6 Mayıs 2025 Salı

NUR SURESİ ÇEVİRİSİ

1- (Bu), bir suredir ki biz onu indirdik ve onu(n hükümlerini farz olarak) belirledik ve onda apaçık belgeler indirdik ki siz hatırlayasınız.

2- O evliliksiz beraberlikte bulunan kadın ve o evliliksiz beraberlikte bulunan erkek var ya, artık siz o ikisinden her tekine yüz sopa vurun ve eğer Allah'a ve o sonraki güne inanıyorsanız, Allah'ın (bu fiil için yüklediği) yükümlülüğünü (yerine getirmekte) o ikisine karşı sizi bir acıma sakın tutmasın. Ve o ikisinin azabına (yüz celde cezasına) da o inananlardan bir zümre tanık olsun.

3- O evliliksiz beraberlikte bulunan erkek, evliliksiz beraberlikte bulunan bir kadın veya ortak koşan bir kadından başkasıyla evlenmez. Ve o evliliksiz beraberlikte bulunan kadın, evliliksiz beraberlikte bulunan bir erkek veya ortak koşan bir erkekten başkası onunla evlenmez. Ve bu, o inananların üzerine yasaklanmıştır.

4- Ve o kimseler ki, o korunmuş kadınlara (zina suçu) atıyorlar, sonra da (onların bu suçu işlediklerine dair) dört tanık getiremediler, böyle durumda siz onları seksen sopa ile sopalayın ve kendilerinin yapacağı bir tanıklığı da sonsuza dek sakın kabul etmeyin. Ve işte onlar, o itaatten çıkanların ta kendileridir.

5- O kimseler hariç ki onlar itaate dönmüşler ve (durumlarını) düzeltmişlerdir. Böyle durumda şüphesiz ki Allah, çok bağışlayıcıdır, şefkati süreklidir.

6- 7- Ve o kimseler ki, kendi eşlerine (zina suçu) atıyorlar ve onların da (bunu ispatlamak için) tanıkları kendi benliklerinden başkası değildir, böyle durumda onların birinin tanıklığı, şüphesiz ki kendisi kesinlikle o doğru söyleyenlerdendir diye, dört defa Allah'a tanıklık etmesi ve o beşincisinde, eğer yalancılardansa Allah'ın dışlamasının kendisinin üzerine olması(nı istemesi)dır.

8- 9- Ve onun (kadının) dört defa, şüphesiz ki o (kocası) kesinlikle o yalancılardandır diye, Allah'a tanıklık etmesi ve o beşincisinde, eğer o (kocası) o doğru söyleyenlerden ise Allah'ın hiddetinin kendisinin üzerine olması(nı istemesi), o azabı (yüz sopayı) ondan (kadından) defeder*.

*Surenin 2. ayetinde yüz celde cezası için "Azap" kelimesinin kullanılması ve aynı kelimenin marife olarak "El azabe" şeklinde 8. ayette de kullanılması, evli kadından kalkan cezanın yüz celde olduğunu açıkça göstermektedir. Bu da demek oluyor ki evlilerin zina cezası Kur'an'da ayan beyan ortadadır ve evlilerin cezası recm değil yüz celdedir.

10- Ve eğer Allah'ın lütfu ve kendi şefkati sizin üzerinizde olmasaydı (siz ne yapardınız?) Ve şüphesiz ki Allah, lütufla çokça dönücüdür, mutlak bilgedir.

11- Şüphesiz ki o kimseler o ters yüz edilmiş gerçeği getirmişlerdir, (onlar) sizden bir çetin topluluktur. Siz onu kendiniz için bir şer olarak sakın hesap etmeyin. Aksine o, kendiniz için bir hayırdır. O günahtan kazandığı şey, onlardan her bir kişi içindir Ve onlardan o kimse ki onun (günahın) büyüğüne yakınlaşmıştır, çok büyük azap onun içindir.

12- Siz onu işittiğiniz zaman, o inanan erkeklerin ve o inanan kadınların kendi benliklerinde bir hayırlı kanıda bulunmaları ve onların: "Bu, bir apaçık ters yüz edilmiş gerçektir" demiş olmaları gerekmez miydi?

13- Kendilerinin, onun üzerine (delil olarak) dört tanık getirmeleri de gerekmez miydi? Böyle durumda o tanıkları getiremedikleri zaman, artık onlar Allah'ın yanında o yalancıların ta kendileridir.

14- Ve eğer Allah'ın lütfu ve kendi şefkati o yakında ve o sonrakinde sizin üzerinizde olmasaydı, kendisine akın akın dökülüp gittiğiniz şey nedeniyle, size kesinlikle çok büyük azap dokunacaktı.

15- Hani siz onu kendi dillerinize doluyordunuz ve kendi ağızlarınızla da o şeyi - ki onun hakkında size bir bilgi yoktur- söylüyordunuz ve siz onu basit (bir şey) olarak hesap ediyordunuz. Oysa o, Allah'ın yanında çok büyüktü.

16- Ve siz onu işittiğiniz zaman: "Bunu kelam etmemiz bizim için doğru değildir, seni tenzih ederiz, bu çok dehşetli büyük yalandır" demeniz gerekmez miydi?

17- Eğer siz inananlar iseniz, sizin bunun gibisine sonsuza dek tekrar geri dönme(me)niz hakkında Allah size öğüt veriyor.

18- Ve Allah o delilleri sizin için açıklıyor. Ve Allah, en iyi bilicidir, mutlak bilgedir.

19- Şüphesiz ki o kimseler, o hayasızlığın inanmış olan kimseler arasında yayılmasını seviyorlar, o yakında ve o sonrakinde bir acı verici azap onlar içindir. Ve Allah bilir ve siz bilmezsiniz.

20- Ve eğer Allah'ın lütfu ve kendi şefkati sizin üzerinizde olmasaydı (ne yapardınız?) Şüphesiz ki Allah, çok acıyıcıdır, şefkati süreklidir.

21- Ey inanmış olan kimseler, siz o şeytanın adımlarına sakın uymayın. Ve kim o şeytanın adımlarına uyarsa, artık şüphesiz ki o, o hayasızlığı ve o garipsenmişi emreder. Ve eğer Allah'ın lütfu ve kendi şefkati sizin üzerinizde olmasaydı, sizden hiçbiri sonsuza dek arınamazdı, fakat hakikat şu ki Allah kimi dilerse arındırır. Ve Allah, en iyi işiticidir, en iyi bilicidir.

22- Ve sizden o lütuf ve o (maddi) kapsayıcılık sahipleri, o en yakınlığın sahiplerine ve o çaresizlere ve Allah'ın yolunda göçenlere, vermeleri konusunda sakın geri durmasınlar ve (hatalarını) yok saysınlar ve aldırış etmesinler. Siz, Allah'ın kendinizi bağışlamasını sevmez misiniz? Ve Allah, çok bağışlayıcıdır, şefkati süreklidir.

23- Şüphesiz ki  o kimseler korunmuş (zinadan) duyarsız inanan kadınlara (iftira) atıyorlar, onlar o yakında ve o sonrakinde dışlanmışlardır. Ve çok büyük azap, onlar içindir.

24- O gün onların kendi dilleri ve kendi elleri ve kendi ayakları, onların işliyor oldukları şeyler nedeniyle onlara karşı tanıklık edecektir.

25- O gün Allah onlara kendilerinin o gerçek alacaklarını (karşılıklarını) tastamam ödeyecektir ve onlar da Allah'ın o apaçık gerçeğin ta kendisi olduğunu bileceklerdir.

26- O murdar kadınlar, o murdar erkekler içindir ve o murdar erkekler, o murdar kadınlar içindir. Ve o temiz kadınlar, o temiz erkekler içindir ve o temiz erkekler, o temiz kadınlar içindir. İşte onlar, onların (iftiracıların) söylemekte oldukları şeylerden ayrılıp uzaklaşmışlardır. Bir bağışlanma ve bir değerli rızık, onlar içindir.

27- Ey inanmış olan kimseler, siz kendi evleriniz olmayan evlere sakın girmeyin ta ki ünsiyet kurmanıza ve onların mensuplarına selam vermenize kadar. Bu, sizin için daha hayırlıdır ki siz hatırlayasınız

28- Yok eğer siz onlarda bir kimseyi bulamamışsanız, artık siz onlara sakın girmeyin ta ki size onay verilene kadar. Ve eğer size "Dönün" denilirse, siz de hemen dönün. O, sizin için daha arınmış (bir davranış) tır. Ve Allah, sizin işlemekte olduğunuz şeyleri en iyi bilicidir.

29- Sizin o evlere girmenizde hiçbir sakınca sizin üzerinize yoktur ki onların içinde dinginleşme (yerleşim) olmaz ve (o evlerdeki) bir yararlılık sizin içindir. Ve Allah sizin ortaya döküyor olduğunuz şeyleri ve içinizde tutmakta olduğunuz şeyleri bilir.

30- Sen inanan erkeklere de ki onlar, bakışlarından bir kısmını kıssınlar ve ırzlarını kollayıp gözetsinler. Bu, kendileri için daha arınmıştır. Şüphesiz ki Allah, onların emek vermekte oldukları şeyleri en iyi haber alıcıdır.

31- Ve sen inanan kadınlara de ki, onlar da bakışlarından bir kısmını kıssınlar ve ırzlarını kollayıp gözetsinler ve kendi süslerini sakın ortyaya dökmesinler, onlardan görünen şey hariç. Ve onlar başörtülerini yakalarının üzerine bastırsınlar. Ve onlar kendilerinin süsünü kendi kocaları veya kendi babaları veya kendi kocalarının babaları veya kendi oğulları veya kendi kocalarının oğulları veya kendi erkek kardeşleri veya kendi erkek kardeş oğulları veya kendi kız kardeş oğulları veya kadınlar veya kendi sağ ellerinin sahip olduğu şeyler veya o adamlardan cinsel duyarlılığı kalmamışları izleyenler veya o çocuklar ki o kadınların avretlerinin üzerine henüz çıkamayanlar (cinsellikten habersiz) haricindekiler için sakın ortaya dökmesinler. Ve onlar kendilerinin süsünden saklı tutmakta oldukları şeylerin bilinmesi için sakın ayaklarını da yere bastırıp vurmasınlar. Ve ey inananlar, siz toplu olarak Allah'a itaate dönün ki siz başarıya erişesiniz.

32- Ve siz, içinizden o bekarları ve erkek kölelerinizden ve kadın kölelerinizden, o düzgün olanları evlendirin. Eğer onlar muhtaçlar ise, Allah onları kendisinin lütfundan (vererek) ihtiyaçsız kılar. Ve Allah, kapsayıcıdır, en iyi bilicidir.

33- Ve bir evlilik (imkanı) bulamayacak kimseler iffetli davransın ta ki Allah onları kendisinin lütfundan (vererek)  ihtiyaçsız kılıncaya kadar. Ve sizin sağ ellerinizin sahip olduğu şeylerden o yazılı anlaşma yapma peşine düşenlerle, eğer siz onların hakkında bir hayır bilmişseniz, bu durumda onlarla yazılı anlaşma yapın ve onlara Allah'ın size verdiği kendi malından verin. Ve siz kadın uşaklarınızı, onlar eğer bir korunan olmak istedikleri halde, o yakın yaşamın peşine düşerek o iffetsizlik üzerine sakın zorlamayın. Ve kim onları zorlarsa, bu durumda şüphesiz ki Allah onların bu zorlanmaları ardından, çok bağışlayıcıdır, şefkati süreklidir.

34- Ve ant olsun ki biz size, açıklayıcı deliller ve sizden gelip geçen kimselerden bir örnek ve o korunanlar için ise bir öğüt indirdik.

35- Allah, o göklerin ve o yerin ışığıdır. O'nun ışığının örneği, bir niş gibidir ki bir aydınlatıcı onun içindedir. O aydınlatıcı da bir cam içindedir. O cam da sanki kendisi (gökteki) incimsi parlayan bir cisimdir, o (aydınlatıcı) bereket verilmiş bir zeytin ağacından yakılır ki o (ağaç) doğuya da ve batıya da ait değildir. Onun yağı kendisine ateş dokunmasa da neredeyse  aydınlatacak. (Bu), ışık üzerine bir ışıktır. Allah, kendisinin ışığına kimi dilerse iletir. Ve Allah, o örnekleri o insanlar için ortaya koyuyor. Ve Allah, her bir şeyi en iyi bilicidir.

36- (O aydınlatıcı) öyle evlerdedir ki Allah, onların içinde kendisinin adının yükseltilmesine ve hatırlanmasına onay vermiştir. (Bir takım adamlar) o sabah ve o akşam onların içinde O'nu tesbih eder

37- Öyle adamlar ki onları bir ticaret ve bir alışveriş, onları Allah'ı hatırlamaktan ve o kulluk görevini ayakta tutmaktan ve o arınmayı yerine getirmekten oyalamaz. Onlar bir günden kaygılanırlar ki onda o kalpler ve o gözler (dehşetten) çevrilecektir.

38- Sonunda Allah onlara işledikleri şeylerin en iyisi ile karşılık verecek ve kendi lütfundan da artıracaktır. Ve Allah kime dilerse hiçbir kısıtlama olmaksızın rızık verir. 

39- Ve o kimseler ki gerçeği örtmüşlerdir, onların işledikleri bir düzlükdeki akıp giden (serap) gibidir, o susayan onu (işlediğini) bir su (bir fayda) olarak hesap eder, nihayet ona (işlediğine) geldiği zaman, onu bir şey (fayda) olarak bulamamıştır ve onun (yani işlediğinin) yanında Allah'ı bulmuştur da O onun hesabını tastamam yapmıştır. Ve Allah, o hesabın çok hızlı görenidir.

40- Veya (onların işledikleri), bir derin su kütlesindeki karanlıklar gibidir ki bir dalga, onun üstünden bir dalga daha onu kaplamaktadır, bir bulut ise onu (dalganın) üstündedir. Karanlıklar ki onun bir kısmı bir kısmının üzerindedir. O kimse elini çıkardığı zaman, neredeyse onu dahi görememiştir. Ve Allah kime ki kendisi için bir ışık vermemiştir, artık ona hiçbir ışık yoktur.

41- Sen görmedin mi şüphesiz ki Allah (öyle bir tanrıdır ki) o kimseler o göklerde ve o yerdedir ve sıra sıra o kuşlar, O'nu tesbih etmektedir? Her biri kendilerinin kulluk görevini ve o tesbihini (kendi yaşam akışını) kesinlikle bilmiştir. Ve Allah, onların yapmakta olduğu şeyleri en iyi bilicidir.

42- Ve o göklerin ve o yerin hükümranlığı Allah'ındır. Ve o varış yeri yalnızca Allah'adır.

43- Sen görmedin mi ki şüphesiz ki Allah bir bulutu sürüklüyor, sonra onun arasını kaynaştırıyor, sonra onu bir yığın haline getiriyor? Böylece sen o toz gibi yağmurun onun arasından çıktığını görürsün. Ve O, o gökten dağlar (gibi bulutlar)dan indiriyor da, dolu onların içindedir, böylece onu kime dilerse değdirir ve onu kimden dilerse de çevirir. (Bulutun) şimşeğinin parıltısı neredeyse o gözleri(n görmesini) giderecek.

44- Allah, o geceyi ve o gündüzü çeviriyor. Şüphesiz ki o doğru görüş sahipleri için bir ders, kesinlikle bundadır.

45- Ve Allah, her bir canlıyı bir sudan yaratmıştır. Öyle ki (o canlıdan)  kendi karnının üzerine yol almakta olan kimi onların içindedir. Ve iki ayağı üzerinde yol almakta olan kimi onların içindedir. Ve dört (ayağı) üzerinde yol almakta olan kimi de onların içindedir. Allah, dileyeceği şeyi yaratıyor. Şüphesiz ki Allah, her şeyin üzerine güç yetiricidir.

46- Ant olsun ki biz açıklayıcı deliller indirdik. Ve Allah, kimi dilerse doğruluğunu koruyan yola iletir.

47- Ve onlar: "Biz, Allah'a ve o elçiye inandık ve itaat ettik" diyorlar, sonra bunun ardından onlardan bir bölük, (başka tarafa) yakınlaşıyor. Ve işte onlar o inananlar değildir.

48- Ve kendilerinin arasında karar vermesi için onlar Allah'a ve O'nun elçisine çağrıldıkları zaman, içlerinden bir bölük birde bakmışsın ilgisiz kalıcılardır.

49- Ve eğer o gerçek kendilerine (uygun) olursa, onlar ona boyun bükenler olarak gelirler.

50- Bir hastalık onların kalplerinde midir? Yoksa onlar kuşkulandılar mı? Yoksa onlar Allah'ın ve O'nun elçisinin kendilerine karşı tarafgir davranacağından mı kaygılanıyorlar? Hayır, onlar o haksızlık yapanların ta kendileridir.

51- Kendilerinin arasında karar vermesi için Allah'a ve O'nun elçisine çağrıldıkları zaman o inananların sözü ancak ve ancak: "Biz işittik ve itaat etttik" demeleri olmuştur. Ve işte onlar, o başarıya erişenlerin ta kendileridir.

52- Ve kim Allah'a ve O'nun elçisine itaat ederse ve Allah'tan çekinirse ve O'ndan korunursa, artık onlar o başaranların ta kendileridir.

53- Ve onlar güçlü yeminleriyle Allah'a kasem ettiler eğer ki sen kendilerine buyurursan, kesinlikle ve kesinlikle (harbe) çıkacaklar. Sen de ki: "Siz sakın kasem etmeyin, benimsenmiş bir itaat (yeterlidir). Şüphesiz ki Allah sizin işlemekte olduğunuz şeyleri en iyi haber alıcıdır."

54- Sen de ki: "Siz, Allah'a itaat edin ve o elçiye itaat edin." Yok eğer siz (başka tarafa) yakınlaşırsanız, onun yükletildiği şey ancak ve ancak onun üzerindekidir, ve sizin yükletildiğiniz şey de sizin üzerinizdekidir. Ve eğer siz ona itaat ederseniz, doğruyu bulursunuz. Ve o apaçık ulaştırmadan başkası o elçinin üzerinde yoktur.

55- Allah, içinizden inanmış ve o düzgün işleri işlemiş olan kimseleri, kendilerinden önceki kimseleri o yerde ardıl yaptığı gibi onları da kesinlikle ve kesinlikle ardıl yapacağına ve onlar için kendilerinin yükümlüğünü (hayata geçirmeye) -ki O kendileri için ona hoşnut olmuştur- kesinlikle ve kesinlikle olanak vereceğine ve onların kaygılarının ardından kesinlikle ve kesinlikle bir güvenle değiştireceğine söz vermiştir. Onlar bana kulluk ederler ve bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar. Ve bunun ardından kim gerçeği örterse, artık onlar o itaatten çıkanların ta kendileridir.

56- Ve siz o kulluk görevini ayakta tutun ve o arınmayı yerine getirin ve o elçi'ye itaat edin ki şefkat göresiniz.

57- Ve sen gerçeği örtmüş olan kimseleri, (Allah'ı) o yerde yetersiz bırakıcılar olarak sakın sakın hesap etme. Ve onların sığınacak yeri o ateştir. Ve kesinlikle ne kötüdür o varış yeri.

58- Ey inanmış olan kimseler, sağ elinizin sahip olduğu kimseler ve sizden henüz o ergenliğe (ihtilam olmaya) ulaşmayan kimseler, üç defa sizden onay istesinler. O fecrin kulluk görevinden (sabah namazından) önce ve o öğleden dolayı giysilerinizi koyduğunuz vakit ve o akşam karanlığı kulluk görevi (yatsı namazı) ardından. (Bu vakitler) sizin için üç avrettir (açıklıktır). Bunlardan sonra(ki vakitlerde) hiçbir sakınca sizin üzerinize ve onların üzerine yoktur. Onlar, sizin bir kısmınızın bir kısmın yanında yöresinde dolaşabilirler Allah, o delilleri sizin için işte böyle açıklıyor. Ve Allah, en iyi bilicidir, mutlak bilgedir.

59- Ve içinizden o çocuklar o ergenliğe (ihtilam olmaya) ulaştıkları zaman da, kendilerinden önceki kimselerin onay istediği gibi onay istesinler. Allah, kendisinin delillerini sizin için işte böyle açıklıyor. Ve Allah, en iyi bilicidir, mutlak bilgedir.

60- Ve o kadınlardan (yaşlılık nedeniyle) oturanlar ki onlar artık bir evlilik de beklemezler, süs teşhiri yapanlar olmaksızın giysilerini bırakmalarında, hiçbir sakınca kendilerinin üzerine yoktur. Ve onların iffetli davranmaları kendileri için daha hayırlıdır. Ve Allah, en iyi işiticidir, en iyi bilicidir.

61- (Başkasının evinde yemesinde) bir iç sıkıntısı, o körün üzerine yoktur ve bir iç sıkıntısı, o topalın üzerine de yoktur ve bir iç sıkıntısı, o hastanın üzerine de yoktur. Ve (bir iç sıkıntısı) kendi evlerinizden veya kendi babalarınızın evlerinden veya kendi annelerinizin evlerinden veya kendi erkek kardeşlerinizin evlerinden veya kendi kız kardeşlerinizin evlerinden veya kendi amcalarınızın evlerinden veya kendi halalarınızın evlerinden veya kendi dayılarınızın evlerinden veya kendi teyzelerinizin evlerinden veya anahtarlarına sahip olduğunuz (evlerden) veya kendi sadık dostunuzun (evinden) yemenizde de kendi benliklerinizin üzerine (yoktur). Toplu olarak veya ayrı ayrı olarak yemenizde hiçbir sakınca sizin üzerinize de yoktur. O halde siz evlere girdiğiniz zaman, Allah'ın yanından bir bereket verilmiş temiz bir esenlemeyle artık birbirinizi selamlayın. Allah, o delilleri sizin için işte böyle açıklıyor ki siz bağlantı kurabilesiniz.

62- O inananlar ancak ve ancak o kimselerdir ki, Allah'a ve O'nun elçisine inanmışlardır ve onun beraberinde bir iş durum üzerinde toplanan oldukları zaman gitmemişlerdir ta ki onun onayını alana kadar. Şüphesiz ki o kimseler senden onay istiyorlar, işte onlar o kimselerdir ki, Allah'a ve O'nun elçisine inanmaktadırlar. O halde onlar bazı durumları için senden onay istedikleri zaman, sen onlardan dilediğin kimseye onay ver ve onlar için Allah'a bağışlanma iste. Şüphesiz ki Allah, çok bağışlayıcıdır, şefkati süreklidir.

63- Siz o elçinin çağrısını, sizin bir kısmınızın bir kısma kendi aranızdaki çağrısı gibi sakın görmeyin. Allah, sizden birbirinin arkasına saklanarak süzülen kimseleri kesinlikle biliyor. O halde onun buyruğundan dolayı aykırı hareket etmekte olan kimseler, kendilerine bir ayartma değdirilmesinden veya kendilerine çok acı verici azap değdirilmesinden sakınsın.

64- Dikkat edin, o şeyler ki o göklerde ve yerdedir şüphesiz ki Allah'ındır. O, o şeyi kesinlikle biliyor ki siz onun üzerindesinizdir. Ve onlar O'na döndürülecekleri gün, O işledikleri şeyleri onlara haberlendirecektir. Ve Allah, her bir şeyi en iyi bilicidir.


11 Şubat 2025 Salı

Süleymaniye Vakfı Mealinde Necm s. 13. Ayeti Üzerinde Yapılan Tahrif Üzerinde Bir Değerlendirme

Kur'an'ı kendi kafalarında oluşturdukları olan fikirler doğrultusunda okuma ve anlama çalışmaları İslam coğrafyasının çeşitli bölgelerde yüzlerce yıldır devam eden bir olgudur. Bu durumun önceki müdavimleri olan Yahudiler, kendi kitaplarını da bu şekilde okuma ve anlama yöntemine tabi tutmuş ve Kur'an bu durumu birçok ayette beyan ederek, bizim de aynı duruma düşmeMEmizi özellikle tembihlemiştir. Bu tembihler bazılarının bir kulağından girmiş bir kulağından çıkmış, bana mısın demeden birçok kişi Kur'an üzerinde tahrifatlar yaparak, "Bak Allah işte böyle söylüyor" demekten geri kalmamıştır. 

Yanlı okuma ve anlama çalışmaları dün nasıl hızlı bir şekilde devam etmişse, bugün de aynı şekilde devam etmektedir. Bu tür yanlı okuma ve anlama çalışmalarının ürünlerini, Türkiye'de son yıllarda hayli çoğalan Kur'an meallerinde maalesef net bir şekilde görebilmekteyiz.

Yazımızda, bu ürünlerden biri olan Süleymaniye Vakfı mealinde Necm s. 13. ayeti üzerinde yapılan bir tahrifata dikkat çekmeye çalışacağız.

Bilindiği üzere Süleymaniye Vakfı, İsra s. 1. ayetinde anlatılan olayı göğe doğru bir çıkış, yani miraç olarak anlamakta ve bu anlayışını Kur'an'a onaylatmak için ilgili kelime üzerinde anlam çarpıtması yapmaktan kaçınmamaktadır. Bu durumu bundan önceki yazımızda ele almaya çalışmıştık. Yine aynı olaya referans olarak verdikleri Necm s. 13. ayetini tahrif etmek cüretini göstererek yanlışlarına bir yenisini eklemişlerdir.

Vakfın Necm s. 13. ayetine verdiği meal şu şekildedir:

وَلَقَدْ رَاٰهُ نَزْلَةً اُخْرٰىۙ      (Muhammed) Cebrail’i (gerçek görüntüsüyle[*]) bir defa daha gördü.

Dikkat edilirse ayetin Arapça metni içinde geçen "Nezleten" (iniş) kelimesinin anlamı mealde verilmemiştir.

Peki vakıf neden böyle şey yapmıştır?

Çünkü İsra olayının göğe çıkış olduğunu iddia eden ve bu ayeti delil olarak sunanları yalanlayan bir ayet de Necm s. 13. ayetidir. İsra olayının vuku bulduğu tarih ile Necm suresinin inişinin vuku bulduğu tarihin bu olaydan önce olmasına hiç girmeyeceğiz. 

İsra olayının Miraç olduğunu iddia edenler, bu iddialarına delil olarak Necm s. içindeki bazı ayetleri öne sürmektedirler. Necm s. 13. 18. ayetleri arasında anlatılan olay, onlara göre miraç hadisesidir.

Fakat Necm s. 13. ayeti, onların bu iddialarını boşa çıkarmaktadır. Bu iddiayı boşa çıkaran kelime ise, ayet içinde geçen "Nezleten" yani İNİŞ anlamına gelen kelimedir. Necm s. 13. ayeti, Muhammed a.s. ın Cibril'i diğer bir İNİŞİNDE gördüğünü bildirmektedir. Böyle bir ifade miraç iddialarını kesinlikle boşa çıkarmaktadır.

Bu durumu anlayan vakıf yetkilileri çareyi "Nezleten" kelimesini görmezlikten gelmekte bulmuşlardır. Çünkü kelimeye miracı onaylatacak farklı bir anlam yüklemek asla mümkün değildir. Hal böyle olunca da ayet içindeki kelimeyi bektaşi misali elleriyle kapamakta bulmuşlardır.

Necm s. 13. ayetindeki kelimeyi hallettikten sonra, Necm s. ilerleyen ayetleri üzerinden miracı ispatlamak artık kolaylaşmıştır.

Necm s. ilerleyen ayetleri ve ayetler ile ilgili notlar vakıf mealinde şu şekildedir:

14. ayet---Sidret’ül-müntehâ’nın[*] yakınında

[*] “Sidret'ul-muntehâ”, “en son noktada bulunan sidre ağacı” Türkçede  arap kirazı denen bu ağaç cennette de olacaktır (Vakıa 56/28). Allah Teâlâ yeri küre şeklinde ve yedi kat göğün benzeri olarak yarattığı için (Talak 65/12), yerin yedi kat, göklerin de küre şeklinde olduğu anlaşılmaktadır. Yedinci kat gök ise yeryüzü gibi sularla, bitkilerle ve hayvanlarla donanmıştır. Her şeyin hazinesinin göklerde olması (Hicr 15/21) ve en’âmın yani koyun, keçi, sığır ve devenin indirilmiş bulunması (Zümer 39/6) bunun delillerindendir. Bu sebeple Sidret'ul-muntehâ yedinci kat göğün en üst noktasında olur. Mekke’nin Ümmü’l-kurâ yani dünyadaki yerleşim yerlerinin merkezi olması da Sidret'ul-muntehâ’nın bulunduğu yerin, Mekke’nin dik üstünde olmasını gerektirir.

15. ayet---Onun yakınında Cennet’ül-me’vâ /yerleşip kalınacak Cennet vardır[*].

[*] Cennet’ül-Me’vâ, müminlere vaad edilen cennettir (Secde 32/19, Naziat 79/40-41). Orası, şu anda göklerdedir (Zariyat 51/22). Genişliği, gökler ve yer kadardır (Al-i İmran 3/133, Hadîd 57/21).

16. ayet---O sırada Sidre’yi (Sidret’ül-müntehâyı) kaplayan şey kaplıyordu[*].

[*] Sidre’yi kaplayan şey, Tur Suresi’nde Allah’ın Beyt-i ma’mûr’dan sonra üzerine yemin ettiği “yükseltilmiş tavan”dır. Çünkü Allah, bir yerde bir şeyi kısaca anlatır sonra bir başka yerde açıklar (Hud 11/1-2). Allah Teâlâ dünyayı, yedi kat göğün benzeri olarak yarattığı (Talak 65/12) ve gökler de yeryüzü gibi küre şeklinde olduğu için “yükseltilmiş tavan” ifadesi göklerin en uç noktasını ifade eder. Bu, Muhammed aleyhisselamın.Miraç yolculuğunda Cenneti görmediğinin delili olur. Zaten o oraya, cenneti görmesi için değil, el-Mescid’ul-Aksâ’nın çevresindeki ayetlerden bazılarını görmesi için götürülmüştü (İsra 17/1). 

17. ayet--- (Muhammed’in) Gözü başka tarafa kaymadı, haddini de aşmadı.

18. ayet---O, Rabbinin en büyük ayetlerinden bir kısmını gerçekten gördü[*].

*] Bütün bu ayetler, İsra ve Mirac yolculuğunda gidilen el-Mescid’ul-Aksâ’nın yedinci kat semadaki mescid yani el-Beyt’ül-Ma’mûr (Tûr 52/4) olduğunu net olarak anlatır (İsra 17/1, 60).

Görüldüğü üzere, Necm s. üzerinden miracı ispatlamanın kapısı 13. ayette geçen "Nezleten" kelimesi ile kapatılmaktadır. Çünkü ayet ÇIKIŞTAN DEĞİL İNİŞTEN bahsetmektedir. Cibril'in inişinden bahseden bir ayet üzerinden miracı ispatlamaya kalkışmanın ise büyük bir kaydırma olacağını anlayan vakıf, "Ne yapıp ne edip biz bu miracı Kur'an'dan ispatlayacağız" diyerek çareyi, İNİŞ anlamı veren kelimeyi meale almamakta bulmuşlardır.

Cibril'in inişinden bahseden bir ayetin devamındaki ifadelerin, indiği yerle ilgili olması gerektiği aşikar bir durumdur. Fakat bu durum miraç savunucularının işine gelmemektedir. Bırakın Allah'ın kitabını herhangi bir şahsın kitabını bile başka dile çevirirken etik olan durum, o kişinin yazdıkları üzerinde eksik veya fazlalık yapmadan aynen aktarmak iken, Allah'ın kitabı üzerinde böyle etik olmayan bir örtmeyi yapmak büyük bir vebaldir.

Kur'an herkesin kendine göre anlayabileceği ve herkesin elinde oyunca olabilecek bir kitap mıdır? 

El cevap: Tabi asla, aynı soru vakfa sorulsa onların da verecekleri cevap aynı olacaktır. Fakat sahip oldukları inanç Kur'an'a uymayınca, Kur'an'ı sahip oldukları inanca uydurmaya yeltenmekten kaçınmayan vakfı, bu tahrife son vererek meallerine Necm s. 13. ayetinde geçen "Nezleten" kelimesinin doğru anlamını ilave etmeye davet ediyoruz.

                                         EN DOĞRUSUNU ALLAH (C.C.) BİLİR.


10 Şubat 2025 Pazartesi

Süleymaniye Vakfı Mealinde "İsra" Kelimesine Verilen Anlam Üzerinde Bir Değerlendirme

 Kur'an okuma ve anlama ile ilgili çalışma yöntemlerine baktığımız zaman, bugün önümüzde 2 ana yöntem karşımıza çıkmaktadır. 

1. Kuran'ın nasıl bir mesaj vermiş olabileceğini anlamaya çalışan yöntem. 

2. Önceden kafada mevcut olan bir fikri Kur'an'a onaylatmaya çalışan yöntem. 

1. yöntem üzerinden yapılan okuma ve anlama çalışmaları, kişileri doğru bir anlayışa kanalize edebilirken, 2. yöntem üzerinden yapılan anlama çalışmaları ise, kişileri doğru bir anlayışa kanalize etmekten çok uzaktır. Maalesef 2. yöntem üzerinden yapılan birçok çalışma ürünleri, bugün bazı kesimlerde "Kesin sonuç" olarak lanse edilerek önümüze konulmuş ve bazılarımızca da kabul görmüş durumdadır.

2. yöntem üzerinden yapılan çalışma yapanların çıkış noktalarının altında Kur'an kelimelerine Kur'an'ın verdiği anlamı değil, kendilerinin uygun gördüğü anlamı vererek, indi düşüncelerini Kur'an'a onaylatma çabası yatmaktadır. Fakat Kur'an kendi içinde öyle bir anlam örgüsüne sahip kitaptır ki, onun kelimeleri üzerinde kim oynamaya kalkarsa, kişinin yaptığı yanlış bir anlamlandırma ameliyesi başka bir ayette kişinin yüzüne tokat gibi patlamaktadır.

Bu noktada bazı kimselerin: "Sizin yanlış olduğunu iddia ettiğiniz 2. yöntemi yapanların yanlışlarını nasıl anlayabiliriz?" sorusunun cevabını vermeye çalışmak bu yazının ana konusudur.

Bilindiği gibi ülkemizde Kur'an üzerine çalışma yapan "Süleymaniye Vakfı" adlı bir kuruluş bulunmaktadır. Bu kuruluşun takdire şayan çalışmaları olduğu gibi, tenkide şayan çalışmaları da bulunmaktadır. Tenkide şayan gördüğümüz bazı çalışmalarını bundan önceki bazı yazılarımızda ortaya koymaya çalışmış, kendilerini ve takipçilerini uygun bir üslupla uyarmaya çalışmıştık.

Bugün bu yazımızda, vakfın internet sitesinde yayınlamış olduğu mealin İsra s. 1. ayetinde geçen "İsra" kelimesine verdiği ve bu kelimenin geçtiği diğer ayetlere yine aynı vakfın mealindeki diğer Kur'an ayetlerine verdiği anlamlar ile birlikte değerlendirerek ne derece doğru olabileceği üzerinde bir değerlendirme yapmaya çalışacağız.

Vakfın İsra s. 1. ayetine ve "İsra" kelimesine verdiği anlam şu şekildedir:

İsra s. 1---- Bir kısım ayetlerini göstermek için kulunu bir gece Mescid-i Haram’dan çevresini bereketli kıldığı el-mescidü'l-aksâya[1*] /en uzak mescide çıkaran[2*] Allah, bütün eksikliklerden uzaktır[3*]. O, daima dinleyen ve görendir.

Vakfın Mescid-i Aksa ve İsra kelimeleri ile ilgili verdiği bilgi de şu şekildedir: 

 [1*] İsra 17/60, Necm 53/13-18. el-mescidü'l-aksâ /en uzak mescid, yedinci kat semada olan ve sürekli ibadete açık olan el-Beyt’ül-Ma’mûr’dur (Tûr 52/4-5). Gelenekte Mescid-i Aksa’nın Kudüs’te olduğu kabul edilir. Halbuki Ömer (r.a) Kudüs’ü fethettiğinde orada böyle bir mescit yoktu. Bu sebeple Süleyman Mâbedi’nin molozlar altında kalan yerini temizleyip orada namaz kıldırmıştı (Nebi Bozkurt, Mescid-i Aksâ, DİA). Allah Teâlâ, bazı âyetlerini göstermek için bir gece, Mescid-i Haram’dan el-Mescid’ül-Aksâ’ya çıkardığı Muhammed aleyhisselama o âyetleri, yedinci kat göğün son noktasında, Sidret’ül-Müntehâ’nın yanında gösterdi. Oranın yakınında da Cennet vardır (Necm 53/18). Ona, el-Mescidü'l-Aksâ / en uzak mescit denmesinin sebebi bu olmalıdır. Orası ancak meleklerin ibadet yeri olabilir. Çünkü onlar da ibadetle yükümlüdürler (A’raf 7/206, Nahl 16/49-50, Zariyat 51/56). 

[2*] İsrâ (إسراء) kelimesi, “seriy (سرِي)” kökünden türemiş sayılarak ona “gece yürüyüşü” anlamı verilmiştir. İsrâ kökünden fiillerin geçtiği ayetlerde “gece (ليل)” kelimesi de olduğu için bu kelimeye “gece yürüyüşü” anlamı vermek yanlıştır. (Taha 20/77, Şuarâ 26/52). âyetlerde “gece (ليل)” ifadesi açıkça geçmese de ilgili ayetlerden dolayı onlarda da onun varlığı takdir edilir. Kelime, “her şeyin en yükseği” anlamına gelen “serâh (سَرَاة)”dan türemiştir (Müfredât, (سرى) mad). Kur’an’da isrâ kökünden gelen fiillerin tamamı, “en yükseğe çıkarma” anlamındadır. Necm suresindeki ayetler (Necm 53/13-18) “isrâ”nın, yukarıya çıkarma anlamında olduğunun en açık delilleridir. Kelimenin geçtiği diğer beş ayetten ikisi, Lut aleyhisselama verilen şu emri içerir: “Gecenin bir bölümünde aileni isrâ et/ en yukarıya çıkar!” (Hud 11/81, Hicr 15/65). Tevrat’ta da yer alan “yukarıya çıkar!” emri, gelecek azaptan kurtulmaları için Lut aleyhisselamın, ailesini dağa çıkarması emridir (Tekvin 19/17). Diğer üç ayette ise Musa aleyhisselama, “kullarımı en yukarıya (dağa) çıkar!” (Taha 20/77, Şuarâ 26/52, Duhan 44/23) emri içerir. O dağ, İsrailoğullarını götürdüğü Kızıldeniz’in kenarı ile Kahire arasında olan ve yüksekliği yer yer 2.000 metreyi geçen sıra dağlar olmalıdır  (Suna Doğaner, Mısır, DİA). Çünkü o dağlar aşılmadan Kızıldeniz’e ulaşılamaz.

Anlaşıldığı üzere vakfa göre Mescid-i Aksa semada olan bir yerdir. Bu görüşü temellendirmek için verdiği Tur s. 4. ve 5. ayetler ile ilgili farklı diğer görüşler de olduğu unutulmamalıdır. Vakıf, görüşü için referans olarak verdiği ayette sanki bu görüşü kesinmiş ve ilgili ayet sadece bu görüşü onaylıyormuş gibi bir durum oluşturmaktadır. Halbuki bu konuda sahip oldukları görüş, o ayet ile ilgili ortaya atılan görüşlerden bir görüştür ve hata ihtimali de barındırmaktadır. "Mamur Ev" terkibi ile ifade edilen yerin Kabe olduğu görüşü doğruya daha yakın bir görüştür.

Ayrıca Necm s. 18. ayetini çıkışa referans olarak vermesi anlaşılır bir durum değildir. Ve bu görüşlerinin yanlışlığını örtmek için Necm s. 13. ayetini açık ve net bir şekilde tahrif ederek vermekte beis görmemektedirler. "Ve lekad reahu nezleten uhra" ayeti içinde geçen ve inişi ifade eden "Nezleten" kelimesini meale almayıp "(Muhammed) Cebrail’i (gerçek görüntüsüyle[*]) bir defa daha gördü." şeklinde çevirerek affedilmez bir tahrife yönelmişlerdir.

Ayrıca "İsra" kelimesine verdiği anlamı referans olarak gösterdiği Müfredat adlı sözlükte, bu kelimenin anlamı sanki ilk anlam olarak böyle verilmiş gibi göstermesi de yanlı bir okuma anlama yapmanın göstergesidir. "kur'anmeali.com" adlı sitede yayınlanan bu kitabın ilgili kelimeye verdiği anlam şu şekildedir: 

سُرَى : Gece yürüyüşü. Bu kökten سَرَى ve أَسْرَى fiil formları gelir: فَأَسْرِ بِأَهْلِكَ : Geceleyin ailenle birlikte yola çık (11/Hûd 81); سُبْحَانَ الَّذِي أَسْرَى بِعَبْدِهِ لَيْلاً مِنَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ إِلَى الْمَسْجِدِ الأَقْصَى الَّذِي بَارَكْنَا حَوْلَهُ : Bir gece, kulu Muhammedi, Mescid-i Haramdan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksaya götüren O zatın şanı ne yücedir! (17/İsra 1). Bazıları; أَسْرَى fiilinin سَرَى يَسْرِي kökünden değil, geniş yer anlamındaki سَرَاة kökünden geldiğini ve aslının vav’lı olduğunu söylemektedir. Nitekim şair de şöyle demiştir:

Kimisi de bu kelimenin yükseklik anlamındaki سَرْو ’den geldiğini söylemektedir. رَجُلٌ سَرِيٌّ /Şerefli adam, denir. Bu görüşe göre, âyette geçen ( سَرِيًّا ) kelimesi, Hz. İsa’ya ve Yüce Allah’ın ona ait kıldığı yüce makama işaret etmektedir. سَرَوْتُ الثَّوْبَ عَنِّي /Elbiseyi üzerimden çıkardım, denir.

Sözlük, aslında vakfın kabul ettiği görüşü, kelimenin ilk anlamı olarak vermemiş, kimisinin bu kelimeye verdiği anlam şeklinde vermiştir. Ancak vakıf kelimeye referans olarak verdiği anlamı, sözlük bu kelimeye sanki ilk anlam olarak "En yükseğe çıkarma" anlamı vermiş gibi bir durum oluşturarak yanlı bakışını burada da ortaya koymaktadır.

Vakıf mealinde "İsra" kelimesinin geçtiği (Hud s. 81- Hicr s. 65- İsra s. 1- Taha s. 77- Şuara s. 52- Duhan s. 23) ayetlerin tamamı, kelimenin asıl anlamı olan "Yere paralel düz yürüyüş" yerine "Yükseğe, dağa çıkarmak" olarak verilmiştir. Ancak yukarıda söylediğimiz, Kur'an'ın kendi içinde sahip olduğu anlam örgüsü, vakfın bu kelimeye verdiği anlamı burada da yalanlamaktadır. Şöyle ki:

İlgili kelimenin kökünden türemiş olan diğer 2 kelime farklı ayetlerde geçmektedir. Süleymaniye Vakfı mensuplarından olan ve "K.Ö.K" adı ile programlar yapan ve benim de ilgiyle izleyip bilgilendiğim sayın Erdem Uygan ve sayın Dr Fatih Orum beylerin bu programlardaki çıkış noktaları ve benim de kendilerine katıldığım bir nokta olan, "Kur'an'da eş anlamlı kelime yoktur. Kur'an'da geçen kelimelerin anlamları, kökleri dikkate alınarak anlamlandırılma ve bütün anlamlar kök anlama uygun olarak verilmelidir. Sözlükler değil Kur'an'ın kendi içindeki anlam örgüsü bir kelimenin doğru anlamını verebilir." şeklindeki doğru tesbitler, maalesef bu mealde yerini bulamamaktadır. 

Fecr s. 4. ayeti: "Velleyli iza yesr" "ve başladığında[1*] o geceye yemin olsun![2*]"

Dikkat edilirse ayet içinde geçen "Yesr" kelimesi aynı köktendir ve kelimeye nereden ve hangi sözlükten çıkardıkları belli olmayan "Başlamak" anlamı verilmiştir. Ancak kur'anmeali.com sitesinde vakfın bu ayete verdiği meal "Geçip giderken o tek geceye özellikle bakın."şeklindedir. Dikkat edilirse ilgili kelimeye verilen burada "Geçip gitmek" şeklindedir. Vakıf, oluşturmuş olduğu isra anlayışına bu kelimeye böyle bir anlam ters olduğu için kelimeyi "Başlamak" olarak değiştirmeyi uygun gördüğünü düşünmekteyiz.

Meryem s. 24. ayeti: "Fe nedehe min tahtihe enla tahzeni gad caale Rabbüki tahteki seriyyen"

"(Cebrail, Meryem’in) bulunduğu yerin aşağısından ona şöyle seslendi: “Üzülme! Rabbin, bulunduğun yerin aşağısında, fışkıran bir su oluşturdu."

Vakıf mealinde Meryem s. 24. ayeti içinde geçen aynı kökten olan "Seriyyen" kelimesi "Fışkıran bir su" olarak meallendirilmiştir. Çünkü "İsra" kelimesine yükseğe çıkmak olarak verdikleri anlam dikkate alınırsa "Seriyyen" kelimesine de "Yükseğe çıkan su" anlamı verilmesi gerektiğini düşünmüş olacaklar ki böyle bir anlam tercihinde bulunmuşlardır.

Bu ayetin kur'anmeali.com sitesindeki mealinde aynı kelime "Pınar" olarak verilmiştir. Yine anlaşılıyor ki vakıf "Seriyyen" kelimesini, oluşturmuş olduğu isra anlayışı için pınar kelimesi pek uygun düşmemesi nedeniyle, yukarı çıkmak anlamına uygun düşecek biçimde değiştirmiştir. Halbuki bu kelime yine "Yere paralel olarak akan su" anlamındadır.

Siyer kitaplarında çokça rastladığımız "Seriyye" kelimesinin "Askeri birlik" anlamı ve askerlerin sıra ile ard arda yürümesi dikkate alınarak bu kelime ile ifade edilmesi, kelimenin daha doğru anlaşılmasında dikkate değer bir noktadır.

Kur'an'ın kendi içindeki anlam örgüsünü dikkate aldığımızda ve vakıf mensuplarının hazırladığı K.Ö.K adlı programda dile getirdikleri üzere, Kur'an'da eş anlamlı kelime olmadığını dikkate aldığımızda, Kur'an'da  "Fışkıran su" anlamı verilen başka bir kelime karşımıza çıkacaktır.

Vereceğimiz ilgili ayet mealleri Süleymaniye Vakfı mealinden alınmıştır.

Bakara s. 60---Yine bir gün Musa, halkı için su talebinde bulundu. Biz de ”Değneğinle şu taşa vur!” dedik. Hemen oradan on iki pınar kaynadı (Fenfeceret). Her bir bölük, su içeceği yeri öğrendi. (Onlara) “Allah’ın verdiği rızıktan yiyin, için ama bozgunculuk yaparak ortalığı birbirine katmayın.” dedik.[*]

Bakara s. 74---Bütün bunların ardından yine de kalpleriniz katılaştı; artık onlar taş gibi, hatta daha da katıdır. Öyle taşlar var ki içlerinden ırmaklar fışkırır(Yetefecceru). Çatlayıp içinden su çıkan hatta Allah korkusundan aşağı yuvarlanan taşlar da vardır.[*] Allah, yaptıklarınızdan habersiz değildir

İsra s. 90---(Mekkeli müşrikler) Dediler ki: “Bize yerden bir pınar fışkırtıncaya ( Tefcura) kadar sana asla inanmayacağız![*]

İsra s. 91---Veya hurması ve üzümü olan bir bahçen olmalı, onların arasından da nehirler fışkırtıp akıtmalısın!(Fetufeccuru tefcira)[*]

Kehf s. 33--- Her iki bağ, ürünlerini eksiksiz olarak vermişti. Aralarından da bir ırmak çıkarıp akıtmıştık(Feccerna).

Yasin s. 34---O toprakta hurma ve üzüm bağları oluşturduk. Oralarda gözelerden sular kaynattıkFeccerna)[*].

İnsan s. 6--- Allah’ın o kulları, fışkırtacakları (Yufecciru) bir kaynaktan onu içecekler[*].

İnfitar s. 3--- denizler (kıtaların üzerine) taşırıldığında,(Fuccirat)[*]

Görüldüğü üzere Kur'an içinde suyun yerden fışkırması ile ilgili geçen ayetlerin kökü "Fecere" kelimesi ve onun türevleri kullanılarak ifade edilmektedir. Yani vakfın Meryem s. 24. ayetinde geçen "Seriyyen" kelimesine "Fışkıran su" anlamı vermesi Kur'an'ın kendi anlam örgüsünü dikkate aldığımızda uygun düşmemektedir.

Ayrıca Kur'an yerden göğe doğru olan bir çıkışı "Arece" kelimesi ile ifade etmektedir ve asıl önemli nokta bu kelimedir. Hicr s. 14- Secde s. 5- Sebe s. 2- Zuhruf s. 33- Mearic s. 3 ayetlerine baktığımızda bu durumu açıkça görebiliriz. Şimdi vakıf yetkililerine şunu sormak istiyoruz: 

Hem, "Kur'an'da eş anlamlı kelime yoktur" diyeceksiniz hem de yere paralel yürüyüş anlamı olan bir kelimeyi, hatta "İsra" kelimesinin geçtiği diğer ayetlerin hiçbirinde göğe yükseliş olarak değil de, dağa veya yükseğe çıkış olarak olarak meal verdiğiniz halde ve göğe yükseliş ile ilgili anlatımlar "Arece" kelimesi ile ifade edilmiş olduğu halde, hangi akla hizmetle "İsra" kelimesine göğe yükseliş anlamı vermeye cesaret edebiliyorsunuz?

Bütün bunlar bize şunu göstermektedir: Süleymaniye Vakfı, İsra s. 1. ayetinde anlatılan yolculuğu göğe doğru yapılmış bir yolculuk olarak anlamakta ve bu anlayışını Kur'an'a doğrulatmak için ilgili ayetler üzerinde anlam tahrifi yapmaktan çekinmemektedir. Geçmişte kitapları üzerinde anlam tahrifini yapan Yahudiler birçok Kur'an ayetinde eleştirilmiş olmalarına rağmen, vakıf yetkilileri bu eleştirilerden pek ders almış görünmemektedir.

Temennimiz, Vakıf yetkililerin adetli kadının namazı gibi bazı konularda yaptığı ve hatalı anlayışlardan dönüşü İsra suresi 1. ayeti hakkında da göstermesidir.

                                          EN DOĞRUSUNU ALLAH (C.C.) BİLİR.

20 Ocak 2025 Pazartesi

MÜ'MİNUN SURESİ ÇEVİRİSİ

1- Kesinlikle başarıya erişmiştir o inananlar.

2- Öyle kimselerdir ki onlar kulluk görevlerinde saygıyla bağ eğenlerdir.

3- Ve öyle kimselerdir ki onlar, o amaçsız sözden ilgisiz kalıcılardır.

4- Ve öyle kimselerdir ki onlar, o arınmayı yapanlardır.

5- Ve öyle kimselerdir ki onlar, ırzlarını kollayıp gözetenlerdir.

6- Kendi eşleri veya sağ ellerinin sahip olduğu şeyler hariç. Onlar bundan dolayı şüphesiz ki kınanmış değillerdir.

7- Bundan böyle kim bunun ötesinin peşine düşerse, artık onlar o aşırı gidenlerin ta kendileridir.

8- Ve öyle kimselerdir ki onlar emanetlerini ve bağlılık sözlerini güdenlerdir.

9- Ve öyle kimselerdir ki onlar, kulluk görevlerinin üzerini titizlikle kollayıp gözetmektedirler.

10- İşte onlar, o varislerin ta kendileridir.

11- Onlar öyle kimselerdir ki, o Firdevs cennetlerine varis olacaklardır, onların içinde sürekli kalıcılardır.

12- Ve ant olsun ki biz o insanı bir çamurdan bir süzmeden yarattık.

13- Sonra biz onu bir kararlı yerde bir döllenmiş hücre olarak oluşturduk.

14- Sonra biz o döllenmiş hücreyi bir (rahme) asılı embriyo olarak yarattık, ardından  o (rahme) asılan embriyoyu bir parça et olarak yarattık, ardından o parça eti kemikler olarak yarattık, ardından o kemiklere bir et giydirdik. Sonra biz onu sonraki bir yaratışla geliştirdik. Demek ki o yaratıcıların en iyisi Allah, bereketi sonsuzdur.

15- Sonra, şüphesiz ki siz bunun ardından kesinlikle ölülersiniz.

16- Sonra, şüphesiz ki siz o kalkışın günü (yeniden) harekete geçirileceklersiniz.

17- Ve ant olsun ki biz, sizin üstünüzde yedi katmanlı yol yarattık. Ve biz o yaratmadan duyarsız kalanlar da değildik.

18- Ve biz, o gökten bir ölçüyle su indirdik de onu o yerde dinginleştirdik. Ve şüphesiz ki biz onu gidermenin üzerine de kesinlikle güç yetiricileriz.

19- Böylece biz onunla hurmalıklardan ve üzümlüklerden bahçeleri sizin için geliştirdik. Onların içindeki birçok (değişik) meyveler de sizin içindir ve siz onlardan da yiyorsunuz.

20- Ve (yine onunla) Tur-i Sina dan bir ağaç çıkıyor ki o, yiyenler için o yağı ve bir katığı bitirmektedir.

21- 22- Ve şüphesiz ki o gönenç sağlayan hayvanlarda kesinlikle bir ders, sizin içindir. Biz sizi onların karınlarındaki şeyden suvarıyoruz. Ve onlarda (daha başka) bir çok faydalar, sizin içindir. Ve siz onlardan bir kısmını da yiyorsunuz. Ve siz onların üzerinde ve o gemilerin üzerinde taşınıyorsunuz.

23- Ve ant olsun ki biz Nuh'u kendi topluluğuna gönderdik de o: "Ey topluluğum, siz Allah'a kulluk edin, O'ndan başka hiçbir tanrı sizin için değildir. Siz hiç korunmaz mısınız?" dedi.

24- 25- Bunun üzerine kendi topluluğundan gerçeği örtmüş olan o ileri gelen kimseler: "Bu, sizin örneğiniz bir beşerden başkası değildir, sizin üzerinize üstünlük kurmak istiyor. Ve eğer Allah dileseydi, kesinlikle melekler indirirdi. Biz bunu o ilk atalarımızda hiç işitmedik. O, cinnet hali kendisinde olan bir adamdan başkası değildir, öyleyse siz onun için bekleyin ta ki bir süreye kadar" dedi.

26- O: "Ey Efendim, beni yalanladıkları şey nedeniyle sen bana yardım et" dedi.

27- 28- 29- Bunun üzerine biz de ona: "Sen, bizim gözlerimiz(in önün)de ve vahyimizle gemiyi emek vererek yap. Artık bizim buyruğumuz geldiği ve o tandır kaynadığı (yerden sular fışkırmaya başladığı) zaman sen onun içine, her bir çiftten ikişer ve o kimse dışındaki -onun üzerine o söylenen geçmiştir- Ve haksızlık yapan kimseler hakkında sakın bana söz yöneltme. Şüphesiz ki onlar batırılmış (olacak)lardır. Artık sen ve senin beraberindeki kimseler geminin üzerine denkleştiğin zaman: 'O övgü Allah'adır, O ki bizi haksızlık yapanlar topluluğundan kurtarmıştır' de. Ve yine sen: 'Ey Efendim, sen beni bir bereket bolluk verilmiş inilecek yere indir, ve sen o indirenlerin en hayırlısısın' de"  diye vahyettik.

30- Şüphesiz ki deliller kesinlikle bundadır. Ve şüphesiz ki biz yoklayanlar idik.

31- Sonra biz onların ardından diğerlerini bir kuşak olarak geliştirdik.

32- Akabinde biz onlara da: "Siz Allah'a kulluk edin, O'ndan başka hiçbir tanrı sizin için değildir. Siz hiç korunmaz mısınız?" (desin) diye içlerinden bir elçi gönderdik.

33- 34- 35- 36- 37- 38- Ve kendi topluluğundan gerçeği örtmüş ve o sonraki (yaşamın) karşılamasını yalanlamış olan ve bizim o yakın yaşamda kendilerini refahla şımarttığımız o ileri gelen kimseler: "Bu, sizin örneğiniz bir beşerden başkası değildir. O, da sizin ondan yemekte olduğunuz şeylerden yiyor ve içmekte olduğunuz şeylerden de içiyor. Ve ant olsun ki eğer siz, kendi örneğiniz bir beşere itaat edecek olursanız, o takdirde süphesiz ki siz kesinlikle ziyan edenlersiniz. O, size 'şüphesiz ki siz öldüğünüz ve bir toprak ve kemikler olduğunuz zaman, şüphesiz ki siz (topraktan) çıkarılmışlar (olacak)sınız' diye söz mü veriyor? Sizin söz verilmekte olduğunuz şey uzak çok uzak. O (yaşam), bizim bu yakın yaşamımızdan başkası değildir, biz (kimimiz) ölürüz ve (kimimiz) yaşarız ve biz (yeniden) harekete geçirilmişler de olmayacağız. O, Allah'a karşı bir yalan yakıştıran bir adamdan başkası değildir ve biz kendisine inananlar da hiç olmayacağız" dedi. 

39- (Elçi):"Ey Efendim, beni yalanladıkları şey nedeniyle sen bana yardım et" dedi.

40- O: "Biraz (daha yalanlama)dan (sonra) onlar kesinlikle ve kesinlikle pişmanlık duyanlardan olacaklar" dedi.

41- Derken o çığlık o gerçekle onları tutuverdi de biz onları bir süprüntü haline getirdik. Artık uzaklık, o haksızlık yapanlar topluluğu içindir.

42-  Sonra biz onların ardından diğerlerini kuşaklar olarak geliştirdik.

43- (Yok edilen) hiçbir toplum kendi süresini öne geçiremiyordu ve onlar (sürelerini) sonralayamıyordu.

44- Sonra biz elçilerimizi teker teker gönderdik. Her ne zaman bir topluma kendi elçileri gelse, onlar onu yalanladılar. Bunun üzerine biz de (süreç içinde) onların bazısını bazısına izlettirdik (yok ettik) ve biz onları (dillerde dolaşan) sözler haline getirdik. Artık uzaklık, inanmazlar topluluğu içindir.

45- 46- Sonra biz Musa'yı ve kardeşi Harun'u, Firavun'a ve onun ileri gelenlerine bizim (gözle görülen) delillerimizle ve bir apaçık yetkiyle gönderdik de onlar büyüklük tasladılar ve yücelenen bir topluluk oldular.

47- Onlar:"O ikisinin topluluğu bize kulluk ediciler iken biz kendi örneğimiz iki beşere inanır mıyız?" dediler.

48- Böylece onlar ikisini yalanladılar, bu yüzden o yok edilmişlerden oldular.

49- Ve ant olsun ki biz Musa'ya o kitabı verdik ki onlar doğruyu bulsunlar.

50- Ve biz Meryem'in oğlunu ve onun annesini (gözle görülen) bir delil yaptık ve ikisini kararlılık (oturmaya elverişli) ve su gözesi sahibi bir tepeye sığındırdık.

51- 52- (Gönderdiğimiz bütün elçilere): "Ey o elçiler, siz o temizlerden yiyin ve düzgün iş işleyin. Şüphesiz ki ben, tamamıyla en iyi biliciyim o şeyleri ki siz işliyorsunuz. Ve şüphesiz ki sizin bu toplumunuz bir tek toplumdur ve ben de sizin Efendinizim, o halde siz bana karşı korunun" (diye vahyettik).

53- Buna rağmen onlar(a inananlar zamanla) işlerini kendilerinin arasında yazılı metinler halinde paramparça ettiler. Her bir grup kendilerinin yanında olan şey nedeniyle sevinenlerdir.

54- Şimdi sen onları kendi dalgınlıkları içinde bırak, ta ki bir süreye kadar.

55- 56- Hesap mı ediyor onlar, bizim onunla ancak ve ancak kendilerini takviye ederek uzatmakta olduğumuz maldan ve oğullardan dolayı, kendileri için o hayırlara koşuyoruz? Hayır onlar farkına varamazlar.

57- Şüphesiz o kimseler onlardır ki, kendilerinin Efendisinin çekincesinden titreyicilerdir. 

58- Ve o kimseler onlardır ki, kendilerinin Efendisinin delillerine inanırlar. 

59- Ve o kimseler onlardır ki, kendilerinin Efendisine ortak koşmazlar. 

60- Ve o kimseler, kendilerinin Efendisine dönücüler oldukları(na inandıkları) için verdikleri şeyi kalpleri korkuyla titreyen olarak verirler. 

61- İşte onlar, o hayırlarda koşuşmaktadırlar. Ve onlar, bunlar için öne geçenlerdir.

62- Ve biz bir benliği kendi hacminin dışında sorumlu tutmayız. Ve o gerçeği konuşacak bir kitap bizim yanımızdadır ve onlar haksızlığa da uğratılmayacaklardır.

63- Hayır, onların kalpleri bundan bir dalgınlık içindedir. Ve bunun berisinden de işler onlar içindir ki, kendileri bunları işleyenlerdir.

64- Nihayet biz, onların refahla şımarmışlarını o azapla tuttuğumuz zaman, birden onlar feryat ederek yalvaracaklardır.

65- 66- 67- (Allah onlara): "Siz, bugün sakın feryat ederek yalvarmayın, şüphesiz ki siz, bizden yardım göremeyeceksiniz. Benim delillerim size peşi sıra okunuyordu da siz ona (delillerimin okunduğu kitaba) karşı gece konuşmalarında büyüklük taslayanlar olarak, ilişiği keserek ökçeleriniz üzerinde geri çekiliyor idiniz." (diyecektir).

68- Peki onlar, o söyleneni derinlemesine düşünmediler mi? Yoksa onlara o şey mi geldi ki o ilk atalarına gelmemiştir?

69- Yoksa onlar kendilerinin elçisini tanımadılar da, bu yüzden mi onlar onu garipseyecilerdir?

70- Yoksa onlar: "Bir cinnet hali kendisindedir" mi diyorlar? Hayır onların tamamı gerçeği çirkin görenler oldukları halde o, onlara gerçeği getirmiştir.

71- Ve eğer o gerçek onların keyfi eğilimlerine uysaydı, o gökler ve o yer ve onların içinde olan kimseler kesinlikle bozulurdu. Hayır, biz onlara hatırlamaları gerekenleri getirdik, oysa onlar hatırlamaları gerekenlerden ilgisiz kalıcılardır.

72- Yoksa sen onlardan bir vergi mi talep ediyorsun? Oysa ki senin Efendinin vergisi daha hayırlıdır. Ve O, o rızık vericilerin en hayırlısıdır.

73- Ve şüphesiz ki sen onları kesinlikle doğruluğunu koruyan yola çağırıyorsun.

74- Ve şüphesiz ki o sonraki (yaşama) inanmaz kimseler ise, o yoldan kesinlikle savrulanlardır.

75- Ve eğer biz onlara sürekli şefkat etsek ve onlardaki zarardan olan şeyi kaldırsak, yine de kendi taşkınlıkları içinde bocalar halde inatla devam edeceklerdi.

76- Ve ant olsun ki biz onları o azapla tuttuk da kendilerinin Efendisine karşı yine de pes etmediler ve yalvarıp yakarmadılar.

77- Nihayet biz onların üzerine bir çetin azap sahibi bir kapı açtığımız zaman, birde bakmışsın onlar, onun içinde umut yitirenlerdir.

78- Ve O ki, sizin için o işitmeyi ve o görmeleri ve o gönülleri geliştirdi. Siz, pek az olsun şükretmiyorsunuz.

79- Ve O ki, sizi o yerde yaydı ve siz yalnızca O'na sürülüp toplanılacaksınız.

80- Ve O ki, yaşatır ve öldürür. Ve o gece ve o gündüzün birbiri ardında gelişi de O'na aittir. Siz hiç bağlantı kurmaz mısınız?

81- Hayır, onlar da o ilklerin dediği şeyin örneğini dediler.

82- 83- Onlar: "Biz öldüğümüz ve bir toprak ve kemikler olduğumuz zaman mı, gerçekten biz mi kesinlikle (yeniden) harekete geçirilmişleriz? Ant olsun ki biz ve önceden bizim atalarımız da bununla söz verildik. Bu, o ilklerin söylencelerinden başkası değil" dediler.

84- Sen de ki: "Eğer biliyorsanız (söyleyin), o yer ve ondaki kimseler kimindir?"

85- Onlar: "Allah'ındır" diyeceklerdir. Sen de ki: "Siz hiç hatırlamaz mısınız?"

86- Sen de ki: "O yedi göğün Efendisi ve o çok büyük tahtın Efendisi kimdir?"

87- Onlar: "Allah'tır" diyeceklerdir. Sen de ki: "Siz hiç korunmaz mısınız?"

88- Sen de ki: "Eğer siz biliyorsanız (söyleyin), her şeyin hükümranlığı kendisinin elinde olan ve O himaye eder ve kendisinin üzerine himaye gerekmez kimdir?"

89- Onlar: "Allah'tır" diyeceklerdir. Sen de ki: "Böyle iken siz nasıl sihirleniyorsunuz?"

90- Hayır, biz onlara o gerçeği getirdik. Ve şüphesiz ki onlar kesinlikle yalancılardır.

91- Allah, hiçbir çocuk edinmemiştir. Ve O'nun beraberinde hiçbir tanrı da yoktur. Öyle olsaydı, her bir tanrı yarattığı şeyi (güçlü olmak için) götürür ve onların bir kısmı bir kısmının üzerine kesinlikle yücelirdi. Allah, onların nitelemekte oldukları şeylerden münezzehtir.

92- (O), o algılanamayananın ve o tanık olunanın bilicisidir. O, onların ortak koşmakta oldukları şeylerden yücedir.

93- 94- Sen de ki: "Ey Efendim, eğer sen onların söz verilmekte oldukları şeyi mutlaka bana göstereceksen, ey Efendim bu durumda sen beni o haksızlık yapanlar topluluğunun içinde sakın bulundurma."

95- Ve şüphesiz ki biz, onlara söz vermekte olduğumuz şeyi sana göstermeye kesinlikle güç yetiricileriz.

96- Sen o kötülüğü o şekilde sav ki o en iyisidir. Biz o şeyi daha iyi bileniz ki onlar niteliyorlar.

97- 98- Ve sen de ki: "Ey Efendim, o şeytanların çekiştirmelerinden ben sana sığınırım. Ve onların bana hazır bulunmalarından da ben sana sığınırım ey Efendim."

99- 100- Nihayet onlardan birine o ölüm geldiği zaman: "Ey Efendim siz beni geri döndürün ki ben bıraktığım şey de bir düzgün iş işleyeyim" der. Hayır, şüphesiz ki o (söz) bir  kelimedir ki o, onu (boşuna) kelam etmiştir. Ve (yeniden) harekete geçirilecekleri güne kadar bir engel, onların ötesindendir.

101- Artık o boruya üflendiği zaman, artık o gün onların arasında hiçbir soy bağı olmayacaktır ve birbirleriyle de (bilgi) talep edemeyeceklerdir.

102- Artık kim ki kendisinin tartılanları ağır gelirse, artık onlar o başarıya erişenlerin ta kendileridir.

103- Ve kim ki kendisinin tartılanları hafif gelirse, artık onlar o kimselerdir ki kendi benliklerini cehennemde sürekli kalıcılar olarak ziyana sokmuşlardır.

104- O ateş onların yüzlerini yalayacaktır ve onlar onun içinde (pişmiş kelle gibi) sırıtanlardır.

105- (Allah): "Benim delillerim size peşi sıra okunuyordu da, siz onları yalanlamakta olanlar değil miydiniz?" (demiştir).

106- 107- Onlar: "Ey Efendimiz, bizim haydutluğumuz bizim üzerimize galip gelmişti ve biz sapkın bir topluluk olmuştuk. Ey Efendimiz, sen bizi bundan çıkar, yok eğer biz tekrar geri dönersek, artık şüphesiz ki biz haksızlık yapanlarız" demişlerdir.

108- 109- 110- 111- O: "Siz, sinin onun içinde ve sakın benimle kelam etmeyin. Gerçek şu ki, benim kullarımdan bir bölük 'Ey Efendimiz biz inandık, artık sen bizi bağışla ve bize sürekli şefkat et ve sen şefkati süreklilerin en hayırlısısın' derlerdi de, siz onları bir küçümseme konusu edinmiştiniz ta ki onlar beni hatırlamayı size unutturana kadar. Siz de onlardan (bahsederken) gülenler idiniz. Şüphesiz ki ben onlara bugün direnç göstermeleri nedeniyle karşılık verdim. Şüphesiz ki onlar o başaranların ta kendileridir" demiştir.

112- O: "Siz o yerde (kabirlerde) seneler sayısınca nice kaldınız?" demiştir.

113- Onlar: "Biz, bir gün veya günün bir kısmı kaldık, artık sen o sayıcılara (bilgi) talep et" demişlerdir.

114- 115-O: "Eğer siz gerçekten bilenlerden olsaydınız, pek az süreden başka kalmadınız. Bizim sizi ancak ve ancak bir eğlencelik olarak yaratmış olduğumuzu ve sizin bize gerçekten döndürülmeyecek olduğunuzu hesap mı ettiniz?" demiştir.

116- Öyleyse gerçek hükümdar Allah, yücedir. O'ndan başka hiçbir tanrı yoktur. O, çok değerli tahtın da Efendisidir.

117- Ve kim Allah'ın beraberinde diğer bir tanrıyı da çağırırsa -ki kendisinin onun hakkında doğru sonuca götüren hiçbir delil yoktur- artık onun hesabı ancak ve ancak kendisinin Efendisinin yanındadır. Gerçek şu ki, o gerçeği örtenler başarıya eriştirilmez.

118- Ve sen de ki: "Ey Efendim, sen bağışla ve sürekli şefkat ve sen şefkati süreklilerin en hayırlısısın."


10 Ocak 2025 Cuma

HAC SURESİ ÇEVİRİSİ

1- Ey o insanlar, siz Efendinize karşı korunun. Şüphesiz ki o anın sarsıntısı, çok büyük şeydir.

2- Siz, onu göreceğiniz gün her bir emziren dişi emzirdiği şeyden terk edip kaçacaktır ve her bir yük sahibi kadın da kendisinin taşıdığını düşürecektir. Ve sen o insanları da sarhoşlar olarak göreceksin, oysa onlar sarhoş değillerdir fakat hakikat şu ki, Allah'ın azabı çetindir.

3- Ve o insanlardan kimi, hiçbir bilgi olmaksızın Allah hakkında söz dalaşı yapar ve her bir inatçı şeytana uyar.

4- Onun üzerine yazılmıştır ki: "Gerçek şu ki, kim ona yakınlaşırsa, şüphesiz ki artık o, onu saptıracaktır ve o çılgın ateşin azabına ilecektir." 

5- Ey o insanlar, eğer siz (yeniden) harekete geçirilmekten bir kuşku içinde iseniz bilin ki, şüphesiz biz sizi bir topraktan, sonra bir döllenmiş hücreden, sonra (rahme) asılan bir embriyodan, sonra yaratılışı belli belirsiz bir parça etten yarattık ki size (ölümden sonra dirilişi) açıklayalım. Ve biz dileyeceğimiz şeyi bir isimlenmiş süreye kadar o rahimlerde kararlı kılıyor, sonra biz sizi bir bebek olarak çıkarıyoruz, sonra sizin en çetinliğinize ulaşmanız için (sizi yaşatıyoruz). Ve sizden kiminin ömürleri tamamlanıyor ve kimi de o ömrün en aşağılığına geri döndürülüyor ki bilginin ardından hiçbir şey bilmesin. Ve sen o yeri kurumuş olarak görürsün. Artık biz onun üzerine o suyu indirdiğimiz zaman, o birden silkelenir ve kabarır ve her bir göz alıcı çiftten bitirir.

6- Bu böyledir, çünkü Allah o gerçeğin ta kendisidir ve şüphesiz ki O, o ölüleri (yeniden) yaşatacaktır ve şüphesiz ki O, her şeyin üzerine güç yetiricidir.

 7- Ve o an ki onda hiçbir kuşku yoktur o kesinlikle gelicidir ve şüphesiz ki Allah o gömütlerin içindeki kimseleri (yeniden) harekete geçirecektir.

8- 9- 10- Ve o insanlardan kimi, hiçbir bilgi ve bir yol gösterici ve bir ışık verici kitap olmaksızın Allah'ın yolundan saptırmak için yanını bükerek (kibirlenerek) Allah hakkında söz dalaşı yapar. O yakında bir rezillik onun içindir ve biz o kalkışın ona günü o yakıp mahvedicinin azabını da tattıracağız: "Bu, senin iki elinin öncelediğidir ve şüphesiz ki Allah o kullara asla haksızlık edici değildir" (diyeceğiz).

11- Ve o insanlardan kimi Allah'a (olması gereken yerine) bir uç üzerinde kulluk eder. Eğer ki ona bir hayır değdirilirse o, onunla yatışır. Ve eğer ona bir ayartma değdirilirse o, kendi yüzü üzerine çevrilir. O, o yakın (yaşam) da ve o sonraki (yaşamda) ziyan etmiştir. Bu, o apaçık ziyanın ta kendisidir.

12- O, Allah'ın berisinden kendisine zarar veremeyecek ve fayda veremeyecek şeyi çağırır. Bu, o uzak sapkınlığın ta kendisidir.

13- O, o kimseyi çağırır ki onun zararı faydasından kesinlikle daha yakındır. O, (çağırdığı) kesinlikle ne kötü yakındır ve kesinlikle ne kötü oymaktır. 

14- Şüphesiz ki Allah, inanmış ve o düzgün işleri işlemiş olan kimseleri bahçelere girdirecektir ki onların altından o nehirler akar. Şüphesiz ki Allah, ne isterse yapar.

15- Kim, Allah'ın o yakında ve o sonrakinde ona asla yardım edemeyeceği kanısına varıyorsa, hemen o göğe bir ulaşım imkanı uzatsın, sonra ( kendi nefesini) kessin de onun plânı öfkelenmekte olduğu şeyi giderecek mi artık baksın.

16- Ve biz onu apaçık belgeler olarak işte böyle indirdik. Ve şüphesiz ki Allah kimi isterse doğruya iletir.

17- Şüphesiz ki inanmış olan o kimseler ve dönmüş olan * (Yahudiler) ve o sabii ve o yardımcılar (Hristiyanlar) ve o mecusiler ve ortak koşmuş olan kimseler var ya. Şüphesiz ki Allah, o kalkışın günü onların arasını ayıracaktır. Şüphesiz ki Allah, her şeyin üzerine tanıklık edicidir.

*Hadu kelimesine "Dönmüş" anlamı verme gerekçemiz, Araf s. 156. ayetindeki bağlamına binaendir.

*Nasara kelimesine "Yardımcılar" anlamı verme gerekçemiz, Al-i İmran s. 52. ayetinde geçen bağlamına binaendir.

18- Sen görmedin mi şüphesiz ki Allah (öyle bir tanrıdır ki) o kimseler ki o göklerdedir ve o kimseler ki o yerdedir ve o güneş ve o ay ve o yıldızlar ve o dağlar ve o ağaçlar ve o canlılar ve o insanlardan bir çoğu, O'na boyun eğmektedir? Ve bir çoğunun üzerine de o azap gerçek olmuştur. Ve Allah kimi alçaltırsa, artık onun için hiçbir değer verici yoktur. Şüphesiz ki Allah, ne dilerse yapar.

19- 20- 21- 22- Bu ikisi, çekişen iki taraftır, kendilerinin Efendisi hakkında çekişmişlerdir. Şimdi o kimseler ki gerçeği örtmüşlerdir,  ateşten giysiler onlar için biçilmiştir. Başlarının üzerinden ise o kaynar su boşaltılacaktır. Onunla karınlarındaki şeyler ve o derileri eritilecektir. Ve demirden kamçılar onlar içindir. Kendileri, ondaki kederden her ne zaman çıkmak isteseler, onun içine tekrar geri döndürüleceklerdir ve: "Siz o yakıp mahvedicinin azabını tadın" (denilecektir).

23- Şüphesiz ki Allah inanmış ve o düzgün işleri işlemiş olan kimseleri bahçelere girdirecektir ki onların altından o nehirler akar, onlarda altından bileziklerden ve incilerden takınacaklardır. Ve onlardaki elbiseleri de bir ipektir.

24- Ve onlar, o sözden o temiz olana iletilmişlerdir. Ve onlar o övgüye lâyık olanın yoluna iletilmişlerdir.

25- Şüphesiz ki o kimseler gerçeği örtmüşler ve Allah'ın yolundan ve Mescidi Haram'dan uzaklaştırmaktadırlar ki biz onu onda (Mekke'de) o yerleşik olan ve o çölün ortasında olan o insanlar için denk yapmışızdır. Ve kim onda haksızlıkla eğriliğe sapmak isterse, biz ona çok acı verici azaptan tattıracağız.

26- 27- 28- 29- Ve bir zaman biz İbrahim'i o ev'in (Kabe'nin) yerine yerleştirmiş: "Sen, bana hiçbir şeyi sakın ortak koşma ve benim evimi, o etrafında dönerek yürüyenler ve o ayakta (kıyama) duranlar ve o saygıyla eğilip boyun eğenler için temizle. Ve sen o insanların içinde haccı duyur ki, onlar yaya olarak da ve her yorgun deve üzerinde de kendileri için faydalara tanık olmaları ve bilinmiş günlerde kendilerine rızık olarak verdiğimiz o gönenç sağlayan otçul hayvanlardan onların üzerine Allah'ın ismini hatırlamaları için her derin vadiden (aşarak) sana gelsinler. Artık siz de onlardan yiyin ve o sıkıntılı muhtaçlara da yedirin. Sonra onlar vucüt temizliklerini yerine getirsinler ve adaklarını tastamam yapsınlar ve o eski evin (Kabe'nin) etrafında dönerek yürüsünler" (demiştik).

 30- (Buyruğum) bu dur. Ve kim Allah'ın yasaklarına saygı gösterirse artık o, kendi Efendisinin yanında onun için daha hayırlıdır. Ve o gönenç sağlayan hayvanlar sizin için serbestleştirildi, size peşi sıra okunmakta olan şeyler başka, o halde siz o pislik olan putlardan uzak durun ve o sözün eğrisinden de uzak durun.

31- O'na ortak koşmaksızın, (fıtrat yasalarına göre) Allah'a meyledenler olarak. Ve kim Allah'a ortak koşarsa artık sanki o, o gökten yere düşmüş de o kuş onu kapıveriyordur veya o rüzgâr onu uzak bir yere kaydırıveriyordur.

32- (Buyruğum) bu dur. Ve kim Allah'ın farkındalıklarına saygı gösterirse, artık şüphesiz ki bu, o kalplerin korunma bilicindendir.

33- Onlarda bir isimlenmiş süreye kadar faydalar, sizin içindir. Sonra onların kesim yeri o eski ev (Kabe) dir.

34- Ve biz her bir toplum için, kendilerine rızık olarak verdiğimiz o gönenç sağlayan otçul hayvanlardan onların üzerine Allah'ın adını hatırlamaları için (hacc ve kurban gibi) zamanlı ve mekânlı bir kulluk görevi belirledik. O halde sizin tanrınız bir tek tanrıdır, artık siz de O'na teslim olun. Ve sen o tevazu sahiplerini müjdele.

35- Onlar öyle kimselerdir ki, Allah hatırlatıldığı zaman onların kalpleri ürperir ve onlar kendilerine değdirilen şeylere karşı o direnç gösterenler ve o kulluk görevini ayakta tutanlardır ve onlar bizim kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden de harcarlar.

36- Ve o iri bedenli develer, biz onları da sizin için Allah'ın farkındalıklarından yaptık. Onlardaki hayır sizin içindir. O halde onlar (kesim için) sıra sıra oldukları zaman, siz onların üzerine Allah'ın adını hatırlayın. Artık yanları üzeri düşüp kımıldamadıkları zaman da siz onlardan yiyin ve o tok gözlüye de ve aç gözlüye de yedirin. Biz onları size işte böyle boyun eğdirdik ki siz şükredesiniz.

37- Onların etleri ve kanları Allah'a asla ulaşmayacaktır. Fakat sizden o korunma bilinci O'na ulaşacaktır. Biz onları size işte böyle boyun eğdirdik ki sizi doğruya ilettiği şeye karşılık Allah'ı büyükleyesiniz. Ve sen o iyilik edenleri müjdele.

38- Şüphesiz ki Allah inanmış olan kimselerden (hainlerin kötülüklerini) savar. Şüphesiz ki Allah, her bir hainlikte direnen azılı gerçeği örtücüyü sevmez.

39- Onay verilmiştir o (inanan) kimseler için ki kendileriyle öldürüşülüyor. Çünkü onlar haksızlığa uğratılmıştır. Ve şüphesiz ki Allah, onlara yardım etmeye kesinlikle güç yetiricidir.

40- Onlar öyle kimseler ki sadece: "Bizim Efendimiz Allah'tır" demelerinden dolayı hiçbir haklı gerekçe olmaksızın yurtlarından çıkarılmışlardı. Ve eğer Allah o insanların bir kısmını bir kısmı ile savmasaydı, manastırlar ve kiliseler ve havralar ve mescidler kesinlikle yıkıp giderdi ki onların içinde Allah'ın adı çokça hatırlanmaktadır. Ve kendisine yardım eden kimseye, Allah da kesinlikle ve kesinlikle yardım edecektir. Şüphesiz ki Allah, kesinlikle mutlak kuvvetlidir, mutlak güçlüdür.

41- Onlar öyle kimselerdir ki, eğer biz onlara o yerde olanak sağlarsak, o kulluk görevini ayağa kaldırırlar ve o arınmayı yerine getirirler ve o benimsenmişi buyururlar ve o garipsenmişten vazgeçirirler. Ve o işlerin sonu, Allah'a aittir.

42- 43- 44- Ve eğer onlar seni yalanlıyorlarsa, onların öncesi Nuh'un topluluğu ve Ad ve Semud da kesinlikle yalanlamıştı. Ve İbrahim'in topluluğu ve Lût'un topluluğu ve Medyen'in arkadaşları da (yalanlamıştı). Ve Musa'da yalanlanmıştı, bunun üzerine ben de o gerçeği örtücülere mühlet vermiş, sonra da onları tutuvermiştim. Artık benim garipsemem nasıl olmuş?

45- Ve kasabadan nicesi vardı ki o haksızlık yapan haldeyken biz onu yok etmiştik. Artık o tavanlarının üzerine çökmüştür ve nice kuyu sahipsiz bırakılmış ve sağlam saray (çökmüş hale gelmiştir).

46- Şimdi onlar o yerde yürümediler mi, ki onların kalpleri olsun da kendileri onlarla bağlantı kursunlar veya onların kulakları olsun da kendileri onlarla işitsinler? Doğrusu gerçek şu ki, o gözler kör olmaz, fakat o göğüslerdeki kalpler kör olur.

47- Ve onlar, senin o azabı acele ettirmeni istiyorlar, oysa Allah kendisinin verdiği sözüne asla aykırı davranmayacaktır. Ve şüphesiz ki senin Efendinin yanında bir gün, sizin saymakta olduğunuz şeyden bin yıl gibidir.

48- Ve kasabadan nicesi vardı ki o haksızlık yapan haldeyken ben ona mühlet vermiş, sonra da onu tutuvermiştim. Ve o varış yeri yalnızca banadır.

49- Sen de ki: "Ey o insanlar, ben ancak ve ancak sizin için bir apaçık uyarıcıyım."

50- Şimdi, o kimseler ki artık inanmışlar ve o düzgün işleri işlemişlerdir, bir bağışlanma ve bir değerli rızık onlar içindir.

51- Ve o kimseler ki bizim delillerimiz hakkında yetersiz bırakıcılar olmaya çabalamışlardır, işte onlar o şiddetli ateşin arkadaşlarıdır.

52- Ve biz senden önce elçi ve haberciden hiçbirini göndermedik ki o, bir temennide bulunduğu zaman, o şeytan onun  temennisine (kuşku) atmasın. Allah, o şeytanın atmakta olduğu şeyi hemen yürürlükten kaldırır, sonra kendisinin delillerini sağlamlaştırır. Ve Allah, en iyi bilicidir, mutlak bilgedir.

53- (Böyle olması) o şeytanın atmakta olduğu şeyi bir hastalık kalplerinde olan ve o kalpleri katılaşan kimselere bir ayartma yapması içindir. Ve şüphesiz ki o haksızlık yapanlar, kesinlikle uzak bir ayrışma içindedir.

54- Ve (bir de) o kimselerin bilmesi için ki kendilerine o bilgi verilmiştir, şüphesiz ki o senin Efendinden o gerçektir, böylece ona inanmaları, böylece kendi kalplerinin ona tevazu duyması içindir. Ve şüphesiz ki Allah, inanmış olan kimseleri doğruluğunu koruyan yola kesinlikle ileticidir.

55- Ve gerçeği örtmüş olan kimseler ondan tereddüt içinde olmaktan geri kalmayacaktır ta ki o an onlara beklenmedik bir zamanda gelinceye veya bir kuru gün azabı kendilerine gelinceye kadar.

56- O hükümranlık, o gün Allah'ındır. O, onların arasında karar verecektir. Artık inanmış ve o düzgün işleri işlemiş olan kimseler, o gönenç bahçelerindedir.

57- Ve o kimseler ki gerçeği örtmüşler ve bizim delillerimizi yalanlamışlardır, işte onlar var ya, bir alçaltıcı azap kendileri içindir.

58- Ve o kimseler ki Allah'ın yolunda göçmüşler sonra öldürmüşler veya ölmüşlerdir, Allah onları kesinlikle ve kesinlikle bir iyi rızıkla rızıklandıracaktır. Ve şüphesiz ki Allah, o rızık vericilerin en hayırlısının ta kendisidir.

59- O, onları girilecek bir yere kesinlikle ve kesinlikle girdirecektir ki, onlar ona hoşnut olacaklardır. Ve şüphesiz ki Allah, kesinlikle en iyi bilicidir, yumuşak davranıcıdır.

60- Bu böyledir. Ve kim kendisine sonuçlandırılan kadar sonuçlandırır (karşılık verir) da, sonra kendisine karşı had aşılırsa, Allah ona kesinlikle ve kesinlikle yardım edecektir. Şüphesiz ki Allah, kesinlikle ve kesinlikle (hataları) yok sayıcıdır, çok bağışlayıcıdır.

61- Bu böyledir, çünkü Allah o geceyi o gündüzün içine geçirir ve o gündüzü de o gecenin içine geçirir ve şüphesiz ki Allah en iyi işiticidir, en iyi görücüdür.

62- Bu böyledir, çünkü Allah o gerçeğin ta kendisidir ve şüphesiz ki O'nun berisinden çağırmakta oldukları şeylerin ise o geçersizin ta kendisidir ve şüphesiz ki Allah çok yücenin çok büyüğün ta kendisidir.

63- Sen görmedin mi şüphesiz ki Allah o gökten bir su indirdi de, akabinde o yer yeşillenmiş oluverdi? Şüphesiz ki Allah, çok lutfedicidir, en iyi haber alıcıdır.

64- O göklerde ne varsa ve o yerde ne varsa O'nundur. Ve şüphesiz ki Allah kesinlikle, ihtiyaçsızın, övgüye çok lâyığın ta kendisidir.

65- Sen görmedin mi şüphesiz ki Allah o yerde ne varsa ve o su kütlesinde kendisinin buyruğu ile akmakta olan o gemileri, size boyun eğdirmiştir. Ve O, o göğü o yerin üzerine düşer diye tutmaktadır, (düşmesi için) kendisinin onayı olması başka. Şüphesiz ki Allah, o insanlara kesinlikle çok acıyıcıdır, şefkati süreklidir.

66- Ve O ki, sizi yaşattı. Sonra sizi öldürecek sonra sizi yine yaşatacaktır. Ve şüphesiz ki o insan kesinlikle çok nankördür.

67- Biz her bir topluma (hacc ve kurban gibi) zamanlı ve mekânlı bir kulluk görevi belirledik, onlar onu yerine getiricilerdir. O halde onlar bu buyruk hakkında seninle çekişmesinler. Ve sen Efendine çağır. Şüphesiz ki sen, kesinlikle doğruluğunu koruyan bir yol üzerindesin.

68- 69- Ve eğer onlar sana karşı söz dalaşı yaparlarsa, artık sen de ki: "Allah o şeyi daha iyi bilendir ki siz işliyorsunuz. Allah, o kalkışın günü sizin aranızda o şeyde karar verecektir ki siz onun hakkında aykırı düşmekte idiniz."

70- Sen bilmedin mi şüphesiz ki Allah o göklerde ve o yerde ne varsa bilir? Şüphesiz ki bu, bir kitaptadır. Şüphesiz ki bu, Allah'a göre kolaydır.

71- Ve onlar Allah'ın berisinden o şeylere kulluk ediyorlar ki O, onun hakkında bir yetki indirmemiştir. Ve yardımcılardan hiçbiri o haksızlık yapanlar için olmayacaktır.

72- Ve bizim delillerimiz ne zaman onlara apaçık olarak peşi sıra okunsa, sen o gerçeği örtmüş olan kimselerin yüzlerindeki o garipsemeyi tanırsın. Onlar bizim delillerimizi kendilerine peşi sıra okumakta olanların üzerine neredeyse saldıracaklar. Sen de ki: "Ben, size bundan daha şerli olanı haberlendireyim mi? O ateş ki, Allah onu gerçeği örtmüş olan kimselere söz vermiştir. Ve o ne kötü varış yeridir."

73- Ey o insanlar bir örnek ortaya konuldu, şimdi siz onu dinleyin. Şüphesiz ki sizin Allah'ın berisinden çağırmakta olduğunuz şeyler, bir sinek bile asla yaratamazlar ve eğer ki onun için toplansalar bile. Ve eğer o sinek onlardan bir şey kapsa, kendileri onu ondan çekip kurtaramazlar. O isteyen de ve o istenilmiş de zayıf.

74- Onlar Allah'ı, O'nun gerçek değerince değerlendiremediler. Şüphesiz ki Allah, kesinlikle mutlak kuvvetlidir, mutlak güçlüdür.

75- Allah, o meleklerden de elçiler seçer ve o insanlardan da. Şüphesiz ki Allah, en iyi işiticidir, en iyi görücüdür.

76- O, onların önlerinde ne varsa ve artlarında ne varsa bilir. Ve o işler yalnızca Allah'a döndürülecektir.

77- Ey inanmış olan kimseler, siz saygıyla eğilin ve boyun eğin ve Efendinize kulluk edin ve o hayrı yapın ki başarıya erişesiniz.

78- Ve siz Allah'ın uğrunda O'nun yolunda güç kullanmanın hakkını vererek güç kullanın. O, sizi derledi ve o yükümlülüğünüzde sizin üzerinize bir iç sıkıntısı koymadı. Atanız İbrahim'in inanç sistemi(nde de böyleydi). O, sizi o elçinin sizin üzerinize tanıklık edici olması ve sizin de o insanların üzerine tanıklık ediciler olmanız için, bundan önce ve bunda (Kur'an'da) "O teslim olanlar" olarak adlandırdı. O halde siz o kulluk görevini ayakta tutun ve o arınmayı yerine getirin ve Allah'a sımsıkı sarılın. O, sizin yakınınızdır. Artık O ne güzel yakındır ve ne güzel yardımcıdır.


1 Ocak 2025 Çarşamba

ENBİYA SURESİ ÇEVİRİSİ

1- O insanların hesapları yakınlaştı. Oysa onlar halâ bir duyarsızlık içinde ilgisiz kalıcılardır.

2- Onlara kendilerinin Efendisinden yenilenmiş hiçbir hatırlama gelmiyor ki, onu ancak oyuna alarak dinlememiş olsunlar.

3- Kalpleri (onunla) oyalananlar olarak (dinlerler). Ve o haksızlık yapmış olan kimseler gizlice konuştular da: "Bu, sizin örneğiniz bir beşerden başkası mıdır? Görmekte olduğunuz halde, artık o sihre mi geliyorsunuz? (dediler).

4- (Elçi): "Benim Efendim o yerdeki ve o gökteki o söyleneni bilir. Ve O, en iyi işiticidir, en iyi bilicidir" dedi.

5- Onlar: "Hayır (bunlar), hayallerin demetidir. Hayır onu o yakıştırdı. Hayır o bir şairdir. Öyleyse o bize o öncekilere gönderilişi gibi (gözle görülen) bir delil getirsin" dediler.

6- Onların öncesi (yok ettiğimiz) kasabadan hiçbiri inanmamıştı da biz onu yok etmiştik. Şimdi onlar mı inanacak?

7- Ve biz senin öncende de bir takım adamlardan başkasını göndermedik ki kendilerine vahyediyor olmayalım. Eğer siz bilmezler iseniz, haydi o hatırlama'nın (Tevrat'ın) mensuplarına (bilgi) talep edin.

8- Ve biz onları o yiyeceği yemez bedenler olarak da yapmadık. Ve onlar sürekli kalıcılar da olmamıştır.

9- Sonra biz onlara verdiğimiz o söze sadık kaldık da onları ve dileyeceğimiz kimseleri kurtardık ve o savurganlık yapanları da yok ettik.

10- Ant olsun ki biz size öyle bir kitap indirdik ki, sizin hatırlamanız gerekenler ondadır.  Siz hiç bağlantı kurmaz mısınız?

11- Ve biz kasabadan nicesini kırıp geçirdik ki o (kasaba) haksızlık yapıcı idi. Ve biz on(un yıkımın)dan sonra bir diğer topluluğu geliştirdik.

12- Ne zaman ki onlar bizim baskınımızı sezdiler, birden ondan (kasabadan) binitlerine vurarak kaçıyorlardı.

13-(Onlara): "Siz, binitlerinize vurup sakın kaçmayın ve dönün o şeye ki onun içinde refahla şımartılmıştınız ve dinginleşme yerlerinize ki (bilgi) talep edilesiniz" (denildi).

14- Onlar: "Eyvah bize, şüphesiz ki biz haksızlık yapanlar idik" dediler.

15- Artık onların bu çağrıları son bulmadı ta ki biz onları bir biçilen ekine, sönen ateşler haline getirinceye kadar.

16- Ve biz o göğü ve o yeri ve o ikisinin arasında ne varsa oyuncular olarak yaratmadık.

17- Eğer biz bir oyalanma edinmek isteseydik, onu kesinlikle kendi katımızdan edinirdik. Eğer biz yapanlardan olsaydık (böyle yapardık).

18- Hayır, biz o gerçeği o geçersizin üzerine atarız da o onu parçalar, artık bir bakmışsın o perişan oluvermiştir. Ve sizin nitelemekte olduğunuz şeylerden dolayı o perişanlık size olsun.

 19- Ve o kimseler ki o göklerde ve o yerdedir, O'nundur. Ve o kimseler ki O'nun yanındadır onlar O'na kulluk etmekten büyüklük taslamazlar ve hayıflanmazlar.

20- Onlar, o gece ve o gündüz tesbih ederler ve buna ara vermezler.

21- Yoksa onlar, o yerden bir takım tanrılar edindiler de, onlar mı (ölüleri yeniden) yayacaklar?

22- Eğer o ikisinde Allah'tan başka tanrılar olsaydı, kesinlikle her ikisi de bozulurdu. (Bozulmadığına göre) demek ki o tahtın Efendisi Allah, onların nitelemekte oldukları şeylerden münezzehtir.

23- O, yapacağı şeylerden (bilgi) talep edilmeyecektir. Oysa onlar (bilgi) talep edileceklerdir.

24- Yoksa onlar O'nun berisinden bir takım tanrılar mı edindiler? Sen de ki: "Siz sağlam kanıtınızı getirin. Bu, benim beraberimde olan kimselerin hatırlatması ve benim öncemdeki kimselerin de hatırlatmasıdır." Hayır, onların tamamı o gerçeği bilmezler de bu yüzden onlar ilgisiz kalıcılardır.

25- Ve biz senden önce de elçiden hiçbirini göndermedik ki ona: "Gerçek şu ki, benden başka hiçbir tanrı yoktur, öyleyse siz bana kulluk edin" diye vahyediyor olmayalım.

26- Ve onlar (melekler için): "Şefkati kapsamlı bir çocuk edindi" dediler. O, münezzehtir. Hayır, onlar değer verilmiş kullardır.

27- Onlar, o sözle (sözünün üstüne söz söyleyerek) O'nun önüne geçemezler ve onlar O'nun buyruğunu işlerler.

28- O, onların önlerinde ne varsa ve artlarında ne varsa bilir. Onlar eşlikçilik* de edemezler, o kimse için hariç ki  O hoşnut olmuştur, hem onlar O'nun çekincesinden korkuyla titreyenlerdir.

*Meleklerin eşlikçiliği yani şefaati için Fussilet s. 30. 31. ayetlerine bkz.

29- Ve onlardan kim: "Şüphesiz ki ben O'nun berisinden bir tanrıyım" derse, bu cehennemi biz ona karşılık olarak veririz. O haksızlık yapanlara biz işte böyle karşılık veririz.

30- Ve gerçeği örtmüş olan kimseler, o gökler ve o yer bitişik iken bizim o ikisinin arasını ayırmış olduğumuzu ve her bir canlı şeyi o suya bağlı olarak meydana getirdiğimizi görmedi mi? Onlar hala inanmayacaklar mı?

31- Ve biz o yerde onları sarsar diye sabitlikler yaptık. Ve biz onda geniş yollar da yaptık ki onlar (gidecekleri yolda) doğruyu bulalar.

32- Ve biz o göğü kollanıp gözetilmiş tavan olarak yaptık. Oysa onlar onun (göğün) delillerinden ilgisiz kalıcılardır.

33- Ve O ki, o geceyi ve o gündüzü ve o güneşi ve o ayı yarattı. Her biri bir yörüngede yüzmektedirler.

34- Ve biz senden önce de hiçbir beşeri o sürekli kalıcı kılmadık ki, eğer sen öldün de, onlar mı o sürekli kalıcılar olacak?

35- Her bir benlik o ölümü tadıcıdır. Ve biz sizi bir ayartma olarak o şerle ve o hayırla yoklayacağız. Ve siz yalnızca bize döndürüleceksiniz.

36- Ve o gerçeği örtmüş olan kimseler seni gördüğü zaman: "Tanrılarınızı hatırlayıp duran bu mu?" (diyerek) seni bir alay konusu olaraktan başka edinmiyorlar. Oysa onlar şefkati kapsamlının hatırlamasına karşı gerçeği örtücülerin ta kendileridir.

37- O insan aceleci olaraktan yaratılmıştır. Ben size yakında kendi (gözle görülen) delillerimi göstereceğim, o halde siz (bunları) benden sakın acilen istemeyin.

38- Ve onlar: "Eğer siz doğru söyleyenler iseniz, bu söz ne zaman (gerçekleşecek)?" diyorlar

39- Eğer o gerçeği örtmüş olan kimseler o ateşi yüzlerinden ve sırtlarından alıkoyamayacakları ve yardım edilmeyecekleri vakti bilseydi, (böyle demezlerdi).

40- Hayır, o onlara beklenmedik bir zamanda gelecektir de onları dehşete düşürecektir. Artık onlar geri döndürmeye güç yetiremeyeceklerdir ve bakılmayacaklardır.

41- Ve ant olsun ki senden önceki elçilerle de alay edilmişti, bu yüzden içlerinden küçümsemiş kimseleri sarıvermişti o şey ki kendileri, onunla alay ediyor idiler.

42- Sen de ki: "O geceleyin ve o gündüzleyin şefkati kapsamlıdan sizi kim koruyabilir?" Hayır, onlar kendilerinin Efendisinin hatırlatmasından ilgisiz kalıcılardır.

43- Yoksa kendilerini (azabımızdan) alıkoyabilecek bizim berimizden tanrılar onlar için midir? Oysa onlar (tanrılar) kendi benliklerine bile yardıma güç yetiremezler ve onlar bizden arkadaşlık da görmezler.

44- Hayır, biz bunları ve bunların atalarını yararlandırdık ta ki o ömür kendilerine uzun gelene kadar. Şimdi onlar gerçekten bizim o yere gelip onu uçlarından (günbegün) eksiltmekte olduğumuzu hiç görmezler mi? Şu durumda o yenenler onlar mıdır?

45- Sen de ki: "Ben sizi ancak ve ancak o vahiy ile uyarıyorum." Ve o sağırlar uyarılmakta oldukları zaman o çağrıyı işitmez.

46- Ve ant olsun ki eğer onlara senin Efendinin azabından bir esinti dahi dokunsa onlar, kesinlikle ve kesinlikle: "Eyvah bize, şüphesiz ki biz haksızlık yapanlar idik" diyeceklerdir.

47- Ve biz o kalkışın günü için hakkaniyet tartılarını koyacağız. Artık bir benliğe hiçbir şekilde haksızlık yapılmayacak. Ve eğer (işlediği) hardaldan bir tane ağırlığı dahi olsa, biz onu getireceğiz. Ve hesap görücüler olarak sadece biz yeteriz.

48- Ve ant olsun ki biz Musa'ya ve Harun'a o korunanlar için bir ışık ve bir hatırlama olarak o (doğru ile yanlışı) ayıranı verdik.

49- Onlar öyle kimselerdir ki, algılanamaz iken kendilerinin Efendisinden çekinirler ve onlar, o andan da korkuyla titreyenlerdir.

50- Ve bu da, bereket verilmiş bir hatırlatmadır ki biz onu indirmişizdir. Şimdi siz onu garipseyenler misiniz?

51- Ve ant olsun ki biz önceden İbrahim'e olgun davranış yeteneğini vermiştik. Ve biz onu biliciler idik.

52- Bir zaman o, kendi babasına ve topluluğuna: "Şu heykelller nedir ki siz onlara kapananlarsınız?" demişti.

53- Onlar: "Biz kendi atalarımızı onlara kulluk ediciler olarak bulduk" demişlerdi.

54- O: "Ant olsun ki siz ve sizin atalarınız bir apaçık sapkınlık içindesiniz." demişti.

55- Onlar: "Sen bize o gerçeği mi getirdin yoksa sen (bizimle) o oynayanlardan mısın?" demişlerdi.

56- 57- O: "Hayır, sizin Efendiniz o göklerin ve o yerin Efendisidir ki  onları O yarıp ortaya çıkarmıştır. Ve ben de bun(un böyle olduğun)a o tanıklık edenlerdenim. Ve Allah'a yemin olsun ki ben putlarınıza, siz arkalarınızı dönücüler olarak (başka tarafa) yakınlaşmanızdan sonra kesinlikle ve kesinlikle plân kuracağım" demişti.

58- Böylece o, onların büyüğü haricindekileri parçalar haline getirmişti ki onlar ona (sormak için) dönebilsinler.

59- Onlar: "Bunu bizim tanrılarımıza kim yaptıysa şüphesiz ki o, kesinlikle o haksızlık yapanlardandır" demişlerdi.

60- Onlar: "Biz, kendisine İbrahim denilen bir gencin onları hatırlayıp durduğunu işitmiştik" demişlerdi. 

61- Onlar: "Öyleyse siz de onu o insanların gözlerinin önüne getirin ki onlar (onun sorgusuna) tanık olsunlar" demişlerdi.

62- Onlar: "Bunu bizim tanrılarımıza sen mi yaptın ey İbrahim?" demişlerdi.

63- O: "Hayır, onu onların şu büyüğü yapmıştır. Eğer konuşabilir iseler, haydi siz onlara (bilgi) talep edin" demişti.

64- Bunun üzerine onlar kendi benliklerine dönmüşlerdi de: "Şüphesiz ki sizler o haksızlık yapanların ta kendilerisiniz" demişlerdi.

65- Sonra onlar yine kafalarının (inançlarının) üzerine geri döndürülmüşler: "Ant olsun ki şunların konuşamayacaklarını sen de bilmişsindir" (demişlerdi).

66- 67- O: "O halde siz Allah'ın berisinden hiçbir şekilde size fayda veremeyecek ve size zarar da veremeyecek şeylere mi kulluk ediyorsunuz? Yuh olsun size ve sizin Allah'ın berisinden kulluk etmekte olduğunuz şeylere. Siz hiç bağlantı kurmaz mısınız?" demişti.

68- Onlar: "Eğer siz yapıcılar iseniz, onu yakıp mahvedin ve böylelikle tanrılarınıza yardım edin" demişlerdi.

69- Biz de: "Ey ateş, sen İbrahim'e karşı serin ve (yakıcılıktan) selamet ol" demiştik.

70- Ve onlar, ona bir plân kurmak istemişlerdi de biz de onları o en ziyan edenler haline getirmiştik.

71- Ve biz onu ve Lut'u o yere (ulaştırarak) kurtarmıştık ki biz onda tüm insanlar için bereketler bolluklar meydana getirmiştik.

72- Ve biz ona İshak'ı ve bir fazlalık olarak Yakub'u da bahşetmiştik. Ve biz her birini düzgünlerden yapmıştık.

73- Ve biz onları buyruğumuzla doğruya iletir önderler yapmıştık. Ve biz onlara o hayırları yapmayı ve o kulluk görevini ayakta tutmayı ve o arınmayı yerine getirmeyi de vahyetmiştik. Ve onlar bize kulluk ediciler idi.

74- Ve Lut, biz ona bir karar yeteneği ve bir bilgi vermiştik. Ve biz onu o kasabadan kurtarmıştık ki o (nun halkı) murdarlıkları işliyor idi. Şüphesiz ki onlar itaatten çıkmış bir kötü topluluk idi.

75- Ve biz onu kendi şefkatimize girdirmiştik. Şüphesiz ki o, o düzgünlerden idi.

76- Ve Nuh, hani o önceden (bize) seslenmişti de, biz de onu cevaplandırmış, böylece biz onu ve onun mensuplarını o büyük çıkmazdan kurtarmıştık.

77- Ve biz ona o topluluktan dolayı yardım etmiştik ki onlar bizim delillerimizi yalanlamışlardı. Şüphesiz ki onlar bir kötü topluluk idi, bu yüzden biz de onları toplu olarak batırmıştık.

78- Ve Davud ve Süleyman, hani ikisi o ekin hakkında karar veriyorlardı, bir zaman o topluluğun koyun sürüsü onun içinde yayılmıştı. Ve biz onların kararlarına tanıklık ediciler idik.

79- Böylece biz onu Süleyman'a belletmiştik. Ve biz her birine bir karar yeteneği ve bilgi vermiş ve Davud'a o dağları ve o kuşları boyun eğdirmiştik onun beraberinde tesbih ederlerdi. Ve biz (bunları) yapıcılar idik.

80- Ve biz ona sizi savaş (sıkınt)ınızdan koruması için, (demir) elbise üretimini öğretmiştik. Artık siz şükredenler misiniz?

81- Ve Süleyman'a da onun buyruğuyla o yere akar fırtınayı (boyun eğdirmiştik) ki biz onda bereketler bolluklar meydana getirmiştik. Ve biz (onun yaptığı) her bir şeyi biliciler idik.

82- Ve o şeytanlardan o kimseleri ki onun için dalgıçlık yapıyorlardı ve bunun berisinden bir iş işleyenleri de (boyun eğdirmiştik). Ve biz onları kollayıp gözeticiler idik.

83- Ve Eyyub, hani kendisinin Efendisine: "Şüphesiz ki bana o zarar dokundu ve sen şefkati süreklilerin en şefkati süreklisisin" diye seslenmişti.

84- Bunun üzerine biz de onu cevaplandırmış ve ondaki zarardan ne varsa kaldırmıştık ve biz ona kendi yanımızdan bir şefkat ve kulluk edenlere bir hatırlatma olarak kendi mensuplarını ve bir de onların beraberinde onların bir örneğini daha vermiştik.

85- Ve İsmail ve İdris ve Zülkifl. Her biri o direnç gösterenlerdendi.

86- Ve biz onları kendi şefkatimize girdirmiştik. Şüphesiz ki onlar o düzgünlerdendi.

87- Ve balık sahibi, hani hiddetli olarak gitmişti de bizim kendisinin üzerine asla güç yetiremeyeceğimiz kanısına var(ıp kaç)mıştı da o karanlıkların içinde: "Senden başka tanrı yok, seni tenzih ederim. Şüphesiz ki ben o haksızlık yapanlardan oldum" diye seslenmişti.

88- Bunun üzerine biz de onu cevaplandırmış ve onu o kederden kurtarmıştık. Ve biz o inananları işte böyle kurtarırız.

89- Ve Zekeriyya, hani kendisinin Efendisine: "Ey Efendim, sen beni tek başıma olarak bırakma. Ve sen o varislerin en hayırlısısın" diye seslenmişti.

90- Bunun üzerine biz de onu cevaplandırmış ve ona Yahya'yı bahşetmiş, (bunun gerçekleşmesi için de) ona eşini düzgünleştirmiştik (doğuracak hale getirmiştik). Şüphesiz ki onlar o hayırlarda koşuşuyorlar ve bizi ilgi duyarak ve sakınarak çağırıyorlar idi. Ve onlar bize saygıyla baş eğenler idi.

91- Ve o (Meryem) ki kendisinin ırzını korumuştu da biz ona esintimizden (yaşam verme gücümüzden) üflemiş ve onu ve kendi oğlunu o tüm insanlara (gözle görülen) bir delil yapmıştık.

92- Şüphesiz ki bu sizin toplumunuz, bir tek toplumdur. Ve ben de sizin Efendinizim. O halde siz de bana kulluk edin.

93- Ve onlar işlerini kendilerinin arasında büsbütün kestiler. Her biri bize dönücülerdir.

94- O halde kim kendisi bir inanan olarak o düzgünlüklerden işlerse, artık kendisinin çabalaması için hiçbir nankörlük olmayacaktır. Şüphesiz ki biz onun için yazıcılarız.

95- Ve (bu yazma) bir kasabanın üzerine yasaktır ki biz onu yok et(meyi iste)mişizdir, şüphesiz ki onlar (inanmaya) dönmezler.

96- (Bu durum) ta ki Ye'cüc ve Me'cüc(ü engelleyen set) açıldığı ve onlar her tepeden akın edecekleri zamana kadar (sürecektir).

97- Ve gerçek söz yakınlaşmıştır, durum o dur ki o gerçeği örtmüş olan kimselerin gözleri birden dona kalır (pişmanlıkla şöyle derler): "Eyvah bize, biz kesinlikle bundan bir duyarsızlık içinde idik. Hayır, biz haksızlık yapanlar idik."

98- Şüphesiz ki siz ve sizin Allah'ın berisinden kulluk etmekte olduğunuz şeyler, cehennem yakıtısınız. Siz ona varıcılarsınız.

99- Eğer onlar (gerçek) tanrılar olsaydı, ona varmayacaklardı. Ve her biri onun içinde sürekli kalıcılardır.

100- Onun içinde bir inilti onlar içindir. Ve onlar onun içinde (kurtuluş haberi de) işitmeyeceklerdir.

101- Şüphesiz ki o kimseler kendileri için bizden o iyilik (sözü) öne geçmiştir, işte onlar ondan uzaklaştırılmışlardır.

102- Onlar, onun sezgisini dahi işitmeyeceklerdir. Ve onlar kendi benliklerinin şiddetle arzu duyduğu şeylerin içinde sürekli kalıcılardır.

103- O en büyük dehşet onları üzmeyecek ve o melekler onları karşılayacak: "Bu, sizin gününüzdür ki siz ona söz verilmekte idiniz" (diyecektir).

104- O gün biz göğü o kitapların tomarını dürer gibi düreceğiz, ilk yaratmaya başladığımız gibi onu tekrar geri döndüreceğiz. (Bu), bir söz olarak bizim üzerimizdedir. Şüphesiz ki biz (önceden de sözümüzün gereğini) yapıcılar idik.

105- Ve ant olsun ki biz o Hatırlama (Tevrat) nın ardından o yazılı metin (Zebur) de: "Şüphesiz ki o yer, ona benim o düzgün kullarım varis olacaktır" yazdık.

106- Şüphesiz ki kulluk eden bir topluluk için bir ulaştırma, kesinlikle bundadır.

107- Ve biz seni tüm insanlar için bir şefkat olaraktan başka göndermedik.

108- Sen de ki: "Bana ancak ve ancak şu vahyediliyor, sizin tanrınız ancak ve ancak bir tek tanrıdır. O halde siz teslim olanlar mısınız?"

109- 110- 111- Yok eğer onlar (başka tarafa) yakınlaşırlarsa, artık sen de ki: "Ben size bir denklik üzere duyurdum. Ve sizin söz verilmekte olduğunuz şey yakın mıdır yoksa uzak mıdır ben akıl erdiremiyorum. Şüphesiz ki O, o söylenenden açığa vurulanı da bilir ve içinzde tutmakta olduğunuz şeyi de bilir. Ve bir ayartma ve belirli bir vakte kadar bir yararlanma belki sizin içindir ben (buna da) akıl erdiremiyorum."

112- (Elçi): "Ey Efendim, sen o gerçek ile karar ver. Ve bizim Efendimiz şefkati kapsamlıdır, sizin nitelemekte olduğunuz şeylere karşı o destek istenendir" dedi.