12 Ağustos 2024 Pazartesi

Hicr s. 9. Ayeti: Kur'an'ın Korunmuşluğu Üzerine

Kur'an üzerine yapılan konuşmalarda açılan konulardan bir tanesi de, onun kıyamete kadar Allah tarafından korunacağı üzerinedir. Bu konuşmanın delil getirildiği ayet ise Hicr s. 9. ayetidir. Biz bu yazımızda konu ile ilgili olarak delil getirilen bu ayetin böyle bir anlama gelip gelemeyeceği üzerinde durmaya çalışacağız.

Kur'an üzerinde yapılan konuşmalarda genel olarak yapılan hatalardan bir tanesi de, bütüncül okuma değil parçacı okuma yapılmasıdır. Bu okumanın altında yatan en önemli etken ise, kişinin ön kabulünü Kur'an'a onaylatma çabasıdır. Yani birçok kişinin "Kur'an acaba bu konuda ne demiş olabilir?" sorusunun cevabını aramak yerine, "Ben ön kabulümü Kur'an'a nasıl onaylatabilirim?" sorusunun cevabına yönelik okuma yapmasıdır

Kanaatimizce, Hicr s. 9. ayeti ile ilgili varılan sonuç ta böyle bir parçacı okumanın sonucu olup, eğer bütüncül bir okuma yapılacak olduğunda, daha farklı bir anlam ortaya çıkacaktır. İlgili ayeti daha doğru anlamanın yolu öncelikle surenin 6. ayetinden itibaren okumaya başlamak olduğunu düşünmekteyiz.

Hicr s. 6- 7- Ve (inkâr edenler): "Ey  üzerine Hatırlatma (Ezzikr) indirilmiş olan, şüphesiz ki sen kesinlikle cinlenmişsin. Eğer doğrulardan isen bize melekleri getirmeli değil miydin?" dediler.

Hicr s. 8- Biz melekleri bir gerçek olmadıkça indirmeyiz. İndirdiğimiz takdirde de süre verilmişlerden de olmazlar.

Hicr s. 6. ve 7. ayetlerinde Mekke müşriklerinin Muhammed (a.s.) ın elçiliğini ret etmek için ortaya sürdükleri iddialardan bir tanesi onun "Mecnun" Yani "Cinlenmiş" olduğu iddiasıdır. Bu kelime, birçok mealde hatalı olarak "Deli" olarak çevrilmekte ve Kur'an'ın bu konuda vermek istediği mesajın doğru anlaşılmamasına sebebiyet vermektedir. Çünkü "Mecnun" olmak nüzul ortamında cinlerle alâka kuranlar için söylenen bir sözdür. Bu iddianın temelinde cinlerden haber alan, söylediği sözün o kişiye cinler tarafından ilham edilmiş olduğu yönünde bir inanç mevcuttur. 

Bu iddia Mekke müşriklerinin Muhammed (a.s.) ı çağrısını insanlar gözünde küçük düşürmek için ortaya atılan iddialardan bir tanesidir. Yani ona indirilen vahyin Allah (c.c.) tarafından değil, cinler tarafından ilham edildiğidir. Cinlerin kendisine musallat olduğu bir kişinin de söyledikleri ciddiye alınacak sözler değildir. İşte surenin 6. ve 7. ayetleri bu iddiayı dile getirmektedir.

Hicr. s. 6. ve 7. ayetleri böyle okuduktan sonra 9. ayeti okuyabiliriz.

Hicr s. 9- Şüphesiz ki Hatırlatmayı (Ezzikr) biz indirdik ve şüphesiz ki biz onu (Hatırlatmayı) kesinlikle (cin müdahalesinden de) koruyucularız.

Ayette bir koruma konusunun olduğu göz ardı edilemez. Fakat bu korumanın kime ve nasıl bir koruma olduğu konusu öncelerden beri tartışma konusudur. Eski tefsirlere bakıldığında, ayetin Arapça metninde geçen "Lehu"  edatının kimin için kullanılmış olabileceği yönünde farklı görüşler bulunmaktadır. Bazı tefsirciler bu edatın Muhammed (a.s.) için kullanılmış olabileceği yönünde görüşler serd ederek, ayetin Muhammed (a.s.) ın korunacağı yönünde bir beyanı olduğunu iddia etmişler, bu iddialarına da başka ayetlerden ve gramer kurallarından delil getirmişlerdir.

Biz bu görüşün asla kabul edilemez olduğunu düşünmemekle birlikle, olayı Kur'an bütünlüğünde ve nuzül dönemi arka plânı dahilinde düşündüğümüzde bu görüşün isabetli olamayacağı kanaatinde olduğumuzu söyleyebiliriz. Çünkü;

Nuzül dönemi arka plânına baktığımızda, kendilerine "Mecnun, Kâhin, Arraf" gibi isim verilen bazı kimselerin insanüstü güçlerden yani "CİN" adı verilmiş olan varlıklardan gökyüzünden haberler aldıklarına dair yaygın bir inanç mevcuttur. Mekkeli müşriklerde böyle bir inanca istinaden Muhammed (a.s.) ın aldığı vahyin böyle bir durumun neticesi olduğu kanaatine sahip olmuşlar ve onu "Mecnun" olarak nitelemişlerdir.

Hicr s. 9. ayetini anlamak, böyle bir iddiayı merkeze aldımızda kolaylaşacaktır. Ayrıca aynı surenin 16.17.18 ayetleri, Saffat s. 6.7. 8. 9. ve 10. ayetleri, Cin s. 8. ve 9. ayetleri, Muhammed (a.s.)a inen vahyin herhangi bir şeytan veya cin bulaşması olmadan ona Allah- Melek elçi- Beşer elçi yoluyla indirildiğini beyan etmektedir. Yani Mekke müşriklerinin vahye ve elçiye karşı olan bu iddialarını yalanlamaktadır.

İşte Hicr s. 9. ayeti böyle korunmuşluktan bahsetmektedir. Muhammed (a.s.) indirilmekte olan ve ayette "Ezzikr" olarak ifade edilen kitap, hiçbir şekilde dış etken olmadan Allah (c.c) den melek elçiye ondan da beşer elçiye ulaşmaktadır. Yani Kur'an vahyediliş sürecinde korunan bir kitaptır ve ona asla herhangi bir dış etken müdahalesi olmamıştır. 

Hicr s. 9. ayeti ile ilgili durum böyle iken, " Şimdi siz Kur'an korunmamıştır mı demek istiyorsunuz?" şeklinde bir sorunun sorulması gayet yerinde bir sorudur. 

El cevap: Hayır, "Kur'an korunmamıştır" şeklinde bir iddiamız asla ve kat'a yoktur. Bizim iddiamız, Hicr s. 9. ayetinin mushafın kıyamete kadar Allah tarafından korunacağının bu ayet ile garanti altına alınmış olduğu düşüncesinin doğru olmadığıdır.

         --------- Peki, Kur'an korunmuş mudur yoksa korunmamış mıdır? --------

Bir kitabın korunmuş veya korunmamış olduğunun bilinmesi, o kitabın asıl nüshası ile karşılaştırılması suretiyle olması gerektiği, bu soruya verilebilecek cevaplardan bir tanesidir.

Biz Tevrat ve İncil'in bugün Yahudi ve Hristiyanlarca kabul edilen kısmının, tamamının Allah (c.c.) tarafından indirilen Tevrat ve İncil olmadığını iddia ederken, Kur'an'ı baz almaktayız. Biz Kur'an'ın Allah (c.c) tarafından indirilen bir kitap olduğuna inanmış olmamızdan dolayı, Kur'an'da Tevrat ve İncil'in tahrif edildiği yönündeki ayetler bizim için delil mesabesindedir.

Eğer Kur'an tahrif edilmiş ise, böyle bir şey mümkün olmamakla beraber, bugün yeni bir kitabın inerek bu kitap üzerinde bazı tahrifatların yapıldığını beyan eden ayetlerin olması gerekir ki, biz Kur'an'ın Muhammed (a.s.) sonrasında tahrif edilmiş olduğuna inanalım.

Bugün Kur'an merkezli düşünce sahibi olduğunu iddia eden bazı kimselerin, Kur'an'ın orjinal metni sanki kendi ellerindeymiş gibiymişcesine, bazı kelimeler üzerinde şahsi tasarruflar yaparak Kur'an'ın tahrif olduğunu ve bu tahrifatın kendileri tarafından düzeltiliyor olduğu iddiası, yeni bir Kur'an yazma çalışmasından başka birşey değildir. Bu kişilerin en garip iddialarından bir tanesi, Kur'an'ın yazılı olarak indirildiği iddiasıdır. 

Onlara göre Kur'an yazılı ve harekesiz olarak inmiş, sonradan harekelendiği için bazı kelimeler üzerinde tahrifat yapılmış, ve ellerinde orjinal metin olan! bu kimseler bu tahrifatları düzeltmektedirler.

Yazımızın konusu Kur'an'ın tahrif edilip edilmediği konusu olmadığı için fazla uzatmamak adına kısaca bu kadarını söylemek istiyoruz.

Hasılı kelâm; Hicr s. 9. ayeti mushafın kıyamete kadar korunacağının garanti alnda olduğunu beyan eden bir ayet değil, onun iniş sürecinde dış etkenlerden korunmuş olduğunu beyan eden bir ayettir. Bununla birlikte Kur'an'ın tahrif edilmiş olduğu yönünde bir düşüncemiz de asla yoktur.

                                   EN DOĞRUSUNU ALLAH(C.C.) BİLİR.


11 Ağustos 2024 Pazar

İBRAHİM SURESİ ÇEVİRİSİ

1- Elif, Lâm, Ra. (Bu harflerden oluşan) bir kitaptır ki, senin o insanları kendilerinin Efendisinin onayıyla o karanlıklardan o ışığa, o mutlak üstünün, o övgüye lâyığın yoluna iletmen için, biz onu sana indirdik.

2- Allah O ki, o göklerde ne varsa ve o yerde ne varsa O'nundur. Ve bir çetin azaptan dolayı o gerçeği örtücülerin vay haline.

3- Onlar öyle kimselerdir ki, o yakın yaşamı o sonraki (yaşam) üzerine tercih ediyorlar ve Allah'ın yolundan uzaklaştırıyorlar ve onda bir eğrilik peşine düşüyorlar İşte onlar, bir uzak sapkınlık içindedirler.

4- Ve biz elçiden hiçbirini kendi topluluğunun dilinden başkası ile göndermedik ki onlara (kendilerine indirileni) açıklasın. Böylece Allah kimi dilerse saptırır ve kimi dilerse doğruya iletir. Ve O, mutlak üstündür, mutlak bilgedir.

5- Ve ant olsun ki biz Musa'yı: "Sen kendi topluluğunu o karanlıklardan o ışığa çıkar ve onlara Allah'ın günlerini hatırlat" diye, kendi delillerimizle gönderdik. Şüphesiz ki her bir çokça direnç gösteren, şükreden için deliller kesinlikle bundadır

6- 7- Ve bir zaman Musa kendi topluluğuna: "Siz, Allah'ın sizin üzerinizdeki gönencini hatırlayın. Hani O sizi Firavun'un hanedanından kurtarmıştı, onlar sizi o azabın kötüsüne sürüyorlar ve sizin oğullarınızı boğazlıyorlar ve kadınlarınızı yaşatıyorlardı. Ve kendi Efendinizden size çok büyük yoklama, işte bundaydı. Ve hani Efendiniz size 'Ant olsun ki eğer siz şükrederseniz, kesinlikle ve kesinlikle size artırırım ve ant olsun ki eğer siz gerçeği örterseniz, şüphesiz ki benim azabım kesinlikle çok çetindir' diye duyurmuştu" demişti.

8- Ve Musa (devam ederek): "Eğer siz ve o yerde kim varsa toplu olarak gerçeği örtseniz de, artık şüphesiz ki Allah kesinlikle ihtiyaçsızdır övgüye lâyıktır" demişti.

9- Sizden önceki kimseler olan Nuh'un ve Ad ve Semud topluluğunun ve onlardan sonraki kimselerin, ki onları Allah'tan başkası bilmez,  haberi size gelmedi mi? Onların elçileri o apaçık belgeleri onlara getirmişti de, onlar kendi ellerini onların ağızlarına geri döndürmüşler ve: "Şüphesiz ki biz, sizin onunla gönderildiğiniz şeyi örttük ve şüphesiz ki biz, sizin bizi kendisine çağırmakta olduğunuz şeyden de kesinlikle bir kuşku verici kararsızlık içindeyiz" demişlerdi.

10- Onların elçileri: "O göklerin ve o yerin yarıp ortaya çıkarıcısı Allah hakkında bir kararsızlık mı var? O sizi, peşinize takılı suçlarınızdan bir kısmını size bağışlaması ve bir isimlenmiş süreye kadar sizi sonralaması için çağırıyor" demişti de, onlar: "Siz bizim örneğimiz bir beşerden başkası değilsiniz. Siz bizi kendi atalarımızın kulluk etmekte olduğu şeylerden uzaklaştırmak istiyorsunuz. Öyleyse bize bir apaçık yetki getirin" demişlerdi.

11- 12- Onların elçileri: "(Evet) biz sizin örneğiniz bir beşerden başkası değiliz, fakat hakikat şu ki Allah kendisinin kullarından dileyeceği kimsenin üzerine büyük iyilikte bulunur. Ve bizim için Allah'ın onayı olmadıkça size bir yetki getirmemiz olası değildir. Ve artık o inananlar Allah'a güvenip dayansın. Ve bize ne oluyor ki, Allah'a güvenip dayanmayalım? Oysa ki O bizi yollarımıza kesinlikle iletmiştir. Ve sizin bize verdiğiniz rahatsızlığa karşı biz, kesinlikle ve kesinlikle direnç göstereceğiz. Ve artık o üstlenici edinenler Allah'a güvenip dayansın" demişti

13- 14- Ve gerçeği örtmüş olan kimseler kendi elçilerine: "Biz, sizi kendi yerimizden kesinlikle ve kesinlikle çıkaracağız ya da siz kesinlikle ve kesinlikle bizim inanç çizgimize tekrar geri döneceksiz" demişti. Bunun üzerine kendilerinin Efendisi onlara: "Biz, o haksızlık yapanları kesinlikle ve kesinlikle yok edeceğiz. Ve onlardan sonra sizi kesinlikle ve kesinlikle o yerde dinginleştireceğiz. Bu, benim mevkimden kaygılanmış olan ve tehdidimden kaygılanmış olan kimse içindir" diye vahyetmişti.

15- Ve onlar (elçiler) fetih istemişler Ve her bir zorba inatçı perişan olmuştu.

16- Onun (o perişanlığın) ardından da cehennem vardır. Ve o, (cehennemde) bir irinli sudan suvarılacak.

17- O, onu yutmaya çalışacak, fakat neredeyse onu boğazından geçiremeyecektir. Ve o ölüm ona her bir taraftan gelecek, oysa o asla ölecek de değildir. Ve onun ardından da bir kaskatı azap daha vardır. 

18- Kendilerinin Efendisi(nden gelen) gerçeği örtmüş olan kimselerin işlediklerinin örneği, bir kül gibidir ki  fırtınalı bir günde o rüzgâr onu çetince savurmuştur. Onlar kazandıkları şeylerden hiçbir şeye güç yetiremeyeceklerdir. Bu, o uzak sapkınlığın ta kendisidir.

19- 20- Sen görmedin mi şüphesiz ki Allah o gökleri ve o yeri o gerçekle yaratmıştır? Eğer O dilerse sizi giderir ve yeni bir yaratış getirir. Ve bu da Allah'ın üzerine bir güçlük değildir.

21- Ve onlar toplu olarak (hesap için) Allah'a belirmişlerdir, akabinde o zayıflar büyüklük taslamış olan kimselere: "Şüphesiz ki biz sizi izleyen idik, şimdi siz bizi Allah'ın azabından az bir şey de olsa ihtiyaçsız kılanlar mısınız?" demiştir. Onlar da: "Eğer Allah bizi doğruya iletmiş olsaydı, biz de sizi doğruya iletirdik. Artık biz sızlansak da direnç göstersek de bizim için denktir. Bizim için hiçbir kaçış yeri yok" demişlerdir.

22- Ve o buyruk yerine getirildiğinde o şeytan: "Şüphesiz ki Allah, size o sözün gerçek olanını söz verdi. Ve ben de size söz verdim, fakat ben size (verdiğim söze) aykırı davrandım. Sizin üzerinizde benim sizi çağırmam dışında hiçbir yetki benim için olmadı, siz de beni (olumlu) cevaplandırdınız. Şimdi siz beni sakın kınamayın ve siz kendi benliklerinizi kınayın. Ben sizin feryadınıza cevap verici asla değilim ve siz de benim feryadıma cevap vericiler asla değilsiniz. Şüphesiz ki ben, sizin beni ortak koşmanızı önceden (redderek) örtmüştüm. Şüphesiz ki o haksızlık yapanlar var ya, çok acı verici azap onlar içindir" demiştir.

23- Ve inanmış ve o düzgün işleri işlemiş olan kimseler, kendilerinin Efendisinin onayıyla bahçelere girdirilmiştir ki onların altından o nehirler akar, onların içinde sürekli kalıcılardır. Kendilerinin onlardaki esenlemeleri de "Selâm" dır. 

24- 25- Sen görmedin mi Allah nasıl bir örnek ortaya koydu? Bir Temiz kelime, bir temiz ağaç gibidir ki onun kökü sabit ve onun dalı o göktedir. Kendisinin Efendisinin onayıyla kendi yemişini her vakit verir. Ve Allah o insanlara o örnekleri böyle ortaya koyuyor ki onlar hatırlayalar.

26- Ve bir murdar kelimenin örneği ise, bir murdar ağaç gibidir ki gövdesi o yerin üstünden koparılmıştır onun hiçbir sabitliği yoktur. 

27-Allah inanmış olan kimseleri o yakın yaşamda ve o sonraki (yaşamda) o sabit sözle sabitleştirecektir. Ve Allah o haksızlık yapanları saptırır ve Allah ne dilerse yapar.

28- 29- Sen görmedin mi o kimseleri ki, Allah gönendirmesini gerçeği örtmeyle değiştirdiler ve o yıkımın yurdunu kendilerinin topluluğuna serbest hale getirdiler? Cehennem. Onlar ona yaslanacaklardır. Ve o ne kötü sabitliktir.

30- Ve onlar Allah'a, O'nun yolundan saptırmak için benzerler yaptılar. Sen de ki: "Siz yararlanın, ama şüphesiz ki sizin varış yeriniz o ateşedir."

31- Sen, inanmış kimseler olan kullarıma de ki; Kendileri, bir günün gelmesi öncesinden o kulluk görevini ayakta tutsunlar ve bizim kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden, gizli olarak veya aleni olarak harcasınlar ki onda hiçbir alışveriş ve hiçbir dostluk olmayacaktır.

32- 33- Allah O ki, o gökleri ve o yeri yarattı ve o gökten bir su indirdi de onunla size bir rızık olarak o ürünlerden çıkardı. Ve O, kendisinin buyruğu ile o su kütlesinde akması için o gemileri size boyun eğdirdi. Ve O, o nehirleri de size boyun eğdirdi. Ve O, o güneşi ve o ayı aynı gidişatta (dönmek) üzere size boyun eğdirdi. Ve O, o geceyi ve o gündüzü de size boyun eğdirdi.

34- Ve O size kendisinden talep ettiğiniz şeylerin hepsinden verdi. Ve eğer siz Allah'ın gönendirmesini adetlemeye kalksanız, onu sayılandıramazsınız. Şüphesiz ki o insan, kesinlikle çok haksızlık yapandır, çok nankördür.

35- 36- 37- 38- 39- 40- 41- Bir zaman İbrahim: "Ey Efendim, sen bu yerleşim merkezini güvenli hale getir ve beni ve oğullarımı bizim o putlara kulluk etmemizden uzak tut. Ey Efendim, şüphesiz ki onlar o insanlardan birçoğunu saptırdılar. Bundan böyle kim beni izlerse, artık şüphesiz ki o bendendir. Ve kim bana baş kaldırırsa, artık şüphesiz ki sen çok bağışlayıcısın, şefkati süreklisin. Ey Efendimiz, şüphesiz ki ben soyumdan bir kısmını ekinsiz bir vadide, senin o yasaklanmış evinin yanında dinginleştirdim. Ey Efendimiz, o kulluk görevini ayakta tutmaları için. Artık sen o bir kısım insanlardan onlara meyledecek gönüller oluştur ve onları o ürünlerden rızık ver ki onlar şükredeler. Ey Efendimiz, şüphesiz ki sen bizim saklı tutmakta olduğumuz şeyleri ve ilan etmekte olduğumuz şeyleri bilirsin. Ve o yerde ve o gökte hiçbir şey Allah'a karşı saklı kalmaz. O övgü Allah'adır O ki, (yaşça) bu büyüklüğüme rağmen bana İsmail'i ve İshak'ı bahşetti. Şüphesiz ki benim Efendim o çağrıyı kesinlikle işiticidir. Ey Efendim, sen beni o kulluk görevini ayakta tutan biri yap ve soyumdan da. Ey Efendimiz, ve sen çağrımı kabul et. Ey Efendimiz, sen o hesabın ayağa kalkacağı gün beni ve anne babamı ve o inananları bağışla" demişti.

42- Ve sen Allah'ı o haksızlık yapanların işlemekte olduğu şeylerden sakın sakın duyarsız olarak hesap etme. O, onları ancak ve ancak bir güne sonralamaktadır ki onda o gözler donup kalacaktır.

43- (O günde) onlar, boyunlarını uzatarak koşacaklar, bakışları kendilerine geri döndürülmez (gözlerini açıp kapayamazlar). Ve onların gönülleri ise kayıp gitmiştir.

44- 45- Ve sen o insanları kendilerine o azabın geleceği günle uyar. Öyle ki haksızlık yapmış olan kimseler: "Ey Efendimiz, sen bizi bir yakın süreye kadar sonrala da biz senin çağrını (olumlu) cevaplandıralım ve o elçileri izleyelim" diyecekler. (Onlara karşılık olarak): "Siz, önceden bir düşüşün kendiniz için olmayacağına dair kasem etmiş değil miydiniz? Ve sizler kendi benliklerine haksızlık yapmış olanların dinginlik yerlerinde dinginleşmiştiniz ve onlara (sizden önce) nasıl yaptığımız size apaçık belli olmuş ve biz size o örnekleri de ortaya koymuştuk" (denilecektir).

46- Ve onlar gerçekten tuzaklarını kurmuşlardı, oysa onların kurdukları tuzaklar(ın bilgisi ve karşılığı) Allah'ın yanındaydı. Eğer ki onların kurdukları tuzakları ondan dolayı o dağları (yerinden) oynatacak olsa da.

47- O halde sen Allah'ı, kendisinin elçilerine olan (yardım) sözüne aykırı davranıcı sakın sakın hesap etme. Şüphesiz ki Allah mutlak üstündür, öç sahibidir.

48- O gün o yer, o yerin başkasıyla değiştirilecek ve gökler de (değiştirilir) ve onlar o tek, o ezici güç sahibi Allah'a (hesap için) belirmişlerdir.

49- 50- Ve sen o suç işleyenleri o gün o zincirlerle birbirlerine yaklaştırılmış olarak göreceksin. onların giysileri eritilmiş bakırdandır ve yüzlerini de o ateş kaplayacak.

51- Sonunda Allah (haksızlık yapan) her benliğe kazandığı şeyin karşılığını verecek. Şüphesiz ki Allah, o hesabın çok hızlı görenidir.

52- Bu, o insanlara bir ulaştırmadır ki onlar onunla uyarılsınlar ve O'nun ancak ve ancak bir tek tanrı olduğunu bilsinler ve o saf aklın sahipleri de iyice hatırlasınlar.


5 Ağustos 2024 Pazartesi

RA'D SURESİ ÇEVİRİSİ

1- Elif, Lâm, Mim, Ra. Bu (harflerden oluşan kelimeler), o kitabın delilleridir. Ve sana Efendinden indirilmiş olan şey o gerçektir, fakat hakikat şu ki o insanların tamamı inanmazlar.

2- Allah O ki, o gökleri bir direk olmaksızın yükseltti, siz onları(n böyle olduğunu) görüyorsunuz, sonra o tahtın üzerine kuruldu ve o güneşi ve  o ayı boyun eğdirdi. Her biri bir isimlenmiş süreye akmaktadır. O (bunlar ile ilgili), o buyruğu ardı ardına düzenlemektedir, size o (gözle görülen) delilleri ayrıntılı olarak açıklıyor ki siz, kendi Efendinizin karşılamasına kesinkes inanasınız.

3- Ve O ki, o yeri uzattı ve onda sabitlikler ve nehirler meydana getirdi. Ve O onda o bütün ürünlerden iki eş yaptı, o geceyi o gündüze kaplatmaktadır. Şüphesiz ki iyice düşünecek bir topluluk için (gözle görülen) deliller kesinlikle bundadır.

4- Ve birbirine komşu (toprak) kesitleri ve üzümlerden bahçeler ve ekinlik ve çatallı ve çatalsız hurmalıklar o yerdedir ki, (hepsi) bir tek suyla suvarılır. Biz onların bazısını bazısından o yemişinde (lezzetçe) üstünleştirdik. Şüphesiz ki bağlantı kuracak bir topluluk için (gözle görülen) deliller kesinlikle bundadır.

5- Ve eğer sen şaşacaksan asıl şaşılacak olan, onların: "Biz bir toprak olduğumuz zaman mı, gerçekten biz mi bir yeni yaratılış içinde olacağız?" demeleridir. İşte onlar o kimselerdir ki kendilerinin Efendisini(nden gelen) gerçeği örtmüşlerdir. Ve işte onlar, o (demirden) bağlar kendilerinin boyunlarında olanlardır. Ve işte onlar, o ateşin arkadaşlarıdır. Onlar onun içinde sürekli kalıcılardır.

6- Ve onlar senden o iyilikten önce o kötülüğü acilen istiyorlar, oysa onlardan önce o örnekler gelip geçmiştir. Ve şüphesiz ki senin Efendin o insanlara karşı, onların haksızlıklarına rağmen bir bağışlama sahibidir. Ve şüphesiz ki senin Efendinin o sonuçlandırması da kesinlikle çok çetindir.

7- Ve gerçeği örtmüş olan kimseler: "Onun üzerine kendisinin Efendisinden (gözle görülen) bir delil indirilmeli değil miydi?" diyor. Sen ancak ve ancak bir uyarıcısın ve her bir topluluk için doğruya iletici vardır.

8- Allah, her bir dişi neyi taşıyor ve o rahimler neyi eksiltiyor ve neyi artırıyor, bilmektedir. Ve her bir şey O'nun yanında tam tamına ölçülenmiştir.

9- (O), o algılanamayananın ve o tanık olunanın bilicisidir, O çok büyüktür, çok yücedir.

10- Sizden o söyleneni saklı tutmuş olan kimse de ve onu açığa vurmuş olan kimse de ve kendisi o geceyeleyin gizlenen ve o gündüzleyin akıp giden kimse de, (Allah için) denktir.

11- Kendisinin önünden ve ardından Allah'ın buyruğundan dolayı onu(n yaptıklarını yazıp) korumakta olan takipçileri onun (o kimse) içindir. Şüphesiz ki Allah bir topluluğa olan şeyi, onlar kendi benliklerindekini (olumlu veya olumsuz yönde) değiştirene kadar, O da (olumsuz veya olumlu yönde) değiştirmez. Ve Allah bir topluluğa kötülük istediği zaman, artık onun geri döndürmesi asla olmaz. Ve O'nun berisinden hiçbir yakın da onlar için yoktur.

12- O ki, size kaygıyla ve bir umutla o şimşeği gösteriyor ve o ağır bulutları geliştiriyor.

13- O gök gürlemesi, O'nu övgüsü ile tesbih eder ve o meleklerde O'nun kaygısından dolayı (aynısını yaparlar). Ve O, o yıldırımları gönderir de, onlar Allah hakkında söz dalaşı yaparlerken onları kime dilerse değdirir. Oysa ki O darbesi çetin olandır.

14- Çağrının o gerçek olanı O'nadır. Ve o kimselerin O'nun berisinden çağırmakta oldukları şeyler ise, onlara hiçbir şekilde cevap veremezler. (Onların durumu) ancak, ağzına o suyun ulaşması için iki avucunu genişleten gibidir, oysa o (su) ona ulaşıcı değildir. Ve o gerçeği örtücülerin çağrısı, bir sapkınlık içinde olmaktan başkası değildir.

15- Ve o göklerde ve o yerde kim varsa ve onların gölgeleri de isteyerek ve istemeyerek de olsa, o sabah ve o akşam Allah'a boyun eğer.

16- Sen de ki: "O göklerin ve o yerin Efendisi kimdir?" Sen de ki: "Allah'tır." Sen de ki: "Siz, O'nun berisinden kendi benlikleri için bir faydaya ve bir zarara hükümran olamayacak yakınlar mı edindiniz?" Sen de ki: "O kör ve o gören denk midir? Yahut o karanlıklar ve o ışık denk midir?" Yoksa onlar Allah'a ortaklar kıldılar da (o ortaklar) O'nun yaratması gibi yarattılar, o yaratma da kendilerine benzer mi geldi? Sen de ki: "Allah, her bir şeyin yaratıcısıdır ve O, tektir, ezici güç sahibidir."

17- O, o gökten bir su indirdi de dereler kendi ölçüsünce sel oldu, böylece o sel üste çıkan bir köpük yüklendi. Ve onların bir takı veya bir yararlılık peşine düşmek için o ateşte üzerini yakıp tutuşturmakta oldukları şeylerden de onun örneği bir köpük vardır. Allah, o gerçeği o geçersizin üzerine işte böyle koyar. Şimdi köpüğe gelince o, curuf olarak gider. Ve o insanlara faydalı olan şeye gelince o, o yerde durup kalır. Allah o örnekleri işte böyle ortaya koyar.

18- Daha iyisi, kendilerinin Efendisini (olumlu) cevaplandırmış olan kimseler içindir. Ve o kimseler ki O'nu (olumlu) cevaplandırmamışlardır, eğer o yerde ne varsa toplu olarak ve onun beraberinde bir örneği de kendilerinin olsa, onlar kesinlikle onu kurtulmalık olarak verirlerdi. İşte onlar, o hesabın sıkıntılısı kendileri için olanlardır. Ve onların sığınacak yeri cehennemdir. Ve o ne kötüdür o döşek.

19- Öyleyse o kimse ki senin Efendinden sana indirilmiş olan şeyin gerçek olduğunu biliyor, kendisi kör olan kimse gibi midir? Ancak ve ancak o saf aklın sahipleri hatırlar.

20- Onlar öyle kimselerdir ki, Allah'a verdikleri bağlılık sözünü tastamam yerine getirirler ve o yeminle bağlanmış sözü bozmazlar.
 
21- Ve onlar öyle kimselerdir ki, Allah'ın onunla iliştirilmesini buyurduğu şeyi iliştirirler ve kendilerinin Efendisinden çekinirler ve o hesabın kötüsüne karşı da kaygılanırlar.

22- Ve onlar öyle kimselerdir ki, kendilerinin Efendisinin yüzünün (hoşnutluğunun) peşine düşerek direnç göstermişler ve o kulluk görevini ayakta tutmuşlar ve bizim kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden gizli olarak veya aleni olarak harcamışlardır ve onlar o kötülüğü de o iyilikle defederler. İşte onlar, o yurdun (güzel) sonu kendileri için olanlardır.

23- 24- (O yurt) Adn bahçeleridir ki onlara gireceklerdir, onların babalarından ve eşlerinden ve soylarından düzgün olmuş kimseler de (gireceklerdir) ve o melekler de her kapıdan: "Direnç göstermeniz nedeniyle selam sizin üzerinizedir. Artık o yurdun sonu ne güzeldir" (diyerek) onların üzerine gireceklerdir.

25- Ve o kimseler ki, Allah'a verdikleri bağlılık sözünü onun yeminle bağlanması sonrasından bozarlar ve Allah'ın onunla iliştirilmesini buyurduğu şeyi keserler ve o yerde bozuculuk yaparlar. İşte onlar, o dışlama kendileri için olanlardır ve o yurdun kötüsü de kendileri içindir.

26- Allah o rızkı kime dilerse geniş tutar ve ölçü koyar. Ve onlar (Mekke'liler) o yakın yaşam ile sevindiler. Oysa o yakın yaşam o sonrakinin yanında bir yarardan başka bir şey değildir.

27- Ve gerçeği örtmüş olan kimseler: "Onun üzerine kendisinin Efendisinden (gözle görülen) bir delil indirilmeli değil miydi?" diyor. Sen de ki: "Şüphesiz ki Allah kimi dilerse saptırır ve O'na içtenlikle yönelen kimseyi de doğruya iletir."

28- Onlar öyle kimselerdir ki, inanmışlardır ve kalpleri Allah'ın hatırlamasıyla yatışmaktadır. Dikkat edin, o kalpler Allah'ın hatırlaması ile yatışır.

29- Onlar öyle kimselerdir ki, inanmışlar ve o düzgün işleri işlemişlerdir, hoşluk ve dönülecek yerin iyisi kendileri içindir.

30- İşte böyle biz seni bir toplumun içinde gönderdik ki sana vahyettiğimiz şeyi onlara peşi sıra okuyasın, onun öncesinden toplumlar gelip geçmişti. Oysa onlar o şefkati kapsamlı (nın ayetlerini) örtüyorlar. Sen de ki. "O, benim Efendimdir. O'ndan başka hiçbir tanrı yoktur. Ben O'na güvenip dayandım ve itaate dönüşüm yalnızca O'nadır."

31- Ve eğer bir okunan (Kur'an) ki, onunla o dağlar yürütülse veya onunla o yer paramparça edilse veya onunla o ölüler iletişim kurdurulsa, (onlar yine de inanmazlardı). Aksine, o buyruk toplu olarak Allah'a aittir. Şimdi inanmış olan kimseler (onların inanacaklarından) ümit kesmedi mi? Eğer Allah dilerse, o insanları kesinlikle toplu olarak doğruya iletir. Ve gerçeği örtmüş olan kimselere, emek verdikleri şeyler nedeniyle Allah'ın sözü gelinceye kadar, başlarına bir vurucu felâket değdirilmeye veya (o felaket) kendilerinin yurdunun yakınına serbest olmaktan geri kalmayacaktır. Şüphesiz ki Allah, verdiği o söze aykırı davranmaz.

32- Ve ant olsun ki senden önceki elçilerle de alay edilmişti de ben de o gerçeği örtmüş olan kimselere mühlet vermiş sonra onları tutuvermiştim. Artık benim sonlandırmam nasıl olmuş?

33- Öyleyse o kimse ki kendisi her bir benliğin kazandığı şeyin üzerinde ayakta gözetim halindedir, (böyle olmayan gibi midir?) Ve onlar Allah'a ortaklar oluşturdular. Sen de ki: "Siz, onları adlandırın. Yoksa siz O'na o yerde bilemeyeceği bir şeyi mi haberlendiriyorsunuz? Yoksa o söylenenden bir içeriği olmayan boş şeyi mi (söylüyorsunuz?)" Aksine, gerçeği örtmüş olan kimselere kurdukları tuzaklar süslendi ve o yoldan uzaklaştırıldılar. Ve kimi ki Allah onu saptırırsa, artık onun için hiçbir doğruya iletici yoktur.

34- O yakın yaşamda bir azap onlar içindir. Ve o sonrakinin azabı ise daha meşakkatlidir. Ve Allah'tan hiçbir koruyucu da onlar için olmayacaktır.

35- O bahçenin örneği ki o korunanlara söz verilmiştir. Onun altından o nehirler akar. Onun yemişi ve gölgesi süreklidir. Bu, korunmuş olan kimselerin sonudur. Ve o gerçeği örtücülerin sonu ise o ateştir.

36- Ve bizim (daha önce) kendilerine o kitabı verdiğimiz kimseler sana indirilmiş olan nedeniyle sevinirler. Ve o gruplardan kimi de onun bir kısmını yadırgar. Sen de ki: "Ben ancak ve ancak Allah'a kulluk etmemle ve O'na ortak koşmamamla buyuruldum. Ben yalnızca O'na çağırıyorum ve benim dönüşüm de yalnızca O'nadır."

37- Ve biz onu bir Arabi karar olarakişte böyle indirdik. Ve ant olsun ki eğer sen sana gelmiş olan bu bilgiden sonra onların keyfi eğilimlerini izlersen, Allah'tan hiçbir yakın ve hiçbir koruyucu senin için olmayacaktır.

38- Ve ant olsun ki biz senden önce de elçiler gönderdik ve onlar için de eşler ve soylar oluşturduk. Bir elçi için Allah'ın onayı olmadıkça (gözle görülen) bir delil getirmesi olası değildir. Her bir süre için bir yazgı vardır.

39- Allah, neyi dilerse ortadan kaldırır ve (neyi dilerse) sabitleştirir. Ve o kitabın anası O'nun yanındadır.

40- Ve eğer biz sana, bizim onlara söz vermekte olduğumuz şeyin bir kısmını göstersek de veya senin ömrünü tamamlasak da, her durumda senin üzerindeki ancak ve ancak o ulaştırma senin üzerindedir ve o hesabı görmek de bizim üzerimizdedir.

41- Ve onlar görmediler mi gerçekten biz o yere geliyoruz da onun uçlarından (günbegün) eksiltiyoruz? Ve Allah karar verir, O'nun kararı için hiçbir takipçi yoktur. Ve O, o hesabın çok hızlı görenidir.

42- Onlardan önceki kimseler de kesinlikle tuzak kurmuştu. Ve oysa kurdukları o tuzaklar (ın bilgisi) toplu olarak Allah'ındır. O, her benliğin kazanmakta olduğu şeyi bilir. Ve azılı gerçeği örtücüler o yurdun (kötü) sonu kimin içindir yakında bilecek.

43- Ve gerçeği örtmüş olan kimseler: "Sen gönderilmiş biri değilsin" diyor. Sen de ki: "Allah, benimle sizin aranızda tanık olarak yeter ve o kimse ki o kitabın (Levhi Mahfuz'un) bilgisi kendi yanındadır."


30 Temmuz 2024 Salı

YUSUF SURESİ ÇEVİRİSİ

1- Elif, Lâm, Ra. Bu, (harflerden oluşan kelimeler) o apaçık kitabın delilleridir.

2- Şüphesiz ki biz onu bir Arabi okuma (Kur'an) olarak indirdik ki siz bağlantı kurabilesiniz.

3- Biz, bu okunan (Kur'an)ı vahyetmemiz nedeniyle o anlatıların en iyisini sana anlatacağız. Ve şüphesiz ki sen onun öncesinden kesinlikle o duyarsızlardan idin.

4- Bir zaman Yusuf, kendi babasına: "Ey babacığım, şüphesiz ki ben on bir parlayan cismi ve o güneşi ve o ayı (rüyamda) gördüm. Ben onları bana boyun eğiciler olarak gördüm" demişti.

5- 6- O da: "Ey oğulcuğum, sen rüyanı kardeşlerine sakın anlatma, yoksa onlar sana bir plân kurarlar. Şüphesiz ki o şeytan, o insana bir apaçık düşmandır. Ve senin Efendin seni işte böyle derleyip toplayacak ve o sonradan olacak o haberlerin geri dönüşümünden bir kısmını öğretecek ve senin ve Yakub'un hanedanının üzerine olan kendi gönencini, önceden senin iki atan İbrahim'e ve İshak'a onu tamamladığı gibi tamamlayacak. Şüphesiz ki senin Efendin her şeyi bilicidir, mutlak bilgedir" demişti.

7- Ant olsun ki Yusuf'ta ve onun kardeşlerinde, talep ediciler için deliller vardır.

8- Bir zaman onlar: "Gerçekten Yusuf  ve onun kardeşi, bizim babamıza bizden daha sevgilidir. Oysa biz bir çetin topluluğuz. Şüphesiz ki bizim babamız da, kesinlikle bir apaçık sapkınlık içindedir." demişlerdi.

9- (İçlerinden biri): "Siz, Yusuf'u öldürün veya onu bir yere atın ki, sizin babanızın yüzü (ilgisi) size kalsın. Ondan sonra bir düzgün topluluk olursunuz" (demişti).

10- İçlerinden bir sözcü ise: "Siz, Yusuf'u sakın öldürmeyin ve eğer yapanlarsanız, onu o kuyunun algılanamayanında (derinliklerinde) bırakın da, o bazı kervancılar onu bulup alsın" demişti.

11- 12- Onlar: "Ey babamız, sana ne oluyor ki sen Yusuf hakkında bize güvenmezsin? Ve şüphesiz ki biz ona kesinlikle içten öğüt vericileriz. Sen onu sabah bizim beraberimizde gönder ki, o yesin ve oynasın. Ve şüphesiz ki biz onu kesinlikle koruyucularız" demişlerdi.

13- O: "Sizin onu götürmeniz şüphesiz ki beni üzer ve ben, siz ondan duyarsız kalanlar iken onu o kurdun yemesinden kaygılanıyorum" demişti.

14- Onlar: "Ant olsun ki eğer biz bir çetin topluluk olduğumuz halde onu o kurt yerse, o takdirde şüphesiz ki biz kesinlikle ziyan edenleriz" demişlerdi.

15- Ne zaman ki onlar onu götürdüler ve o kuyunun algılanamayananında kılmak (kararın)da toplaştılar ve biz de ona: "Sen bu işlerini onlar farkında değillerken onlara kesinlikle ve kesinlikle haberlendireceksin" diye vahyettik.

16- 17- Ve onlar bir akşam karanlığı babalarına ağlayarak gelmişler: "Ey babamız, biz gitmiş yarışıyorduk ve Yusuf'u da eşyamızın yanında bırakmıştık, bu esnada o kurt onu yemiş. Ve eğer ki biz doğru söyleyenler olsak da, sen bize hiç inanan değilsin" demişlerdi.

18- Ve onlar, üzerinde yalancı kan olan onun gömleğini de getirmişlerdi. O: "Hayır, kendi benlikleriniz sizi bir işe hırslandırmış. Artık (bana düşen) bir güzel direnç göstermektir. Ve Allah, sizin nitelemekte olduğunuz şeylere karşı destek istenilmiş olandır" demişti.

19- Ve bir kervan geldi, onlar su arayıcılarını gönderdiler o da kendi kovasını (kuyudan) çekince: "Ey müjde bu bir oğlan çocuğu" dedi. Onlar onu ticaret malı olarak (satmak için) gizlediler. Ve Allah onların işlemekte olduğu şeyleri en iyi bilicidir.

20- Ve onlar onu düşük bir değere, sayılanmış dirhemlere sattılar. Ve onlar onun hakkında o isteksizlerden olmuşlardı.

21- Ve Mısır'dan onu satın almış olan kimse, kendi karısına: "Sen, onun barınacak yerini değerli yap, bize faydası olması veya bizim kendisini çocuk edinmemiz umulur" dedi. Ve biz Yusuf'a sonradan olacak o  haberlerin geri dönüşümünden bir kısmını kendisine öğretmemiz için o yerde işte böyle olanak sağladık. Ve Allah kendi buyruğunun üzerinde yenicidir. Fakat hakikat şu ki o insanların daha çoğu (bunu) bilmezler.

22- Ve o, kendisinin en çetinliğine ulaştığında biz kendisine bir karar yeteneği ve bir bilgi verdik. Ve o iyilik edenlere bizim karşılığımız işte böyledir.

23- Ve onun (Yusuf'un), evinde olduğu kadın onun benliğinden (cinsel isteğini tatmin etmek) istedi ve o kapıları sıkıca kapattı ve: "Sana (söylüyorum) haydi gel" dedi. O: "Ben Allah'a sığınırım, şüphesiz ki o (kocan) benim efendimdir, beni en iyi bir şekilde barındırmıştır. Gerçek şu ki, o haksızlık yapanlar başarıya eriştirilmez" dedi.

24- Ve ant olsun ki kadın ona yeltenmişti. Eğer o, kendi Efendisinin doğru sonuca götüren delilini görmeseydi, ona yeltenecekti. Bizim o hayasızlığı ve o kötülüğü böylece ondan çevirmemiz için (böyle yaptık). Şüphesiz ki o, bizim o özgülenmiş kullarımızdandı.

25- Ve o ikisi kapıya doğru koşuştular ve kadın onun gömleğini arkadan yırttı ve ikisi o kapının yanında onun kocasını buldular. O (kadın): "Senin ailene bir kötülük istemiş olan kimsenin karşılığı, hapsedilmekten veya çok acı verici azaptan başka nedir?" dedi.

26- 27- O: "Benim benliğimden o (cinsel isteğini tatmin etmek) istedi" dedi. Ve kadının ailesinden bir tanık: "Eğer onun gömleği önden yırtılmışsa, bu durumda kadın doğru söylemiştir ve o ise o yalancılardandır. Ve eğer onun gömleği arkadan yırtılmışsa, bu durumda kadın yalan söylemiştir ve o ise o doğru söyleyenlerdendir" diye tanıklık etti.

28-29- Ne zaman ki o (koca), onun gömleğinin arkadan yırtıldığını gördü, (karısına): "Şüphesiz ki bu, sizin plânlarınızdandır. Şüphesiz ki sizin plânlarınız, çok büyüktür. Ey Yusuf, sen bundan ilgisiz kal ve sen de (ey kadın) senin peşine takılı suçun için bağışlanma iste. Şüphesiz ki sen o kusur işleyenlerden oldun" dedi.

30- Ve o şehirdeki kadınlar: "O yöneticinin karısı genç (uşağ)ının benliğinden (cinsel isteğini tatmin etmek) istiyormuş. (Yusuf'a olan) sevgi onun bağrını delmiş. Şüphesiz ki biz onu kesinlikle bir apaçık sapkınlık içinde görüyoruz" dedi.

31- Ne zaman ki o, o kadınların (Yusuf'u görmek için) kurdukları tuzaklarını işitti, onlara (elçi) gönderdi ve onlara kendileri için rahatça dayanacakları yer hazırladı ve (geldiklerinde) onlardan her tekine birer bıçak verdi ve (Yusuf'a): "Sen onların karşılarına çık" dedi. Ne zaman ki onlar, onu gördüler, onu büyüklediler ve (şaşkınlıktan) ellerini kestiler ve: "Allah'ı tenzih ederiz, bu bir beşer değildir. Bu, bir değerli melekten başkası değil" dediler.

32- O: "İşte bu, sizin beni kendisi hakkında kınadığınız kimsedir. Ve ant olsun ki kendisinden (cinsel isteğimi tatmin etmeyi) ben istedim de o kendisini (bana karşı) sımsıkı sardı. Ve ant olsun ki eğer o benim kendisine buyurduğum şeyi yapmazsa, kesinlikle ve kesinlikle hapsedilecek ve kesinlikle o aşağılıklardan olacak" dedi.

33- O: "Ey Efendim, o hapishane bana, onların beni kendisine çağırdıkları şeyden daha sevimlidir. Ve eğer sen onların plânlarını benden çevirmezsen, ben onlara kapılırım ve o düşüncesizlerden olurum" dedi.

34- Bunun üzerine kendisinin Efendisi onu cevaplandırdı da hemen onların plânlarını ondan çevirdi. Şüphesiz ki O, her şeyi işiticinin, her şeyi bilicinin ta kendisidir.

35- Sonra onların o delilleri görmelerinin ardından bir süreye kadar onu kesinlikle ve kesinlikle hapsetme (fikri) kendilerine belirginleşti.

36- Ve o hapishaneye onun beraberinde iki genç erkek daha girdi. O ikiden biri: "Şüphesiz ki ben kendimi (rüyamda) şarap sıkıyor görüyorum" dedi. Ve o diğeri ise: "Ben de kendimi (rüyamda) başımın üstünde bir ekmek taşıyor, o kuşları da ondan yiyor olarak görüyorum. Sen, bize bunun geri dönüşümünü haber ver. Şüphesiz ki biz seni o iyilik edenlerden görüyoruz" dedi.

37- 38- 39- 40- 41- O: "İkinize bir yiyecek gelmez ki onunla rızıklandırılacaksınız, o ikinize gelmeden önce ben onun (rüyanın) geri dönüşümünü ikinizi haberlendirmeyeyim. Bu, benim Efendimin bana öğrettiği şeylerdendir. Şüphesiz ki ben Allah'a inanmaz bir topluluğun inanç çizgisini bıraktım ve onlar sonraki (yaşama) karşı gerçeği örtücülerin ta kendileridir. Ve ben, benim atalarım İbrahim'in ve İshak'ın ve Yakub'un inanç çizgisini izledim. Bizim için hiçbir şeyi Allah'a ortak koşmamız olmaz. Bu, Allah'ın bizim üzerimize ve o insanların üzerine olan lütfundandır, fakat hakikat şu ki o insanların tamamı şükretmezler. Ey benim o hapishane arkadaşlarım, ayrı ayrı efendiler mi daha hayırlıdır, yoksa o tek, o ezici güç sahibi Allah'mı (daha hayırlıdır)? Siz, O'nun berisinden birtakım adlardan başka şeylere kulluk etmiyorsunuz ki onları siz ve sizin atalarınız adlandırmış, Allah ta onlar hakkında hiçbir yetki indirmemiştir. O karar, Allah'tan başkasına ait değildir. O, sizin kendisinden başkasına kulluk etmemenizi buyurdu. Bu, o dimdik duran yükümlülüktür, fakat hakikat şu ki o insanların tamamı bilmezler. Ey benim o hapishane arkadaşlarım, ikinizden birine gelince, o kendi efendisini şarapla suvaracak. Ve o diğerine gelince, o asılacak da o kuşlar onun başından yiyecek. Onun hakkında görüş istemekte olduğunuz o buyruk bu şekilde yerine getirilmiştir" dedi.

42- Ve o, iki kişiden kurtulanın o olacağı kanısına vardığı kimseye: "Sen, kendi Efendinin yanında beni hatırla" dedi. Ne var ki o şeytan ona kendi efendisine onu hatırlatmayı unutturdu, bu yüzden o da, birkaç sene daha o hapishanede kaldı.

43- Ve o hükümdar: "Şüphesiz ki ben (rüyamda) yedi besili sığır görüyorum, onları yedi cılız (sığır) yiyor ve (ayrıca) yedi yeşil başak ve diğer kuru(başak)ları (görüyorum). Ey o ileri gelenler, eğer siz o rüya yorumu yapanlar iseniz, benim rüyam hakkında da bir görüş bildirin" dedi.

44- Onlar: "(Bunlar), karmaşık hayâllerdir. Ve biz o hayâllerin geri dönüşümünün bilicileri hiç değiliz" dediler.

45- Ve o iki kişiden kurtulmuş olan kimse (zaman parçalarından oluşan) bir topluluktan sonra (Yusuf'u) hatırladı: "Ben, onun geri dönüşümünü size haberlendireceğim, siz hemen beni (hapishaneye) gönderin" dedi.

46- (Hapishaneye gelince) o: "Ey Yusuf, ey o çok doğru söyleyen, sen bize yedi besili sığır onları yedi cılız (sığır) yiyor ve (ayrıca) yedi yeşil başak ve diğer kuru(başak)lara görüş bildir. Umarım ki ben o insanlara (verdiğin bilgi ile) dönerim ki (rüyanın sonucunu) belki onlar da bilirler" dedi.

47- 48- 49- O: "Siz yedi sene, (önceki) gidişatınız üzere ekersiniz. Sonrasında biçtiğiniz o şeyi sizin yiyeceğiniz şeyden pek azı dışında kendi başağında bırakın. Sonra bunun ardından yedi çetinlik (kıtlık senesi) gelecek ki, onlar (kıtlık yılları) için öncelediğiniz şeylerin (tohumluk için) korumakta olduklarınızdan pek azı dışındakileri yiyecekler. Sonra bunun ardından bir yıl gelir ki onda o insanlar faydalı yağmura kavuşturulacak ve onda (meyveleri) sıkacaklar ve (hayvanların sütlerini) sağacaklar (bolluğa kavuşacaklar)" dedi.

50- 52- 53-Ve o hükümdar: "Siz, onu bana getirin" dedi. Ne zaman ki o elçi ona geldi, o (elçiye): "Sen efendine dön de ona (bilgi) talep et o kadınların derdi neymiş ki onlar ellerini kesmişlerdi. Şüphesiz ki benim Efendim onların plânlarını en iyi bilicidir. Bu (isteğimin amacı), şüphesiz ki benim o algılayamaz haldeyken ona hainlik etmediğimi ve Allah'ın o hainlik edenlerin plânını doğruya iletmez olduğunu kendisinin bilmesi içindir. Ve ben kendi benliğimi (hatadan) ayırıp uzaklaştırmam. Şüphesiz ki o benlik kesinlikle o kötülüğü buyurucudur, benim Efendimin sürekli şefkat ettiği başka. Şüphesiz ki benim Efendim, çok bağışlayıcıdır, şefkati süreklidir" dedi. *

* Bu ayetleri 50-52- 53 olarak sıralama gerekçemiz, bu üç ayetin içinde yapılan konuşmaların Yusuf'a ait olmasındandır. Araya 51. ayeti koyarak konuşma akıcılığının bozulmaması amacı ile bu şekilde bir sıralama yapılmıştır.

51- (Hükümdar kadınlara): "Yusuf'un benliğinden (cinsel isteğinizi tatmin etmek) istediğiniz zamanla ilgili söyleyecek sözünüz nedir?" dedi. (Kadınlar): "Allah'ı tenzih ederiz. Biz onda kötülükten hiçbir şey bilmedik" dediler. O yöneticinin karısı: "Şimdi o gerçek meydana çıktı. Onun benliğinden ben (cinsel isteğimi tatmin etmek) istedim ve şüphesiz ki o kesinlikle o doğru söyleyenlerdendir" dedi.

54- Ve o hükümdar: "Siz, onu bana getirin, ben onu kendi benliğime özgü (bir yardımcı) kılayım" dedi. Ne zaman onunla iletişim kurdu, o: "Şüphesiz ki sen bugün bizim yanımızda güvenilen mevki sahibisin" dedi.

55- O: "Sen beni bu yerin kaynaklarının üzerine (yönetici) yap. Şüphesiz ki ben (herkesin hakkını) koruyucuyum, (kıtlık yönetimini) biliciyim" dedi.

56- Ve biz Yusuf'a o yerde işte böyle olanak sağladık. O, o yerden nerede dilerse yerleşiyordu (geniş bir yetkiye sahipti). Biz kendi şefkatimizi dilediğimize değdiririz ve biz o iyilik edenlerin ödülünü kayba uğratmayız.

57- Ve o sonraki (yaşamın) ödülü ise inanmış ve korunmakta olan kimseler için kesinlikle daha hayırlıdır.

58- Ve Yusuf'un kardeşleri geldi de onun huzuruna girdiler. O onları hemen tanıdı, oysa onlar onu yadırgayanlardı.

59- 60- Ve o, onların donanımlarını hazırlattığında (kardeşlerine): "Siz, kendi babanızdan olan kardeşinizi (gelecek sefer) bana getirin. Siz görmez misiniz şüphesiz ki ben o ölçeği eksiksiz yapıyorum ve ben o ağırlayanların en hayırlısıyım. Yok eğer siz onu (gelecek sefer) bana getirmezseniz, artık benim yanımda size asla ölçek yok ve siz bana da sakın yaklaşmayın" dedi.

61- Onlar: "Biz, onu kendisinin babasından isteyeceğiz Ve şüphesiz ki biz bunu kesinlikle yapıcılarız" dediler.

62- Ve o genç (uşak)larına: "Siz, onların zahire bedellerini kendilerinin yükünün içine koyun ki onları tanıyalar, onlar kendilerinin ailesine çevrildikleri zaman, umulur ki (geri) dönerler " dedi. 

63- Ne zaman ki kendilerinin babasına döndüler, onlar: "Ey babamız, o ölçek bizden alıkonuldu, artık sen bizim kardeşimizi bizim beraberimizde gönder de, ölçek alabilelim ve şüphesiz ki biz onu kesinlikle koruyucularız" dediler.

64- O: "Önceden kendisinin kardeşi hakkında benim size inanmam dışında onun hakkında da size inanır mıyım? Fakat Allah koruyuculuk bakımından daha hayırlıdır. Ve O, şefkati süreklilerin en şefkati süreklisidir" dedi.  

65- Ve onlar yararlılıklarını açtıklarında zahire bedellerini kendilerine geri döndürülmüş olarak buldular. Onlar: "Ey babamız, biz daha neyin peşine düşüyoruz? İşte bu zahire bedellerimiz, onlar bize geri döndürülmüş. Biz hem ailemize erzak getiririz hem kardeşimizi koruruz ve hem de ölçeği bir develik artırırız. İşte bu (verilen) kolay (bitecek bir) ölçektir" dediler.

66- O: "Siz, (ölüm ile) kuşatılmanız dışında, kesinlikle ve kesinlikle onu bana getireceğinize dair bana Allah'tan yeminle bağlanmış bir söz verene kadar, ben onu sizin beraberinizde asla göndermeyeceğim" dedi. Ne zaman ki onlar, ona yeminle kayıtlanmış sözlerini verdiler, o: "Bu söylemekte olduğumuz şeyin üzerinde Allah bir dayanaktır" dedi.

67- Ve o (devamla): "Ey oğullarım, siz sakın bir tek kapıdan girmeyin ve siz ayrı ayrı kapılardan girin. Ve ben Allah'tan (geleceğe karşı) size hiçbir şeyden ihtiyaçsız kılamam. O karar Allah'tan başkasına ait değildir. Ben O'na güvenip dayandım. Ve artık o güvenip dayananlar O'na güvenip dayansın" dedi.

68- Ve ne zaman ki onlar kendilerinin babasının kendilerine buyurduğu yerlerden girdiler, (bu girişleri) Allah'tan (geleceğe karşı) onları hiçbir şeyden ihtiyaçsız kılacak değildi, Yakub'un benliğindeki bir gereksinmeyi yerine getirmesi başka. Ve şüphesiz ki o, bizim ona öğretmiş olmamız nedeniyle bir bilgi sahibi idi, fakat hakikat şu ki o insanların daha çoğu (bunu) bilmezler.

69- Ve onlar Yusuf'un huzuruna girdiklerinde, o kendi kardeşini kendisinde barındırdı (ve ona) "Şüphesiz ki ben senin kardeşinin ta kendisiyim. Artık sen onların işlemekte oldukları nedeniyle sakın kötüye düşme" dedi.

70-  Ne zaman ki o, onların donanımlarını hazırlattı, o su kabını kendi kardeşinin yükünün içine koydu, sonra bir duyurucu: "Ey o kafile, şüphesiz ki sizler kesinlikle hırsızlık yapanlarsınız" diye duyurdu.

71- (Kardeşler) onlara doğru yöneldiler ve: "Siz neyi bulamadınız?" dediler.

72- Onlar: "Biz, o hükümdarın kupasını bulamadık. Ve bir deve yükü (zahire) onu getiren kimse içindir" dediler. (İçlerinden biri): "Ve ben ona garantörüm" (dedi).

73- (Kardeşler): "Allah için hayret, ant olsun ki bizim bu yere bozuculuk yapmak için gelmediğimizi siz kesinlikle bilmişsinizdir. Ve biz hırsızlık yapanlar da değiliz" dediler.

74- Onlar: "Eğer siz yalancılar iseniz, onun (sizdeki) karşılığı nedir?" dediler.

75- (Kardeşler): Onun (bizdeki) karşılığı, (çalınan) kimin yükünde bulunursa, artık o (çalan) onun karşılığıdır. Biz o haksızlık yapanlara böyle karşılık veririz" dediler.

76- Bunun üzerine o, kendi kardeşinin çuvalından önce, onların (diğer kardeşlerin) çuvallarını (aramaya) başladı, sonra onu kendi kardeşinin çuvalından çıkardı. Biz Yusuf için işte böyle plân kurduk. O hükümdarın (halkına yüklediği) yükümlülüğe göre o, kardeşini (başka türlü) tutabilecek değildi, Allah'ın dilemesi başka. Biz dileyeceğimiz kimseyi kademelerle yükseltiriz. Ve her şeyi bilici (Allah), her bir bilgi sahibinin üstündedir.

77- (Kardeşler): "Eğer o hırsızlık yaptıysa, onun bir kardeşi de önceden kesinlikle hırsızlık yapmıştı" dediler. Bunun üzerine Yusuf onu kendi benliğinde gizledi ve onu belirtmedi (içinden): "Sizler durum bakımından daha şerlisiniz. Ve Allah, sizin nitelemekte olduğunuz şeyleri daha iyi bilendir" dedi.

78- (Kardeşler): "Ey yönetici, gerçekten onun bir ihtiyar babası var. Artık sen onun yerine bizim birimizi tut. Şüphesiz ki biz seni o iyilik edenlerden görüyoruz" dediler.

79- O: "Biz, kendi eşyamızı onun yanında bulduğumuz kimseden başkasını tutmaktan Allah'a sığınırız, Aksi takdirde şüphesiz ki biz kesinlikle haksızlık yapanlarız" dedi.

80- 81- 82- Ne zaman ki kendileri ondan (Yusuf'tan) ümit kestiler, özel konuşmak üzere bir tarafa çekildiler. Onların (bilgelikçe) büyüğü: "Siz bilmediniz mi şüphesiz ki sizin babanız sizden kesinlikle Allah'tan yeminle bağlanmış söz tutmuştu ve siz önceden de Yusuf hakkında ölçüyü kaçırmıştınız? Artık babam bana onay verinceye veya Allah benim hakkımda (ölüm) kararı verinceye kadar, ben bu yerden asla ayrılmayacağım. Ve O, karar vericilerin en hayırlısıdır. Siz, babanıza dönün ve 'Ey babamız, şüphesiz ki senin oğlun hırsızlık yaptı ve biz bildiğimiz şeyden başkasına da tanıklık etmedik ve biz o algılanamayanın koruyucuları da değildik. Ve sen (bilgi) talep et o kasabaya ki biz onun içinde idik ve o kafileye ki biz onun içinde (buraya) yöneldik. Ve şüphesiz ki biz kesinlikle doğru söyleyenleriz' deyin " dedi.

83- (Geldiklerinde) o: "Hayır, benlikleriniz sizi bir işe hırslandırmış. Artık (bana düşen bu üzüntüye de) güzel bir direnç göstermektir. Allah'ın onları toplu olarak bana getirmesi umulur. Şüphesiz ki O, her şeyi bilicinin, mutlak bilgenin ta kendisidir" dedi.

84- Ve o, onlardan (başka tarafa) yakınlaştı ve: "Ey Yusuf'a karşı olan iç yangınım" dedi ve o üzüntüden dolayı iki gözü ağardı. Artık o kederini bastıran bir haldeydi.

85- Onlar: "Allah için hayret, Yusuf'u hatırlamayı sürdürüyorsun, sonunda bitip tükenen biri olacaksın veya o (ölüp) yok olanlardan olacaksın" dediler.

86- 87- O: "Ben (içimde bastıramayıp) yaydığım kederimi ve üzüntümü, ancak ve ancak Allah'a yakınıyorum. Ve ben Allah'tan sizin bilemeyeceğiniz şeyleri daha iyi biliyorum. Ey oğullarım, siz gidin de Yusuf'tan ve onun kardeşinden sezgi arayın ve Allah'ın esintisinden sakın ümit kesmeyin. Gerçek şu ki, Allah'ın esintisinden o gerçeği örtücüler topluluğundan başkası ümit kesmez" dedi.

88- Ne zaman ki onun (Yusuf'un) huzuruna girdiler, onlar: "Ey o yönetici, bize ve ailemize o zarar dokundu ve biz güçlükle denkleştirdiğimiz bir zahire bedeli getirdik, yine de sen bize o ölçeği eksiksiz yap ve bize karşı bağış yap. Şüphesiz ki Allah, o bağış yapanların karşılığını verir" dediler.

89- (Yusuf kardeşlerine): "Hani siz düşüncesizler iken Yusuf'a ve onun kardeşine ne yaptığınızı bildiniz mi?" dedi.

90- Onlar: "Gerçekten sen, Yusuf'un kendisi misin?" dediler. O: "Ben Yusuf  ve bu da benim kardeşim. Gerçekten Allah bizim üzerimize büyük iyilikte bulundu. Gerçek şu ki; Kim korunursa ve direnç gösterirse, artık şüphesiz ki Allah o iyilik edenlerin ödülünü kayba uğratmaz" dedi.

91- Onlar: "Allah için hayret, ant olsun ki Allah seni bizim üzerimize tercih etti. Ve şüphesiz ki biz kesinlikle kusur işleyenler idik" dediler.

92- 93- O: "Bugün size karşı azarlama yok. Allah sizi bağışlayacaktır. Ve O, şefkati süreklilerin en şefkati süreklisidir. Siz bu gömleğimi götürün de onu babamın yüzüne atın, görücü hale gelecektir. Ve siz kendi ailenizi de toplu olarak bana getirin" dedi.

94- O kafile ayrıldığında onların babası (yanındakilere): "Siz eğer beni bunamış saymazsanız, şüphesiz ki ben Yusuf'un esintisini buluyorum" dedi.

95- Onlar: "Allah için hayret, şüphesiz ki sen kesinlikle sen o eski sapkınlığının içindesin" dediler.

96- Ne zaman ki o müjdeci gelip onu, onun yüzüne attı, hemen o görücü hale geri döndürüldü. O: "Ben size, şüphesiz ki ben Allah'tan, sizin bilemeyeceğiniz şeyleri daha iyi biliyorum dememiş miydim?" dedi.

97- Onlar: "Ey babamız, sen bizim peşimize takılı suçlarımıza bizim için bağışlama iste, şüphesiz ki biz kusur işleyenler idik" dediler.

98- O: "Ben, sizin için Efendimden ileride bağışlama isteyeceğim. Şüphesiz ki O, çok bağışlayıcının, şefkati süreklinin ta kendisidir" dedi.

99- Ne zaman ki onlar Yusuf'un huzuruna girdiler o, babasını annesini kendisinde barındırdı ve: "Siz, Allah'ın dilemesi ile güvenliler olarak Mısır'a girin (yerleşin)" dedi.

100- 101- Ve babasını annesini o tahtın üzerine yükseltti ve onlar ona boyun eğerek yere kapandılar. Ve o: "Ey babacığım bu, önceden (gördüğüm) rüyamın geri dönüşümüdür. Benim Efendim onu bir gerçek yaptı. Ve O, beni o hapishaneden çıkardığı zaman ve o şeytan benimle kardeşlerimin arasını dürtüklemesinin ardından sizi o belirgin düz araziden getirmekle, bana kesinlikle iyilik etti. Şüphesiz ki benim Efendim ne dilerse lutfedicidir. Şüphesiz ki O, her şeyi bilicinin, mutlak bilgenin ta kendisidir. Ey Efendim, gerçekten sen o hükümranlıktan bana verdin ve o sonradan olacak o haberlerin geri dönüşümünden bir kısmını bana öğrettin. Ey o göklerin ve o yerin yarıp ortaya çıkarıcısı! Sen o yakın (yaşam) da ve o sonraki (yaşamda) benim yakınımsın. Sen benim ömrümü teslim olan biri olarak tamamla ve beni o düzgünlere kat" dedi.

102- Bu, o algılanamayananın bir kısmının haberlerindendir, biz onu sana vahyediyoruz. Ve onlar işleri konusunda toplaşıp, tuzak kurmakta oldukları zaman, sen onların yanında değildin.

103- Ve eğer ki sen ne kadar düşkün olsan da, o insanların tamamı asla inananlar olmayacaklar.

104- Ve sen onlardan buna karşı hiçbir ödül de talep etmiyorsun. O, o tüm insanlar için bir hatırlatmadan başka değildir.

105- Ve o göklerde ve o yerde (gözle görülen) delilden nicesi vardır ki, onlar onun üzerinden ilgisiz kalanlar olarak geçip giderler.

106- Ve onların tamamı Allah'a, ortak koşanlar olaraktan başka inanmıyor. 

107- Şimdi onlar, Allah'ın azabından kaplayıcı bir felâketin kendilerine gelmesinden veya o anın onlara beklenmedik bir zamanda kendileri farkında değillerken gelmesinden güvende midirler?

108- Sen de ki: "Bu, benim yolumdur, bir sağgörü üzerine Allah'a çağırıyorum, ben ve beni izlemiş olan kimseler de... Ve Allah'ı tenzih ederim ve ben o ortak koşanlardan değilim."

109- Ve biz senden önce o kasabaların mensuplarından bir takım adamlardan başkasını göndermedik ki biz kendilerine vahyediyorduk. Şimdi onlar o yerde yürümediler mi ki böylece kendilerinden önceki kimselerin sonu nasıl olmuş baksınlar? Ve o sonrakinin yurdu korunmuş olan kimseler için kesinlikle daha hayırlıdır. Siz hiç bağlantı kurmaz mısınız?

110- Nihayet o elçiler ümit kesmişler ve kanıya varmışlardır ki kendileri kesinlikle yalanlanmışlardır, işte o zaman, bizim yardımımız onlara gelmiştir de dilemekte olduğumuz kimseler kurtarılmıştır. Ve bizim baskınımız o suç işleyenler topluluğundan geri döndürülmez.

111- Ant olsun ki onların anlatılarında o saf aklın sahipleri için bir ders vardır. (Bu Kur'an) yakıştırılabilecek bir haber değildir, fakat kendisinin önünde olan şeyin doğrulayıcısı ve her bir şeyin ayrıntılı bir açıklaması ve inanacak bir topluluğa bir doğruya ileten ve bir şefkattir. 


28 Temmuz 2024 Pazar

İsa a.s. İle İlgili Ayetleri Okuma Kılavuzu

Ne zaman İsa (a.s.) ile ilgili bir konu açılacak olsa, bugün birçok Müslümanın aklına gelen ilk şey, onun ölmediği, göğe çekildiği, kıyamete yakın bir zamanda tekrar yeryüzüne indirilerek bir takım işler yapacağı şeklindeki sözleri tekrar etmek olacaktır. Bu sözler İslâm inancında öylesine kemikleşmiş bir inancın ürünleridir ki, bunu tersini iddia etmek, söyleyen kişinin dinden çıkarak kâfir, zındık v.s. olması anlamına gelmektedir.

Biz bu yazımızda İsa (a.s.) ile ilgili ayetleri tahlil etmek yerine, onun ve diğer bazı ihtilâflı konular ile ilgili ayetlerin nasıl bir anlama yöntemine göre anlaşılması gerektiği üzerinde durmaya çalışacağız. Doğru bir okuma ve anlama yöntemi olmadıkça, din konusunda ortaya çıkan ihtilâfların en aza indirilmesinin mümkün olamayacağını düşünüyoruz.

Bundan önce, Kur'an'ı Kerim'in biz Müslümanların inancını belirlemede nasıl bir konuma sahip olduğunu hatırlamaya, sonra da bu kitabın biz Müslümanların inancını belirlemede nasıl bir konuma sahip olması gerektiği üzerinde durmaya çalışacağız.

Bugün Müslümanlar arasında ihtilâfa sebep olan başta Şefaat, Kabir azabı, Muhammed (a.s.) a isnad edilen mucizeler!, İsa (a.s.) nüzulü meselesi v.s. olmak üzere birçok mesele, bize Kur'an'ın direk olarak ortaya koyduğu ve onun ışığında anlaşılan meseleler değildir. Aksine Kur'an ayetlerinin hevaya göre yorumlanarak nasıl anlaşılmak isteniliyorsa öyle anlaşılmak istenilen meselelerdir.

Kur'an'ın hiçbir ayetinde başta Muhammed (a.s.) olmak üzere, hesap günü bazı kimselerin bazı kimselere şefaatçi olarak onları cehennemden kurtaracağına dair bir tek ayet yoktur. Aksine bu inancın müşrik inancı olduğu için ret edilmesini merkeze alan ayetler sözkonusudur. 

Kur'an'ın hiçbir ayetinde kabir azabına dair bırakın en ufak bir işareti, aksine birçok ayette kabirden kaldırıldığımız anda yapılan konuşmaların nakledildiği ayetlerde, kabirlerde ne kadar kaldıklarının farkında olmayan insanların sözlerini okuyup, kabir azabı diye bir düşüncenin ne kadar yanlış olduğunu rahatlıkla görebiliriz.

Yine aynı şekilde müşriklerin Muhammed (a.s.) dan istedikleri mucizeler her defasında Allah (c.c.) tarafından ret edilmiş olmasına rağmen, ona atfedilen yüzlerce mucizenin!! olması akıllara zarardır. Aynı şekilde İsa (a.s.) için bugün dillerde pelesenk olan iddiaların hiçbiri Kur'an merkezli bir düşünce olmamasına rağmen maalesef genelgeçer bir inanç haline getirilmiştir.

Bu yanlış iddiaların hiçbirinin Kur'an temelli olmaMAsına rağmen, nasıl İslam inancının amentüsü haline getirildiği konusu, asıl konuşulması gereken noktadır. Aksi takdirde biz ne kadar bu gibi düşünceleri ret edersek edelim, kimseyi düşüncesinin yanlışlığına asla ikna edemeyiz.

Bugün Kur'an'ın Müslümanlar nezdindeki konumu, onun "HAKEM KİTAP" olmaktan çıkarılmış, anlaşılmaz bir kitap, sadece sevap makinesi, bırakın okuyup anlamayı el sürmenin bile korkulduğu, bazı ayetlerinin oraya buraya okunarak sihirli bir değnek gibi deva olması beklenen bir durumdadır.

Bugün Müslümanların "HAKEM KİTAB'I" değil, "HAKEM KİTAPLARI" vardır ve inançlarının kaynağını oluşturmada Müslümanlara bu kitaplar yol göstermektedir. işte bu, hakem olarak olarak belirlenmiş kitaplar, Kur'an'ın önünde aşılmaz bir engel oluşturmuş ve bugünkü ihtilâflarda Kur'an'ın hakemliğine değil, o kitapların hakemliğine başvurularak doğrular!! öğrenilmeye çalışılmaktadır.

Doğrularını Kur'an'dan değil de onun önüne konan hakem kitaplardan öğrenen Müslümanlar için, Kur'an'ın belirlediği inançlar maalesef inkâr edilmekte ve bu kitabın inanç kaidelerini inkâr edenler, kendilerinin sahip olduğu inancın tersini düşünenlere, "Kâfir, zındık, Hadis inkârcısı, Meâlci" yaftalar takarak onları bertaraf etmeye çalışmaktadırlar.

Olaya Türkiye genelinde baktığımızda, Kur'an'ın hakem kitap olmaMAsı gerektiğini savunan hoca, efendi v.s. ünvanlı kişilerin daha fazla prim yaptığı maalesef görülmektedir. Bu kişiler Kur'an'ın gündeme getirilerek inançların belirlenmesinde hakem olması gerektiğini iddia edenlere karşı hop oturup hop kalkarak onları karalamaya, asıl kendilerine lâyık olan yaftaları onlara takmaya çalışarak güçlerinin ellerinden gitmemesi için vargüçleriyle savaşmaktadırlar.

---Kur'an, Müslümanların inançlarını belirlemede nasıl bir konuma sahip olmalıdır?---

Bugün asıl bu sorunun cevabının etrafında bir gündem oluşturulması ve ihtilâflarda bu kitabın hakem olması gerektiği anlatılmaya çalışılmalıdır. Aksi takdirde Kur'an dışı hakem kitaplara inanan kitle, sahip oldukları inançların yanlış olduğuna asla ikna olmayacaktır. Biz İsa (a.s.) konusunu Kur'an'ı "HAKEM KİTAP" yaparak okuyup anlamaya çalıştığımızda ortaya şöyle bir durum çıkacaktır:

Öncelikle İsa (a.s.) ile ilgili ayetlerin Medine'de nazil olduğunu dikkate almamız gerekmektedir. Bunun sebebi de Medine'de yaşayan Hristiyanların İsa (a.s) hakkında birtakım yanlış inançlara sahip olmalarıdır. 

Kur'an  içindeki İsa (a.s.) ile ilgili ayetler, Medine'de yaşayan Hristiyanların sahip olduğu yanlış inançlarını merkeze alarak indirilmiş ve bütün ayetler bu yanlışı izale etme amaçlıdır. İşte bu durumu dikkate alan bir okuma anlama çalışması, İsa (a.s) gerçeğini bize en doğru biçimde ortaya çıkaracaktır.

---Peki, Hristiyanların sahip olduğu bu yanlış inançları neydi?

Hristiyanlar, İsa (a.s) ı Allah'ın oğlu olarak görüyor, ona ve annesine insanüstü bir konum yükleyerek onları ilahlık seviyesine çıkartıyorlardı.

Kur'an'ın İsa (a.s) ile ilgili ayetlerini tek bir cümle ile özetleyecek olursak bu kadardır. İsa (a.s) ile bütün ayetler ama bütün ayetler, onun ve annesinin, Allah'ın yarattığı bir beşer olduğu ilâhlık gibi herhangi bir konumlarının asla olAmayacağını merkeze alarak indirilmiş ayetlerdir.

---Peki bu ayetleri bütün Müslümanlar okudukları halde, neden İsa (a.s.) ile ilgili böyle ihtilâflar gündemden düşmüyor?

Bu sorunun tek bir cevabı vardır, o da "Kur'an'nın hakem kitap olmaktan çıkarılarak başka kitapların haken kitap olarak devreye sokulması, bu hakem kitapların bilgi kaynakları ise İsrailiyyat olarak bildiğimiz Yahudi ve Hristiyanlardan devşirilmiş aslı astarı olmayan bilgilerdir."

Düşünmesi bile korkunç olan durum şu dur: Kur'an bize her konuda yol gösterici olması ve karşımıza din adına çıkan herhangi bir duruma doğru cevap aramamız gereken bir kitap olması gerekirken, bu konumdan çıkarılmış ve ilgili ayetleri dış kaynaklardan alınan asılsız bilgileri doğrulamak için bir noter görevi gören bir kitap haline getirilmiştir. Hâl böyle olunca, bugün karşı karşıya olduğumuz durum meydana çıkmakta ve İsa (a.s.) ile ilgili olarak karşımıza çıkan duruma Kur'an merkezli çözüm arayanlar suçlu duruma düşmektedirler.

İsa (a.s.) ve diğer bütün konular ile ilgili ayetler, Kur'an'ın hakemliğine başvurulmadıkça doğru olarak anlaşılamaz ve Müslümanlar arasındaki ihtilaflar asla çözülemez. Kur'an kesinlikle arkaya atılacağı ve diğer kitapların onun önüne konulacağı bir kitap asla değildir. Bugün Müslümanlar arasında konuşulması gereken asıl konu bu dur.

İsa (a.s.) ile ilgili ayetlerin merkezinde onun bir elçi ve kul olduğu, ilâhlık gibi bir durumunun olMAdığının öne çıkarılarak, bu ayetlerden biz Müslümanların da Muhammed (a.s.) ın konumu ile ilgili bir örneklik çıkarması gerekirken, "Onların İsa'sı varsa bizim de Muhammed'imiz var" inancı oluşturularak, Muhammed (a.s.) Allah'ın ortağı durumuna çıkarılmıştır.

Kur'an'ın hakem kitap olma özelliği her zaman gündemde tutulmalı ve Müslümanların bu kitabın ne liği konusunda bilinç sahibi olmaları gerektiği üzerinde hassasiyetle durulmalıdır. özellikle ayetlerin rivayetler karşısındaki durumu, rivayetlerin ayetler karşısındaki durumu Kur'an merkezli ortaya konulmadığı ve o şekilde anlaşılmadığı müddetçe bu ihtilâfların sona ermesi demeyelim ama en aza indirilebilmesi asla mümkün olmayacaktır.

Çünkü bugün herhangi bir konuda siz ayet ortaya koyduğunuz zaman eğer biri size "Ayet var diyorsun ama hadis var kardeşim" diyebiliyor ve hadis dediği bu söz eğer Kur'an'la çelişiyorsa onun asla bir elçi sözü olamayacağını bilincinde olmayan bir kimseye söz anlatabilmek asla mümkün olmayacaktır.

                                               Minareyi çalan kılıfını uydurur.

Bu söz, rivayetleri Kur'an karşısında belirleyici yapanlar için söylenebilecek güzel bir sözdür. Çünkü ayet ile rivayet arasındaki çelişkinin farkına varanlar, rivayetleri belirleyici olarak görmek için "Gayri Metluv Vahiy" denen bir ucube fikir ortaya atmış, ayet ile rivayeti aynileştirmiş, bunun sonucunda rivayet ayetin önüne geçmiş ve ayetler işlevsiz hale getirilmiştir. Bu durumların en güzel bir şekilde anlatılarak kişilerin haberdar edilmesi, yapılacak en doğru işlerdendir.

                                        EN DOĞRUSUNU ALLAH (C.C.) BİLİR.


23 Temmuz 2024 Salı

Yusuf s. 37. Ayetinin Farklı Mealleri Üzerinde Bir Mülâhaza

Yusuf suresini karşılaştırmalı olarak birkaç farklı meâlden okuyan bir okuyucu, bu surenin 37. ayetine geldiğinde 2 farklı şekilde yapılmış meâl ile karşılaşacak ve haklı olarak ta hangi meâlin daha doğru olduğu yönünde bir sorunun cevabını arayacaktır. Bu yazının konusu, iki farklı meâlden hangisinin daha doğru olabileceği yönündedir.

Konu ile ilgili ayetin Arapça metni ve iki farklı meâli şöyledir: 1. 

قَالَ لَا يَأْت۪يكُمَا طَعَامٌ تُرْزَقَانِه۪ٓ اِلَّا نَبَّأْتُكُمَا بِتَأْو۪يلِه۪ قَبْلَ اَنْ يَأْتِيَكُمَاۜ ذٰلِكُمَا مِمَّا عَلَّمَن۪ي رَبّ۪يۜ اِنّ۪ي تَرَكْتُ مِلَّةَ قَوْمٍ لَا يُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَهُمْ بِالْاٰخِرَةِ هُمْ كَافِرُونَۙ  

1. Meâl:

Yûsuf, delikanlılara şöyle dedi: “- Size rızık olarak verilecek bir yemek, daha size gelmeden önce onun ne çeşit ve nasıl bir yemek olduğunu size haber verdim. Bu, Rabbimin bana öğrettiği ilimlerdendir. Çünkü ben, Allah'a, inanmıyan ve topyekûn ahireti inkâr eden bir kavmin dinini terk ettim.

2. Meâl: 

(Yusuf) dedi ki: “(Merak etmeyin, daha yiyeceğiniz yemek önünüze gelmeden, size rüyanızın ne anlama geldiğini bildireceğim. Bu, Rabbimin bana öğrettiklerindendir. Doğrusu ben, Allah'a inanmayan ve ahireti de inkâr eden bir toplumun milletini terk ettim.”

Öncelikle konuyu daha iyi anlamak için, 36. ayetin de okunması gerektiğini hatırlatmak isteriz. 36. ayetin meâli de şu şekildedir:

Onunla beraber iki delikanlı daha zindana girdi. Bunlardan biri: “Ben (rüyamda) kendimi şarap (yapmak için üzüm) sıkarken gördüm.” Öbürü de: “Ben de başımın üzerinde kuşların yemekte olduğu bir ekmek taşıdığımı gördüm, bunların yorumunu bize bildir. Çünkü biz senin gerçekten iyilik edenlerden olduğunu görüyoruz” dediler.

Bu ayetten anlaşılacağı üzere, Yusuf (a.s.) ile birlikte hapse iki kişi daha giriyor ve bu iki kişi gördükleri rüyayı anlatarak onun yorumunu Yusuf (a.s.) dan öğrenmek istiyorlar. 37. ayette ise, Yusuf (a.s.) o iki kişinin rüyasını yorumlamadan önce onlara bazı sözler söylemektedir. İşte bu sözlerin Türkçeye çevirisi konusunda Kur'an meâllerinde iki farklı eğilim olduğu görülecektir. 

1. örnek meâldeki anlama göre; Yusuf (a.s.) iki arkadaşına yiyecekleri yemek onlara daha gelmeden önce, onlara hangi çeşit yemeğin geleceğini haber vereceğini söylerken, 2. örnek meâldeki anlama göre ise; Yusuf (a.s.) iki arkadaşına yiyecekleri yemek gelmeden önce, onlara gördükleri rüyanın yorumunu onlara haber vereceğini söylemektedir.

Öncelikle bu farklılığın sebebi, "Zamirin Mercii" olarak bilinen, zamirin hangi isme döneceği konusundaki farklı görüşlerden kaynaklanmaktadır. Kur'an'da bazı ayetlerde, zamirin hangi isme döneceği konusundan kaynaklanan farklı anlayışlardan ötürü farklı çeviriler mevcut olup, bu durumdan kaynaklanan bazı ayet çevirilerine daha önceden değinmeye çalışmıştık.

Zamirin en yakın isme dönmesi genel geçer bir kural olmakla beraber, bu kural bazı ayetlerde istisnai durum göstermektedir. Bu kuralın işlemediği ayetlerden bir tanesi de konumuz olan bu ayettir.

1. örnek meâlde yapılan çeviri, zamirin mercii kuralının, en yakın isme dönmesi gerektiği yönündeki görüşün bir sonucudur. Yani aslında ortada yapılan hatalı bir çeviri yoktur. Fakat zamirin mercii kuralı sadece ilgili ayetin kendi içinde uygulanabilecek bir kural değildir. Siyak sibak dediğimiz ayetin öncesi ve sonrası birlikte okunarak bir anlam çıkarılması, yani bağlamın gözetilmesi daha sağlıklı sonuçlar doğuracaktır. 

Bağlam merkezli bir okuma yaptığımızda 36. ayeti tekrar hatırlamamız gerekmektedir. Ayetin Arapça metni şöyledir: 

وَدَخَلَ مَعَهُ السِّجْنَ فَتَيَانِۜ قَالَ اَحَدُهُمَٓا اِنّ۪ٓي اَرٰين۪ٓي اَعْصِرُ خَمْراًۚ وَقَالَ الْاٰخَرُ اِنّ۪ٓي اَرٰين۪ٓي اَحْمِلُ فَوْقَ رَأْس۪ي خُبْزاً تَأْكُلُ الطَّيْرُ مِنْهُۜ نَبِّئْنَا بِتَأْو۪يلِه۪ۚ اِنَّا نَرٰيكَ مِنَ الْمُحْسِن۪ينَ 

Bu ayette geçen بِتَأْو۪يلِه۪ۚ kelimesini merkeze alan bir okuma yaptığımızda 37. ayete nasıl bir anlam verilebileceği de daha kolay ortaya çıkacaktır. 36. ayette arkadaşları Yusuf (a.s.) a rüyalarını anlattıktan sonra ona "نَبِّئْنَا بِتَأْو۪يلِه۪ۚ " (bunların yorumunu bize bildir) demektedir. Aynı kelime 37. ayette yine geçmekte olup, bu geçişi bizim için anahtar konumundadır. 37. ayeti ikiye bölerek okuyacak olursak bunu daha net olarak anlamak mümkündür.

قَالَ لَا يَأْت۪يكُمَا طَعَامٌ تُرْزَقَانِه۪ٓ

Dedi ki: İkinize rızıklanacağınız bir yemek gelmesin ki

اِلَّا نَبَّأْتُكُمَا بِتَأْو۪يلِه۪ قَبْلَ اَنْ يَأْتِيَكُمَاۜ

Ben onun yorumunu size gelmecen önce size haber vermeyeyim.

"Onun yorumunu" şeklinde çevrilmiş olan kelimenin Arapça metin karşılığıبِتَأْو۪يلِه۪ kelimesidir. Bu kelimenin aynısı 36. ayette de geçmekte ve iki kişinin gördükleri rüyanın yorumunun ne olduğu sorusunun karşılığıdır. 36. ayette kullanılan bu kelimenin 37. ayette de kullanılmış olması, bize "Gelecek yemeğin yorumu" olarak değil, "Görülen rüyanın yorumu" anlamı verilmesinin daha isabetli olacağı yönünde bir işaret vermektedir.

Bu noktayı dikkate aldığımızda, Yusuf s. 37. ayetine verilen meâllerin isabetli olanının, 2. örnekteki "(Yusuf) dedi ki: “(Merak etmeyin, daha yiyeceğiniz yemek önünüze gelmeden, size rüyanızın ne anlama geldiğini bildireceğim. Bu, Rabbimin bana öğrettiklerindendir. Doğrusu ben, Allah'a inanmayan ve ahireti de inkâr eden bir toplumun milletini terk ettim."  şeklinde yapılan meâller olduğu ortaya çıkmaktadır.

                                      EN DOĞRUSUNU ALLAH (C.C.) BİLİR.

19 Temmuz 2024 Cuma

HUD SURESİ ÇEVİRİSİ

1- 2- 3- Elif, Lâm, Ra. (Bu) bir kitaptır ki, onun delilleri sağlamlaştırılmış, aynı zamanda mutlak bilgenin, en iyi haber alıcının katından, siz Allah'tan başkasına kulluk etmeyesiniz diye ayrıntılandırılmıştır. (Sen de ki): "Şüphesiz ki ben sizin için O'ndan bir uyarıcıyım ve bir müjdeciyim. Ve siz Efendinizin bağışlamasını isteyin, sonra O'na itaate dönün ki, O sizi bir isimlenmiş süreye kadar, bir iyi yarar ile yararlandırsın ve her bir lütfun sahibine lütfunu(n karşılığını) versin diye (de ayrıntılanmıştır). Ve eğer siz (başka tarafa) yakınlaşırsanız, artık ben de sizin üzerinize bir büyük gün azabından kaygılanırım."

4- Sizin dönüş yeriniz, Allah'adır. Ve O, her bir şeyin üzerine güç yetiricidir.

5- Dikkat edin, şüphesiz ki onlar, O'ndan saklanmak için göğüslerini büküyorlar*. Dikkat edin, giysilerine kaplanmakta oldukları vakit O, onların saklı tutmakta oldukları ve şeyleri ilan etmekte oldukları şeyleri bilir. Şüphesiz ki O, o göğüslerin sahip olduğu her şeyi bilicidir.

*Gerçek inançlarının ortaya çıkmasını istememeleri anlamında bir deyim.

6- Ve o yerde hiçbir canlı yoktur ki, onun rızkı Allah'a ait olmasın. Ve O, onun sabitleşme yerini ve onun (yaşamdan) ilgi kesme yerini de bilir. Her biri(nin bilgisi) bir apaçık kitaptadır.

7- Ve O ki, kendisinin tahtı o suyun üzerinde iken, iş bakımından hanginiz daha iyi (iş yapacak) diye sizi yoklamak için o gökleri ve o yeri altı günde yarattı. Ve ant olsun ki eğer sen onlara: "Şüphesiz ki siz o ölümün sonrasından (yeniden) harekete geçirilmişler (olacak)siniz" desen, o gerçeği örten kimseler kesinlikle ve kesinlikle: "Bu, bir apaçık sihirden başkası değil" diyeceklerdir.

8- Ve ant olsun ki eğer biz onlardan o azabı (zaman parçalarından oluşan) sayılanmış bir topluluğa kadar sonralayacak olsak, onlar kesinlikle ve kesinlikle: "Onu (azabı) alıkoymakta olan nedir?" diyeceklerdir. Dikkat edin, o onlara geleceği gün, onlardan çevrilmiş (olacak) değildir ve o şey onları sarıvermiştir ki onlar onunla alay etmekte idiler.

9- Ve ant olsun ki eğer biz o insana bizden bir şefkat tattırsak, sonra onu kendisinden çekip alsak, şüphesiz ki o kesinlikle ümit kesen bir nankör olur.

10- Ve ant olsun ki eğer biz ona dokunmuş olan zarar sonrası kendisine bir gönenç tattırsak, o kesinlikle ve kesinlikle: "O kötülükler benden gitti" diyecektir. Şüphesiz ki o kesinlikle bir sevinen övünen olur.

11- (Her duruma karşı) direnç göstermiş olan ve o düzgün işleri işlemiş olan kimseler başka. İşte onlar, bir bağışlanma ve bir büyük ödül kendileri için olanlardır.

12- Şimdi onlar: "Ona bir hazine indirilmeli veya onun beraberinde bir melek gelmeli değil miydi?" diyorlar diye, sana vahyedilmekte olan şeyin bir kısmını sen belki de bırakıcısın ve ona da göğsün daralıcı olacak. Sen ancak ve ancak bir uyarıcısın. Ve Allah her bir şey üzerine bir dayanaktır.

13- Yoksa onlar (senin için): "Onu o yakıştırdı" mı diyorlar? Sen de ki: "Eğer siz doğru söyleyenler iseniz, haydi siz de onun örneği gibi yakıştırılmış on sure getirin ve Allah'ın berisinden gücünüzün yettiği kimseleri de çağırın." 

14- Buna rağmen eğer onlar sizi cevaplandırmadılarsa, artık siz bilin ki o, ancak ve ancak Allah'ın bilgisi ile indirilmiştir ve şüphesiz ki O'ndan başka hiçbir tanrı yoktur. Artık siz teslim olanlar mısınız?

15- Kim, o yakın yaşamı ve onun süsünü istiyorsa, biz onlara kendi işlerini(n karşılığını) onda tastamam vereceğiz ve onlar onda (karşılıkça) eksiltilmeyecekler.

16- İşte onlar, o sonraki (yaşamda) kendileri için o ateşten başkası olmayacak kimselerdir. Ve onların emek verdikleri şeyler onda boşa gitmiştir ve işlemekte oldukları şeyler de geçersizdir.

17- Öyleyse (şimdiki hayatı ve süsünü isteyen kimse), kendisinin Efendisinden apaçık bir delil üzerindedir ve kendisini de O'ndan bir tanık (Kur'an) peşi sıra izlemektedir ve onun (Kur'an'ın) öncesinden de bir önder ve bir şefkat olarak Musa'nın kitabı (ile haber verilmiş) olan kimse gibi midir? İşte bunlar ona (Kur'an'a) inanırlar. Ve o gruplardan hangisi onu (ret ederek) örterse, artık ateş ona söz verilen yerdir. O halde sen ondan yana bir tereddüt içinde  olma. Şüphesiz ki o, senin Efendinden bir gerçektir, fakat hakikat şu ki o insanların tamamı (buna) inanmazlar.

18- Ve o kimseden daha haksızı kimdir ki o, Allah'a karşı bir yalan yakıştırmıştır? İşte onlar kendilerinin Efendisine sunulacaklardır ve o tanıklar da: " İşte şunlar, kendilerinin Efendisine karşı yalan söylemiş olan kimselerdir" diyecektir. Dikkat edin, Allah'ın dışlaması o haksızlık yapanların üzerinedir.

19- Onlar öyle kimselerdi ki, Allah'ın yolundan uzaklaştırırlardı ve onda bir eğrilik arama peşine düşerlerdi. Ve onlar o sonrakini (ret ederek) örtücülerin ta kendileriydi.

20- İşte onlar, o yerde yetersiz bırakıcı olamamışlardır ve onlar için Allah'ın berisinden (edindikleri) yakınların hiçbiri de onlar için (yardımcı) olmamıştır. O azap kendileri için kat kat arttırılacaktır. Onlar işitmeye tahammül eder değillerdi ve onlar görür de değillerdi.

21- İşte onlar öyle kimselerdir ki, kendi benliklerini ziyana sokmuşlardır ve onların yakıştırmakta oldukları şeyler de kendilerinden sapmıştır.

22- Onların sonraki (yaşamda) o en ziyan edenlerin ta kendileri olduklarında kuşku yoktur.

23- Şüphesiz ki o kimseler inanmışlar ve o düzgün işleri işlemişler ve kendilerinin Efendisine tevazu sahibidirler, işte onlar o bahçenin arkadaşlarıdır. Onlar onun içinde sürekli kalıcılardır.

24- Bu iki bölüğün örneği o kör ve o sağır olanla ve o gören ve o işiten gibidir. Bu ikisi örnek bakımından denk olur mu? Siz hiç hatırlamaz mısınız?

25- 26- Ve ant olsun ki biz Nuh'u kendi topluluğuna gönderdik. (Onlara): "Şüphesiz ki ben sizin için, siz Allah'tan başkasına sakın kulluk etmeyin diye (gönderilmiş) bir apaçık uyarıcıyım. Şüphesiz ki ben sizin üzerinize (gelecek) çok acı verici gün azabından kaygılanıyorum" (dedi).

27-Bunun üzerine kendi topluluğundan olan o ileri gelen gerçeği örtmüş olan kimseler: "Biz seni, bizim örneğimiz bir beşerden başkası olarak görmüyoruz ve biz seni, izlemiş olanları bizim en aşağılıklarımızın ta kendileri olan o görüş belirtemeyen kimselerimizden başkası olarak da görmüyoruz. Ve biz, sizin için bizim üzerimizde hiçbir üstünlük de göremiyoruz. Aksine biz sizin, yalancılar olduğunuz kanısına varıyoruz" dedi.

28- 29- 30- 31- O: "Ey topluluğum bana söyleyin, eğer ben Efendimden bir apaçık delil üzerinde isem ve O da bana kendi yanından bir şefkat vermiş de bu size köreltilmişse, siz onu çirkin görenler olduğunuz halde, biz sizi ona bağlayacak mıyız? Ve ey topluluğum, ben buna karşı sizden hiçbir mal da talep etmiyorum. Benim ödülüm Allah'tan başkasının üzerinde değildir. Ve ben inanmış olan kimseleri de asla kovucu değilim. Şüphesiz ki onlar kendilerinin Efendisi ile karşılaşıcıdırlar, fakat hakikat şu ki, ben sizi düşüncesizlik etmekte olan bir topluluk olarak görüyorum. Ve ey topluluğum, eğer ben onları kovarsam, Allah'tan (gelecek azaba karşı) bana kim yardım edebilir? Siz hiç hatırlamaz mısınız? Ve ben size 'Allah'ın depoları benim yanımdadır' demiyorum ve ben o algılanamayananı da bilmiyorum ve ben size 'Şüphesiz ki ben bir meleğim' de demiyorum ve ben gözlerinizin hor gördüğü kimseler için 'Allah onlara bir hayır asla vermeyecektir' de demiyorum. Allah, onların kendi benliklerinde olan şeyi daha iyi bilendir. (Eğer onları kovarsam) o takdirde şüphesiz ki ben o haksızlık yapanlardan olurum" dedi.

32- Onlar: "Ey Nuh, sen bizimle çok söz dalaşı yaptın, hem de bize karşı söz dalaşını çoğalttın. Eğer sen o doğru söyleyenlerden isen, senin bizi tehdit etmekte olduğun o şeyi haydi bize getir" dediler.

33- 34- O: "Onu, eğer dilerse size ancak ve ancak Allah getirir. Ve siz (Allah'ı) yetersiz bırakıcılar da asla olamazsınız. Ve eğer Allah sizi azdırmak istiyorsa, size içtenlikle öğüt vermek istesem de, benim içtenlikle öğüdüm size fayda vermez. O, sizin Efendinizdir ve siz yalnızca O'na döndürüleceksiniz" dedi.

35- Yoksa onlar (senin için): "Onu o yakıştırdı" mı diyorlar? Sen de ki: "Eğer ben onu yakıştırmış isem, suçum benim üzerimedir ve ben sizin (beni) suçlamakta olduğunuz şeyden ayrılıp uzaklaşanım."

36- 37- Ve Nuh'a: "Durum şu ki; Kendi topluluğundan (şimdiye kadar) inanmış olan kimselerden başkası asla inanmayacaktır. Artık sen onların yapmakta oldukları nedeniyle kötüye düşme. Ve sen bizim gözlerimiz(in önün)de ve vahyimizle o gemiyi emek vererek yap ve haksızlık yapmış olan kimseler hakkında da bana söz söyleme. Çünkü onlar batırılmış (olacak)lardır" diye vahyedildi.

38- 39- Ve o, o gemiye emek veriyor, kendi topluluğundan olan ileri gelenler de her ne zaman onun yanından geçip gitse, onu küçümsüyorlardı. O: "Eğer siz bizi küçümsüyorsanız, artık şüphesiz ki biz de, sizin bizi küçümsediğiniz gibi sizi küçümseyeceğiz. Kendisini rezil edecek bir azap kime gelecek ve bir sürekli azap kimin üzerine serbest olacak, artık siz ileride bileceksiniz" dedi.

40- Nihayet bizim buyruğumuz geldiği ve o tandır kaynadığı (sular fışkırmaya başladığı) zaman, biz (Nuh'a): "Sen, ona her çiftten ikişer ve o kimse ki söylenen (batırılma sözü) onun üzerine öne geçmiş dışında kendi aileni ve inanmış olan kimseyi yükle" dedik. Ne var ki onun beraberindeki pek az kimseden başkası inanmamıştı.

41- Ve o: "Siz ona binin, onun (suda) akması ve onun sabitleşmesi Allah'ın adınadır. Şüphesiz ki benim Efendim kesinlikle çok bağışlayıcıdır, şefkati süreklidir.

42- Ve o (gemi), onları o dağlar gibi dalgalarda akıtıyordu. Ve Nuh kendi oğluna ki o, uzak bir yerde idi: "Ey oğulcuğum, sen bizim beraberimizde (gemiye) bin ve o gerçeği örtücülerin beraberinde sakın olma" diye seslendi.

43- O: "Ben bir dağa sığınacağım, o beni o suda (boğulmakta)n sımsıkı saracaktır" dedi. (Nuh): "Bugün Allah'ın buyruğundan, kendisinin sürekli şefkat ettiği kimse dışında hiçbir sımsıkı sarıcı yoktur" dedi. Ve o dalga ikisinin arasına girdi böylelikle o da o batırılmışlardan oldu.

44-  Ve: "Ey yer, sen suyunu yut ve ey gök, sen de tut" denildi. Ve o su eksildi böylece o buyruk yerine getirildi ve o Cudi'nin üzerine denkleşti. Ve: "Uzaklık, o haksızlık yapanlar topluluğu içindir" denildi.

45- Ve Nuh, kendisinin Efendisine seslendi de: "Ey Efendim, benim oğlum şüphesiz ki benim ailemdendi ve şüphesiz ki senin sözün gerçektir ve sen o karar vericilerin en doğru karar vericisisin" dedi.

46- O: "Ey Nuh, şüphesiz ki o, senin ailenden değildi. Şüphesiz ki o (nun yaptığı) düzgün olmayan bir işti. Öyleyse sen o şeyde benden talep etme onun hakkında sana bir bilgi yoktur. Şüphesiz ki ben sana o düşüncesizlerden olursun diye öğüt veriyorum." dedi.

47- O: "Ey Efendim, şüphesiz ki ben o şeyde senden talep etmekten sana sığınırım ki onun hakkında bir bilgi bana yoktur. Ve eğer sen beni bağışlamazsan ve bana sürekli şefkat etmezsen, ben o ziyan edenlerden olurum" dedi.

48- Ona: "Ey Nuh, sana ve senin beraberindeki kimselerden olan toplumların üzerine bizden bir esenlikle ve bereketlerle bolluklarla (gemiden) in. (Sizden sonra) bir takım toplumlar olacak, biz onları da yararlandıracağız, sonra onlara da bizden çok acı verici azap dokunacaktır" denildi.

49- Bu, o algılanamayanın bir kısmının haberlerindendir, biz onu sana vahyediyoruz. Bundan önce sen ve senin topluluğun onu bilmiyordun. O halde sen direnç göster. Şüphesiz ki o (mutlu) son o korunanlar içindir.

50- 51- 52- Ve Ad'a da kendilerinin kardeşi Hud'u (gönderdik) o: "Ey topluluğum, siz Allah'a kulluk edin, O'ndan başka hiçbir tanrı sizin için değildir. Siz yakıştırma yapanlardan başkası değilsiniz. Ey topluluğum, ben buna karşı sizden hiçbir ödül talep etmiyorum. Benim ödülüm o kimseden başkasının üzerinde değildir ki O beni yarıp ortaya çıkarmıştır. Siz hiç bağlantı kurmaz mısınız? Ve ey topluluğum, siz Efendinizin bağışlamasını isteyin, sonra O'na itaate dönün ki O da sizin üzerinize o göğü(n yağmurunu) bol bol göndersin ve sizi kuvvet bakımından artırsın ve siz suç işleyenler olarak (başka tarafa) sakın yakınlaşmayın" dedi.

53- 54- 55- 56- 57- Onlar: "Ey Hud, sen bize apaçık bir belge getirmedin ve biz senin sözünden dolayı tanrılarımızı bırakıcılar hiç olmayacağız ve biz sana inananlar da hiç olmayacağız. Biz 'Bizim bir kısım tanrılarımız sana çok fena bir kötülükle yapışmış' tan başka bir şey de demiyoruz" dediler. O: "Şüphesiz ki ben Allah'ı tanık tutuyorum ve siz de tanık olun şüphesiz ki ben, sizin O'nun berisinden ortak koşmakta olduğunuz şeylerden ayrılıp uzaklaşanım. Haydi siz toplu olarak bana bir plân kurun sonra bana sakın baktırmayın. Şüphesiz ki ben, benim de Efendim ve (aynı zamanda) sizin de Efendiniz Allah'a güvenip dayandım. Hiçbir canlı yoktur ki O, onun perçeminden tutucu olmasın. Şüphesiz ki benim Efendim, doğruluğunu koruyan yol üzerindedir. Yok eğer siz (başka tarafa) yakınlaşırsanız, ben onunla gönderildiğim şeyi size kesinlikle ulaştırdım. Ve benim Efendim başka bir topluluğu size ardıl yapar. Ve siz de O'na hiç bir şeyle zarar veremezsiniz. Şüphesiz ki benim Efendim, her bir şeyin üzerinde bir koruyucudur" dedi.

58- Ve bizim buyruğumuz geldiğinde, biz Hud'u ve onun beraberindeki inanmış olan kimseleri, bizden bir şefkatle kurtardık. Ve biz onları bir kaskatı azaptan kurtardık.

59- Ve bu Ad, onlar kendilerinin Efendisinin delillerini ısrarla reddettiler ve O'nun elçisine baş kaldırdılar ve her zorba inatçının buyruğunu izlediler.

60- Ve onlar o yakın (yaşamda) da ve o kalkışın gününde de bir dışlamayı izlediler. Dikkat edin şüphesiz ki Ad, kendilerinin Efendisini(nden gelen gerçeği) örttüler. Dikkat edin, uzaklık Hud'un topluluğu Ad içindir.

61- Ve Semud'a da kendilerinin kardeşi Salih'i (gönderdik) o: "Ey topluluğum, siz Allah'a kulluk edin, O'ndan başka hiçbir tanrı sizin için değildir. O, sizi o yerden (topraktan) geliştirdi ve onda size ömür verdi. O halde siz O'nun bağışlamasını isteyin sonra O'na itaate dönün. Şüphesiz ki benim Efendim (kullarına) yakındır, (çağrılarını) cevaplandırandır" dedi.

62- Onlar: "Ey Salih, sen bundan önce bizim içimizde kesinlikle (iyi şeyler) beklenen biriydin. Sen bizi kendi atalarımızın kulluk etmekte olduğu şeylere, kulluk etmeyi sürdürmekten vaz mı geçiriyorsun? Ve şüphesiz ki biz, senin bizi kendisine çağırmakta olduğun şeyden dolayı kesinlikle bir kuşku verici kararsızlık içindeyiz" dediler.

63- 64- O: "Ey topluluğum bana söyleyin, eğer ben Efendimden apaçık bir belge üzerinde isem ve O da bana kendisinden bir şefkat vermişse, o takdirde Allah'tan (gelecek azaba karşı) bana kim yardım edebilir, eğer ben O'na başkaldırırsam? Bu durumda siz benim ziyanımdan başkasını arttırmamış oluyorsunuz. Ve ey topluluğum, bu Allah'ın dişi devesi (gözle görülen) bir delil olarak sizin içindir. Onu bırakın da Allah'ın yerinde yesin ve siz ona en ufak bir kötülükle dahi sakın dokunmayın, yoksa bir yakın azap sizi tutar" dedi.

65- Buna rağmen onlar ayaklarını keserek onu öldürdüler. Bunun üzerine o: "Siz, yurdunuzda üç gün daha yararlanın. Bu, yalanlanmamış bir sözdür" dedi.

66- Ne zaman ki bizim buyruğumuz geldi, biz Salih'i ve onun beraberindeki inanmış olan kimseleri, bizden bir şefkatle o günün rezilliğinden kurtardık. Şüphesiz ki senin Efendin, mutlak kuvvetlinin, mutlak üstünün ta kendisidir.

67- Ve haksızlık yapmış olan kimseleri o çığlık tutuverdi de böylece onlar yurtlarında diz üstü çökenler oluverdiler.

68- Onlar onda ihtiyaçsızlık içinde hiç yaşamamış gibi oldular. Dikkat edin, şüphesiz ki Semud kendilerinin Efendisini(nden gelen gerçeği) örttüler. Dikkat edin, uzaklık Semud içindir.

69- Ve ant olsun ki bizim elçilerimiz ibrahim'e o müjdeyi getirdi, onlar: "Selâm" dediler. O da: "Selâm" dedi. Hemen bir kızarmış buzağıyı getirmede gecikmedi.

70- Ne zaman ki o, onların ellerinin ona ilişmez olduğunu gördü, onları yadırgadı ve onlardan dolayı içine bir kaygı düşürdü. Onlar: "Sen sakın kaygılanma, şüphesiz ki biz Lût topluluğuna gönderildik" dediler.

71- Ve onun karısı da ayakta idi, bunun üzerine güldü. Akabinde biz de ona İshak'ı ve İshak'ın ardından da Yakub'u müjdeledik.

72- O (karısı): "Eyvah bana, ben yetersiz ve şu kocam da ihtiyar olduğu halde, ben doğuracak mıyım? Şüphesiz ki bu, kesinlikle bir şaşırtıcı şey" dedi.

73- Onlar: "Siz, Allah'ın buyruğundan dolayı mı şaşıyorsunuz? Allah'ın şefkati ve O'nun bereketleri bollukları sizin üzerinizedir, ey o evin mensupları. Şüphesiz ki O, övgüye lâyıktır, şanı yücedir" dediler.

74- Ne zaman ki İbrahim'den o ürkme gitti ve kendisine o müjde geldi o, Lût'un topluluğu hakkında bizimle söz dalaşına başladı.

75- Şüphesiz ki İbrahim, kesinlikle yumuşak davranan, başkaları için üzüntü duyan, içten yönelendi.

76- (Onlar): "Ey İbrahim, sen bundan ilgisiz kal. Gerçek şu ki, senin Efendinin buyruğu kesinlikle gelmiştir. Ve şüphesiz ki geri döndürülmemiş bir azap onlara gelicidir" (dediler).

77- Ve bizim elçilerimiz Lût'a geldiğinde o, müdahale gücü olmadığı için onlar yüzünden kötüleşti ve onlar yüzünden daraldı ve: "Bu, bir sıkı gündür" dedi.

78- Ve kendisinin topluluğu, koştura koştura ona geldi ve onlar önceden de o kötülükleri işlemekte idiler. O: "Ey topluluğum, şunlar benim kızlarım, onlar sizin için daha temizdir, o halde siz Allah'a karşı korunun ve konuklarımın içinde beni sakın rezil etmeyin. Sizden hiç mi bir olgun davranan adam yok?" dedi.

79- Onlar: "Ant olsun ki bizim senin kızlarında hiçbir hakkımız  olmadığını sen bilmişsindir. Ve şüphesiz ki bizim neyi istemeyeceğimizi de sen kesinlikle biliyorsun" dediler.

80- O: "Eğer ki size karşı bir kuvvet bende olsaydı, veya bir çetin dayanağa sığınabilseydim, (size karşı koyardım)" dedi.

81- (Elçiler): "Ey Lût, biz senin Efendinin elçileriyiz onlar sana asla ilişemeyecekler. Artık sen geceden bir kesitte karın hariç kendi mensuplarını yürüt ve sizden hiçbiri arkasına (kalan kimseye) eğilim göstermesin. Gerçek şu ki, onlara değmiş olan şey ona da değicidir. Şüphesiz ki onların söz verilen zamanları (azap vakitleri) o sabahtır. O sabah da çok yakın değil midir?" dediler.

82- 83- Ne zaman ki bizim buyruğumuz geldi, biz onun (şehrin) üstünü onun altına getirdik ve onun üzerine de senin Efendinin yanından alametlenmiş olarak pişirilmiş çamurdan birbirini izleyen taşlar yağdırdık. Ve o (şehir) o haksızlık yapanlardan çok uzakta değildir.

84- 85- 86- Ve Medyen'e de kendilerinin kardeşi Şuayb'ı (gönderdik) o: "Ey topluluğum, siz Allah'a kulluk edin, O'ndan başka hiçbir tanrı sizin için değildir. Ve siz o ölçeği ve o tartıyı sakın eksik yapmayın. Şüphesiz ki ben sizi hayır (bolluk) içinde görüyorum ve şüphesiz ki ben sizin üzerinize (gelecek) bir kuşatıcı gün azabından kaygılanıyorum. Ve ey topluluğum siz o ölçeği ve o teraziyi hakkaniyetli olarak tastamam yapın ve o insanların eşyalarını(n değerini) sakın düşük tutmayın ve bu yerde bozucular olarak sakın karışıklık çıkarmayın. Eğer siz inananlar iseniz, Allah'ın kalıntısı (bıraktığı kazanç) sizin için daha hayırlıdır. Ve ben sizin üzerinize koruyucu değilim" dedi.                      
87- Onlar: "Ey Şuayb, kendi atalarımızın kulluk etmekte olduğu şeyleri veya kendi mallarımızda dileyeceğimiz şeyleri yapmayı bırakmamızı, sana elçilik görevin mi buyuruyor? Oysa sen kesinlikle o yumuşak davrananın o olgun davrananın ta kendisisin" dediler.

88- 89- 90- (Şuayb): "Ey topluluğum bana söyleyin, eğer ben Efendimden apaçık bir belge üzerinde isem ve O da beni kendisinden bir iyi rızıkla rızıklandırmışsa (sizi vazgeçirmekten nasıl geri dururum?) Ve ben sizi kendisinden vazgeçirmeye çalıştığım şeylerde size aykırı düşmek istemiyorum. Ben, gücüm yettiğince (yanlışlarınızı) düzeltmekten başka bir şey istemiyorum. Benim uzlaşmam Allah'tan başkasına da değildir (sizinle asla uzlaşmam). Ben O'na güvenip dayandım ve ben yalnızca O'na içtenlikle yönelirim.Ve ey topluluğum, bana karşı olan bu ayrışma, Nuh'un topluluğuna veya Hud'un topluluğuna veya Salih'in topluluğuna değdirilmiş olan şeyin bir örneğinin size de değdirilmesine sakın sebep olmasın. Ve Lût'un topluluğu sizden çok uzakta da değildir. Ve siz Efendinizin bağışlamasını isteyin, sonra yalnızca O'na itaate dönün. Şüphesiz ki benim Efendim şefkati süreklidir, (kullarını) gönülden arzu edendir" dedi.

91- Onlar: "Ey Şuayb, biz senin söylemekte olduğun şeylerden birçoğunu kavramıyoruz ve biz seni bizim içimizde kesinlikle zayıf olarak görüyoruz. Ve eğer senin küçük topluluğun olmasaydı, seni kesinlikle taşlardık. Ve sen bizim üzerimizde üstün biri de değilsin" dediler.

92- 93- O: "Ey topluluğum, küçük topluluğum size Allah'tan daha mı üstündür ki, siz O'nu sırt çevirerek öteleyeceğiniz bir şey edindiniz? Şüphesiz ki benim Efendim sizin işlemekte olduğunuz şeyleri kuşatıcıdır. Ve ey topluluğum, siz durumunuzun gereği üzere işleyin. Şüphesiz ki ben de işleyiciyim. Kimmiş kendisini rezil edecek bir azap gelecek olan ve kimmiş o yalancı siz ileride bileceksiniz. Artık siz gözetleyin şüphesiz ki ben sizin beraberinizde gözetleyiciyim" dedi.

94- Ve bizim buyruğumuz geldiğinde biz Şuayb'ı ve onun beraberindeki inanmış olan kimseleri, bizden bir şefkatle kurtardık. Ve haksızlık yapmış olan kimseleri ise o çığlık tutuverdi de böylece onlar yurtlarında diz üstü çökenler oluverdiler.

95- Onlar onda ihtiyaçsızlık içinde hiç yaşamamış gibi oldular. Dikkat edin, uzaklık Medyen içindir, Semud'un uzaklığı gibi.

96- 97- Ve ant olsun ki biz Musa'yı, bizim (gözle görülen) delillerimizle ve bir apaçık yetkiyle, Firavun'a ve onun ileri gelenlerine gönderdik, fakat onlar Firavun'un buyruğunu izlediler. Oysa Firavun'un buyruğu olgun davranış değildi. 

98- O, o kalkışın günü kendi topluluğunun önüne geçecek, böylece o onları o ateşe vardırmıştır. Ve o ne kötü yerdir o varılmış yer.

99- Ve onlar bunda (şimdiki yaşamda) ve o kalkışın gününde dışlamayı izlediler. O ne kötü armağandır o verilmiş armağan.

100- Bu, o kasabaların bir kısmının haberlerindendir, biz onu sana anlatıyoruz. Onlardan kimi ayaktadır, ve (kimi de) biçilmiştir.

101- Ve biz onlara haksızlık yapmadık, fakat onlar kendi benliklerine haksızlık yaptılar. Kendilerinin o tanrıları ki onları Allah'ın berisinden çağırıyorlardı, artık senin Efendinin buyruğu geldiğinde kendilerini hiçbir şeyden ihtiyaçsız kılmadı ve onlara yıkımdan başkasını da arttırmadı.

102- Ve o kasabaları onlar haksızlık yapan haldeyken tuttuğu zaman, senin Efendinin tutması işte böyledir. Şüphesiz ki O'nun yakalaması çok acı vericidir, çok çetindir.

103- Şüphesiz ki o sonraki (yaşamın) azabından kaygılanmış olan kimse için bir delil kesinlikle bundadır. Bu, bir gündür ki o insanlar onun için toplanmışlardır. Ve bu, bir tanık olunmuş gündür.

104- Ve biz onu bir sayılanmış süreden başkası için sonralamıyoruz.

105- O gün gelecek, hiçbir benlik O'nun onayı olmadıkça iletişim kuramayacak. Artık onlardan kimi mutsuzdur ve (kimi de) mutludur.

106- Şimdi mutsuz olmuş olan kimselere gelince, artık onlar o ateşin içindedirler. Onun içinde bir inilti ve bir soluma, onlar içindir.

107- Onlar, o gökler ve o yer daimi olduğu sürece onun içinde sürekli kalıcılardır, senin Efendinin dilemesi başka. Şüphesiz ki senin Efendin neyi isterse kesinlikle yapandır.

108- Ve mutlu olmuş olan kimselere gelince, artık onlar o bahçededirler ki gökler ve o yer daimi olduğu sürece onun içinde sürekli kalıcılardır senin Efendinin dilemiş olması başka. Bu, kesintiye uğramamış bir sunumdur.

109- Artık sen şunların kulluk etmekte olduğu şeylerden yana sakın bir tereddüt içinde olma. Onlar önceden kendi atalarının kulluk etmekte olduğundan başka bir şekilde kulluk etmiyorlar. Ve şüphesiz ki biz onlara hisselerini kesinlikle eksiltilmemiş olarak tastamam vericileriz.

110- Ve ant olsun ki biz Musa'ya o kitabı verdik de onda aykırı düşüldü. Ve eğer senin Efendinden öne geçmiş bir kelime olmasaydı, onların arasında (karar) kesinlikle yerine getirilirdi. Ve şüphesiz ki onlar (Mekkeliler), ondan kesinlikle bir kuşku verici kararsızlık içindedirler.

111- Ve şüphesiz ki senin Efendin onların her birine kendi işlerini(n karşılığını) kesinlikle ve kesinlikle tastamam verecektir. Şüphesiz ki O, onların işlemekte olduğu şeyleri en iyi haber alıcıdır.

112- O halde sen, buyurulduğun gibi dosdoğru ol ve senin beraberindeki (itaate) dönmüş olan kimse de (dosdoğru olsun) ve siz sakın taşkınlık yapmayın. Şüphesiz ki O, sizin işlemekte olduğunuz her şeyi görücüdür.

113- Ve siz, haksızlık yapmış olan kimselere sakın dayanmayın, yoksa o ateş size de dokunur. Ve Allah'ın berisinden yakınlardan hiç kimse sizin için yoktur, sonra siz yardım da edilmezsiniz.

114- Ve sen, o gündüzün iki ucunda ve o geceden de  (gündüze) yakın kısımda o kulluk görevini ayakta tut. Şüphesiz ki o iyilikler o kötülükleri giderir. Bu, o hatırlayıcılar için bir hatırlatmadır. 

115- Ve sen, direnç göster. Şüphesiz ki Allah, o iyilik edenlerin ödülünü kayba uğratmaz.

116- Şimdi, sizden önceki o kuşaklardan kalıntı (varlık) sahipleri, o yerde o bozuculuktan vazgeçiriyor olmalı değil miydi? O kimselerden içlerinden kurtardığımız pek azı dışında (bunu yapmamıştı). Ve haksızlık yapmış olanlar, içinde refahla şımartıldıkları şeyleri izlemişler ve suç işleyenler olmuşlardı.

117- Ve senin Efendinin o kasabaları onun mensupları düzelticiler oldukları halde iken, haksızlıkla yok etmesi olası değildir.

118- 119- Ve eğer senin Efendin dileseydi, o insanları kesinlikle bir tek toplum yapardı. Ve onlar Senin Efendinin sürekli şefkat ettiği dışında aykırı düşenler olmaktan geri kalmazlar. Ve O
onları buna uygun (birbirleri ile ayrışmaya müsait olarak) yaratmıştır. Ve senin Efendinin: "Ben cehennemi kesinlikle ve kesinlikle o cinlerden ve o insanlardan toplu olarak dolduracağım" kelimesi (merhameti hak etmemeleri neticesinde) tamam oldu.

120- Ve biz, o elçilerin bir kısmının haberlerinden, bizim onunla senin gönlünü sabitleştireceğimiz şeylerin hepsini sana anlatıyoruz. Ve sana bunlarda o gerçek ve o inananlara bir öğüt ve bir hatırlatma gelmiştir.

121- 122- Ve sen inanmaz kimselere de ki: "Siz durumunuzun gereği üzere işleyin, şüphesiz ki biz de işleyicileriz. Ve siz bakının şüphesiz ki biz de bakınanlarız."

123- Ve o göklerin ve o yerin algılanamayananı Allah'a aittir. Ve o işlerin hepsi yalnızca O'na döndürülecektir. O halde sen O'na kulluk et ve O'na güvenip dayan. Ve senin Efendin sizin işlemekte olduğunuz şeylerden asla duyarsız değildir.