1- (Bu), Allah'tan ve O'nun elçisinden, o ortak koşanlardan bağlılık sözleşmesi yaptığınız kimselere bir ayrılıp uzaklaşma bildirisi (ültimatom) dur.
2- Artık siz, o yerde dört ay daha dolaşın ve Allah'ı yetersiz bırakıcılar olmadığınızı bilin. Ve şüphesiz ki Allah, o gerçeği örtücüleri rezil edicidir.
3- Ve Allah'tan ve O'nun elçisinden o büyük hacc günü o insanlara bir duyurudur: Şüphesiz ki Allah o ortak koşanlardan ayrılıp uzaklaşandır ve O'nun elçisi de. Yok eğer siz itaate dönerseniz, artık o sizin için daha hayırlıdır. Ve eğer siz (başka tarafa) yakınlaşırsanız, artık siz Allah'ı yetersiz bırakıcılar olmadığınızı bilin. Ve sen gerçeği örtmüş olan kimseleri bir acı verici azapla müjdele.
4- O ortak koşan kimselerden bağlılık sözleşmesi yaptığınız, sonra (sözleşmelerinden) size karşı hiçbirini eksik yapmamış ve size karşı bir kimseyle bile sırt sırta vermemiş olan kimseler başka. Artık siz onlara karşı olan bağlayıcı sözünüzü müddetlerine kadar tamamlayın. Şüphesiz ki Allah, o korunanları sever.
5- Bu durumda o yasak aylar bitip gittiği zaman, artık siz o ortak koşanları nerede bulursanız öldürün ve onları tutun ve kısıtlayın ve onlar için her gözlem yerine oturun. Yok eğer onlar itaate dönerler ve o kulluk görevini ayakta tutarlar ve o arınmayı yerine getirirlerse, artık siz onlara yollarını (serbestçe dolaşmaları için) boş bırakın. Şüphesiz ki Allah, çok bağışlayıcıdır, şefkati süreklidir.
6- Ve o ortak koşanlardan biri eğer senden himaye isterse o, Allah'ın kelamını işitene kadar, sen onu himaye et sonra da onu güvende olacağı yerine ulaştır. Bu, onların bilmez bir topluluk olmaları nedeniyledir.
7- Mescidi Haram'ın yanında bağlılık sözleşmesi yaptığınız kimseler dışında, o ortak koşanların Allah'ın yanında ve O'nun elçisinin yanında nasıl bir bağlılık sözleri olabilir? Onlar size karşı dosdoğru oldukları sürece, artık siz de onlara karşı dosdoğru olun. Şüphesiz ki Allah, o korunanları sever.
8- Nasıl (bir antlaşma olabilir ki)? Ve eğer onlar size karşı üstün gelselerdi, sizin hakkınızda bir yakınlık bağı ve bir anlaşma yükümlülüğü gözetmezlerdi. Onlar ağızları ile sizi hoşnut etmeye uğraşırlar, oysa onların kalpleri ise direnir ve onların tamamı itaatten çıkanlardır.
9- Onlar, Allah'ın delillerini bir az bedele değiştiler de, (insanları) O'nun yolundan uzaklaştırdılar. Şüphesiz ki onların işlemekte oldukları şeyler ne kötüdür.
10- Onlar, bir inanan hakkında bir yakınlık bağı ve bir anlaşma yükümlülüğü gözetmezler. Ve işte onlar, o aşırı gidenlerin ta kendileridir.
11- Yok eğer onlar itaate dönerler ve o kulluk görevini ayakta tutarlar ve o arınmayı yerine getirirlerse, artık onlar o (inanç) yükümlülüğünüzde sizin kardeşlerinizdir. Ve bilecek bir topluluğa biz o delilleri ayrıntılı olarak açıklıyoruz.
12- Ve eğer onlar bağlılık sözleri sonrasından yeminlerini bozarlar ve sizin o (inanç) yükümlülüğünüze dil uzatırlarsa, artık siz de o gerçeği örtenlerin önderleriyle öldürüşün. Çünkü onların yeminleri(nin geçerliliği) olmaz. Umulur ki onlar (düşmanlıktan) vazgeçerler.
13- Siz, sözlerini bozmuş ve o elçiyi (Mekke'den) çıkarmaya yeltenmiş ve sizinle (öldürüşmeye) ilk defa (kendileri) başlamış olan bir toplulukla öldürüşmeyecek misiniz? Yoksa siz onlardan çekiniyor musunuz? Eğer siz inananlar iseniz, artık Allah kendisinden çekinmenize daha hak sahibidir.
14- 15- Siz, onlarla öldürüşün ki, Allah sizin ellerinizle onları azaplandırsın ve onları rezil etsin ve onlara karşı size yardım etsin ve inanan bir topluluğun göğüslerini iyileştirsin. Ve onların kalplerindeki kini gidersin. Ve Allah kime dilerse lütufla döner. Ve Allah, her şeyi bilicidir, mutlak bilgedir.
16- Yoksa siz, Allah içinizden güçlerini kullanmış ve Allah'tan ve O'nun elçisinden ve o inananların berisinden başka bir sırdaş edinmemiş olan kimseleri bilmeden bırakılacağınızı mı hesap ettiniz? Ve Allah, sizin işlemekte olduğunuz şeylerden haberdardır.
17- Ortak koşanların, o gerçeği örtmelerine kendi benlikleri tanıklık edenler iken, Allah'ın secde edilen yerlerini onarmaları olası değildir. İşte onların işledikleri boşa gitmiştir. Ve onlar, o ateşin içinde sürekli kalıcıdırlar.
18- Allah'ın secde edilen yerlerini ancak ve ancak, Allah'a ve o sonraki güne inanmış ve o kulluk görevini ayakta tutmuş ve o arınmayı yerine getirmiş olan ve Allah'tan başkasından çekinmeyen kimse onarabilir. İşte onların o doğruya iletilenlerden olması umulur.
19- Yoksa siz o hacıların suvarılmasını ve Mescidi Haram'ın onarılmasını, Allah'a ve o sonraki güne inanmış ve Allah'ın yolunda gücünü kullanmış kimse(nin yaptığı) gibi (aynı) mi saydınız? Bunlar Allah'ın yanında denk olmazlar. Ve Allah, o haksızlık yapanlar topluluğunu doğruya iletmez.
20- O kimseler ki, inandılar ve (yurtlarını) terk ettiler ve Allah'ın yolunda mallarıyla ve benlikleriyle güçlerini kullandılar. (İşte onlar) Allah'ın yanında kademe bakımından daha büyüktür. Ve işte onlar, o başaranların ta kendileridir.
21- Kendilerinin Efendisi onları kendisinden bir şefkat ve bir hoşnutluk ve bahçeler ile müjdeliyor, onların içindeki sürekli gönençler onlar içindir.
22- Onlar, onların içinde sonsuza dek sürekli kalıcıdırlar. Şüphesiz ki Allah, bir büyük ödül O'nun yanındadır.
23- Ey inanmış olan kimseler, babalarınızı ve kardeşlerinizi eğer onlar o gerçeği örtmeyi o inancın üzerine tercih ediyorlarsa, yakınlar sakın edinmeyin. Sizden kim onlara yakınlaşırsa, artık onlar o haksızlık yapanların ta kendileridir.
24- Sen de ki: "Eğer babalarınız ve oğullarınız ve kardeşleriniz ve eşleriniz ve oymağınız ve mallar ki siz onları edindiniz ve bir ticaret ki onun durgun gitmesinden çekiniyorsunuz ve dinginleşme yerleri ki ondan hoşlanıyorsunuz, size Allah'tan ve O'nun elçisinden ve O'nun yolunda bir güç kullanmaktan daha sevimli ise, artık siz Allah kendi buyruğunu getirinceye kadar bekleyin. Ve Allah, o itaatten çıkanlar topluluğunu doğruya iletmez."
25- Ant olsun ki Allah size pek çok savaş meydanlarında ve Huneyn gününde yardım etmişti. Hani çokluğunuz sizi şaşırtmış, fakat bu sizden bir şeyi ihtiyaçsız bırakmamış ve o yer tüm genişliğine rağmen size dar gelmiş, sonra siz arkasını dönenler olarak (başka tarafa) yakınlaşmıştınız.
26- Sonra Allah, kendi elçisinin üzerine ve o inananların üzerine dinginliğini indirmişti ve bir ordu da indirmişti ki siz onları göremiyordunuz ve böylece gerçeği örtmüş olan kimseleri azaplandırmıştı. Ve bu, o gerçeği örtücülerin karşılığıdır.
27- Sonra Allah bunun sonrasından kime dilerse lütufla dönecektir. Ve Allah, çok bağışlayıcıdır, şefkati süreklidir.
28- Ey inanmış olan kimseler, o ortak koşanlar ancak ve ancak bir pisliktir. Bundan böyle bu yıllarından sonra Mescidi Harama sakın yaklaşmasınlar. Ve eğer siz bir yoksulluktan kaygılanırsanız, eğer Allah dilerse artık sizi ileride kendi lütfundan (vererek) ihtiyaçsız kılacaktır. Şüphesiz ki Allah, her şeyi bilicidir, mutlak bilgedir.
29- Siz, o kitap verilmiş olan kimselerden, Allah'a ve o sonraki güne inanmaz ve Allah ve O'nun elçisinin yasakladığı şeyi yasaklamaz ve o gerçeğin yükümlülüğünü (kendileri için de) yükümlülük edinmez kimselerle, onlar küçülenler olarak elden o (maddi savaş) karşılığı sununcaya kadar, öldürüşün.
30- Ve Yahudiler*: "Uzeyr Allah'ın oğludur" dedi. Ve Hristiyanlar da*: "Mesih Allah'ın oğludur" dedi. Bu, ağızlarının dedikleridir. Onlar, önceki gerçeği örtmüş olan kimselerin sözünü taklit ediyorlar. Allah onları öldürsün nasıl da gerçeği ters yüz ediyorlar.
32- Onlar, ağızları ile Allah'ın ışığını söndürmek istiyorlar. Ve eğer ki o gerçeği örtücüler çirkin görse de Allah ancak kendi ışığını tamamlamaya diretiyor.
33- Eğer ki o ortak koşanlar çirkin görse de O, kendi elçisini o doğruya ileten ve o gerçeğin yükümlülüğü ile ki onu o (sahte) yükümlülüklerin tamamının üzerine üstün kılmak için gönderdi.
34- Ey inanmış olan kimseler, şüphesiz ki o bilginlerden ve o rahiplerden (sakınanlardan) birçoğu, o insanların mallarını kesinlikle o geçersiz nedenle yerler ve Allah'ın yolundan uzaklaştırırlar. Ve o kimseler ki o altını ve o gümüşü yığarlar ve onları Allah'ın yolunda harcamazlar, artık sen onları acı bir verici azabla müjdele.
35- O gün, onların (yığdıklarının) üzeri cehennemin ateşinde kızdırılacak ve onlarla, kendi alınları ve yanları ve sırtları: "Bu, sizin kendi benlikleriniz için yığdığınız şeydir, o halde siz yığmakta olduğunuz şeyleri tadın" (denilerek) dağlanacaktır.
36- Şüphesiz ki Allah'ın o gökleri ve o yeri yarattığı gündeki yazgısında, o ayların sayısı Allah'ın yanında ay olarak onikidir. Onlardan dördü, yasaklıdır. Bu, o dimdik duran yükümlülüktür, o halde siz bunlarda benliklerinize sakın haksızlık yapmayın ve o ortak koşanlar nasıl sizinle topyekün öldürüşüyorlarsa, sizde onlarla topyekün öldürüşün. Ve siz, Allah'ın o korunanların beraberinde olduğunu bilin.
37- (Yasak aylarda) o geriye öteleme, ancak ve ancak o gerçeği örtmede bir artırmadır ki onunla gerçeği örtmüş olan kimseler saptırılır. Onlar, onu bir yıl serbestleştiriyorlar ve onu bir yıl yasaklaştırıyorlar ki Allah'ın yasaklaştırdığı şeyi sayı bakımından düzlesinler, böylece Allah'ın yasaklaştırdığı şeyi serbestleştirsinler. Onlara kendi işlerinin kötülüğü süslendi. Ve Allah, o gerçeği örtenler topluluğunu doğruya iletmez.
38- Ey inanmış olan kimseler, size ne oluyor ki: "Siz, Allah'ın yolunda sefere çıkın" denildiği zaman siz o yere ağırlaştınız? Yoksa siz o sonraki (yaşamdan vazgeçip) o yakın yaşama mı hoşlandınız? Oysa o yakın yaşamın yararı, o sonrakine göre pek azdan başka değildir.
39- Eğer siz sefere çıkmazsanız, O sizi bir acı verici azapla azaplandırır ve sizi başka bir toplulukla değiştirir ve siz de O'na hiç bir şeyle zarar veremezsiniz. Ve Allah, her bir şeyin üzerine güç yetiricidir.
40- Eğer siz ona (elçiye) yardım etmezseniz, gerçeği örtmüş olan kimseler ikinin ikincisi olarak onu çıkardığı zaman da Allah ona kesinlikle yardım etmişti. Hani ikisi o basık yerde iken o kendi arkadaşına: "Sen üzülme, şüphesiz ki Allah bizim beraberimizdedir" diyordu. Böylece Allah onun üzerine dinginliğini indirmiş ve onu bir orduyla -ki siz onları göremiyordunuz- güçlendirmiş ve gerçeği örtmüş olan kimselerin kelimesini en aşağı yapmıştı. Ve Allah'ın kelimesi ise, o en yüksektir. Ve Allah, mutlak üstündür, mutlak bilgedir.
41- Size zor da gelse kolay da gelse, sefere çıkın ve mallarınız ve benlikleriniz ile Allah'ın yolunda gücünüzü kullanın. Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır.
42- Eğer bir yakın sunum ve bir orta mesafeli sefer olsaydı, onlar kesinlikle seni izleyeceklerdi. Fakat o meşakkatli sefer onlara uzak geldi. Ve onlar: "Eğer gücümüz yetseydi, kesinlikle senin beraberinde çıkardık" diye Allah'a bilinçli yemin edecekler. Onlar (böyle demekle) kendi benliklerini yok ediyorlar. Ve Allah biliyor şüphesiz ki onlar kesinlikle yalancılardır.
43- Allah senden (hatanı) yok saydı. Doğru söylemiş olan kimseler sana apaçık belli oluncaya ve sen o yalancıları bilinceye kadar, sen onlara niçin onay verdin?
44- Allah'a ve o sonraki güne inanmakta olan kimseler, mallarıyla ve benlikleriyle güçlerini kullanmaları konusunda senden (savaşa çıkmamak için) onay istemezler. Ve Allah, o korunanları bilicidir.
45- Senden ancak ve ancak, Allah'a ve o sonraki güne inanmaz ve kalpleri kuşkulanmış olup da kuşkuları içinde bir oraya bir buraya geri döndürülüp durmakta olan kimseler onay ister.
46- Ve eğer onlar o (savaşa) çıkmak isteselerdi, kesinlikle onun için bir hazırlık yaparlardı. Fakat Allah onların (savaş için) harekete geçmelerini çirkin gördü böylece O onları (kararlarında) sebatlandırdı ve onlara: "Siz, o oturanların beraberinde oturun" denildi.
47- Eğer onlar sizin içinizde (savaşa) çıksalardı, size bir bozgundan başkasını artırmayacaklar ve size karşı o ayartma peşine düşmek için kesinlikle aranıza sokulacaklardı. Ve onlara kulak verenler sizin içinizdedir. Ve Allah, o haksızlık yapanları bilicidir.
48- Ant olsun ki onlar önceden de o ayartma peşine düşmüşler ve senin için (arkandan) o işleri çevirmişlerdi. Nihayet o gerçek gelmiş ve onlar çirkin görenler oldukları halde Allah'ın buyruğu üstün gelmişti.
49- Ve onlardan kimi: "Bana (savaşmamak için) onay ver ve beni ayartma" diyor. Dikkat edin, onlar o ayartmaya düşmüşlerdir. Ve şüphesiz ki cehennem, kesinlikle o gerçeği örtücüleri kuşatıcıdır.
50- Eğer sana bir iyilik değerse, o onları üzer. Ve eğer sana bir musibet değerse: "Biz önceden işimizi kesinlikle (sağlam) tutmuştuk" derler ve sevinenler olarak (başka tarafa) yakınlaşırlar.
51- Sen de ki: "Bize, Allah'ın bizim için yazdığından başka şey asla değmeyecektir. O, bizim yakınımızdır. Ve artık o inananlar Allah'a güvenip dayansın."
52- Sen de ki: "Siz, bize, o iki iyiliğin birinden başkasını mı bekliyorsunuz? Oysa biz size, Allah'ın kendi yanından veya bizim elimizle size bir azabın değmesini bekliyoruz. Artık siz bekleyin şüphesiz ki biz de sizin beraberinizde bekleyenleriz."
53- Sen de ki: "Siz, isteyerek veya istemeyerek harcayın, o sizden asla kabûl edilmeyecektir. Şüphesiz ki siz, itaatten çıkan bir topluluk oldunuz."
54- Ve onlardan harcamalarının kabûl edilmesini, şüphesiz ki onların Allah'ı ve O'nun elçisini (ret ederek) örtmüş olmaları ve o kulluk görevine üşenenlerden başka halde gelmemeleri ve harcamayı çirkin görenler olarak yapmalarından başka birşey alıkoymadı.
55- O halde onların malları da ve çocukları da sakın seni şaşırtmasın. Allah onlarla ancak ve ancak, o yakın yaşamda onları azaplandırmak ve kendi benliklerinin onlar gerçeği örtücü oldukları halde perişan olmasını istiyor.
56- Ve onlar, kendilerinin şüphesiz ki sizden olduklarına dair Allah'a bilinçli yemin ediyorlar. Oysa onlar sizden değildir. Fakat hakikat şu ki onlar ayrılmakta olan bir topluluktur.
57- Eğer onlar bir sığınacak bir yer veya basık yerler veya girebilecek bir delik bulabilselerdi, kesinlikle ona dolu dizgin olarak yakınlaşırlardı.
58- Ve onlardan kimi o bağışlar konusunda seni ayıplıyor. Yok eğer onlardan kendilerine sunulursa, hoşnut oluyorlar ve eğer onlardan sunulmazsa, onlar birden kızıyorlar.
59- Ve eğer onlar Allah'ın ve O'nun elçisinin onlara verdiği şeye hoşnut olsalar ve: "Allah bize yeter, Allah yakında bize kendi lütfundan verecektir ve O'nun elçisi de, şüphesiz ki biz Allah'a ilgi duyanlarız" deselerdi, (onlar için daha hayırlı olurdu).
60- O bağışlar ancak ve ancak, o muhtaçlara ve o çaresizlere ve onun üzerinde (görevli olarak) çalışanlara ve o kalpleri kaynaştırılacak olanlara ve o boynu bağlılara (kölelere) ve o borç altında kalanlara ve Allah'ın yoluna ve o yolun oğluna (yolda kalmışa) dır. (Bunlar) Allah'tan bir belirlemedir. Ve Allah, her şeyi bilicidir, mutlak bilgedir.
61- Ve içlerinden (bazı) kimseler de o haberciyi rahatsız ediyor ve: "O bir kulaktır"* diyorlar. Sen de ki: "O, sizin için bir hayır kulağıdır. O, Allah'a inanır ve o inananlara güvenir. Ve sizden inanmış olan kimseler için bir şefkattir." Ve o kimseler ki, Allah'ın elçisini rahatsız ediyorlar, bir acı verici azap onlar içindir.
*Her duyduğu şeyi onaylayan ve herkesin sözünü kabûl eden kişi.
62- Onlar, sizi hoşnut etmek için Allah'a bilinçli yemin ediyorlar. Eğer inananlar iseler Allah ve O'nun elçisi, kendisini razı etmelerine daha hak sahibidir.
63- Onlar daha şu gerçeği bilmediler mi? Kim Allah'a ve O'nun elçisine sınır koyarsa, şüphesiz ki cehennem ateşi onun içindir ki o, onda sürekli kalıcıdır. Bu, o büyük rezilliktir.
64- O ikiyüzlüler, onların kalplerindeki o şeye kendilerini haberlendirecek bir surenin onların üzerine indirilmesinden sakınır. Sen de ki: "Siz, alay edin. Şüphesiz ki Allah, sakınmakta olduğunuz şeyi (ortaya) çıkarıcıdır."
65- Ve ant olsun ki eğer sen onlara (alaylarının sebebi hakkında bilgi) talep edersen, onlar kesinlikle ve kesinlikle: "Biz ancak ve ancak (lâfa) dalmıştık ve (ciddi bir amacımız olmadan) oynuyorduk" diyeceklerdir. Sen de ki: "Siz, Allah ile ve O'nun delilleri ile ve O'nun elçisi ile alay etmekteydiniz?"
66- Siz, sakın gerekçe göstermeyin, inanmanızdan sonra siz kesinlikle gerçeği örttünüz. Eğer biz içinizden bir zümreden (döndükleri için hatalarını) yok saysak bile, bir zümreyi de (dönmedikleri için) suç işleyenler olmaları nedeniyle onları azaplandıracağız.
67- O ikiyüzlü erkekler ve o ikiyüzlü kadınlar onların bir kısmı bir kısmındandır, onlar o yadırganmışı buyururlar ve o benimsenmişten vazgeçirirler ve (cimrilik yaparak) ellerini sıkarlar. Onlar Allah'ı unuttular, buna karşılık O da onları unuttu. Şüphesiz ki o iki yüzlüler, o itaatten çıkanların ta kendileridir.
68- Allah, o ikiyüzlü erkeklere ve o ikiyüzlü kadınlara ve o azılı gerçeği örtücülere cehennem ateşini söz verdi ki onlar onda sürekli kalıcılardır. O (cehennem), onların hesabıdır. Ve Allah onları dışlamıştır. Ve bir sürekli azap, onlar içindir.
69- Siz, kendinizden önceki kimseler gibisiniz, onlar sizden kuvvet bakımından daha çetin ve mallar ve çocuklar bakımından da daha çoktu. Nitekim onlar kendi nasiplerince yararlandılar. Sizler de, sizden önceki kimselerin kendi nasiplerince yararlandıkları gibi, sizde kendi nasiplerinizce yararlandınız ve o kimselerin daldıkları gibi siz de (şimdiki hayata) daldınız. İşte onların işledikleri o yakın (yaşam) da ve o sonraki (yaşamda) boşa gitmiştir. Ve işte onlar, o ziyan edenlerin ta kendileridir.
70- Onlara, kendilerinden önceki kimseler olan Nuh'un ve Ad'ın ve Semud topluluğunun ve İbrahim topluluğunun ve Medyen'in arkadaşlarının ve o ters yüz edilmiş şehirlerin haberi gelmedi mi? Onların elçileri o apaçık belgeleri onlara getirmişti. Demek ki Allah onlara haksızlık yapıyor değildi. Fakat onlar kendi benliklerine haksızlık yapıyorlardı.
71- Ve o erkek inananlar ve o kadın inananlar onların bir kısmı bir kısmın yakınlarıdır. Onlar o benimsenmişi buyururlar ve o yadırganmıştan vazgeçirirler ve o kulluk görevini ayakta tutarlar ve o arınmayı yerine getirirler ve Allah'a ve O'nun elçisine itaat ederler. İşte Allah onlara sürekli şefkat edecektir. Şüphesiz ki Allah, mutlak üstündür, mutlak bilgedir.
72- Allah, o inanan erkeklere ve o inanan kadınlara bahçeleri ki onların altından o nehirler akar onlar onda sürekli kalıcılardır ve Adn bahçelerinde güzel dinginleşme yerleri söz verdi. Ve Allah'tan bir hoşnutluk ise daha büyüktür. Bu, o büyük başarının ta kendisidir.
73- Ey o haberci, sen o azılı gerçeği örtücülere ve o ikiyüzlülere karşı güç kullan ve onlara karşı kaskatı ol. Ve onların sığınacak yeri cehennemdir. Ve o ne kötü varış yeridir.
74- Onlar, demediklerine dair Allah'a bilinçli yemin ediyorlar. Oysa ant olsun ki onlar o gerçeği örtmenin kelimesini demişler ve teslim olmalarından sonra gerçeği örtmüşler ve kavuşamadıkları şeye yeltenmişlerdir. Onlar, Allah'ın ve O'nun elçisinin kendi lütfundan (vererek) onları ihtiyaçsız kılmasından başka (bir nedenle) öç almadılar. Yok eğer onlar itaate dönerlerse, kendileri için daha hayırlı olur. Ve eğer onlar (başka tarafa) yakınlaşırlarsa, Allah onları o yakın (yaşam) da ve o sonraki (yaşamda) bir acı verici azapla azaplandıracaktır. Ve onlar için bu yerde hiçbir yakın ve hiçbir yardımcı yoktur.
75- Ve onlardan kimi: "Ant olsun ki eğer O, kendi lütfundan bize verirse, biz de kesinlikle ve kesinlikle bağış vereceğiz ve kesinlikle ve kesinlikle o düzgünlerden olacağız" diye Allah'a antlaşma yapmıştı.
76- Ne zaman ki O, onlara kendi lütfundan verdiğinde, onlar onunla cimrilik ettiler ve ilgisiz kalanlar olarak (başka tarafa) yakınlaştılar.
77- Böylece O, Allah'a O'na verdikleri söze aykırı davrandıkları ve yalan söylüyor olmaları nedeniyle, O'nunla karşılaşacakları güne kadar onların kalplerinde ikiyüzlüğü onlar için bir sonuç yaptı.
78- Onlar bilmediler mi, şüphesiz ki Allah onların gizlediklerini ve gizli konuşmalarını biliyor? Ve şüphesiz ki Allah, o algılanamayananların en iyi bilicisidir.
79- O kimseler ki, o inananlardan o bağışlarda gönüllü davrananlara ve güçlerinden başkasını bulamaz kimseleri ayıplıyorlar da onları küçümsüyorlar. Allah onları küçümsemiştir ve bir acı azap onlar içindir.
80- Sen onlar için bağışlanma iste veya onlar için bağışlanma isteme. Eğer sen onlar için yetmiş defa bağışlanma istesen de, yine de Allah onları asla bağışlamayacaktır. Bu, onların Allah'ı ve O'nun elçisini (ret ederek) örtmüş olmaları nedeniyledir. Ve Allah, o itaatten çıkanlar topluluğunu doğruya iletmez.
81- O arkada bırakılmışlar, Allah'ın elçisine aykırı düşerek (evlerinde) oturmalarına sevindi ve mallarıyla ve benlikleriyle Allah'ın yolunda güçlerini kullanmayı çirkin gördüler ve onlar: "Bu sıcakta sakın sefere çıkmayın" dediler. Sen de ki: "Cehennem ateşi, sıcaklık bakımından daha çetindir." Eğer onlar kavrayabilir olsalardı, (böyle söylemezlerdi).
82- Öyleyse onlar, kazanmakta oldukları şeylere bir karşılık olarak az gülsünler çok ağlasınlar.
83- Eğer ki Allah seni onlardan bir zümreye döndürür de, onlar (sefere) çıkmak için senden onay isterlerse, artık sen onlara de ki: "Siz, benim beraberimde sonsuza dek asla çıkamayacaksınız ve benim beraberimde bir düşmanla asla öldürüşemeyeceksiniz. Çünkü siz ilk defasında o oturmaya hoşnut oldunuz, öyleyse o arkada kalanların beraberinde oturun."
84- Ve sen onlardan ölmüş olan hiçbirine sonsuza dek sakın sahip çıkma ve onun gömütünün üzerinde de durma. Çünkü onlar Allah'ı ve O'nun elçisini (ret ederek) örttüler ve itaatten çıkanlar olarak öldüler.
85- Ve onların malları da ve çocukları da seni sakın şaşırtmasın. Allah bunlarla onlara ancak ve ancak o yakın (yaşam) da azap etmek ve onlar gerçeği örtücüler oldukları halde kendi benliklerinin perişan olmasını istiyor.
86- Ve onlar: "Siz, Allah'a inanın ve O'nun elçisinin beraberinde gücünüzü kullanın" diye bir sure indirildiği zaman, içlerinden o maddi imkan sahipleri senden onay istemiş ve: "Sen, bizi bırak o oturanların beraberinde olalım" demişlerdi.
87- Onlar, o arkada kalan kadınların beraberinde olmaya hoşnut oldular ve onların kalplerinin üzerine damga vuruldu, artık onlar kavramazlar.
88- Fakat o elçi ve onun beraberinde olan inanmış olan kimseler, mallarıyla ve benlikleriyle güçlerini kullandılar. Ve işte onlar o hayırlar onlar içindir. Ve işte onlar, o başarıya eriştenlerin ta kendileridir.
89- Allah, onlar için bahçeler hazırlamıştır ki onların altından o nehirler akar onlar, onlarda sürekli kalıcılardır. Bu, o büyük başarıdır.
90-Ve o bedevilerden bir kısım o gerekçe gösterenler kendilerine (savaşmamak için) onay verilmesi için geldi de, Allah'a ve O'nun elçisine yalan söylemiş olan kimseler (gerekçe göstermeden) oturdu. İçlerinden gerçeği örtmüş olan kimselere bir acı verici azap değdirilecektir.
91- O zayıfların üzerine ve o hastaların üzerine ve (savaşa çıkmak için) harcayacak birşey bulamaz kimselerin üzerine, Allah'a ve O'nun elçisine karşı içtenlikle samimi oldukları sürece bir burukluk yoktur. O iyilik edenlerin üzerine de hiçbir yol (sorumluluk) yoktur. Ve Allah, çok bağışlayıcıdır, şefkati süreklidir.
92- Ve onları (bir binekle) taşıtman için sana geldikleri zaman sen: "Ben, sizi onun üzerinde taşıtacak birşey bulamıyorum" dediğinde, harcayacak birşey bulamamalarından ötürü üzüntülü bir halde o yaştan dolayı gözleri dolup taşar halde (başka tarafa) yakınlaşan kimselerin üzerine de (sorumluluk) olmaz.
93- O yol (sorumluluk) ancak ve ancak, ihtiyaçsız oldukları halde senden onay istemekte olan kimselerin üzerinedir. Onlar o arkada kalan kadınların beraberinde olmaya hoşnut oldular. Ve Allah onların kalplerinin üzerine damga vurmuştur, bu yüzden onlar bilmezler.
94- Onlar (sefer bitip) kendilerine geri döndüğünüz zaman size gerekçe gösterecekler. Sen de ki: "Siz, sakın gerekçe göstermeyin, biz size asla inanmayacağız. Allah bize sizin durumlarınızdan kesinlikle haber vermiştir. Ve Allah yakında sizin işlediğinizi görecek ve O'nun elçisi de (görecek) sonra siz o algılanamayananın ve o tanık olunanın bilicisine döndürüleceksiniz artık O, sizin işlemekte olduğunuz şeyleri size haberlendirecektir."
95- (Sefer bitip) siz onlara çevrildiğiniz zaman onlardan ilgisiz kalmanız için size Allah'a bilinçli yemin edecekler. Artık siz onlardan yana ilgisiz kalın. Çünkü onlar bir pisliktir. Ve kazanmakta oldukları şeylere bir karşılık olarak onların sığınacak yeri cehennemdir.
96- Onlar sizin onlardan hoşnut olmanız için size bilinçli yemin edecekler. Eğer siz onlardan hoşnut olsanız da, artık şüphesiz ki Allah, o itaatten çıkanlar topluluğundan hoşnut olmaz.
97- O bedeviler gerçeği örtmek bakımından ve ikiyüzlülük bakımından daha çetin ve Allah'ın, kendi elçisinin üzerine indirdiği şeyin sınırları bilmemeye daha yatkındırlar. Ve Allah, her şeyi bilicidir, mutlak bilgedir.
98- Ve o bedevilerden kimi harcamakta olduğu şeyleri bir angarya edinir ve sizin için o (kötü) devirleri gözetler. Devrin o kötüsü onların üzerine olsun. Ve Allah, her şeyi işiticidir, her şeyi bilicidir.
99- Ve o bedevilerden kimi Allah'a ve o sonraki güne inanır ve harcamakta olduğu şeyleri Allah'ın yanında yakınlıklar ve o elçinin sahip çıkma (vesilesi) edinir. Dikkat edin şüphesiz ki onlar, kendileri için bir yakınlıktır. Allah onları yakında kendisinin şefkatine girdirecektir. Şüphesiz ki Allah, çok bağışlayıcıdır, şefkati süreklidir.
100- Ve o (yurtlarını) terk edenlerden ve o yardımcılardan o öne geçen ilkler ve onları iyilikle izleyen kimseler var ya, Allah onlardan hoşnut olmuştur ve onlar da O'ndan hoşnut olmuşlardır. Ve O onlara bahçeler hazırlamıştır ki onların altlarından o nehirler akar, onlar onda sonsuza dek sürekli kalıcıdırlar. Bu, o büyük başarıdır.
101- Ve o bedevilerden kimi ikiyüzlüler de sizin çevrenizdedir. Ve o şehrin mensuplarından bir kısmı da o ikiyüzlülük üzerinde inat etmişlerdir. Onları sen bilmezsin, onları biz biliriz. Biz yakında onları iki kere azaplandıracağız, sonra da onlar bir büyük azaba geri döndürülecekler.
102- Ve diğerleri de kendilerinin peşlerine takılı suçlarını itiraf ettiler, onlar düzgün işi diğer bir kötüye karıştırmışlardı. Allah'ın onlara lütufla dönmesi umulur. Şüphesiz Allah, çok bağışlayıcıdır, şefkati süreklidir.
103- Sen onların mallarından bir kısmını bağış olarak tut ki onlarla kendilerini temizleyesin ve arındırasın ve onlara sahip çık. Şüphesiz ki senin sahip çıkman, onlara bir dinginliktir. Ve Allah, her şeyi işiticidir, her şeyi bilicidir.
104- Onlar bilmediler mi, şüphesiz ki Allah kendisinin kullarından o itaate dönüşü kabul edecek olanın ve o bağışları tutacak olanın ta kendisidir? Ve şüphesiz ki Allah, çok lütufla dönücünün, o şefkati süreklinin ta kendisidir.
105- Sen de ki: "Siz (işleyeceğinizi) işleyin, artık işlediğinizi Allah yakında görecek ve O'nun elçisi ve o inananlar da (görecek). Ve siz yakında o algılanamayananın ve o tanık olunanın bilicisine geri döndürüleceksiniz. Artık O, sizin işlemekte olduğunuz şeyleri size haberlendirecektir."
106-Ve diğerleri Allah'ın buyruğu için beklemeye bırakılmışlardır. O, ya onları azaplandıracaktır ve ya da kendilerine lütufla dönecektir. Ve Allah, her şeyi bilicidir, mutlak bilgedir.
107- Ve o kimseler ki, zarar vermek ve gerçeği örtmek ve o inananlar arasına ayrılık sokmak ve önceden Allah ve O'nun elçisi ile harp etmiş olan kimselere gözcülük yapmak için bir secde edilen yer edindiler. (Sizi inandırmak için de): "Biz, o iyilikten başkasını istemedik" diye kesinlikle ve kesinlikle bilinçli yemin edecekler. Ve Allah tanıklık eder ki onlar kesinlikle yalancılardır.
108- Sen, onda sonsuza dek (namaza) kalkma. Secde edilen bir yer ki o, ilk günden beri o korunma bilinci üzerine kurulmuştur, senin onda (namaza) kalkmana daha hak sahibidir. Öyle adamlar var ki temizlenmeyi sevmekte olanlar, ondadır. Ve Allah, o temizlenenleri sever.
109- Öyleyse o kimse ki kendi yapısını Allah'tan bir korunma bilinci ve bir hoşnutluk üzerine kurmuştur, o mu daha hayırlıdır? Yoksa o kimse ki kendi yapısını kösecek bir uçurum kenarına kurmuş da onunla beraber cehennemin ateşine kösülüp gitmiştir (o mu daha hayırlıdır)? Ve Allah, o haksızlık yapanlar topluluğunu doğruya iletmez.
110- Onların yapıları ki onlar onu yapılandırmışlardır, o (yapı) onların kalpleri parça parça olana kadar kalplerinde bir kuşku içinde olmaktan geri kalmaz. Ve Allah, her şeyi bilicidir, mutlak bilgedir.
111- Şüphesiz ki Allah o inananlardan benliklerini ve mallarını o bahçe muhakkak ki onların olmak üzere değişmiştir. Onlar Allah'ın yolunda öldürüşürler, öldürürler ve öldürülürler. (Bu), Tevrat'ta ve İncil'de ve bu okunan (Kur'an)da, (yerine getirmeyi) kendisinin üzerine aldığı bir gerçek sözdür. Ve kendi bağlılık sözünü Allah'tan daha tastamam yerine getiren kimdir? O halde siz, alışverişinizle artık müjdeleşin ki siz onu O'nunla yaptınız. Ve bu, o büyük başarının ta kendisidir.
112- (Ki onlar) o itaate dönenler, o kulluk edenler, o övgüde bulunanlar, o (Allah'ın yolunda) dolaşanlar, o rüku edenler, o secde edenler, o benimsenmişi buyuranlar ve o yadırganmıştan vazgeçirenler ve Allah'ın sınırlarını koruyanlardır. Ve sen o inananları müjdele.
113- O haberciye ve inanmış olan kimselere o ortak koşanlar için, eğer ki onlar yakınlık sahipleri olsalar da kendilerinin o şiddetli ateşin arkadaşları olduğu, onlara apaçık belli olması sonrasından, onlar için bağışlama istemeleri olası değildir.
114- Ve İbrahim'in kendi babası için bağışlanma istemesi verilmiş sözden başka değildi ki, o onu (babasına) söz vermişti. Ne zaman ki onun Allah'a gerçekten bir düşman olduğu, kendisine apaçık belli olduğunda ise o, ondan ayrılıp uzaklaşmıştı. Şüphesiz ki İbrahim, başkaları için çokça üzüntü duyandı, yumuşak davranandı.
115- Ve Allah'ın bir topluluğu doğruya ilettikten sonra, korunmaları gereken şeyleri kendilerine apaçık belli edene kadar, onları saptırması olası değildir. Şüphesiz ki Allah, her bir şeyi bilicidir.
116- Şüphesiz ki Allah, o göklerin ve o yerin hükümranlığı kendisinindir. O, yaşatır ve öldürür. Ve sizin için Allah'ın berisinden hiçbir yakın ve hiçbir yardımcı yoktur.
117- Ant olsun ki Allah, o haberciye ve o göçenlere ve o yardımcılara lütufla dönmüştür. O kimseler ki, içlerinden bir bölüğün neredeyse kalplerinin yamulmaya yüz tutması sonrasından, o zorluğun anında onu izlemişlerdir. Sonra O, onlara (o bir bölüğe) da lütufla dönmüştür. Şüphesiz ki O, onlara karşı çok acıyıcıdır, şefkati süreklidir.
118- Ve arkada bırakılmış olan kimselerden üç kişiye de. Öyle ki o yer tüm genişliğine rağmen onlara dar gelmiş ve kendi benlikleri de onlara dar gelmiş ve artık Allah'tan (gelecek azaba karşı) yine kendisinden başka sığınacak yer olmadığı kanısına varmışlardı. Sonra O, onların da dönmeleri için kendilerine lütufla döndü. Şüphesiz ki Allah, o çok lütufla dönücünün, o şefkati süreklinin ta kendisidir.
119- Ey inanmış olan kimseler, siz Allah'tan korunun ve o doğru sözlülerin beraberinde olun.
120- O şehrin mensuplarının ve onların çevresindeki kimseler olan o bedevilerden Allah'ın elçisinden arkada kalmaları ve kendi benliklerini onun benliği üzerine ilgi duymaları olası değildir. Bunun nedeni, onlara bir susuzluk ve bir yorgunluk ve Allah'ın yolunda bir açlık değdirilmez ve o azılı gerçeği örtücüleri kızdıracak bir yeri düzlemezler ve düşmandan bir başarıya kavuşmazlar ki, onunla onlara düzgün iş (işledikleri) yazılmış olmasıdır. Şüphesiz ki Allah, o iyilik edenlerin ödülünü kayba uğratmaz.
121- Ve onlar küçük ve büyük zorunlu bir harcama yapmazlar ve de bir vadiyi kesmezler (geçmezler) ki, Allah'ın onlara ancak işlemekte oldukları şeylerin en iyisi ile karşılık vermesi için yazılmamış olsun.
122- (Medine haricindeki) o inananların topyekün (Medine'ye) seferber olmaları, olası değildir. Öyleyse onlardan her bölükten bir zümrenin o yükümlülükte anlayış sahibi olmaları ve onlar döndüklerinde topluluklarını uyarmaları için (Medine'ye) seferber olmaları gerekmez miydi ki onlar sakınalar?
123- Ey inanmış olan kimseler, siz o azılı gerçeği örtücülerden size (saldırmaya) yakın olan kimselerle öldürüşün ve onlar sizde bir kaskatılık bulsunlar. Ve siz, Allah'ın o korunanların beraberinde olduğunu bilin.
124- Ve her ne zaman bir sure indirildiğinde içlerinden kimi: "O (sure), hanginizi inanç bakımından artırdı?" diyor. Şimdi, inanmış olan kimselere gelince, o (sure) onları inanç bakımından artırmış ve onlar müjdeleşmektedirler.
125- Ve kalplerinde bir hastalık olan kimselere gelince, o (sure) onların pisliklerini pislik bakımından artırmış ve onlar gerçeği örtücüler olarak ölmüşlerdir.
126- Peki onlar her yıl bir kere veya iki kere ayartılmakta olduklarını görmezler mi? Sonra onlar itaate dönmezler ve onlar hatırla(yıp ders al)mazlar.
127- Ve her ne zaman bir sure indirildiğinde, onların bir kısmı bir kısma bakar: "Sizi hiçbiri görüyor mu?" (diyerek) çevrilirler. Allah onların kalplerini kavramaz bir topluluk olmaları nedeniyle çevirmiştir.
128- Ant olsun ki size kendi benliklerinizden (sizin gibi beşer) bir elçi gelmiştir ki sizin şiddetli sıkıntıya düşmeniz kendisine ağır gelir, size karşı düşkün, o inananlara karşı ise çok acıyıcıdır, şefkati süreklidir.
129- Yok eğer onlar (başka tarafa) yakınlaşırlarsa artık sen onlara de ki: "Allah bana yeter. O'ndan başka hiçbir tanrı yoktur. Ben, O'na güvenip dayandım ve O, o çok büyük taht'ın Efendisidir."