71- (Kardeşler) onlara doğru yöneldiler ve: "Siz neyi bulamadınız?" dediler.

72- Onlar: "Biz, o hükümdarın kupasını bulamadık. Ve bir deve yükü (zahire) onu getiren kimse içindir" dediler. (İçlerinden biri): "Ve ben ona garantörüm" (dedi).

73- (Kardeşler): "Allah için hayret, ant olsun ki bizim bu yere bozuculuk yapmak için gelmediğimizi siz kesinlikle bilmişsinizdir. Ve biz hırsızlık yapanlar da değiliz" dediler.

74- Onlar: "Eğer siz yalancılar iseniz, onun (sizdeki) karşılığı nedir?" dediler.

75- (Kardeşler): Onun (bizdeki) karşılığı, (çalınan) kimin yükünde bulunursa, artık o (çalan) onun karşılığıdır. Biz o haksızlık yapanlara böyle karşılık veririz" dediler.

76- Bunun üzerine o, kendi kardeşinin çuvalından önce, onların (diğer kardeşlerin) çuvallarını (aramaya) başladı, sonra onu kendi kardeşinin çuvalından çıkardı. Biz Yusuf için işte böyle plân kurduk. O hükümdarın (halkına yüklediği) yükümlülüğe göre o, kardeşini (başka türlü) tutabilecek değildi, Allah'ın dilemesi başka. Biz dileyeceğimiz kimseyi kademelerle yükseltiriz. Ve her şeyi bilici (Allah), her bir bilgi sahibinin üstündedir.

77- (Kardeşler): "Eğer o hırsızlık yaptıysa, onun bir kardeşi de önceden kesinlikle hırsızlık yapmıştı" dediler. Bunun üzerine Yusuf onu kendi benliğinde gizledi ve onu belirtmedi (içinden): "Sizler durum bakımından daha şerlisiniz. Ve Allah, sizin nitelemekte olduğunuz şeyleri daha iyi bilendir" dedi.

78- (Kardeşler): "Ey yönetici, gerçekten onun bir ihtiyar babası var. Artık sen onun yerine bizim birimizi tut. Şüphesiz ki biz seni o iyilik edenlerden görüyoruz" dediler.

79- O: "Biz, kendi eşyamızı onun yanında bulduğumuz kimseden başkasını tutmaktan Allah'a sığınırız, Aksi takdirde şüphesiz ki biz kesinlikle haksızlık yapanlarız" dedi.

80- 81- 82- Ne zaman ki kendileri ondan (Yusuf'tan) ümit kestiler, özel konuşmak üzere bir tarafa çekildiler. Onların (bilgelikçe) büyüğü: "Siz bilmediniz mi şüphesiz ki sizin babanız sizden kesinlikle Allah'tan yeminle bağlanmış söz tutmuştu ve siz önceden de Yusuf hakkında ölçüyü kaçırmıştınız? Artık babam bana onay verinceye veya Allah benim hakkımda (ölüm) kararı verinceye kadar, ben bu yerden asla ayrılmayacağım. Ve O, karar vericilerin en hayırlısıdır. Siz, babanıza dönün ve 'Ey babamız, şüphesiz ki senin oğlun hırsızlık yaptı ve biz bildiğimiz şeyden başkasına da tanıklık etmedik ve biz o algılanamayanın koruyucuları da değildik. Ve sen (bilgi) talep et o kasabaya ki biz onun içinde idik ve o kafileye ki biz onun içinde (buraya) yöneldik. Ve şüphesiz ki biz kesinlikle doğru söyleyenleriz' deyin " dedi.

83- (Geldiklerinde) o: "Hayır, benlikleriniz sizi bir işe hırslandırmış. Artık (bana düşen bu üzüntüye de) güzel bir direnç göstermektir. Allah'ın onları toplu olarak bana getirmesi umulur. Şüphesiz ki O, her şeyi bilicinin, mutlak bilgenin ta kendisidir" dedi.

84- Ve o, onlardan (başka tarafa) yakınlaştı ve: "Ey Yusuf'a karşı olan iç yangınım" dedi ve o üzüntüden dolayı iki gözü ağardı. Artık o kederini bastıran bir haldeydi.

85- Onlar: "Allah için hayret, Yusuf'u hatırlamayı sürdürüyorsun, sonunda bitip tükenen biri olacaksın veya o (ölüp) yok olanlardan olacaksın" dediler.

86- 87- O: "Ben (içimde bastıramayıp) yaydığım kederimi ve üzüntümü, ancak ve ancak Allah'a yakınıyorum. Ve ben Allah'tan sizin bilemeyeceğiniz şeyleri daha iyi biliyorum. Ey oğullarım, siz gidin de Yusuf'tan ve onun kardeşinden sezgi arayın ve Allah'ın esintisinden sakın ümit kesmeyin. Gerçek şu ki, Allah'ın esintisinden o gerçeği örtücüler topluluğundan başkası ümit kesmez" dedi.

88- Ne zaman ki onun (Yusuf'un) huzuruna girdiler, onlar: "Ey o yönetici, bize ve ailemize o zarar dokundu ve biz güçlükle denkleştirdiğimiz bir zahire bedeli getirdik, yine de sen bize o ölçeği eksiksiz yap ve bize karşı bağış yap. Şüphesiz ki Allah, o bağış yapanların karşılığını verir" dediler.

89- (Yusuf kardeşlerine): "Hani siz düşüncesizler iken Yusuf'a ve onun kardeşine ne yaptığınızı bildiniz mi?" dedi.

90- Onlar: "Gerçekten sen, Yusuf'un kendisi misin?" dediler. O: "Ben Yusuf  ve bu da benim kardeşim. Gerçekten Allah bizim üzerimize büyük iyilikte bulundu. Gerçek şu ki; Kim korunursa ve direnç gösterirse, artık şüphesiz ki Allah o iyilik edenlerin ödülünü kayba uğratmaz" dedi.

91- Onlar: "Allah için hayret, ant olsun ki Allah seni bizim üzerimize tercih etti. Ve şüphesiz ki biz kesinlikle kusur işleyenler idik" dediler.

92- 93- O: "Bugün size karşı azarlama yok. Allah sizi bağışlayacaktır. Ve O, şefkati süreklilerin en şefkati süreklisidir. Siz bu gömleğimi götürün de onu babamın yüzüne atın, görücü hale gelecektir. Ve siz kendi ailenizi de toplu olarak bana getirin" dedi.

94- O kafile ayrıldığında onların babası (yanındakilere): "Siz eğer beni bunamış saymazsanız, şüphesiz ki ben Yusuf'un esintisini buluyorum" dedi.

95- Onlar: "Allah için hayret, şüphesiz ki sen kesinlikle sen o eski sapkınlığının içindesin" dediler.

96- Ne zaman ki o müjdeci gelip onu, onun yüzüne attı, hemen o görücü hale geri döndürüldü. O: "Ben size, şüphesiz ki ben Allah'tan, sizin bilemeyeceğiniz şeyleri daha iyi biliyorum dememiş miydim?" dedi.

97- Onlar: "Ey babamız, sen bizim peşimize takılı suçlarımıza bizim için bağışlama iste, şüphesiz ki biz kusur işleyenler idik" dediler.

98- O: "Ben, sizin için Efendimden ileride bağışlama isteyeceğim. Şüphesiz ki O, çok bağışlayıcının, şefkati süreklinin ta kendisidir" dedi.

99- Ne zaman ki onlar Yusuf'un huzuruna girdiler o, babasını annesini kendisinde barındırdı ve: "Siz, Allah'ın dilemesi ile güvenliler olarak Mısır'a girin (yerleşin)" dedi.

100- 101- Ve babasını annesini o tahtın üzerine yükseltti ve onlar ona boyun eğerek yere kapandılar. Ve o: "Ey babacığım bu, önceden (gördüğüm) rüyamın geri dönüşümüdür. Benim Efendim onu bir gerçek yaptı. Ve O, beni o hapishaneden çıkardığı zaman ve o şeytan benimle kardeşlerimin arasını dürtüklemesinin ardından sizi o belirgin düz araziden getirmekle, bana kesinlikle iyilik etti. Şüphesiz ki benim Efendim ne dilerse lutfedicidir. Şüphesiz ki O, her şeyi bilicinin, mutlak bilgenin ta kendisidir. Ey Efendim, gerçekten sen o hükümranlıktan bana verdin ve o sonradan olacak o haberlerin geri dönüşümünden bir kısmını bana öğrettin. Ey o göklerin ve o yerin yarıp ortaya çıkarıcısı! Sen o yakın (yaşam) da ve o sonraki (yaşamda) benim yakınımsın. Sen benim ömrümü teslim olan biri olarak tamamla ve beni o düzgünlere kat" dedi.

102- Bu, o algılanamayananın bir kısmının haberlerindendir, biz onu sana vahyediyoruz. Ve onlar işleri konusunda toplaşıp, tuzak kurmakta oldukları zaman, sen onların yanında değildin.

103- Ve eğer ki sen ne kadar düşkün olsan da, o insanların tamamı asla inananlar olmayacaklar.

104- Ve sen buna karşı ödülden hiçbirini de onlardan talep etmiyorsun. O, o tüm insanlar için bir hatırlatmadan başka değildir.

105- Ve o göklerde ve o yerde (gözle görülen) delilden nicesi vardır ki, onlar onun üzerinden ilgisiz kalanlar olarak geçip giderler.

106- Ve onların tamamı Allah'a, ortak koşanlar olaraktan başka inanmıyor. 

107- Şimdi onlar, Allah'ın azabından kaplayıcı bir felâketin kendilerine gelmesinden veya o anın onlara beklenmedik bir zamanda kendileri farkında değillerken gelmesinden güvende midirler?

108- Sen de ki: "Bu, benim yolumdur, bir sağgörü üzerine Allah'a çağırıyorum, ben ve beni izlemiş olan kimseler de... Ve Allah'ı tenzih ederim ve ben o ortak koşanlardan değilim."

109- Ve biz senden önce o kasabaların mensuplarından bir takım adamlardan başkasını göndermedik ki biz kendilerine vahyediyorduk. Şimdi onlar o yerde yürümediler mi ki böylece kendilerinden önceki kimselerin sonu nasıl olmuş baksınlar? Ve o sonrakinin yurdu korunmuş olan kimseler için kesinlikle daha hayırlıdır. Siz hiç bağlantı kurmaz mısınız?

110- Nihayet o elçiler ümit kesmişler ve kanıya varmışlardır ki kendileri kesinlikle yalanlanmışlardır, işte o zaman, bizim yardımımız onlara gelmiştir de dilemekte olduğumuz kimseler kurtarılmıştır. Ve bizim baskınımız o suç işleyenler topluluğundan geri döndürülmez.

111- Ant olsun ki onların anlatılarında o saf aklın sahipleri için bir ders vardır. (Bu Kur'an) yakıştırılabilecek bir haber değildir, fakat kendisinin önünde olan şeyin doğrulayıcısı ve her bir şeyin ayrıntılı bir açıklaması ve inanacak bir topluluğa bir doğruya ileten ve bir şefkattir. 


28 Temmuz 2024 Pazar

İsa a.s. İle İlgili Ayetleri Okuma Kılavuzu

Ne zaman İsa (a.s.) ile ilgili bir konu açılacak olsa, bugün birçok Müslümanın aklına gelen ilk şey, onun ölmediği, göğe çekildiği, kıyamete yakın bir zamanda tekrar yeryüzüne indirilerek bir takım işler yapacağı şeklindeki sözleri tekrar etmek olacaktır. Bu sözler İslâm inancında öylesine kemikleşmiş bir inancın ürünleridir ki, bunu tersini iddia etmek, söyleyen kişinin dinden çıkarak kâfir, zındık v.s. olması anlamına gelmektedir.

Biz bu yazımızda İsa (a.s.) ile ilgili ayetleri tahlil etmek yerine, onun ve diğer bazı ihtilâflı konular ile ilgili ayetlerin nasıl bir anlama yöntemine göre anlaşılması gerektiği üzerinde durmaya çalışacağız. Doğru bir okuma ve anlama yöntemi olmadıkça, din konusunda ortaya çıkan ihtilâfların en aza indirilmesinin mümkün olamayacağını düşünüyoruz.

Bundan önce, Kur'an'ı Kerim'in biz Müslümanların inancını belirlemede nasıl bir konuma sahip olduğunu hatırlamaya, sonra da bu kitabın biz Müslümanların inancını belirlemede nasıl bir konuma sahip olması gerektiği üzerinde durmaya çalışacağız.

Bugün Müslümanlar arasında ihtilâfa sebep olan başta Şefaat, Kabir azabı, Muhammed (a.s.) a isnad edilen mucizeler!, İsa (a.s.) nüzulü meselesi v.s. olmak üzere birçok mesele, bize Kur'an'ın direk olarak ortaya koyduğu ve onun ışığında anlaşılan meseleler değildir. Aksine Kur'an ayetlerinin hevaya göre yorumlanarak nasıl anlaşılmak isteniliyorsa öyle anlaşılmak istenilen meselelerdir.

Kur'an'ın hiçbir ayetinde başta Muhammed (a.s.) olmak üzere, hesap günü bazı kimselerin bazı kimselere şefaatçi olarak onları cehennemden kurtaracağına dair bir tek ayet yoktur. Aksine bu inancın müşrik inancı olduğu için ret edilmesini merkeze alan ayetler sözkonusudur. 

Kur'an'ın hiçbir ayetinde kabir azabına dair bırakın en ufak bir işareti, aksine birçok ayette kabirden kaldırıldığımız anda yapılan konuşmaların nakledildiği ayetlerde, kabirlerde ne kadar kaldıklarının farkında olmayan insanların sözlerini okuyup, kabir azabı diye bir düşüncenin ne kadar yanlış olduğunu rahatlıkla görebiliriz.

Yine aynı şekilde müşriklerin Muhammed (a.s.) dan istedikleri mucizeler her defasında Allah (c.c.) tarafından ret edilmiş olmasına rağmen, ona atfedilen yüzlerce mucizenin!! olması akıllara zarardır. Aynı şekilde İsa (a.s.) için bugün dillerde pelesenk olan iddiaların hiçbiri Kur'an merkezli bir düşünce olmamasına rağmen maalesef genelgeçer bir inanç haline getirilmiştir.

Bu yanlış iddiaların hiçbirinin Kur'an temelli olmaMAsına rağmen, nasıl İslam inancının amentüsü haline getirildiği konusu, asıl konuşulması gereken noktadır. Aksi takdirde biz ne kadar bu gibi düşünceleri ret edersek edelim, kimseyi düşüncesinin yanlışlığına asla ikna edemeyiz.

Bugün Kur'an'ın Müslümanlar nezdindeki konumu, onun "HAKEM KİTAP" olmaktan çıkarılmış, anlaşılmaz bir kitap, sadece sevap makinesi, bırakın okuyup anlamayı el sürmenin bile korkulduğu, bazı ayetlerinin oraya buraya okunarak sihirli bir değnek gibi deva olması beklenen bir durumdadır.

Bugün Müslümanların "HAKEM KİTAB'I" değil, "HAKEM KİTAPLARI" vardır ve inançlarının kaynağını oluşturmada Müslümanlara bu kitaplar yol göstermektedir. işte bu, hakem olarak olarak belirlenmiş kitaplar, Kur'an'ın önünde aşılmaz bir engel oluşturmuş ve bugünkü ihtilâflarda Kur'an'ın hakemliğine değil, o kitapların hakemliğine başvurularak doğrular!! öğrenilmeye çalışılmaktadır.

Doğrularını Kur'an'dan değil de onun önüne konan hakem kitaplardan öğrenen Müslümanlar için, Kur'an'ın belirlediği inançlar maalesef inkâr edilmekte ve bu kitabın inanç kaidelerini inkâr edenler, kendilerinin sahip olduğu inancın tersini düşünenlere, "Kâfir, zındık, Hadis inkârcısı, Meâlci" yaftalar takarak onları bertaraf etmeye çalışmaktadırlar.

Olaya Türkiye genelinde baktığımızda, Kur'an'ın hakem kitap olmaMAsı gerektiğini savunan hoca, efendi v.s. ünvanlı kişilerin daha fazla prim yaptığı maalesef görülmektedir. Bu kişiler Kur'an'ın gündeme getirilerek inançların belirlenmesinde hakem olması gerektiğini iddia edenlere karşı hop oturup hop kalkarak onları karalamaya, asıl kendilerine lâyık olan yaftaları onlara takmaya çalışarak güçlerinin ellerinden gitmemesi için vargüçleriyle savaşmaktadırlar.

---Kur'an, Müslümanların inançlarını belirlemede nasıl bir konuma sahip olmalıdır?---

Bugün asıl bu sorunun cevabının etrafında bir gündem oluşturulması ve ihtilâflarda bu kitabın hakem olması gerektiği anlatılmaya çalışılmalıdır. Aksi takdirde Kur'an dışı hakem kitaplara inanan kitle, sahip oldukları inançların yanlış olduğuna asla ikna olmayacaktır. Biz İsa (a.s.) konusunu Kur'an'ı "HAKEM KİTAP" yaparak okuyup anlamaya çalıştığımızda ortaya şöyle bir durum çıkacaktır:

Öncelikle İsa (a.s.) ile ilgili ayetlerin Medine'de nazil olduğunu dikkate almamız gerekmektedir. Bunun sebebi de Medine'de yaşayan Hristiyanların İsa (a.s) hakkında birtakım yanlış inançlara sahip olmalarıdır. 

Kur'an  içindeki İsa (a.s.) ile ilgili ayetler, Medine'de yaşayan Hristiyanların sahip olduğu yanlış inançlarını merkeze alarak indirilmiş ve bütün ayetler bu yanlışı izale etme amaçlıdır. İşte bu durumu dikkate alan bir okuma anlama çalışması, İsa (a.s) gerçeğini bize en doğru biçimde ortaya çıkaracaktır.

---Peki, Hristiyanların sahip olduğu bu yanlış inançları neydi?

Hristiyanlar, İsa (a.s) ı Allah'ın oğlu olarak görüyor, ona ve annesine insanüstü bir konum yükleyerek onları ilahlık seviyesine çıkartıyorlardı.

Kur'an'ın İsa (a.s) ile ilgili ayetlerini tek bir cümle ile özetleyecek olursak bu kadardır. İsa (a.s) ile bütün ayetler ama bütün ayetler, onun ve annesinin, Allah'ın yarattığı bir beşer olduğu ilâhlık gibi herhangi bir konumlarının asla olAmayacağını merkeze alarak indirilmiş ayetlerdir.

---Peki bu ayetleri bütün Müslümanlar okudukları halde, neden İsa (a.s.) ile ilgili böyle ihtilâflar gündemden düşmüyor?

Bu sorunun tek bir cevabı vardır, o da "Kur'an'nın hakem kitap olmaktan çıkarılarak başka kitapların haken kitap olarak devreye sokulması, bu hakem kitapların bilgi kaynakları ise İsrailiyyat olarak bildiğimiz Yahudi ve Hristiyanlardan devşirilmiş aslı astarı olmayan bilgilerdir."

Düşünmesi bile korkunç olan durum şu dur: Kur'an bize her konuda yol gösterici olması ve karşımıza din adına çıkan herhangi bir duruma doğru cevap aramamız gereken bir kitap olması gerekirken, bu konumdan çıkarılmış ve ilgili ayetleri dış kaynaklardan alınan asılsız bilgileri doğrulamak için bir noter görevi gören bir kitap haline getirilmiştir. Hâl böyle olunca, bugün karşı karşıya olduğumuz durum meydana çıkmakta ve İsa (a.s.) ile ilgili olarak karşımıza çıkan duruma Kur'an merkezli çözüm arayanlar suçlu duruma düşmektedirler.

İsa (a.s.) ve diğer bütün konular ile ilgili ayetler, Kur'an'ın hakemliğine başvurulmadıkça doğru olarak anlaşılamaz ve Müslümanlar arasındaki ihtilaflar asla çözülemez. Kur'an kesinlikle arkaya atılacağı ve diğer kitapların onun önüne konulacağı bir kitap asla değildir. Bugün Müslümanlar arasında konuşulması gereken asıl konu bu dur.

İsa (a.s.) ile ilgili ayetlerin merkezinde onun bir elçi ve kul olduğu, ilâhlık gibi bir durumunun olMAdığının öne çıkarılarak, bu ayetlerden biz Müslümanların da Muhammed (a.s.) ın konumu ile ilgili bir örneklik çıkarması gerekirken, "Onların İsa'sı varsa bizim de Muhammed'imiz var" inancı oluşturularak, Muhammed (a.s.) Allah'ın ortağı durumuna çıkarılmıştır.

Kur'an'ın hakem kitap olma özelliği her zaman gündemde tutulmalı ve Müslümanların bu kitabın ne liği konusunda bilinç sahibi olmaları gerektiği üzerinde hassasiyetle durulmalıdır. özellikle ayetlerin rivayetler karşısındaki durumu, rivayetlerin ayetler karşısındaki durumu Kur'an merkezli ortaya konulmadığı ve o şekilde anlaşılmadığı müddetçe bu ihtilâfların sona ermesi demeyelim ama en aza indirilebilmesi asla mümkün olmayacaktır.

Çünkü bugün herhangi bir konuda siz ayet ortaya koyduğunuz zaman eğer biri size "Ayet var diyorsun ama hadis var kardeşim" diyebiliyor ve hadis dediği bu söz eğer Kur'an'la çelişiyorsa onun asla bir elçi sözü olamayacağını bilincinde olmayan bir kimseye söz anlatabilmek asla mümkün olmayacaktır.

                                               Minareyi çalan kılıfını uydurur.

Bu söz, rivayetleri Kur'an karşısında belirleyici yapanlar için söylenebilecek güzel bir sözdür. Çünkü ayet ile rivayet arasındaki çelişkinin farkına varanlar, rivayetleri belirleyici olarak görmek için "Gayri Metluv Vahiy" denen bir ucube fikir ortaya atmış, ayet ile rivayeti aynileştirmiş, bunun sonucunda rivayet ayetin önüne geçmiş ve ayetler işlevsiz hale getirilmiştir. Bu durumların en güzel bir şekilde anlatılarak kişilerin haberdar edilmesi, yapılacak en doğru işlerdendir.

                                        EN DOĞRUSUNU ALLAH (C.C.) BİLİR.


23 Temmuz 2024 Salı

Yusuf s. 37. Ayetinin Farklı Mealleri Üzerinde Bir Mülâhaza

Yusuf suresini karşılaştırmalı olarak birkaç farklı meâlden okuyan bir okuyucu, bu surenin 37. ayetine geldiğinde 2 farklı şekilde yapılmış meâl ile karşılaşacak ve haklı olarak ta hangi meâlin daha doğru olduğu yönünde bir sorunun cevabını arayacaktır. Bu yazının konusu, iki farklı meâlden hangisinin daha doğru olabileceği yönündedir.

Konu ile ilgili ayetin Arapça metni ve iki farklı meâli şöyledir: 1. 

قَالَ لَا يَأْت۪يكُمَا طَعَامٌ تُرْزَقَانِه۪ٓ اِلَّا نَبَّأْتُكُمَا بِتَأْو۪يلِه۪ قَبْلَ اَنْ يَأْتِيَكُمَاۜ ذٰلِكُمَا مِمَّا عَلَّمَن۪ي رَبّ۪يۜ اِنّ۪ي تَرَكْتُ مِلَّةَ قَوْمٍ لَا يُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَهُمْ بِالْاٰخِرَةِ هُمْ كَافِرُونَۙ  

1. Meâl:

Yûsuf, delikanlılara şöyle dedi: “- Size rızık olarak verilecek bir yemek, daha size gelmeden önce onun ne çeşit ve nasıl bir yemek olduğunu size haber verdim. Bu, Rabbimin bana öğrettiği ilimlerdendir. Çünkü ben, Allah'a, inanmıyan ve topyekûn ahireti inkâr eden bir kavmin dinini terk ettim.

2. Meâl: 

(Yusuf) dedi ki: “(Merak etmeyin, daha yiyeceğiniz yemek önünüze gelmeden, size rüyanızın ne anlama geldiğini bildireceğim. Bu, Rabbimin bana öğrettiklerindendir. Doğrusu ben, Allah'a inanmayan ve ahireti de inkâr eden bir toplumun milletini terk ettim.”

Öncelikle konuyu daha iyi anlamak için, 36. ayetin de okunması gerektiğini hatırlatmak isteriz. 36. ayetin meâli de şu şekildedir:

Onunla beraber iki delikanlı daha zindana girdi. Bunlardan biri: “Ben (rüyamda) kendimi şarap (yapmak için üzüm) sıkarken gördüm.” Öbürü de: “Ben de başımın üzerinde kuşların yemekte olduğu bir ekmek taşıdığımı gördüm, bunların yorumunu bize bildir. Çünkü biz senin gerçekten iyilik edenlerden olduğunu görüyoruz” dediler.

Bu ayetten anlaşılacağı üzere, Yusuf (a.s.) ile birlikte hapse iki kişi daha giriyor ve bu iki kişi gördükleri rüyayı anlatarak onun yorumunu Yusuf (a.s.) dan öğrenmek istiyorlar. 37. ayette ise, Yusuf (a.s.) o iki kişinin rüyasını yorumlamadan önce onlara bazı sözler söylemektedir. İşte bu sözlerin Türkçeye çevirisi konusunda Kur'an meâllerinde iki farklı eğilim olduğu görülecektir. 

1. örnek meâldeki anlama göre; Yusuf (a.s.) iki arkadaşına yiyecekleri yemek onlara daha gelmeden önce, onlara hangi çeşit yemeğin geleceğini haber vereceğini söylerken, 2. örnek meâldeki anlama göre ise; Yusuf (a.s.) iki arkadaşına yiyecekleri yemek gelmeden önce, onlara gördükleri rüyanın yorumunu onlara haber vereceğini söylemektedir.

Öncelikle bu farklılığın sebebi, "Zamirin Mercii" olarak bilinen, zamirin hangi isme döneceği konusundaki farklı görüşlerden kaynaklanmaktadır. Kur'an'da bazı ayetlerde, zamirin hangi isme döneceği konusundan kaynaklanan farklı anlayışlardan ötürü farklı çeviriler mevcut olup, bu durumdan kaynaklanan bazı ayet çevirilerine daha önceden değinmeye çalışmıştık.

Zamirin en yakın isme dönmesi genel geçer bir kural olmakla beraber, bu kural bazı ayetlerde istisnai durum göstermektedir. Bu kuralın işlemediği ayetlerden bir tanesi de konumuz olan bu ayettir.

1. örnek meâlde yapılan çeviri, zamirin mercii kuralının, en yakın isme dönmesi gerektiği yönündeki görüşün bir sonucudur. Yani aslında ortada yapılan hatalı bir çeviri yoktur. Fakat zamirin mercii kuralı sadece ilgili ayetin kendi içinde uygulanabilecek bir kural değildir. Siyak sibak dediğimiz ayetin öncesi ve sonrası birlikte okunarak bir anlam çıkarılması, yani bağlamın gözetilmesi daha sağlıklı sonuçlar doğuracaktır. 

Bağlam merkezli bir okuma yaptığımızda 36. ayeti tekrar hatırlamamız gerekmektedir. Ayetin Arapça metni şöyledir: 

وَدَخَلَ مَعَهُ السِّجْنَ فَتَيَانِۜ قَالَ اَحَدُهُمَٓا اِنّ۪ٓي اَرٰين۪ٓي اَعْصِرُ خَمْراًۚ وَقَالَ الْاٰخَرُ اِنّ۪ٓي اَرٰين۪ٓي اَحْمِلُ فَوْقَ رَأْس۪ي خُبْزاً تَأْكُلُ الطَّيْرُ مِنْهُۜ نَبِّئْنَا بِتَأْو۪يلِه۪ۚ اِنَّا نَرٰيكَ مِنَ الْمُحْسِن۪ينَ 

Bu ayette geçen بِتَأْو۪يلِه۪ۚ kelimesini merkeze alan bir okuma yaptığımızda 37. ayete nasıl bir anlam verilebileceği de daha kolay ortaya çıkacaktır. 36. ayette arkadaşları Yusuf (a.s.) a rüyalarını anlattıktan sonra ona "نَبِّئْنَا بِتَأْو۪يلِه۪ۚ " (bunların yorumunu bize bildir) demektedir. Aynı kelime 37. ayette yine geçmekte olup, bu geçişi bizim için anahtar konumundadır. 37. ayeti ikiye bölerek okuyacak olursak bunu daha net olarak anlamak mümkündür.

قَالَ لَا يَأْت۪يكُمَا طَعَامٌ تُرْزَقَانِه۪ٓ

Dedi ki: İkinize rızıklanacağınız bir yemek gelmesin ki

اِلَّا نَبَّأْتُكُمَا بِتَأْو۪يلِه۪ قَبْلَ اَنْ يَأْتِيَكُمَاۜ

Ben onun yorumunu size gelmecen önce size haber vermeyeyim.

"Onun yorumunu" şeklinde çevrilmiş olan kelimenin Arapça metin karşılığıبِتَأْو۪يلِه۪ kelimesidir. Bu kelimenin aynısı 36. ayette de geçmekte ve iki kişinin gördükleri rüyanın yorumunun ne olduğu sorusunun karşılığıdır. 36. ayette kullanılan bu kelimenin 37. ayette de kullanılmış olması, bize "Gelecek yemeğin yorumu" olarak değil, "Görülen rüyanın yorumu" anlamı verilmesinin daha isabetli olacağı yönünde bir işaret vermektedir.

Bu noktayı dikkate aldığımızda, Yusuf s. 37. ayetine verilen meâllerin isabetli olanının, 2. örnekteki "(Yusuf) dedi ki: “(Merak etmeyin, daha yiyeceğiniz yemek önünüze gelmeden, size rüyanızın ne anlama geldiğini bildireceğim. Bu, Rabbimin bana öğrettiklerindendir. Doğrusu ben, Allah'a inanmayan ve ahireti de inkâr eden bir toplumun milletini terk ettim."  şeklinde yapılan meâller olduğu ortaya çıkmaktadır.

                                      EN DOĞRUSUNU ALLAH (C.C.) BİLİR.

19 Temmuz 2024 Cuma

HUD SURESİ ÇEVİRİSİ

1- 2- 3- Elif, Lâm, Ra. (Bu) bir kitaptır ki, onun delilleri sağlamlaştırılmış, aynı zamanda mutlak bilgenin, en iyi haber alıcının katından, siz Allah'tan başkasına kulluk etmeyesiniz diye ayrıntılandırılmıştır. (Sen de ki): "Şüphesiz ki ben sizin için O'ndan bir uyarıcıyım ve bir müjdeciyim. Ve siz Efendinizin bağışlamasını isteyin, sonra O'na itaate dönün ki, O sizi bir isimlenmiş süreye kadar, bir iyi yarar ile yararlandırsın ve her bir lütfun sahibine lütfunu(n karşılığını) versin diye (de ayrıntılanmıştır). Ve eğer siz (başka tarafa) yakınlaşırsanız, artık ben de sizin üzerinize bir büyük gün azabından kaygılanırım."

4- Sizin dönüş yeriniz, Allah'adır. Ve O, her bir şeyin üzerine güç yetiricidir.

5- Dikkat edin, şüphesiz ki onlar, O'ndan saklanmak için göğüslerini büküyorlar*. Dikkat edin, giysilerine kaplanmakta oldukları vakit O, onların saklı tutmakta oldukları ve şeyleri ilan etmekte oldukları şeyleri bilir. Şüphesiz ki O, o göğüslerin sahip olduğu her şeyi bilicidir.

*Gerçek inançlarının ortaya çıkmasını istememeleri anlamında bir deyim.

6- Ve o yerde hiçbir canlı yoktur ki, onun rızkı Allah'a ait olmasın. Ve O, onun sabitleşme yerini ve onun (yaşamdan) ilgi kesme yerini de bilir. Her biri(nin bilgisi) bir apaçık kitaptadır.

7- Ve O ki, kendisinin tahtı o suyun üzerinde iken, iş bakımından hanginiz daha iyi (iş yapacak) diye sizi yoklamak için o gökleri ve o yeri altı günde yarattı. Ve ant olsun ki eğer sen onlara: "Şüphesiz ki siz o ölümün sonrasından (yeniden) harekete geçirilmişler (olacak)siniz" desen, o gerçeği örten kimseler kesinlikle ve kesinlikle: "Bu, bir apaçık sihirden başkası değil" diyeceklerdir.

8- Ve ant olsun ki eğer biz onlardan o azabı (zaman parçalarından oluşan) sayılanmış bir topluluğa kadar sonralayacak olsak, onlar kesinlikle ve kesinlikle: "Onu (azabı) alıkoymakta olan nedir?" diyeceklerdir. Dikkat edin, o onlara geleceği gün, onlardan çevrilmiş (olacak) değildir ve o şey onları sarıvermiştir ki onlar onunla alay etmekte idiler.

9- Ve ant olsun ki eğer biz o insana bizden bir şefkat tattırsak, sonra onu kendisinden çekip alsak, şüphesiz ki o kesinlikle ümit kesen bir nankör olur.

10- Ve ant olsun ki eğer biz ona dokunmuş olan zarar sonrası kendisine bir gönenç tattırsak, o kesinlikle ve kesinlikle: "O kötülükler benden gitti" diyecektir. Şüphesiz ki o kesinlikle bir sevinen övünen olur.

11- (Her duruma karşı) direnç göstermiş olan ve o düzgün işleri işlemiş olan kimseler başka. İşte onlar, bir bağışlanma ve bir büyük ödül kendileri için olanlardır.

12- Şimdi onlar: "Ona bir hazine indirilmeli veya onun beraberinde bir melek gelmeli değil miydi?" diyorlar diye, sana vahyedilmekte olan şeyin bir kısmını sen belki de bırakıcısın ve ona da göğsün daralıcı olacak. Sen ancak ve ancak bir uyarıcısın. Ve Allah her bir şey üzerine bir dayanaktır.

13- Yoksa onlar (senin için): "Onu o yakıştırdı" mı diyorlar? Sen de ki: "Eğer siz doğru söyleyenler iseniz, haydi siz de onun örneği gibi yakıştırılmış on sure getirin ve Allah'ın berisinden gücünüzün yettiği kimseleri de çağırın." 

14- Buna rağmen eğer onlar sizi cevaplandırmadılarsa, artık siz bilin ki o, ancak ve ancak Allah'ın bilgisi ile indirilmiştir ve şüphesiz ki O'ndan başka hiçbir tanrı yoktur. Artık siz teslim olanlar mısınız?

15- Kim, o yakın yaşamı ve onun süsünü istiyorsa, biz onlara kendi işlerini(n karşılığını) onda tastamam vereceğiz ve onlar onda (karşılıkça) eksiltilmeyecekler.

16- İşte onlar, o sonraki (yaşamda) kendileri için o ateşten başkası olmayacak kimselerdir. Ve onların emek verdikleri şeyler onda boşa gitmiştir ve işlemekte oldukları şeyler de geçersizdir.

17- Öyleyse (şimdiki hayatı ve süsünü isteyen kimse), kendisinin Efendisinden apaçık bir delil üzerindedir ve kendisini de O'ndan bir tanık (Kur'an) peşi sıra izlemektedir ve onun (Kur'an'ın) öncesinden de bir önder ve bir şefkat olarak Musa'nın kitabı (ile haber verilmiş) olan kimse gibi midir? İşte bunlar ona (Kur'an'a) inanırlar. Ve o gruplardan hangisi onu (ret ederek) örterse, artık ateş ona söz verilen yerdir. O halde sen ondan yana bir tereddüt içinde  olma. Şüphesiz ki o, senin Efendinden bir gerçektir, fakat hakikat şu ki o insanların tamamı (buna) inanmazlar.

18- Ve o kimseden daha haksızı kimdir ki o, Allah'a karşı bir yalan yakıştırmıştır? İşte onlar kendilerinin Efendisine sunulacaklardır ve o tanıklar da: " İşte şunlar, kendilerinin Efendisine karşı yalan söylemiş olan kimselerdir" diyecektir. Dikkat edin, Allah'ın dışlaması o haksızlık yapanların üzerinedir.

19- Onlar öyle kimselerdi ki, Allah'ın yolundan uzaklaştırırlardı ve onda bir eğrilik arama peşine düşerlerdi. Ve onlar o sonrakini (ret ederek) örtücülerin ta kendileriydi.

20- İşte onlar, o yerde yetersiz bırakıcı olamamışlardır ve onlar için Allah'ın berisinden (edindikleri) yakınların hiçbiri de onlar için (yardımcı) olmamıştır. O azap kendileri için kat kat arttırılacaktır. Onlar işitmeye tahammül eder değillerdi ve onlar görür de değillerdi.

21- İşte onlar öyle kimselerdir ki, kendi benliklerini ziyana sokmuşlardır ve onların yakıştırmakta oldukları şeyler de kendilerinden sapmıştır.

22- Onların sonraki (yaşamda) o en ziyan edenlerin ta kendileri olduklarında kuşku yoktur.

23- Şüphesiz ki o kimseler inanmışlar ve o düzgün işleri işlemişler ve kendilerinin Efendisine tevazu sahibidirler, işte onlar o bahçenin arkadaşlarıdır. Onlar onun içinde sürekli kalıcılardır.

24- Bu iki bölüğün örneği o kör ve o sağır olanla ve o gören ve o işiten gibidir. Bu ikisi örnek bakımından denk olur mu? Siz hiç hatırlamaz mısınız?

25- 26- Ve ant olsun ki biz Nuh'u kendi topluluğuna gönderdik. (Onlara): "Şüphesiz ki ben sizin için, siz Allah'tan başkasına sakın kulluk etmeyin diye (gönderilmiş) bir apaçık uyarıcıyım. Şüphesiz ki ben sizin üzerinize (gelecek) çok acı verici gün azabından kaygılanıyorum" (dedi).

27-Bunun üzerine kendi topluluğundan olan o ileri gelen gerçeği örtmüş olan kimseler: "Biz seni, bizim örneğimiz bir beşerden başkası olarak görmüyoruz ve biz seni, izlemiş olanları bizim en aşağılıklarımızın ta kendileri olan o görüş belirtemeyen kimselerimizden başkası olarak da görmüyoruz. Ve biz, sizin için bizim üzerimizde hiçbir üstünlük de göremiyoruz. Aksine biz sizin, yalancılar olduğunuz kanısına varıyoruz" dedi.

28- 29- 30- 31- O: "Ey topluluğum bana söyleyin, eğer ben Efendimden bir apaçık delil üzerinde isem ve O da bana kendi yanından bir şefkat vermiş de bu size köreltilmişse, siz onu çirkin görenler olduğunuz halde, biz sizi ona bağlayacak mıyız? Ve ey topluluğum, ben buna karşı sizden hiçbir mal da talep etmiyorum. Benim ödülüm Allah'tan başkasının üzerinde değildir. Ve ben inanmış olan kimseleri de asla kovucu değilim. Şüphesiz ki onlar kendilerinin Efendisi ile karşılaşıcıdırlar, fakat hakikat şu ki, ben sizi düşüncesizlik etmekte olan bir topluluk olarak görüyorum. Ve ey topluluğum, eğer ben onları kovarsam, Allah'tan (gelecek azaba karşı) bana kim yardım edebilir? Siz hiç hatırlamaz mısınız? Ve ben size 'Allah'ın depoları benim yanımdadır' demiyorum ve ben o algılanamayananı da bilmiyorum ve ben size 'Şüphesiz ki ben bir meleğim' de demiyorum ve ben gözlerinizin hor gördüğü kimseler için 'Allah onlara bir hayır asla vermeyecektir' de demiyorum. Allah, onların kendi benliklerinde olan şeyi daha iyi bilendir. (Eğer onları kovarsam) o takdirde şüphesiz ki ben o haksızlık yapanlardan olurum" dedi.

32- Onlar: "Ey Nuh, sen bizimle çok söz dalaşı yaptın, hem de bize karşı söz dalaşını çoğalttın. Eğer sen o doğru söyleyenlerden isen, senin bizi tehdit etmekte olduğun o şeyi haydi bize getir" dediler.

33- 34- O: "Onu, eğer dilerse size ancak ve ancak Allah getirir. Ve siz (Allah'ı) yetersiz bırakıcılar da asla olamazsınız. Ve eğer Allah sizi azdırmak istiyorsa, size içtenlikle öğüt vermek istesem de, benim içtenlikle öğüdüm size fayda vermez. O, sizin Efendinizdir ve siz yalnızca O'na döndürüleceksiniz" dedi.

35- Yoksa onlar (senin için): "Onu o yakıştırdı" mı diyorlar? Sen de ki: "Eğer ben onu yakıştırmış isem, suçum benim üzerimedir ve ben sizin (beni) suçlamakta olduğunuz şeyden ayrılıp uzaklaşanım."

36- 37- Ve Nuh'a: "Durum şu ki; Kendi topluluğundan (şimdiye kadar) inanmış olan kimselerden başkası asla inanmayacaktır. Artık sen onların yapmakta oldukları nedeniyle kötüye düşme. Ve sen bizim gözlerimiz(in önün)de ve vahyimizle o gemiyi emek vererek yap ve haksızlık yapmış olan kimseler hakkında da bana söz söyleme. Çünkü onlar batırılmış (olacak)lardır" diye vahyedildi.

38- 39- Ve o, o gemiye emek veriyor, kendi topluluğundan olan ileri gelenler de her ne zaman onun yanından geçip gitse, onu küçümsüyorlardı. O: "Eğer siz bizi küçümsüyorsanız, artık şüphesiz ki biz de, sizin bizi küçümsediğiniz gibi sizi küçümseyeceğiz. Kendisini rezil edecek bir azap kime gelecek ve bir sürekli azap kimin üzerine serbest olacak, artık siz ileride bileceksiniz" dedi.

40- Nihayet bizim buyruğumuz geldiği ve o tandır kaynadığı (sular fışkırmaya başladığı) zaman, biz (Nuh'a): "Sen, ona her çiftten ikişer ve o kimse ki söylenen (batırılma sözü) onun üzerine öne geçmiş dışında kendi aileni ve inanmış olan kimseyi yükle" dedik. Ne var ki onun beraberindeki pek az kimseden başkası inanmamıştı.

41- Ve o: "Siz ona binin, onun (suda) akması ve onun sabitleşmesi Allah'ın adınadır. Şüphesiz ki benim Efendim kesinlikle çok bağışlayıcıdır, şefkati süreklidir.

42- Ve o (gemi), onları o dağlar gibi dalgalarda akıtıyordu. Ve Nuh kendi oğluna ki o, uzak bir yerde idi: "Ey oğulcuğum, sen bizim beraberimizde (gemiye) bin ve o gerçeği örtücülerin beraberinde sakın olma" diye seslendi.

43- O: "Ben bir dağa sığınacağım, o beni o suda (boğulmakta)n sımsıkı saracaktır" dedi. (Nuh): "Bugün Allah'ın buyruğundan, kendisinin sürekli şefkat ettiği kimse dışında hiçbir sımsıkı sarıcı yoktur" dedi. Ve o dalga ikisinin arasına girdi böylelikle o da o batırılmışlardan oldu.

44-  Ve: "Ey yer, sen suyunu yut ve ey gök, sen de tut" denildi. Ve o su eksildi böylece o buyruk yerine getirildi ve o Cudi'nin üzerine denkleşti. Ve: "Uzaklık, o haksızlık yapanlar topluluğu içindir" denildi.

45- Ve Nuh, kendisinin Efendisine seslendi de: "Ey Efendim, benim oğlum şüphesiz ki benim ailemdendi ve şüphesiz ki senin sözün gerçektir ve sen o karar vericilerin en doğru karar vericisisin" dedi.

46- O: "Ey Nuh, şüphesiz ki o, senin ailenden değildi. Şüphesiz ki o (nun yaptığı) düzgün olmayan bir işti. Öyleyse sen o şeyde benden talep etme onun hakkında sana bir bilgi yoktur. Şüphesiz ki ben sana o düşüncesizlerden olursun diye öğüt veriyorum." dedi.

47- O: "Ey Efendim, şüphesiz ki ben o şeyde senden talep etmekten sana sığınırım ki onun hakkında bir bilgi bana yoktur. Ve eğer sen beni bağışlamazsan ve bana sürekli şefkat etmezsen, ben o ziyan edenlerden olurum" dedi.

48- Ona: "Ey Nuh, sana ve senin beraberindeki kimselerden olan toplumların üzerine bizden bir esenlikle ve bereketlerle bolluklarla (gemiden) in. (Sizden sonra) bir takım toplumlar olacak, biz onları da yararlandıracağız, sonra onlara da bizden çok acı verici azap dokunacaktır" denildi.

49- Bu, o algılanamayanın bir kısmının haberlerindendir, biz onu sana vahyediyoruz. Bundan önce sen ve senin topluluğun onu bilmiyordun. O halde sen direnç göster. Şüphesiz ki o (mutlu) son o korunanlar içindir.

50- 51- 52- Ve Ad'a da kendilerinin kardeşi Hud'u (gönderdik) o: "Ey topluluğum, siz Allah'a kulluk edin, O'ndan başka hiçbir tanrı sizin için değildir. Siz yakıştırma yapanlardan başkası değilsiniz. Ey topluluğum, ben buna karşı sizden hiçbir ödül talep etmiyorum. Benim ödülüm o kimseden başkasının üzerinde değildir ki O beni yarıp ortaya çıkarmıştır. Siz hiç bağlantı kurmaz mısınız? Ve ey topluluğum, siz Efendinizin bağışlamasını isteyin, sonra O'na itaate dönün ki O da sizin üzerinize o göğü(n yağmurunu) bol bol göndersin ve sizi kuvvet bakımından artırsın ve siz suç işleyenler olarak (başka tarafa) sakın yakınlaşmayın" dedi.

53- 54- 55- 56- 57- Onlar: "Ey Hud, sen bize apaçık bir belge getirmedin ve biz senin sözünden dolayı tanrılarımızı bırakıcılar hiç olmayacağız ve biz sana inananlar da hiç olmayacağız. Biz 'Bizim bir kısım tanrılarımız sana çok fena bir kötülükle yapışmış' tan başka bir şey de demiyoruz" dediler. O: "Şüphesiz ki ben Allah'ı tanık tutuyorum ve siz de tanık olun şüphesiz ki ben, sizin O'nun berisinden ortak koşmakta olduğunuz şeylerden ayrılıp uzaklaşanım. Haydi siz toplu olarak bana bir plân kurun sonra bana sakın baktırmayın. Şüphesiz ki ben, benim de Efendim ve (aynı zamanda) sizin de Efendiniz Allah'a güvenip dayandım. Hiçbir canlı yoktur ki O, onun perçeminden tutucu olmasın. Şüphesiz ki benim Efendim, doğruluğunu koruyan yol üzerindedir. Yok eğer siz (başka tarafa) yakınlaşırsanız, ben onunla gönderildiğim şeyi size kesinlikle ulaştırdım. Ve benim Efendim başka bir topluluğu size ardıl yapar. Ve siz de O'na hiç bir şeyle zarar veremezsiniz. Şüphesiz ki benim Efendim, her bir şeyin üzerinde bir koruyucudur" dedi.

58- Ve bizim buyruğumuz geldiğinde, biz Hud'u ve onun beraberindeki inanmış olan kimseleri, bizden bir şefkatle kurtardık. Ve biz onları bir kaskatı azaptan kurtardık.

59- Ve bu Ad, onlar kendilerinin Efendisinin delillerini ısrarla reddettiler ve O'nun elçisine baş kaldırdılar ve her zorba inatçının buyruğunu izlediler.

60- Ve onlar o yakın (yaşamda) da ve o kalkışın gününde de bir dışlamayı izlediler. Dikkat edin şüphesiz ki Ad, kendilerinin Efendisini(nden gelen gerçeği) örttüler. Dikkat edin, uzaklık Hud'un topluluğu Ad içindir.

61- Ve Semud'a da kendilerinin kardeşi Salih'i (gönderdik) o: "Ey topluluğum, siz Allah'a kulluk edin, O'ndan başka hiçbir tanrı sizin için değildir. O, sizi o yerden (topraktan) geliştirdi ve onda size ömür verdi. O halde siz O'nun bağışlamasını isteyin sonra O'na itaate dönün. Şüphesiz ki benim Efendim (kullarına) yakındır, (çağrılarını) cevaplandırandır" dedi.

62- Onlar: "Ey Salih, sen bundan önce bizim içimizde kesinlikle (iyi şeyler) beklenen biriydin. Sen bizi kendi atalarımızın kulluk etmekte olduğu şeylere, kulluk etmeyi sürdürmekten vaz mı geçiriyorsun? Ve şüphesiz ki biz, o şeyden kesinlikle bir kuşku verici kararsızlık içindeyiz ki sen bizi kendisine çağırıyorsun" dediler.

63- 64- O: "Ey topluluğum bana söyleyin, eğer ben Efendimden apaçık bir belge üzerinde isem ve O da bana kendisinden bir şefkat vermişse, o takdirde Allah'tan (gelecek azaba karşı) bana kim yardım edebilir, eğer ben O'na başkaldırırsam? Bu durumda siz benim ziyanımdan başkasını arttırmamış oluyorsunuz. Ve ey topluluğum, bu Allah'ın dişi devesi (gözle görülen) bir delil olarak sizin içindir. Onu bırakın da Allah'ın yerinde yesin ve siz ona en ufak bir kötülükle dahi sakın dokunmayın, yoksa bir yakın azap sizi tutar" dedi.

65- Buna rağmen onlar ayaklarını keserek onu öldürdüler. Bunun üzerine o: "Siz, yurdunuzda üç gün daha yararlanın. Bu, yalanlanmamış bir sözdür" dedi.

66- Ne zaman ki bizim buyruğumuz geldi, biz Salih'i ve onun beraberindeki inanmış olan kimseleri, bizden bir şefkatle o günün rezilliğinden kurtardık. Şüphesiz ki senin Efendin, mutlak kuvvetlinin, mutlak üstünün ta kendisidir.

67- Ve haksızlık yapmış olan kimseleri o çığlık tutuverdi de böylece onlar yurtlarında diz üstü çökenler oluverdiler.

68- Onlar onda ihtiyaçsızlık içinde hiç yaşamamış gibi oldular. Dikkat edin, şüphesiz ki Semud kendilerinin Efendisini(nden gelen gerçeği) örttüler. Dikkat edin, uzaklık Semud içindir.

69- Ve ant olsun ki bizim elçilerimiz ibrahim'e o müjdeyi getirdi, onlar: "Selâm" dediler. O da: "Selâm" dedi. Hemen bir kızarmış buzağıyı getirmede gecikmedi.

70- Ne zaman ki o, onların ellerinin ona ilişmez olduğunu gördü, onları yadırgadı ve onlardan dolayı içine bir kaygı düşürdü. Onlar: "Sen sakın kaygılanma, şüphesiz ki biz Lût topluluğuna gönderildik" dediler.

71- Ve onun karısı da ayakta idi, bunun üzerine güldü. Akabinde biz de ona İshak'ı ve İshak'ın ardından da Yakub'u müjdeledik.

72- O (karısı): "Eyvah bana, ben yetersiz ve şu kocam da ihtiyar olduğu halde, ben doğuracak mıyım? Şüphesiz ki bu, kesinlikle bir şaşırtıcı şey" dedi.

73- Onlar: "Siz, Allah'ın buyruğundan dolayı mı şaşıyorsunuz? Allah'ın şefkati ve O'nun bereketleri bollukları sizin üzerinizedir, ey o evin mensupları. Şüphesiz ki O, övgüye lâyıktır, şanı yücedir" dediler.

74- Ne zaman ki İbrahim'den o ürkme gitti ve kendisine o müjde geldi o, Lût'un topluluğu hakkında bizimle söz dalaşına başladı.

75- Şüphesiz ki İbrahim, kesinlikle yumuşak davranan, başkaları için üzüntü duyan, içten yönelendi.

76- (Onlar): "Ey İbrahim, sen bundan ilgisiz kal. Gerçek şu ki, senin Efendinin buyruğu kesinlikle gelmiştir. Ve şüphesiz ki geri döndürülmemiş bir azap onlara gelicidir" (dediler).

77- Ve bizim elçilerimiz Lût'a geldiğinde o, müdahale gücü olmadığı için onlar yüzünden kötüleşti ve onlar yüzünden daraldı ve: "Bu, bir sıkı gündür" dedi.

78- Ve kendisinin topluluğu, koştura koştura ona geldi ve onlar önceden de o kötülükleri işlemekte idiler. O: "Ey topluluğum, şunlar benim kızlarım, onlar sizin için daha temizdir, o halde siz Allah'a karşı korunun ve konuklarımın içinde beni sakın rezil etmeyin. Sizden hiç mi bir olgun davranan adam yok?" dedi.

79- Onlar: "Ant olsun ki bizim senin kızlarında hiçbir hakkımız  olmadığını sen bilmişsindir. Ve şüphesiz ki bizim neyi istemeyeceğimizi de sen kesinlikle biliyorsun" dediler.

80- O: "Eğer ki size karşı bir kuvvet bende olsaydı, veya bir çetin dayanağa sığınabilseydim, (size karşı koyardım)" dedi.

81- (Elçiler): "Ey Lût, biz senin Efendinin elçileriyiz onlar sana asla ilişemeyecekler. Artık sen geceden bir kesitte karın hariç kendi mensuplarını yürüt ve sizden hiçbiri arkasına (kalan kimseye) eğilim göstermesin. Gerçek şu ki, onlara değmiş olan şey ona da değicidir. Şüphesiz ki onların söz verilen zamanları (azap vakitleri) o sabahtır. O sabah da çok yakın değil midir?" dediler.

82- 83- Ne zaman ki bizim buyruğumuz geldi, biz onun (şehrin) üstünü onun altına getirdik ve onun üzerine de senin Efendinin yanından alametlenmiş olarak pişirilmiş çamurdan birbirini izleyen taşlar yağdırdık. Ve o (şehir) o haksızlık yapanlardan çok uzakta değildir.

84- 85- 86- Ve Medyen'e de kendilerinin kardeşi Şuayb'ı (gönderdik) o: "Ey topluluğum, siz Allah'a kulluk edin, O'ndan başka hiçbir tanrı sizin için değildir. Ve siz o ölçeği ve o tartıyı sakın eksik yapmayın. Şüphesiz ki ben sizi hayır (bolluk) içinde görüyorum ve şüphesiz ki ben sizin üzerinize (gelecek) bir kuşatıcı gün azabından kaygılanıyorum. Ve ey topluluğum siz o ölçeği ve o teraziyi hakkaniyetli olarak tastamam yapın ve o insanların eşyalarını(n değerini) sakın düşük tutmayın ve bu yerde bozucular olarak sakın karışıklık çıkarmayın. Eğer siz inananlar iseniz, Allah'ın kalıntısı (bıraktığı kazanç) sizin için daha hayırlıdır. Ve ben sizin üzerinize koruyucu değilim" dedi.                      
87- Onlar: "Ey Şuayb, kendi atalarımızın kulluk etmekte olduğu şeyleri veya kendi mallarımızda dileyeceğimiz şeyleri yapmayı bırakmamızı, sana elçilik görevin mi buyuruyor? Oysa sen kesinlikle o yumuşak davrananın o olgun davrananın ta kendisisin" dediler.

88- 89- 90- (Şuayb): "Ey topluluğum bana söyleyin, eğer ben Efendimden apaçık bir belge üzerinde isem ve O da beni kendisinden bir iyi rızıkla rızıklandırmışsa (sizi vazgeçirmekten nasıl geri dururum?) Ve ben sizi kendisinden vazgeçirmeye çalıştığım şeylerde size aykırı düşmek istemiyorum. Ben, gücüm yettiğince (yanlışlarınızı) düzeltmekten başka bir şey istemiyorum. Benim uzlaşmam Allah'tan başkasına da değildir (sizinle asla uzlaşmam). Ben O'na güvenip dayandım ve ben yalnızca O'na içtenlikle yönelirim.Ve ey topluluğum, bana karşı olan bu ayrışma, Nuh'un topluluğuna veya Hud'un topluluğuna veya Salih'in topluluğuna değdirilmiş olan şeyin bir örneğinin size de değdirilmesine sakın sebep olmasın. Ve Lût'un topluluğu sizden çok uzakta da değildir. Ve siz Efendinizin bağışlamasını isteyin, sonra yalnızca O'na itaate dönün. Şüphesiz ki benim Efendim şefkati süreklidir, (kullarını) gönülden arzu edendir" dedi.

91- Onlar: "Ey Şuayb, biz senin söylemekte olduğun şeylerden birçoğunu kavramıyoruz ve biz seni bizim içimizde kesinlikle zayıf olarak görüyoruz. Ve eğer senin küçük topluluğun olmasaydı, seni kesinlikle taşlardık. Ve sen bizim üzerimizde üstün biri de değilsin" dediler.

92- 93- O: "Ey topluluğum, küçük topluluğum size Allah'tan daha mı üstündür ki, siz O'nu sırt çevirerek öteleyeceğiniz bir şey edindiniz? Şüphesiz ki benim Efendim sizin işlemekte olduğunuz şeyleri kuşatıcıdır. Ve ey topluluğum, siz durumunuzun gereği üzere işleyin. Şüphesiz ki ben de işleyiciyim. Kimmiş kendisini rezil edecek bir azap gelecek olan ve kimmiş o yalancı siz ileride bileceksiniz. Artık siz gözetleyin şüphesiz ki ben sizin beraberinizde gözetleyiciyim" dedi.

94- Ve bizim buyruğumuz geldiğinde biz Şuayb'ı ve onun beraberindeki inanmış olan kimseleri, bizden bir şefkatle kurtardık. Ve haksızlık yapmış olan kimseleri ise o çığlık tutuverdi de böylece onlar yurtlarında diz üstü çökenler oluverdiler.

95- Onlar onda ihtiyaçsızlık içinde hiç yaşamamış gibi oldular. Dikkat edin, uzaklık Medyen içindir, Semud'un uzaklığı gibi.

96- 97- Ve ant olsun ki biz Musa'yı, bizim (gözle görülen) delillerimizle ve bir apaçık yetkiyle, Firavun'a ve onun ileri gelenlerine gönderdik, fakat onlar Firavun'un buyruğunu izlediler. Oysa Firavun'un buyruğu olgun davranış değildi. 

98- O, o kalkışın günü kendi topluluğunun önüne geçecek, böylece o onları o ateşe vardırmıştır. Ve o ne kötü yerdir o varılmış yer.

99- Ve onlar bunda (şimdiki yaşamda) ve o kalkışın gününde dışlamayı izlediler. O ne kötü armağandır o verilmiş armağan.

100- Bu, o kasabaların bir kısmının haberlerindendir, biz onu sana anlatıyoruz. Onlardan kimi ayaktadır, ve (kimi de) biçilmiştir.

101- Ve biz onlara haksızlık yapmadık, fakat onlar kendi benliklerine haksızlık yaptılar. Kendilerinin o tanrıları ki onları Allah'ın berisinden çağırıyorlardı, artık senin Efendinin buyruğu geldiğinde kendilerini hiçbir şeyden ihtiyaçsız kılmadı ve onlara yıkımdan başkasını da arttırmadı.

102- Ve o kasabaları onlar haksızlık yapan haldeyken tuttuğu zaman, senin Efendinin tutması işte böyledir. Şüphesiz ki O'nun yakalaması çok acı vericidir, çok çetindir.

103- Şüphesiz ki o sonraki (yaşamın) azabından kaygılanmış olan kimse için bir delil kesinlikle bundadır. Bu, bir gündür ki o insanlar onun için toplanmışlardır. Ve bu, bir tanık olunmuş gündür.

104- Ve biz onu bir sayılanmış süreden başkası için sonralamıyoruz.

105- O gün gelecek, hiçbir benlik O'nun onayı olmadıkça iletişim kuramayacak. Artık onlardan kimi mutsuzdur ve (kimi de) mutludur.

106- Şimdi mutsuz olmuş olan kimselere gelince, artık onlar o ateşin içindedirler. Onun içinde bir inilti ve bir soluma, onlar içindir.

107- Onlar, o gökler ve o yer daimi olduğu sürece onun içinde sürekli kalıcılardır, senin Efendinin dilemesi başka. Şüphesiz ki senin Efendin neyi isterse kesinlikle yapandır.

108- Ve mutlu olmuş olan kimselere gelince, artık onlar o bahçededirler ki gökler ve o yer daimi olduğu sürece onun içinde sürekli kalıcılardır senin Efendinin dilemiş olması başka. Bu, kesintiye uğramamış bir sunumdur.

109- Artık sen şunların kulluk etmekte olduğu şeylerden yana sakın bir tereddüt içinde olma. Onlar önceden kendi atalarının kulluk etmekte olduğundan başka bir şekilde kulluk etmiyorlar. Ve şüphesiz ki biz onlara hisselerini kesinlikle eksiltilmemiş olarak tastamam vericileriz.

110- Ve ant olsun ki biz Musa'ya o kitabı verdik de onda aykırı düşüldü. Ve eğer senin Efendinden öne geçmiş bir kelime olmasaydı, onların arasında (karar) kesinlikle yerine getirilirdi. Ve şüphesiz ki onlar (Mekkeliler), ondan kesinlikle bir kuşku verici kararsızlık içindedirler.

111- Ve şüphesiz ki senin Efendin onların her birine kendi işlerini(n karşılığını) kesinlikle ve kesinlikle tastamam verecektir. Şüphesiz ki O, onların işlemekte olduğu şeyleri en iyi haber alıcıdır.

112- O halde sen, buyurulduğun gibi dosdoğru ol ve senin beraberindeki (itaate) dönmüş olan kimse de (dosdoğru olsun) ve siz sakın taşkınlık yapmayın. Şüphesiz ki O, sizin işlemekte olduğunuz her şeyi görücüdür.

113- Ve siz, haksızlık yapmış olan kimselere sakın dayanmayın, yoksa o ateş size de dokunur. Ve Allah'ın berisinden yakınlardan hiç kimse sizin için yoktur, sonra siz yardım da edilmezsiniz.

114- Ve sen, o gündüzün iki ucunda ve o geceden de  (gündüze) yakın kısımda o kulluk görevini ayakta tut. Şüphesiz ki o iyilikler o kötülükleri giderir. Bu, o hatırlayıcılar için bir hatırlatmadır. 

115- Ve sen, direnç göster. Şüphesiz ki Allah, o iyilik edenlerin ödülünü kayba uğratmaz.

116- Şimdi, sizden önceki o kuşaklardan kalıntı (varlık) sahipleri, o yerde o bozuculuktan vazgeçiriyor olmalı değil miydi? O kimselerden içlerinden kurtardığımız pek azı dışında (bunu yapmamıştı). Ve haksızlık yapmış olanlar, içinde refahla şımartıldıkları şeyleri izlemişler ve suç işleyenler olmuşlardı.

117- Ve senin Efendinin o kasabaları onun mensupları düzelticiler oldukları halde iken, haksızlıkla yok etmesi olası değildir.

118- 119- Ve eğer senin Efendin dileseydi, o insanları kesinlikle bir tek toplum yapardı. Ve onlar Senin Efendinin sürekli şefkat ettiği dışında aykırı düşenler olmaktan geri kalmazlar. Ve O
onları buna uygun (birbirleri ile ayrışmaya müsait olarak) yaratmıştır. Ve senin Efendinin: "Ben cehennemi kesinlikle ve kesinlikle o cinlerden ve o insanlardan toplu olarak dolduracağım" kelimesi (merhameti hak etmemeleri neticesinde) tamam oldu.

120- Ve biz, o elçilerin bir kısmının haberlerinden, bizim onunla senin gönlünü sabitleştireceğimiz şeylerin hepsini sana anlatıyoruz. Ve sana bunlarda o gerçek ve o inananlara bir öğüt ve bir hatırlatma gelmiştir.

121- 122- Ve sen inanmaz kimselere de ki: "Siz durumunuzun gereği üzere işleyin, şüphesiz ki biz de işleyicileriz. Ve siz bakının şüphesiz ki biz de bakınanlarız."

123- Ve o göklerin ve o yerin algılanamayananı Allah'a aittir. Ve o işlerin hepsi yalnızca O'na döndürülecektir. O halde sen O'na kulluk et ve O'na güvenip dayan. Ve senin Efendin sizin işlemekte olduğunuz şeylerden asla duyarsız değildir.


9 Temmuz 2024 Salı

YUNUS SURESİ ÇEVİRİSİ

1-Elif, Lâm, Ra. Bu (harflerden oluşan kelimeler), o bilge kitabın delilleridir.

2- İçlerinden bir adama: "Sen, o insanları uyar ve inanmış olan kimselere de kendilerinin Efendisinin yanından doğruluk önceliğinin kendileri için olduğunu müjdele" diye, bizim vahyetmiş olmamız, o insanlar için şaşılacak bir şey mi oldu? O gerçeği örtücüler: "Şüphesiz ki bu, kesinlikle bir apaçık sihirbazdır" dedi.

3- Şüphesiz ki sizin Efendiniz Allah'tır, O ki o gökleri ve o yeri altı günde yarattı, sonra o tahtın üzerine kuruldu, (o gökler ve o yer ile ilgili) o buyruğu ardı ardına O düzenlemektedir. O'nun onayı dışında hiçbir eşlikçi yoktur. Bu, Allah'tır sizin Efendinizdir, o halde siz de O'na kulluk edin. Siz hiç hatırlamaz mısınız?

4- Sizin dönüş yeriniz toplu olarak yalnızca O'nadır. (Bu), Allah'ın gerçek olarak söz vermesidir. Şüphesiz ki O, o yaratmayı başlatır sonra, inanmış ve o düzgün işleri işlemiş olan kimselere hakkaniyetle karşılık vermek için, O onu tekrar geri döndürecektir. Ve o kimseler ki gerçeği örtmüşlerdir, gerçeği örtmekte oldukları nedeniyle kaynar sudan bir içecek ve çok acı verici azap onlar içindir.

5- O ki, o güneşi bir aydınlık ve o ayı bir ışık yaptı ve senelerin sayısını ve o hesabını sizin bilmeniz için, ona konaklama yerleri ölçülendirdi. Allah bunları o gerçekten başka (bir amaçla) yaratmadı. O, bilecek bir topluluğa (gözle görülen) o delilleri ayrıntılı olarak açıklıyor.

6- Şüphesiz ki o gecenin ve o gündüzün ard arda gelişinde ve Allah'ın o göklerde ve o yerde yarattığı şeylerde, korunacak bir topluluk için (gözle görülen) deliller bundadır.

7- 8- Şüphesiz ki o kimseler bizimle karşılaşmayı beklemezler ve o yakın yaşama hoşnut olmuşlar ve onunla yatışmışlardır ve onlar bizim delillerimizden de duyarsız kalan kimselerdir. İşte onların sığınacak yeri kazanmakta oldukları şeyler nedeniyle, o ateştir. 

9- Şüphesiz ki o kimseler inanmışlar ve o düzgün işleri işlemişlerdir, kendilerinin Efendisi onları inanmaları sebebi ile kendilerinin altından o nehirler akar o gönenç bahçelerine iletecektir.

10- Onların ondaki çağrıları: "Ey Allah'ım seni tenzih ederiz" ve onların ondaki esenlemeleri ise: "Selâm" dır. Onların çağrılarının sonu ise: "O övgü, o tüm insanların Efendisi Allah'adır" olacaktır.

11- Ve eğer Allah, o insanlara onların o hayrı acele istedikleri gibi o şerri de acele etseydi, onların süresi kendilerine kesinlikle yerine getirilirdi. Bizimle karşılaşmayı beklemez kimseleri biz böylece kendi taşkınlıkları içinde bocalamaya bırakırız.

12- Ve o insana o zarar dokunduğu zaman o, kendi yanı üstü veya oturarak veya ayakta olarak (her durumda) bizi çağırır. Ne zaman ki biz ondan kendi zararını kaldırdık, o kendisine dokunan bir zarar için bizi hiç çağırmamış gibi geçip gider. O savurganlık yapanlara işlemekte oldukları şeyler işte böyle süslenmiştir.

13- Ve ant olsun ki biz, sizden önceki o kuşakları haksızlık yaptıklarında yok ettik. Oysa onların elçileri o apaçık belgeleri onlara getirmişler ve onlar ise inanır olmamışlardı. Biz o suç işleyenler topluluğuna işte böyle karşılık veririz.

14- Sonra biz, sizin nasıl işleyeceğinize bakmamız için onlardan sonra sizi o yerde ardıllar yaptık.

15- Ve bizim belgelerimiz apaçık olarak onlara ne zaman peşi sıra okunursa, bizimle karşılaşmayı beklemez kimseler: "Sen bundan başka bir okunan (Kur'an) getir veya onu değiştir" dedi. Sen de ki: "Onu kendi benliğim tarafımdan değiştirmek benim için olmaz. Ben, bana vahyedilmekte olan şeyden başkasını izlemiyorum. Eğer ben Efendime baş kaldırırsam, şüphesiz ki çok büyük gün azabından kaygılanırım."

16- Sen de ki: "Eğer Allah dileseydi, ben onu size peşi sıra okumazdım ve O da onu size sezdirmezdi. Ben, onun öncesinden sizin içinizde kesinlikle bir ömür kaldım. Siz hiç bağlantı kurmaz mısınız?"

17- O halde o kimseden daha haksızı kimdir ki o,  Allah'a karşı bir yalan yakıştırmıştır veya O'nun delillerini yalanlamıştır? Gerçek şu ki, o suç işleyenler başarıya eriştirilmez.

18- Ve onlar, Allah'ın berisinden kendilerine zarar veremeyecek ve fayda da veremeyecek şeylere kulluk ediyorlar ve: "Şunlar, Allah'ın yanında bizim eşlikçilerimizdir" diyorlar. Sen de ki: "Siz, Allah'ı o göklerde ve o yerde bilemeyeceği bir şeyi mi haberlendiyorsunuz?" O, münezzehtir ve onların ortak koşmakta oldukları şeylerden yücedir.

19- O insanlar (yaratılış ayarı olarak) bir tek toplumdan başka değildi. Derken onlar aykırı düştüler. Ve eğer senin Efendinden öne geçmiş bir kelime olmasaydı, kendisi hakkında aykırılığa düşmekte oldukları şeyde onların arasında (karar) kesinlikle yerine getirilirdi.

20- Ve onlar: "Onun üzerine kendisinin Efendisinden (gözle görülen) bir delil indirilmeli değil miydi?" diyorlar. Sen de ki: "O algılanamayan ancak ve ancak Allah'a aittir, o halde siz bakının şüphesiz ki bende sizin beraberinizde o bakınanlardanım."

21- Ve o insanlara kendilerine dokunmuş olan zararın sonrasından, biz bir şefkat tattırdığımız zaman, onların bizim delillerimiz hakkında birden bir tuzağı vardır. Sen de ki: "Allah, tuzak kurma bakımından en hızlıdır." Şüphesiz ki elçilerimiz sizin kurmakta olduğunuz şeyleri yazmaktadırlar.

22- O ki, o karada ve o su kütlesinde sizi yürütmektedir. Nihayet siz o gemilerin içinde olduğunuz zaman onlar (gemiler), onları (yolcuları) bir güzel esintiyle akıttığı ve onların da onunla (esintiyle) sevindikleri zaman, bir fırtına onlara (gemilere) gelir ve o dalgalarda her taraftan onlara (yolculara) gelir ve onlar kanıya varmışlardır ki  kendileri şüphesiz ki (ölüm ile) kuşatılmıştır, o zaman yükümlülüğü sadece O'na özgüleyenler olarak: "Ant olsun ki eğer sen bizi bundan kurtaracak olursan, biz kesinlikle ve kesinlikle o şükredenlerden olacağız" diyeAllah'ı çağırırlar.

23- Ne zaman ki O, onları kurtardı, onlar o yerde o hakları olmaksızın birden haddi aşarlar. Ey o insanlar, haddi aşmanız ancak ve ancak kendi benliklerinizedir. (Bunlar) o yakın yaşamın bir yararlılığıdır, sonra sizin dönüş yeriniz yalnızca bizedir. Artık biz, sizin  işlemekte olduğunuz şeyleri size haberlendireceğiz.

24- O yakın yaşamın örneği ancak ve ancak bir su gibidir ki biz onu gökten indirdik, böylece onunla o insanların ve o gönenç sağlayan hayvanların yemekte olduğu şeylerden olan, o yerin bitkisi birbirine karıştı. Nihayet o yer takısını tutttuğu ve süslendiği ve onun mensupları da kendilerinin onun üzerine güç yetiriciler oldukları kanısına vardıkları zaman, bizim buyruğumuz geceleyin veya gündüzleyin ona gelmiştir de, böylece biz onu dün üzerinde hiç ihtiyaçsızlık (içinde bir yaşam) olmamış gibi biçilmiş ekin haline getirmişizdir. Biz, iyice düşünecek bir topluluğa (gözle görülen) o delilleri işte böyle ayrıntılandırıyoruz.

25- Ve Allah, o esenliğin yurduna çağırır. Ve O, kimi dilerse doğruluğunu koruyan yola iletir.

26- Daha iyisi ve bir de fazlası, iyilik etmiş kimseler içindir. Ve onların yüzlerini bir karalık ve bir aşağılanma basmaz. İşte onlar, o bahçenin arkadaşlarıdır. Onlar onun içinde sürekli kalıcılardır.

27- Ve o kimseler ki o kötülükleri kazanmışlardır. Kötülüğün karşılığı, kendi örneği kadardır. Ve onları bir aşağılanma basar. Allah'tan (gelecek azaba karşı) hiçbir sımsıkı sarıcı onlar için olmayacaktır. Onların yüzleri o geceden bir karanlık kesit kaplanmış gibidir. İşte onlar, o ateşin arkadaşlarıdır. Onlar onun içinde sürekli kalıcılardır.

28- 29- Ve o günde biz onları toplu olarak sürüp toplayacağız, sonra ortak koşmuş olan kimselere: "Siz ve ortaklarınız yerlerinize" diyeceğiz. Böylece biz onların arasındaki bağlantıya son vermişizdir. Ve onların ortakları: "Siz yalnızca bize kulluk etmekte olanlar değildiniz. Artık bizimle sizin aranızda tanık olarak Allah yeter. Şüphesiz ki biz sizin kulluğunuzdan kesinlikle duyarsızlardık." demiştir.

30- İşte o an her bir benlik geçmişteki şeyle yoklanacaktır. Ve onlar kendilerinin o gerçek yakınları Allah'a geri döndürülmüşler ve yakıştırmakta oldukları şeyler de onlardan sapmıştır.

31- Sen de ki: "O gökten ve o yerden size kim rızık veriyor? Ya da o işitmeye ve o görmelere kim hükümran oluyor? Ve o ölüden o yaşayanı ve o yaşayandan o ölüyü kim çıkarıyor? Ve (yer ve gök ile ilgili) o buyruğu ardı ardına kim düzenliyor? Hemen diyecekler ki "Allah." Öyleyse sen de ki: "Siz hiç korunmaz mısınız?"

32- Bu, sizin o gerçek Efendiniz Allah'tır. Öyleyse o gerçekten sonra artık o sapkınlıktan başka ne vardır? Böyle iken siz nasıl çevriliyorsunuz?

33- Senin Efendinin itaatten çıkmış olan kimseler üzerindeki "Şüphesiz ki onlar inanmazlar" sözü böylece gerçek olmuştur.

34- Sen de ki: "Sizin ortaklarınızdan o yaratmayı başlatmakta olan sonra onu tekrar geri döndürecek olan kimse var mıdır? Sen de ki: "Allah, o yaratmayı başlatır sonra onu tekrar geri O döndürecektir. Böyle iken siz nasıl da gerçeği ters yüz ediyorsunuz?"

35- Sen de ki: "Sizin ortaklarınızdan o gerçeğe iletmekte olan kimse var mıdır? Sen de ki: "Allah, o gerçeğe iletir. Öyleyse o kimse ki o gerçeğe iletir, O mu izlenilmeye daha hak sahibidir? Yoksa o kimse ki doğruya iletilmedikçe kendisini doğruya iletemez olan mı(daha hak sahibidir)? Size ne oluyor, siz nasıl karar veriyorsunuz?"

36- Ve onların tamamı kanıdan başkasını izlemiyor. Şüphesiz ki o kanı ise, o gerçekten yana hiçbir şeyi ihtiyaçsız kılmaz. Şüphesiz ki Allah, onların yapmakta olduğu şeyleri bilicidir.

37- Ve bu okunan (Kur'an), Allah'ın berisinden (biri tarafından) yakıştırılması olası değildir. Fakat o, kendisinin önünde olan şeyin doğrulayıcısı ve o kitabın ayrıntılı bir açıklamasıdır. Onda hiçbir kuşku yoktur, o tüm insanların Efendisindendir.

38- Yoksa onlar (senin için): "Onu o yakıştırdı" mı diyorlar? Sen de ki: "Eğer siz doğru söyleyenler iseniz, haydi siz de onun örneği bir sure getirin ve Allah'ın berisinden gücünüzün yettiği kimseleri de çağırın."

39- Hayır, onlar o şeyi yalanladılar ki, onlar onun bilgisini kuşatamadılar ve onun (verdiği haberin) geri dönüşümü henüz kendilerine gelmemiştir. Kendilerinden önceki kimseler de işte böyle yalanlamışlardı. Artık sen bak o haksızlık yapanların sonu nasıl olmuş.

40- Ve onlardan kimi ona inanır ve onlardan kimi de ona inanmaz. Ve senin Efendin o bozuculuk yapanları daha iyi bilendir.

41- Eğer onlar seni yalanlarlarsa artık sen de ki: "Benim işim banadır ve sizin işiniz de sizedir. Siz benim işlemekte olduğum şeylerden ayrılıp uzaklaşanlarsınız ve ben de sizin işlemekte olduğunuz şeylerden ayrılıp uzaklaşanım."

42- Ve onlardan kimileri seni dinlerler. Ve eğer ki onlar bağlantı kurmazlar olsalar da, artık o sağırlara sen mi işittireceksin? 

43- Ve onlardan kimi sana bakar. Ve eğer ki onlar görmezler olsalar da, artık o körleri artık sen mi doğruya ileteceksin?

44- Şüphesiz ki Allah, o insanlara hiçbir şekilde haksızlık yapmaz, fakat hakikat şu ki o insanlar kendi benliklerine haksızlık yaparlar.

45- Ve o gün O onları sürüp toplayacak, onlar da (kabirlerinde) o gündüzden bir andan başka kalmamışlar gibi kendilerinin arasında birbirlerini tanıyacaklar. Allah'ın karşılamasını yalanlamış olan kimseler, kesinlikle ziyan etmiştir ve onlar doğruya iletilenler olmamışlardır.

46- Ve eğer biz sana, bizim onlara söz vermekte olduğumuz şeyin bir kısmını göstersek de veya senin ömrünü tamamlasak da, artık onların dönüş yeri yalnızca bizedir. Sonra Allah onların yapmakta oldukları şeylerin üzerinde bir tanıktır.

47- Ve her bir toplumun bir elçisi vardır. Artık kendi elçileri (tanıklık için) geldiği zaman, onların arasında (karar) hakkaniyetle yerine getirilecek. Ve onlar haksızlığa uğratılmayacaklardır. 

48- Ve onlar: "Eğer siz doğru söyleyenler iseniz, bu söz ne zaman (gerçekleşecek)?" diyorlar.

49- Sen de ki: "Ben, Allah'ın dilemiş olması başka, kendi benliğim için bir zarara ve bir faydaya hükümran değilim. Her bir toplum için bir süre vardır. Onların süresi geldiği zaman, onlar (süresini) bir an sonralayamazlar ve önceleyemezler."

50- Sen de ki: "Bana söyleyin gördünüz mü, eğer O'nun azabı gecelerken veya gündüzleyin size gelse, o suç işleyenler ondan neyi (gecelerkeni mi gündüzleyini mi) acilen istiyor?"

51- Siz (azap tepenize) çöktükten sonra mı ona inandınız? Şimdi mi? Oysa siz (önceden) onu acilen istiyordunuz.

52- Sonra o haksızlık yapmış olan kimselere: "Siz, o sürekli kalıcılığın azabını tadın. Siz, kazanmakta olduğunuz şeylerin başkasıyla mı karşılık göreceksiniz?" denildi.

53- Ve onlar senden: "O (azap haberi) gerçek mi?" diye haber almak istiyorlar. Sen de ki: "Evet, ve benim Efendime ant olsun ki şüphesiz ki o kesinlikle gerçektir ve siz (Efendimi) yetersiz bırakıcılar da asla olamazsınız."

54- Ve eğer o yerde ne varsa haksızlık yapmış olan her bir benliğin olsaydı, o kesinlikle onu kurtulmalık olarak verirdi. Ve onlar o azabı gördüklerinde o pişmanlığı (içlerinde) gizlediler. Ve onların arasında (karar) hakkaniyetle yerine getirilmiştir. Ve onlar haksızlığa da uğratılmayacaklardır.

55- Dikkat edin, o göklerde ve o yerde ne varsa şüphesiz ki Allah'ındır. Dikkat edin, şüphesiz ki Allah'ın söz vermesi bir gerçektir, fakat hakikat şu ki onların tamamı bilmezler.

56- O yaşatır ve öldürür ve siz O'na döndürüleceksiniz.

57- Ey o insanlar, kendi Efendinizden size kesinlikle bir öğüt o göğüslerde olan şeye bir iyileştirme ve o inananları bir doğruya ileten ve bir şefkat gelmiştir.

58- Sen de ki: "Allah'ın lütfuyla ve kendisinin şefkatiyle, artık onlar bununla sevinsinler. O, onların toplamakta olduğu şeylerden daha hayırlıdır.

59- Sen de ki: "Siz, Allah'ın rızıktan sizin için indirdiği, ondan yasak ve serbest yaptığınız şeyleri bana söyleyin. Sen de ki: "Size Allah mı onay verdi yoksa siz mi Allah'a karşı bir yakıştırma yapıyorsunuz?"

60- Ve o yalanı Allah'a karşı yakıştırmakta olan kimselerin, o kalkışın günü hakkındaki kanısı nedir? Şüphesiz ki Allah, o insanların üzerine kesinlikle bir lütfun sahibidir, fakat hakikat şu ki onların tamamı şükretmezler.

61- Ve sen bir  durumda olmuyor ve ondan (o durumdan) okunan (Kur'an)dan peşi sıra birşey okumuyor ve sizler de bir işten işlemezsiniz ki, siz ona dökülüp gitmekte olduğunuz zaman biz sizin üzerinizde tanıklar olmayalım. Ve o yerde ve o gökte hiçbir zerre ağırlığı, senin Efendinden uzak kalmıyor ve bundan daha küçüğü ve daha büyüğü yoktur ki, bir apaçık kitapta olmasın. 

62- Dikkat edin, şüphesiz ki Allah'ın yakınlarının üzerine hiçbir kaygı olmayacaktır ve onlar üzülmeyeceklerdir.

63- Onlar öyle kimselerdir ki, inanmışlardır ve korunmakta olanlardır.

64- O yakın yaşamda ve o sonraki (yaşamda) o müjde onlar içindir. Allah'ın kelimeleri için hiçbir değişme olmaz. Bu, o büyük başarının ta kendisidir.

65- Ve onların dedikleri sakın seni üzmesin. Şüphesiz ki o üstünlük toplu olarak Allah'ındır. O, her şeyi işiticidir, her şeyi bilicidir.

66- Dikkat edin, o göklerde kim varsa ve o yerde kim varsa şüphesiz ki Allah'ındır. Ve Allah'ın berisinden olanlara çağrı yapmakta olan kimseler (gerçekte o) ortakları izlemiyorlar. Onlar kanıdan başkasını izlemiyorlar. Ve onlar tahmin yürütmekten başkasını yapmıyorlar.

67- O ki, size o geceyi sizin onun içinde dinginleşmeniz için ve o gündüzü de bir açıkça görülebilen olarak yaptı. Şüphesiz ki işitecek bir topluluk için (gözle görülen) deliller kesinlikle bundadır.

68- Onlar: "Allah bir çocuk edindi" dediler. O, münezzehtir. O, (çocuğa) ihtiyaçsızdır. O göklerde ne varsa ve o yerde ne varsa O'nundur. Sizin yanınızda buna dair hiçbir yetki yoktur. Siz Allah'a karşı sizin bilemeyeceğiniz şeyleri mi diyorsunuz?

69- Sen de ki: "Şüphesiz ki o yalanı Allah'a karşı yakıştırmakta olan kimseler, başarıya erişemezler."

70- (Bu yalanları) o yakın (yaşam) da bir yararlanmadır, sonra onların dönüş yeri bizedir, sonra biz onlara gerçeği örtmekte oldukları nedeniyle o çetin azabı tattıracağız.

71- 72- Ve sen Nuh'un haberini onlara peşi sıra oku. O, bir zaman kendi topluluğuna: "Ey topluluğum, benim (tevhidi) duruşum ve Allah'ın delillerini hatırlatmam size ağır geliyorsa, artık ben sadece Allah'a güvenip dayandım. O halde siz de ortaklarınız ile beraber buyruğunuz hakkında toplanın (karar kılın), sonra buyruğunuz(u yerine getirememek) size keder olarak kalmasın, sonra bana (olan kararı) yerine getirin ve bana sakın baktırmayın. Yok eğer siz (başka tarafa) yakınlaşırsanız, artık ben ödülden hiçbirini sizden talep etmedim. Benim ödülüm Allah'tan başkasının üzerinde değildir. Ve ben o teslim olanlardan olmamla buyuruldum" demişti.

73- Bu uyarıya rağmen onlar, onu yalanladılar, bunun üzerine biz de onu ve onun beraberinde o gemide olan kimseleri kurtardık ve onları ardıllar yaptık ve bizim delillerimizi yalanlamış olan kimseleri ise batırdık. Artık sen bak o uyarılmışların sonu nasıl olmuş.

74- Sonra biz onun arkasından kendi topluluklarına elçiler harekete geçirdik de onlara o apaçık belgeleri getirdiler. Ne var ki onlar da (atalarının) önceden kendisini yalanladıkları şeye inanır olmadılar. Biz o aşırı gidenlerin kalplerine işte böyle damga vururuz.

75- Sonra onların ardından biz Musa'yı ve Harun'u, Firavun'a ve onun ileri gelenlerine, bizim (gözle görülen) delillerimizle harekete geçirdik. Ne var ki onlar da büyüklük tasladılar ve suç işleyen bir topluluk oldular.

76- Ne zaman ki kendilerine bizim yanımızdan o gerçek geldi, onlar: "Şüphesiz ki bu, kesinlikle bir apaçık sihir" dediler.

77- Musa: "Size o gerçek geldiğinde böyle mi diyorsunuz? Bu sihir midir? Oysa o sihirbazlar başarıya eriştirilmez" dedi.

78- Onlar da: "Sen bize kendi atalarımızı bizim üzerinde bulduğumuz şeyden eğilimi kesmemiz ve bu yerde o büyüklüğün ikinizin olması için mi geldin? Ve biz sizin ikinize inananlar hiç olmayacağız" dediler.

79- Ve Firavun: "Siz, her şeyi bilici bütün sihirbazları bana getirin" dedi.

80- Ne zaman ki o usta sihirbazlar geldi, Musa onlara: "Siz neyi atıcısıysanız atın" dedi.

81- 82- Ne zaman ki onlar attılar, Musa: "Sizin o kendisini getirdiğiniz şey, bir sihirdir. Şüphesiz ki Allah, onu geçersizleştirecektir. Şüphesiz ki Allah, o bozuculuk yapanların işini düzeltmez. Ve eğer ki o suç işleyenler çirkin görse de, Allah kendisinin kelimeleri ile o gerçeği ortaya koyacaktır" dedi.

83- Musa'ya, kendi topluluğunun içindeki bir soy dışında inanan olmadı, (o soy da) Firavun ve onun ileri gelenlerinden kendilerine bir baskı kaygısı üzere (inandı). Çünkü Firavun o yerde çok yüceydi. Ve şüphesiz ki o kesinlikle o savurganlık yapanlardandı.

84- Ve Musa: "Ey topluluğum eğer siz Allah'a inandıysanız, eğer teslim olanlarsanız artık yalnızca O'na güvenip dayanın" dedi.

85- 86- Bunun üzerine onlar da: "Biz, Allah'a güvenip dayandık. Ey Efendimiz, sen bizi o haksızlık yapanlar topluluğuna bir baskı aracı durumuna düşürme. Ve sen bizi kendi şefkatinle o gerçeği örtücüler topluluğundan kurtar" dediler.

87- Ve biz Musa'ya ve kardeşine: "Siz, topluluğunuz için Mısır'da evler yerleştirin ve evlerinizi de birbirine yönelik hale (birbirinden haber alabilecek vaziyete) getirin ve o kulluk görevini ayakta tutun. Ve sen o inananları müjdele" diye vahyettik.

88- Ve Musa: "Ey Efendimiz, şüphesiz ki sen Firavun'a ve onun ileri gelenlerine o yakın yaşamda süs ve mallar verdin. Ey Efendimiz, bunun sonucunda onlar senin yolundan saptırıyorlar. Ey Efendimiz, sen onların mallarının üzerine silgi çek ve kalplerinin üzerini çetinleştir. Artık onlar o çok acı verici azabı görene kadar inanmazlar" dedi.

89- O: "İkinizin çağrısı kesinlikle cevaplandırılmıştır, o halde ikiniz dimdik ayakta durun ve bilmez kimselerin yolunu sakın izlemeyin" dedi.

90- Ve biz Yakub'un oğulları'na o su kütlesini geçirdik, akabinde Firavun ve onun askerleri haddi aşarak ve düşman olarak onları izlediler. Nihayet o batma hali ona yetiştiği zaman o: "Ben inandım, gerçek şu ki; Yakub oğulları'nın kendisine inandığından başka hiçbir tanrı yoktur ve ben o teslim olanlardanım" dedi.

91- 92- (Allah): "Şimdi mi (inandın)? Oysa sen oysa önceden kesinlikle baş kaldırmış ve o bozuculuk yapanlardan olmuştun. Şimdi biz bugün, ardıllarına (gözle görülen) bir delil olman için senin (ölü) gövdeni kurtaracağız. Ve şüphesiz ki o insanlardan birçoğu bizim delillerimizden kesinlikle duyarsızlardır" (dedi).

93- Ve ant olsun ki biz, Yakub'un oğulları'nı doğru bir yerleşkeye yerleştirdik ve biz onlara o temizlerden rızık verdik. Böylece onlar kendilerine o bilgi gelinceye kadar, aykırı düşmediler. Şüphesiz ki senin Efendin kendisi hakkında aykırılığa düşmekte oldukları şeyde, o kalkışın günü onların arasında (kararı) yerine getirecektir.

94- Yok eğer sen bizim sana indirdiğimiz şeyden bir kararsızlık içinde isen, bu durumda sen senden önceki o kitab (Tevrat)ı okumakta olan kimselere (bilgi) talep et. Ant olsun ki sana Efendinden o gerçek gelmiştir, öyleyse sen sakın sakın o tereddüde düşenlerden olma.

95- Ve sen Allah'ın delillerini yalanlamış olan kimselerden de sakın sakın olma, yoksa o ziyan edenlerden olursun.

96- 97- Şüphesiz o kimseler ki senin Efendinin (azap) kelimesi onların üzerine gerçek olmuştur. Ve eğer ki kendilerine her bir ayet gelmiş olsa da, onlar o çok acı verici azabı görene kadar, inanmazlar.

98- Artık (başka) kasaba daha olmalı değil miydi, inanmış olup ta onun inanması ona fayda versin? Yunus'un topluluğu başka. Onlar inandıklarında, biz onlardan o yakın yaşamdaki o rezilliğin azabını kaldırdık ve onları bir vakte kadar yararlandırdık.

99- Ve eğer senin Efendin dileseydi o yerdeki kimselerin hepsi kesinlikle toplu olarak inanırdı.  O halde o insanları inananlardan olmalarına kadar sen mi zorlayacaksın?

100- Ve bir benliğin Allah'ın onayı olmadıkça inanması olası değildir. Ve Allah, o pisliği bağlantı kurmaz kimselerin üzerine yığar.

101- Sen de ki: "Siz, bir bakın o göklerde ve o yerde ne var." Oysa (gözle görülen) o deliller ve o uyarıcılar inanmaz bir topluluğu ihtiyaçsız kılmıyor.

102- Yoksa onlar (inanmak için) kendilerinden önce gelip geçen kimselerin günlerinin örneğinden başkasına mı bakıyorlar? Sen de ki: "O halde siz bakının şüphesiz ki ben de sizin beraberinizde o bakınanlardanım."

103- Sonra biz elçilerimizi ve inanmış olan böylece kimseleri kurtarırız. Bizim inananları kurtarmamız kendi üzerimizde bir haktır.

104- 105- 106- Sen de ki: "Ey o insanlar, eğer siz benim yükümlülüğümden bir kararsızlık içindeyseniz, artık (bilin ki) ben sizin Allah'ın berisinden kulluk ettiğiniz şeylere kulluk etmem. Fakat ben, Allah'a kulluk ederim ki O sizin ömrünüzü tamamlayacaktır. Ve ben o inananlardan olmamla buyuruldum. Ve, 'sen yüzünü (fıtrat yasalarına) bir meyleden olarak o yükümlülüğe doğrult ve sakın sakın o ortak koşanlardan olma' diye ve, 'sen Allah'ın berisinden sana fayda veremez ve zarar veremez şeyleri sakın çağırma, yok eğer sen böyle yaparsan, o takdirde şüphesiz ki sen de o haksızlık yapanlardansın' (diye buyuruldum)."

107- Ve eğer Allah sana bir zarar dokundurursa, artık onu O'ndan başka kaldırıcı olmaz. Ve eğer O sana bir hayır isterse, artık O'nun lütfunu da geri döndürücü olmaz. O, onu kendisinin kullarından kime dilerse değdirir. Ve O, çok bağışlayıcıdır, şefkati süreklidir.

108- Sen de ki: "Ey o insanlar, kendi Efendinizden size kesinlikle o gerçek gelmiştir. Artık kim doğruya iletilirse, ancak ve ancak kendi benliği için iletilir. Ve kim saparsa, ancak ve ancak kendi benliğine karşı sapar. Ve ben sizin üzerinize bir dayanak değilim."

109- Ve sen sana vahyedilmekte olan şeyi izle ve Allah karar verinceye kadar, (görevinde) direnç göster. Ve O, o karar vericilerin en hayırlısıdır.