31 Mayıs 2025 Cumartesi

KASAS SURESİ ÇEVİRİSİ

1- Ta, Sin, Mim.

2-  Bu (harflerden oluşan kelimeler), o apaçık kitabın delilleridir.

3- Biz, inanacak bir topluluğa Musa'nın ve Firavun'un bir kısım haberinden, o gerçeği sana peşi sıra okuyacağız.

4- Şüphesiz ki Firavun, o yerde (Mısır'da) yücelenmiş ve onun halkını taraftarlar olarak bölmüştü. O, onlardan bir zümreyi zayıf düşürüyor, onların oğullarını boğazlatıyor ve kadınlarını yaşattırıyordu. Şüphesiz ki o, o bozuculuk yapanlardan olmuştu.

5- 6- Ve biz de istiyorduk ki, o yerdeki zayıf düşürülmüş olan kimselerin üzerine büyük iyilikte bulunalım ve onları önderler yapalım ve mirasçılar yapalım ve kendilerine o yerde olanak sağlayalım ve Firavun'a ve Haman'a ikisinin askerlerine, onlardan sakınmakta oldukları şeyi gösterelim.

7- Ve biz, Musa'nın annesine: "Sen onu emzir. Ne zaman ki sen ona karşı kaygılandın, artık onu o denize bırak ve (sonrasında) sakın kaygılanma ve sakın üzülme. Şüphesiz ki biz, onu sana geri döndürücüleriz ve onu o gönderilmişlerden olarak atayıcılarız" diye vahyettik.

8- Böylece Firavun'un ailesi onu, sonunda kendilerine bir düşman ve bir üzüntü (kaynağı) olarak bulup aldı. Şüphesiz ki Firavun ve Haman ve ikisinin askerleri, kusur işleyenler olmuşlardı.

9- Ve Firavun'un karısı: "(Bu çocuk), benim ve senin için bir göz ferahlığıdır. Siz onu sakın öldürmeyin, belki bize faydası olur veya biz onu bir çocuk ediniriz" dedi. Oysa onlar (başlarına geleceklerin) farkına varamaz bir durumdaydı.

10- Ve Musa'nın annesi, gönlü bomboş olarak sabahladı. Eğer o inananlardan olması için onun kalbinin üzerine bağ vurmuş olmasaydık, şüphesiz ki o neredeyse onu(n annesi olduğunu) belirginleştirecekti.

11- Ve o (annesi), onun (Musa'nın) kızkardeşine: "Sen, onun izini takip et" dedi. Böylece o da, onlar farkına varamaz bir durumdayken uzak bir yerden onu gözüyle izledi.

12- Ve biz önceden o emziricileri ona yasaklamıştık. Bunun üzerine o (kız kardeşi): "Ben size bir ev mensubunun üzerine kılavuzluk edeyim mi, onlar onu sizin için sorumluluğuna alırlar ve onlar ona içtenlikle öğüt verici (yetişirici)lerdir?" dedi.

13- Böylece biz onu kendi annesine geri döndürdük ki onun (annesinin) gözü ferah olsun ve üzülmesin ve o, Allah'ın söz vermesinin bir gerçek olduğunu bilsin. Fakat hakikat şu ki onların (Firavun Haman ve askerlerinin) tamamı bunu bilmezlerdi.

14- Ve o, kendisinin en çetinliğine ulaşıp oturaklaştığında, biz ona bir karar yeteneği ve bir bilgi verdik. O iyilik edenlere biz, işte böyle karşılık veririz.

15- Ve o, onun mensuplarından bir kısmının duyarsızlık (uyku) hali üzerinde olduğu bir vakit o şehre girdi. Bu esnada onda birbiriyle öldürüşen iki adam buldu. Bu, kendi taraftarından ve bu da kendi düşmanının (taraftarın)dan. Durum böyleyken kendi taraftarından olan kimse, kendi düşmanının (taraftarın)dan olan kimseye karşı onun yardımına sığınmak istedi. Bunun üzerine Musa ona yumruk attı ve böylece onun (ölüm hükmünü) yerine getirdi. O: "Bu, o şeytanın işindendir. Şüphesiz ki o, bir apaçık saptırıcı düşmandır" dedi.

16- O (yine): "Ey Efendim, şüphesiz ki ben kendi benliğime haksızlık ettim, artık sen beni bağışla" dedi, bunun üzerine O onu bağışladı. Şüphesiz ki O, o çok bağışlayıcının, şefkati süreklinin ta kendisidir.

17- O (yine): "Ey Efendim, senin benim üzerime olan gönendirmen nedeniyle, artık ben o suç işleyenlere sırt veren biri asla olmayacağım" dedi.

18- Böylece o, o şehirde kaygılı bir halde (etrafını) gözetleyerek sabahladı. bir de ne görsün dün ondan yardım istemiş olan kimse, ona yine feryat ediyor. Musa ona: "Şüphesiz ki sen, kesinlikle bir apaçık azgınsın" dedi.

19- Ne zaman ki o kimseyi ki o, ikisine de bir düşmandır yakalamak istedi, o: "Ey Musa, sen o dün bir benliği öldürdüğün gibi beni de mi öldürmek istiyorsun? Şüphesiz ki sen, bu yerde bir zorba olmaktan başka bir şey istemiyorsun. Ve sen o düzelticilerden olmak ta istemiyorsun" dedi.

20- Ve bir adam o şehrin en uzağından koşarak geldi: "Ey Musa, Şüphesiz ki o ileri gelenler senin hakkında birbirleriyle danışıyorlar ki seni öldürsünler, sen hemen (bu şehirden) çık. Şüphesiz ki ben, sana o içtenlikle öğüt vericilerdenim" dedi.

21- Bunun üzerine o kaygılı bir halde (etrafını) gözetleyerek ondan çıktı. "Ey Efendim, sen beni haksızlık yapanlar topluluğundan kurtar" dedi.

22- Ve Medyen'in karşısına yüzünü yönelttiğinde, o: "Efendimin beni o yolun denk olanına iletmesi umulur" dedi. 

23- Ve Medyen'in suyuna vardığında o, onun üzerinde o insanlardan bir toplum buldu ki onlar (hayvanlarını) suvarıyorlardı ve onların berisinden iki kadın buldu ki o ikisi de (hayvanlarını suvarmaktan) menediyordu. O, (ikisine): "(Bu durumla ilgili) ikinizin söyleyecek sözü nedir? dedi. İkisi: "Biz, o güdücüler geri çekilene kadar (hayvanlarımızı) suvarmayız ve bizim babamız da bir büyük ihtiyardır" dedi.

24- Bunun üzerine o, iki kadın için (hayvanları) suvardı, sonra o gölgeye yanaştı da: "Ey Efendim, şüphesiz ki ben, hayırdan bana indireceğin o şeye bir muhtacım" dedi.

25- Akabinde iki kadından biri ona geldi ki o, sıkılgan bir hal üzerinde adımlıyordu: "Şüphesiz ki benim babam seni çağırıyor ki bizim için suvardığını bir ödül ile seni karşılıklandırsın" dedi. Ne zaman ki o, ona  geldi ve (başından geçen) o olayı ona anlattı, o: "Sen sakın kaygılanma, o haksızlık yapanlar topluluğundan kurtuldun" dedi.

26- İki kadından biri: "Ey babacığım, sen onun ödül karşılığı çalışmasını iste. Şüphesiz ki emek karşılığı ile çalışmasını istediğin kimselerin en hayırlısı, mutlak kuvvetli güvenilenidir" dedi.

27- (Babaları): "Şüphesiz ki ben, sekiz hac yılı bana ödül karşılığı çalışmana karşı, şu iki kızımdan birini seninle evlendirmek istiyorum. Yok eğer sen on (yıl) a tamamladın, o da senin yanındandır. Ve ben senin üzerine meşakkat vermek de istemiyorum. Eğer Allah dilerse, sen beni o düzgünlerden bulacaksın" dedi.

28- O: "Bu, benimle senin aranda (bir antlaşma)dır. Ben o iki süreden hangisini yerine getirirsem, artık bana hiçbir düşmanlık olamaz. Ve Allah, bizim söylemekte olduğumuz şeyin üzerinde bir dayanaktır" dedi.

29- Ne zaman ki Musa o süreyi yerine getirdi ve kendi ailesiyle yürü(yüp yola düzül)dü o, Tur'un yanından bir ateş sezinledi. Kendi ailesine: "Siz durup bekleyin, şüphesiz ki ben bir ateş sezinledim, umarım ki ben size ondan bir haber veya o ateşten bir kor getiririm ki siz ısınasınız" dedi.

30- 31- 32- Ne zaman ki o ona geldi, o bereket verilmiş bölgedeki o vadinin sağ yamacından o ağaçtan: "Ey Musa, şüphesiz ki ben  o tüm insanların Efendisi Allah'ın ta kendisiyim" diye ve "Sen değneğini bırak" diye seslenildi. Ne zaman ki o, onu hızlı bir yılan  gibi titreşiyor gördü, bir arka dönen olarak (başka tarafa) yanaştı ve (değneğini) takip etmedi. (Allah): "Ey Musa, sen (geri) yönel ve sakın kaygılanma, şüphesiz ki sen o güvende olanlardansın. Elini yakanın içine sok, hiçbir kötülük olmaksızın bembeyaz çıksın. Ve o sakınmadan (dolayı açılan) kanadını da (kolunu) kendine yapıştır. Şimdi bu ikisi, Firavun'a ve onun ileri gelenlerine senin Efendinden iki sağlam kanıttır. Şüphesiz ki onlar, itaatten çıkanlar topluluğu oldular" dedi.

33- 34- O: "Ey Efendim, şüphesiz ki ben onlardan bir benlik öldürdüm, bu yüzden ben kaygılanıyorum ki onlar beni öldürecekler. Ve kardeşim Harun o, dil bakımından benden daha berraktır, bu nedenle sen onu da beni doğrulayan bir destekçi olarak benim beraberimde gönder. Şüphesiz ki ben, kaygılanıyorum ki onlar beni yalanlayacaklar" dedi.

35- (Allah): "Biz, senin pazunu kardeşinle çetinleştireceğiz ve biz, ikinizi bir yetkili olarak görevlendireceğiz, artık onlar bizim (gözle görülen) delillerimizle ikinize ilişemeyecekler. İkiniz ve sizin ikinizi izlemiş kimseler, o yenenlersiniz" dedi.

36- Ne zaman ki Musa bizim (gözle görülen) apaçık delillerimizi onlara getirdi, onlar: "Bu, bir yakıştırılmış sihirden başkası değil. Ve biz, bunu bizim o ilk atalarımızda hiç işitmedik" dediler.

37- Ve Musa: "Benim Efendim O'nun yanından o doğruya iletini getirmiş olan kimseyi ve o yurdun sonu kendisinin olacak kimseyi daha iyi bilendir. Gerçek şu ki, o haksızlık yapanlar başarıya eriştirilmez" dedi.

38- Ve Firavun: "Ey o ileri gelenler, ben sizin için benden başka hiçbir tanrı bilmiş değilim. Ey Haman, haydi sen benim için o çamurun üzerinde bir ateş tutuştur da bana bir yüksek kule yap ki ben Musa'nın tanrısına yükseleyim. Ve şüphesiz ki ben onun kesinlikle o yalancılardan olduğu kanısına varıyorum" dedi.

39- O ve onun askerleri o hakları olmaksızın o yerde büyüklük tasladı ve onlar kanıya vardılar ki şüphesiz ki onlar bize döndürülmeyecekler.

40- Bunun üzerine biz de onu ve onun askerlerini tuttuk da o denizin içine fırlatıp attık. Artık sen bak o haksızlık yapanların sonu nasıl olmuş.

41- Ve biz, onları önderler yaptık ki onlar o ateşe çağırırlar. Ve onlar o kalkışın günü yardım da edilmeyecekler.

42- Ve biz, onlara o yakın yaşamda bir dışlamayı izlettirdik. Ve kalkışın günü ise onlar o çirkinleşmişlerdendir.

43- Ve ant olsun ki biz, o ilk kuşakları yok etmemizin ardından Musa'ya o kitabı o insanlara doğruyu görmeler ve bir doğruya iletici ve bir şefkat olarak verdik ki onlar hatırlayalar. 

44- Ve biz Musa'ya o buyruğu yerine getirdiğimiz zaman, sen o batı yanında değildin ve sen o tanık olanlardan da değildin.

45- Fakat hakikat şu ki biz, (Musa'dan sonra nice) kuşaklar geliştirdik de o ömür kendilerine uzatıldı. Ve sen, Medyen mensupları içinde bir barınan olarak bizim delillerimizi onlara peşi sıra okuyor da değildin, fakat hakikat şu ki biz (elçi) göndericiler idik.

46- Ve sen, biz (Musa'ya) seslendiğimiz zaman, Tur'un yanında da değildin, fakat senin Efendinden bir şefkat olarak senden önce kendilerine hiçbir uyarıcı gelmemiş bir topluluğu senin uyarman için (bunları sana vahyediyoruz) ki onlar hatırlayalar.

47- Ve onlara kendi ellerinin öncelediği şeyler nedeniyle bir musibet değdirildiğinde hemen: "Ey Efendimiz, sen bize bir elçi göndermeli değil miydin ki biz de senin delillerini izleyip o inananlardan olsaydık?" diyecek olmasalardı (seni göndermezdik).

48- Ne zaman ki bizim yanımızdan o gerçek onlara geldi, onlar: "Musa'ya verilmiş olan şeyin bir örneği ona da verilmiş olmalı değil miydi?" dediler. Oysa onlar önceden Musa'ya verilmiş olan  şeyi de örtmemişler miydi? Onlar: "(Bunlar) iki sihirdir sırt sırta verdiler" demişlerdi. Ve onlar: "Şüphesiz ki biz hepsini örtücüleriz" demişlerdi.

49- Sen de ki: "Eğer siz doğru söyleyenler iseniz, haydi siz de bir kitap getirin de o, ikisinden daha doğruya ileten olsun."

50- Yok eğer onlar seni cevaplandırmadılarsa, artık sen onların ancak ve ancak kendi keyfi eğilimlerini izlemekte olduklarını bil. Ve daha sapkın kimdir ki o, Allah'tan bir doğruya ileteni olmaksızın kendi keyfi eğilimine takılmıştır? Şüphesiz ki Allah, o haksızlık yapanlar topluluğunu doğruya iletmez.

51- Ve ant olsun ki biz, o söyleneni onlara iliştirdik ki onlar hatırlayalar.

52- Bizim kendilerine onun öncesinden o kitabı verdiğimiz kimseler var ya, onlar ona inanırlar.

53- Ve o onlara peşi sıra okunduğu zaman onlar: "Biz ona inandık, şüphesiz ki o, bizim Efendimizden o gerçektir. Şüphesiz ki biz, onun öncesinden de teslim olanlar olmuştuk." derler.

54- İşte onlara direnç göstermeleri nedeniyle onların ödülü iki kere verilecektir. Onlar o kötülüğü o iyilikle defederler ve onlar bizim kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden harcarlar. 

55- Ve onlar o amaçsız sözü işittikleri zaman, ondan ilgisiz kalırlar ve: "Bizim işlediklerimiz bizedir ve sizin işledikleriniz de sizedir. Selam sizin üzerinize olsun, biz o düşüncesizlerin peşine düşmeyiz" derler.

56- Şüphesiz ki sen, sevdiğin kimseyi doğruya iletemezsin, fakat hakikat şu ki Allah dileyeceği kimseyi doğruya iletir. Ve O, o doğruya iletilenleri daha iyi bilendir.

57- Ve onlar: "Eğer biz senin beraberinde o doğruya ileteni izlersek, kendi yerimizden kapılıveririz" dediler. Biz, onları bir dokunulmazlıklı güvenli yere (yerleşmelerine) olanak sağlamadık mı oraya kendi katımızdan bir rızık olarak her bir şeyin ürününün derlenip toplanıyor? Fakat hakikat şu ki onların tamamı bilmezler.

58- Ve biz, kasabadan kaçını yok ettik ki o (nun halkı) geçim imkanından dolayı çalım satmıştı. İşte şu (kasabalar) onların dinginlik yerleri ki, onlardan sonra pek azdan başka (kimse) dinginleşmemiştir. Ve biz, onlara o mirasçılar olmuşuzdur.

59- Ve senin Efendin, o kasabaları onların analarında (merkezlerinde) bizim delillerimizi kendilerine peşi sıra okumakta olan bir elçi harekete geçirene kadar, yok edici olmadı. Ve biz, o kasabaları onların mensupları haksızlık yapanlar olması dışındakileri de yok edici olmadık.

60- Ve o şey ki size herhangi bir şeyden verilmiştir, oysa o (verilmiş olan), o yakın yaşamın bir yararı ve onun süsüdür. Ve o şey ki Allah'ın yanındadır, o daha hayırlı ve daha kalıcıdır. Siz hiç bağlantı kurmaz mısınız?

61- Öyleyse o kimse ki biz kendisine bir iyi sözle söz vermişizdir de o ona karşılaşıcıdır, o kimse gibi midir ki biz onu o yakın yaşamın bir yararıyla yararlandırmışızdır, sonra kendisi o kalkışın günü (azap için) o hazır bulundurulmuşlardandır?

62- Ve o gün O onlara seslenecek de: "Nerede benim ortaklarım ki siz onları iddia etmekte idiniz" diyecek.

63- O kimseler ki kendilerinin üzerine o söylenen gerçek olmuştur: "Ey Efendimiz, şunlar bizim azdırdığımız kimselerdir. Kendimiz azdığımız gibi, biz onları da azdırdık. Biz (onlardan) ayrılıp uzaklaştık sana (yaklaştık). Onlar yalnızca bize kulluk etmekte olanlar değillerdi" demiştir.

64- Ve onlara: "Siz kendi ortaklarınızı çağırın" denildi de onları çağırdılar fakat onlar, kendilerini cevaplanlandırmadılar ve onlar da o azabı görmüşlerdir. Eğer onlar doğruya iletiliyor olsalardı, (azap görmeyeceklerdi).

65- Ve o gün O onlara seslenecek de: "Siz, o gönderilmişleri ne ile cevapladınız? diyecek.

66- Artık o haberler o gün onlara körleşmiştir de onlar birbirleriyle (bilgi) talep edemezler.

67- Şimdi itaate dönmüş ve inanmış ve düzgün iş işlemiş olan kimseye gelince, artık onların da o başarıya erişenlerden olması umulur.

68- Ve senin Efendin, ne dilerse yaratır ve (elçiliğe) seçer. O seçim hakkı onlar için yoktur*. Allah, münezzehtir ve onların ortak koşmakta oldukları şeylerden yücedir.

*Zuhruf s. 31. ayetinin bu ayetin anlaşılmasında anahtar konumda olduğunu düşünüyoruz. Allahu alem.

69- Ve senin Efendin, onların göğüslerinin korumaya almakta olduğu şeyleri ve ilan etmekte olduğu şeyleri bilir.

70- Ve O, Allah'tır ki, O'ndan başka hiçbir tanrı yoktur. O ilkinde ve o sonrakinde o övgü O'nadır. Ve o karar da O'nundur. Ve siz O'na döndürüleceksiniz.

71- Sen de ki: "Bana söyleyin, eğer Allah o geceyi sizin üzerinize o kalkışın gününe kadar aralıksız olarak sürdürse, kimdir Allah'ın dışında size bir ışık getirecek tanrı? Siz hiç işitmez misiniz?"

72-  Sen de ki: "Bana söyleyin, eğer Allah o gündüzü sizin üzerinize o kalkışın gününe kadar aralıksız olarak sürdürse, kimdir Allah'ın dışında o geceyi -ki onun içinde dinginleşeceksinizdir- size getirecek tanrı? Siz hiç görmez misiniz?"

73- Ve O'nun şefkatindendir o geceyi ve gündüzü sizin için oluşturdu -ki (o geceleyin) onun içinde dinginleşesiniz- ve o gündüzleyin de O'nun lütfundan bir kısmın peşine düşesiniz ve şükredesiniz.

74- Ve o gün O onlara seslenecek de: "Nerede benim ortaklarım ki siz onları iddia etmekte idiniz" diyecek.

75- Ve biz her toplumdan bir tanık çekip çıkarmışızdır da: "Siz sağlam kanıtını getirin" demişizdir. Böylece onlar o gerçeğin Allah'a ait olduğunu bilmişlerdir ve yakıştırmakta oldukları şeyler de kendilerinden sapmıştır.

76- 77- Şüphesiz ki Karun, Musa'nın topluluğundan idi ama onlara karşı haddi aşmıştı. Ve biz ona o hazinelerden öyle (servet) vermiştik ki şüphesiz ki birbirine sıkı sıkıya bağlı o kuvvet sahibi topluluk onun anahtarlarını kaldırmakta güçlük çekiyordu. Bir zaman kendi topluluğu ona: "Sen, sakın (şımarıp) sevinme, şüphesiz ki Allah, o (şımarıp) sevinenleri sevmez. Ve sen, Allah'ın sana verdiği o şeyde o sonraki yurdun peşine düş ve o yakın (yaşam)dan da hisseni sakın unutma ve Allah'ın sana ettiği iyilik gibi sen de iyilik et ve bu yerde sakın o bozuculuğun peşine düşme. Şüphesiz ki Allah, o bozuculuk yapanları sevmez" demişti.

78- O ise: "O (servet), bana ancak ve ancak benim yanımdaki bir bilgi üzerine verilmiştir" demişti. Ve o bilmedi mi ki Allah, kendisi (Karun'un) öncesinden bir kısım kuşaklardan öyle kimseyi ki o, kendisinden daha çetin ve toplu birlik bakımından daha çoktu, kesinlikle yok etmiştir? Ve o suç işleyenlere onların peşlerine takılı suçlarından (bilgi) talep edilmez.

79- Böylece o, kendi topluluğunun karşısına kendi süslerinin içinde çıktı. O kimseler ki o yakın yaşamı istiyorlardı: "Ah keşke Karun'a verilmiş olan şeyin bir örneği bizim için de olsaydı. Şüphesiz ki o, kesinlikle çok büyük hisse sahibidir" demişti.

80- Ve o kimseler ki bilgi verilmişti: "Vay halinize, inanmış veAllah'ın (vereceği) dönüşümü, düzgün iş işlemiş olan kimse için daha hayırlıdır. Ve ona da o direnç gösterenlerden başkası karşılaştırılmaz" demişti.

81- Sonunda biz onu ve onun yurdunu (evini, barkını) o yerin dibine geçirmiştik, buna karşılık ona Allah'ın berisinden yardım edebilecek hiçbir karşı birliği onun için olmamıştı. Ve o, kendisine yardım edenlerden de olamamıştı.

82- Ve o kimseler ki dün onun yerinde olmayı gönülden arzu etmişlerdi: "Vay, demek şüphesiz ki Allah, o rızkı kendisinin kullarından kime dilerse geniş tutarmış ve (kime dilerse de) ölçü koyarmış. Eğer Allah bizim üzerimize büyük iyilikte bulunmuş olmasaydı, biz de dibe geçirirdi. Vay demek şüphesiz o ki, o gerçeği örtücüler başarıya eriştirilmezmiş" demeye başlamışlardı.

83- Bu, o sonrakinin yurdudur, biz onu o kimselere vereceğiz ki onlar o yerde bir yücelenme ve bir bozuculuk istemezler. Ve o (mutlu) son o korunanlar içindir.

84-  Kim o iyiliği getirirse, ondan daha hayırlısı artık onun içindir. Ve kim o kötülüğü getirirse, o kötülükleri işlemiş olan kimseler de işlemekte oldukları şeylerden başkasıyla karşılık görmeyecektir.

85- Şüphesiz ki o okunan (Kur'an)ı senin üzerine belirlemiş olan kimse, seni kesinlikle geri dönülecek yere tekrar geri döndürücüdür. Sen de ki: "Benim Efendim, kim o doğruya ileteni getirdi ve kim kendisi bir apaçık sapkınlık içindedir, daha iyi bilendir."

86- Ve sen bu kitabın sana bırakılmasını beklemiyor idin. Ancak senin Efendinden bir şefkat olarak (sana bırakıldı). O halde sen sakın sakın o gerçeği örtücülere bir arka çıkan olma.

87- Ve onlar sana indirildikten sonra Allah'ın delillerinden sakın seni alıkoymasınlar. Ve sen Efendine çağır ve sakın sakın o ortak koşanlardan olma.

88-  Ve sen Allah'ın beraberinde diğer bir tanrıyı sakın çağırma. O'ndan başka hiçbir tanrı yoktur. O'nun yüzünün dışında her bir şey yok olucudur. O karar O'nundur ve siz yalnızca O'na döndürüleceksiniz.


25 Mayıs 2025 Pazar

NEML SURESİ ÇEVİRİSİ

1- Ta, Sin. Bu (harflerden oluşan kelimeler), o okunan (Kur'an)ın ve apaçık kitabın delilleridir.

2- (O), o inananları bir doğruya ileticidir ve bir müjdedir.

3- Onlar öyle kimselerdir ki, o kulluk görevini ayakta tutarlar ve o arınmayı yerine getirirler ve onlar o sonraki (yaşama da) kesinkes inanların ta kendileridir.

4- Şüphesiz ki o sonraki (yaşama) inanmaz kimseler var ya, biz onlara kendi işlerini süslemişizdir, bu yüzden onlar bocalamaktadırlar.

5- İşte onlar o kimselerdir ki, o azabın kötüsü onlar içindir ve onlar o sonraki (yaşamda da) o en ziyan edenlerin ta kendileridir.

6- Ve şüphesiz ki bu okunan (Kur'an) sana kesinlikle mutlak bilgenin, en iyi bilicinin katından bırakılmaktadır. 

7- Bir zaman Musa kendi ailesine: "Şüphesiz ki ben bir ateş sezinledim. Ben size ondan bir haber getireceğim veya size bir korlu ateş parçası getireceğim ki ısınasınız. demişti.

8- 9- 10- 11- 12- Ne zaman ki o, ona geldi: "O ateş(in bulunduğu yer)te olan kimse ve onun çevresindeki kimseler berekelendirilmiştir. O tüm insanların Efendisi Allah, münezzehtir. Ey Musa gerçek şu ki, ben mutlak üstün, mutlak bilge Allah'ın ta kendisiyim ve sen değneğini bırak" diye seslenilmişti. Ne zaman ki o, onu (bıraktığında) gördü ki o hızlı bir yılan gibi titreşiyor, (bunun üzerine) o arkasını dönücü halde (başka tarafa) yanaşmış ve (değneğini) takip etmemişti. (Allah): "Ey Musa, sen sakın kaygılanma şüphesiz ki ben (o kimseyim ki) benim yanımda o gönderilmişler kaygılanmaz. Ancak kim haksızlık etmiş, sonra onu kötülüğün ardından iyiliğe değiştirmişse, artık şüphesiz ki ben çok bağışlayıcıyım, şefkati sürekliyim. Ve sen elini yakanın içine girdir ki Firavun'a ve onun topluluğuna (gözle görülen) dokuz delilin içinde olarak, hiçbir kötülük olmaksızın bembeyaz çıksın. Şüphesiz ki onlar itaatten çıkan bir topluluk olmuşlardır" demişti.

13- Ne zaman ki bizim (gözle görülen) delillerimiz onlara açıkça görülebilen olarak geldi onlar: "Bu, bir apaçık sihirdir" demişlerdi.

14- Ve kendi benlikleri onlara kesinkes inandığı halde, onları haksızlıkla ve böbürlenmeyle ısrarla reddetmişlerdi. Artık sen bak o bozucuların sonu nasıl olmuş.

15- Ve Ant olsun ki biz Davud'a ve Süleyman'a bir bilgi verdik. Ve ikisi de: "O övgü Allah'a dır O ki, bizi o inanan kullarından birçoğunun üzerine üstünleştirmiştir" dediler.

16- Ve Süleyman Davud'a mirasçı oldu ve: "Ey o insanlar, bize o kuşun konuşması öğretilmiştir ve bize her bir şeyden verilmiştir. Şüphesiz ki bu, kesinlikle o apaçık lütfun ta kendisidir" dedi.

17- Ve Süleyman için onun o cinden ve o insandan ve o kuştan askerleri sürülüp toplandı, artık onlar düzenli olarak sevk ediliyordu.

18- Nihayet onlar o karıncaların vadisi üzerine geldikleri zaman, bir karınca: "Ey o karıncalar, siz kendi dinginleşme yerlerinize girin. Süleyman ve onun askerleri kendileri farkına varamazlarken sizi çerçöp edip ezip geçmesin" dedi.

19- Bunun üzerine o, onun bu sözünden dolayı gülümseyerek tebessüm etti ve: "Ey Efendim sen beni, senin gönendirmene -ki sen onu benim üzerime ve anne babamın üzerine gönendirmişsindir- ve düzgün iş işlemeye -ki sen ona hoşnut olacaksındır- düzenli olarak sevket ve beni kendi şefkatinle o düzgün kullarının içine girdir" dedi.

20- 21- Ve o, kuşları (teftiş etti de Hüdhüd'ü) bulamadı, bunun üzerine: "Bana ne oluyor ben Hüdhüd'ü göremiyorum, yoksa o algılanamayanlardan mı oldu? Ben onu kesinlikle ve kesinlikle bir çetin azapla azaplandıracağım veya ben onu kesinlikle ve kesinlikle boğazlayacağım veya o bana kesinlikle bir apaçık kanıt getirecek" dedi. 

22- 23- 24- 25- 26- Bir uzak (zaman) durup bekleme olmaksızın (Hüdhüd geldi ve): "Ben, bir şey kuşattım ki sen onu (bilgice) kuşatamadın ve ben sana Sebe'den bir kesinkes haber getirdim. Şüphesiz ki ben bir kadın buldum da o, onlara hükümranlık ediyor ve ona da her bir şeyden verilmiş ve bir büyük taht da onundur. Ben onu ve onun topluluğunu buldum ki onlar Allah'ın berisinden o güneşe boyun eğiyorlar, o şeytan onlara kendi işlerini süslemiş, böylece onları o yoldan uzaklaştırmış, bu yüzden onlar doğruyu bulamazlarVe (bunu da) Allah'a boyun eğmesinler diye ki O, o göklerde ve yerde o gizliyi çıkarır sizin saklı tutmakta olduğunuz şeyleri ve ilan etmekte olduğunuz şeyleri bilir. Allah, O'ndan başka hiçbir tanrı yoktur, o büyük tahtın Efendisidir" dedi.

27- 28- O: "Sen doğru mu söyledin yoksa o yalancılardan mı oldun biz yakında bakacağız. Sen benim bu kitabımı götür de onu onlara bırak, sonra sen onlardan (başka tarafa) yakınlaş, artık sen ne (cevap) ile döneceklerine bak?" dedi.

29- 30- 31- (Hükümdar): "Ey o ileri gelenler, şüphesiz ki bana bir değerli kitap bırakıldı. Şüphesiz ki o, Süleyman'dandır ve şüphesiz ki o, 'Şefkati kapsamlı, şefkati sürekli Allah adınadır. Siz, bana karşı yücelenmeyin ve bana teslim olanlar olarak gelin' diye (yazmaktadır)" dedi.

32- (Hükümdar): "Ey o ileri gelenler, siz benim işimde bana bir görüş bildirin. Ben, bir işte siz bana tanıklık edene kadar, kesip atıcı olmadım" dedi.

33- Onlar: "Biz, bir kuvvet sahibiyiz ve bir çetin baskı sahibiyiz ve (bu konuda) o buyruk senindir. Sen neyi buyuracaksın artık bak" dediler.

34- 35- (Hükümdar): "Şüphesiz ki o hükümdarlar bir kasabaya girdikleri zaman, onu bozarlar ve onun mensuplarının en üstünlerini en aşağılık bir hale getirirler. Ve onlar da böyle yaparlar. Ve şüphesiz ki ben onlara bir hediye göndericiyim de o gönderilmişler ne ile dönecek bakıcıyım" dedi.

36- 37- Ne zaman ki onlar Süleyman'a geldi o: "Siz beni bir mal ile mi uzatıyorsunuz? Oysa ki Allah'ın bana verdiği, sizin verdiğiniz o şeyden daha hayırlıdır. Hayır, (ben değil) siz kendi hediyenizle kendiniz seviniyorsunuz. Sen onlara dön de (şunları söyle: Eğer bana teslim olanlar olarak gelmezlerse) biz onlara, kesinlikle ve kesinlikle askerler getireceğiz ki kendileri için onları önleyebilmek mümkün olmayacaktır ve biz onları en aşağılık bir halde küçülenler olarak ondan (Sebe'den) kesinlikle ve kesinlikle çıkaracağız" dedi.

38- O: "Ey o ileri gelenler, onlar bana teslim olanlar olarak gelmeden önce, hanginiz onun tahtını bana getirecek?" dedi.

39- O cinden bir becerikli: "Sen kendi mevkiinden kalkmandan önce, ben onu sana getireceğim. Ve şüphesiz ki ben, o iş üzerine kesinlikle mutlak kuvvetliyim, güvenilirim" dedi.

40- Bir kimse ki o kitaptan bir bilgi kendisinin yanındadır o: "Senin bakışın sana geri döndürülmeden önce ben onu sana getireceğim" dedi. Ne zaman ki o, onu kendisinin yanında sabitleşici halde gördü: "Bu, ben şükür mü edeceğim yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni yoklaması için benim Efendimin lütfundandır. Ve kim şükrederse, ancak ve ancak kendi benliği için şükreder. Ve kim nankörlük ederse, artık şüphesiz ki benim Efendim, ihtiyaçsızdır, çok cömerttir" dedi.

41- O: "Siz, ona kendi tahtını yadırgattırın, biz bakacağız doğruya iletilecek mi yoksa doğruya iletilmez kimselerden mi olacak?" dedi.

42- Ne zaman ki o geldi, ona: "Senin tahtın bu gibi miydi?" denildi. O : "Sanki o, ta kendisidir" dedi. (Süleyman): "Ondan (hükümdardan) önce o bilgi bize verilmişti ve biz teslim olanlar olmuştuk" (dedi).

43- Ve onu, Allah'ın berisinden kulluk etmekte olduğu şeyler uzaklaştırmıştı. Şüphesiz ki o, gerçeği örtücü bir topluluktan idi.

44- Ona: "Sen, o köşke gir" denildi. ne zaman ki o onu gördü, bir derin su hesap etti ve (eteğini) iki bacağından kaldırdı. (Süleyman): "Şüphesiz ki o, pürüzsüzleşmiş billurdan bir köşktür" dedi. (Hükümdar ise): "Ey Efendim, ben kendi benliğime haksızlık ettim ve ben Süleyman'ın beraberinde o tüm insanların Efendisi Allah'a teslim oldum" dedi.

45- Ve ant olsun ki biz Semud'a kendilerinin kardeşi Salih'i "Siz Allah'a kulluk edin" (desin) diye gönderdik. Bir anda onlar birbirleriyle çekişmekte olan iki bölük oluverdiler.

46- O: "Ey topluluğum, siz o iyilikten önce o kötülüğü niçin acilen istiyorsunuz? Siz, Allah'a bağışlama istemeli değil miydiniz ki şefkat göresiniz?" dedi.

47- Onlar: "Biz senin ve senin beraberinde olan kimseler yüzünden uğursuzluğa dolandık" dediler. O: "Sizin uğursuzluğunuz (işlediğinizden doğan sonuçlarınız) Allah'ın yanındadır. Hayır, siz ayartılmakta olan bir topluluksunuz" dedi.

48- Ve o şehirde dokuzlu bir küçük topluluk vardı, onlar o yerde bozuculuk yaparlar ve düzelticilik yapmazlardı.

49- Onlar Allah'a kasem ederek: "Biz onu ve onun (ev) mensuplarını kesinlikle ve kesinlikle gece (öldürme) planı yapacağız, sonra onun (hakkını arayabilecek) yakınına, kesinlikle ve kesinlikle: 'Biz onun ve onun (ev) mensuplarının yok edilişine tanık olmadık ve şüphesiz ki biz kesinlikle doğru söyleyenleriz' diyeceğiz" dediler.

50- Ve onlar bir tuzak kurdular ve biz de onlar farkına varamazlarken bir tuzak kurduk.

51- Artık sen bak, onların kurduğu tuzağın sonu nasıl olmuş? Şüphesiz ki biz onları ve onların topluluğunu toplu olarak yerle bir ettik.

52- İşte bu, onların haksızlık yapmış olmaları nedeniyle çökmüş evleri. Şüphesiz ki bilecek bir topluluğa (gözle görülen) bir delil kesinlikle bundadır.

53- Ve biz kurtardık o kimseleri ki onlar inanmışlar ve korunmakta idiler. 

54- 55- Ve Lut'u da (kurtardık), o bir zaman kendi topluluğuna: "Siz görüyor olduğunuz halde o hayasızlığa mı varıyorsunuz? Gerçekten siz mi o kadınların berisinden şiddetli (cinsel) arzulu olarak o adamlara varıyorsunuz? Hayır, siz düşüncesizlik etmekte olan bir topluluksunuz" demişti.

56-  Bunun üzerine kendi topluluğunun cevabı: "Siz, Lut'un hanedanını kendi kasabanızdan çıkarın. Şüphesiz ki onlar çok temiz kalan insanlarmışdemelerinden başkası olmamıştı.

57- Bunun üzerine biz, onu ve karısı dışında onun mensuplarını kurtarmıştık. Biz onun o geride kalanlardan olmasını takdir etmiştik.

58- Ve biz, onların üzerine bir yağmur yağdırmıştık. Artık ne kötü oldu o uyarılmışların yağmuru.

59- Sen de ki: "O övgü Allah'adır ve bir esenlik O'nun seçtiği kullarının üzerinedir." Allah mı daha hayırlıdır yoksa onların ortak koşmakta oldukları şeyler mi? 

60- Yoksa o kimse mi (daha hayırlıdır?) ki O, o gökleri ve o yeri yaratmış ve sizin için gökten o suyu indirmiştir. Böylece biz onunla, göz alıcılık sahibi alımlı bahçeler bitirmişizdir. Onların bir ağacını bitirmeniz sizin için olası değildi. Allah'ın beraberinde başka bir tanrı mı? Hayır, onlar (başkalarını) eşit tutmakta olan bir topluluktur.

61- Yoksa o kimse mi (daha hayırlıdır?) ki O, o yeri bir sabitlik yapmış ve onun arasına nehirler koymuş ve ona çakılı dağlar yerleştirmiş ve o iki su kütlesinin arasına engel koymuştur. Allah'ın beraberinde başka bir tanrı mı? Hayır, onların tamamı bilmezler.

62- Yoksa o kimse mi (daha hayırlıdır?) ki O, kendisini çağırdığı zaman o zarar görmüşü cevaplandırır ve o kötülüğü (ondan) kaldırır ve sizi o yerde ardıllar yapar. Allah'ın beraberinde başka bir tanrı mı? Siz pek az olsun hatırlamıyorsunuz.

63- Yoksa o kimse mi (daha hayırlıdır) ki O, o karanın ve o su kütlesinin karanlıkları içinde sizi doğruya iletir ve O ki kendisinin şefkati önünden o rüzgârları bir müjde olarak gönderir. Allah'ın beraberinde başka bir tanrı mı? Allah, onların ortak koşmakta oldukları şeylerden yücedir.

64- Yoksa o kimse mi (daha hayırlıdır?) ki O, o yaratmayı başlatır sonra onu tekrar geri döndürür ve O ki size o gökten ve yerden rızık verir. Allah'ın beraberinde başka bir tanrı mı? Sen de ki: "Eğer siz o doğru söyleyenler iseniz, sağlam kanıtınızı getirin."

65- Sen de ki: "O göklerde ve o yerde o algılanamayananı Allah'tan başkası bilmez. Ve onlar ne zaman (yeniden) harekete geçirileceklerini bile farkına varamıyorlar."

66- Hayır, onların o sonraki (yaşam) hakkındaki bilgisi (elçilerle) yetiştirildi. Hayır, onlar ondan bir kararsızlık içindedirler. Hayır, onlar ondan kördürler.

67- 68- Ve gerçeği örtmüş olan kimseler: "Biz ve bizim atalarımız bir toprak olduğumuz zaman mı, gerçekten biz mi (topraktan) çıkarılmış (olacak)larız? Ant olsun ki biz ve bizim atalarımız bununla önceden de söz verilmiştik. Bu, o ilklerin söylencelerinden başkası değil" dedi.

69- Sen de ki: "Siz, o yerde yürüyün de, o suç işleyenlerin sonu nasıl olmuş artık bir bakın."

70- Ve sen onlara karşı sakın üzülme. Ve sen onların kurmakta oldukları tuzaklardan dolayı da sakın darlık içinde olma.

71- Ve onlar: "Eğer doğru söyleyenler iseniz bu söz ne zaman (gerçekleşecek)?" diyorlar.

72- Sen de ki: "Sizin acilen istemekte olduğunuz şeyin bir kısmının sizin peşinize takılı olması umulur."

73- Şüphesiz ki senin Efendin, o insanların üzerine kesinlikle bir lütfun sahibidir. Fakat hakikat şu ki onların tamamı şükretmezler.

74- Ve şüphesiz ki senin Efendin onların göğüslerinin korumaya almakta olduğu şeyleri ve ilan etmekte olduğu şeyleri kesinlikle bilir.

75- O gökte ve o yerde hiçbir algılanmayan yoktur ki, bir apaçık kitapta olmasın.

76- Şüphesiz ki bu okunan (Kur'an), Yakub'un oğullarına o şeylerin pek çoğunu anlatmaktadır ki onlar onun hakkında aykırılığa düşmektedirler.

77- Ve şüphesiz ki o, o inananları kesinlikle bir doğruya ileten ve bir şefkattir.

78- Şüphesiz ki senin Efendin onların arasında kendisinin kararını yerine getirecektir. Ve O, mutlak üstündür, her şeyi bilicidir.

79- O halde sen Allah'a güvenip dayan. Şüphesiz ki sen, o apaçık gerçeğin üzerindesin.

80- Şüphesiz ki sen, o ölülere işittiremezsin ve onlar arkalarını dönücüler olarak (başka tarafa) yakınlaştıkları zaman, sen o sağırlara da o çağrıyı işittiremezsin.

81- Ve sen o körleri kendi sapkınlıklarından asla doğruya iletici de değilsin. Sen, bizim delillerimize teslim olanlar olarak inanan kimseden başkasına da işittiremezsin.

82- Ve o söylenen onların üzerine düştüğü zaman, biz onlara o yerden onlar için bir canlı çıkaracağız, o insanların bizim delillerimize inanmazlar olduklarını o onlara söyleyecektir.*

*Bu ayet, rivayet merkezli bir sürü uydurma üzerinden anlaşılmaya çalışılan bir ayetttir. Ancak bu ayeti 85. ayetten sonra okuduğumuzda, hesap gününde yaşanılacak bir olay olduğu anlaşılacaktır. Bu ayetlerin bağlamını 87- 83- 84- 89- 90- 85- 82-  sırası ile okuduğumuzda anlaşılması daha da kolaylaşacaktır.

83- Ve o gün biz her bir toplumdan bizim delillerimizi yalanlamakta olan kimselerden bir bölüğü sürüp toplayacağız da onlar düzenli olarak sevk edileceklerdir.

84- Nihayet (huzurumuza) geldikleri zaman (Allah): "Siz benim delillerimi onları bilgi bakımından kuşatamadığınız halde yalanladınız mı? Yoksa siz ne işlemekte idiniz?" diyecektir.

85- Ve haksızlık yapmış olmaları nedeniyle o söylenen onların üzerine düşmüştür, bu yüzden onlar konuşamayacaklardır.

86- Onlar görmediler mi şüphesiz ki biz o geceyi onda dinginleşmeleri için ve o gündüzü de açıkça görülebilen olarak yaptık? Şüphesiz ki inanacak bir topluluğa (gözle görülen) deliller kesinlikle bundadır.

87- Ve o gün o boruya üflenecektir de Allah'ın dilediği dışında o göklerde kim varsa ve o yerde kim varsa dehşete düşmüştür ve her biri O'na boyun bükenler olarak gelmişlerdir.

88- Ve sen o dağları görürsün de onları hareketsiz olarak hesap edersin, oysa onlar o bulutların geçip gittiği gibi geçip giderler. (Bu), Allah'ın emek vermesidir ki O her şeyi sapasağlam yapmıştır. Şüphesiz ki O, sizin yapmakta olduğunuz şeyleri en iyi haber alıcıdır.

89- Kim o iyiliği getirirse, ondan daha hayırlısı artık onun içindir. Ve onlar o gün dehşete düşmekten güvenli olanlardır.

90- Ve kim o kötülüğü getirirse, artık onların yüzleri  o ateşin içine kapandırılacaktır. Onlara: "Siz, işlemekte olduğunuz şeylerin başkasıyla mı karşılık göreceksiniz?" (denilecektir).

91- 92- (Sen de ki): "Ben ancak ve ancak bu yerleşim merkezinin Efendisine kulluk etmekle buyuruldum ki O, onu(n bölgesinde bazı fiilleri) yasaklaştırmıştır. Ve her bir şey, O'nundur. Ve ben o teslim olanlardan olmakla buyuruldum. Ve ben o okunan (Kur'an)ı peşi sıra okumakla (buyuruldum)." O halde kim doğruya iletilirse, ancak ve ancak kendi benliği için iletilir. Ve kim saparsa artık sen de ki: "Ben ancak ve ancak o uyarıcılardanım."

93- Ve sen de ki: "O övgü Allah'adır. O, size kendisinin (gözle görülen) delillerini gösterecek de siz onları tanıyacaksınız.Ve senin Efendin, sizin işlemekte olduklarınızdan asla duyarsız değildir.


15 Mayıs 2025 Perşembe

ŞUARA SURESİ ÇEVİRİSİ

1- Ta, Sin, Mim.

2- Bu (harflerden oluşan kelimeler), o apaçık kitabın delilleridir.

3- Onlar inananlar olmayacak diye herhalde sen benliğini tüketicisin.

4- Eğer biz dilersek, o gökten onların üzerine bir delil indiririz de, onların boyunları hemen ona yumuşayıcılar oluverir.

5- Onlara şefkati kapsamlıdan yenilenmiş hiçbir hatırlama gelmiyor ki, ondan ancak ilgisiz kalanlar olmasınlar.

6- Böylece onlar kesinlikle yalanladılar, artık kendisiyle alay etmekte oldukları şeyin haberleri onlara yakında gelecektir.

7- Ve onlar görmediler mi o yeri? Biz onda her bir değerli çiftten nicesini bitirdik.

8- Şüphesiz ki (gözle görülen) bir delil kesinlikle bundadır, oysa onların tamamı inananlar olmadı.

9- Ve şüphesiz ki senin Efendin kesinlikle mutlak üstünün, şefkati süreklinin ta kendisidir.

10- 11- Ve bir zaman senin Efendin, Musa'ya: "Sen o haksızlık yapan topluluğa, Firavun'un topluluğuna gel, onlar sakınmazlar mı? (sor)" diye seslenmişti.

12- 13- 14- O: "Ey Efendim şüphesiz ki ben, kaygılanamıyorum ki onlar beni yalanlayacaklar. Ve benim göğsüm daralır ve dilim çözülmez, bu yüzden Harun'u da (benimle) gönder. Ve peşime takılı bir suç benim üzerimdedir ki onlar onu bana isnad etmektedirler, bu yüzden ben kaygılanıyorum ki beni öldürecekler" demişti.

15- 16- 17- (Allah): "Hayır. Şimdi ikiniz bizim delillerimizle gidin, şüphesiz ki biz sizin beraberinizde işiticileriz. Şimdi ikiniz Firavun'a gelin de: 'Şüphesiz ki biz, Yakub'un oğullarını bizim beraberimizde gönderesin diye (gönderilmiş) o tüm insanların Efendisinin elçisiyiz' deyin" demişti.

18- 19- (Firavun): "Biz seni bir çocuk iken içimizde büyütüp beslemedik mi? Ve sen içimizde ömründen senelerce kaldın ve (sonunda) sen, kendi yaptığın işi de yaptın ve sen o gerçeği örtücülerdensin" demişti.

20- 21- 22- O: "Ben onu yaptım, oysa ben o zaman o şaşkınlardandım. Bu yüzden ben sizden kaygılandığımda kaçtım, akabinde benim Efendim bana bir karar yeteneği bahşetti ve beni o gönderilmişlerden olarak atadı. Bu, bir gönençtir ki sen beni onunla minnette bırakmışsındır (bunun nedeni ise), senin Yakub'un oğullarını köleleştirmendir" demişti.

23- Firavun: "Ve o  insanların Efendisi de nedir?" demişti.

24- O: "Eğer siz kesin bilgiyle inananlar iseniz O, o göklerin ve o yerin ve ikisinin arasındaki şeylerin Efendisidir" demişti.

25- (Firavun) kendi etrafında olan kimselere: "Siz işitmez misiniz (neler söylüyor)?" demişti.

26- O: "(O), sizin de Efendinizdir ve sizin o ilk atalarınızın da Efendisidir" demişti.

27- (Firavun): "Şüphesiz ki sizin bu elçiniz o ki size gönderilmiş, kesinlikle cinlenmiştir" demişti.

28- O: "Eğer siz bağlantı kuranlarsanız O, (güneşin) o doğum yerinin ve o batım yerinin ve ikisinin arasındaki şeylerin de Efendisidir" demişti.

29- (Firavun): "Ant olsun ki sen, benden başka bir tanrı edinirsen, ben seni kesinlikle ve kesinlikle hapsedilmişlerden yapacağım" demişti.

30- O: "Ve eğer ben, sana apaçık bir şey getirmiş olsam da mı (beni hapsedeceksin)?" demişti.

31- (Firavun): "Eğer sen, o doğru söyleyenlerden isen haydi onu getir" demişti.

32- 33- Bunun üzerine o, kendisinin değneğini attı, birde ne görsünler o, bir apaçık koca yılan. Ve  o, elini (koynundan) çekip çıkardı birde ne görsünler o, bakanlar için bembeyaz.

34- 35- (Firavun) kendi etrafındaki o ileri gelenlere: "Şüphesiz ki bu, kesinlikle en iyi bilici bir sihirbazdır. O, kendi sihri ile sizi kendi yerinizden çıkarmak istiyor. O halde siz ne öneriyorsunuz?" demişti.

36- 37- Onlar: "Sen onu ve kardeşini beklet ve o şehirlerde sürüp toplayıcılar harekete geçir. Onlar bütün en iyi bilici usta sihirbazları sana getirsinler" demişlerdi.

38- Bunun üzerine o usta sihirbazlar bilinmiş günün belirlenmiş vakti için toplanmıştı.

39- Ve o insanlara: "Siz de toplananlar mısınız?" denilmişti.

40- (Onlar da): "Eğer onlar o galiplerin ta kendileri olursa, umarız ki biz o usta sihirbazları izleriz" (demişlerdi).

41- Ne zaman ki o usta sihirbazlar Firavun'a geldi, onlar: "Eğer biz o yenenlerin ta kendileri olursak, şüphesiz ki bir ödül kesinlikle bizim içindir değil mi?" demişlerdi.

42- O da: "Evet ve şüphesiz ki siz o takdirde kesinlikle yakınlaştırılmış kimselerdensiniz" demişti.

43- Musa onlara: "Siz atıcıları olduğunuz şeyi atın" demişti.

44- Bunun üzerine onlar da kendilerinin iplerini ve değneklerini atmışlar ve: "Firavun'un üstünlüğü için, şüphesiz ki biz o yenenlerin ta kendileriyiz" demişlerdi.

45- Bunun üzerine Musa'da kendisinin değneğini atmıştı, birde ne görsünler o da onların gerçeği ters yüz etmekte oldukları şeyleri yutuyor.

46- 47- 48- Bunun üzerine o usta sihirbazlar boyun eğiciler olarak (yere) atılmış: "Biz o tüm insanların Efendisine, Musa'nın ve Harun'un Efendisine inandık" demişlerdi.

49- (Firavun): "Benim size onay vermemden önce siz ona inandınız ha. Şüphesiz ki o, kesinlikle sizin büyüğünüzdür ki o size o sihri öğretmiştir. O halde siz kesinlikle ileride bileceksiniz. Ben kesinlikle ve kesinlikle sizin ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazından kestireceğim ve kesinlikle ve kesinlikle sizi toplu olarak astıracağım" demişti.

50- 51- Onlar: "Hiçbir zararı yok, şüphesiz ki biz Efendimize çevrilicileriz. Şüphesiz ki biz, o inananların ilki olduğumuz için, Efendimizin bizim kusurlarımızı bize bağışlamasını umuyoruz" demişlerdi.

52- Ve biz Musa'ya: "Sen, benim kullarımı (geceleyin) yürüt, şüphesiz ki siz izlenmişler (olacak)sınız" diye vahyettik.

53- 54- 55- 56- Bunun üzerine Firavun o şehirlerde: "Şüphesiz ki şunlar kesinlikle bölük pörçük azınlıklardır. Ve şüphesiz ki onlar bize karşı kesinlikle öfkelidirler. Ve şüphesiz ki biz ise kesinlikle toplu haldeki sakınanlarız" (diyerek) sürüp toplayıcılar gönderdi.

57- 58- Bunun üzerine biz onları bahçelerden ve su gözelerinden ve hazinelerden ve değerli yerlerden çıkardık.

59- İşte böyle. Ve biz onlara Yakub'un oğullarını mirasçı yaptık.

60- Derken onlar, gün doğma vaktine girenler iken onları izlediler.

61- Ne zaman ki o iki birlik birbirini gördü, Musa'nın arkadaşları: "Şüphesiz ki biz, kesinlikle yetişilmişleriz" dedi.

62- O: "Hayır. Şüphesiz ki benim Efendim, benim beraberimdedir, O beni doğruya iletecektir" dedi.

63- Bunun üzerine biz de Musa'ya: "Sen değneğini o su kütlesine bastır" diye vahyettik. Böylece o ayrıldı da her bir ayrığı göğe yükselen o dağ gibi oldu.

64- 65- 66- Ve biz o diğerleri oraya yanaştırdık ve Musa'yı ve onun beraberinde olan kimseleri kurtardık. Sonra biz o diğerleri batırdık.

67- Şüphesiz ki (gözle görülen) bir delil kesinlikle bundadır, oysa onların tamamı inananlar olmadı.

68- Ve şüphesiz ki senin Efendin kesinlikle mutlak üstünün, şefkati süreklinin ta kendisidir.

69- Ve sen İbrahim'in haberini onlara peşi sıra oku.

70- Bir zaman o, kendi babasına ve topluluğuna: "Siz nelere kulluk ediyorsunuz" demişti.

71- Onlar: "Biz putlara kulluk ediyoruz, aynı zamanda onların üzerine kapanmaya da devam edeceğiz" demişlerdi.

72- 73- O: "Siz onları çağırıyorsunuz ya onlar o zaman sizi işitiyorlar mı? Veya onlar size fayda veya zarar verebiliyorlar mı?" demişti.

74- Onlar: "Hayır, biz kendi atalarımızı böyle yaparlarken bulduk" demişlerdi.

75- 76- 77- 78- 79- 80- 81- 82- 83- 84- 85- 86- 87- 88- 89- O: "Şimdi siz, sizin ve eski atalarınızın kulluk etmekte oldukları şeyleri gördünüz mü? Artık şüphesiz ki onlar benim için bir düşmandır, o tüm insanların Efendisi başka. O ki beni yarattı da O beni doğruya iletiyor. Ve ki O beni yediriyor ve suvarıyor. Ve ben hastalandığım zaman da beni O iyileştiriyor. Ve O ki beni öldürecektir, sonra beni yaşatacaktır. Ve O ki o yükümlülüğün gününde benim kusurlarımı bana bağışlamasını umuyorum. Ey Efendim, sen bana bir karar yeteneği bahşet ve beni o düzgünlere kat. Ve sen benim için o sonrakilerde bir doğruluk anılışı bırak. Ve sen beni o gönenç bahçesine mirasçılardan yap. Ve sen babamı da bağışla, şüphesiz ki o, o sapkınlardan oldu. Ve sen onların (yeniden) harekete geçirilecekleri gün beni rezil etme. O gün mal ve oğullar fayda vermez. Allah'a bir selim kalple gelmiş kimse başka" demişti.

90- Ve o bahçe, o korunanlara yanaştırılmıştır.

91- Ve o şiddetli ateş, o azgınlara belirginleştirilmiştir.

92- 93- Ve onlara: "Sizin Allah'ın berisinden kulluk etmekte olduğunuz şeyler nerede? Onlar size yardım edebiliyorlar mı veya kendilerine yardım edebiliyorlar mı?" denilmiştir.

94- 95- Artık onlar ve o azgınlar ve toplu halde İblis'in askerleri onun içine yüzüstü atılmışlardır.

96- 97- 98- 99- 100- 101- 102- Onlar, onun içinde birbirleriyle çekişiyorlarken: "Allah'a yemin olsun ki şüphesiz ki biz, kesinlikle apaçık bir sapkınlık içinde idik. O zaman biz sizi o tüm insanların Efendisi ile denk tutuyorduk. Ve bizi o suçlulardan başkası da saptırmadı. Artık bizim için eşlikçilerden ve bir doğru sözlü sıcak dosttan hiçbiri yoktur. Eğer ki bir tekrar (dönüş) bizim için olsaydı, biz o inananlardan olurduk" demişlerdir.

103- Şüphesiz ki (gözle görülen) bir delil kesinlikle bundadır, oysa onların tamamı inananlar olmadı.

104- Ve şüphesiz ki senin Efendin kesinlikle mutlak üstünün, çok şefkati süreklinin ta kendisidir.

105- Nuh'un topluluğu da o gönderilmişleri yalanladı.

106- 107- 108- 109- 110- Bir zaman onların kardeşi Nuh, onlara: "Siz hiç korunmaz mısınız? Şüphesiz ki ben sizin için bir güvenilir elçiyim. O halde siz Allah'a karşı korunun ve bana itaat edin. Ve ben buna karşı sizden  hiçbir ödül talep etmiyorum. Benim ödülüm o tüm insanların Efendisinden başkasının üzerinde değildir. O halde siz Allah'a karşı korunun ve bana itaat edin" demişti.

111- Onlar: "Seni o en aşağılıklar izlemişken, biz sana inanır mıyız?" demişlerdi.

112- 113- 114- 115- O: "Onların işlemekte oldukları şey hakkında benim bilgim yoktur. Eğer siz farkına varabilirseniz, onların hesabı benim Efendimden başkasının üzerinde değildir. Ve ben o inananları asla kovucu değilim. Ben, bir apaçık uyarıcıdan başkası da değilim" demişti.

116- Onlar: " Ey Nuh, ant olsun ki eğer sen bundan vazgeçmeyeceksen, kesinlikle o taşlanmışlardan olacaksın" demişlerdi.

117- 118- O: "Ey Efendim, şüphesiz ki topluluğum beni yalanladı. Artık sen, benimle onların arasını tamamen aç beni ve benim beraberimde olan kimseleri kurtar" demişti.

119- 120- Bunun üzerine biz de onu ve o doldurulmuş gemideki onun beraberinde olan kimseleri kurtarmış, sonra o arkada kalıcıları batırmıştık.

121- Şüphesiz ki (gözle görülen) bir delil kesinlikle bundadır, oysa onların tamamı inananlar olmadı.

122- Ve şüphesiz ki senin Efendin kesinlikle mutlak üstünün, şefkati süreklinin ta kendisidir.

123- Ve Ad da o gönderilmişleri yalanladı.

124- 125- 126- 127- 128- 129- 130- 131- 132- 133- 134- 135- Bir zaman onların kardeşi Hud onlara: "Siz hiç korunmaz mısınız? Şüphesiz ki ben sizin için bir güvenilir elçiyim. O halde siz Allah'a karşı korunun ve bana itaat edin. Ve ben buna karşı sizden hiçbir ödül talep etmiyorum. Benim ödülüm o tüm insanların Efendisinden başkasının üzerinde değildir. Siz, her bir tepeye bir delil (dikkati çeken anıt) dikiyorsunuz da eğleniyor musunuz? Ve siz, emek verilmiş yapılar mı ediyorsunuz ki sürekli kalıcılar olasınız? Ve siz yakaladığınız zaman, zorbalar olarak mı yakalıyorsunuz? O halde siz Allah'a karşı korunun ve bana itaat edin. Ve korunun ki O sizi bilmekte olduğunuz şeylerle uzattı, sizi gönenç sağlayan hayvanlarla ve oğullarla ve bahçelerle ve su gözeleriyle uzattı. Şüphesiz ki ben sizin üzerinize (gelecek) çok büyük gün azabından kaygılanıyorum" demişti.

136- 137- 138- Onlar: "Sen bize öğüt versen de yahut o öğüt verenlerden olmasan da bize denktir. Bu, o ilklerin bir geleneğinden başkası değil. Ve biz, asla azaplandırılmışlardan da olmayacağız" demişlerdi.

139- Böylece onlar, onu yalanlamışlardı da biz de onları yok etmiştik. Şüphesiz ki (gözle görülen) bir delil kesinlikle bundadır, oysa onların tamamı inananlar olmadı.

140- Ve şüphesiz ki senin Efendin kesinlikle mutlak üstünün, şefkati süreklinin ta kendisidir.

141- Semud da o gönderilmişleri yalanladı.

142- 143- 144- 145- 146- 147- 148- 149- 150- 151- 152- Bir zaman onların kardeşi Salih onlara: "Siz hiç korunmaz mısınız? Şüphesiz ki ben sizin için bir güvenilir elçiyim. O halde siz Allah'a karşı korunun ve bana itaat edin. Ve ben buna karşı sizden hiçbir ödül talep etmiyorum. Benim ödülüm o tüm insanların Efendisinden başkasının üzerinde değildir. Siz buradaki bahçeler ve su gözeleri ve ekinler ve hurmalıklar -ki onların tomurcukları olgunlaşmıştır- içinde güvenliler olarak hep bırakılacak mısınız? Ve siz o dağlardan şımaranlar olarak evler mi yontuyorsunuz? O halde siz Allah'a karşı korunun ve bana itaat edin. Ve siz o bozucuların buyruğuna uymayın, ki onlar o yerde bozuculuk yaparlar ve düzelticilik yapmazlar" demişti.

153- 154- Onlar: "Sen ancak ve ancak o sihirlenmişlerdensin. Sen bizim örneğimiz bir beşerden başkası da değilsin. Eğer sen o doğru söyleyenlerden isen, haydi bir delil getir" demişlerdi.

155- 156- O: "Bu, bir dişi devedir, bir içme (hakkı) onun içindir ve bir bilinmiş gün içme (hakkı) sizin içindir. Ve siz ona en ufak bir kötülükle dahi sakın dokunmayın, yoksa çok büyük azap sizi tutar" demişti.

157- Buna rağmen onlar ayaklarını keserek onu ölmüşlerdi de pişmanlık duyanlardan olmuşlardı.

158- Bunun üzerine o azap onları tutuvermişti. Şüphesiz ki (gözle görülen) bir delil kesinlikle bundadır, oysa onların tamamı inananlar olmadı.

159- Ve şüphesiz ki senin Efendin kesinlikle mutlak üstünün, şefkati süreklinin ta kendisidir.

160- Lut'un topluluğu da o gönderilmişleri yalanladı.

161- 162- 163- 164- 165- 166- Bir zaman onların kardeşi Lut onlara: "Siz hiç korunmaz mısınız? Şüphesiz ki ben sizin için bir güvenilir elçiyim. O halde siz Allah'a karşı korunun ve bana itaat edin. Ve ben buna karşı sizden hiçbir ödül talep etmiyorum. Benim ödülüm o tüm insanların Efendisinden başkasının üzerinde değildir. Ve siz eşlerinizden sizin Efendinizin sizin için yarattığı şeyleri bırakıyorsunuz da o tüm insanlardan erkeklere mi varıyorsunuz? Hayır, siz bir aşırı giden bir topluluksunuz" demişti.

167- Onlar: "Ey Lut, ant olsun ki eğer sen bundan vazgeçmeyeceksen, kesinlikle o çıkarılmışlardan olacaksın" demişlerdi.

168- 169- O: "Şüphesiz ki ben sizin işinize o kızanlardanım. Ey Efendim, sen beni ve mensuplarımı onların işlemekte olduğu şeylerden kurtar" demişti.

170- 171- 172- Bunun üzerine biz de onu ve bir yetersiz (kadın) dışında onun mensuplarını toplu halde kurtarmış, sonra da o diğerleri yerle bir etmiştik.

173- Ve biz onların üzerine bir yağmur yağdırmıştık. Artık ne kötü oldu o uyarılmışların yağmuru. 

174- Şüphesiz ki (gözle görülen) bir delil kesinlikle bundadır, oysa onların tamamı inananlar olmadı.

175- Ve şüphesiz ki senin Efendin kesinlikle mutlak üstünün, şefkati süreklinin ta kendisidir.

176- O Eyke'nin arkadaşları da yalanladı.

177- 178- 179- 180- 181- 182- 183- 184- Bir zaman Şuayb onlara: "Siz hiç korunmaz mısınız? Şüphesiz ki ben sizin için bir güvenilir elçiyim. O halde siz Allah'a karşı korunun ve bana itaat edin. Ve ben buna karşı sizden hiçbir ödül talep etmiyorum. Benim ödülüm o tüm insanların Efendisinden başkasının üzerinde değildir. Siz, o ölçeği eksiksiz yapın ve (insanları) o ziyan ettirenlerden olmayın. Ve siz o doğruluğunu koruyan terazi ile tartın. Ve siz o insanların eşyalarını(n değerini) sakın eksik tutmayın ve siz o yerde bozuculuk yapanlar olarak sakın karışıklık çıkarmayın. Ve siz korunun O (Allah'a) ki, sizi ve ilk büyük toplulukları yaratmıştır" demişti.

185- 186- 187- Onlar: "Sen ancak ve ancak o sihirlenmişlerdensin. Ve sen bizim örneğimiz bir beşerden başkası da değilsin. Ve şüphesiz ki biz senin kesinlikle o yalancılardan olduğun kanısına varıyoruz. Eğer sen doğru söyleyenlerden isen, haydi bizim üzerimize o gökten bir parça düşür" demişlerdi.

188- O: "Benim Efendim sizin işlemekte olduğunuz şeyleri daha iyi bilendir" demişti.

189- Bu uyarıya rağmen onlar, onu yalanlamışlardı da onları o gölge gününün azabı tutmuştu. Şüphesiz ki o, çok büyük gün azabı idi.

190- Şüphesiz ki (gözle görülen) bir delil kesinlikle bundadır, oysa onların tamamı inananlar olmadı.

191- Ve şüphesiz ki senin Efendin kesinlikle mutlak üstünün, şefkati süreklinin ta kendisidir.

192- Ve şüphesiz ki o, kesinlikle o tüm insanların Efendisinin bir indirmesidir.

193- 194- 195- Onu, senin o uyarıcılardan olman için apaçık bir Arabi dille senin kalbine o güvenilir esinti (Ruhu'l Emin) indirmiştir.

196- Ve şüphesiz ki o(nun içeriği) kesinlikle o ilklerin de yazılı metinlerin de içindedir.

197- Ve onu Yakub oğulları bilginlerinin bilmesi, onlar için bir delil olmadı mı?

198- 199- Ve eğer biz onu o bazı yabancılara indirseydik de o, onu onlara okusaydı onlar yine de ona inananlar olmayacaklardı.

200- Biz onu o suçluların kalplerine işte böyle sokmuşuzdur.

201- Artık onlar o çok acı verici azabı görene kadar ona inanmayacaklardır.

202- 203- Öyle ki o, onlar farkına varamazlarken beklenmedik bir zamanda gelecektir de onlar: "Biz (merhametle) bakılmışlar mıyız?" diyeceklerdir.

204-  Şimdi onlar bizim azabımızı (hala) acilen istiyorlar mı?

205- 206- 207- Şimdi sen gördün mü eğer biz onları senelerce faydalandırsak, sonra onlara söz verilmekte oldukları şey gelse, faydalandırılmakta oldukları şeyler onlardan bir ihtiyacı gidermeyecektir.

208- 209- Ve biz hiçbir kasabayı yok etmedik ki onun hatırlatan uyarıcıları olmasın. Ve biz haksızlık yapanlar olmadık.

210- Ve onu o şeytanlar indirmedi.

211- Ve (bunu yapmak) onlara uygun olmaz ve onlar (buna) güç de yetiremezler.

212- Şüphesiz ki onlar o (vahyedileni) işitmekten kesinlikle uzaklaştırılmışlardır.

213-  O halde sen Allah'ın beraberinde diğer bir tanrıyı sakın çağırma, yoksa sen o azaplandırılmışlardan olursun.

214- Ve sen, en yakın oymağını uyar.

215- Ve sen, kanadını o inananlardan seni izlemiş olan kimselere alçalt.

216- Yok eğer onlar sana baş kaldırırlarsa, artık sen onlara de ki: "Şüphesiz ki ben, sizin işlemekte olduğunuz şeylerden ayrılıp uzaklaşanım."

217- Ve sen mutlak üstüne, şefkati sürekliye güvenip dayan.

218- O ki, sen ayağa kalktığın vakit seni görüyor.

219- Ve senin o boyun eğicilerin içinde çevrilip durmanı da (görüyor).

220- Şüphesiz ki O, en iyi işiticinin, en iyi bilicinin ta kendisidir.

221-222- 223- 224 (Sen de ki): "Ben size o şeytanların kimin üzerine ineceğini haberlendireyim mi? O, (şeytanlar) her azılı gerçeğin ters yüz edici günahkarın üzerine iner. Onlar, onlara kulak verirler ve onların tamamı yalancılardır. Ve o şairleri de o azgınlar izler."

225- Sen görmedin mi şüphesiz ki onlar her bir vadide (susamış develer gibi) şaşkın şaşkın dolaşmaktadırlar?

226- Ve şüphesiz ki onlar yapamayacakları şeyleri söylerler.

227- İnanmış ve o düzgün işleri işlemiş ve Allah'ı pek çok hatırlamış ve haksızlığa uğratılmalarının ardından yardımlaşmış olan kimseler başka. Ve haksızlık yapan kimseler nasıl bir çevrilişle çevrileceklerini yakında bilecek.


10 Mayıs 2025 Cumartesi

FURKAN SURESİ ÇEVİRİSİ

1- Bereketi sonsuzdur ki O, o tüm insanlara bir uyarıcı olması için, o (doğru ile yanlışı) ayıranı kendi kulunun üzerine indirdi.

2- O ki, o göklerin ve o yerin hükümranlığı kendisinindir ve O, bir çocuk da edinmemiştir ve O'nun o hükümranlıkta bir ortağı da olmamıştır. Ve O, her bir şeyi yaratmış, akabinde onu bir ölçüyle ölçülendirmiştir.

3- Ve onlar, O'nun berisinden bir takım tanrılar edindiler ki onlar hiçbir şey yaratamazlar ve (üstelik) kendileri yaratılmaktadırlar ve kendi benlikleri için bir faydaya ve bir zarara hükümran olamazlar ve bir ölüme ve bir yaşama ve bir (yeniden) yaymaya da hükümran olamazlar.

4- Ve gerçeği örtmüş olan kimseler: "Bu, ters yüz edilmiş gerçekten başkası değildir o, onu yakıştırmıştır ve diğer bir topluluk da onu bunun üzerinde desteklemiştir" dediler. Böylece onlar kesinlikle bir haksızlıkla ve bir eğriltmeyle geldiler.

5- Ve onlar: "(Bunlar), o ilklerin söylenceleridir o, onları yazdırmıştır böylece onlar gündüzün erken vakti ve akşam kendisine dikte edilmektedir" de dediler.

6- Sen de ki: "Onu, O indirmiştir ki O, o göklerde ve o yerde o gizliyi bilir. Şüphesiz ki O, çok bağışlayıcıdır, şefkati süreklidir."

7- 8- Ve onlar: "Bu elçiye ne oluyor ki o yiyeceği yiyor ve o pazarlarda adımlıyor? Ona bir melek indirilip de bir uyarıcı olarak onun beraberinde olmalı veya ona bir hazine atılmalı veya bir bahçe onun olmalı da o ondan yemeli değil miydi?" dediler. Ve o haksızlık yapanlar: "Siz, bir sihirlenmiş adamdan başkasını izlemiyorsunuz" da dedi.

9- Sen bak, sana karşı nasıl örnekler ortaya koydular da böylece saptılar. Artık onlar (doğru) bir yola güç yetiremezler.

10- Bereketi sonsuzdur ki O, eğer dilerse sana bundan daha hayırlı bahçeler verir ki onların altından o nehirler akar ve O sana köşkler de verir.

11- Aksine, onlar o anı yalanladılar ve biz de o anı yalanlamış olan kimselere, bir çılgın ateş hazırladık.

12- O, onları uzak bir taraftan gördüğü zaman, onlar onu çok öfkeli ve homurtulu olarak işitecekler.

13- Ve onlar, ondan bir dar konum yerine birbirlerine yaklaştırılmış olarak atıldıkları zaman, orada bir yok oluşu çağıracaklar.

14- (Onlara): "Siz, bugün sakın bir tek defa yok oluşu çağırmayın, birçok defa yok oluşu çağırın" (denilecek).

15- Sen de ki: "Bu mu daha hayırlıdır, yoksa o sürekli kalıcılığın bahçesi mi? O ki o korunanlara söz verilmiştir. O, onlar için bir karşılık ve bir varış yeri olmuştur."

16- Onun içinde sürekli kalıcılar olarak dileyecekleri şeyler, onlar içindir. Bu, senin Efendinin üzerine aldığı bir sorumluluk sözü olmuştur.

17- Ve o gün O, onları ve Allah'ın berisinden kulluk etmekte oldukları şeyleri şeyleri sürüp toplayacak da: "Siz mi şu benim kullarımı saptırdınız yoksa kendileri mi o yoldan saptılar?" diyecek.

18- Onlar da: "Seni tenzih ederiz. Bizim senin berinden bir takım yakınlar edinmemiz, bizim için uygun olmaz, fakat sen onları ve onların babalarını yararlandırmıştın da nihayet onlar o hatırlatmayı unuttular ve yıkıma uğrayan bir topluluk oldular" demişlerdir.

19- (Bunun üzerine onlara): "(Bakın) onlar sizin söylemekte olduğunuz şey nedeniyle sizi kesinlikle yalanlamışlardır. Artık siz  bir (azabı) çevirmeye ve bir yardıma güç yetiremeyeceksiniz. Ve sizden kim haksızlık yaparsa, biz ona bir büyük azap tattıracağız" (denilecek).

20- Ve biz senin öncenden de o gönderilmişlerden hiçbirini göndermedik, ki onlar o yemeği yemesinler ve o çarşılarda adımlamasınlar. Ve biz sizin bir kısmınızı bir kısmınız için bir ayartma yaptık ki (bakalım) siz direnç gösterebilecek misiniz? Ve senin Efendin her şeyi görücüdür.

21- Ve o kimseler ki bizimle karşılaşmayı beklemezler: "Bizim üzerimize o melekler indirilmeli veya biz Efendimizi görmeli değil miydik?" dediler. Ant olsun ki onlar kendi benliklerinde büyüklük taslamışlardır ve bir büyük azgınlıkla azmışlardır.

22- Onların o melekleri görecekleri gün, hiçbir müjde o suç işleyenler için değildir ve onlar (melekler): "Aşılmaz bir engel var" diyeceklerdir.

23- Ve biz onların iş bakımından işledikleri şeyin önüne geçmişizdir de onu bir saçılmış toz tanesi haline getirmişizdir.

24- O bahçenin arkadaşları o gün sabitleşme yeri bakımından daha hayırlı ve istirahatgah bakımından da daha iyidir.

25- Ve o gün o gök bulutlarla ayrışacaktır ve o melekler indirildikçe indirilecektir.

26- O gün o gerçek hükümranlık şefkati kapsamlınındır. Ve o gün o gerçeği örtücülerin üzerine zorlu olmuştur.

27- 28- 29- Ve o gün o haksızlık yapan iki elinin üzerini ısıracaktır da: "Ah keşke ben de o elçinin beraberinde bir yol edinseydim. Eyvah bana, ah keşke ben de falancayı bir dost edinmeseydim. Ant olsun ki o hatırlatma bana geldikten sonra o beni saptırdı. Ve o şeytan, o insanı yüzüstü halde bırakan olmuştur" diyecektir.

30- Ve (o gün) o elçi de: "Ey Efendim, şüphesiz ki benim topluluğum bu okunan (Kur'an)ı ilişik kesilmiş (bir kitap) olarak edindi" demiştir.

31- Ve biz her bir haberci için o suç işleyenlerden bir düşman işte böyle meydana getirmişizdir. Ve bir yol gösterici olarak da ve bir yardımcı olarak da senin Efendin yeter.

32- Ve gerçeği örtmüş olan kimseler: "Bu okunan (Kur'an), ona tek seferde topluca indirilmeli değil miydi? dediler. Biz senin gönlünü onunla sabitleştirmemiz için onu işte böyle bir sıralamayla sıraladık (belirli zamanlara yayarak indirdik).

33- Ve onlar sana bir örnek getirmezler ki, biz sana o gerçeği ve gerçeği ortaya koymak bakımından daha iyisini getirmiş olmayalım.

34- Onlar, yüzlerinin üzerine cehenneme sürülüp toplanacak kimselerdir. İşte onlar, konum yeri bakımından daha şerlidir ve yol bakımından daha sapkındır.

35- 36- Ve ant olsun ki biz Musa'ya o kitabı verdik ve onun beraberinde kardeşi Harun'u da bir (yardımcı) taşıyıcı yaptık. Böylece biz: "İkiniz, bizim (gözle görülen) delillerimizi yalanlamış olan o topluluğa gidin" dedik. Neticede biz onları bir yıkımla yerle bir ettik.

37- Ve Nuh'un topluluğu (da yalanladı), onlar o elçiyi yalanladıklarında biz onları (suya) batırdık ve onları o insanlara (gözle görülen) bir delil yaptık. Ve biz o haksızlık yapanlara çok acı verici azap hazırladık.

38- Ve Ad ve Semud ve o Ress'in arkadaşları ve bunların arasındaki birçok kuşaklar (da yalanladı).

39- Ve biz, her birine kendisi için o örnekleri ortaya koymuştuk. Ve biz her birini bir dağıtmayla darmadağın ettik.

40- Ve ant olsun ki onlar (Mekke'liler), o kasabanın üzerine gelmişlerdir ki ona kötülüğün yağmuru yağdırılmıştı. Şimdi kendileri onu görüyor olmadılar mı? Aksine, onlar bir (yeniden) yaymayı beklemezler oldular.

41- 42- Ve onlar, seni gördükleri zaman: "Allah'ın bir elçi olarak harekete geçirdiği kimse bu mu? O, neredeyse bizi tanrılarımızdan kesinlikle ve kesinlikle  saptıracaktı, eğer ki biz onların üzerinde direnç göstermeseydik(diyerek) seni bir alay konusu olaraktan başka edinmiyorlar. Ve onlar ileride o azabı görecekleri vakit, kim yol bakımından daha sapkınmış bilecekler.

43- Sen, o kimseyi gördün mü kendi keyfi eğilimini tanrısı edinmiştir? Artık sen mi ona bir dayanak olacaksın?

44- Yoksa sen, onların tamamının işitmekte olduklarını veya bağlantı kurmakta olduklarını mı hesap ediyorsun? Onlar, sanki o gönenç sağlayan hayvanlardan başkası değildir, hayır, onlar yol bakımından daha sapkındırlar.

45- Sen görmedin mi Efendini o gölgeyi nasıl uzatmıştır? Ve eğer O dileseydi onu dingin olarak bırakırdı. Sonra biz o güneşi ona bir kılavuz yaptık.

46- Sonra biz onu kendimize bir kolay çekişle çektik.

47- Ve O ki, o geceyi bir elbise ve o uykuyu da bir dinlenme sizin için yaptı ve o gündüzü de bir (yeniden) yayılma yaptı.

48- 49- Ve O ki, o rüzgarları kendisinin kapsamlı şefkati önünden bir müjde olarak gönderdi. Ve biz o gökten bir tertemiz su indirdik ki biz onunla bir ölü yerleşim merkezini yaşatalım ve onunla bizim yarattıklarımızdan birçok gönenç sağlayan hayvanları ve insanları suvaralım.

50- Ve ant olsun ki biz onu, kendilerinin arasında evirip çevirdik ki onlar hatırlasınlar. Buna rağmen o insanların tamamı ancak bir nankörlükte diretti.

51- Ve eğer biz dileseydik her bir kasabada kesinlikle bir uyarıcı harekete geçirirdik.

52- O halde sen o gerçeği örtücülere sakın itaat etme ve onlara karşı onunla bir büyük güç kullan.

53- Ve O ki, o iki su kütlesini karıştırdı. Bu, tatlı susuzluğu giderici ve bu, tuzlu acı. Ve O, ikisinin arasına aşılamamış bir engel koydu.

54- Ve O ki, o sudan bir beşer yarattı da onu bir soy ve hısım (sahibi) yaptı. Ve senin Efendin, güç yetiricidir.

55- Ve onlar Allah'ın berisinden kendilerine fayda veremeyecek ve zarar da veremeyecek şeylere kulluk ediyorlar. Ve o gerçeği örtücü, kendisinin Efendisine karşı (şeytana) bir arka çıkan olmuştur.

56- Ve biz seni bir müjdeci ve uyarıcı olmaktan başka (bir görevle) göndermedik.

57- Sen de ki: "Ben, buna karşı, kendisinin Efendisine bir yol edinmeyi dilemiş kimse (olmanız) dışında sizden hiçbir ödül talep etmiyorum."

58- Ve sen o yaşayana güvenip dayan, ki O ölmez ve O'nu O'nun övgüsü ile tesbih et. Ve kendisinin kullarının peşlerine takılı suçlarından en iyi haber alıcı olarak O yeter.

59- O ki, o gökleri ve o yeri ve ikisinin arasında ne varsa altı günde yaratmış, sonra o tahtın üzerine kurulmuş şefkati kapsamlıdır. O halde sen O'nu en iyi haber alıcıya (bilgi) talep et.

60- Ve onlara ne zaman: "Siz, şefkati kapsamlıya boyun eğin" denilse, onlar: "O  şefkati kapsamlı da kimmiş? Biz, senin bize buyurduğun o şeye boyun mu eğeriz?" diyorlar ve (bu denilen) onları nefret bakımından arttırmıştır.

61- Bereketi sonsuzdur ki O, o gökte kaleler yapmıştır ve onda bir lamba (güneş) ve ışık verici olarak bir ay yapmıştır.

62- Ve O ki, hatırlamayı istemiş veya şükretmeyi istemiş kimse için de o geceyi ve o gündüzü bir ardıl olarak yapmıştır.

63- Ve şefkati kapsamlının kulları o kimselerdir ki o yerin üzerinde alçak gönüllü olarak adımlarlar ve o düşüncesizler onlara söz söylediği zaman onlar "Selam" derler.

64- Ve onlar öyle kimselerdir ki, kendilerinin Efendisine boyun eğerek ve ayakta durarak gecelerler.

65- 66- Ve onlar öyle kimselerdir ki, "Ey Efendimiz, sen cehennem azabını bizden çevir. Şüphesiz ki onun azabı (öde öde bitmez) ağır borç yükü olmuştur. Şüphesiz ki o, sabitleşme yeri bakımından ve kalış yeri bakımından ne kötüdür" derler.

67- Ve onlar öyle kimselerdir ki, harcadıkları zaman savurganlık yapmadılar ve cimrilik de etmediler ve o (harcamaları) bunun arasında bir kıvamda olmuştur.

68- Ve onlar öyle kimselerdir ki, Allah'ın beraberinde diğer bir tanrıyı çağırmazlar ve o benliği öldürmezler ki Allah onu o gerçek (neden) dışında yasaklamıştır ve onlar evliliksiz beraberlikte de bulunmazlar. Ve kim bunu yaparsa, bir günahla karşılaşacaktır.

69- O kalkışın günü o azap ona kat kat arttırılacaktır ve o onda alçaltılan olarak sürekli kalacaktır.

70- İtaate dönmüş ve inanmış ve düzgün iş işlemiş olan kimse başka. Bu durumda işte Allah onların kötülüklerini iyiliklere değiştirecektir. Ve Allah, çok bağışlayıcıdır, şefkati süreklidir.

71- Ve kim itaate döner ve bir düzgün iş işlerse, şüphesiz ki o, (dönüşü kabul edilmiş) bir dönen olarak Allah'a dönecektir.

72- Ve onlar öyle kimselerdir ki, o (gerçeği) eğriltmeye tanıklık etmezler ve o amaçsız söze rast geldikleri zaman, nazikçe geçip giderler.

73- Ve onlar öyle kimselerdir ki, kendilerinin Efendisinin delilleriyle hatırlatıldıkları zaman, onların üzerine sağırlar ve körler olarak kapanmadılar.

74- Ve onlar öyle kimselerdir ki, "Ey Efendimiz, sen bize eşlerimizden ve soylarımızdan gözler ferahlığı bahşet ve bizi o korunanlara bir önder yap" derler.

75- İşte onlar, direnç göstermeleri nedeniyle o özel odayla karşılık göreceklerdir ve onlar onda ve bir esenlemeyle ve bir selamla karşılanacaklardır.

76- Onlar onun içinde sürekli kalıcılardır. O, sabitleşme yeri bakımından ve kalıcılık bakımından ne iyi olmuştur.

77- Sen de ki: "Eğer sizin çağrınız olmasaydı, benim Efendim size aldırış etmeyecekti. Oysa siz kesinlikle yalanladınız, artık ileride (azap size) bir zorunluluk olacak."

 

6 Mayıs 2025 Salı

NUR SURESİ ÇEVİRİSİ

1- (Bu), bir suredir ki biz onu indirdik ve onu(n hükümlerini farz olarak) belirledik ve onda apaçık belgeler indirdik ki siz hatırlayasınız.

2- O evliliksiz beraberlikte bulunan kadın ve o evliliksiz beraberlikte bulunan erkek var ya, artık siz o ikisinden her tekine yüz sopa vurun ve eğer Allah'a ve o sonraki güne inanıyorsanız, Allah'ın (bu fiil için yüklediği) yükümlülüğünü (yerine getirmekte) o ikisine karşı sizi bir acıma sakın tutmasın. Ve o ikisinin azabına (yüz celde cezasına) da o inananlardan bir zümre tanık olsun.

3- O evliliksiz beraberlikte bulunan erkek, evliliksiz beraberlikte bulunan bir kadın veya ortak koşan bir kadından başkasıyla evlenmez. Ve o evliliksiz beraberlikte bulunan kadın, evliliksiz beraberlikte bulunan bir erkek veya ortak koşan bir erkekten başkası onunla evlenmez. Ve bu, o inananların üzerine yasaklanmıştır.

4- Ve o kimseler ki, o korunmuş kadınlara (zina suçu) atıyorlar, sonra da (onların bu suçu işlediklerine dair) dört tanık getiremediler, böyle durumda siz onları seksen sopa ile sopalayın ve kendilerinin yapacağı bir tanıklığı da sonsuza dek sakın kabul etmeyin. Ve işte onlar, o itaatten çıkanların ta kendileridir.

5- Bunun ardından itaate dönmüş ve (durumlarını) düzeltmiş olan kimseler başka. Böyle durumda şüphesiz ki Allah, çok bağışlayıcıdır, şefkati süreklidir.

6- 7- Ve o kimseler ki, kendi eşlerine (zina suçu) atıyorlar ve onların da (bunu ispatlamak için) tanıkları kendi benliklerinden başkası değildir, böyle durumda onların birinin tanıklığı, şüphesiz ki kendisi kesinlikle o doğru söyleyenlerdendir diye, dört defa Allah'a tanıklık etmesi ve o beşincisinde, eğer yalancılardansa Allah'ın dışlamasının kendisinin üzerine olması(nı istemesi)dır.

8- 9- Ve onun (kadının) dört defa, şüphesiz ki o (kocası) kesinlikle o yalancılardandır diye, Allah'a tanıklık etmesi ve o beşincisinde, eğer o (kocası) o doğru söyleyenlerden ise Allah'ın hiddetinin kendisinin üzerine olması(nı istemesi), o azabı (yüz sopayı) ondan (kadından) defeder*.

*Surenin 2. ayetinde yüz celde cezası için "Azap" kelimesinin kullanılması ve aynı kelimenin marife olarak "El azabe" şeklinde 8. ayette de kullanılması, evli kadından kalkan cezanın yüz celde olduğunu açıkça göstermektedir. Bu da demek oluyor ki evlilerin zina cezası Kur'an'da ayan beyan ortadadır ve evlilerin cezası recm değil yüz celdedir.

10- Ve eğer Allah'ın lütfu ve kendi şefkati sizin üzerinizde olmasaydı (siz ne yapardınız?) Ve şüphesiz ki Allah, lütufla çokça dönücüdür, mutlak bilgedir.

11- Şüphesiz ki o kimseler o ters yüz edilmiş gerçeği getirmişlerdir, (onlar) sizden bir çetin topluluktur. Siz onu kendiniz için bir şer olarak sakın hesap etmeyin. Aksine o, kendiniz için bir hayırdır. O günahtan kazandığı şey, onlardan her bir kişi içindir Ve onlardan o kimse ki onun (günahın) büyüğüne yakınlaşmıştır, çok büyük azap onun içindir.

12- Siz onu işittiğiniz zaman, o inanan erkeklerin ve o inanan kadınların kendi benliklerinde bir hayırlı kanıda bulunmaları ve onların: "Bu, bir apaçık ters yüz edilmiş gerçektir" demiş olmaları gerekmez miydi?

13- Kendilerinin, onun üzerine (delil olarak) dört tanık getirmeleri de gerekmez miydi? Böyle durumda o tanıkları getiremedikleri zaman, artık onlar Allah'ın yanında o yalancıların ta kendileridir.

14- Ve eğer Allah'ın lütfu ve kendi şefkati o yakın (yaşam) da ve o sonraki (yaşamda) sizin üzerinizde olmasaydı, kendisine akın akın dökülüp gittiğiniz şey nedeniyle, size kesinlikle çok büyük azap dokunacaktı.

15- Hani siz onu kendi dillerinize doluyordunuz ve kendi ağızlarınızla da o şeyi - ki onun hakkında size bir bilgi yoktur- söylüyordunuz ve siz onu basit (bir şey) olarak hesap ediyordunuz. Oysa o, Allah'ın yanında çok büyüktü.

16- Ve siz onu işittiğiniz zaman: "Bunu dememiz bizim için doğru değildir, seni tenzih ederiz, bu çok dehşetli büyük yalandır" demeniz gerekmez miydi?

17- Eğer siz inananlar iseniz, sizin bunun örneğine sonsuza dek tekrar geri dönme(me)niz hakkında Allah size öğüt veriyor.

18- Ve Allah o delilleri sizin için açıklıyor. Ve Allah, en iyi bilicidir, mutlak bilgedir.

19- Şüphesiz ki o kimseler, o hayasızlığın inanmış olan kimseler arasında yayılmasını seviyorlar, o yakın (yaşamda) ve o sonraki (yaşamda) bir acı verici azap onlar içindir. Ve Allah bilir ve siz bilmezsiniz.

20- Ve eğer Allah'ın lütfu ve kendi şefkati sizin üzerinizde olmasaydı (ne yapardınız?) Şüphesiz ki Allah, çok acıyıcıdır, şefkati süreklidir.

21- Ey inanmış olan kimseler, siz o şeytanın adımlarını sakın izlemeyin. Ve kim o şeytanın adımlarını izlerse, artık şüphesiz ki o, o hayasızlığı ve o yadırganmışı emreder. Ve eğer Allah'ın lütfu ve kendi şefkati sizin üzerinizde olmasaydı, sizden hiçbiri sonsuza dek arınamazdı, fakat hakikat şu ki Allah kimi dilerse arındırır. Ve Allah, en iyi işiticidir, en iyi bilicidir.

22- Ve sizden o lütuf ve o (maddi) kapsayıcılık sahipleri, o en yakınlığın sahiplerine ve o çaresizlere ve Allah'ın yolunda göçenlere, vermeleri konusunda sakın geri durmasınlar ve (hatalarını) yok saysınlar ve hoş görülü olsunlar. Siz, Allah'ın kendinizi bağışlamasını sevmez misiniz? Ve Allah, çok bağışlayıcıdır, şefkati süreklidir.

23- Şüphesiz ki  o kimseler korunmuş (zinadan) duyarsız inanan kadınlara (iftira) atıyorlar, onlar o yakın (yaşam) da ve o sonraki (yaşamda) dışlanmışlardır. Ve çok büyük azap, onlar içindir.

24- O gün onların kendi dilleri ve kendi elleri ve kendi ayakları, onların işlemekte oldukları şeyler nedeniyle onlara karşı tanıklık edecektir.

25- O gün Allah onlara kendilerinin o gerçek alacaklarını (karşılıklarını) tastamam ödeyecektir ve onlar da Allah'ın o apaçık gerçeğin ta kendisi olduğunu bileceklerdir.

26- O murdar kadınlar, o murdar erkekler içindir ve o murdar erkekler, o murdar kadınlar içindir. Ve o temiz kadınlar, o temiz erkekler içindir ve o temiz erkekler, o temiz kadınlar içindir. İşte onlar, onların (iftiracıların) söylemekte oldukları şeylerden ayrılıp uzaklaşmışlardır. Bir bağışlanma ve bir değerli rızık, onlar içindir.

27- Ey inanmış olan kimseler, siz kendi evleriniz olmayan evlere, ünsiyet kurmanıza ve onların mensuplarına selam vermenize kadar, sakın girmeyin. Bu, sizin için daha hayırlıdır ki siz hatırlayasınız

28- Yok eğer siz onlarda bir kimseyi bulamamışsanız, artık size onay verilene kadar, siz onlara sakın girmeyin. Ve eğer size "Dönün" denilirse, siz de hemen dönün. O, sizin için daha arınmış (bir davranış) tır. Ve Allah, sizin işlemekte olduğunuz şeyleri en iyi bilicidir.

29- Sizin o evlere girmenizde üzerinize hiçbir sakınca yoktur ki onların içinde dinginleşme (yerleşim) olmaz ve (o evlerdeki) bir yararlılık sizin içindir. Ve Allah sizin belirgin kılmakta olduğunuz şeyleri ve içinizde tutmakta olduğunuz şeyleri bilir.

30- Sen inanan erkeklere de ki onlar, bakışlarından bir kısmını kıssınlar ve ırzlarını korusunlar . Bu, kendileri için daha arınmıştır. Şüphesiz ki Allah, onların emek vermekte oldukları şeyleri en iyi haber alıcıdır.

31- Ve sen inanan kadınlara de ki, onlar da bakışlarından bir kısmını kıssınlar ve ırzlarını korusunlar ve kendi süslerini sakın belirgin hale getirmesinler, onlardan görünen şey hariç. Ve onlar başörtülerini yakalarının üzerine bastırsınlar. Ve onlar kendilerinin süsünü kendi kocaları veya kendi babaları veya kendi kocalarının babaları veya kendi oğulları veya kendi kocalarının oğulları veya kendi erkek kardeşleri veya kendi erkek kardeş oğulları veya kendi kız kardeş oğulları veya kadınlar veya kendi sağ ellerinin sahip olduğu şeyler veya o adamlardan cinsel duyarlılığı kalmamışları izleyenler veya o çocuklar ki o kadınların avretlerinin üzerine henüz çıkamayanlar (cinsellikten habersiz) haricindekiler için sakın belirgin hale getirmesinler. Ve onlar kendilerinin süsünden saklı tutmakta oldukları şeylerin bilinmesi için sakın ayaklarını da yere bastırıp vurmasınlar. Ve ey inananlar, siz toplu olarak Allah'a itaate dönün ki siz başarıya erişesiniz.

32- Ve siz, içinizden o bekarları ve erkek kölelerinizden ve kadın kölelerinizden, o düzgün olanları evlendirin. Eğer onlar muhtaçlar ise, Allah onları kendisinin lütfundan (vererek) ihtiyaçsız kılar. Ve Allah her şeyi kapsayıcıdır, en iyi bilicidir.

33- Ve bir evlilik (imkanı) bulamayacak kimseler, Allah onları kendisinin lütfundan (vererek)  ihtiyaçsız kılıncaya kadar, iffetli davransın. Ve sizin sağ ellerinizin sahip olduğu şeylerden o yazılı anlaşma yapma peşine düşenlerle, eğer siz onların hakkında bir hayır bilmişseniz, bu durumda onlarla yazılı anlaşma yapın ve onlara Allah'ın size verdiği kendi malından verin. Ve siz kadın uşaklarınızı, onlar eğer bir korunan olmak istedikleri halde, o yakın yaşamın peşine düşerek o iffetsizlik üzerine sakın zorlamayın. Ve kim onları zorlarsa, bu durumda şüphesiz ki Allah onların bu zorlanmaları ardından, çok bağışlayıcıdır, şefkati süreklidir.

34- Ve ant olsun ki biz size, açıklayıcı deliller ve sizden gelip geçen kimselerden bir örnek ve o korunanlar için ise bir öğüt indirdik.

35- Allah, o göklerin ve o yerin ışığıdır. O'nun ışığının örneği, bir niş gibidir ki bir aydınlatıcı onun içindedir. O aydınlatıcı da bir cam içindedir. O cam da onun kendisi (gökteki) incimsi parlayan bir cisim gibidir, o (aydınlatıcı) bereket verilmiş bir zeytin ağacından yakılır ki o (ağaç) doğuya da ve batıya da ait değildir. Onun yağı kendisine ateş dokunmasa da neredeyse  aydınlatacak. (Bu), ışık üzerine bir ışıktır. Allah, kendisinin ışığına kimi dilerse iletir. Ve Allah, o örnekleri o insanlar için ortaya koyuyor. Ve Allah, her bir şeyi en iyi bilicidir.

36- 37- (O aydınlatıcı) bir kısım evlerdedir ki Allah, kendi adının onların içinde  yükseltilmesine ve hatırlanmasına onay vermiştir. Onların içinde öyle adamlar vardır ki o sabah ve o akşam O'nu tesbih eder. Onları bir ticaret ve bir alışveriş, onları Allah'ı hatırlamaktan ve o kulluk görevini ayakta tutmaktan ve o arınmayı yerine getirmekten oyalamaz. Onlar bir günden kaygılanırlar ki onda o kalpler ve o gözler (dehşetten) çevrilecektir.

38- Sonunda Allah onlara işledikleri şeylerin en iyisi ile karşılık verecek ve kendi lütfundan da artıracaktır. Ve Allah kime dilerse bir kısıtlama olmaksızın rızık verir. 

39- Ve o kimseler ki gerçeği örtmüşlerdir, onların işledikleri bir düzlükdeki akıp giden (serap) gibidir, o susayan onu (işlediğini) bir su (bir fayda) olarak hesap eder, nihayet ona (işlediğine) geldiği zaman, onu bir şey (fayda) olarak bulamamıştır ve onun (yani işlediğinin) yanında Allah'ı bulmuştur da O onun hesabını tastamam yapmıştır. Ve Allah, o hesabın çok hızlı görenidir.

40- Veya (onların işledikleri), bir derin su kütlesindeki karanlıklar gibidir ki bir dalga, onun üstünden bir dalga daha onu kaplamaktadır, bir bulut ise onu (dalganın) üstündedir. Karanlıklar ki onun bir kısmı bir kısmının üzerindedir. O kimse elini çıkardığı zaman, neredeyse onu dahi görememiştir. Ve Allah kime ki kendisi için bir ışık vermemiştir, artık ona hiçbir ışık yoktur.

41- Sen görmedin mi şüphesiz ki Allah (öyle bir tanrıdır ki) o göklerde ve o yerde kim varsa ve sıra sıra o kuşlar, O'nu tesbih etmektedir? Her biri kendilerinin kulluk görevini ve o tesbihini (kendi yaşam akışını) kesinlikle bilmiştir. Ve Allah, onların yapmakta olduğu şeyleri en iyi bilicidir.

42- Ve o göklerin ve o yerin hükümranlığı Allah'ındır. Ve o varış yeri Allah'adır.

43- Sen görmedin mi ki şüphesiz ki Allah bir bulutu sürüklüyor, sonra onun arasını kaynaştırıyor, sonra onu bir yığın haline getiriyor? Böylece sen o toz gibi yağmurun onun arasından çıktığını görürsün. Ve O, o gökten dağlar (gibi bulutlar)dan indiriyor da, dolu onların içindedir, böylece onu kime dilerse değdirir ve onu kimden dilerse de çevirir. (Bulutun) şimşeğinin parıltısı neredeyse o gözleri(n görmesini) giderecek.

44- Allah, o geceyi ve o gündüzü çeviriyor. Şüphesiz ki o doğru görüş sahipleri için bir ders, kesinlikle bundadır.

45- Ve Allah, her bir canlıyı bir sudan yaratmıştır. Öyle ki (o canlıdan)  kendi karnının üzerine yol almakta olan kimi onların içindedir. Ve iki ayağı üzerinde yol almakta olan kimi onların içindedir. Ve dört (ayağı) üzerinde yol almakta olan kimi de onların içindedir. Allah, dileyeceği şeyi yaratıyor. Şüphesiz ki Allah, her bir şeyin üzerine güç yetiricidir.

46- Ant olsun ki biz açıklayıcı deliller indirdik. Ve Allah, kimi dilerse doğruluğunu koruyan yola iletir.

47- Ve onlar: "Biz, Allah'a ve o elçiye inandık ve itaat ettik" diyorlar, sonra bunun ardından onlardan bir bölük, (başka tarafa) yakınlaşıyor. Ve işte onlar o inananlar değildir.

48- Ve kendilerinin arasında karar vermesi için onlar Allah'a ve O'nun elçisine çağrıldıkları zaman, içlerinden bir bölük birde bakmışsın ilgisiz kalanlardır.

49- Ve eğer o gerçek kendilerine (uygun) olursa, onlar ona boyun bükenler olarak gelirler.

50- Bir hastalık onların kalplerinde midir? Yoksa onlar kuşkulandılar mı? Yoksa onlar Allah'ın ve O'nun elçisinin kendilerine karşı tarafgir davranacağından mı kaygılanıyorlar? Hayır, onlar o haksızlık yapanların ta kendileridir.

51- Kendilerinin arasında karar vermesi için Allah'a ve O'nun elçisine çağrıldıkları zaman o inananların sözü ancak ve ancak: "Biz işittik ve itaat etttik" demeleri olmuştur. Ve işte onlar, o başarıya erişenlerin ta kendileridir.

52- Ve kim Allah'a ve O'nun elçisine itaat ederse ve Allah'tan çekinirse ve O'ndan korunursa, artık onlar o başaranların ta kendileridir.

53- Ve onlar, eğer sen kendilerine buyurursan, kesinlikle ve kesinlikle (harbe) çıkacaklarına dair, güçlü yeminleriyle Allah'a kasem ettiler. Sen de ki: "Siz sakın kasem etmeyin, benimsenmiş bir itaat (yeterlidir). Şüphesiz ki Allah sizin işlemekte olduğunuz şeyleri en iyi haber alıcıdır."

54- Sen de ki: "Siz, Allah'a itaat edin ve o elçiye itaat edin." Yok eğer siz (başka tarafa) yakınlaşırsanız, onun yükletildiği şey ancak ve ancak onun üzerindekidir, ve sizin yükletildiğiniz şey de sizin üzerinizdekidir. Ve eğer siz ona itaat ederseniz, doğruyu bulursunuz. Ve o apaçık ulaştırmadan başkası o elçinin üzerinde yoktur.

55- Allah, içinizden inanmış ve o düzgün işleri işlemiş olan kimseleri, kendilerinden önceki kimseleri o yerde ardıl yaptığı gibi onları da kesinlikle ve kesinlikle ardıl yapacağına ve onlar için kendilerinin yükümlüğünü (hayata geçirmeye) -ki O kendileri için ona hoşnut olmuştur- kesinlikle ve kesinlikle olanak vereceğine ve onların kaygılarının ardından kesinlikle ve kesinlikle bir güvenle değiştireceğine söz vermiştir. Onlar bana kulluk ederler ve bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar. Ve bunun ardından kim gerçeği örterse, artık onlar o itaatten çıkanların ta kendileridir.

56- Ve siz o kulluk görevini ayakta tutun ve o arınmayı yerine getirin ve o elçi'ye itaat edin ki şefkat göresiniz.

57- Ve sen gerçeği örtmüş olan kimseleri, (Allah'ı) o yerde yetersiz bırakıcılar olarak sakın sakın hesap etme. Ve onların sığınacak yeri o ateştir. Ve kesinlikle ne kötüdür o varış yeri.

58- Ey inanmış olan kimseler, sağ elinizin sahip olduğu kimseler ve sizden henüz o ergenliğe (ihtilam olmaya) ulaşmayan kimseler, üç defa sizden onay istesinler. O fecrin kulluk görevinden (sabah namazından) önce ve o öğleden dolayı giysilerinizi koyduğunuz vakit ve o akşam karanlığı kulluk görevi (yatsı namazı) ardından. (Bu vakitler) sizin için üç avrettir (açıklıktır). Bunlardan sonra(ki vakitlerde) sizin üzerinize ve onların üzerine hiçbir sakınca yoktur. Onlar, sizin bir kısmınızın bir kısmın yanında yöresinde dolaşabilirler Allah, o delilleri sizin için işte böyle açıklıyor. Ve Allah, en iyi bilicidir, mutlak bilgedir.

59- Ve içinizden o çocuklar o ergenliğe (ihtilam olmaya) ulaştıkları zaman da, kendilerinden önceki kimselerin onay istediği gibi onay istesinler. Allah, kendisinin delillerini sizin için işte böyle açıklıyor. Ve Allah, en iyi bilicidir, mutlak bilgedir.

60- Ve o kadınlardan (yaşlılık nedeniyle) oturanlar ki onlar artık bir evlilik de beklemezler, süs teşhiri yapanlar olmaksızın giysilerini bırakmalarında, kendilerinin üzerine hiçbir sakınca yoktur. Ve onların iffetli davranmaları kendileri için daha hayırlıdır. Ve Allah, en iyi işiticidir, en iyi bilicidir.

61- (Başkasının evinde yemesinde) bir iç sıkıntısı, o körün üzerine yoktur ve bir iç sıkıntısı, o topalın üzerine de yoktur ve bir iç sıkıntısı, o hastanın üzerine de yoktur. Ve (bir iç sıkıntısı) kendi evlerinizden veya kendi babalarınızın evlerinden veya kendi annelerinizin evlerinden veya kendi erkek kardeşlerinizin evlerinden veya kendi kız kardeşlerinizin evlerinden veya kendi amcalarınızın evlerinden veya kendi halalarınızın evlerinden veya kendi dayılarınızın evlerinden veya kendi teyzelerinizin evlerinden veya anahtarlarına sahip olduğunuz (evlerden) veya kendi sadık dostunuzun (evinden) yemenizde de kendi benliklerinizin üzerine (yoktur). Sizin üzerinize bir sakınca, toplu olarak veya ayrı ayrı olarak yemenizde de yoktur. O halde siz evlere girdiğiniz zaman, Allah'ın yanından bir bereket verilmiş temiz bir esenlemeyle artık birbirinizi selamlayın. Allah, o delilleri sizin için işte böyle açıklıyor ki siz bağlantı kurabilesiniz.

62- O inananlar ancak ve ancak o kimselerdir ki, Allah'a ve O'nun elçisine inanmışlardır ve onun beraberinde bir iş durum üzerinde toplanan oldukları zaman, onun onayını alana kadar gitmemişlerdir. Şüphesiz ki o kimseler senden onay istiyorlar, işte onlar o kimselerdir ki, Allah'a ve O'nun elçisine inanmaktadırlar. O halde onlar bazı durumları için senden onay istedikleri zaman, sen onlardan dilediğin kimseye onay ver ve onlar için Allah'a bağışlanma iste. Şüphesiz ki Allah, çok bağışlayıcıdır, şefkati süreklidir.

63- Siz o elçinin çağrısını, sizin bir kısmınızın bir kısma kendi aranızdaki çağrısı gibi sakın görmeyin. Allah, sizden birbirinin arkasına saklanarak süzülen kimseleri kesinlikle biliyor. O halde onun buyruğundan dolayı aykırı hareket etmekte olan kimseler, kendilerine bir ayartma değdirilmesinden veya kendilerine çok acı verici azap değdirilmesinden sakınsın.

64- Dikkat edin, o göklerde ve yerde ne varsa şüphesiz ki Allah'ındır. O, o şeyi kesinlikle biliyor ki siz onun üzerindesinizdir. Ve onlar O'na döndürülecekleri gün, O işledikleri şeyleri onlara haberlendirecektir. Ve Allah, her bir şeyi en iyi bilicidir.


11 Şubat 2025 Salı

Süleymaniye Vakfı Mealinde Necm s. 13. Ayeti Üzerinde Yapılan Tahrif Üzerinde Bir Değerlendirme

Kur'an'ı kendi kafalarında oluşturdukları olan fikirler doğrultusunda okuma ve anlama çalışmaları İslam coğrafyasının çeşitli bölgelerde yüzlerce yıldır devam eden bir olgudur. Bu durumun önceki müdavimleri olan Yahudiler, kendi kitaplarını da bu şekilde okuma ve anlama yöntemine tabi tutmuş ve Kur'an bu durumu birçok ayette beyan ederek, bizim de aynı duruma düşmeMEmizi özellikle tembihlemiştir. Bu tembihler bazılarının bir kulağından girmiş bir kulağından çıkmış, bana mısın demeden birçok kişi Kur'an üzerinde tahrifatlar yaparak, "Bak Allah işte böyle söylüyor" demekten geri kalmamıştır. 

Yanlı okuma ve anlama çalışmaları dün nasıl hızlı bir şekilde devam etmişse, bugün de aynı şekilde devam etmektedir. Bu tür yanlı okuma ve anlama çalışmalarının ürünlerini, Türkiye'de son yıllarda hayli çoğalan Kur'an meallerinde maalesef net bir şekilde görebilmekteyiz.

Yazımızda, bu ürünlerden biri olan Süleymaniye Vakfı mealinde Necm s. 13. ayeti üzerinde yapılan bir tahrifata dikkat çekmeye çalışacağız.

Bilindiği üzere Süleymaniye Vakfı, İsra s. 1. ayetinde anlatılan olayı göğe doğru bir çıkış, yani miraç olarak anlamakta ve bu anlayışını Kur'an'a onaylatmak için ilgili kelime üzerinde anlam çarpıtması yapmaktan kaçınmamaktadır. Bu durumu bundan önceki yazımızda ele almaya çalışmıştık. Yine aynı olaya referans olarak verdikleri Necm s. 13. ayetini tahrif etmek cüretini göstererek yanlışlarına bir yenisini eklemişlerdir.

Vakfın Necm s. 13. ayetine verdiği meal şu şekildedir:

وَلَقَدْ رَاٰهُ نَزْلَةً اُخْرٰىۙ      (Muhammed) Cebrail’i (gerçek görüntüsüyle[*]) bir defa daha gördü.

Dikkat edilirse ayetin Arapça metni içinde geçen "Nezleten" (iniş) kelimesinin anlamı mealde verilmemiştir.

Peki vakıf neden böyle şey yapmıştır?

Çünkü İsra olayının göğe çıkış olduğunu iddia eden ve bu ayeti delil olarak sunanları yalanlayan bir ayet de Necm s. 13. ayetidir. İsra olayının vuku bulduğu tarih ile Necm suresinin inişinin vuku bulduğu tarihin bu olaydan önce olmasına hiç girmeyeceğiz. 

İsra olayının Miraç olduğunu iddia edenler, bu iddialarına delil olarak Necm s. içindeki bazı ayetleri öne sürmektedirler. Necm s. 13. 18. ayetleri arasında anlatılan olay, onlara göre miraç hadisesidir.

Fakat Necm s. 13. ayeti, onların bu iddialarını boşa çıkarmaktadır. Bu iddiayı boşa çıkaran kelime ise, ayet içinde geçen "Nezleten" yani İNİŞ anlamına gelen kelimedir. Necm s. 13. ayeti, Muhammed a.s. ın Cibril'i diğer bir İNİŞİNDE gördüğünü bildirmektedir. Böyle bir ifade miraç iddialarını kesinlikle boşa çıkarmaktadır.

Bu durumu anlayan vakıf yetkilileri çareyi "Nezleten" kelimesini görmezlikten gelmekte bulmuşlardır. Çünkü kelimeye miracı onaylatacak farklı bir anlam yüklemek asla mümkün değildir. Hal böyle olunca da ayet içindeki kelimeyi bektaşi misali elleriyle kapamakta bulmuşlardır.

Necm s. 13. ayetindeki kelimeyi hallettikten sonra, Necm s. ilerleyen ayetleri üzerinden miracı ispatlamak artık kolaylaşmıştır.

Necm s. ilerleyen ayetleri ve ayetler ile ilgili notlar vakıf mealinde şu şekildedir:

14. ayet---Sidret’ül-müntehâ’nın[*] yakınında

[*] “Sidret'ul-muntehâ”, “en son noktada bulunan sidre ağacı” Türkçede  arap kirazı denen bu ağaç cennette de olacaktır (Vakıa 56/28). Allah Teâlâ yeri küre şeklinde ve yedi kat göğün benzeri olarak yarattığı için (Talak 65/12), yerin yedi kat, göklerin de küre şeklinde olduğu anlaşılmaktadır. Yedinci kat gök ise yeryüzü gibi sularla, bitkilerle ve hayvanlarla donanmıştır. Her şeyin hazinesinin göklerde olması (Hicr 15/21) ve en’âmın yani koyun, keçi, sığır ve devenin indirilmiş bulunması (Zümer 39/6) bunun delillerindendir. Bu sebeple Sidret'ul-muntehâ yedinci kat göğün en üst noktasında olur. Mekke’nin Ümmü’l-kurâ yani dünyadaki yerleşim yerlerinin merkezi olması da Sidret'ul-muntehâ’nın bulunduğu yerin, Mekke’nin dik üstünde olmasını gerektirir.

15. ayet---Onun yakınında Cennet’ül-me’vâ /yerleşip kalınacak Cennet vardır[*].

[*] Cennet’ül-Me’vâ, müminlere vaad edilen cennettir (Secde 32/19, Naziat 79/40-41). Orası, şu anda göklerdedir (Zariyat 51/22). Genişliği, gökler ve yer kadardır (Al-i İmran 3/133, Hadîd 57/21).

16. ayet---O sırada Sidre’yi (Sidret’ül-müntehâyı) kaplayan şey kaplıyordu[*].

[*] Sidre’yi kaplayan şey, Tur Suresi’nde Allah’ın Beyt-i ma’mûr’dan sonra üzerine yemin ettiği “yükseltilmiş tavan”dır. Çünkü Allah, bir yerde bir şeyi kısaca anlatır sonra bir başka yerde açıklar (Hud 11/1-2). Allah Teâlâ dünyayı, yedi kat göğün benzeri olarak yarattığı (Talak 65/12) ve gökler de yeryüzü gibi küre şeklinde olduğu için “yükseltilmiş tavan” ifadesi göklerin en uç noktasını ifade eder. Bu, Muhammed aleyhisselamın.Miraç yolculuğunda Cenneti görmediğinin delili olur. Zaten o oraya, cenneti görmesi için değil, el-Mescid’ul-Aksâ’nın çevresindeki ayetlerden bazılarını görmesi için götürülmüştü (İsra 17/1). 

17. ayet--- (Muhammed’in) Gözü başka tarafa kaymadı, haddini de aşmadı.

18. ayet---O, Rabbinin en büyük ayetlerinden bir kısmını gerçekten gördü[*].

*] Bütün bu ayetler, İsra ve Mirac yolculuğunda gidilen el-Mescid’ul-Aksâ’nın yedinci kat semadaki mescid yani el-Beyt’ül-Ma’mûr (Tûr 52/4) olduğunu net olarak anlatır (İsra 17/1, 60).

Görüldüğü üzere, Necm s. üzerinden miracı ispatlamanın kapısı 13. ayette geçen "Nezleten" kelimesi ile kapatılmaktadır. Çünkü ayet ÇIKIŞTAN DEĞİL İNİŞTEN bahsetmektedir. Cibril'in inişinden bahseden bir ayet üzerinden miracı ispatlamaya kalkışmanın ise büyük bir kaydırma olacağını anlayan vakıf, "Ne yapıp ne edip biz bu miracı Kur'an'dan ispatlayacağız" diyerek çareyi, İNİŞ anlamı veren kelimeyi meale almamakta bulmuşlardır.

Cibril'in inişinden bahseden bir ayetin devamındaki ifadelerin, indiği yerle ilgili olması gerektiği aşikar bir durumdur. Fakat bu durum miraç savunucularının işine gelmemektedir. Bırakın Allah'ın kitabını herhangi bir şahsın kitabını bile başka dile çevirirken etik olan durum, o kişinin yazdıkları üzerinde eksik veya fazlalık yapmadan aynen aktarmak iken, Allah'ın kitabı üzerinde böyle etik olmayan bir örtmeyi yapmak büyük bir vebaldir.

Kur'an herkesin kendine göre anlayabileceği ve herkesin elinde oyunca olabilecek bir kitap mıdır? 

El cevap: Tabi asla, aynı soru vakfa sorulsa onların da verecekleri cevap aynı olacaktır. Fakat sahip oldukları inanç Kur'an'a uymayınca, Kur'an'ı sahip oldukları inanca uydurmaya yeltenmekten kaçınmayan vakfı, bu tahrife son vererek meallerine Necm s. 13. ayetinde geçen "Nezleten" kelimesinin doğru anlamını ilave etmeye davet ediyoruz.

                                         EN DOĞRUSUNU ALLAH (C.C.) BİLİR.