24 Haziran 2025 Salı

Sebe s. 19. Ayeti Örneğinde Fiili Duanın Hayata Yansıması

İçimizden herhangi birimize "Dua nedir" diye sorulduğunda, aklına gelecek ilk cevap, "El açıp Allah'a yakarmak" şeklinde bir cevap gelecektir. Bu cevap elbette yanlış bir cevap değildir, fakat eksik bir cevaptır. Bugün Müslümanlar olarak dua konusundaki bu eksik bilginin yansımalarını maalesef görmekteyiz.

Kur'an bize her konuda yol gösterdiği gibi, dua konusunda da yol göstermekte, bu yol işaretleri özellikle kıssa yollu anlatımlar içinde kendisini bulmaktadır. Duayı 1- Kavli dua, 2- Fiili dua şeklinde ikiye ayırmak mümkündür. Fiili dua olmadan kavli duanın hiçbir işe yaramayacağı da yine bize o anlatımlar içinde Allah'ın yardım vaadinin onu hak etmeyle yakında alakalı olduğu bildirilmektedir.

Sebe suresini okuduğumuzda surenin 15. ve 21. ayetlerinde "Sebe" adlı bir topluluktan bahsedilmektedir. Bu topluluk bir refah toplumu iken, Allah onları ters kepçe etmiş ve zenginliklerini ellerinden almıştır. İşte onların bu ters kepçe getirilme hallerinin ne şekilde meydana geldiği, fiili duanın etkisini anlamamız açısından önemli bir örneklik sergilemektedir.

Kıssanın ayet mealleri şöyledir.

--- 15- Ant olsun ki Sebe için kendi durulma yerlerinde bir ayet vardı. Biri sağdan biri soldan iki bahçeleri vardı (ve onlara): "Efendinizin rızkından yeyin ve O'na şükredin. Bir temiz yöre ve bir çok bağışlayıcı Efendi(niz var)" (denilmişti).

--- 16- Bu uyarıya kayıtsız kaldılar, bunun üzerine biz de onların üzerine o barajın selini gönderdik ve onların iki bahçelerini yemişi (yenmeyecek derece) ekşiliğe ve acılığa ve az bir şey de bir sedirden (ağaca) sahip iki bahçeyle değiştirdik. 

--- 17- Bu, (gerçeği) örtmeleri nedeniyle onlara bizim karşılığımızdır. O (gerçeği) örtenlerden başkasına (böyle) karşılık verir miyiz?

--- 18- Ve onların arasında ve oraları berekenlendirdiğimiz o kasabalar arasında görünen kasabalar da oluşturmuş ve "Oralarda geceleri ve gündüzleri oralarda güvenliler olarak yürüyün" (diyerek) oralarda o (güvenli) yürümeyi ölçülemiştik.

--- 19- Buna rağmen onlar: "Ey Efendimiz seferlerimizin arasını uzaklaştır" dediler ve kendi benliklerine haksızlık ettiler, bunun üzerine biz de onları olmuş geçmiş bir olay haline dönüştürdük ve onları bir parçalanmayla tamamen parçaladık. Şüphesiz ki işte bunda, her bir çokça direnip gayret eden, her bir şükreden için kesinlikle ayetler vardır.

--- 20- Ve ant olsun ki İblis, onların hakkındaki kendi kanaatini doğrulamış, o inananların bir bölüğü dışında ona takılmışlardı.

--- 21- Ve onun, o sonrakine inanan kimseyi, ondan bir kuşku içinde olan o kimseden bilmemiz dışında onların üzerinde hiçbir yetkisi olmadı. Ve senin Efendin her şeyin üzerinde bir kollayıcıdır.

Bizim bu kıssada dikkati çekmek istediğimiz nokta, kıssanın 19. ayetidir. Ayeti okuduğumuz zaman, o toplumun bir duasını görmekteyiz. Aslında bu dua o toplumun el açıp yalvararak, Allah'a nida eder bir yolla, yani kavli dua yoluyla değil, fiili dua dediğimiz yaşayarak ve fiiliyata dayanan bir yolla yapılan dua, yani hak ediş neticesinde gerçekleşmiş bir olaydır.

Allah (c.c.) Sebe toplumuna bir toplumun refah içinde olması demek olan tüm imkanları bahşettiğini beyan etmekte, bunun karşılığında ise onlardan kendisine şükretmelerini nankörlük etmemelerini istemektedir. Fakat bu toplum şükür yerine nankörlüğü seçmiş, bu seçişin sonunda ise ters kepçe edilmişlerdir.

Onların bu nankörlükleri kavli dua formuyla anlatılmasına rağmen, fiili dua formuyla yani hayat içinde yaşanan olayların bir neticesi olarak gerçekleşmiştir. İşte fiili duanın önemini bu anlatıdan da öğrenebiliyoruz.

Dua etmek demek, sadece iyi şeyleri Allah'tan istemek anlamına gelmez, toplumlar yaşamlarında kötü örnekler sergileyerek de, Allah'a dua edebilir, yani yok oluşlarını hak etmeleri için gereken alt yapıyı kendileri oluşturabilir.

Bir toplum yok edilmek veya nimetlerin elinden alınması için Allah'a nasıl dua eder, Sebe toplumu örneğinde görülmektedir.

Bir toplum eğer elindeki maddi imkanları, yaşadığı dünyanın daha güzel olması için harcamadığı takdirde, "Allah'ım bizi yok et" şeklinde bir yakarışta bulunmaktadır.

Bir toplum eğer Allah'ın kendisine ahlaki sorumlulukları terk ederek, gayri ahlaki tavırlar içinde bir yaşam sergilemekte ise, "Allah'ım bizi yok et" şeklinde bir yakarışta bulunmaktadır.

Bir toplum eğer Allah'ın kendisine yüklediği düşmanı ile nasıl savaşması gerektiğini terk ederek, "Allah'ım bizi muzaffet et" şeklinde kavli dua da bulunuyorsa, bu duanın gerçeği "Allah'ım bizi yok et" şeklinde yapılan bir fiili duadır. Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür.

Burada kavli dua olarak bildiğimiz dua formunu elbette ret etmiyoruz. Ancak fiili dua olmadan kavli duanın hiçbir işe yaramayacağını hatırlatmak istiyoruz. Sebe toplumunun başına gelenler fiili olarakyaptıkları duanın, yani yaşamlarında şükretmeyi değil nankörlük etmeyi seçmelerinin bir sonucu olduğu unutlmamalıdır.

                                              EN DOĞRUSUNU ALLAH (C.C.) BİLİR.


22 Haziran 2025 Pazar

Ahzab s. 69. Ayeti Çerçevesinde Kur'an Okumalarımızın Serencamı

 Kur'an okuma ve anlama çalışmaları yüzyıllardır sürmekte, kıyamete kadar da sürecektir. Bu çalışmalar genellikle "Tefsir" adı verilen bir yöntem dahilinde yapılmaktadır. Bugün İslam coğrafyasının genelinde adedini bilmediğimiz kadar tefsir yazılmış, halen de yazılmaya devam etmektedir. Bu tefsir faaliyetlerinin Kur'an'ı anlama noktasındaki faydaları elbette yadsınamaz.

Biz bu yazımızda, tefsir çalışmalarında çokça rastladığımız, konuyla alakası olmadığı halde asıl mesajı öteleyen bazı yorumlara dikkat çekmek istiyoruz. Böyle bir çalışma Kur'an'ın başından sonuna bütün ayetleri için yapılmış olsa büyük bir hacim tutacağı da aşikardır.

Özellikle kıssa anlatımlarında yapılan tefsirler de akla ziyan yorumların yapıldığı, tefsir okurlarınca malumdur. Ahzab s. 69. ayeti ile ilgili yapılan tefsirlere baktığımızda da asıl mesajı öteleyen ve hiçbir dayanağı olmayan bilgilerin sayfaları doldurduğunu görebiliriz.

Ayetin metni ve meali şöyledir:

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تَكُونُوا كَالَّذ۪ينَ اٰذَوْا مُوسٰى فَبَرَّاَهُ اللّٰهُ مِمَّا قَالُواۜ وَكَانَ عِنْدَ اللّٰهِ وَج۪يهاً 

------ Ey inanmışlar, Musa'yı rahatsız edenler gibi olmayın. Böyle bir durumda Allah onu onların söylediklerinden berileştirmişti. Ve Allah'ın yanında saygın biriydi.

Bu ayet ile ilgili tefsirlere baktığımızda, ilk olarak Musa'ya ne gibi rahatsızlıklar verildiği yönündeki yorumlara rastlamaktayız. Bu yorumların hiçbiri Kur'an kaynaklı olmadığı gibi gaybı taşlamaktan öteye gitmemektedir.

Halbuki ayeti okuduğumuz zaman ilk bakmamız gereken olayın bu tarafı değildir. Eğer bakılması gereken olayın bu tarafı olsaydı, ayette bu konu ile ilgili ayrıntılı bir bilgi bize verilirdi. Bize böyle bir bilgi verilmediğine göre, demek ki bakılması gereken taraf olayın kendisi değildir.

Öyleyse bu ayeti anlamaya önce nereden başlayabiliriz?

Kur'an okuma anlama çalışmalarında bağlamın yani ayetlerin konu bütünlüğünün önemi oldukça büyüktür. Bir ayeti anlamanın yolu o ayetle ilgili sure ve Kur'an bütünlüğünü dikkate alarak yapılacak çalışmadır.

Bu sureye baktığımızda ilk ayetlerin evlatlıklar ile ilgili genel geçer anlayışın değiştirilerek Allah'ın bu konudaki hükmünün ortaya konulması olduğu görülecektir. Evlenme yasaklarına baktığımızda da oğulların eşleri ile evlenmenin yasak olduğu görülecektir (Nisa s. 23).

Bunları toplayarak okuduğumuz zaman, Zeyd adlı kişinin o gün Nebi'nin bir evlatlığı olarak bilinmesi üzerinden yeniden bir durum düzenlemesi yapılmakta, bu durumda olan kişilerin asla kendi oğulları gibi olmadığı beyan edilmektedir. 

Bu durumun toplum nazarında daha net ve uygulamalı olarak anlaşılması ise Zeyd'in boşadığı eşinin Nebi ile evlendirilmesi yoluyla yapılmaktadır. Önceki genel geçer duruma göre Zeyd, Nebi'nin bir oğlu olduğu için onun boşadığı eski eşi ile babası olarak bilinen Nebi'nin evlenmesi imkansızdır. Çünkü böyle bir durum ahlaki bir sorun doğuracaktır.

Fakat Allah (cc) toplum nazarındaki bu bilgiyi kaldırmış, kaldırılan bu bilginin uygulamalı hayata geçirilmesini de Zeyd'in boşadığı eski eşi Nebi ile evlendirerek yapmıştır.

Buraya kadar olan bilgileri sureyi okuyarak daha iyi anlayabiliriz. Bizi daha fazla ilgilendiren konu olayın evlilik boyutundan ziyade, bu evliliğin o gün bazı kimseler (hoş bugün de dedikodu malzemesi yapanlar yok değil) tarafından dedikodu malzemesi yapılmasıdır.

İşte Ahzab s. 69. ayeti burada devreye girmektedir.

Ayetin özellikle "Musa'yı rahatsız edenler" şeklinde ifade edilmesi Medine'nin nüfus yapısı ile ilgilidir. O günün Medinesinin Yahudilerin yoğun olarak yaşadığı ve bu Yahudilerin bir kısmının Kur'an'ın "Münafık" olarak vasıflandırdığı insanlardan oluştuğu bir vakıadır.

İşte burada ayetin bu şekilde bir ifade kullanması manidardır. Çünkü samimi bir inanan kişi Nebiyi rahatsız edecek hiçbir söz ve davranış içinde olamaz, eğer oluyorsa bu kişinin kalbinde bir bozukluk vardır.

Ayet kalbinde bozukluk olan kişileri hedef alarak, önceden Musa'nın nasıl bu dedikodulardan kurtardıysa, Nebi'nin de bu dedikodulardan kurtaracağını beyan etmektedir. Çünkü minafıklıkta başı çeken kimseler Yahudilerdir.

Asıl amacımız Bu ayetin üzerinde konuşmak olmadığını yeniden hatırlatmak isteriz. Asıl amacımız, ayetlerin asıl mesajının ötelenmemesi gerektiği, bilgi verilmeyen konular üzerinde gaybın taşlanmaması, bir ayeti okuma anlama çalışması yaparken bilgi verilmeyen konular üzerinde gayb taşlaması yapılmaması, asıl mesajın ne olabileceği yönünde bir okuma yapılması noktasında hatırlatmalarda bulunmaktır. 

Çünkü bu ayetin tefsiri ile ilgili bilgiler asıl mesajın ötelenerek alakasız bir konu üzerinde sayfa doldurmanın örneklerinden birini yansıtmaktadır.

                             EN DOĞRUSUNU ALLAH (C.C.) BİLİR.


AHZAB SURESİ ÇEVİRİSİ

 1- Ey o haberci, sen Allah'a karşı korun ve o gerçeği örtücülere ve o ikiyüzlülere sakın itaat etme. Şüphesiz ki Allah, en iyi bilicidir, mutlak bilgedir. 

2- Ve sen, Efendinden sana vahyedilmekte olan şeyi izle. Şüphesiz ki Allah, sizin işlemekte olduğunuz şeyleri en iyi haber alıcıdır.

3- Ve sen, Allah'a güvenip dayan. Ve Allah dayanak olarak yeter.

4- Allah, iki kalbi hiçbir adamın (göğüs) boşluğunun içine koymadı. Ve eşlerinizi ki siz onlardan sırt çeviriyorsunuz onların hiçbirini sizin anneleriniz de yapmadı. Ve sizin (oğullarınız olarak) çağırdıklarınızı da sizin (gerçek) oğullarınız yapmadı. Bu, sizin kendi ağızlarınızın demesidir. Ve Allah, o gerçeği der ve O, o doğru yola iletir.

5- Siz onları, kendi babalarına nisbetle çağırın. O, Allah'ın yanında daha hakkaniyetlidir. Yok eğer siz, onların babalarını bilmediyseniz, artık onlar (size yüklenen) o yükümlülükte sizin kardeşleriniz ve yakınlarınızdır. Ve o şeyde hiçbir sakınca sizin üzerine yoktur ki siz o konuda hataya düştünüz, fakat sizin kalplerinizin kastettiği şeyde (vardır). Ve Allah, çok bağışlayıcıdır, şefkati süreklidir.

6- O haberci, o inananlara kendi benliklerinden daha yakındır ve onun eşleri de onların anneleridir. Ve o rahimlerin sahipleri (akrabalar) onların bazısı bazısına (mirasta) Allah'ın yazgısında o inananlardan ve o göçenlerden daha yakındır, sizin kendi yakınlarınıza benimsenmişe göre (vasiyet) yapmanız başka. Bu, o kitapta satırlan(arak yazıl)mıştır.

7- 8- Ve bir zaman biz o habercilerden yeminle bağlanmış sözlerini almıştık ve senden ve Nuh'tan ve İbrahim'den ve Musa'dan ve Meryem'in oğlu İsa'dan. Ve biz onlardan bir yeminle bağlanmış kaskatı söz almıştık ki o doğru söyleyenlere doğruluklarından (bilgi) talep edelim. Ve O, çok acı verici azabı o gerçeği örtücüler için hazırlamıştır.

9- Ey inanmış olan kimseler, Allah'ın sizin üzerinizdeki gönencini hatırlayın. Hani size (düşman) askerler gelmişti de biz onların üzerine bir rüzgar ve bir ordu göndermiştik ki siz onu göremiyordunuz. Ve Allah, sizin işlemekte olduğunuz şeyleri görücüdür.

10- O zaman onlar size, üstünüzden ve en aşağınızdan gelmişler ve o zaman o gözler yamulmuş ve o kalpler gırtlaklara ulaşmış ve siz de Allah'a karşı o türlü türlü kanılarda bulunuyordunuz. 

11- İşte o anda o inananlar yoklanmış ve sarsıldıkça sarsılmışlardı.

12- Ve o zaman o ikiyüzlüler ve o kimseler ki bir hastalık kendi kalplerindedir: "Allah ve O'nun elçisi bize bir aldatmadan başka söz vermedi" demeye başlamıştı.

13- Ve o zaman onlardan bir zümre: "Ey Yesrib'in mensupları, hiçbir duracak yer sizin için değildir, haydi siz dönün" demişti. Ve içlerinden bir bölük: "Şüphesiz ki bizim evlerimiz açıktır (korumasız durumdadır)" diyerek o haberciden onay istiyordu, oysa onlar (evler) açık değildi. Kendileri bir kaçıştan başka bir şey istemiyorlardı.

14- Ve eğer onların üzerine onun (Yesrib'in) çevrelerinden girilse, sonra onlardan o ayartma(yı körüklemeleri) talep edilse, ona kesinlikle geleceklerdi ve onu kolayca yapmaya hiç gecikmeyeceklerdi.

15- Ve ant olsun ki onlar önceden o arkaları (başka tarafa) yakınlaştırmayacaklarına dair Allah'a bağlılık sözü vermişlerdi. Ve Allah'a verilen bağlılık sözleşmesi bir sorumluluktur.

16- Sen de ki: "Eğer siz o ölümden veya o öldürülmeden kaçsanız da, o kaçış size asla fayda vermeyecek ve (kaçabildiğiniz) takdirde de siz pek az (bir zaman)dan başka yararlanamayacaksınız."

17- Sen de ki: "Allah'tan sizi sımsıkı saracak o kişi kimdir, eğer ki O bir kötülüğü sizin için isterse veya bir şefkati sizin için isterse?" Onlar, Allah'ın berisinden bir yakını ve bir yardımcıyı kendileri için bulamayacaklardır.

18- Allah, içinizden o engelleyicileri ve kardeşlerine o "Bize katılın" deyicileri kesinlikle biliyor. Ve onların pek azından başkası o savaşa gelmezler.

19- (Gelseler de) size karşı tamahkar olarak (gelirler). Artık o kaygı geldiği zaman sen onları,  gözleri dönerek sana bakmakta olduklarını görürsün o kimse gibi ki kendisine o ölümden (dolayı baygınlık) kaplamaktadır. Artık o kaygı gittiği zaman da, onlar size o hayra karşı tamahkar olarak demir (gibi) dilleriyle sataşırlar. İşte onlar inanmamışlardır, bu yüzden Allah da onların kendi işlerini boşa gidermiştir. Ve bu, Allah'a göre bir kolaylıktır. 

20- Onlar hesap ediyorlar ki o gruplar gitmediler. Ve eğer o gruplar (tekrar) gelirse, gönülden arzu ederler ki kendileri belirgin düz arazide o bedevilerin içinde olsalar da sizin haberlerinizden (bilgi) talep etsinler. Ve eğer onlar sizin içinizde olsalardı, pek azından başkası savaşmayacaktı.

21- Ant olsun ki Allah'ı ve o sonraki günü bekleyen ve Allah'ı çok hatırlayan kimse için, Allah'ın elçisindeki en iyi iyileştiricilik sizin içindir.

22- Ve o inananlar o grupları gördüğünde: "Bu o şeydir ki, Allah ve O'nun elçisi bize söz vermiştir ve Allah ve O'nun elçisi doğru söylemiştir" dediler. (Bu görmeleri) onları inanç bakımından ve teslimiyet bakımından başka artırmadı.

23- Bir takım adamlar o inananların içindedir, ki onlar Allah'a o şeye bağlılık sözü vermişler onun üzerinde de doğru söylemişlerdir. Artık kimi onların içindedir ki o kendisinin (Allah'ın yolunda) can verme sözünü yerine getirmiştir ve kimi de  onların içindedir ki o (can vermek için) bakınmaktadır. Ve onlar (sözlerini) hiçbir şekilde değiştirmiyorlar.

24- Sonunda Allah o doğru söyleyenlere doğru söylemeleri nedeniyle karşılık verecek ve o ikiyüzlüleri eğer dilerse azaplandıracak veya (onlar itaate dönerlerse) onlara lütufla dönecektir. Şüphesiz ki Allah, çok bağışlayıcıdır, şefkati süreklidir.

25- Ve Allah, gerçeği örtmüş olan kimseleri öfkeleriyle geri döndürdü, onlar bir hayra kavuşamadılar. Ve Allah, o inananlara o savaşta yeterli geldi. Ve Allah, mutlak kuvvetlidir, mutlak üstündür.

26- Ve O, o kitabın mensuplarından onlara sırt vermiş olan kimseleri korunaklı kalelerinden indirdi ve onların kalplerine o korkuyu koydu. Siz bir bölüğü öldürüyordunuz, bir bölüğü de esir alıyordunuz.

27- Ve O sizi, onların yerlerine ve yurtlarına ve mallarına ve bir yere mirasçı yaptı ki siz oraya ayak basmamıştınız. Ve Allah, her bir şeyin üzerine bir güç yetiricidir.

28- 29- Ey o haberci sen kendi eşlerine de ki: "Eğer siz o yakın yaşamı ve onun süsünü istiyorsanız, o halde gelin ben sizi yararlandırayım ve sizi bir güzel salıverme ile salıvereyim. Ve eğer siz Allah'ı ve O'nun elçisini ve o sonraki yurdu istiyorsanız, artık şüphesiz ki Allah, çok büyük ödülü içinizden iyilik eden kadınlar için hazırlamıştır."

30- Ey o habercinin kadınları, sizin içinizden kim bir apaçık hayasızlık suçu getirirse, o azap ona ikiye katlanacaktır. Ve bu, Allah'a göre bir kolaylıktır. 

31- Ve içinizden kim Allah'a ve O'nun elçisine gönülden bağlanır ve düzgün iş işlerse, biz ona kendisinin ödülünü iki kere vereceğiz. Ve biz bir değerli rızkı da onun için hazırlamışızdır.

32- Ey o habercinin kadınları, siz (haberci eşi olmayan) o kadınlardan biri gibi değilsiniz. Eğer siz korunuyorsanız, o sözü yumuşak (bir edayla) sakın söylemeyin, yoksa o kimse ki bir hastalık onun kalbindedir (sizden) umutlanır. Ve siz (kimseyi umutlandırmayacak) benimsenmiş söz söyleyin.

33- Ve siz, evlerinizde sabit kalın ve o ilk cahiliyenin teşhirciliği gibi teşhircilik sakın yapmayın ve o kulluk görevini ayakta tutun ve arınmayı yerine getirin ve Allah'a ve O'nun elçisine itaat edin. Ey o evin mensupları, Allah ancak ve ancak sizden o pisliği gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor.

34- Ve siz, evlerinizde Allah'ın delillerinden ve o bilgelikten peşi sıra okunmakta olan şeyi hatırlayın. Şüphesiz ki Allah, çok lutfedicidir, en iyi haber alıcıdır.

35- Şüphesiz ki o teslim olan erkekler ve o teslim olan kadınlar ve o inanan erkekler ve o inanan kadınlar ve o gönülden bağlanan erkekler ve o gönülden bağlanan kadınlar ve o doğru söyleyen erkekler ve o doğru söyleyen kadınlar ve o direnç gösteren erkekler ve o direnç gösteren kadınlar ve o boyun büken erkekler ve o boyun büken kadınlar ve o bağış yapan erkekler ve o bağış yapan kadınlar ve o oruç tutan erkekler ve o oruç tutan kadınlar ve o ırzlarını koruyan erkekler ve o (ırzlarını) koruyan kadınlar ve Allah'ı çok hatırlayan o erkekler ve (Allah'ı çok) hatırlayan o kadınlar var ya, Allah bir bağışlamayı ve çok büyük ödülü onlar için hazırlamıştır.

36- Ve bir inanan erkek ve bir inanan kadın için, Allah ve O'nun elçisi bir işe hükmettiği zaman, işlerinden dolayı o seçme hakkının kendilerine ait olması olası değildir. Ve kim Allah'a ve O'nun elçisine baş kaldırırsa, artık kesinlikle bir apaçık sapkınlıkla sapmıştır.

37- Ve bir zaman sen Allah'ın kendisine gönenç verdiği ve senin de kendisine gönenç verdiğin kimseye: "Sen eşini kendinde tut ve Allah'a karşı  korun" diyor ve o şeyi kendi benliğinde saklıyordun ki Allah onu belirgin kılıcıdır ve o insanlardan çekiniyordun. Oysa Allah senin kendisinden çekinmene daha hak sahibiydi. Ne zaman ki Zeyd, ondan (evlilik) ilişkisini kesmeyi yerine getirdi, biz onu seninle eşlendirdik ki (oğulları olarak) çağırdıklarının eşlerinde onlardan (evlilik) ilişkisini kesmeyi yerine getirdikleri zaman, (onları eş edinmede) o inananların üzerine bir iç sıkıntısı olmasın. Ve Allah'ın buyruğu (her zaman) yapılagelmiştir.

38- O habercinin üzerine Allah'ın onun için belirlediği bir şeyde hiçbir iç sıkıntısı olamaz. (Bu), önceden geçen kimselerdeki  Allah'ın yasasıdır. Ve Allah'ın buyruğu, bir ölçüyle ölçülenmiştir.

39- Onlar öyle  kimselerdir ki, Allah'ın mesajlarını ulaştırırlar ve O'ndan endişelenirler ve Allah'ın dışında hiçbir kimseden endişelenmezler. Ve Allah hesap görücü olarak yeter.

40- Muhammed, sizin adamlarınızdan hiçbirinin babası değildir, fakat o, Allah'ın elçisi ve o habercilerin mühürleyicisidir. Ve Allah, her bir şeyi en iyi bilicidir.

41- 42- Ey inanmış olan kimseler, siz, Allah'ı çokça bir hatırlamayla hatırlayın. Ve siz O'nu, gündüzün erken vakti ve akşamın erken vakti tesbih edin.

43- O ki, size sahip çıkıyor ve O'nun melekleri de sizi o karanlıklardan o ışığa çıkarmak için size sahip çıkıyor. Ve O, o inananlara karşı şefkati süreklidir.

44- Onların, O'nunla karşılaşacakları gün esenlik temennileri de "Selam" dır. Ve O, bir değerli ödülü onlar için hazırlamıştır.

45- 46- Ey o haberci, şüphesiz ki biz seni bir tanık ve bir müjdeci ve uyarıcı ve Allah'a kendisinin onayı ile bir çağırıcı ve bir ışık verici lamba olarak gönderdik.

47- Ve sen o inananları müjdele, çünkü Allah'tan bir büyük lütuf kendileri içindir.

48- Ve sen, o gerçeği örtücülere ve o ikiyüzlülere sakın itaat etme ve onların verdiği rahatsızlıklara da aldırış etme ve Allah'a güvenip dayan. Ve Allah dayanak olarak yeter.

49- Ey inanmış olan kimseler, siz o inanan kadınlarla evlendiğiniz, sonra onlara dokunmanız (cinsel ilişki kurmanız) öncesinden onların evlilik bağını çözdüğünüz zaman, bu durumda onların üzerinde (başkasıyla evlenebilmeleri gereken zaman için) hiçbir sayı sizin için yoktur ki siz onu sayasınız. Bu durumda siz onları yararlandırın ve onları bir güzel salıverme ile salıverin.

50- Ey o haberci, şüphesiz ki biz sana kendi eşlerini serbestleştirdik ki sen onların ödülünü vermiştin ve Allah'ın sana savaş yapmaksızın döndürdüğü şeylerden sağ elinin sahip olduğu şeyleri ve kendi amcanın kızlarını ve kendi halalarının kızlarını ve kendi dayının kızlarını ve kendi teyzelerinin kızlarını ki onlar senin beraberinde göçmüşlerdir ve bir inanan kadını da eğer o kendi benliğini o haberciye (ödülsüz) bahşeder, eğer o haberci de onunla evlenmek isterse (diğer) o inanan erkeklerin berisinden sana bir özellik olarak (serbestleştirdik). Biz, onların eşleri ve sağ ellerinin sahip oldukları şeyler hakkında kendilerinin üzerine neyi belirlediğimizi, kesinlikle bilmişizdir ki senin üzerine bir iç sıkıntısı olmasın. Ve Allah, çok bağışlayıcıdır, şefkati süreklidir.

51- Sen onlardan kimini dilersen bekletebilir ve kimini dilersen de kendinde barındırabilirsin. Ve senin (bazı nedenlerle) uzaklaştığın kimselerden de kiminin peşine düşmende, artık hiçbir sakınca senin üzerine olmaz. Bu, onların gözlerinin ferah olmasına ve üzülmemelerine ve senin onların hepsine verdiklerin nedeniyle hoşnut olmalarına daha yakındır. Ve Allah, sizin kalplerinizde ne varsa bilir. Ve Allah, en iyi bilicidir, yumuşak davranıcıdır.

52- Bundan sonra sana o (diğer) kadınları, onların iyilikleri seni şaşırtmış olsa da, (başka) eşlerle değiştirmen serbest değildir, sağ elinin sahip olduğu şeyler başka. Ve Allah, her bir şeyin üzerinde gözeticidir.

53- Ey inanmış olan kimseler, siz o habercinin evlerine vaktine bakıcılar olmaksızın sakın girmeyin, yemeğe sizin için onay verilmesi başka. Fakat siz çağrıldığınız zaman girebilirsiniz, artık yediğiniz zaman da bir sözle ünsiyet kurmadan (birbirinizle lafa dalmadan) hemen dağılın. Şüphesiz ki böyle yapmanız o haberciye rahatsızlık veriyordu da o (bunu söylemeye) sizden çekiniyordu, oysa Allah o gerçek(i söylemek)ten çekinmez. Ve siz onlardan (eşlerinden) bir yararlılık talep edeceğiniz zaman, onlara bir engelin ötesinden talep edin. Sizin böyle yapmanız sizin kalpleriniz ve onların kalpleri için, daha temizdir. Ve sizin Allah'ın elçisine rahatsızlık vermeniz ve onun ardından kendi eşleriyle evlenmeniz sonsuza dek (serbest) değildir. Şüphesiz ki böyle yapmanız Allah'ın yanında çok büyük (günah) tır.

54- Eğer siz bir şeyi belirgin kılarsanız veya onu saklı tutarsanız, artık şüphesiz ki Allah, her bir şeyi en iyi bilicidir.

55- Onların üzerine (habercinin eşlerine) kendi babalarında ve kendi oğullarında ve kendi erkek kardeşlerinde ve kendi erkek kardeşlerinin oğullarında ve kendi kız kardeşlerinin oğullarında ve kendi kadınlarında ve sağ ellerinin sahip oldukları şeylerde hiçbir sakınca olmaz. (Ey habercinin eşleri) siz Allah'a karşı korunun. Şüphesiz ki Allah, her bir şeyin üzerinde bir tanıktır.

56- Şüphesiz ki Allah ve O'nun melekleri o haberciye sahip çıkarlar. Ey inanmış olan kimseler, siz de ona sahip çıkın ve tam bir teslimiyetle teslim olun.

57- Şüphesiz ki o kimseler Allah'a ve O'nun elçisine rahatsızlık veriyorlar, Allah onları o yakın (yaşam) da ve o sonraki (yaşamda) dışlamış ve bir alçaltıcı azabı da onlar için hazırlamıştır.

58- Ve o kimseler ki inanan erkeklere ve o inanan kadınlara, onların (rahatsızlık verilmelerini gerektiren) kazandıkları bir şey olmaksızın rahatsızlık veriyorlar, artık onlar kesinlikle bir dehşetli yalan ve bir apaçık günah yüklenmişlerdir.

59- Ey o haberci, sen kendi eşlerine ve kendi kızlarına ve o inananların kadınlarına de ki, onlar dış giysilerinden* bir kısmını üzerlerine yakınlaştırsınlar. Bu, onların tanınmalarına, böylece rahatsız edilmemelerine daha yakındır. Ve Allah, çok bağışlayıcıdır, şefkati süreklidir.

*Ayette dış giysi olarak çevirdiğimiz kelimenin metindeki aslı Celabihinne dir. Kelimenin kök anlamı yarayı korumak için deride oluşan kabuktur. Yaranın her tarafını kaplaması merkeze alınarak ayette geçen kelimeyi anlamaya çalıştığımızda, kadının bakışlardan korunması için el yüz haricinde örtünmesi anlaşılacaktır. Ne yazık ki Nur s. 31. ayeti üzerinde bir takım spekülasyonlar yaparak başörtüsünü ret edenler bu ayet üzerinde hiç konuşmazlar. 

60- 61- Ant olsun ki eğer o ikiyüzlüler ve o kimseler ki bir hastalık kalplerindedir ve o sarsıcı (haber yayan)lar ki o şehrin içindedir (bundan) vazgeçmezlerse, biz seni onlara kesinlikle ve kesinlikle salıvereceğiz, sonra onlar sana onda çok azdan başka komşu kalamayacaklardır. Dışlanmışlar olarak nerede ele geçirirlerse tutulacaklar ve öldürüldükçe öldürüleceklerdir.

62- (Bu), Allah'ın önceden gelip geçmiş kimselerdeki yasasıdır. Ve sen Allah'ın yasası için bir değişme asla bulamazsın.

63- O insanlar senden o andan (bilgi) talep ediyor. Sen de ki: "Onun bilgisi ancak ve ancak Allah'ın yanındadır." Ve seni ne sezdiriyor ki belki o an yakındır.

64- 65- Şüphesiz ki Allah, o gerçeği örtücüleri dışlamış ve çılgın ateşi onlar için hazırlamıştır ki onlar onun içinde sonsuza dek kalıcılardır. Onlar bir yakın ve bir yardımcı da bulamayacaklardır.

66- O gün onların yüzleri o ateşin içinde (şekilden şekile) çevrilirken onlar: "Ah keşke biz Allah'a itaat etseydik ve o elçiye itaat etseydik" diyeceklerdir.

67- 68- Ve onlar: "Ey Efendimiz, şüphesiz ki biz liderlerimize ve büyüklerimize itaat ettik de onlar bizi o yoldan saptırdılar. Ey Efendimiz, sen onlara o azaptan iki kat ver ve onları bir büyük dışlamayla dışla" da demişlerdir.

69- Ey inanmış olan kimseler, siz o kimseler gibi sakın olmayın ki onlar Musa'ya rahatsızlık vermişlerdi. Böyle bir durumda Allah onu onların söyledikleri şeyden ayırıp uzaklaştırmıştı. Ve o, Allah'ın yanında saygın biri idi.

70- 71- Ey inanmış olan kimseler, siz Allah'a karşı korunun ve (haksızlığa) bir set çeken söz söyleyin ki O da sizin işlerinizi düzeltsin ve sizin peşinize takılı suçlarınızı bağışlasın. Ve kim Allah'a ve O'nun elçisine itaat ederse, o kesinlikle çok büyük başarı elde etmiştir.

72- Şüphesiz ki biz o korunması gerekeni o göklere ve o yere sunduk da onlar onu taşımaktan direndiler ve ondan korkuyla titrediler ve o insan onu taşıdı. Şüphesiz ki o, haksızlık yapandır, düşüncesizdir.

73- Bunun sonucunda Allah o ikiyüzlü erkekleri ve o ikiyüzlü kadınları ve o ortak koşan erkekleri ve o ortak koşan kadınları azaplandıracak ve inanan erkeklere ve o inanan kadınlara lütufla dönecektir. Ve Allah, çok bağışlayıcıdır, şefkati süreklidir.


16 Haziran 2025 Pazartesi

SECDE SURESİ ÇEVİRİSİ

1- Elif, Lam, Mim.

2- (Bu harflerin oluşan) kitabın indirilmesi ki kendisinde hiçbir kuşku yoktur, o tüm insanların Efendisindendir.

3-  Yoksa onlar (senin için): "Onu o yakıştırdı" mı diyorlar? Hayır o, kendilerine senden önce hiçbir uyarıcı gelmemiş topluluğu uyarman için senin Efendinden (indirilen) o gerçeğin ta kendisidir ki onlar doğruya iletileler

4- Allah O ki, o gökleri ve o yeri ve ikisinin arasında ne varsa altı günde yarattı sonra o tahtın üzerine kuruldu. O'nun berisinden hiçbir yakın ve hiçbir eşlikçi sizin için değildir.  Siz hiç hatırlamaz mısınız?

5- O, o gökten o yere kadar o buyruğu ardı ardına düzenler, sonra (o buyruk ile ilgili yapılanlar) bir günde O'na yükselir ki, onun ölçüsü sizin saymakta olduğunuz şeyden bin yıldır.

6- Bu, o algılanamayananın ve o tanık olunanın bilicisi, mutlak üstün, şefkati sürekli (Allah'tır).

7- O ki, her bir şeyin yaratmasını en iyi yapmış ve o insanı yaratmaya da bir çamurdan başlamıştır.

8- Sonra onun neslini bir değersiz sudan bir süzmeden yapmıştır.

9- Sonra onu denkleştirmiş ve ona kendi esintisinden (yaşam verme gücünden) üflemiştir ve o işitmeyi ve o görmeleri ve o gönülleri sizin için var etmiştir. Siz pek az olsun şükretmiyorsunuz.

10- Ve onlar: "Biz o yerde kaybolduğumuz zaman mı, gerçekten biz mi kesinlikle bir yeni yaratılışta olacağız?dediler. Hayır, onlar kendilerinin Efendisiyle karşılaşma gerçeğini örtücülerdir.

11- Sen de ki: "O ölümün meleği ki size görevlendirilmiştir sizin ömrünüzü tamamlayacak, sonra siz kendi Efendinize döndürüleceksiniz."

12- Ve eğer ki sen, o suç işleyenleri Efendilerinin yanında kafalarını (eski inançlarını) ters döndürücüler olarak: "Ey Efendimiz, biz gördük ve işittik, o halde sen bizi döndür de düzgün iş işleyelim, şüphesiz ki biz kesinkes inananlarız" (dediklerini) bir görsen.

13- Ve eğer biz dileseydik, her bir benliğe kesinlikle doğruya iletimini verirdik, fakat benden: "Ben cehennemi kesinlikle ve kesinlikle o cinlerden ve o insanlardan toplu olarak dolduracağım" sözü gerçek olmuştur.

14- (O gün onlara): "O halde siz bu gününüzün karşılaşmasını unutmanız nedeniyle (cehennemi) tadın. Şüphesiz ki biz de sizi unuttuk ve işlemekte olduğunuz şeyler nedeniyle sürekli kalıcılığın azabını tadın" (denilecektir).

15- Bizim delillerimize ancak ve ancak o kimseler inanır ki, onlarla hatırlatıldıkları zaman, boyun eğerek kapanırlar ve kendilerinin Efendisini büyüklük taslamaksızın övgü ile tesbih ederler.

16- Onların yanları o yataklardan uzaklaşır, onlar kendilerinin Efendisini kaygıyla ve umutla çağırırlar ve bizim kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden de harcarlar. 

17- Artık hiçbir benlik kendileri için işlemekte oldukları nedeniyle kendileri için bir karşılık olarak gözler ferahlığından neler saklandığını bilmez.

18- Öyleyse bir kimse ki o inananandır, bir kimse ki itaatten çıkmış gibi midir? Bunlar denk olmazlar.

19- İnanmış ve o düzgün işleri işlemiş olan kimselere gelince, işlemekte oldukları nedeniyle o me'va (barınak) bahçeleri bir ikram olarak, onlar içindir.

20- Ve itaatten çıkmış olan kimselere gelince, artık onların sığınacak yeri o ateştir. Onlar her ne zaman ondan çıkmak isteseler, ona tekrar geri döndürülecekler ve onlara: "Siz tadın o ateşin azabını ki siz onu yalanlamakta idiniz" denilecektir.

21- Ve biz onlara o daha büyük azabın berisinden kesinlikle ve kesinlikle o daha yakın azaptan tattıracağız ki onlar döneler.

22- Ve o kimseden daha haksızı kimdir ona, kendi Efendisinin delilleri hatırlatılmıştır, sonra o onlardan ilgisiz kalmıştır? Şüphesiz ki biz o suç işleyenlerden öç alıcılarız.

23- Ve ant olsun ki biz Musa'ya o kitabı verdik, o halde sen de onun (kitabın sana) bırakılmış olmasından sakın bir tereddüt içinde olma.Ve biz onu Yakub'un oğullarına doğruyu gösterici yaptık.

24- Ve onlar direnç gösterdiklerinde biz onların içinden kendi buyruğumuzla doğruyu gösteren önderler çıkardık. Ve onlar bizim delillerimize kesinkes inananlardı.

25- Şüphesiz ki senin Efendin kendisi hakkında aykırılığa düşmekte oldukları şeyde o kalkışın günü onların arasını ayıracak olanın ta kendisidir.

26- Ve onların dinginleşme yerlerinde adımlamakta oldukları, kendilerinden önceki o kuşaklardan nicesini bizim yok etmiş olmamız, onları doğruya iletmedi mi? Şüphesiz ki (gözle görülen) deliller kesinlikle bundadır. Onlar hiç işitmezler mi?

27- Ve onlar görmediler mi şüphesiz ki biz o suyu o kupkuru yere sevk ediyoruz böylece onunla bir ekin çıkarıyoruz, kendi gönenç sağlayan hayvanları ve kendi benlikleri, ondan yiyor? Onlar hiç görmezler mi?

28- Ve onlar: "Eğer siz doğru söyleyenler iseniz, bu fetih (yok oluş günü) ne zaman (gerçekleşecek)?" diyorlar.

29- Sen de ki: "O fethin (yok oluşun) günü gerçeği örten kimselerin inanmaları fayda vermeyecek ve onlar bakılmayacaklar."

30- O halde sen onlardan ilgisiz kal ve bakın, şüphesiz ki onlar da bakınanlardır.


14 Haziran 2025 Cumartesi

LOKMAN SURESİ ÇEVİRİSİ

1- Elif, Lam, Mim.

2- 3- Bu (harflerden oluşan kelimeler), o iyilik edenleri bir doğruya iletici ve bir şefkat olan o bilge kitabın delilleridir.

4-  Onlar öyle kimselerdir ki, o kulluk görevini ayakta tutarlar ve o arınmayı yerine getirirler ve onlar o sonraki (yaşama da) kesinkes inanların ta kendileridir.

5- İşte onlar, kendilerinin Efendisinden bir doğruya iletenin üzerindedirler. Ve işte onlar, o başarıya erişenlerin ta kendileridir.

6- Ve o insanlardan kimi o sözün oyalayanını satın alır ki bir bilgi olmaksızın Allah'ın yolundan saptırsın ve onu alay konusu edinsin. Ve işte onlar var ya, bir alçaltıcı azap kendileri içindir. 

7- Ve bizim delillerimiz ona peşi sıra ne zaman okunursa o, onları işitmemiş gibi, iki kulağında bir ağırlık varmış gibi, büyüklük taslayıcı olarak (başka tarafa) yakınlaşır. Artık sen onu çok acı verici azabla müjdele.

8- Şüphesiz ki o kimseler inanmışlar ve o düzgün işleri işlemişlerdir, o gönenç bahçeleri onlar içindir.

9- Onlar o bahçelerde sürekli kalıcılardır. (Bu), Allah'ın gerçek olarak söz vermesidir. Ve O, mutlak üstündür, mutlak bilgedir.

10- O, o gökleri bir direk olmaksızın yarattı, siz onları(n böyle olduğunu) görüyorsunuz ve o yerde sizi sarsar diye sabitlikler bıraktı ve onda her bir canlıdan saçtı. Ve biz o gökten bir su indirdik böylece onda her bir değerli çiftten bitirdik.

11- Bu, Allah'ın yaratmasıdır. Haydi siz de O'nun berisinden olan şeylerin neyi yarattığını bana gösterin. Hayır, o haksızlık yapanlar, bir apaçık sapkınlık içindedir.

12- Ve ant olsun ki biz Lokman'a "Sen, Allah'a şükret" diye, o bilgeliği verdik. Ve kim şükrederse, artık ancak ve ancak kendi benliği için şükreder. Ve kim nankörlük ederse, artık şüphesiz ki Allah, bir ihtiyaçsızdır, bir övgüye çok layıktır.

13- Ve bir zaman Lokman kendi oğluna öğüt vererek: "Ey oğulcuğum, sen Allah'a sakın ortak koşma. Şüphesiz ki o ortak koşmak, kesinlikle çok büyük haksızlıktır" demişti.

14- Ve biz o insana: "Sen, bana ve annene babana şükret o varış yeri banadır" diye, kendi anne babasına (iyiliği) tembihledik. Kendi annesi onu dirençsizlik üzerine dirençsizlikle taşıdı ve onun (sütten) ayrılması da iki yıl içindedir.

15- Ve eğer o ikisi o şeyi bana ortak koşman için sana güçlerini kullanırlarsa ki onun hakkında bir bilgi sana yoktur, bu durumda sen o ikisine de sakın itaat etme ve o ikisiyle o yakın (yaşam) da benimsenmişe göre geçin ve bana içtenlikle yönelmiş olan kimsenin yolunu izle. Sonra sizin dönüş yeriniz banadır, artık sizin işlemekte olduğunuz şeyleri size ben haberlendireceğim.

16- "Ey oğulcuğum, eğer o (işlediğin iş) eğer hardaldan bir dane ağırlığı dahi olsa, öyle ki o da bir kayanın içinde veya o göklerde veya o yerde dahi olsa, Allah (hesap gününde) onu getirecektir. Şüphesiz ki Allah, çok lutfedicidir, en iyi haber alıcıdır."

17- 18- 19- "Ey oğulcuğum, sen o kulluk görevini ayakta tut ve o benimsenmişi buyur ve o yadırganmıştan vazgeçir ve sana değdirilen şeye karşı direnç göster. Şüphesiz ki bu, o işlerin kararlılık gerektirenlerindendir. Ve sen yanağını o insanlara sakın eğriltme ve o yerde çalımlanarak sakın adımlama. Şüphesiz ki Allah, her bir çalımlanan övüneni sevmez. Ve sen adımlamanda da orta yol tut ve sesinden de kıs. Şüphesiz ki (insanlar nezdinde) o seslerin en yadırgananı, kesinlikle o eşeğin sesidir."

20- Siz görmediniz mi şüphesiz ki Allah, o göklerde ve o yerde ne varsa size boyun eğdirmiştir ve sizin üzerinizdeki kendi gönençlerini görünen ve görünmeyen olarak tam tekmil yapmıştır? Ve (buna rağmen) o insanlardan kimi, bir bilgisi ve bir doğruya ileten ve bir ışık verici kitabı olmaksızın Allah hakkında söz dalaşı yapar.

21- Ve onlara ne zaman: "Siz, Allah'ın indirdiği şeyi izleyin" denilse, onlar: "Hayır biz, o şeyi izleriz ki kendi atalarımızı onun üzerinde bulduk" diyorlar. Eğer o şeytan onları o çılgın ateşin azabına çağırıyor olsa da mı (onlara uyacaklar)?

22- Ve kim kendi yüzünü iyilik eden olarak Allah'a teslim ederse, artık o kesinlikle o dayanıklı kulpa sıkıca tutunmuştur. Ve o işlerin sonu Allah'a aittir.

23- Ve kim gerçeği örterse, artık onun gerçeği örtmesi sakın seni üzmesin. Onların dönüş yeri yalnızca bizedir. Artık işledikleri şeyleri onlara biz haberlendireceğiz. Şüphesiz ki Allah, o göğüslerin sahip olduğunu en iyi bilicidir.

24- Biz onları pek az yararlandıracak, sonra bir kaskatı azaba zararlandırıracağız.

25- Ve ant olsun ki eğer sen onlara: "O gökleri ve yeri kim yarattı?" diye (bilgi) talep etsen, onlar kesinlikle ve kesinlikle "Allah" diyeceklerdir. De ki: "O övgü Allah'adır." Hayır, onların tamamı bilmezler.

26- O göklerde ve o yerde ne varsa, Allah'ındır. Şüphesiz ki Allah, ihtiyaçsızın, övgüye çok lâyığın ta kendisidir.

27- Ve eğer o yerde her bir ağaçtan kalem olsa ve o su kütlesi de onun ardından yedi su kütlesi daha (mürekkep olarak) uzatılsa, Allah'ın kelimeleri tükenmezdi. Şüphesiz ki Allah, mutlak üstündür, mutlak bilgedir.

28- Sizin yaratılmanız ve (yeniden) harekete geçirilmeniz, sanki bir tek benlik(in yaratılması ve harekete geçirilmesin)den başka değildir. Şüphesiz ki Allah, en iyi işiticidir, en iyi görücüdür.

29- Sen görmedin mi? şüphesiz ki Allah o geceyi o gündüzün içine geçiriyor ve o gündüzü de gecenin içine geçiriyor ve O, o güneşi ve ayı da boyun eğdirmiştir. Her biri bir adlanmış süreye akmaktadır. Ve şüphesiz ki Allah, sizin işlemekte olduğunuz şeyleri en iyi haber alıcıdır.

30- Bu böyledir, çünkü Allah o gerçeğin ta kendisidir ve çünkü onların O'nun berisinden kulluk etmekte oldukları şeyler ise o geçersizin ta kendisidir ve çünkü Allah, çok yücenin çok büyüğün ta kendisidir.

31- Sen görmedin mi şüphesiz ki o gemiler Allah'ın gönenciyle size kendi delillerinden bir kısmını göstermesi için o su kütlesinde akmaktadır? Şüphesiz ki her bir çokça direnç gösteren, her bir şükreden için (gözle görülen) deliller kesinlikle bundadır.

32- Ve dalgalar onları gölgelikler gibi kapladığı zaman Allah'ı, o yükümlülüğü sadece O'na özgüleyenler olarak çağırırlar. Ne zaman ki O, onları o karaya (çıkarıp) kurtardı, orta yolu tutan bir kısım onların içindedir. Ve bizim delillerimizi  her bir aşırı vefasız azılı gerçeği örtücüden başkası ısrarla reddetmiyor.

33- Ey o insanlar, siz Efendinize karşı korunun ve öyle bir güne karşı çekinin ki, bir baba kendi çocuğundan yana hiçbir karşılık ödeyemez ve bir çocuk o da babasından yana hiçbir şeyle karşılık ödeyici değildir. Şüphesiz ki Allah'ın söz vermesi bir gerçektir. Öyleyse o yakın yaşam sizi sakın aldatmasın ve o aldatıcı da sizi Allah ile sakın aldatmasın.

34- Şüphesiz ki Allah, o anın bilgisi O'nun yanındadır. Ve o faydalı yağmuru O indirir. Ve o rahimlerin içindeki şeyleri O bilir. Ve bir benlik bir sabah neyi kazanacağını kestiremiyor. Ve bir benlik hangi yerde öleceğini de kestiremiyor. Şüphesiz ki Allah, en iyi bilicidir, en iyi haber alıcıdır.


10 Haziran 2025 Salı

RUM SURESİ ÇEVİRİSİ

1- Elif, Lam, Mim.

2- 3- 4- 5- Rum (ordusu) o yerin en yakınında yenildi. Ve onlar yenilmelerinin ardından, birkaç sene içinde yenecekler. Önceden (yenilmeleri) ve sonradan da (yenecekleri hakkındaki) o buyruk, Allah'ındır. Ve o gün o inananlar, Allah'ın yardımıyla sevinecekler. O, kime dilerse yardım eder. Ve O, mutlak üstünün, şefkati süreklinin ta kendisidir.

6- (Bu), Allah'ın söz vermesidir. Allah, kendisinin sözüne aykırı davranmaz, fakat hakikat şu ki o insanların tamamı (bunu) bilmezler.

7- Onlar, o yakın yaşamdan görüneni bilirler. Oysa onlar, o sonraki (yaşamdan) duyarsız kalanların ta kendileridir.

8- Ve onlar, Allah'ın o gökleri ve o yeri ve ikisinin arasında ne varsa bir gerçekle ve bir isimlenmiş süreden başkası için yaratmadığını kendi benliklerinde iyice düşünmediler mi? Ve şüphesiz ki o insanlardan bir çoğu, kendilerinin Efendisinin karşılaşmasını, kesinlikle (reddederek) örtücülerdir.

9- Ve onlar, o yerde yürümediler mi ki kendilerinden önceki kimselerin sonu nasıl olmuş baksınlar? Onlar, kuvvet bakımından kendilerinden (Mekke'lilerden) daha çetin idiler ve onlar da o yeri sürmüşler ve onu bunların (Mekke'lilerin) onarmalarından daha çok onarmışlar ve onların elçileri o apaçık belgeleri onlara da getirmişti. Demek ki Allah onlara hiçbir şekilde haksızlık yapar olmadı. Fakat onlar kendi benliklerine haksızlık yapar oldular.

10- Sonra kötülük etmiş olan kimselerin daha kötü sonu, Allah'ın delillerini yalanlamaları oldu ve kendileri, onlarla alay da ediyorlardı.

11- Allah, o yaratmayı başlatır, sonra O onu tekrar geri döndürecektir, sonra siz yalnızca O'na döndürüleceksiniz.

12- Ve o gün o an ayağa kalkacak, o suç işleyenler umutlarını yitirecektir.

13- Ve onların ortaklarından hiçbir eşlikçileri de onlar için olmayacaktır ve onlar, ortaklarını örtücüler olmuşlardır.

14- Ve o gün o an ayağa kalkacak, o gün onlar (birbirinden) ayrılacaklardır.

15- Şimdi inanmış ve o düzgün işleri işlemiş olan kimselere gelince, artık onlar bir yeşillik içinde neşelendirileceklerdir.

16- Ve gerçeği örtmüş ve bizim delillerimizi ve o sonraki (yaşamın) karşılaşmasını yalanlamış olan kimselere gelince, artık onlar o azabın içine hazırlanmışlardır.

17- O halde siz, akşamladığınız vakit ve sabahladığınız vakit, Allah'ı tesbih edin.

18- Ve o göklerde ve o yerde o övgü, O'nundur. Ve akşam karanlığı ve siz öğlenlediğiniz vakit de (Allah'ı tesbih edin).

19- O, o ölüden o yaşayanı çıkarır ve o yaşayandan o ölüyü çıkarır ve o yeri onun ölümünden sonra yaşatır. Ve siz de işte böyle çıkarılacaksınız.

20- Ve sizi bir topraktan yaratması, O'nun (gözle görülen) delillerindendir, sonra birden siz bir beşer olarak yayılıyorsunuz.

21- Ve kendi benliklerinizden eşleri, sizin onlarla dinginleşmeniz için yaratması ve sizin aranızda bir gönül bağı ve bir şefkat koyması, O'nun (gözle görülen) delillerindendir. Şüphesiz ki iyice düşünecek bir topluluğa (gözle görülen) deliller kesinlikle bundadır.

22- Ve o göklerin ve o yerin yaratılması ve sizin dillerinizin ve renklerinizin farklı olması, O'nun (gözle görülen) delillerindendir. Şüphesiz ki bilenlere (gözle görülen) deliller kesinlikle bundadır.

23- Ve sizin o geceleyin ve o gündüzleyin uykunuz ve kendi lütfundan (olan rızkın) peşine düşmeniz, O'nun (gözle görülen) delillerindendir. Şüphesiz ki işitecek bir topluluğa (gözle görülen) deliller kesinlikle bundadır.

24- Ve size o şimşeği kaygıyla ve umutla göstermesi ve o gökten bir su indirmesi, böylece onunla o yerin ölümünden sonra onu yaşatması, O'nun (gözle görülen) delillerindendir. Şüphesiz ki bağlantı kuracak bir topluluğa (gözle görülen) deliller kesinlikle bundadır.

25- Ve o göğün ve o yerin kendisinin buyruğuyla ayakta durması, O'nun (gözle görülen) delillerindendir. Sonra O sizi o yerden (çıkmak için) bir çağrıyla çağırdığı zaman, siz birden çıkıvereceksinizdir.

26- Ve o göklerde ve o yerde kim varsa, O'nundur. Her biri O'na gönülden bağlananlardır.

27- Ve O ki, o yaratmayı başlatır, sonra O onu tekrar geri döndürecektir. Ve o, kendisine göre çok basit (bir iş) tir. Ve o göklerde ve yerde o en yüce örnek, O'nundur. Ve O, mutlak üstündür, mutlak bilgedir.

28- O, kendi benliklerinizden bir örneği sizin için ortaya koydu. Sizin sağ ellerinizin sahip olduğu şeyden, bizim size rızık olarak verdiğimiz şeylerde, size onda denk olup da birbirinizin kaygısı gibi onlardan kaygılanmakta olduğunuz bir kısım ortaklar var mıdır? Biz, bağlantı kuracak bir topluluğa (gözle görülen) o delilleri işte böyle ayrıntılandırıyoruz.

29- Hayır, haksızlık yapmış olan kimseler bir bilgi olmaksızın kendi keyfi eğilimlerini izledi. Bu durumda Allah'ın saptırdığı kimseyi, kim doğruya iletebilir? Ve yardımcılardan hiçbiri de onlar için olmayacaktır.

30- O halde sen yüzünü, (fıtrat yasalarına) bir meyleden olarak o yükümlülükte dik tut. Allah'ın  asli yapısına ki O, o insanları onun üzerine yarıp ortaya çıkarmıştır. Allah'ın yaratması için hiçbir değişme olmaz. Bu, o dimdik duran o yükümlülüktür. Fakat hakikat şu ki o insanların tamamı (bunu) bilmezler.

31- Siz O'na içtenlikle yönelenler olarak O'na karşı korunun ve o kulluk görevini ayakta tutun ve o ortak koşanlardan sakın olmayın.

32- O kimselerden (olmayın) ki onlar, kendilerinin yükümlülüğünü ayırdılar ve taraftarlar halinde oldular. Her bir grup kendilerinin yanında olan şey nedeniyle sevinenlerdir.

33- Ve o insanlara bir zarar dokunduğu zaman onlar, kendilerinin Efendisini O'na içtenlikle yönelenler olarak çağırırlar, sonra O onlara kendisinden bir şefkat tattırdığı zaman, içlerinden bir bölük kendilerinin Efendisine birden ortak koşarlar.

34- Böylece onlar, bizim kendilerine verdiğimiz şeyler nedeniyle (biraz daha) nankörlük ederler. Şimdilik siz yararlanın, ama ileride bileceksiniz.

35- Yoksa biz, onların üzerine bir yetki indirdik de, kendisiyle  ortak koşmakta oldukları şeyleri o mu söylüyor?

36- Ve biz, o insanlara bir şefkat tattırdığımız zaman onlar, onunla sevinirler. Ve eğer onlara kendi ellerinin öncelediği şeyler nedeniyle bir kötülük değdirilse, onlar birden karamsarlığa düşerler.

37- Ve onlar görmediler mi, şüphesiz ki Allah o rızkı kime dilerse geniş tutuyor ve ölçü koyuyor? Şüphesiz ki inanacak bir topluluğa (gözle görülen) deliller kesinlikle bundadır.

38- O halde sen, o en yakınlığın sahibine ve o çaresize ve o yolun oğluna (yolda kalmışa) kendisinin hakkını ver. Bu, Allah'ın yüzünü isteyen kimseler için daha hayırlıdır. Ve işte onlar, o başarıya erişenlerin ta kendileridir.

39- Ve sizin insanların mallarında artması için faizden verdiğiniz şey, Allah'ın yanında hiç artmaz. Ve sizin Allah'ın yüzünü isteyerek arınma (zekat)dan verdiğiniz şey ise, (artar). Artık onlar, o kat kat arttıranların ta kendileridir.

40- Allah O ki sizi yarattı, sonra size rızık verdi, sonra sizi öldürecek, sonra sizi yine yaşatacaktır. Sizin ortaklarınızdan bunlardan bir şeyi bile yapacak kimse var mı? O, münezzehtir ve onların ortak koşmakta oldukları şeylerden de yücedir.

41- O insanların ellerinin kazandığı nedeniyle, o karada ve su kütlesinde o bozuculuk göründü. Onların işledikleri bir kısım şeyin sonucu kendilerine tattırılmaktadır ki onlar dönerler.

42-  Sen de ki: "Siz, o yerde yürüyün de, önceki kimselerin sonu nasıl olmuş artık bir bakın. Onların tamamı ortak koşanlar idi."

43- O halde sen yüzünü bir günün gelmesi öncesinden o dimdik duran yükümlülüğe doğrult ki, Allah'tan bir geri döndürme onun için hiç olmayacaktır. O gün onlar parça parça ayrılacaklardır.

44- Kim gerçeği örterse, onun gerçeği örtmesi kendisinedir. Ve kim düzgün olan iş işlerse, artık onlar da kendi benlikleri için (yerlerini) döşemektelerdir.

45- Sonuçta O, inanmış ve o düzgün işleri işlemiş olan kimselere kendi lütfundan karşılık verecektir. Şüphesiz ki O, o gerçeği örtücüleri sevmez.

46- Ve o rüzgarları müjdeciler olarak göndermesi, O'nun (gözle görülen) delillerindendir ve böylece size kendi şefkatinden tattırsın ve o gemiler kendisinin buyruğu ile aksın ve siz de O'nun lütfundan (bir kısım nimetlerin) peşine düşün ve şükredin. 

47- Ve ant olsun ki biz senden önce de kendilerinin topluluğuna elçileri gönderdik de, onlara apaçık belgeleri getirdiler (fakat onlar reddettiler). Bunun üzerine biz de suç işlemiş olan kimselerden öç aldık. Ve o inananlara yardım etmek de bizim üzerimize bir hak olmuştu.

48- Allah O ki, o rüzgarları gönderir de bir bulutu sürer, böylece onu o gökte nasıl dilerse genişletir ve onu tek parça haline de getirebilir, sonunda sen de onun arasından o toz gibi yağmurun çıktığını görürsün. Artık O, onu kendisinin kullarından kime dilerse değdirdiği zaman, birden onlar müjdeleşirler.

49- Ve şüphesiz ki  onlar önceden onun kendilerinin üzerine indirilmesi öncesinden, kesinlikle umutlarını yitirenler idi.

50- Şimdi sen Allah'ın şefkatinin izlerine bak, o yeri onun ölümünden sonra nasıl yaşatıyor. Şüphesiz O, kesinlikle o ölülerin (de yeniden) yaşatıcısıdır. Ve O, her bir şeyin üzerine güç yetiricidir.

51- Ve ant olsun ki eğer biz bir rüzgar göndersek de onu (şefkatinin izlerini) sararmış olarak görseler, onun ardından yine de gerçeği örtmeye kesinlikle devam ederlerdi.

52- Şimdi, şüphesiz ki sen o ölülere işittiremezsin ve sen onlar arkalarını dönücüler olarak (başka tarafa) yakınlaştıkları zaman, o sağırlara da o çağrıyı işittiremezsin.

53- Ve sen o körleri kendi sapkınlıklarından asla doğruya iletici de değilsin. Sen, bizim delillerimize teslim olanlar olarak inanan kimseden başkasına da işittiremezsin.

54- Allah O ki, sizi zayıf olaraktan yarattı, sonra zayıflığın ardından bir kuvvet verdi, sonra kuvvetin ardından bir zayıflık ve bir ihtiyarlık verdi. O ne dilerse yaratır. Ve O, en iyi bilicidir, güç yetiricidir.

55- Ve o gün o an ayağa kalkacak, o suç işleyenler (kabirlerde) bir an dışında kalmadıklarına kasem edecektir. Onlar (yaşarken de) gerçeği böyle ters yüz ediyorlardı.

56- Ve o bilgi ve o inanç verilmiş olan kimseler (onlara): "Ant olsun ki siz Allah'ın yazgısındaki o (yeniden) harekete geçirilme gününe kadar kaldınız. Şimdi bu, o (yeniden) harekete geçirilme günüdür, fakat siz bilmezler idiniz" demiştir.

57- Artık o gün haksızlık yapmış olan kimselere kendilerinin gerekçesi fayda vermeyecektir ve hoşnutluk istekleri de kabul edilmeyecektir.

58- Ve ant olsun ki biz o insanlara bu okunan (Kur'an) da her bir örnekten ortaya koyduk. Ve ant olsun ki eğer sen onlara (gözle görülen) bir delil getirsen, o gerçeği örten kimseler kesinlikle ve kesinlikle: "Siz geçersizcilerden başkası değilsiniz" diyeceklerdir.

59- Allah, bilmez kimselerin kalplerine işte böyle damga vurur.

60-  O halde sen direnç göster. Şüphesiz ki Allah'ın söz vermesi bir gerçektir. Ve inanmaz kimseler seni(n direncini) sakın sakın hafifletmesinler.


Cürüm Kavramının Kök anlamı ile Adem kıssası Arasındaki Bağ Üzerine

Kur'an'ın doğru anlaşılması, onun nazil olduğu dönemde kullanılan kelimelerin kök anlamlarının tesbiti ile mümkün olacaktır. Kur'an ile ilgili yapılan anlam çalışmalarına baktığımızda, bir kelimenin anlamını öğrenmek için, önce o kelimenin kök anlamına bakılması ve kök üzerinden anlam yürütülmesi bunun göstergesidir. Ancak aynı kökten türemiş olmasına rağmen bazı kelimelerin geçtiği yerlerde kökü ile alakası olmayan bir anlama bürünmüş olduğu da görülmektedir.

Bu duruma verebileceğimiz bir örnek, "Cereme" kelimesidir.

Kelimenin kök anlamı, "Ağaçtan meyveyi koparmak" tır.

Peki bu kelime nasıl olmuş ta Allah'ın cehennem ile karşılık vermeyi vaad ettiği bir anlama bürünmüş?

Bu kelimenin Kur'an'da geçtiği hiçbir ayet, ağaçtan meyveyi koparmak ile ilgili bir anlama sahip değilken bu eylemin bir suç olarak ifade edilmesinin karşılığını yine Kur'an'dan bulabiliriz. 

Ağaçtan meyveyi koparmak hangi şartlarda suç olarak ifade edilebilir?

Kur'an'da geçen Adem kıssasına baktığımızda, Allah (c.c.) Adem'e: "Sen ve eşin bu bahçede yerleş, ancak şu ağaca yaklaşmayın" buyurmaktadır. Ancak İblis, Adem ve eşini kandırmış o ağaca yaklaştırmış, böylece Allah'ın emrini onlara çiğnetmiştir.

Bu olayın üzerinden yürüyerek, Cereme kelimesinin nasıl suç anlamına geldiğini buradan anlayabiliriz.

Allah (c.c.), Adem'e ağaca yaklaşmama, yani o ağacın meyvesini koparmama emrini vermesine rağmen, Adem bu emri çiğneyerek ağacın meyvesini koparmış yani Cereme kelimesinin kök anlamı olan fiili işlemiş ve Mücrim, yani meyveyi koparan olmuştur.

Adem kıssasında geçen ağacın sembolik bir anlam ifade ettiğini hatırlatmak isteriz. 

Adem kıssası, gelmiş ve gelecek bütün insanların ortak kıssası olup, hepimiz Allah (c.c) tarafından bazı yasakları işleMEmekle, yani onun yasakladığı ağaca yaklaşMAmakla ve onun meyvesini koparMAmakla yükümlüyüz. 

Kopardığımız takdirde işlediğimiz fiilin adı Cürüm, bizler de bu fiili işleyenler olarak Elmücrimun olarak ifade edilen gruba dahil oluyoruz. Yani Kur'an bu kelimenin kök anlamına sadık kalarak, yeni bir anlam yüklemektedir.

Buradan hareketle Cürüm artık, meyvesinin koparılması yasaklanmış bir ağacın meyvesini koparmak anlamına gelen bir kavram haline gelmiştir.

Bütün bunlardan sonra Kur'an içinde geçen bu kelime ve türevleri daha net anlaşılabilir, ancak Kur'an içinde 5 ayette geçen başında nefiy edatıyla birlikte "La cereme" olarak geçen bir kelime daha vardır.

Bu kelimenin ne anlama gelebileceği üzerinde tefsirlerde bir takım yorumlara rastlamaktayız. Ancak biz yine bu kelimenin kök anlamından hareketle kısaca "Suç" olarak anlam verebileceğimiz bir kelimenin nasıl oluyor da "Şüphesiz- kesinlikle- doğrusu- elbette" gibi, tekid ifade eden anlamlarla çevrildiğini düşünmeden edemeyeceğiz.

Bizim bu düşünce sonunda vardığımız nokta ve bu kelimeye verilebilecek bir anlam karşılığı teklifimiz şöyledir.

Cereme kelimesini "Suç" olarak anlamlandırdığımız zaman, "La cereme" kelimesinin de dolayısıyla "Suç olmaz" veya "Suç yoktur" olarak anlamlandırılması gerekmektedir.

Peki, bu kelimenin Kur'an'da geçişlerine bu anlamı hangi gerekçe üzerinden verebiliriz?

Kelimenin anlamı "Suç" ise ve nefiy edatı ile kullanıldığında "Suç olmaz- Suç yoktur" anlamı verilebilecekse, suç kime yoktur?

Bu sorunun cevabını vermemiz gerekmektedir.

Kelimenin geçtiği, Hud s. 22- Nahl s. 23, 62, 109- Mü'min s. 43. ayetlerine baktığımızda, ayet içi bağlamı ve siyak sibakının, yasak ağacın meyvesini koparanlarla yani suç işleyen ve ateşi hak edenlerle alakalı olduğu görülecektir.

Bu noktadan hareketle, Allah (c.c) nin bunlar hakkındaki kararının bir suç teşkil etmediği ayetlerin başlarındaki "La cereme" ifadesinden anlaşılabilir.

Allah (c.c) bu suçluları ateşe atmanın herhangi bir suç teşkil etmediği yani haklı bir gerekçeye dayandığını ifade etmektedir. 

Bu çıkarımlar elbette, şahsi çıkarımımız ve "İllaki böyledir" şeklinde bir iddiamız da yoktur. Kur'an üzerindeki her düşüncemizde bunu merkeze alarak birşeyler söylemeye gayret ediyoruz.

                                 EN DOĞRUSUNU ALLAH (C.C.) BİLİR.


5 Haziran 2025 Perşembe

ANKEBUT SURESİ ÇEVİRİSİ

 1- Elif, Lam, Mim.

2- O insanlar: "Biz inandık" demeleriyle bırakılacaklarını ve kendilerinin hiç ayartılmayacaklarını mı hesap etti?

3- Ve ant olsun ki biz kendilerinden önceki kimseleri de ayarttık, bu şekilde Allah doğru söylemiş olan kimseleri kesinlikle ve kesinlikle bilecektir ve o yalancıları da kesinlikle ve kesinlikle bilecektir.

4- Yoksa o kötülükleri işlemekte olan kimseler (kaçarak) bizim önümüze geçebileceklerini mi hesap etti? Onlar ne kötü karar veriyorlar.

5- Kim Allah'ın karşılamasını bekliyorsa, artık şüphesiz ki Allah'ın süresi kesinlikle gelicidir. Ve O, en iyi işiticidir, en iyi bilicidir.

6- Ve kim (Allah'ın yolunda) gücünü kullanırsa, ancak ve ancak kendi benliği için gücünü kullanır. Şüphesiz ki Allah, o tüm insanlardan kesinlikle ihtiyaçsızdır.

7- Ve o kimseler ki, inanmışlar ve o düzgün işleri işlemişlerdir, biz onlardan kötülüklerini kesinlikle ve kesinlikle örteceğiz ve biz onlara işlemekte oldukları şeyin daha güzeli ile kesinlikle ve kesinlikle karşılık vereceğiz.

8- Ve biz, o insana kendi annesine babasına iyiliği tembihledik. Ve eğer o ikisi o şeyi, ki onun hakkında bir bilgi sana yoktur, bana ortak koşman için sana güçlerini kullanırlarsa, bu durumda sen o ikisine de sakın itaat etme. Sizin dönüş yeriniz banadır. Artık sizin işlemekte olduğunuz şeyleri, size ben haberlendireceğim.

9- Ve o kimseler ki, inanmışlar ve o düzgün işleri işlemişlerdir, biz onları o düzgünlerin içine kesinlikle ve kesinlikle girdireceğiz.

10- Ve o insanlardan kimi: "Biz Allah'a inandık" der. Fakat Allah'ın uğrunda rahatsız edildiği zaman, o insanların ayartmasını, Allah'ın azabı gibi sayar. Ve ant olsun ki eğer senin Efendinden bir yardım gelirse, onlar kesinlikle ve kesinlikle "Şüphesiz ki biz sizin beraberinizde idik" diyeceklerdir. Ve Allah, o tüm insanların göğüslerindeki şeyi kesinlikle daha iyi bilen değil midir?

11- Ve Allah inanmış olan kimseleri de kesinlikle ve kesinlikle bilir ve o ikiyüzlüleri de kesinlikle ve kesinlikle bilir.

12- Ve gerçeği örtmüş olan kimseler, inanmış olan kimselere: "Siz bizim yolumuzu izleyin ve biz de sizin kusurlarınızı taşıyalım" dedi. Oysa kendileri onların kusurlarından hiçbir şeyi taşıyıcı olmayacaklardır. Şüphesiz ki onlar kesinlikle yalancılardır.

13- Ve onlar kendi ağırlıklarını ve kendi ağırlıklarının beraberinde (başka) ağırlıkları da kesinlikle ve kesinlikle taşıyacaklardır ve onlar o kalkışın günü yakıştırmakta oldukları şeylerden kesinlikle ve kesinlikle (bilgi) talep edileceklerdir.

14- Ve ant olsun ki biz, Nuh'u kendi topluluğuna gönderdik de o, onların içinde elli yıl eksik, bin sene kaldı. Sonunda o tufan onlar haksızlık yaparlarken kendilerini tutuverdi.

15- Bunun üzerine biz, onu ve o geminin arkadaşlarını kurtardık ve biz onu (gemiyi) o tüm insanlara bir delil yaptık.

16- 17- 18- Ve İbrahim(i de gönderdik). Bir zaman kendi topluluğuna, o: "Siz Allah'a kulluk edin ve O'na karşı korunun. Eğer siz bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır. Siz ancak ve ancak Allah'ın berisinden bir takım putlara kulluk ediyorsunuz ve siz onları gerçeği ters yüz etme olarak kurguluyorsunuz. Şüphesiz ki sizin Allah'ın berisinden kulluk etmekte olduğunuz şeyler, size bir rızık vermeye sahip olamazlar. O halde siz o rızkın peşine Allah'ın yanından düşün ve O'na kulluk edin ve O'na şükredin. Siz O'na döndürüleceksiniz. Eğer siz yalanlarsanız, sizden önceki toplumlar da kesinlikle yalanlamıştı. Ve o apaçık ulaştırma (onlara gelen) o elçinin üzerindeki olandan başkası değildi" demişti.

19- Ve onlar görmediler mi Allah o yaratmayı nasıl başlatıyor? Sonra O, onu tekrar geri döndürecektir. Şüphesiz ki bu, Allah'a göre kolaydır.

20- Sen de ki: "Siz, o yerde yürüyün de O, yaratmaya nasıl başlamış artık bir bakın, sonra Allah o sonraki geliştirmeyi de meydana getirecektir. Şüphesiz ki Allah, her bir şeyin üzerine güç yetiricidir."

21- O, kimi dilerse azaplandırır ve kimi dilerse sürekli şefkat eder. Ve siz yalnızca O'na çevrileceksiniz.

22- Ve siz o yerde ve o gökte (Allah'ı) yetersiz bırakıcılar asla olamazsınız. Ve Allah'ın berisinden hiçbir yakın ve hiçbir yardımcı sizin için olmayacaktır.

23- Ve o kimseler ki, Allah'ın delillerini ve O'nun karşılaşmasını örtmüşlerdir, işte onlar benim şefkatimden de ümit kesmişlerdir. Ve işte onlar, çok acı verici azap kendileri içindir.

24- Bunun üzerine kendi topluluğunun cevabı: "Siz, onu öldürün veya onu yakıp mahvedin" demelerinden başkası olmamış, bunun üzerine Allah da onu o ateşten kurtarmıştı. Şüphesiz ki inanacak bir topluluğa deliller kesinlikle bundadır.

25- Ve o: "Siz ancak ve ancak o yakın yaşamda aranızda bir gönül bağı için, Allah'ın berisinden bir takım putlar edindiniz. Sonra o kalkışın günü sizin bir kısmınız bir kısmı(n kulluğunu) örtecek ve sizin bir kısmınız bir kısmı dışlayacak. Ve sizin sığınacak yeriniz o ateştir. Ve yardımcılardan hiçbiri de sizin için olmayacaktır" demişti.

26- Bunun üzerine Lut ona inanmıştı. Ve o (İbrahim): "Şüphesiz ki ben, Efendime göç ediciyim. Şüphesiz ki O, mutlak üstünün, mutlak bilgenin ta kendisidir" demişti.

27- Ve biz ona İshak'ı ve Yakub'u bahşetmiş ve o haberciliği ve o kitabı onun soyunda devam ettirmiş ve biz onun ödülünü de o yakın (yaşam) da vermiştik. Ve şüphesiz ki o, o sonraki (yaşamda da) kesinlikle o düzgünlerdendir.

28- 29- Ve Lut'u (da gönderdik). Bir zaman kendi topluluğuna, o: "Şüphesiz ki siz kesinlikle o hayasızlığa varıyorsunuz ki o tüm insanlardan hiçbiri onunla sizin önünüze geçmemiştir (sizden önce kimse işlememiştir). Gerçekten siz mi kesinlikle o erkeklere varıyor ve o yolu kesiyor ve sohbet ortamlarınızda o yadırganmışa varıyorsunuz?" demişti. Bunun üzerine kendi topluluğunun cevabı: "Eğer sen o doğru söyleyenlerden isen, Allah'ın azabını bize getir" demelerinden başkası olmamıştı.

30- O da: "Ey Efendim, sen o bozuculuk yapanlar topluluğuna karşı bana yardım et" demişti.

31- Ve bizim elçilerimiz İbrahim'e o müjdeyi getirdiğinde: "Şüphesiz ki biz, şu kasabanın mensuplarını yok edicileriz. Şüphesiz ki onun halkı haksızlık yapanlar olmuşlardır" demişlerdi.

32- O da: "Şüphesiz ki Lut onun içindedir" demişti. Onlar: "Biz, onun içinde olan kimseyi daha iyi bileniz. Biz, onu ve onun karısı dışındaki mensuplarını kesinlikle ve kesinlikle kurtaracağız, o geride kalanlardan olmuştur" demişlerdi.

33- 34- Ve bizim elçilerimiz Lût'a geldiğinde müdahale gücü olmadığı için onlar yüzünden kötüleşti ve onlar yüzünden daraldı. Ve onlar: "Sen sakın kaygılanma ve sakın üzülme, şüphesiz ki biz seni ve o geride kalanlardan olmuş karın dışındaki mensuplarını kurtarıcılarız. Şüphesiz ki biz, itaatten çıkmakta oldukları nedeniyle şu kasabanın mensuplarının üzerine o gökten bir titreten azap indiricileriz" demişlerdi.

35- Ve ant olsun ki bağlantı kuracak bir topluluğa, biz onda (gözle görülen) bir apaçık delil bıraktık.

36- Ve Medyen'e de kendilerinin kardeşi Şuayb'ı (gönderdik de) o: "Ey topluluğum, siz Allah'a kulluk edin ve o sonraki günü bekleyin. Ve siz bu yerde bozuculuk yapanlar olarak sakın karışıklık çıkarmayın" dedi.

37- Bu uyarıya rağmen onlar, onu yalanladılar, bunun üzerine o şiddetli sarsıntı onları tuttu, böylece kendilerinin yurdunda diz üstü çökenler oluverdiler.

38- Ve Ad'ı ve Semud'u da (yok ettik). Ve (onların durumu) dinginleşme yerlerinden size kesinlikle apaçık belli olmuştur. Ve o şeytan onlara kendi işlerini süslemiş, onlar bunu görebilecek oldukları halde o onları o yoldan uzaklaştırmıştı.

39- Ve Karun'u ve Firavun'u ve Haman'ı da (yok ettik). Ve ant olsun ki Musa onlara o apaçık belgeleri getirmişti de onlar o yerde büyüklük taslamışlardı ve onlar (kaçarak) öne geçenler de olamadılar.

40- Böylece biz (bu toplulukların) her birini kendisinin peşine takılı suçu nedeniyle tuttuk. Artık onlardan kimi var ki biz onun üzerine bir kızgın taş fırtınası gönderdik. Ve onlardan kimi var ki onu o çığlık tuttu. Ve onlardan kimi var ki biz onu o yerin dibine soktuk. Ve onlardan kimi var ki biz batırdık. Ve Allah onlara hiçbir şekilde haksızlık yapar olmadı. Fakat onlar kendi benliklerine haksızlık yapar oldular.

41- Allah'ın berisinden yakınlar edinmiş olan kimselerin örneği, o örümceğin örneği gibidir ki o bir ev edinmiştir. Ve şüphesiz ki o evlerin en dirençsizi, kesinlikle o örümceğin evidir. Eğer onlar biliyor olsalardı, (sağlam evi Kabe'yi ev edinirlerdi).

42- Şüphesiz ki Allah onların, kendisinin berisindeki herhangi bir şeyden neyi çağırmakta olduklarını bilir. Ve O, mutlak üstündür, mutlak bilgedir.

43- Ve bu örnekler, biz onları o insanlara ortaya koyuyoruz. Ve onları o bilenlerden başkası bağlantı kurmuyor.

44- Allah, o gökleri ve o yeri o gerçekle yarattı. Şüphesiz ki o inananlara (gözle görülen) bir delil kesinlikle bundadır.

45- Sen, o kitaptan sana vahyedilmiş olan şeyi peşi sıra oku ve o kulluk görevini ayakta tut. Şüphesiz ki o kulluk görevi o hayasızlıktan ve o yadırganmıştan  vazgeçirir. Allah'ın hatırlanması ise kesinlikle daha büyüktür. Ve Allah, sizin emek vermekte olduğunuz şeyleri bilir.

46- Ve siz, o kitabın mensuplarıyla o en iyi olan şey dışında sakın söz dalaşı yapmayın, onlardan haksızlık yapmış olanlar başka ve siz: "Bize indirilmiş olan şeye ve size indirilmiş olan şeye biz inandık ve bizim tanrımız ve sizin tanrınız tektir ve biz O'na teslim olanlarız" deyin.

47- Ve biz, sana o kitabı işte böyle indirdik. Bu nedenle bizim kendilerine o kitabı verdiğimiz kimseler, ona inanırlar. Ve şunlardan da (Mekkelilerden) kimi ona inanır. Ve bizim delillerimizi o gerçeği örtücülerden başkası da ısrarla reddetmiyor.

48- Ve sen, onun öncesinden hiçbir kitaptan peşi sıra okuyor ve onu sağ elinle yazıp çiziyor değildin, öyle olsaydı o geçersizciler kesinlikle kuşkulanırlardı.

49- Hayır o, o bilgi verilmiş olan kimselerin göğüslerinde apaçık belgelerdir. Ve bizim delillerimizi o haksızlık yapanlardan başkası da ısrarla reddetmiyor.

50- Ve onlar: "Ona, kendisinin Efendisinden (gözle görülen) bir delil indirilmeli değil miydi?" dediler. Sen de ki: "(Gözle görülen) ancak ve ancak o deliller Allah'ın yanındadır. Ve ben, ancak ve ancak bir apaçık uyarıcıyım."

51- Ve bizim, o kitabı senin üzerine indirmiş olmamız onlara yetmedi mi, ki o onlara peşi sıra okunuyor? Şüphesiz ki inanacak bir topluluğa kesinlikle bir şefkat ve bir hatırlatma bundadır.

52- Sen de ki: "Benimle sizin aranızda bir tanık olarak Allah yeter. O, o göklerde ve o yerde ne varsa bilir. Ve o kimseler ki, geçersize inanmışlar ve Allah'ı(n ayetlerini) örtmüşlerdir, işte onlar o ziyan edenlerin ta kendileridir."

53- Ve onlar, senden o azabı acilen istiyorlar. Ve eğer bir isimlenmiş süre olmasaydı, o azap onlara kesinlikle gelirdi. Ve o onlara beklenmedik bir zamanda kendileri farkına varamazlarken kesinlikle ve kesinlikle gelecektir.

54- Onlar, senden o azabı acilen istiyorlar. Ve şüphesiz ki cehennem, o gerçeği örtücüleri kesinlikle kuşatıcıdır.

55- O gün o azap onları üstlerinden ve ayaklarının altından kaplayacak ve O (onlara): "Siz, işlemekte olduğunuz şeyleri tadın" diyecek.

56- Ey benim inanmış kimseler olan kullarım, şüphesiz ki benim yerim kapsayıcıdır, o halde siz yalnızca bana kulluk edin.

57- Her bir benlik o ölümü tadıcıdır, sonra siz bize döndürüleceksiniz.

58- Ve o kimseler ki, inanmışlar ve o düzgün işleri işlemişlerdir, biz onları o bahçedeki özel odalara kesinlikle ve kesinlikle yerleştireceğiz ki onların altından o nehirler akar, onların içinde sürekli kalıcılardır. O (güzel işleri) işleyenlerin ödülü ne güzeldir.

59- Onlar öyle kimselerdir ki, direnç göstermişlerdir ve kendilerinin Efendisine güvenip dayanmaktadırlar.

60- Ve canlıdan nicesi vardır ki o, kendi rızkını taşıyamaz. Allah, onlara da ve size de rızık veriyor. Ve O, en iyi işiticidir, en iyi bilicidir.

61- Ve ant olsun ki eğer sen onlara: "Kim, o gökleri ve yeri yarattı ve o güneşi ve o ayı kim boyun eğdirdi?" diye (bilgi) talep etsen, onlar kesinlikle ve kesinlikle "Allah" diyeceklerdir. Böyle iken onlar nasıl da gerçeği ters yüz ediyorlar?

62- Allah, o rızkı kendisinin kullarından kime dilerse geniş tutar ve (kime dilerse de) ona ölçü koyar. Şüphesiz ki Allah, her bir şeyi en iyi bilicidir.

63- Ve ant olsun ki eğer sen onlara: "Kim, o gökten bir su indirdi de o yeri onun ölümü sonrasından onunla yaşattı?" diye (bilgi) talep etsen, onlar kesinlikle ve kesinlikle "Allah" diyeceklerdir. Sen de ki: "O övgü Allah'adır." Hayır, onların tamamı bağlantı kurmazlar.

64- Ve bu aşağı yaşam bir oyalanmadan ve bir oyundan başka birşey değildir. Ve şüphesiz ki o sonraki yurt o, asıl yaşamın kesinlikle ta kendisidir. Eğer onlar biliyor olsalardı (sonraki yurt için çalışırlardı).

65- Öyle ki onlar, bindikleri zaman o gemide Allah'ı o yükümlülüğü sadece O'na özgüleyenler olarak çağırırlar. Ne zaman ki O, onları o karaya (çıkarıp) kurtardı, onlar birde bakarsın ortak koşarlar.

66- Böylece onlar verdiğimiz şeyler nedeniyle (biraz daha) nankörlük ederler ve yararlanırlar, ama onlar ileride bileceklerdir.

67- Ve onlar görmediler mi kendi çevrelerinden o insanlar kapılıverirken, şüphesiz ki biz (Mekke'yi) bir dokunulmazlıklı güvenli yer yaptık? Şimdi onlar geçersize inanıyorlar ve Allah'ın gönendirmesine nankörlük mü ediyorlar?

68- Ve o kimseden daha haksızı kimdir ki o, Allah'a karşı bir yalan yakıştırmıştır veya o gerçeği kendisine geldiğinde yalanlamıştır? O gerçeği örtücüler için cehennemde bir barınak yok mudur?

69- Ve o kimseler ki, bizim uğrumuzda güçlerini kullanmışlardır, biz onları kesinlikle ve kesinlikle yollarımıza ileteceğiz. Ve şüphesiz ki Allah, o iyilik edenlerin kesinlikle beraberindedir.


2 Haziran 2025 Pazartesi

Kur'an Meali Yasağı Üzerinde Bir Düşünce

Bu yazının yazıldığı tarihin en önemli gündemi olmasa da (çünkü Gazze katliamı gibi daha önemli bir gündem halen yaşanmaktadır) Kur'an'la iştigal edenler arasında DİB e verilen bazı Kur'an meallerini yasaklama yetkisi bu günlerin gündemini oluşturmaktadır. DİB tarafından oluşturulacak bir konsülün herhangi bir mealin yasaklanıp yasaklanmaması üzerinde karar verme yetkisine sahip olması, öncelikle kabul edilebilir bir durum değildir. Çünkü bu konsülün bir mealin doğruluğu veya yanlışlığı üzerinde karar vereceği kriterlere göre kendilerinin yaptırdığı mealler bile mebzul miktarda hataları barındırmaktadır. 

DİB bu yetkisini kullanırken ortaya koyacağı kriterler, Kur'an'ın temel ilkelerini baz alan kriterler değil, adına "Ehli sünnet vel cemaat" denilen ve bu isim altında ortaya konulan birçok inanç  esasının Kur'an ile taban tabana zıt olduğu kriterler üzerinden yapılacağı da herkesçe malumdur. Bu kriterler üzerinden değerlendirilen bazı Kur'an meallerinin haliyle bu inanca zıt olduğu ortadadır. Bu inancın esaslarına uymayan meallerin yasaklanması ve toplatılması gerektiği bu kuruluşun kuracağı konsül tarafından uygulamaya konulacaktır.

Kur'an mealleri üzerinde konuşmak yetkisine sahip olan bir kuruluşun önce bu inancı terk ederek salt Kur'an merkezli bir inanç üzerinden bu işi yapması gerekir ki, bu da balığın kavağa çıkması gibi imkansız bir durumdur. Bu da demektir ki DİB yapacağı bir Kur'an meali tetkikinde yanlı bir durum sergileyecek ve birçok Kur'an meali bundan etkilecektir.

Yasaklanacak mealler içinde Kur'an esaslarına aykırı meallerin olacağı bir realitedir. Biz böyle meallere sonuna kadar karşı olmakla birlikte, bunların despot bir zihniyet tarafından kanun ile yasaklanmasını da kabul edemeyiz. Çünkü yasağı DİB değil okuyucuların kendileri hür iradeleri koymalıdır.

Şurası bir gerçektir ki, ülkemizde son 50 senedir Kur'an'a olan yönelmenin bir etkisi olarak herkes Kur'an meali yapmakta neredeyse bir yarışa girmiştir. Bu durumun ülkede bir meal enflasyonunu meydana getirdiği de malumdur. 

               Bana okuduğun meali söyle, sana hangi cemaatten olduğunu söyleyeyim. 

Her cemaatin okunmasını veya okunmamasını tavsiye ettiği mebzul miktarda meal bulunan bir ülkede yasakçı zihniyet zaten her an çalışmaktadır. DİB de halen mevcut olan yasakçı zihniyete TBMM nin çıkardığı bir kanun ile yasal olarak dahil edilmiştir. Mümeyyiz akla sahip olmayan okuyucu, hangi mealin okunup okunmaması gerektiği kendisi değil, mensup olduğu tayfanın reislerinin karar vererek ona göre hareket etmeyi beklemektedir.

Bir mealin doğruluğu ve yanlışlığı üzerinde fikir yürütmeye sahip olacak kişi ve kurum üzerinde bile bir fikir sağlanmasının mümkün olamayacağı aşikardır. Bu ülkenin okuduğu mealin doğruluğu veya yanlışlığı hakkında fikir verebilecek insanın yine kendi dini inancı doğrultusunda olması gerektiğini düşünen insanların ülkesi olduğu unutulmamalıdır.

Netice itibari ile bu yasak kararı neresinden baksanız elinizde kalan ve desteklemesi mümkün olmayan bir karardır.

Hal böyleyken Kur'an mealleri üzerinde de karınca kararınca iki laf etmeye çalışalım. Çünkü ne dersek diyelim ortada bir sıkıntı vardır ve bu sıkıntılar halen gündemdeki yerini korumaktadır.

Bugün ülkemizde mevcut bulunan Kur'an meallerini 2 kategoride toplamak mümkündür.

1- Lafzi meal. Yani Kur'an metninin aslının tercümesi üzerinden yapılan mealler. Aslında buna çeviri demek daha uygun düşmektedir.

2- Anlam yorum meal. Bu yöntem, lafza bağlı kalmayan, lafzın ne demek istediğini merkeze alan, kişinin Kur'an'dan anladığını yansıtması üzerine kurulu bir yöntemdir.

1. kategorideki mealleri kontrol etmek, Arapça metnin kelime karşılığı üzerinden yapılan değerlendirme ile mümkün olmaktadır. Bu yöntem, kontrol açısından daha kolaydır. Yapılan değerlendirme sonucunda eğer kelimenin aslına uygun olmayan bir karşılık verilmişse, hata anında ortaya çıkacaktır.

Lafzi meal, doğruluk ve yanlışlık açısından kontrolu en kolay meal yöntem olması açısından kanaatimizce daha güvenilirdir, meal okumak isteyenlere tavsiye edebileceğim meal bu kategoriye dahil olan meallerdir. Çünkü meal yapıcısının hatası veya tahrifi bu yöntemle yapılan meallerde anında ortaya çıkar.

2. kategoriye giren mealler, daha dikkatli okunması gereken meallerdir. Çünkü bu yöntemle yapılan meallerde kişisel görüşler daha bi ön plana çıkmakta, meal yapıcısı Kur'an ve İslam hakkındaki kişisel düşüncesini Kur'an'a söyletme imkanı bulabilmektedir.

Bütün anlam yorum tarzı mealleri bi kalemde silip atmamakla birlikte, hata ve tahrif barındırma açısından daha müsait bir yapısı olması açısından daha dikkatli okunması gereken mealler bu kategorideki meallerdir. Bu yöntemler meal yapan bir kimseye, herhangi bir hata uyarısı yapıldığında, sığınma noktası "Bu konuda ben böyle düşünüyorum" demesi olmakta, dolayısı ile kendisini eleştiriye kapatmaktadır.

Kur'an mealleri hakkında bu kısa düşünceden sonra, bir de bu mealleri yapanlar hakkındaki şahsi kanaatimizi paylaşmak isteriz.

Kimsenin kalbini açıp bakma imkanına sahip olmadığımız için, bir meal yapıcısının ne amaçla meal yaptığı üzerinde bir şey söylememiz yakışık almayacaktır. Ancak mealin neye ve kime hizmet ettiği üzerinde fikir yürütme imkanına sahip olabiliriz.

Bir mealin veya meal yapıcısının hakkında fikir sahibi olmak için önce doğru bir Kur'an anlayışına sahip olmak gerekmektedir. Bu anlayış ise, Kur'an'ın yüzyıllar boyunca elçiler üzerinden anlattığı bütün insanlar arasındaki ortak kelime olan ALLAH'A KİMSEYİ ORTAKLAŞTIRMAMAK esası üzerine kurulu bir din anlayışına sahip olmakla mümkün olacaktır.

Bir meal yapıcısı eğer böyle bir inanca sahip değilse, yapacağı meal insanları Allah'a kulluğa değil, başkalarına kulluğa davet etmek olacaktır. Olayın en kötü tarafı bunu yaparken Allah'ın kitabını kullanmış olmasıdır.

Bir mealin veya meal yapıcısının hakkında kanaate varabilmenin en sağlıklı yolunun bu olduğunu düşünmekteyiz. Tevhidi anlayışa sahip bir kişi olarak okuyacağımız mealler bize kimsenin veya hiçbir kurumun etkisi altında kalmadan o meal veya meal yapıcısı hakkında bir fikir sahibi olmamızı sağlayacaktır.

Son yıllarda bazı üniversitelerin yaptığı ve çok ta faydalı olduğunu düşündüğümüz meal sempozyumları, akademisyen camianın bu konuya daha objektif yaklaşımını beraberinde getirmiş, ve birçok mealdeki hata ve tahrifin akademik bir üslupla okuyuculara yansımasını sağlamıştır.

Kur'an mealleri hakkında makaleler kaleme alan akademisyenlerin, bu konuyu yasakçı zihniyet gözüyle bakmadan ele alması, Kur'an meallerinin gelecekte daha sağlıklı bir zemine oturmasını sağlaması açısından umut vericidir.


31 Mayıs 2025 Cumartesi

KASAS SURESİ ÇEVİRİSİ

1- Ta, Sin, Mim.

2-  Bu (harflerden oluşan kelimeler), o apaçık kitabın delilleridir.

3- Biz, inanacak bir topluluğa Musa'nın ve Firavun'un bir kısım haberinden, o gerçeği sana peşi sıra okuyacağız.

4- Şüphesiz ki Firavun, o yerde (Mısır'da) yücelenmiş ve onun halkını taraftarlar olarak bölmüştü. O, onlardan bir zümreyi zayıf düşürüyor, onların oğullarını boğazlatıyor ve kadınlarını yaşattırıyordu. Şüphesiz ki o, o bozuculuk yapanlardan olmuştu.

5- 6- Ve biz de istiyorduk ki, o yerdeki zayıf düşürülmüş olan kimselerin üzerine büyük iyilikte bulunalım ve onları önderler yapalım ve mirasçılar yapalım ve kendilerine o yerde olanak sağlayalım ve Firavun'a ve Haman'a ikisinin askerlerine, onlardan sakınmakta oldukları şeyi gösterelim.

7- Ve biz, Musa'nın annesine: "Sen onu emzir. Ne zaman ki sen ona karşı kaygılandın, artık onu o denize bırak ve (sonrasında) sakın kaygılanma ve sakın üzülme. Şüphesiz ki biz, onu sana geri döndürücüleriz ve onu o gönderilmişlerden olarak atayıcılarız" diye vahyettik.

8- Böylece Firavun'un ailesi onu, sonunda kendilerine bir düşman ve bir üzüntü (kaynağı) olarak bulup aldı. Şüphesiz ki Firavun ve Haman ve ikisinin askerleri, kusur işleyenler olmuşlardı.

9- Ve Firavun'un karısı: "(Bu çocuk), benim ve senin için bir göz ferahlığıdır. Siz onu sakın öldürmeyin, belki bize faydası olur veya biz onu bir çocuk ediniriz" dedi. Oysa onlar (başlarına geleceklerin) farkına varamaz bir durumdaydı.

10- Ve Musa'nın annesi, gönlü bomboş olarak sabahladı. Eğer o inananlardan olması için onun kalbinin üzerine bağ vurmuş olmasaydık, şüphesiz ki o neredeyse onu(n annesi olduğunu) belirginleştirecekti.

11- Ve o (annesi), onun (Musa'nın) kızkardeşine: "Sen, onun izini takip et" dedi. Böylece o da, onlar farkına varamaz bir durumdayken uzak bir yerden onu gözüyle izledi.

12- Ve biz önceden o emziricileri ona yasaklamıştık. Bunun üzerine o (kız kardeşi): "Ben size bir ev mensubunun üzerine kılavuzluk edeyim mi, onlar onu sizin için sorumluluğuna alırlar ve onlar ona içtenlikle öğüt verici (yetişirici)lerdir?" dedi.

13- Böylece biz onu kendi annesine geri döndürdük ki onun (annesinin) gözü ferah olsun ve üzülmesin ve o, Allah'ın söz vermesinin bir gerçek olduğunu bilsin. Fakat hakikat şu ki onların (Firavun Haman ve askerlerinin) tamamı bunu bilmezlerdi.

14- Ve o, kendisinin en çetinliğine ulaşıp oturaklaştığında, biz ona bir karar yeteneği ve bir bilgi verdik. O iyilik edenlere biz, işte böyle karşılık veririz.

15- Ve o, onun mensuplarından bir kısmının duyarsızlık (uyku) hali üzerinde olduğu bir vakit o şehre girdi. Bu esnada onda birbiriyle öldürüşen iki adam buldu. Bu, kendi taraftarından ve bu da kendi düşmanının (taraftarın)dan. Durum böyleyken kendi taraftarından olan kimse, kendi düşmanının (taraftarın)dan olan kimseye karşı onun yardımına sığınmak istedi. Bunun üzerine Musa ona yumruk attı ve böylece onun (ölüm hükmünü) yerine getirdi. O: "Bu, o şeytanın işindendir. Şüphesiz ki o, bir apaçık saptırıcı düşmandır" dedi.

16- O (yine): "Ey Efendim, şüphesiz ki ben kendi benliğime haksızlık ettim, artık sen beni bağışla" dedi, bunun üzerine O onu bağışladı. Şüphesiz ki O, o çok bağışlayıcının, şefkati süreklinin ta kendisidir.

17- O (yine): "Ey Efendim, senin benim üzerime olan gönendirmen nedeniyle, artık ben o suç işleyenlere sırt veren biri asla olmayacağım" dedi.

18- Böylece o, o şehirde kaygılı bir halde (etrafını) gözetleyerek sabahladı. bir de ne görsün dün ondan yardım istemiş olan kimse, ona yine feryat ediyor. Musa ona: "Şüphesiz ki sen, kesinlikle bir apaçık azgınsın" dedi.

19- Ne zaman ki o kimseyi ki o, ikisine de bir düşmandır yakalamak istedi, o: "Ey Musa, sen o dün bir benliği öldürdüğün gibi beni de mi öldürmek istiyorsun? Şüphesiz ki sen, bu yerde bir zorba olmaktan başka bir şey istemiyorsun. Ve sen o düzelticilerden olmak ta istemiyorsun" dedi.

20- Ve bir adam o şehrin en uzağından koşarak geldi: "Ey Musa, Şüphesiz ki o ileri gelenler senin hakkında birbirleriyle danışıyorlar ki seni öldürsünler, sen hemen (bu şehirden) çık. Şüphesiz ki ben, sana o içtenlikle öğüt vericilerdenim" dedi.

21- Bunun üzerine o kaygılı bir halde (etrafını) gözetleyerek ondan çıktı. "Ey Efendim, sen beni haksızlık yapanlar topluluğundan kurtar" dedi.

22- Ve Medyen'in karşısına yüzünü yönelttiğinde, o: "Efendimin beni o yolun denk olanına iletmesi umulur" dedi. 

23- Ve Medyen'in suyuna vardığında o, onun üzerinde o insanlardan bir toplum buldu ki onlar (hayvanlarını) suvarıyorlardı ve onların berisinden iki kadın buldu ki o ikisi de (hayvanlarını suvarmaktan) menediyordu. O, (ikisine): "(Bu durumla ilgili) ikinizin söyleyecek sözü nedir? dedi. İkisi: "Biz, o güdücüler geri çekilene kadar (hayvanlarımızı) suvarmayız ve bizim babamız da bir büyük ihtiyardır" dedi.

24- Bunun üzerine o, iki kadın için (hayvanları) suvardı, sonra o gölgeye yanaştı da: "Ey Efendim, şüphesiz ki ben, hayırdan bana indireceğin o şeye bir muhtacım" dedi.

25- Akabinde iki kadından biri ona geldi ki o, sıkılgan bir hal üzerinde adımlıyordu: "Şüphesiz ki benim babam seni çağırıyor ki bizim için suvardığını bir ödül ile seni karşılıklandırsın" dedi. Ne zaman ki o, ona  geldi ve (başından geçen) o olayı ona anlattı, o: "Sen sakın kaygılanma, o haksızlık yapanlar topluluğundan kurtuldun" dedi.

26- İki kadından biri: "Ey babacığım, sen onun ödül karşılığı çalışmasını iste. Şüphesiz ki emek karşılığı ile çalışmasını istediğin kimselerin en hayırlısı, mutlak kuvvetli güvenilenidir" dedi.

27- (Babaları): "Şüphesiz ki ben, sekiz hac yılı bana ödül karşılığı çalışmana karşı, şu iki kızımdan birini seninle evlendirmek istiyorum. Yok eğer sen on (yıl) a tamamladın, o da senin yanındandır. Ve ben senin üzerine meşakkat vermek de istemiyorum. Eğer Allah dilerse, sen beni o düzgünlerden bulacaksın" dedi.

28- O: "Bu, benimle senin aranda (bir antlaşma)dır. Ben o iki süreden hangisini yerine getirirsem, artık bana hiçbir düşmanlık olamaz. Ve Allah, bizim söylemekte olduğumuz şeyin üzerinde bir dayanaktır" dedi.

29- Ne zaman ki Musa o süreyi yerine getirdi ve kendi ailesiyle yürü(yüp yola düzül)dü o, Tur'un yanından bir ateş sezinledi. Kendi ailesine: "Siz durup bekleyin, şüphesiz ki ben bir ateş sezinledim, umarım ki ben size ondan bir haber veya o ateşten bir kor getiririm ki siz ısınasınız" dedi.

30- 31- 32- Ne zaman ki o ona geldi, o bereket verilmiş bölgedeki o vadinin sağ yamacından o ağaçtan: "Ey Musa, şüphesiz ki ben  o tüm insanların Efendisi Allah'ın ta kendisiyim" diye ve "Sen değneğini bırak" diye seslenildi. Ne zaman ki o, onu hızlı bir yılan  gibi titreşiyor gördü, bir arka dönen olarak (başka tarafa) yanaştı ve (değneğini) takip etmedi. (Allah): "Ey Musa, sen (geri) yönel ve sakın kaygılanma, şüphesiz ki sen o güvende olanlardansın. Elini yakanın içine sok, hiçbir kötülük olmaksızın bembeyaz çıksın. Ve o sakınmadan (dolayı açılan) kanadını da (kolunu) kendine yapıştır. Şimdi bu ikisi, Firavun'a ve onun ileri gelenlerine senin Efendinden iki sağlam kanıttır. Şüphesiz ki onlar, itaatten çıkanlar topluluğu oldular" dedi.

33- 34- O: "Ey Efendim, şüphesiz ki ben onlardan bir benlik öldürdüm, bu yüzden ben kaygılanıyorum ki onlar beni öldürecekler. Ve kardeşim Harun o, dil bakımından benden daha berraktır, bu nedenle sen onu da beni doğrulayan bir destekçi olarak benim beraberimde gönder. Şüphesiz ki ben, kaygılanıyorum ki onlar beni yalanlayacaklar" dedi.

35- (Allah): "Biz, senin pazunu kardeşinle çetinleştireceğiz ve biz, ikinizi bir yetkili olarak görevlendireceğiz, artık onlar bizim (gözle görülen) delillerimizle ikinize ilişemeyecekler. İkiniz ve sizin ikinizi izlemiş kimseler, o yenenlersiniz" dedi.

36- Ne zaman ki Musa bizim (gözle görülen) apaçık delillerimizi onlara getirdi, onlar: "Bu, bir yakıştırılmış sihirden başkası değil. Ve biz, bunu bizim o ilk atalarımızda hiç işitmedik" dediler.

37- Ve Musa: "Benim Efendim O'nun yanından o doğruya iletini getirmiş olan kimseyi ve o yurdun sonu kendisinin olacak kimseyi daha iyi bilendir. Gerçek şu ki, o haksızlık yapanlar başarıya eriştirilmez" dedi.

38- Ve Firavun: "Ey o ileri gelenler, ben sizin için benden başka hiçbir tanrı bilmiş değilim. Ey Haman, haydi sen benim için o çamurun üzerinde bir ateş tutuştur da bana bir yüksek kule yap ki ben Musa'nın tanrısına yükseleyim. Ve şüphesiz ki ben onun kesinlikle o yalancılardan olduğu kanısına varıyorum" dedi.

39- O ve onun askerleri o hakları olmaksızın o yerde büyüklük tasladı ve onlar kanıya vardılar ki şüphesiz ki onlar bize döndürülmeyecekler.

40- Bunun üzerine biz de onu ve onun askerlerini tuttuk da o denizin içine fırlatıp attık. Artık sen bak o haksızlık yapanların sonu nasıl olmuş.

41- Ve biz, onları önderler yaptık ki onlar o ateşe çağırırlar. Ve onlar o kalkışın günü yardım da edilmeyecekler.

42- Ve biz, onlara o yakın yaşamda bir dışlamayı izlettirdik. Ve kalkışın günü ise onlar o çirkinleşmişlerdendir.

43- Ve ant olsun ki biz, o ilk kuşakları yok etmemizin ardından Musa'ya o kitabı o insanlara doğruyu görmeler ve bir doğruya iletici ve bir şefkat olarak verdik ki onlar hatırlayalar. 

44- Ve biz Musa'ya o buyruğu yerine getirdiğimiz zaman, sen o batı yanında değildin ve sen o tanık olanlardan da değildin.

45- Fakat hakikat şu ki biz, (Musa'dan sonra nice) kuşaklar geliştirdik de o ömür kendilerine uzatıldı. Ve sen, Medyen mensupları içinde bir barınan olarak bizim delillerimizi onlara peşi sıra okuyor da değildin, fakat hakikat şu ki biz (elçi) göndericiler idik.

46- Ve sen, biz (Musa'ya) seslendiğimiz zaman, Tur'un yanında da değildin, fakat senin Efendinden bir şefkat olarak senden önce kendilerine hiçbir uyarıcı gelmemiş bir topluluğu senin uyarman için (bunları sana vahyediyoruz) ki onlar hatırlayalar.

47- Ve onlara kendi ellerinin öncelediği şeyler nedeniyle bir musibet değdirildiğinde hemen: "Ey Efendimiz, sen bize bir elçi göndermeli değil miydin ki biz de senin delillerini izleyip o inananlardan olsaydık?" diyecek olmasalardı (seni göndermezdik).

48- Ne zaman ki bizim yanımızdan o gerçek onlara geldi, onlar: "Musa'ya verilmiş olan şeyin bir örneği ona da verilmiş olmalı değil miydi?" dediler. Oysa onlar önceden Musa'ya verilmiş olan  şeyi de örtmemişler miydi? Onlar: "(Bunlar) iki sihirdir sırt sırta verdiler" demişlerdi. Ve onlar: "Şüphesiz ki biz hepsini örtücüleriz" demişlerdi.

49- Sen de ki: "Eğer siz doğru söyleyenler iseniz, haydi siz de bir kitap getirin de o, ikisinden daha doğruya ileten olsun."

50- Yok eğer onlar seni cevaplandırmadılarsa, artık sen onların ancak ve ancak kendi keyfi eğilimlerini izlemekte olduklarını bil. Ve daha sapkın kimdir ki o, Allah'tan bir doğruya ileteni olmaksızın kendi keyfi eğilimine takılmıştır? Şüphesiz ki Allah, o haksızlık yapanlar topluluğunu doğruya iletmez.

51- Ve ant olsun ki biz, o söyleneni onlara iliştirdik ki onlar hatırlayalar.

52- Bizim kendilerine onun öncesinden o kitabı verdiğimiz kimseler var ya, onlar ona inanırlar.

53- Ve o onlara peşi sıra okunduğu zaman onlar: "Biz ona inandık, şüphesiz ki o, bizim Efendimizden o gerçektir. Şüphesiz ki biz, onun öncesinden de teslim olanlar olmuştuk." derler.

54- İşte onlara direnç göstermeleri nedeniyle onların ödülü iki kere verilecektir. Onlar o kötülüğü o iyilikle defederler ve onlar bizim kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden harcarlar. 

55- Ve onlar o amaçsız sözü işittikleri zaman, ondan ilgisiz kalırlar ve: "Bizim işlediklerimiz bizedir ve sizin işledikleriniz de sizedir. Selam sizin üzerinize olsun, biz o düşüncesizlerin peşine düşmeyiz" derler.

56- Şüphesiz ki sen, sevdiğin kimseyi doğruya iletemezsin, fakat hakikat şu ki Allah dileyeceği kimseyi doğruya iletir. Ve O, o doğruya iletilenleri daha iyi bilendir.

57- Ve onlar: "Eğer biz senin beraberinde o doğruya ileteni izlersek, kendi yerimizden kapılıveririz" dediler. Biz, onları bir dokunulmazlıklı güvenli yere (yerleşmelerine) olanak sağlamadık mı oraya kendi katımızdan bir rızık olarak her bir şeyin ürününün derlenip toplanıyor? Fakat hakikat şu ki onların tamamı bilmezler.

58- Ve biz, kasabadan kaçını yok ettik ki o (nun halkı) geçim imkanından dolayı çalım satmıştı. İşte şu (kasabalar) onların dinginlik yerleri ki, onlardan sonra pek azdan başka (kimse) dinginleşmemiştir. Ve biz, onlara o mirasçılar olmuşuzdur.

59- Ve senin Efendin, o kasabaları onların analarında (merkezlerinde) bizim delillerimizi kendilerine peşi sıra okumakta olan bir elçi harekete geçirene kadar, yok edici olmadı. Ve biz, o kasabaları onların mensupları haksızlık yapanlar olması dışındakileri de yok edici olmadık.

60- Ve o şey ki size herhangi bir şeyden verilmiştir, oysa o (verilmiş olan), o yakın yaşamın bir yararı ve onun süsüdür. Ve o şey ki Allah'ın yanındadır, o daha hayırlı ve daha kalıcıdır. Siz hiç bağlantı kurmaz mısınız?

61- Öyleyse o kimse ki biz kendisine bir iyi sözle söz vermişizdir de o ona karşılaşıcıdır, o kimse gibi midir ki biz onu o yakın yaşamın bir yararıyla yararlandırmışızdır, sonra kendisi o kalkışın günü (azap için) o hazır bulundurulmuşlardandır?

62- Ve o gün O onlara seslenecek de: "Nerede benim ortaklarım ki siz onları iddia etmekte idiniz" diyecek.

63- O kimseler ki kendilerinin üzerine o söylenen gerçek olmuştur: "Ey Efendimiz, şunlar bizim azdırdığımız kimselerdir. Kendimiz azdığımız gibi, biz onları da azdırdık. Biz (onlardan) ayrılıp uzaklaştık sana (yaklaştık). Onlar yalnızca bize kulluk etmekte olanlar değillerdi" demiştir.

64- Ve onlara: "Siz kendi ortaklarınızı çağırın" denildi de onları çağırdılar fakat onlar, kendilerini cevaplanlandırmadılar ve onlar da o azabı görmüşlerdir. Eğer onlar doğruya iletiliyor olsalardı, (azap görmeyeceklerdi).

65- Ve o gün O onlara seslenecek de: "Siz, o gönderilmişleri ne ile cevapladınız? diyecek.

66- Artık o haberler o gün onlara körleşmiştir de onlar birbirleriyle (bilgi) talep edemezler.

67- Şimdi itaate dönmüş ve inanmış ve düzgün iş işlemiş olan kimseye gelince, artık onların da o başarıya erişenlerden olması umulur.

68- Ve senin Efendin, ne dilerse yaratır ve (elçiliğe) seçer. O seçim hakkı onlar için yoktur*. Allah, münezzehtir ve onların ortak koşmakta oldukları şeylerden yücedir.

*Zuhruf s. 31. ayetinin bu ayetin anlaşılmasında anahtar konumda olduğunu düşünüyoruz. Allahu alem.

69- Ve senin Efendin, onların göğüslerinin korumaya almakta olduğu şeyleri ve ilan etmekte olduğu şeyleri bilir.

70- Ve O, Allah'tır ki, O'ndan başka hiçbir tanrı yoktur. O ilkinde ve o sonrakinde o övgü O'nadır. Ve o karar da O'nundur. Ve siz O'na döndürüleceksiniz.

71- Sen de ki: "Bana söyleyin, eğer Allah o geceyi sizin üzerinize o kalkışın gününe kadar aralıksız olarak sürdürse, kimdir Allah'ın dışında size bir ışık getirecek tanrı? Siz hiç işitmez misiniz?"

72-  Sen de ki: "Bana söyleyin, eğer Allah o gündüzü sizin üzerinize o kalkışın gününe kadar aralıksız olarak sürdürse, kimdir Allah'ın dışında o geceyi -ki onun içinde dinginleşeceksinizdir- size getirecek tanrı? Siz hiç görmez misiniz?"

73- Ve O'nun şefkatindendir o geceyi ve gündüzü sizin için oluşturdu -ki (o geceleyin) onun içinde dinginleşesiniz- ve o gündüzleyin de O'nun lütfundan bir kısmın peşine düşesiniz ve şükredesiniz.

74- Ve o gün O onlara seslenecek de: "Nerede benim ortaklarım ki siz onları iddia etmekte idiniz" diyecek.

75- Ve biz her toplumdan bir tanık çekip çıkarmışızdır da: "Siz sağlam kanıtını getirin" demişizdir. Böylece onlar o gerçeğin Allah'a ait olduğunu bilmişlerdir ve yakıştırmakta oldukları şeyler de kendilerinden sapmıştır.

76- 77- Şüphesiz ki Karun, Musa'nın topluluğundan idi ama onlara karşı haddi aşmıştı. Ve biz ona o hazinelerden öyle (servet) vermiştik ki şüphesiz ki birbirine sıkı sıkıya bağlı o kuvvet sahibi topluluk onun anahtarlarını kaldırmakta güçlük çekiyordu. Bir zaman kendi topluluğu ona: "Sen, sakın (şımarıp) sevinme, şüphesiz ki Allah, o (şımarıp) sevinenleri sevmez. Ve sen, Allah'ın sana verdiği o şeyde o sonraki yurdun peşine düş ve o yakın (yaşam)dan da hisseni sakın unutma ve Allah'ın sana ettiği iyilik gibi sen de iyilik et ve bu yerde sakın o bozuculuğun peşine düşme. Şüphesiz ki Allah, o bozuculuk yapanları sevmez" demişti.

78- O ise: "O (servet), bana ancak ve ancak benim yanımdaki bir bilgi üzerine verilmiştir" demişti. Ve o bilmedi mi ki Allah, kendisi (Karun'un) öncesinden bir kısım kuşaklardan öyle kimseyi ki o, kendisinden daha çetin ve toplu birlik bakımından daha çoktu, kesinlikle yok etmiştir? Ve o suç işleyenlere onların peşlerine takılı suçlarından (bilgi) talep edilmez.

79- Böylece o, kendi topluluğunun karşısına kendi süslerinin içinde çıktı. O kimseler ki o yakın yaşamı istiyorlardı: "Ah keşke Karun'a verilmiş olan şeyin bir örneği bizim için de olsaydı. Şüphesiz ki o, kesinlikle çok büyük hisse sahibidir" demişti.

80- Ve o kimseler ki bilgi verilmişti: "Vay halinize, inanmış veAllah'ın (vereceği) dönüşümü, düzgün iş işlemiş olan kimse için daha hayırlıdır. Ve ona da o direnç gösterenlerden başkası karşılaştırılmaz" demişti.

81- Sonunda biz onu ve onun yurdunu (evini, barkını) o yerin dibine geçirmiştik, buna karşılık ona Allah'ın berisinden yardım edebilecek hiçbir karşı birliği onun için olmamıştı. Ve o, kendisine yardım edenlerden de olamamıştı.

82- Ve o kimseler ki dün onun yerinde olmayı gönülden arzu etmişlerdi: "Vay, demek şüphesiz ki Allah, o rızkı kendisinin kullarından kime dilerse geniş tutarmış ve (kime dilerse de) ölçü koyarmış. Eğer Allah bizim üzerimize büyük iyilikte bulunmuş olmasaydı, biz de dibe geçirirdi. Vay demek şüphesiz o ki, o gerçeği örtücüler başarıya eriştirilmezmiş" demeye başlamışlardı.

83- Bu, o sonrakinin yurdudur, biz onu o kimselere vereceğiz ki onlar o yerde bir yücelenme ve bir bozuculuk istemezler. Ve o (mutlu) son o korunanlar içindir.

84-  Kim o iyiliği getirirse, ondan daha hayırlısı artık onun içindir. Ve kim o kötülüğü getirirse, o kötülükleri işlemiş olan kimseler de işlemekte oldukları şeylerden başkasıyla karşılık görmeyecektir.

85- Şüphesiz ki o okunan (Kur'an)ı senin üzerine belirlemiş olan kimse, seni kesinlikle geri dönülecek yere tekrar geri döndürücüdür. Sen de ki: "Benim Efendim, kim o doğruya ileteni getirdi ve kim kendisi bir apaçık sapkınlık içindedir, daha iyi bilendir."

86- Ve sen bu kitabın sana bırakılmasını beklemiyor idin. Ancak senin Efendinden bir şefkat olarak (sana bırakıldı). O halde sen sakın sakın o gerçeği örtücülere bir arka çıkan olma.

87- Ve onlar sana indirildikten sonra Allah'ın delillerinden sakın seni alıkoymasınlar. Ve sen Efendine çağır ve sakın sakın o ortak koşanlardan olma.

88-  Ve sen Allah'ın beraberinde diğer bir tanrıyı sakın çağırma. O'ndan başka hiçbir tanrı yoktur. O'nun yüzünün dışında her bir şey yok olucudur. O karar O'nundur ve siz yalnızca O'na döndürüleceksiniz.