20 Şubat 2026 Cuma

KALEM SURESİ ÇEVİRİSİ

1- Nun, o kaleme ve satır satır yazmakta olduğu şeylere ant olsun ki.

2- Sen, Efendinin gönenciyle asla bir cinlenmiş değilsin.

3- Ve şüphesiz ki borç yüklenmemiş bir ödül, kesinlikle senin içindir.

4- Ve şüphesiz ki sen, kesinlikle çok büyük bir gelenek üzerindesin.

5- 6- Artık yakında sen de göreceksin ve onlar da görecekler, hanginiz o ayartılmış.  

7- Şüphesiz ki senin Efendin ki O, kendisinin yolundan sapmış olan kimseyi daha iyi bilendir ve O, o doğruya iletilenleri de daha iyi bilendir.

8- O halde sen, o yalanlayıcılara sakın itaat etme.

9- Onlar arzu ettiler ki eğer sen (taviz vererek) yumuşatasın, buna karşılık onlar da (tavırlarını) yumuşatsınlar.

10-11- 12- 13- 14- Ve sen sakın itaat etme her çok yeminci değersize, (onu bunu) çekiştirip durana, laf getirip götürmek için çokça ilerleyene, hayra karşı çok alıkoyucuya, aşırı giden günahkara, sertçe sürükleyici, aynı zamanda soysuza, malın ve oğulların sahibi oldu diye.

15- Bizim delillerimiz ona ne zaman peşi sıra okunsa: "(Bu), o ilklerin söylenceleridir" der.

16- Biz, yakında ona hortumun(un) üzerini işaretleyeceğiz.

17- 18- Şüphesiz ki biz o bahçenin arkadaşlarını yokladığımız gibi onları da yokladık. Bir zaman kendileri sabahlayanlar iken onu kesinlikle devşireceklerine kasem etmişlerdi. Ve onlar (herhangi bir durumu veya başkalarının hakkını) istisna etmemişlerdi.

19- 20- Ne var ki onlar uyuyanlar iken onun üzerini senin Efendinden bir dolaşıcı dolaşmış, böylece o (bahçe) devşirilmiş hale gelivermişti.

21- 22- Derken onlar sabahlayanlar iken: "Eğer siz devşiriciler iseniz, ekininizin üzerine sabah erkenden varın" diye birbirlerine seslenmişlerdi.

23- 24- Aynı zamanda onlar aralarında alçak sesle konuşarak: "Bugün hiçbir çaresiz sizin üzerinize ona sakın sakın girmesin" diye hareketlenmişlerdi.

25- Ve onlar (çaresizleri üründen) mahrum bırakmaya güç yetiriciler olarak sabah erkenden (o niyetle bahçeye) varmışlardı.

26- 27- Ne zaman ki onlar onu gördüler: "Şüphesiz ki biz kesinlikle (bahçenin yolunu) sapıtanlarız. Doğrusu biz (ürün almaktan) yasaklanmışlarız" demişlerdi.

28- Onların en dengelisi: "Ben size 'Tesbih ediyor olmalı değil misiniz?' dememiş miydim?" demişti.

29- Onlar da: "Efendimizi tenzih ederiz, şüphesiz ki biz haksızlık yapanlar idik" demişlerdi.

30- Artık onların bir kısmı bir kısma dönmüş birbirlerini kınıyorlardı.

31- 32- Onlar: "Vay halimize, şüphesiz ki biz taşkınlık yapanlar idik. Efendimizin ondan daha hayırlısını bize değiştirmesi umulur, şüphesiz ki biz Efendimize ilgi duyanlarız" demişlerdi.

33- (Yakın yaşamda) o azap işte böyledir. Ve o sonraki (yaşamın) azabı ise, kesinlikle daha büyüktür. Eğer onlar biliyor olsalardı (böyle yapmazlardı). 

34- Şüphesiz ki kendilerinin Efendisinin yanında o gönenç bahçeleri o korunanlar içindir.

35- O halde biz o teslim olanları, o suç işleyenler gibi mi tutacağız?

36- Size ne oluyor, nasıl karar veriyorsunuz?

37- Yoksa bir kitap sizin için midir ki onu belliyorsunuz?

38- Onda: "Seçip beğendiğiniz şeyler, şüphesiz ki sizin içindir" (mi yazıyor?)

39- Yoksa: "Karar vermekte olduğunuz şeyler, şüphesiz ki sizin içindir" diye bizim üzerimizdeki o kalkışın gününe kadar ulaşan yeminler, sizin için midir?

40- Sen onlara (bilgi) talep et, onların hangisi buna garanti verici?

41- Yoksa ortaklar onlar için midir? Eğer onlar doğru söyleyenler iseler, haydi ortaklarını getirsinler.

42- O gün ki bacaktan örtü kaldırılacak (paçalar tutuşacak her şey ayan beyan ortaya çıkacak) ve onlar o boyun eğmeye çağrılacaklar, ne var ki onlar güç yetiremeyecekler.

43- Onların gözleri öne eğilen olarak kendilerini bir aşağılanma basacak. Oysa onlar salimler (hiçbir engelleri yok) iken o boyun eğmeye çağrılıyorlar idi.

44- O halde sen beni o kimseyle (baş başa) bırak ki o bu sözü yalanlamaktadır. Biz onları bilemeyecekleri yerden yakında kademe kademe (azaba) yaklaştıracağız.

45- Ve ben onlara mühlet veriyorum. Şüphesiz ki benim plânım sağlamdır.

46- Yoksa sen onlardan bir ödül talep ediyorsun da onlar ağır bir borçtan dolayı ezilmişler midir?

47-  Yoksa o algılanamayanan(ın bilgisi) onların yanındadır da onlar (oradan) mı yazıyorlar?

48- Artık sen kendi Efendinin kararına (uyarak görevinde) direnç göster ve sakın o balığın arkadaşı gibi olma. Hani o kederlenmiş bir halde seslenmişti.

49- Eğer ona kendi Efendisinden bir gönencin yetişmesi olmasaydı, o kesinlikle o çıplak alana yerilmiş olarak atılacaktı.

50- Sonunda kendi Efendisi onu derleyip topladı böylece onu o düzgünlerden kıldı.

51- Ve şüphesiz ki gerçeği örtmüş olan kimseler o hatırlatmayı işittiklerinde, neredeyse seni gözleriyle kaydıracaklardı ve (senin için): "Şüphesiz ki o kesinlikle bir cinlenmiştir" diyorlar.

52- Ve o, o tüm insanlar için bir hatırlatmadan başkası değildir.


18 Şubat 2026 Çarşamba

MÜLK SURESİ ÇEVİRİSİ

1-  Bereketi sonsuzdur ki O, o hükümranlık kendi elindedir. Ve O, her şeyin üzerine güç yetiricidir.

2- O ki, ölümü ve hayatı yarattı ki hanginiz iş bakımından daha iyi sizi yoklasın. Ve O, mutlak güçlüdür, çok bağışlayıcıdır.

3- O ki, o yedi göğü tabaka halinde yarattı. Sen, şefkati kapsamlının yaratışında hiçbir uyumsuzluk görmüyorsun. Şimdi sen o bakışı (o göğe) döndür herhangi bir yarık görecek misin?

4- Sonra sen o bakışı tekrar tekrar (göğe) döndür, o bakış aşağılık ve bitkin halde sana çevrilecektir.

5- Ve ant olsun ki biz o yakın göğü kandillerle süsledik ve onları o şeytanlar için bir taşlama yaptık ve o çılgın ateşin azabını onlar için hazırladık.

6- Ve cehennem azabı, kendilerinin Efendisini(nden gelen) gerçeği örtmüş olan kimseler içindir. Ve ne kötüdür o varış yeri.

7- Ona atıldıkları zaman, onun kaynar haldeki homurtusunu işitecekler.

8- O, neredeyse o öfkeden dolayı çatlayacak. Her ne zaman ona bir bölük atılsa, onun görevlileri onlara: "Size bir uyarıcı gelmedi mi?" diye (bilgi) talep edecek.

9- Onlar da: "Evet öyle, bize kesinlikle bir uyarıcı gelmişti de biz yalanlamış ve demiştik ki Allah hiçbir şey indirmedi, siz bir büyük sapkınlık içinde olandan başkası değilsiniz" demişlerdir.

10- Ve onlar yine: "Eğer biz dinliyor veya bağ kuruyor olsaydık, o çılgın ateşin arkadaşları içinde olmayacaktık" demişlerdir.

11- Böylece onlar peşlerine takılı suçlarını tanıtmışlardır. Artık (şefkatten) uzaklık, o çılgın ateşin arkadaşlarına olsun.

12- Şüphesiz ki o kimseler (Onu) algılayamadıkları halde kendilerinin Efendisinden çekinmektedirler, bir bağışlama ve bir büyük ödül, onlar içindir.

13- Ve siz sözünüzü gizleyin veya onu açığa vurun. Şüphesiz ki O, o göğüslerin sahip olduğu her şeyi en iyi bilicidir.

14- O kimse hiç bilmez mi ki O yarattı? Ve O, çok lutfedicidir, en iyi haber alıcıdır.

15- O ki, o yeri alçalmış hale sizin için getirdi, o halde siz de onun omuzlarında adımlayın ve O'nun rızkından yiyin. Ve (dirilerek) yayılma yalnızca O'nadır.

16- Siz güvende misiniz o gökteki kimsenin sizi o yere geçirmesinden? Bir de bakmışsınız o çalkalanıyor.

17- Yoksa siz güvende misiniz o gökteki kimsenin sizin üzerinize bir kızgın taş fırtınası göndermesinden? Artık benim uyarım nasılmış siz yakında bileceksiniz.

18- Ve ant olsun ki kendilerinden önceki kimseler de yalanlamıştı, artık benim garipsemem nasıl olmuş?

19- Ve onlar o kuşları görmediler mi onların üstünde sıra sıra halinde ve kanat çırpıyorlar? Onları şefkati kapsamlıdan başkası tutmuyor. Şüphesiz ki O, her bir şeyi en iyi görücüdür.

20- Yoksa o kimse şu mu ki kendisi şefkati kapsamlının berisinden size yardım edecek ordunuz? O gerçeği örtücüler bir aldanış içinde olandan başkası değildir.

21- Yoksa o kimse şu mu ki size rızık verecek eğer O, kendisinin (size verdiği) rızkını tutsa. Hayır onlar bir nefret ve itaatsizlik içinde olmayı inatla devam ettirdiler.

22- Öyleyse o kimse ki kendisinin yüzü üzeri kapanarak yol almaktadır o mu daha doğrudur? Yoksa o kimse ki denk olarak doğruluğunu koruyan yol üzerinde yol almaktadır o mu (daha doğrudur)?

23- Sen de ki: "O ki, sizi geliştirdi ve o işitmeyi ve o görmeleri ve o gönülleri sizin için var etti. Siz pek az olsun şükretmiyorsunuz."

24- Sen de ki: "O ki, sizi o yerde yaydı ve siz yalnızca O'na sürülüp toplanacaksınız."

25- Ve onlar: "Eğer siz doğru söyleyenler iseniz, bu söz ne zaman (gerçekleşecek)?" diyorlar.

26- Sen de ki: "O bilgi ancak ve ancak Allah'ın yanındadır ve ben ancak ve ancak bir apaçık uyarıcıyım."

27- Ne zaman ki onlar onu yakın olarak gördüler, gerçeği örtmüş olan kimselerin yüzleri kötüleşecek ve onlara: "Bu, o şeydir ki siz onu çağırmaktaydınız" denilecek.

28- Sen de ki: "Bana söyleyin, eğer Allah beni ve beraberimdeki kimseleri yok etse veya bize sürekli şefkat etse, artık kimdir o gerçeği örtücüleri çok acı verici azaptan himaye edecek?"

29- Sen de ki: "O, şefkati kapsamlıdır, biz O'na inandık ve yalnızca O'nu güvenip dayndık. Artık siz yakında bileceksiniz, kimmiş kendisi o apaçık bir sapkınlık içinde olan."

30- Sen de ki: "Bana söyleyin, eğer sizin suyunuz dibe çekilecek olursa, artık kim size bir su gözesini getirecek?"


16 Şubat 2026 Pazartesi

TAHRİM SURESİ ÇEVİRİSİ

 1- Ey o haberci, sen kendi eşlerinin hoşnutluğunun peşine düşerek o şeyi niçin (kendine) yasaklaştırıyorsun ki Allah onu sana serbestleştirmiştir? Ve Allah, çok bağışlayıcıdır, şefkati süreklidir.

2- Allah, yeminlerinizin serbestleşmesini sizin için kesinlikle (kefaret karşılığı) belirlemiştir. Ve Allah, sizin yakınınızdır. Ve O, en iyi bilicidir, mutlak bilgedir.

3- Ve hani o haberci, kendi eşlerinin bazısına bir söz gizlemişti. Ne zaman ki o (eş) onu (diğer eşe) haberlendirdi ve onu da Allah ona (haberciye) açığa çıkardı, o (haberci) onun bir kısmını (eşine) tanıtmış ve bir kısmından da ilgisiz kalmıştı. Ne zaman ki o (haberci) onu, kendisine (eşine) haberlendirdirdi, o (eş) de: "Bunu sana kim haberlendirdi?" demişti. O (haberci): "Beni en iyi bilici, en iyi haber alıcı haberlendirdi" demişti.

4- Eğer siz ikiniz Allah'a itaate dönerseniz, (Allah'da size lütufla döner), çünkü ikinizin kalpleri (yanlışa) meyletmiştir. Ve eğer siz ikiniz ona karşı sırt sırta verirseniz, artık şüphesiz ki Allah, onun yakınının ta kendisidir ve Cibril ve inananların düzgünleri de. Ve bunun ardından o melekler de (yakınıdır).

5- Eğer o, sizin evlilik bağınızı çözerse, kendi Efendisinin ona sizden daha hayırlı eşlerle değiştirmesi umulur ki onlar, teslim olan, inanan, gönülden bağlanan, itaate dönen, kulluk eden, (Allah'ın yolunda) dolaşan dullar ve bakirelerdir.

6- Ey inanmış olan kimseler, siz kendi benliklerinizi ve kendi mensuplarınızı bir ateşten koruyun, onun yakıtı o insanlar ve o taşlardır, kaskatı çetin melekler onun üzerindedir, onlar Allah'ın kendilerine buyurduğu şeye baş kaldırmazlar ve buyuruldukları şeyi yaparlar.

7- (O melekler ateştekilere): "Ey gerçeği örtmüş olan kimseler, siz bugün sakın gerekçe göstermeyin. Siz ancak ve ancak işlemekte olduğunuz şeylere karşılık görüyorsunuz" (diyeceklerdir).

8- Ey inanmış olan kimseler, siz Allah'a içtenlikli bir dönüşle itaate dönün. Efendinizin sizden kötülüklerinizi örtmesi ve sizi bahçelere girdirmesi umulur, onların altından o nehirler akar. O gün Allah o haberciyi ve onun beraberindeki inanmış olan kimseleri rezil etmeyecektir. Onlar, kendilerinin ışığı önlerinde ve sağlarında olduğu halde koşacak: "Ey Efendimiz, sen bize ışığımızı tamamla ve bizi bağışla. Şüphesiz ki sen her şeyin üzerine güç yetiricisin" diyeceklerdir.

9- Ey o haberci, sen o azılı gerçeği örtücülere ve o ikiyüzlülere karşı güç kullan ve onlara karşı kaskatı ol. Ve onların sığınacak yeri cehennemdir. Ve o ne kötü varış yeridir.

10- Allah, gerçeği örtmüş olan kimselere örnek olarak Nuh'un karısını ve Lut'un karısını ortaya koydu. O ikisi, bizim kullarımızdan iki düzgün kulun (nikahı) altında idiler, böyle iken o ikisine ihanet ettiler de o ikisi (kocaları) Allah'tan (gelen azaba karşı) o ikisinden hiçbir şeyi asla ihtiyaçsız kılamadı ve ikisine: "İkiniz, o ateşe girenlerin beraberinde girin" denildi.

11- Ve Allah, inanmış olan kimselere örnek olarak da Firavun'un karısını ortaya koydu. Bir zaman o: "Ey Efendim, sen bana kendi yanından o bahçede bir ev yap ve beni Firavun'dan ve onun işinden kurtar ve beni o haksızlık yapanlar topluluğundan kurtar" demişti.

12- Ve İmran'ın kızı Meryem ki kendi ırzını korumuştu da biz ona esintimizden üflemiştik ve o da kendi Efendisinin kelimelerini ve kitaplarını doğrulamış ve o gönülden bağlananlardan olmuştu.


15 Şubat 2026 Pazar

TALAK SURESİ ÇEVİRİSİ

1- Ey o haberci, siz o kadınların evlilik bağını çözeceğiniz zaman, artık onların bağını bekleme süresi içinde çözün ve o bekleme süresini de sayın. Ve siz Efendiniz olan Allah'a karşı korunun. Siz, onları sakın evlerinden çıkarmayın ve onlar da sakın çıkmasınlar, onların bir apaçık hayasızlık (suçu) getirmeleri başka. Ve bu, Allah'ın sınırlarıdır. Ve kim Allah'ın sınırlarına karşı aşırı giderse, artık o kesinlikle kendi benliğine haksızlık yapmıştır. Sen sezemezsin umulur ki Allah bundan sonra bir iş (durum) oluşturur.

2- Artık onlar (iddet) sürelerine ulaştığı zaman, siz onları o benimsenmişe göre elde tutun veya benimsenmişe göre ayrılın ve içinizden iki eşitlik sahibini de tanıklandırın ve tanıklığı Allah için ayakta tutun. Bu size öğüttür, onunla Allah'a ve o sonraki güne inanmakta olan kimse (öğütleniyor). Ve kim Allah'a karşı korunursa, O ona bir çıkış yolu oluşturur.

3- Ve O, ona hesaplamayacağı yerden rızık verir. Ve kim Allah'a güvenip dayanırsa artık O, ona yeterlidir. Şüphesiz ki Allah kendi buyruğunu ulaştırıcıdır. Allah, her şey için kesinlikle bir ölçü koymuştur.

4- Ve kadınlarınızdan o hayızdan ümit kesmiş olan kimseler ki, eğer siz kuşkulanırsanız, artık onların iddetleri üç aydır ve o kadınlar ki hayız görmediler* (onlar için de üç aydır). Ve o yüklerin sahiplerinin süreleri ise, yüklerini doğurmalarıdır. Ve kim Allah'a karşı korunursa, O ona kendi buyruğundan bir kolaylık oluşturur. 

* Lem yehidne kelimesine ilişkin yapılan tefsirlere bakıldığında, bu kelime ile hayız görmeyen küçük çocukların kast edildiği yönünde yorumlara rastlamaktayız. Ayette geçen Nisaüküm yani kadınlarınız ifadesine bakıldığında kadınlardan sıhhi nedenlerden ötürü hayız görmeyenlerin (tıp dilinde amenore) olması daha doğru bir yaklaşım olacaktır, çünkü Allah c.c. hayız görmeyen bir kız çocuğunu kadın olarak vasıflandırmamıştır.

5- Bu, Allah'ın buyruğudur O onu size indirmiştir. Ve kim Allah'a karşı korunursa, O onun kötülüklerini ondan örter ve onun için bir ödül büyültür.

6- Siz onları dinginleştiğiniz yerin bir kısmında (imkan) bulabildiğinizce dinginleştirin ve onları darlandırmanız için kendilerine sakın zarar vermeyin. Ve eğer onlar yük sahipleri iseler, artık siz onlar yüklerini doğuruncaya kadar onlara harcama yapın. Eğer ki onlar sizin için (çocuğu) emzirirlerse, artık siz de onlara ödüllerini verin. Ve siz benimsenmişe göre aranızda karşılıklı danışın. Ve eğer siz karşılıklı zorlanırsanız, artık (çocuğu) onun (babası) için bir diğeri emzirebilir.

7- (Maddi) kapsayıcılık sahibi, kendi (maddi) kapsayıcılığının bir kısmından harcama yapsın. Ve kimin rızkı kendisine ölçülmüş (kısıtlanmış) ise, artık o da Allah'ın kendisine verdiği şeyin bir kısmından harcama yapsın. Allah bir benliği kendisine verdiği şeyden başkasıyla sorumlu tutmaz. Allah, bir zorluktan sonra bir kolaylık oluşturacaktır.

8- 9- Ve kasabadan nicesi vardı ki kendi Efendisinin ve O'nun elçisinin buyruğundan çıkarak itaatsizlik etmiş, bunun üzerine biz de onu bir çetin hesapla hesaba çekmiş ve onu bir garipsenecek azapla azaplandırmıştık. Böylece o (kasaba) kendi işinin ağır sonucunu tatmış ve onun işinin sonu bir ziyan olmuştu.

10- Allah, bir çetin azabı onlar (o kasabaların halkı) için hazırlamıştır. Ey inanmış kimseler olan o saf aklın sahipleri, o halde siz Allah'a karşı korunun. Allah size  kesinlikle bir hatırlatma indirmiştir.

11- Bir de elçi (gönderdi), o (elçi) Allah'ın açıklayıcı haldeki delillerini size peşi sıra okuyor ki inanmış ve düzgün işleri işlemiş olan kimseleri o karanlıklardan o ışığa çıkarsın. Ve kim Allah'a inanır ve düzgün iş işlerse, O onu bahçelere girdirecektir ki onların altından o nehirler akar, onların içinde sonsuza dek sürekli kalıcılardır. Allah ona bir rızıkla kesinlikle iyilik etmiştir.

12- Allah O ki, yedi göğü ve o yerden de onların örneğini yaratmıştır. O buyruk onların arasında sürekli iner ki siz, Allah'ın her bir şeyin üzerine güç yetirici olduğunu ve Allah'ın her şeyi bilgice kesinlikle kuşatmış olduğunu bilesiniz.


13 Şubat 2026 Cuma

TEĞABUN SURESİ ÇEVİRİSİ

1-  O göklerde ne varsa ve o yerde ne varsa, Allah'ı tesbih etmektedir. O hükümdarlık O'nundur ve o övgü de O'nundur. Ve O, her şeyin üzerine güç yetiricidir.

2- O ki sizi yarattı, buna rağmen sizden kiminiz gerçeği örtücü ve sizden kiminiz de inanandır. Ve Allah, sizin işlemekte olduğunuz şeyleri en iyi görücüdür. 

3- O, o gökleri ve o yeri o gerçekle yarattı ve sizi şekillendirdi de sizin şekillerinizi iyileştirdi.  Ve o varış yeri yalnızca O'nadır.

4- O, o göklerde ve o yerde ne varsa bilir ve O, sizin gizlemekte olduğunuz şeyleri ve ilan etmekte olduğunuz şeyleri de bilir. Ve Allah, o göğüslerin sahip olduğunu en iyi bilicidir.

5- Size, önceden gerçeği örtmüş olan kimselerin haberi gelmedi mi? Ki onlar kendilerinin işinin ağır sonucunu tatmışlardı ve çok acı verici azap, onlar içindir.

6- Bu (azap), kendi elçilerinin onlara apaçık belgeleri getiriyor olmaları, buna karşılık onların da: "Bizi bir beşer mi doğruya iletecek" demiş olmaları nedeniyledir, böylece onlar gerçeği örttüler ve (başka tarafa) yakınlaştılar ve Allah da (onlara karşı) ihtiyaçsızlık gösterdi. Ve Allah ihtiyaçsızdır, övgüye çok layıktır.

7- Gerçeği örtmüş olan kimseler iddia etti ki kendileri asla (yeniden) harekete geçirilmeyecekler. Sen de ki: "Öyle değil, Efendime ant olsun ki siz kesinlikle ve kesinlikle (yeniden) harekete geçirileceksiniz ve işlediğiniz şeyler nedeniyle kesinlikle ve kesinlikle haberlendirileceksiniz. Ve bu, Allah'a göre kolaydır."

8- Öyleyse siz Allah'a ve O'nun elçisine ve o ışığa inanın ki biz (onu) indirdik.  Ve Allah, sizin işlemekte olduğunuz şeyleri en iyi haber alıcıdır.

9- O gün, o toplanmanın gününe sizi O toplayacaktır. Bu, (inanmayanlar için) o aldanışın (Teğabun) günüdür. Ve kim Allah'a inanır ve düzgün iş işlerse, O ondan kendisinin kötülüklerini örter ve onu bahçelere girdirir ki onların altından o nehirler akar, onların içinde sonsuza dek sürekli kalıcılardır. Bu, o büyük başarıdır.

10- Ve o kimseler ki, gerçeği örtmüşler ve bizim delillerimizi yalanlamışlardır, işte onlar o ateşin arkadaşlarıdır, onlar onun içinde sürekli kalıcılardır. Ve ne kötüdür o varış yeri.

11- Hiçbir musibet değmez ki Allah'ın onayı olmasın. Ve kim Allah'a inanırsa, O onun kalbini doğruya iletir. Ve Allah, her bir şeyi en iyi bilicidir.

12- Ve siz Allah'a itaat edin ve o elçi'ye itaat edin. Yok eğer siz (başka tarafa) yakınlaşırsanız, artık ancak ve ancak o apaçık ulaştırma, bizim elçimizin üzerinde olandan başkası değildir.

13- Allah, O'ndan başka hiçbir tanrı yoktur. Ve artık o inananlar Allah'a güvenip dayansınlar.

14- Ey inanmış olan kimseler, şüphesiz ki kendi eşlerinizden ve çocuklarınızdan bir kısmı size düşmandır, öyleyse siz onlardan sakının. Ve eğer siz (onların yaptıklarını) yok sayar ve aldırış etmez ve bağışlarsanız, artık şüphesiz ki Allah, çok bağışlayıcıdır, şefkati süreklidir.

15- Kendi mallarınız ve çocuklarınız ancak ve ancak bir ayartmadır. Ve Allah, çok büyük ödül O'nun yanındadır.

16- O halde siz gücünüz yettiğince Allah'a karşı korunun ve dinleyin ve itaat edin ve kendi benlikleriniz için bir hayır olarak harcayın. Ve kim kendi benliğinin tamahkarlığından korunursa, artık onlar o başarıya erişenlerin  ta kendileridir.

17- Eğer siz Allah'a bir iyi ödünçle ödünç verirseniz, O da onu sizin için kat kat arttırır ve sizi bağışlar. Ve Allah, şükrün karşılığını vericidir, yumuşak davranıcıdır.

18- (O), o algılanamayananın ve o tanık olunanın bilicisidir, mutlak güçlüdür, mutlak bilgedir. 


12 Şubat 2026 Perşembe

MÜNAFİKUN SURESİ ÇEVİRİSİ

1- O ikiyüzlüler sana geldiği zaman: "Biz tanıklık ederiz, şüphesiz ki sen kesinlikle Allah'ın elçisisin" dediler. Ve Allah biliyor, şüphesiz ki sen kesinlikle O'nun elçisisin. Ve Allah tanıklık ediyor, şüphesiz ki o ikiyüzlüler kesinlikle yalancılardır.

2- Onlar yeminlerini bir kalkan edindiler de (insanları) Allah'ın yolundan uzaklaştırdılar. Şüphesiz ki onların işlemekte oldukları şey ne kötüdür.

3- Bu, onların (önce) inanmış olmaları, sonra gerçeği örtmüş olmaları nedeniyledir, bu yüzden kalplerinin üzerine damga vurulmuştur, artık onlar kavramazlar.

4- Ve sen onları gördüğün zaman, onların dış görünüşleri seni şaşırtır. Ve eğer onlar (bir söz) derlerse, sen onların sözlerini dinlersin. Sanki onlar, dayandırılmış kütüklerdir. Onlar her bir çığlığı kendilerinin üzerine hesap ederler. Onlar o düşmandır, o halde siz onlardan sakının. Allah onları kahretsin nasıl da ters yüz ediliyorlar.

5- Ve onlara ne zaman: "Siz gelin, Allah'ın elçisi size bağışlama istesin" denilse, onlar başlarını sallarlar ve sen onları büyüklük taslayanlar olarak uzaklaşmakta oldukları görürsün.

6- Sen onlar için bağışlama iste yahut bağışlama isteme onlar için denktir. Allah onları asla bağışlamayacaktır.  Şüphesiz ki Allah, o itatten çıkanlar topluluğunu doğruya iletmez.

7- Onlar öyle kimseler ki: "Siz, Allah'ın elçisinin yanında olan kimselerin üzerine harcama yapmayın ta ki onlar dağılsınlar" diyorlar. Oysa o göklerin ve o yerin depoları Allah'ındır, fakat hakikat şu ki o ikiyüzlüler bunu kavrayamazlar.

8- Onlar: "Ant olsun ki eğer biz o şehre dönersek, o daha güçlü olan daha aşağılık olanı ondan kesinlikle ve kesinlikle çıkaracaktır" diyorlar. Oysa o güç Allah'ın ve O'nun elçisinin ve o inananlarındır, fakat hakikat şu ki o ikiyüzlüler bunu bilmezler.

9- Ey inanmış olan kimseler, kendi mallarınız ve çocuklarınız sizi Allah'ın hatırlamasından oyalamasın. Ve kim bunu yaparsa, artık onlar o ziyan edenlerin ta kendileridir.

10- Ve siz, sizden birine o ölümün gelip de: "Ey Efendim, beni bir yakın süreye kadar sonralamalı değil miydin, böylece ben bağışta bulunsaydım ve o düzgünlerden olsaydım" demesi öncesinden, bizim sizi rızıklandırdığımız şeylerden harcayın.

11- Ve Allah bir benliği onun süresi geldiği zaman asla sonralamaz. Ve Allah, sizin işlemekte olduğunuz şeyleri en iyi haber alıcıdır.


11 Şubat 2026 Çarşamba

CUM'A SURESİ ÇEVİRİSİ

1- O göklerde ne varsa ve o yerde ne varsa hükümdar, kutsal, mutlak güçlü, mutlak bilge Allah'ı tesbih etmektedir. 

2- O ki, o anasından doğduğu gibi olan (Arap)lar içinde kendilerinden bir elçi harekete geçirdi, o (elçi) O'nun delillerini onlara peşi sıra okuyor ve onları arındırıyor ve onlara o kitabı ve o bilgeliği öğretiyor. Ve doğrusu onlar önceden kesinlikle bir apaçık sapkınlık içinde idiler.

3- Ve içlerinden henüz kendilerine katılmamış olan sonrakilere de. Ve O, çok güçlüdür, mutlak bilgedir.

4- Bu, Allah'ın lütfudur O, onu kime dilerse verir. Ve Allah, o büyük lütuf sahibidir.

5- Kendilerine Tevrat(ın sorumluluğu) yükletilmiş sonra onu taşımamış olan kimselerin örneği, o eşeğin örneği gibidir ki o, ciltli kitaplar taşımaktadır. O topluluğun örneği ne kötüdür ki onlar Allah'ın delillerini yalanlamışlardır. Ve Allah, o haksızlık yapanlar topluluğunu doğruya iletmez.

6- Sen de ki: "Ey Yahudi* olan kimseler, eğer siz kendinizin (sizden olmayan) o insanların berisinden Allah'ın yakınları olduğunuzu iddia ediyorsanız, eğer siz doğru söyleyenler iseniz haydi o ölümü gönülden arzu edin."

Yahudi anlamı verilen Hadü kelimesinin kök anlamı "yanlıştan dönmek" bunun için Araf s. 156. ayetine bakılabilir.

7- Ve onlar kendi ellerinin öncelediği şeyler nedeniyle sonsuza dek onu gönülden arzu etmeyeceklerdir. Ve Allah, o haksızlık yapanları en iyi bilicidir.

8- Sen de ki: "Şüphesiz o ölüm ki siz ondan kaçıyorsunuz da doğrusu o sizi karşılayıcıdır, sonra siz o algılanamayananın ve o tanık olunanın bilicisine döndürüleceksiniz artık O da, işlemekte olduğunuz şeyleri size haberlendirecektir."

9- Ey inanmış olan kimseler, o toplanmanın gününün bir kısmında o kulluk görevi için seslenildiği zaman, siz hemen Allah'ın hatırlamasına (katılmaya) çabalayın ve alışverişi bırakın. Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır.

10- Artık o kulluk görevi yerine getirildiği zaman, siz hemen o yerde yayılın ve Allah'ın lütfundan bir kısmın peşine düşün ve Allah'ı pek çok hatırlayın ki başarıya erişesiniz.

11- Ve onlar bir ticaret veya bir oyalanma gördükleri zaman, ona dağılıp gittiler ve seni ayakta bıraktılar. Sen de ki: "Allah'ın yanında olan şey, o oyalanmadan ve o ticaretten daha hayırlıdır. Ve Allah, o rızık vericilerin en hayırlıdır."


10 Şubat 2026 Salı

SAFF SURESİ ÇEVİRİSİ

1- O göklerde ne varsa ve o yerde ne varsa, Allah'ı tesbih etmiştir. Ve O, mutlak güçlüdür, mutlak bilgedir.

2- Ey inanmış olan kimseler, siz yapmayacağınız şeyi niçin söylüyorsunuz?

3- Sizin yapmayacağınız şeyi söylemeniz, Allah'ın yanında öfke bakımından büyük olmuştur.

4- Şüphesiz ki Allah o kimseleri sever ki onlar O'nun yolunda kenetlenmiş yapılar gibi sıra sıra durarak öldürüşürler.

5- Ve bir zaman Musa kendi topluluğuna: "Ey topluluğum, siz şüphesiz ki benim Allah'ın size (gönderilmiş) elçisi olduğumu kesinlikle bilmekte olduğunuz halde niçin bana rahatsızlık veriyorsunuz?" demişti. Ne zaman ki onlar yamuldu, Allah da onların kalplerini yamulttu. Ve Allah, o itatten çıkanlar topluluğunu doğruya iletmez.

6- Ve bir zaman Meryem'in oğlu İsa: "Ey Yakub'un oğulları, şüphesiz ki ben o Tevrat'tan önümde olanı doğrulayıcı ve bir elçiyi müjdeleyici ,ki o benden sonra gelecektir onun adı Ahmed dir, Allah'ın size (gönderilmiş) elçisiyim" demişti. Ne zaman ki o, onlara o apaçık belgeleri getirdi, onlar: "Bu, bir apaçık sihirdir" dediler.

7- Ve o kimseden daha haksızı kimdir ki o, kendisi İslam'a çağırılmakta olduğu halde Allah'a karşı o yalanı yakıştırmıştır? Ve Allah, o haksızlık yapanlar topluluğunu doğruya iletmez.

8- Onlar istiyorlar ki ağızları ile Allah'ın ışığını söndürsünler, eğer ki o gerçeği örtücüler çirkin görse de Allah kendisinin ışığını tamamlayıcıdır.

9- O ki kendi elçisini eğer ki o gerçeği örtücüler çirkin görse de o doğruya ileten ve o gerçeğin yükümlülüğü ile gönderdi ki onu o (sahte) yükümlülüklerin tamamının üzerine üstün kılsın.

10- Ey inanmış olan kimseler, ben sizi bir ticaretin üzerine size kılavuzluk edeyim mi, ki o sizi çok acı verici bir azaptan kurtacaktır?

11- Siz Allah'a ve O'nun elçisine inanırsınız ve Allah'ın yolunda kendi mallarınızla ve benliklerinizle güçlerinizi kullanırsınız. Eğer siz bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır.

12- (Bunları yapınız ki) O, sizin peşinize taklılı suçlarınızı bağışlasın ve sizi bahçelere ki onların altından o nehirler akar ve Adn bahçelerinde güzel dinginlik yerlerine girdirsin. Bu, o büyük başarıdır.

13- Ve diğeri ki siz onu seveceksiniz (o da), Allah'tan bir yardım ve bir yakın fetihtir. Ve sen o inananları müjdele.

14- Ey inanmış olan kimseler, siz Allah'ın yardımcıları olun. Nitekim Meryem'in oğlu İsa o havarilere: "Allah'a (giden yolda) benim yardımcılarım kimlerdir?" demişti. O havariler de: "Biz, Allah'ın yardımcılarıyız" demişti. Böylece Yakub'un oğullarından bir zümre inanmış ve bir zümre de gerçeği örtmüştü. Bunun üzerine biz de inanmış olan kimseleri düşmanlarına karşı güçlendirdik de onlar üstün gelenler oldular.
 

9 Şubat 2026 Pazartesi

MÜMTEHİNE SURESİ ÇEVİRİSİ

 1- Ey inanmış olan kimseler, siz benim düşmanımı ve sizin düşmanınızı sakın yakınlar edinmeyin. Onlar, o gerçekten size gelmiş olan şeyi kesinlikle örttükleri halde, siz onları sevgi bağı ile karşılıyorsunuz. Onlar, Efendiniz Allah'a inanıyorsunuz diye o elçiyi ve sizi (yurtlarınızdan) çıkarıyorlar. Eğer siz benim yolumda bir güç kullanmaya ve benim hoşnutluğumun peşine düşmeye çıktıysanız, ben sizin sakladığınız şeyleri ve ilan ettiğiniz şeyleri daha iyi bilen olduğum halde, siz onlara sevgi bağını gizliyorsunuz. Ve içinizden kim onu yapıyorsa, kesinlikle o yolun denk olanından sapmıştır.

2- Eğer onlar sizi ele geçirirlerse, size düşmanlar olurlar ve size ellerini ve dillerini o kötülükle genişletirler ve gönülden arzu ederler ki siz de gerçeği örtesiniz.

3- Yakınlık bağlarınız ve çocuklarınız o kalkışın günü size asla fayda vermeyecek, sizin aranızı O ayıracaktır. Ve Allah, sizin işlemekte olduğunuz şeyleri en iyi görücüdür.

4- 5- İbrahim'de ve onun beraberindeki kimselerde en iyi rol modellik, kesinlikle sizin içindir. Bir zaman onlar topluluklarına (ve Allah'a): "Şüphesiz ki biz sizden ve Allah'ın berisinden kulluk etmekte olduğunuz şeylerden ayrılıp uzaklaşanlarız, biz sizi(n gerçeğinizi) örttük ve siz Allah'a O'na tek olarak inanana kadar bizimle sizin aranızda o düşmanlık ve o nefret sonsuz olarak belirginleşmiştir. Ey Efendimiz, biz sana güvenip dayandık ve sana içtenlikle yöneldik ve o varış yeri yalnızca sanadır. Ey Efendimiz, sen bizi gerçeği örtmüş olan kimseler için bir ayartma konusu yapma ve bizi bağışla ey Efendimiz. Şüphesiz ki sen mutlak güçlünün, mutlak bilgenin ta kendisisin" demişlerdi. İbrahim'in kendi babasına: "Ben senin için Allah'tan (gelecek) hiç bir şeye hükümran olamayacağım halde, senin için kesinlikle ve kesinlikle bağışlama isteyeceğim" demiş olması başka.

6- Ant olsun ki Allah'ı ve o sonraki günü bekleyen kimse için onlardaki en iyi rol modellik sizin içindir. Ve kim (başka tarafa) yakınlaşırsa, artık şüphesiz ki Allah ihtiyaçsızın, övgüye çok lâyığın ta kendisidir.

7- Allah'ın, sizinle onlardan düşman olduğunuz kimselerin arasına bir sevgi bağı oluşturması umulabilir. Ve Allah (buna) güç yetiricidir. Ve Allah çok bağışlayıcıdır, şefkati süreklidir.

8- Allah sizi o kimselere karşı yüce gönüllü olmanızdan ve onlara karşı hakkaniyetli davranmanızdan vazgeçirmez ki onlar o yükümlülük konusunda sizinle öldürüşmemiş ve sizi yurtlarınızdan çıkarmamıştır. Şüphesiz ki Allah, o hakkaniyetli davrananları sever.

9- Allah sizi ancak ve ancak o kimseleri yakın edinmenizden vazgeçirir ki onlar o yükümlülük konusunda sizinle öldürüşmüş ve sizi yurtlanızdan çıkarmış ve sizin çıkarılmanıza karşı sırt vermiştir. Ve kim onlara yakınlaşırsa, artık onlar o haksızlık yapanların ta kendileridir.

10- Ey inanmış olan kimseler, o inanan kadınlar göçenler olarak size geldiği zaman, artık siz onları sınayın. Allah onların inancını daha iyi bilendir. (Sınama sonrası) eğer ki siz onları inanan kadınlar olarak bilirseniz, artık onları o azılı gerçeği örtücülere döndürmeyin. O kadınlar onlar için (evliliğe) serbest olmaz ve onlarda o kadınlar için (evliliğe) serbest olmaz. Ve siz onlara (kocalara) harcadıkları şeyi verin. Ve siz onların ödüllerini verdiğiniz zaman, onlarla evlenmenizde hiçbir sakınca sizin üzerinize olmaz. Ve siz o gerçeği örtücü kadınların (evlilik) bağını elde tutmayın ve siz onlar için harcadığınız şeyi talep edin ve onlar da (eşleri göç etmiş erkekler) harcadıkları şeyi talep etsinler. Bu sizin için, Allah'ın kararıdır. O, sizin aranızda böyle karar veriyor. Ve Allah, en iyi bilicidir, mutlak bilgedir.

11- Ve eğer sizin eşlerinizden bir şey o azılı gerçeği örtücülere kaçar siz de (savaşı ganimetle) sonuçlandırırsanız, artık siz eşleri gitmiş olan kimselere harcadıkları şeyin örneği kadar verin. Ve siz Allah'a karşı korunun ki siz O'na inananlarsınız.

12- Ey o haberci, o inanan kadınlar sana Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmamaları ve hırsızlık yapmamaları ve evliliksiz beraberlikte bulunmamaları ve kendi çocuklarını öldürmemeleri ve bir dehşetli yalan getirmemeleri -ki onu elleri ve ayaklarının arasında yakıştırmaktadırlar- ve benimsenmişte sana baş kaldırmamaları üzerine bey'atlaşmaya geldiği zaman, artık sen onlarla bey'atlaş ve onlar için Allah'a bağışlama iste. Şüphesiz ki Allah, çok bağışlayıcıdır, şefkati süreklidir.

13- Ey inanmış olan kimseler, bir topluluğa sakın yakınlaşmayın ki Allah onlara karşı hiddetlenmiştir. Onlar, o gömütlerin arkadaşlarından olan o azılı gerçeği örtücülerin ümit kestiği gibi o sonraki (yaşamdan) kesinlikle ümit kesmişlerdir.


27 Ocak 2026 Salı

HAŞR SURESİ ÇEVİRİSİ

1- O göklerde ne varsa ve o yerde ne varsa Allah'ı tesbih etmiştir. Ve O, mutlak güçlüdür, mutlak bilgedir.

2- O ki, o kitabın mensuplarından gerçeği örtmüş olan kimseleri o ilk sürülüp toplanma için yurtlarından çıkardı. Siz, onların çıkacakları kanısına varmıyordunuz ve onlar da korunaklarının kendilerini Allah'tan (gelecek azaptan) alıkoyucu olacağı kanısına varmışlardı. Ne var ki Allah, onlara hesap etmedikleri yerden geldi ve kalplerine o korkuyu koydu, onlar evlerini kendi elleriyle ve o inananların elleriyle harap ediyorlardı, o halde siz ders alın Ey o doğru görüşün sahipleri.

3- Ve eğer Allah onların üzerine o (sürgün edilip) ortada bırakılmayı yazmamış olsaydı, onları bu yakın (yaşam) da kesinlikle ve kesinlikle azaplandıracaktı. Ve o sonraki (yaşamda) o ateşin azabı, onlar içindir.

4- Bu, onların Allah ve O'nun elçisiyle ayrışmış olmaları nedeniyledir. Ve kim Allah ve O'nun elçisiyle ayrışırsa, artık şüphesiz ki Allah, o sonuçlandırması çok çetindir.

5- Siz, taze bir hurma ağacından her neyi kestiyseniz veya kendi kökleri üzerinde ayakta olarak bıraktaysanız, artık Allah'ın onayı iledir ve o itaatten çıkanları rezil etmesi içindir.

6- Ve Allah'ın onlar(ın malın)dan kendi elçisine savaş yapmaksızın döndürdüğü şey var ya, siz onun üzerine bir at ve bir deve hızlandırmadınız, fakat hakikat şu ki Allah kendi elçisini dileyeceği kimselerin üzerine yetkilendirir. Ve Allah, her şeyin üzerine güç yetiricidir.

7- Allah'ın o kasabaların mensupların(ın malın)dan kendi elçisine savaş yapmaksızın döndürdüğü şey var ya, Allah'a ve o elçiye ve o yakınlığın sahiplerine ve o yetimlere ve o çaresizlere ve o yolun oğluna (yolda kalmışa) dır, ki (bu mallar) sizden o ihtiyaçsızlar arasında bir dolaşım aracı olmasın. Ve o şey ki o elçi size vermiştir, artık onu alın ve o şey ki o sizi ondan vazgeçirmiştir, artık vazgeçin. Ve siz Allah'a karşı korunun. Şüphesiz ki Allah, o sonuçlandırması çok çetindir.

8- (Bir de) o göçen muhtaçlar içindir, o kimseler ki Allah'tan bir lütuf ve bir hoşnutluk peşine düşerken ve Allah'a ve O'nun elçisine yardım ederken kendi yurtlarından ve mallarından çıkarılmışlardır. İşte onlar o doğru söyleyenlerin ta kendileridir.

9- Ve o kimseler ki onlardan önce o yurda (Medine'ye) ve o inanca yerleştirilmişlerdir (ensar), kendilerine göçmüş olan kimseleri (muhaciri) severler ve onlara verilmiş olan şeylerden ötürü kendi göğüslerinde bir gereksinme bulmazlar ve eğer ki kendilerinin özel ihtiyacı olsa bilse, kendi benliklerinin üzerine onları öne geçirirler. Ve kim kendi benliğinin tamahkarlığından korunursa, artık onlar o başarıya erişenlerin  ta kendileridir.

10- Ve o kimseler ki onlardan sonra (Medine'ye) gelmişlerdir: "Ey Efendimiz, sen bizi ve kardeşlerimizi bağışla ki onlar o inançta bizim önümüze geçmişlerdir ve inanmış olan kimseler için bizim kalplerimizde bir kin bırakma. Ey Efendimiz, şüphesiz ki sen çok acıyıcısın, şefkati süreklisin" derler.

11- Sen görmedin mi o kimseleri ki onlar iki yüzlü olmuşlardır? Kendi kardeşlerine ki onlar o kitabın mensuplarından gerçeği örtmüş kimselerdir: "Ant olsun ki eğer siz çıkarılırsanız, kesinlikle ve kesinlikle biz de sizin beraberinizde çıkacağız ve size karşı hiçbir kimseye sonsuza dek itaat etmeyeceğiz ve eğer sizinle öldürüşülürse, kesinlikle ve kesinlikle size yardım edeceğiz" diyorlar. Ve Allah tanıklık eder şüphesiz ki onlar kesinlikle yalancılardır.

12- Ant olsun ki eğer onlar (kardeşleri) çıkarılırlarsa, onların beraberinde çıkmayacaklardır. Ve ant olsun ki eğer onlarla (kardeşleriyle) öldürüşülürse, onlara yardım da etmeyeceklerdir. Ve ant olsun ki eğer onlara (kardeşlerine) yardım ederlerse de, o arkaları (başka tarafa) yakınlaştıracaklar sonra yardım da edilmeyeceklerdir.

13- Elbette siz onların göğüslerinde sakındırma bakımından Allah'tan daha çetinsiniz. Bu, onların kavramaz bir topluluk olması nedeniyledir.

14- Onlar sizinle  toplu olarak öldürüşemezler, iyice korunmuş kasabalar içinde veya duvarların ötesinden olması başka. Onların, kendilerinin arasındaki sertliği daha çetindir. Sen onları hesap edersin ki toplu haldedirler, oysa onların kalpleri ayrı ayrıdır. Bu, onların bağlantı kurmaz bir topluluk olması nedeniyledir.

15- (Onların örneği) o kimselerin örneği gibidir ki kendilerinden yakın bir (zaman) önce, kendilerinin işinin ağır sonucunu tatmışlardı. Ve çok acı verici bir azap onlar içindir.

16- (Onların örneği) o şeytanın örneği gibidir, hani o insana: "Sen gerçeği ört" demişti. Ne zaman ki o gerçeği örttü, o da: "Şüphesiz ki ben senden ayrılıp uzaklaşanım, şüphesiz ki ben o tüm insanların Efendisi Allah'tan kaygılanıyorum" dedi.

17- Böylece ikisinin sonu o ateşte onun içinde sürekli kalıcılar olmak oldu. Ve bu, o haksızlık yapanların karşılığıdır.

18- Ey inanmış olan kimseler, siz Allah'a karşı korunun ve bir benlik yarın için öncelediği şeye baksın. Ve siz Allah'a karşı korunun. Şüphesiz ki Allah, sizin işlemekte olduğunuz şeyleri en iyi haber alıcıdır.

19- Ve siz o kimseler gibi olmayın ki onlar Allah'ı unutmuşlar bu yüzden Allah da onlara kendi benliklerini unutturmuştur. İşte onlar o itaatten çıkanların ta kendileridir.

20- O ateşin arkadaşları ile o bahçenin arkadaşları denk olmaz. O bahçenin arkadaşları, o başaranların ta kendileridir.

21- Eğer biz bu okunan (Kur'an)ı bir dağın üzerine indirseydik, sen onu Allah'ın çekincesinden dolayı kesinlikle saygıyla eğilerek çatlayan olarak görürdün. Ve bu örnekler var ya, biz onları o insanlara ortaya koyuyoruz ki onlar iyice düşünsünler.

22- O, Allah'tır ki O'ndan başka hiçbir tanrı yoktur. O, o algılanamayananın ve o tanık olunanın bilicisidir. O, şefkati kapsamlıdır, şefkati süreklidir.

23- O, Allah'tır ki O'ndan başka hiçbir tanrı yoktur. O, hükümdardır, kutsaldır, esenlik verendir, güvenlik verendir, denetleyendir, mutlak güçlüdür, istediğini yaptırandır, büyüklenendir. Allah, onların ortak koşmakta oldukları şeylerden münezzehtir.

24- O Allah'tır ki, yaratıcıdır, kusursuz var edendir, suretlendirendir. O en iyi adlar, O'nundur. O göklerde ve o yerde ne varsa, O'nu tesbih eder. Ve O, mutlak güçlüdür, mutlak bilgedir.


25 Ocak 2026 Pazar

MÜCADELE SURESİ ÇEVİRİSİ

 1- Allah, o kadının sözünü kesinlikle işitmiştir ki o, kendisinin eşi hakkında seninle söz dalaşı yapıyor ve Allah'a yakınıyordu. Ve Allah da ikinizin karşılıklı konuşmasını işitiyordu. Şüphesiz ki Allah, en iyi işiticidir, en iyi görücüdür.

2- İçinizden o kimseler ki kendi kadınlarından sırt çeviriyorlar, onlar kendilerinin anneleri değildir. Onların anneleri, kendilerini doğurmuş olan kimselerden başkası değildir. Ve şüphesiz ki onlar kesinlikle o sözden bir garipsenmişi ve bir eğriltmeyi diyorlar. Ve şüphesiz ki Allah, kesinlikle ve kesinlikle (hataları) yok sayıcıdır, çok bağışlayıcıdır.

3- Ve o kimseler ki kendi kadınlarından sırt çeviriyorlar, sonra dedikleri şeyi (bozarak) tekrar geri döneceklerse, artık dokunuşma öncesinden bir boynu bağlıyı (köleyi) özgürleştirme vardır. Bu, sizin kendisiyle öğütlenmekte olduğunuzdur. Ve Allah, sizin işlemekte olduğunuz şeyleri en iyi haber alıcıdır.

4- Fakat kim onu bulamadıysa, artık dokunuşma öncesinden birbirini izleyen iki ay oruç vardır. Fakat kim ona da güç yetiremediyse, artık altmış çaresizi yedirme vardır. Bu, sizin Allah'a ve O'nun elçisine inanmakta olduğunuz içindir. Bu, Allah'ın sınırlarıdır. Ve çok acı verici bir azap, o gerçeği örtücüler içindir.

5- Şüphesiz ki o kimseler Allah'a ve O'nun elçisine sınır koyuyorlar, onlar kendilerinden önceki kimselerin baş aşağı edildikleri gibi baş aşağı edilmişlerdir ve biz kesinlikle apaçık deliller indirdik. Ve bir alçaltıcı azap, o gerçeği örtücüler içindir.

6- O gün Allah onları toplu olarak (yeniden) harekete geçirecek de, işledikleri şeyi onlara haberlendirecektir. Allah onu adetlemiştir ve onlar ise onu unutmuşlardır. Ve Allah her şeyin üzerinde bir tanıktır.

7- Sen görmedin mi şüphesiz ki Allah o göklerde ne varsa ve o yerde ne varsa biliyor? Gizliden konuşan üç kişi olmuyor ki O, onların dördüncüsü olmasın ve beş kişi olmaz ki O, onların altıncısı olmasın ve bundan daha aşağısı ve daha çoğu olmaz ki O, onlar nerede olurlarsa onların beraberinde olmasın. Sonra O, o kalkışın gününde  işledikleri şeyi onlara haberlendirecektir. Şüphesiz ki Allah, her bir şeyi en iyi bilicidir.

8- Sen görmedin mi o kimseleri ki gizli konuşmaktan vazgeçirilmişlerdi de, sonra onlar o şeye tekrar geri dönüyorlar ki kendisinden vazgeçirilmişlerdi ve onlar o günahı ve o düşmanlığı ve o elçinin (buyruğuna) baş kaldırmayı gizli konuşuyorlar. Ve onlar sana geldikleri zaman, seni o şeyle esenliyorlar ki Allah seni onunla esenlememiştir. Ve onlar kendi benliklerinde: "Allah bizi söylemekte olduğumuz şey nedeniyle azaplandırmalı değil miydi?" diyorlar. Onların hesabı cehennemdir. Onlar ona yaslanacaklardır. Artık ne kötüdür o varış yeri.

9- Ey inanmış olan kimseler siz gizli konuşacağınız zaman, o günahı ve o düşmanlığı ve o elçinin (buyruğuna) baş kaldırmayı sakın gizli konuşmayın. Ve siz, o yüce gönüllülüğü ve o korunma bilincini gizli konuşun. Ve siz, Allah'a karşı korunun ki siz O'na sürülüp toplanacaksınız.

10- O gizli konuşma, ancak ve ancak o şeytandandır ki inanmış olan kimseleri üzsün, oysa o onlara hiçbir şeyle zarar verici değildir, Allah'ın onayı olması başka. Ve artık o inananlar Allah'a güvenip dayansınlar.

11- Ey inanmış olan kimseler, o oturum yerlerinde size, "Genişleyin"* denildiği zaman, hemen siz de genişleyin ki Allah da sizi genişletsin. Ve "(uyum içinde) yükselin" denildiği zaman siz de hemen (uyum içinde) yükselin ki Allah da içinizden inanmış olan kimseleri ve o bilgi verilmiş olan kimseleri kademelerle yükseltsin. Ve Allah, sizin işlemekte olduğunuz şeyleri en iyi haber alıcıdır.

*Genişlemekten kastın, gelene yer vermek anlamında değil, oturumlarda başkalarına da söz hakkı vererek fikri açıdan bir genişlemenin kast edilmiş olduğunu söyleyebiliriz.

12- Ey inanmış olan kimseler, siz o elçiyle gizli konuşacağınız zaman, gizli konuşmanızdan önce artık bir bağış önceleyin. Bu, sizin için daha hayırlıdır ve daha temizdir. Yok eğer siz (bağış) bulamadıysanız, artık şüphesiz ki Allah çok bağışlayıcıdır, şefkati süreklidir.

13- Siz, gizli konuşmanızdan önce bağışları öncelemekten korkuyla titrediniz mi? Madem ki siz yapmadınız ve Allah size lütufla döndü, o halde siz de o kulluk görevini ayakta tutun ve o arınmayı yerine getirin ve Allah'a ve O'nun elçisine itaat edin. Ve Allah, sizin işlemekte olduğunuz şeyleri en iyi haber alıcıdır.

14- Görmedin mi sen o kimseleri, onlar bir topluluğa yakınlaştılar ki Allah onlara hiddetlenmiştir? Onlar (o topluluk) sizden değildir ve onlardan da değildir. Ve onlar bilmekte oldukları halde o yalanın üzerine bilinçli yemin ediyorlar.

15- Allah, bir çetin azabı onlar için hazırlamıştır. Şüphesiz ki onların işlemekte oldukları şey ne kötüdür.

16- Onlar yeminlerini bir kalkan edindiler de (insanları) Allah'ın yolundan uzaklaştırdılar. Artık bir alçaltıcı azap, onlar içindir.

17- Kendi malları ve çocukları Allah'tan (gelecek) hiçbir şeyi onlardan asla ihtiyaçsız bırakmayacaktır. İşte onlar, o ateşin arkadaşlarıdır. Onlar onun içinde sürekli kalıcılardır.

18- O gün Allah, onları toplu olarak harekete geçirecek de onlar size bilinçli yemin etmekte oldukları gibi O'na da bilinçli yemin edecekler ve onlar kendilerinin (doğru) bir şey üzerinde olduklarını hesap edecekler. Dikkat edin, şüphesiz ki onlar o yalancıların ta kendileridir.

19- O şeytan onları kontrol altına almıştı da, onlara Allah'ın hatırlatmasını unutturmuştu. İşte onlar o şeytanın grubudur. Dikkat edin, şüphesiz ki o şeytanın grubu o ziyan edenlerin ta kendileridir.

20- Şüphesiz ki o kimseler Allah'a ve O'nun elçisine sınır koyuyorlar, işte onlar o aşağılıkların içindedir.

21- Allah: "Ben ve benim elçilerim kesinlikle ve kesinlikle yeneceğiz" diye yazmıştır. Şüphesiz ki Allah mutlak kuvvetlidir, mutlak güçlüdür.

22- Sen, Allah'a ve o sonraki güne inanmakta olan bir toplululuğu Allah'a ve O'nun elçisine sınır koymuş olan kimseye sevgi besliyor olarak göremezsin, eğer ki onlar kendilerinin babaları veya kardeşleri veya oymağı da olsa. İşte onlar, O'nun o inancı onların kalplerinde yazdığıdır ve O, onları kendisinden bir esinti ile güçlendirmiştir. Ve O, onları bahçelere girdirecektir ki, onların altından o nehirler akar, onların içinde sürekli kalıcılardır. Allah onlardan hoşnut olmuş ve onlar da O'ndan hoşnut olmuşlardır. İşte onlar, Allah'ın grubudur. Dikkat edin, şüphesiz ki Allah'ın grubu o başarıya erişenlerin ta kendileridir


23 Ocak 2026 Cuma

HADİD SURESİ ÇEVİRİSİ

1- O göklerde ve o yerde ne varsa, Allah'ı tesbih etmiştir. Ve O, mutlak güçlüdür, mutlak bilgedir.

2- O göklerin ve o yerin hükümranlığı, O'nundur.  O, yaşatır ve öldürür. Ve O, her şeyin üzerine güç yetiricidir.

3- O, ilktir ve sondur ve (kudreti) görünendir ve (kendisi) görünmeyendir. Ve O, her bir şeyi en iyi bilicidir.

4-  O ki, o gökleri ve o yeri altı günde yarattı, sonra o tahtın üzerine kuruldu.  O, o yerin içine geçmekte olan şeyi ve ondan çıkmakta olan şeyi ve o gökten inmekte olan şeyi ve ona yükselmekte olan şeyi bilir. Ve O, siz nerede olursanız sizin beraberinizdedir. Ve Allah, sizin işlemekte olduğunuz şeyleri en iyi görücüdür.

5- O göklerin ve o yerin hükümranlığı, O'nundur. Ve o işler yalnızca Allah'a döndürülecektir.

6-  O, o geceyi o gündüzün içine geçirir ve o gündüzü de o gecenin içine geçirir. Ve O, o göğüslerin sahip olduğunu en iyi bilicidir.

7- Siz, inanın Allah'a ve O'nun elçisine ve harcayın o şeylerden ki kendisine ardıllar yapıldınız. Artık içinizden o kimseler ki inanmışlar ve harcamışlardır, bir büyük ödül onlar içindir.

8- Ve size ne oluyor da Allah'a inanmıyorsunuz? Oysa o elçi sizi Efendinize inanmaya çağırıyor ve O' da sizin yeminle bağlanmış sözünüzü kesinlikle almıştı. Eğer siz (buna) inananlar iseniz.

9- O ki, kendi kulunun üzerine apaçık deliller indiriyor ki sizi o karanlıklardan o ışığa çıkarsın. Şüphesiz ki Allah, size karşı kesinlikle çok acıyıcıdır, şefkati süreklidir.

10- Ve size ne oluyor, neden Allah'ın yolunda harcamıyorsunuz? Oysa o göklerin ve o yerin mirası, Allah'ındır. Sizden o kimse denk olmaz ki o, fethin öncesinden harcamış ve öldürüşmüştür. İşte onlar o kimselerden kademe bakımından daha büyüktür ki onlar (fethin) ardından harcamışlar ve öldürüşmüşlerdir. Ve Allah her birine o iyiliği söz vermiştir. Ve Allah, sizin işlemekte olduğunuz şeyleri en iyi haber alıcıdır.

11- Kimdir ki o, Allah'a bir iyi ödünçle ödünç verir de, O onu kendisi (veren) için kat kat arttırır, bir büyük ödül onun içindir.

12- Sen o gün o inanan erkekleri ve o inanan kadınları ışıkları önlerinde ve sağlarında koşuyor göreceksin. (Onlara): "Bugün sizin müjdeniz bahçelerdir ki, onların altından o nehirler akar, siz onların içinde sürekli kalıcılarsınız" (denilmiştir).  Bu, o büyük başarının ta kendisidir.

13- O gün o ikiyüzlü erkekler ve o ikiyüzlü kadınlar inanmış olan kimselere: "Siz, bize bakın biz de sizin ışığınızdan korlanalım" diyecektir. Onlara: "Siz, ötenize dönün de bir ışık yoklayın" denilmiştir. Akabinde onların arasına bir duvar vurulmuştur ki onun bir kapısı vardır. Onun iç tarafı ki, o şefkat onun içindedir ve onun dış tarafı ki o azap onun yönündendir.

14- (O ikiyüzlüler) onlara: "Biz, sizin beraberinizde değil miydik?" diye seslenecekler. Onlar da: "Evet öyleydi, fakat siz kendi benliklerinizi ayarttınız ve beklediniz ve kuşkulandınız ve o boş arzular sizi Allah'ın (ölüm) buyruğu gelinceye kadar aldattı ve o aldatıcı da sizi Allah ile aldatmış oldu" demişlerdir.

15- Artık bugün sizden ve gerçeği örtmüş olan kimselerden bir kurtulmalık alınmayacaktır. Sizin sığınacak yeriniz o ateştir. O (ateş), sizin yakınınızdır. Ve ne kötüdür o varış yeri.

16- İnanmış olan kimselerin Allah'ın hatırlatmasına ve o gerçekten yana inmiş olan şeye karşı kalplerinin saygı duyması ve onların, önceden o kitap verilmiş sonra üzerlerine o süre uzamış da kalpleri katılaşmış kimseler gibi olmamaları vakti gelmedi mi? Ve onlardan birçoğu itaatten çıkanlardır.

17- Siz bilin şüphesiz ki Allah o yeri onun ölümünden sonra yaşatır. Biz (gözle görülen) o delilleri kesinlikle açıkladık ki siz bağlantı kurabilesiniz.

18- Şüphesiz ki o bağışlayan erkekler ve o bağışlayan kadınlar ve Allah'a bir iyi ödünçle ödünç vermiş olanlar için (karşılıkları) kat kat arttırılacaktır. Ve bir büyük ödül onlar içindir.

19- Ve o kimseler ki Allah'a ve O'nun elçisine inanmışlardır, işte onlar kendilerinin Efendisinin yanında o doğru söyleyenlerin ve o tanıkların ta kendileridir. Onların ödülleri ve ışıkları kendileri içindir. Ve o kimseler ki gerçeği örtmüşler ve bizim delillerimizi yalanlamışlardır, işte onlar o şiddetli ateşin arkadaşlarıdır.

20- Siz bilin ki bu yakın yaşam ancak ve ancak bir oyun ve bir oyalanma ve bir süs ve kendi aranızda övünme ve o mallarda ve o çocuklarda çoğaltma yarışıdır. (Bu yakın yaşam) bir faydalı yağmurun örneği gibidir ki onun bitkisi o (toprağı) örtücüleri şaşırtmıştır, sonra (o bitki) olgunlaşır böylece sen de onu sararmış olarak görürsün, sonra (o bitki) bir kırıntı haline gelir. Ve (gerçeği örtücülere) bir çetin azap ve (inananlara ise) Allah'tan bir bağışlama ve bir hoşnutluk sonraki (yaşamdadır). Ve o yakın yaşam, o aldatıcının bir yararlığından başkası değildir.

21- Siz, kendi Efendinizden bir bağışlamaya ve bir bahçeye yarışın ki onun boyutu sanki o göğün ve o yerin boyutudur, o (bahçe) Allah'a ve O'nun elçisine inanmış olan kimseler için hazırlanmıştır. Bu, Allah'ın lütfudur ki O, onu kime dilerse verir. Ve Allah, o büyük lütuf sahibidir.

22- O yerde ve kendi benliklerinizde hiçbir musibet(in işleyiş yasası) yoktur ki bizim onu ortaya çıkarmamız öncesinden bir kitapta olmasın. Şüphesiz ki bu, Allah'a göre kolaydır.

23- Öyle ki sizden kaçmış olan şeye üzülmeyesiniz ve size verdiği şeye sevinmeyesiniz. Ve Allah, her bir çalımlanan övüneni sevmez.

24- Onlar öyle kimselerdir ki cimrilik ederler ve o insanlara da o cimriliği buyururlar. Ve kim (başka tarafa) yakınlaşırsa, artık şüphesiz ki Allah ihtiyaçsızın, övgüye çok lâyığın ta kendisidir.

25- Ant olsun ki biz elçilerimizi o apaçık delillerle gönderdik ve onların beraberinde o teraziyi indirdik ki o insanlar hakkaniyeti ayakta tutsun. Ve biz demiri de indirdik ki bir çetin sertlik ve o insanlara faydalar ondadır ve Allah bilsin ki kim O'na ve O'nun elçilerine algılayamaz durumda  iken yardım ediyor. Şüphesiz ki Allah mutlak kuvvetlidir, mutlak güçlüdür.

26- Ve ant olsun ki biz Nuh'u ve İbrahim'i gönderdik ve biz ikisinin soyuna o haberciliği ve o kitabı verdik. Böylece onlardan kimi doğruya yoldadır. Ve onlardan birçoğu ise itaatten çıkanlardır.

27- Sonra biz onların izleri üzerinde elçilerimizi peşlerine düşürdük ve Meryem'in oğlu İsa'yı da (elçilerin) peşlerine düşürdük ve ona İncil'i verdik ve onu izlemiş olan kimselerin kalplerine bir acıma (duygusu) ve bir şefkat koyduk. Ve ruhbaniyeti (sakınmayı) ise, onlar onu örneksiz olarak türettiler, biz onu onların üzerine yazmamıştık, Allah'ın hoşnutluğunun peşine düşmelerini (yazmamız) başka. Ne var ki onlar, onun güdülmesinin hakkını vererek onu güdemediler. Buna rağmen biz içlerinden inanmış olan kimselerin ödülünü verdik. Ve onlardan birçoğu ise itaatten çıkanlardır.

28- Ey inanmış olan kimseler, siz Allah'a karşı korunun ve O'nun elçisine inanın ki, kendisinin şefkatinden iki hisse versin ve sizin için bir ışık oluştursun ki siz onunla adımlayasınız ve sizi bağışlasın. Ve Allah, çok bağışlayıcıdır, şefkati süreklidir.

29- Ki o kitabın mensupları bilmezlik etmesin ki onlar Allah'ın lütfundan hiçbir şeye güç yetiremeyecekler ve şüphesiz ki o lütuf Allah'ın elindedir ve O, onu dileyeceği kimseye verir. Ve Allah, o büyük lütuf sahibidir.

 

21 Ocak 2026 Çarşamba

VAKIA SURESİ ÇEVİRİSİ

1- O düşüş (kıyamet) gerçekleştiği zaman.

2- Onun gerçekleşmesini bir yalanlayıcı olmaz.

3- (O, kimini) alçaltıcıdır, (kimini de) yükselticidir.

4- 5- 6- 7- O yer bir sarsıldıkça sarsıldığı ve o dağlar bir ufalandıkça ufalandığı, böylece bir saçılmış toz tanesi olduğu ve siz de üç eş (sınıf) olduğunuz zaman.

8- İşte o sağın arkadaşları, kimdir o sağın arkadaşları?

9- Ve o şomun* (yönünün) arkadaşları, kimdir o şomun (yönünün) arkadaşları?

* Şom yani Şam, Kabe'ye göre sol tarafta kaldığı için böyle adlandırılmıştır.

10- Ve o öne geçenler de o öne geçenlerdir.

11- 12- İşte onlar, o gönenç bahçelerinde o yakınlaştırılmışlardır.

13- 14- (Onlar), o ilklerden çoğunluk bir topluluktur ve o sonrakilerden ise pek azdır.

15- (Onlar) altınla işlenmiş koltuklar üzerindedirler.

16- Onların üzerinde rahatça dayananlar olarak karşı karşıyadırlar.

17- 18- Kalıcı kılınmış gençler bir su gözesinden (doldurulmuş) bardaklarla ve ibriklerle ve kadehle onların üzerinde dolaşacaktır.

19- Onlar bunlardan dolayı (başları ağrıdan) çatlatılmayacaklar ve kendilerinden geçirilmeyeceklerdir.

20- Ve meyve ki onların seçip beğeneceklerinden.

21- Ve kuş eti ki onların şiddetle arzu duyuyor olduklarından.

22- 23- Ve iri belirgin gözlüler, sanki onlar o korumaya alınmış inci örneğidir.

24- Onların işlemekte oldukları şeylere bir karşılık olarak.

25-  Onlarda bir amaçsız söz ve bir günaha sokma işitmeyeceklerdir.

26- "Selam, selam" sözü başka.

27- Ve o sağın arkadaşları, kimdir o sağın arkadaşları?

28- 29- 30- 31- 32- 33- 34- (Onlar), bir dikensiz sedir ağaçlarında ve birbiri içine girmiş muzda ve uzatılmış gölgede ve gürül gürül akıtılmış suda ve (arkası) kesilmemiş ve (yenilmekten) alıkonulmamış birçok meyvede ve yükseltilmiş yaygılardadır.

35- 36- 37- 38- Şüphesiz ki biz o kadınları, o sağın arkadaşları için (yeni) bir geliştirmeyle geliştirmişizdir de onları bakireler eşlerine düşkün yaşıtlar yapmışızdır.

39- 40- (Onlar), o ilklerden çoğunluk bir topluluktur ve o sonrakilerden de çoğunluk bir topluluktur.

41- Ve o solun arkadaşları, kimdir o solun arkadaşları?

42- 43- 44- (Onlar ise), kavurucu ateşte ve kaynar suda ve bir boğucu dumandan bir gölgededir ki bir serinliği ve bir değeri yoktur.

45- Şüphesiz ki onlar bundan önce refahla şımartılmışlar idi.

46- Ve onlar o büyük günah üzerinde ısrar ediyorlar idi.

47-48- Ve onlar: "Biz öldüğümüz ve bir toprak ve kemikler olduğumuz zaman mı, gerçekten biz mi kesinlikle (yeniden) harekete geçirilmişleriz? Ve bizim o ilk atalarımızda mı?" diyorlar idi.

49- 50- Sen de ki: "Şüphesiz ki o ilkler de ve o sonrakiler de. Onlar bir bilinmiş günün belirlenmiş vaktine kesinlikle toplanmışlardır."

51- 52- 53- 54- 55- Sonra şüphesiz ki siz ey o sapkın yalanlayıcılar, zakkumdan bir ağaçtan kesinlikle yiyiciler, böylece ondan o karınları doldurucular, ardından onun üzerine o kaynar sudan içicilersiniz, hem de (onu) o susuzluktan delirmiş develerin içişi gibi içicilersiniz.

56- Bu, o yükümlülüğün günü onların ağırlanmasıdır.

57- Biz, sizi yarattık, öyleyse doğruluyor olmalı değil miydiniz?

58- Şimdi siz akıtıyor olduğunuz şeyi gördünüz mü?

59- Siz mi onu yaratıyorsunuz, yoksa biz miyiz o yaratıcılar?

60- 61- Biz, sizin aranızda o ölümü takdir ettik ve sizi kendi örneklerinizle değiştirmemizin ve bilemeyeceğiniz şeyde (yeniden) geliştirmemizin üzerine asla önüne geçilmişler de olmayacağız.

62- Ve ant olsun ki siz o ilk geliştirmeyi bildiniz, öyleyse hatırlamalı değil miydiniz?

63- Şimdi siz ekiyor olduğunuz şeyi gördünüz mü?

64- Siz mi onu ekiyorsunuz, yoksa biz miyiz o ekiciler?

65- 66- 67- Eğer biz dileseydik, onu kesinlikle kırıntı yapardık böylece siz de: "Şüphesiz ki biz ağır borç altında kalmışlarız. Doğrusu biz (ürün almaktan) yasaklanmışlarız" diye keyfi kaçıyor olurdunuz.

68- Şimdi siz gördünüz mü o suyu ki içiyorsunuz?

69- Siz mi onu o yağmur bulutundan indiriyorsunuz, yoksa biz miyiz o indiriciler?

70- Eğer biz dileseydik, onu tuzlu acı yapardık, öyleyse siz şükretmeli değil miydiniz?

71- Şimdi siz gördünüz mü o ateşi ki ağacı sürte sürte tutuşturuyorsunuz?

72- Siz mi geliştirdiniz onun ağacını, yoksa biz miyiz o geliştiriciler?

73- Biz onu bir hatırlatma ve o çöl yolcularına bir yararlanma yaptık.

74- Öyleyse sen o büyük Efendinin adını tesbih et.

75- Artık hayır, ben kasem ederim ki o yıldızların düşüş yerlerine.

76- Ve şüphesiz ki o, eğer siz bilirseniz kesinlikle çok büyük kasemdir.

77- Şüphesiz ki o, kesinlikle bir değerli okunan (Kur'an)dır.

78- (O), korumaya alınmış bir kitaptadır.

79- Ona, o temizlenmiş (melek)lerden başkası dokunamaz.

80- (O), o tüm insanların Efendisinden bir indirmedir.

81- Şimdi siz bu sözü yumuşatmaya çalışanlar mısınız?

82- Ve siz rızkınızı (bu kitabı) yalanlamanız mı yapıyorsunuz?

83- Hele değilmi ki o (can) boğaza ulaştığı zaman.

84- Oysa siz o zaman (çaresizce) bakıyorsunuzdur.

85- Ve biz ona sizden daha yakınızdır, fakat siz göremiyorsunuzdur.

86-87-  Şimdi siz eğer ki (yaptıklarınızla) yükümlenenler olmayacak iseniz, eğer siz doğru söyleyenler iseniz, onu (canı) döndürebilmeli değil miydiniz?

88- 89- Şimdi eğer o (ölen), o yakınlaştırılmışlardan ise, artık (onun karşılığı) bir ferahlık ve bir hoş koku ve bir gönenç bahçesidir.

90- 91- Ve eğer o (ölen), o sağın arkadaşlarından ise artık (onun karşılığı): "O sağın arkadaşlarından selam sana" (sözüdür).

92- 93- 94- Ve eğer o (ölen), o yalanlayıcı sapkınlardan ise, artık (onun karşılığı) kaynar sudan bir ağırlama ve bir şiddetli ateşe yaslanıştır.

95- Şüphesiz ki bu o kesinkes gerçeğin ta kendisidir.

96- O halde sen o büyük Efendinin adını tesbih et.


18 Ocak 2026 Pazar

RAHMAN SURESİ ÇEVİRİSİ

1- 2- 3- 4- Şefkati kapsamlı (Allah), o okunan (Kur'an)ı öğretti, o insanı yarattı, ona açıklığa kavuşturmayı öğretti.

5- O güneş ve o ay, bir hesap iledir.

6- O bitki ve o ağaç ikisi boyun eğmektedir.

7- 8- Ve o gök, O onu yükseltmiş ve siz o terazide taşkınlık yapmayasınız diye o tartıyı koymuştur. 

9- Ve siz de o tartıyı hakkaniyetle tutun ve o teraziyi ziyan ettirmeyin.

10- Ve o yer, O onu o canlılara (hazırlayıp) koydu.

11- 12- Meyve ve o tomurcukların sahibi hurma ve o sapın sahibi o dane ve o hoş kokulu bitkiler ondadır.

13- O halde siz ikiniz Efendinizin kudret eserlerininin hangisini yalanlıyorsunuz?

14- O, o insanı (ateşte pişmiş) o çanak çömlek gibi (tın tın ses çıkaran) kuru çamurdan yarattı.

15- Ve O, o cann'ı da alevi karışıp duran (dumansız) ateşten yarattı.

16- O halde siz ikiniz Efendinizin kudret eserlerininin hangisini  yalanlıyorsunuz?

17- (O), o (güneşin) iki doğum yerinin Efendisidir ve o iki batım yerinin de Efendisidir.

18-  O halde siz ikiniz Efendinizin kudret eserlerininin hangisini yalanlıyorsunuz?

19- O, o iki su kütlesini saldı ki birbiriyle karşılaşsınlar.

20- Bir engel ikisinin arasındadır, haddi aşamazlar.

21- O halde siz ikiniz Efendinizin kudret eserlerininin hangisini yalanlıyorsunuz?

22- İkisinden de o inci ve o mercan çıkar.

23-  O halde siz ikiniz Efendinizin  kudret eserlerininin hangisini yalanlıyorsunuz?

24- Ve o kütlesinde akıp giden (yelkenleri) bayraklar gibi inşa edilmiş (gemi)ler, O'nundur.

25- O halde siz ikiniz Efendinizin kudret eserlerininin hangisini yalanlıyorsunuz?

26- Onun (yerin) üzerinde olan her kimse, geçicidir.

27- Ve senin o erişilmezliğin ve o değerliliğin sahibi Efendinin yüzü ise, kalır.

28- O halde siz ikiniz Efendinizin kudret eserlerininin hangisini yalanlıyorsunuz?

29- O göklerde ve yerde kim varsa, O'ndan talep eder. O, her gün bir durumdadır.

30-  O halde siz ikiniz Efendinizin kudret eserlerininin hangisini yalanlıyorsunuz?

31- Ey o iki ağırlık, sizin için de yakında boş kalacağız.

32- O halde siz ikiniz Efendinizin kudret eserlerininin hangisini yalanlıyorsunuz?

33- Ey o cin ve o insan oymağı, eğer sizin gücünüz o göklerin ve o yerin sınırlarını delip geçmeye yetiyorsa, haydi delip geçin. Siz bir güç yetki olmadıkça sınırları delip geçemezsiniz.

34-  O halde siz ikiniz Efendinizin kudret eserlerininin hangisini yalanlıyorsunuz?

35- O, ikinizin üzerine ateşten bir sel ve bir kızıl duman gönderir de artık birbirinize yardım edemezsiniz.

36- O halde siz ikiniz Efendinizin kudret eserlerininin hangisini yalanlıyorsunuz?

37- Artık o gök yarılıp da o erimiş yağ gibi bir kızıl gül olduğu zaman.

38- O halde siz ikiniz Efendinizin kudret eserlerininin hangisini yalanlıyorsunuz?

39- İşte o gün ne bir insana kendi arkaya takılı suçundan (bilgi) talep edilmeyecek ve ne de bir cinne.

40- O halde siz ikiniz Efendinizin kudret eserlerininin hangisini yalanlıyorsunuz?

41- O suç işleyenler kendilerinin alametiyle tanınacak da o perçemlerden ve o ayaklardan tutulacak.

42- O halde siz ikiniz Efendinizin kudret eserlerininin hangisini yalanlıyorsunuz?

43- Bu, cehennemdir ki onu o suçlular yalanlıyordu.

44- Onlar, onunla fokur fokur kaynar suyun arasında dolaşacaklar.

45- O halde siz ikiniz Efendinizin kudret eserlerininin hangisini yalanlıyorsunuz?

46- Ve iki bahçe, kendi Efendisinin mevkiinden kaygılanmış olan kimse içindir.

47- O halde siz ikiniz Efendinizin kudret eserlerininin hangisini yalanlıyorsunuz?

48- (Bu iki bahçenin ağaçları meyveli) dallar sahibidir.

49- O halde siz ikiniz Efendinizin kudret eserlerininin hangisini yalanlıyorsunuz?

50- Akmakta olan iki göze, o ikisindedir.

51- O halde siz ikiniz Efendinizin kudret eserlerininin hangisini yalanlıyorsunuz?

52- Her bir meyveden iki çift, o ikisindedir.

53-  O halde siz ikiniz Efendinizin kudret eserlerininin hangisini yalanlıyorsunuz?

54- Onlar (iki bahçede) yaygıların üzerinde rahatça dayananlardır, onların örtüleri kalın ipektendir. Ve iki bahçenin (meyvesinin) devşirmesi de yakındır.

55- Öyleyse siz ikiniz Efendinizin kudret eserlerininin hangisini yalanlıyorsunuz?

56- O bakışı (eşlerine) kısaltan (kadın) lar onlardadır, onların öncesi bir insan onların bekaretini bozmamıştır ve ne de bir cinn.

57- O halde siz ikiniz Efendinizin kudret eserlerininin hangisini  yalanlıyorsunuz?

58- Sanki onlar, o yakut ve o mercandır.

59- O halde siz ikiniz Efendinizin kudret eserlerininin hangisini yalanlıyorsunuz?

60- O iyiliğin karşılığı, o iyilikten başkası mıdır?

61- O halde siz ikiniz Efendinizin kudret eserlerininin hangisini yalanlıyorsunuz?

62- Ve iki bahçe daha o ikinin berisindendir.

63- O halde siz ikiniz Efendinizin kudret eserlerininin hangisini yalanlıyorsunuz?

64- (O iki bahçe de) kopkoyu yeşildirler.

65- Öyleyse siz ikiniz Efendinizin kudret eserlerininin hangisini yalanlıyorsunuz?

66- Püsküren iki göze, o ikisindedir.

67- O halde siz ikiniz Efendinizin kudret eserlerininin hangisini  yalanlıyorsunuz?

68- Meyve ve hurma ve nar, o ikisindedir.

69- O halde siz ikiniz Efendinizin kudret eserlerininin hangisini yalanlıyorsunuz?

70- Hayırlı iyi (kadın)lar, onlardadır.

71- O halde siz ikiniz Efendinizin kudret eserlerininin hangisini yalanlıyorsunuz?

72- (Eşlerine) özel kılınmış belirgin (gözlü)ler, o çadırlardadır.

73- O halde siz ikiniz Efendinizin kudret eserlerininin hangisini yalanlıyorsunuz?

74- Onların öncesi bir insan onların bekaretini bozmamıştır ve ne de bir cinn.

75- O halde siz ikiniz Efendinizin kudret eserlerininin hangisini yalanlıyorsunuz?

76-  Onlar (iki bahçede) yeşil yastık ve iyi abkari döşekler üzerinde rahatça dayananlardır.

77-  O halde siz ikiniz Efendinizin kudret eserlerininin hangisini yalanlıyorsunuz?

78- O erişilmezliğin ve o değerliliğin sahibi senin Efendinin adı ne bereketlidir.


14 Ocak 2026 Çarşamba

KAMER SURESİ ÇEVİRİSİ

1- O an yaklaştı ve ay yarıldı.* 

* Tefsirler bu ayet hakkında bir mucize olarak ayın ortadan ikiye yarıldığı konusunda görüş belirtmiş olmalarına karşın, şakkul kamer ifadesinin Araplarda ebedi bir deyim olarak "Gerçeğin ortaya çıkması" anlamında kullanılması da vardır. Eğer gerçekleşmiş ve gözle görülen bir ayet olsaydı, Kur'an'da birçok yerde müşriklerin bu isteklerinin ret edilmiş olması ve İsra s. 59. ayetinde Semud'a gönderilen gözle görülen ayet olan dişi devenin öldürülmesi sonucunda o topluluğun helakı göz önüne alındığında ayın yarılması eğer gözle görülen bir ayet olsaydı, Mekke müşriklerinin de helak edilmesi bir Sünnetullah gereği idi.

2- Ve eğer onlar bir delil görseler, ilgisiz kalırlar ve: "(Bu), bir sürüp giden büyüdür" derler.

3- Ve onlar yalanladılar ve kendi keyfi eğilimlerini izlediler ve her bir işin sabitleşiciliği vardır.

4- Ve ant olsun ki onlara o haberlerden bir kısmı gelmiştir ki, caydırıcı komutlar onların içinde idi.

5- (O caydırıcı komutlar), bilgeliğin zirvesidir. Oysa o uyarılar ihtiyaçsız bırakmıyor.

6- 7- 8- Artık sen onlardan (başka tarafa) yakınlaş, o çağırıcı garipsenen bir şeye çağıracağı gün, gözleri öne eğik bir vaziyette boyunlarını uzatıp koşanlar olarak o çağrıcıya doğru o mezarlardan çıkacaklar, sanki onlar yayılan çekirgelerdir. O gerçeği örtmüş olanlar: "Bu, bir zorlayıcı gündür" diyecekler.

9- Onların öncesi Nuh'un topluluğu yalanlamıştı, böylece onlar bizim kulumuzu yalanladılar ve: "(O), bir cinlenmiş" dediler ve (vazgeçmesi için) caydırıcı komut verildi. 

10- Bunun üzerine o da kendi Efendisini: "Şüphesiz ki ben yenilmiş biriyim, artık sen yardım et" diye çağırdı.

11- Bunun üzerine biz de o göğün kapılarını bir boşalan su ile açtık.

12- Ve biz o yeri de gözeler halinde fışkırttık, böylece o su(yun ikisi) kesinlikle takdir edilmiş bir buyruk üzerine karşılaştı.

13- Ve biz onu (tahta) levhaların ve çivilerin sahibi (geminin) üzerinde taşıdık.

14- O (gemi), bizim gözlerimiz(in önün)de kendisine karşı gerçek örtülmüş olana bir karşılık olarak akıyordu.

15- Ve ant olsun ki biz onu bir delil olarak bıraktık, o halde hiç hatırlayan var mı?

16- Peki benim azabım ve uyarmalarım nasıl olmuş?

17- Ve ant olsun ki biz o okunan (Kur'an)ı hatırlansın diye kolaylaştırdık, o halde hiç hatırlayan var mı?

18- Ad'da yalanladı, peki benim azabım ve uyarmalarım nasıl olmuş?

19- Şüphesiz ki biz onların üzerine sürüp giden felaket gününde, bir uğultulu sert rüzgâr gönderdik.

20- O (rüzgar), o insanları çekip alıyordu, sanki onlar sökülen hurma kütükleridir.

21- Peki benim azabım ve uyarmalarım nasıl olmuş?

22- Ve ant olsun ki biz o okunan (Kur'an)ı hatırlansın diye kolaylaştırdık, o halde hiç hatırlayan var mı?

23- 24- 25- Semud'da o uyarıları yalanladı da onlar: "İçimizden tek başına bir beşere mi biz onu mu izleyeceğiz? Şüphesiz ki biz o takdirde bir sapkınlık ve bir çılgınlık içindeyiz. O hatırlatma bizim aramızdan onun üzerine mi bırakıldı? Hayır bu, çok yalancı bir küstahtır" dediler.

26- 27- 28- (Biz de Salih'e): "Onlar o çok yalancı o küstah kimmiş yarın bilecekler. Şüphesiz ki biz o dişi deveyi bir ayartma olarak onlara göndericileriz, o halde sen onları gözle ve direnç göster. Ve sen onlara o suyun aralarında bir paylaşım ile olduğunu haber ver. Her bir (sıralı) içiş (için), (sıra sahibi) hazır bulunmuş (olacak)tır" (dedik).

29- Buna rağmen onlar kendilerinin arkadaşına seslendiler, hemen o da verdi (bıçağı) böylece (deveyi) ayaklarından kesti.

30- Peki benim azabım ve uyarmalarım nasıl olmuş?

31- Şüphesiz ki biz onların üzerine bir tek çığlık gönderdik de böylece onlar o ağılın kuru otu gibi oldular.

32- Ve ant olsun ki biz o okunan (Kur'an)ı hatırlansın diye kolaylaştırdık, o halde hiç hatırlayan var mı?

33- Lut'un topluluğu da o uyarıları yalanladı.

34- 35- Şüphesiz ki biz onların üzerine bir kızgın taş yağdıran fırtına gönderdik, Lut'un ailesi hariç. Biz, onları bizim yanımızdan bir gönenç olarak bir seher vakti kurtardık. Bizim, şükretmiş olan kimseye karşılığımız işte böyledir.

36- Ve ant olsun ki o, bizim yakalamamıza karşı onları uyarmıştı da onlar o uyarılara karşı tereddüte düşmüşlerdi.

37- Ve ant olsun ki onlar onun konuklarından dolayı ona istekte bulunmuşlardı, bunun üzerine biz de onların gözlerini(n görmelerini) silmiş: "O halde siz de benim azabımı ve uyarılarımı tadın" (demiştik).

38- Ve ant olsun ki bir sabitleşici azap onları erkenden sabahlatmıştı.

39-  O halde siz benim azabımı ve uyarılarımı tadın.

40-  Ve ant olsun ki biz o okunan (Kur'an)ı hatırlansın diye kolaylaştırdık, o halde hiç hatırlayan var mı?

41- Ve ant olsun ki Firavun'un hanedanına da o uyarılar gelmişti.

42- Onlar bizim delillerimizin hepsini yalanladılar, bunun üzerine biz de onları mutlak güçlünün, güç yetiricinin tutuşuyla tutuverdik.

43- Şimdi, sizin gerçeği örtücüleriniz onlardan daha mı hayırlıdır? Yoksa o yazılı metinlerin içindeki (azaptan) bir ayrılma uzaklaşma sizin için midir?

44- Yoksa onlar: "Biz, (birbirimize) yardım eden bir bütünlüğüz" mü diyorlar?

45- O bütünlük hezimete uğrayacak ve onlar (kaçarak) o arkalarını (başka tarafa) yakınlaştıracaklar.

46- Hayır, o an onların söz verilen zamanlarıdır ve o an daha feci ve daha süreklidir.

47- Şüphesiz ki o suç işleyenler, bir sapkınlık ve bir çılgınlık içindedir.

48- O gün onlar o ateşte: "Siz, tadın kavuran ateşin dokunuşunu" (denilerek) yüzlerinin üzerine sürüklenecekler.

49- Şüphesiz ki biz her bir şey, biz onu bir ölçüyle yarattık.

50- Ve bizim buyruğumuz o gözün açıp kapaması(zamanı)ndan başkası değildir.

51- Ve ant olsun ki biz sizin (önceki) taraftarlarınızı yok ettik, o halde hiç hatırlayan var mı?

52- Ve her bir şey, onu işledikleri o yazılı metinlerin içindedir.

53- Ve (işlenen) her bir küçük ve büyük satırlan(arak yazıl)mıştır.

54- Şüphesiz ki o korunanlar bahçelerde ve nehirlerdedir.

55- Güç yetirici bir hükümdarın yanında doğruluk meclisindedirler.