1- Ey inanmış olan kimseler, siz o bağlılıkları tastamam yerine getirin. Siz yasaklı halde iken o avlanmayı serbest görücü olmamak şartıyla, sizin üzerinize peşi sıra okunacak şeyler dışındaki o gönenç sağlayan otçul hayvanlar size serbestleştirildi. Şüphesiz ki Allah, isteyeceği şeye karar verir.
2- Ey inanmış olan kimseler, siz Allah'ın (kulluk) farkındalıklarına ve o yasak aya ve o hediyeye ve o gerdanlık (takılmış kurbanlık)lara ve Efendilerinden bir lütuf ve bir hoşnutluk peşine düşerek Beyt'i Haram'ı (Kabe'yi) ziyarete gelenlere (hürmetsizliği) sakın serbest görmeyin. Ve siz (yasaktan çıkıp) o serbestleştiğiniz zaman, artık avlanabilirsiniz. Ve sizi Mescid Haram'dan uzaklaştırdılar diye, bir topluluğa olan öfkeniz sakın sizi aşırı gitmeye sevk etmesin. Ve siz o yüce gönüllülük ve o korunma bilinci üzerinde destekleşin ve o günah ve o düşmanlık üzerinde sakın destekleşmeyin ve Allah'a karşı korunun. Şüphesiz ki Allah, o sonuçlandırması çok çetindir.
3- O size, o ölü hayvanı ve o kanı ve o domuzun etini ve o şeyi ki kendisine Allah'tan başkasına ses yükseltilmiştir (Allah'tan başkasının adı anılmıştır) ve o boğulmuşu ve o (sert cisimle) vurulmuşu ve o yüksekten düşmüşü ve o boynuzla süsülmüşü ve o şeyi ki onu yırtıcı hayvan yemiştir (ölmeden önce leş olmaktan) arındırdığınız başka ve o şeyi ki o dikili taşlar üzerinde boğazlanmıştır ve o fal okları ile pay aramanızı yasaklaştırıldı. Bu(nlara uymamak) sizin için bir itaatten çıkıştır. Gerçeği örtmüş olan kimseler bugün sizin yükümlülüğünüz(ü terk etmeniz)den ümit kesmiştir. Artık siz onlardan sakın çekinmeyin, benden çekinin. Bugün ben size yükümlülüğünüzü eksiksizleştirdim ve size olan gönencimi tamamladım ve sizin için yükümlülük olarak İslam'a hoşnut oldum. Artık kim bir açlıktan dolayı zarar görür de, o günaha meyletmeksizin (yerse), artık şüphesiz ki Allah, çok bağışlayıcıdır, şefkati süreklidir.
4- Onlar senden kendilerine nelerin serbestleştirildiğini talep ediyorlar. Sen de ki: "Size o temizler ve Allah'ın size öğretmiş olduğu şeyden kendilerine öğretilerek yetiştirilen o deşici hayvanlardan olanlar(ın sizin için tuttukları) serbestleştirildi. Artık siz onların sizin için tuttukları şeylerden yiyin ve onların üzerine Allah'ın adını hatırlayın ve Allah'a karşı korunun. Şüphesiz ki Allah, o hesabın çok hızlı görenidir."
5- Bugün size o temizler serbestleştirildi. Ve o kitap verilmiş olan kimselerin yiyeceği size serbest ve sizin yiyeceğiniz de onlara serbesttir. Ve o inananlardan o korunmuş hür kadınlar ve sizden önce o kitap verilmiş olan kimselerden o korunmuş hür kadınlar, siz korunanlar, zinadan kaçınanlar ve gizli dostlar bellemeyenler olmanız şartıyla, onların ödüllerini verdiğiniz zaman (size serbesttir). Ve kim o inancı (redderek) örterse, artık onun işlediği kesinlikle boşa gitmiştir. Ve o sonraki (yaşamda) da o ziyan edenlerdendir.
6- Ey inanmış olan kimseler, siz o kulluk görevine (namaza) kalkacağınız zaman, hemen yüzlerinizi ve ellerinizi o dirseklere kadar yıkayın ve başlarınızı ve iki topuğa kadar ayaklarınızı sıvazlayın*. Ve eğer siz cünüp haldeyseniz, bu durumda iyice temizlenin. Ve eğer siz hasta veya bir sefer üzerinde veya sizden biri o tuvaletten gelmiş veya o kadınlarla yoklamışsınız da bir su bulamadıysanız, bu durumda bir temiz toprağa yeltenin de ondan yüzlerinizi ve ellerinizi sıvazlayın. Allah, sizin üzerinize hiçbir burukluk vermek istemiyor, fakat O sizi temizlemek ve kendisinin sizin üzerinizdeki gönencini tamamlamak istiyor ki siz şükredesiniz.
* Ayetin Arapça metninde geçen "Vemsehu bi ruusiküm ve ercüleküm" ibaresi bu şekilde ayakların yıkanmasına işaret ediyor olsa da, ibarenin "Vemsehu bi ruusiküm ve ercüliküm" şeklinde de kıraatı vardır. Bu okuma ise ayakların da mesh edilmesi gerektiğine işaret etmektedir.
7- Ve siz, hatırlayın Allah'ın sizin üzerinizdeki gönencini ve yeminle bağlanmış sözünü ki O sizi onunla bağlamış hani siz: "Biz işittik ve itaat ettik" demiştiniz ve Allah'a karşı korunun. Şüphesiz ki Allah, o göğüslerin sahip olduğunu en iyi bilicidir.
8- Ey inanmış olan kimseler, siz Allah için o hakkaniyeti ayakta tutan tanıklar olun. Ve bir topluluğa karşı olan öfkeniz sakın sizi onlara karşı eşit davranmamaya sevk etmesin. Eşit davranın; O, o korunma bilincine daha yakındır ve Allah'a karşı korunun. Şüphesiz ki Allah, sizin işlemekte olduğunuz şeyleri en iyi haber alıcıdır.
9- Allah, İnanmış ve o düzgün işleri işlemiş olan kimselere söz vermiştir ki, bir bağışlama ve bir büyük ödül onlar içindir.
10- Ve o kimseler ki, gerçeği örttüler ve bizim delillerimizi yalanladılar, işte onlar o şiddetli ateşin arkadaşlarıdır.
11- Ey inanmış olan kimseler, siz hatırlayın Allah'ın üzerinizdeki gönencini ki hani bir topluluk size karşı ellerini geniş tutmaya yeltenmişti de, O onların ellerini sizden alıkoymuştu. Ve siz Allah'a karşı korunun. Ve artık o inananlar Allah'ı üstlenici edinsinler.
12- Ve ant olsun ki Allah Yakub'un oğulları'ndan yeminle bağlanmış söz almıştı. Ve biz onlardan oniki lider harekete geçirmiştik. Ve Allah: "Ben sizin beraberinizdeyim. Ant olsun ki eğer siz o kulluk görevini ayakta tutarsanız ve o arınmayı yerine getirirseniz ve elçilerime inanırsanız ve onları desteklerseniz ve Allah'a bir iyi ödünçle ödünç verirseniz, ben sizden kötülüklerinizi kesinlikle örteceğim ve sizi bahçelere kesinlikle girdireceğim ki onların altından o nehirler akar. O halde bundan sonra sizden kim gerçeği örterse, artık o kesinlikle o yolun denk olanından sapmıştır" demişti.
13- Yeminle bağlanmış sözlerini bozmaları nedeniyle, biz onları dışladık ve kalplerini kaskatı hale getirdik. Onlar kelimeyi kendi konumlarından saptırıyorlar ve onunla (kitapla) hatırlatıldıkları şeyden bir hisse almayı da unuttular. Sen içlerinden bir azı dışında, onların hainliklerinin üzerine muttali olmaktan geri kalmazsın. Buna rağmen sen onlardan (hatalarını şimdilik) yok say ve onlara hoş görülü ol. Şüphesiz ki Allah, o iyilik edenleri sever.
14- Ve o kimselerden de ki onlar: "Şüphesiz ki biz yardımcılarız*" demişlerdir, biz onlardan da yeminle bağlanmış sözlerini almıştık da, onunla (kitapla) hatırlatıldıkları şeyden hisse almayı unuttular. Bunun üzerine bizde aralarına, o kalkışın gününe kadar (sürecek) o düşmanlığı ve o nefreti salıverdik. Ve Allah onların üretmekte oldukları şeyleri ileride haberlendirecektir.
*Nasara kelimesine "Yardımcılar" anlamı verme gerekçemiz, Al-i İmran s. 52. ayetinde geçen bağlamına binaendir.
15- Ey o kitabın mensupları, size elçimiz kesinlikle gelmiştir ki o size o kitaptan saklı tutmakta olduğunuz şeylerden birçoğunu açıklıyor ve birçoğundan da yok sayıyor. Allah'tan size bir ışık ve bir apaçık kitap kesinlikle gelmiştir.
16- Allah, kendisinin hoşnutluğunu izlemiş olan kimseleri onunla o esenliğin yollarına iletir ve onları kendisinin onayıyla o karanlıklardan o ışığa çıkarır ve bir dosdoğru yola iletir.
17- "Şüphesiz ki Allah, Meryem'in oğlu Mesih'in ta kendisidir" demiş olan kimseler, ant olsun ki gerçeği örtmüştür. Sen de ki: "Allah'tan bir şeye kim sahip olabilir eğer ki O, Meryem'in oğlu Mesih'i ve onun annesini ve o yerde olan kimseleri toplu olarak yok etmek isterse? O göklerin ve o yerin ve o ikisinin arasında ne varsa hükümranlığı Allah'ındır. O, ne dilerse yaratır. Ve Allah, her bir şeyin üzerine güç yetiricidir."
18- Yahudiler* ve Hristiyanlar*: "Biz Allah'ın oğulları ve O'nun sevdikleriyiz" dedi. Sen de ki: "Öyleyse O, sizin peşinize takılı suçlarınız nedeniyle sizi niçin azaplandırıyor? Aksine, siz yarattığı kimselerden bir beşersiniz. O, kimi dilerse bağışlar ve kimi dilerse azaplandırır. O göklerin ve o yerin ve o ikisinin arasında ne varsa hükümranlığı Allah'ındır. Ve o varış yeri yalnızca O'nadır."
*Yahudi anlamı verilen Hadü kelimesinin kök anlamı "yanlıştan dönmek" bunun için Araf s. 156. ayetine bakılabilir. Hristiyan olarak anlam verilen Nasara kelimesinin kök anlamı ise "yardım etmek" bunun için Al- i İmran s. 52. ve Saff s. 14. ayetine bakılabilir.
20- 21- Ve bir zaman Musa topluluğuna: "Ey topluluğum siz, Allah'ın sizin üzerinizdeki gönencini hatırlayın. Hani O sizin içinizden haberciler çıkarmış ve sizi hükümdarlar yapmış ve o tüm insanlardan birine bile vermediği şeyi size vermişti. Ey topluluğum,siz o yere girin ki Allah onu size yazmıştır ve sakın arkalarınızı geri döndürmeyin, yoksa ziyan edenlere çevrilirsiniz" demişti.
22- Onlar: "Ey Musa, şüphesiz ki onda bir zorba topluluk var. Ve onlar ondan çıkıncaya kadar, şüphesiz ki biz ona asla girmeyeceğiz. Yok eğer onlar ondan çıkarlarsa, artık şüphesiz ki biz de girenleriz" demişlerdi.
23- (Musa'nın topluluğunun) kaygılanmakta oldukları kimselerden olan, Allah'ın kendilerini gönendirdiği iki adam: "Siz onların üzerine o kapıdan girin, ona girdiğiniz zaman, artık şüphesiz ki sizler yenenlersiniz. Ve eğer siz inananlar iseniz, artık Allah'ı üstlenici edinin" demişti.
24- Onlar: "Ey Musa, şüphesiz ki biz onlar onda devamlı oldukları sürece oraya sonsuza dek asla girmeyeceğiz. Haydi git, sen ve senin Efendin ikiniz öldürüşün, şüphesiz ki biz burada oturanlarız" demişlerdi.
25- 26- O: "Ey Efendim, şüphesiz ki ben kendi benliğim ve kardeşimden başkasına (söz geçirmeye) hükümran değilim. Artık sen bizim aramızla bu itaatten çıkanlar topluluğunun arasını ayır" demiş, O da: "Artık şüphesiz ki orası onlara 40 sene yasaklaştırılmıştır. Onlar o yerde sersemce dolaşacaklardır. Artık sen bu itaatten çıkanlar toplululuğuna karşı üzülme" demişti.
27- 28- 29- Ve sen onlara Adem'in iki oğlunun haberini o gerçekle peşi sıra oku. Hani ikisi de bir yakınlık vesilesi sunmuşlardı da, ikisinin birinden kabul edilmiş, o diğerinden kabul edilmemişti. (Kabul edilmeyen): "Ben seni kesinlikle öldüreceğim" demiş, (diğeri ise): "Allah ancak ve ancak o korunanlardan kabul eder. Ant olsun ki eğer sen beni öldürmek için elini genişletirsen, ben seni öldürmek için elimi sana genişletici değilim. Şüphesiz ki ben o tüm insanların Efendisi Allah'tan kaygılanıyorum. Şüphesiz ki ben senin, benim günahıma ve kendi günahına yerleşmeni, böylece o ateşin arkadaşlarından olmanı istiyorum. Ve bu (isteğim), o haksızlık yapanların karşılığıdır" demişti.
30- Bunun üzerine kendi benliği onu kardeşini öldürmeyi çok istekli hale getirmiş, o da hemen onu öldürmüş, böylece o ziyan edenlerden olmuştu.
31- Sonrasında Allah, kardeşinin avretini (toprağa) nasıl gizleyeceğini ona göstermek için, o yerde eşelenmekte olan bir karga harekete geçirmişti. O da: "Eyvah bana, şu karga gibi olup da kardeşimin avretini (toprağa) gizlemekte yetersiz mi kaldım?" demiş ve o pişmanlık duyanlardan olmuştu.
32- Bundan dolayı, biz Yakub'un oğulları'na şunu yazmıştık: "Gerçek şu ki, kim bir benliği başka bir benliği (öldürmesinin) veya o yerde bir bozuculuğu (yapmanın karşılığı) olmaksızın öldürürse o, bütün insanları öldürmüş gibidir. Ve kim de onu yaşatırsa o, bütün insanları yaşatmış gibidir." Ve ant olsun ki bizim elçilerimiz onlara o apaçık belgeleri getirdi, sonra bunun arkasından şüphesiz ki onlardan birçoğu o yerde kesinlikle savurganlık yapanlardır.
33- Allah'a ve O'nun elçisine harp açmakta ve o yerde bir bozuculuğa çabalamakta olan kimselerin karşılığı, ancak ve ancak öldürülmeleri veya asılmaları veya ellerinin ve ayaklarının çaprazdan kesilmesi veya o yerden sürgün edilmeleridir. Bu (karşılıklar), onlar için o yakın (yaşam) daki bir rezilliktir ve o diğer (yaşam) da ise bir büyük azap ise onlar içindir.
34- Sizin onların üzerine güç yetirmeniz öncesinden (pişman olup) itaate dönmüş olan kimseler başka. Artık siz Allah'ın, çok bağışlayıcı, şefkati sürekli olduğunu bilin.
35- Ey inanmış olan kimseler, siz Allah'a karşı korunun ve O'na o yakınlık fırsatının peşine düşün ve O'nun yolunda gücünüzü kullanın ki siz başarıya erişesiniz.
36- Şüphesiz ki o kimseler gerçeği örtmüşlerdir, eğer o yerde ne varsa tümü ve onun beraberinde bir o kadarı da onların olsa, o kalkışın günü azabından kurtulmak için onu kurtulmalık olarak verseler, onlardan kabul edilmez. Ve bir acı verici azap onlar içindir.
37- Onlar o ateşten çıkmayı isteyecekler, oysa onlar ondan çıkıcılar değildir. Ve bir sürekli azap onlar içindir.
38- Ve o hırsızlık yapan erkeğin ve o hırsızlık yapan kadının ellerini kazandıklarına bir karşılık Allah'tan bir caydırıcılık olarak, hemen kesin. Ve Allah, çok güçlüdür, en bilgedir.
39- Kim kendi haksızlığının sonrasından itaate döner ve (durumunu) düzeltirse, şüphesiz ki Allah da ona lütufla döner. Şüphesiz ki Allah, çok bağışlayıcıdır, şefkati süreklidir.
40- Sen bilmedin mi Allah'ı şüphesiz ki o göklerin ve o yerin hükümranlığı O'na aittir? O kimi dilerse azaplandırır ve kimi dilerse bağışlar. Ve Allah, her bir şeyin üzerine güç yetiricidir.
41- Ey o elçi, kalpleri inanmadığı halde ağızları ile: "Biz inandık" demiş olan kimselerden o gerçeği örtmekte koşuşanlar, sakın seni üzmesin. Ve Yahudilerden* o yalanı çokça dinleyen, sana (inanan olarak) gelmemiş diğer bir topluluğu çokça dinleyen kimseler (de seni üzmesin). Onlar kelimeyi kendi yerlerine konulmaları sonrasından saptırıyorlar: "Eğer size şu verilirse, onu hemen alın ve eğer o verilmezse, hemen sakının" diyorlar. Ve Allah kimin ayartılmasını isterse, artık sen onun için Allah'tan hiçbir şeye asla hükümran olamazsın. İşte onlar, Allah'ın kalplerini temizlemek istemediği kimselerdir. O yakın (yaşam)da bir rezillik onlar içindir. Ve o sonraki (yaşamda) bir büyük azap ise onlar içindir.
* Yahudi anlamı verilen Hadü kelimesinin kök anlamı "yanlıştan dönmek" bunun için Araf s. 156. ayetine bakılabilir.
42- Onlar, o yalanı çokça dinleyen (rüşvet, faiz gibi) köksüz kazancı çokça yiyenlerdir. Eğer onlar sana gelirlerse, artık sen (istersen) onların arasında karar ver veya onlardan yana kayıtsız kal. Ve eğer sen onlardan yana kayıtsız kalacak olursan, artık onlar sana hiçbir şeyle asla zarar veremeyecekler. Ve eğer sen karar verirsen de, onların arasında o hakkaniyetle karar ver. Şüphesiz ki Allah, o hakkaniyetli davrananları sever.
43- Ve onlar Tevrat yanlarında olduğu halde ki Allah'ın kararı ondadır, nasıl seni karar verici yapıyorlar? Sonra da bunun sonrasından (başka tarafa) yakınlaşıyorlar? Ve işte onlar, o inananlar değildir.
44- Şüphesiz ki Tevrat'ı biz indirdik, bir doğruya iletme ve ışık ondadır. Teslim olmuş o haberci kimseler, Yahudi* kimseler için onunla karar verirlerdi. Ve o Efendiye adananlar ve o bilginler, Allah'ın kitabından korumaları istendikleri şey ve onun üzerine tanıklar olmaları nedeniyle (onunla karar verirlerdi). Artık (ey Yahudi bilginleri) siz o insanlardan sakın çekinmeyin ve benden çekinin ve benim delillerimi bir az bedele sakın değişmeyin. Ve kim Allah'ın indirdiği şey ile karar vermezse, artık onlar o gerçeği örtücülerin ta kendileridir.
* Yahudi anlamı verilen Hadü kelimesinin kök anlamı "yanlıştan dönmek" bunun için Araf s. 156. ayetine bakılabilir.
45- Biz onlara, onda: O benliğe karşılık o benlik ve o göze karşılık o göz ve o buruna karşılık o burun ve o kulağa karşılık o kulak ve o dişe karşılık o diş ve o yaralamalarda da bir suça denk karşılık olduğunu yazdık. Kim onu (kısası) bağışlarsa, artık o (bağış) kendisi için (günahını) örten bir karşılık olur. Ve kim Allah'ın indirdiği şey ile karar vermezse, artık onlar o haksızlık yapanların ta kendileridir.
46- Ve biz Meryem'in oğlu İsa'yı, Tevrat'tan kendisinin önünde olan şeyi doğrulayıcı olarak onların (elçilerin) izleri üzerinde peşine düşürdük. Ve biz ona İncil'i verdik, bir doğruya iletme ve bir ışık ondadır ve Tevrat'tan kendisinin önünde olan şeyi doğrulayıcıdır ve o korunanlar için ise bir öğüt ve bir doğruya iletmedir.
47- Ve İncil'in mensupları da ondaki Allah'ın indirdiği şey ile karar versin. Ve kim Allah'ın indirdiği şey ile karar vermezse, artık onlar o itaatten çıkanların ta kendileridir.
48- Ve biz sana da bu kitabı, o kitap'tan (Tevrat ve İncil'den) kendisinin önünde olan şeyi doğrulayıcı ve onun üzerine denetleyici olarak o gerçekle indirdik. O halde sen onların arasında Allah'ın indirdiği şey ile karar ver ve sana o gerçekten gelmiş olan şeyden (dönerek) sakın onların keyfi eğilimlerini izleme. Biz sizden her biriniz için bir açık yol ve bir uygulama yöntemi belirledik. Ve eğer Allah dileseydi, sizi kesinlikle bir tek ana toplum yapardı, fakat size verdiği şeylerde sizi yoklamak için (böyle yapmadı). O halde siz o hayırlarda yarışın. Sizin dönüş yeriniz toplu olarak Allah'adır. Artık O, hakkında aykırılığa düşmekte olduğunuz şeyleri size haberlendirecektir.
49- Ve sen onların arasında Allah'ın indirdiği şey ile karar ver ve sakın onların keyfi eğilimlerini izleme diye (indirdik). Ve sen Allah'ın sana indirdiği şeyin bazısından (alıkoyarak) onların seni ayartmalarından sakın. Yok eğer onlar (başka tarafa) yakınlaşırlarsa, artık sen bil ki Allah ancak ve ancak onların peşlerine takılı bazı suçlarını(n karşılığını) onlara değdirmek istiyor. Ve şüphesiz ki o insanlardan birçoğu, kesinlikle itaatten çıkanlardır.
50- Yoksa onlar o düşüncesizliğin kararının peşine mi düşüyorlar? Kesinkes inanmakta olan bir topluluk için karar bakımından Allah'tan daha iyi kimdir?
51- Ey inanmış olan kimseler, siz Yahudileri ve Hristiyanları* yakınlar sakın edinmeyin. Onların bir kısmı bir kısmın yakınlarıdır. Ve sizden kim onlara yakınlaşırsa, şüphesiz ki artık o da onlardandır. Şüphesiz ki Allah, o haksızlık yapanlar topluluğunu doğruya iletmez.
*Yahudi anlamı verilen Hadü kelimesinin kök anlamı "yanlıştan dönmek" bunun için Araf s. 156. ayetine bakılabilir. Hristiyan olarak anlam verilen Nasara kelimesinin kök anlamı ise "yardım etmek" bunun için Al- i İmran s. 52. ve Saff s. 14. ayetine bakılabilir.
52- Şimdi sen, kalplerinde bir hastalık olan kimselerin: "Bize bir felaketin değmesinden çekiniyoruz" diyerek onların içinde koşuşmakta olduklarını görürsün. Umulur ki Allah o fethi veya kendi yanından bir buyruğu getirir de, böylelikle onlar kendi benliklerinde gizledikleri şeye pişmanlık duyanlardan olurlar.
53- Ve (o zaman) inanmış olan kimseler: "Kendilerinin şüphesiz ki sizin beraberinizde olduklarına dair, güçlü yeminleriyle Allah'a yemin etmiş olan kimseler bunlar mı?" diyecektir. Onların işledikleri boşa gitmiş, böylelikle de ziyan edenler olmuşlardır.
54- Ey inanmış olan kimseler, sizden kim kendi yükümlüğünden geri dönecek olursa, artık Allah ileride bir topluluk getirir O onları sever ve onlar da O'nu severler, onlar o inananlara karşı daha alçak gönüllü, o gerçeği örtücülere karşı ise güçlüdürler, Allah'ın yolunda güçlerini kullanırlar ve bir kınayıcının kınamasından da kaygılanmazlar. Bu, Allah'ın lütfudur ki onu kime dilerse verir. Ve Allah, (her şeyi) kapsayıcıdır, en iyi bilicidir.
55- Sizin yakınınız ancak ve ancak, Allah ve O'nun elçisi ve inanmış olan kimselerdir ki onlar o kulluk görevini ayakta tutmakta olan ve o arınmayı saygıyla eğilerek yerine getirmekte olan kimselerdir.
56- Ve kim Allah'ı ve O'nun elçisini ve inanmış olan kimseleri yakın edinirse, şüphesiz ki Allah'ın grubu o yenenlerin ta kendileridir.
57- Ey inanmış olan kimseler, siz yükümlülüğünüzü bir alay ve bir oyun konusu edinmiş sizden önce o kitap verilmiş olan kimselerden ve o azılı gerçeği örtücülerden olan kimseleri yakınlar sakın edinmeyin. Ve eğer siz inananlar iseniz, Allah'a karşı korunun.
58- Ve onlar, siz o kulluk görevine (namaza) seslendiğiniz zaman onu alay ve oyun konusu ediniyorlar. Bu, onların bağ kurmaz bir topluluk olmaları nedeniyledir.
59- Sen de ki: "Ey o kitabın mensupları, siz bizden Allah'a ve bize indirilmiş olan şeye ve önceden indirilmiş olan şeye inandığımız ve sizin tamamınız itaatten çıkanlar olduğunuz için mi öç alıyorsunuz?"
60- Sen de ki: "Ben size Allah'ın yanında dönüşüm bakımından size bundan daha şerli olanı haberlendireyim mi? Kimi ki Allah onu dışlamış ve ona hiddetlenmiş ve onlardan o maymunlar ve o domuzlar ve o taşkınlık yapana (Tağut'a) kul yapmışsa, işte onlar durum bakımından daha şerli ve o yolun denk olanından daha çok sapmışlardır."
61- Ve size geldikleri zaman onlar: "Biz inandık" derler. Oysa onlar (yanınıza) kesinlikle o gerçeği örtücülükle girmişler ve onlar yine kesinlikle onunla çıkmışlardır. Ve Allah, onların gizlemekte oldukları şeyleri en iyi bilendir.
62- Ve onlardan birçoğunun o günah ve o düşmanlık ve (rüşvet faiz gibi) o köksüz kazancı yemekte koşuşmakta olduklarını görürsün. İşlemekte oldukları şeyler kesinlikle ne kötüdür.
63- O Efendiye adananların ve o bilginlerin onları o günah söylemlerinden ve (rüşvet faiz gibi) o köksüz kazancı yemelerinden vazgeçirmeliler değil miydi? Onların üretmekte oldukları şeyler kesinlikle ne kötüdür.
64- Ve Yahudiler*: "Allah'ın eli bağlanmıştır." dedi. Onların elleri bağlandı ve dedikleri şey nedeniyle dışlandılar. Aksine, O'nun iki eli de geniştir, nasıl dilerse öyle harcar. Ve ant olsun ki Efendinden sana indirilmiş olan şey, içlerinden birçoğunun taşkınlığını ve gerçeği örtücülüğünü arttırmaktadır. Ve biz onların arasına o kalkışın gününe kadar (sürecek) o düşmanlığı ve o nefreti bıraktık. Onlar her ne zaman o harp için bir ateş tutuşturmuşlarsa, Allah onu söndürmüştür. Ve onlar o yerde bir bozuculuğa çabalarlar. Ve Allah, o bozuculuk yapanları sevmez.
* Yahudi anlamı verilen Hadü kelimesinin kök anlamı "yanlıştan dönmek" bunun için Araf s. 156. ayetine bakılabilir.
65- Ve eğer o kitabın mensupları inanmış ve korunmuş olsalardı, biz onlardan kötülüklerini kesinlikle örter ve onları kesinlikle o gönenç bahçelerine girdirirdik.
66- Ve eğer onlar Tevrat'ı ve İncil'i ve Efendilerinden onlara indirilmiş olan şeyi ayağa kaldırmış (uygulamış) olsalardı, kesinlikle üstlerinden ve ayaklarının altından yerlerdi*. Orta yol tutan bir ana toplum onlarda vardır ve onlardan birçoğunun ise işlemekte olduğu şeyler ne kötüdür.
*Göğün ve yerin nimetlerinden faydalanırlardı.
67- Ey o Elçi, Efendinden sana indirilmiş olan şeyi sen ulaştır. Ve eğer yapmadıysan, O'nun mesajını ulaştırmamış olursun. Ve Allah seni o insanlar(ın zararın)dan sımsıkı saracaktır. Şüphesiz ki Allah, o gerçeği örtenler topluluğunu doğruya iletmez.
68- Sende ki: "Ey o kitabın mensupları, siz Tevrat'ı ve İncil'i ve Efendinizden size indirilmiş olan şeyi ayağa kaldırana kadar, hiçbir şey üzerinde değilsiniz." Ant olsun ki Efendinden sana indirilmiş olan şey, onlardan birçoğunun taşkınlığını ve gerçeği örtücülüğünü arttıracaktır. Artık sen o gerçeği örtenler topluluğuna karşı sakın üzülme.
69- Şüphesiz ki İnanmış olan kimselerden ve Yahudi* ve Sabii ve Hristiyan* kimselerden, kim Allah'a ve o sonraki güne inanır ve düzgün iş işlerse, artık onlara hiçbir kaygı olmaz ve onlar üzülmezler.
70- Ant olsun ki biz Yakub'un oğulları'ndan yeminle bağlanmış söz almış ve onlara elçiler göndermiştik. Her ne zaman bir elçi onlara kendi benliklerinin kaymayacağı (benimsemeyeceği) bir şeyi getirmişse, bir bölüğü yalanladılar bir bölüğü de öldürüyorlardı.
71- Onlar (elçilere yaptıkları yüzünden) bir ayartma olmayacağını hesap ettiler de bu yüzden körleştiler ve sağırlaştılar. Sonra Allah onlara lütufla döndü, sonra onlardan birçoğu yine körleştiler ve sağırlaştılar. Ve Allah, onların işlemekte oldukları şeyi en iyi görücüdür.
72- "Şüphesiz ki Allah, Meryem'in oğlu Mesih'in ta kendisidir" demiş olan kimseler, ant olsun ki gerçeği örtmüştür. Oysa Mesih, "Ey Yakub'un oğulları, siz Allah'a kulluk edin (O) benim sizin de Efendinizdir. Gerçek şu ki; kim Allah'a ortak koşarsa, Allah ona o bahçeyi kesinlikle yasaklamıştır ve onun sığınacak yeri o ateştir. Ve o haksızlık yapanlar için hiçbir yardımcı yoktur" demişti.
73- "Şüphesiz ki Allah, üçün üçüncüsüdür" demiş olan kimseler, ant olsun ki gerçeği örtmüştür. Oysa bir tek tanrıdan başka hiçbir tanrı yoktur. Ve eğer onlar söylemekte oldukları şeyden vazgeçmedilerse, içlerinden (gerçeği) örten kimselere kesinlikle bir acı verici azap dokunacaktır.
74- Onlar halâ Allah'a itaate dönmezler ve O'nun bağışlamasını istemezler mi? Oysa Allah, çok bağışlayıcıdır, şefkati süreklidir.
75- Meryem'in oğlu Mesih, elçiden başkası değildir. Ondan önce de kesinlikle o elçiler gelip geçmişti. Ve onun annesi de çok doğru söyleyen biriydi. İkisi de o yiyeceği yerlerdi. Sen bak, biz onlara o delilleri nasıl açıklıyoruz, sonra bak sen onlar nasıl da yön değiştiriyorlar?
76- Sen de ki: "Siz, Allah'ın berisinden size bir faydaya ve bir zarara sahip olamayacak şeylere mi kulluk ediyorsunuz? Oysa Allah, o en iyi işiticinin, o en iyi bilicinin ta kendisidir."
77- Sen de ki: "Ey o kitabın mensupları, siz gerçeksiz yere yükümlülüğünüzde sakın ileri gitmeyin ve bir topluluğun keyfi eğilimlerini sakın izlemeyin ki onlar önceden kesinlikle sapmışlar ve birçoklarını da saptırmışlar ve yolun doğrusundan sapmışlardır."
78- Yakub'un oğulları'ndan gerçeği örtmüş olan kimseler, Davud'un ve Meryem'in oğlu İsa'nın diliyle dışlanmışlardır. Bu, onların baş kaldırmışlıkları ve aşırı gidiyor olmaları nedeniyledir.
79- Onlar, bir yadırganmıştan birbirlerini vazgeçirmez olmuşlar, onu yapmışlardı. Yapmakta oldukları şeyler kesinlikle ne kötüdür.
80- Sen, onlardan birçoğunun gerçeği örtmüş olan kimselere yakınlaşıyor olduklarını görürsün. Kendi benliklerinin onlara öncelediği şeyler (nedeniyle) Allah'ın onlara olan kızgınlığı gerçekten ne kötüdür. Ve onlar o azapta sürekli kalıcıdırlar.
81- Ve eğer onlar Allah'a ve o haberci'ye ve ona indirilmiş olan şeye inanıyor olsalardı, onları yakınlar edinmezlerdi. Fakat onlardan birçoğu itaatten çıkanlardır.
82- Ant olsun ki, inanmış olan kimselere düşmanlık bakımından o insanların en çetini olarak sen Yahudileri* ve ortak koşmuş olan kimseleri bulacaksın. Ve ant olsun ki inanmış olan kimselere gönül bağı bakımından onların (o insanların) en yakını olarak sen: "Şüphesiz ki biz Hristiyanlarız*" demiş olan kimseleri bulacaksın. Bu, onlardan keşişler ve rahipler (sakınanlar) olması ve onların büyüklük taslamazlar olmaları nedeniyledir.
*Yahudi anlamı verilen Hadü kelimesinin kök anlamı "yanlıştan dönmek" bunun için Araf s. 156. ayetine bakılabilir. Hristiyan olarak anlam verilen Nasara kelimesinin kök anlamı ise "yardım etmek" bunun için Al- i İmran s. 52. ve Saff s. 14. ayetine bakılabilir.
83- 84- Ve onlar o elçiye indirilmiş olan şeyi işittikleri zaman tanıdıkları o gerçekten dolayı sen onların gözlerinin o yaştan dolayı dolup taştığını görürsün. Onlar: "Ey Efendimiz biz inandık, artık sen bizi o tanık olanların beraberinde yaz. Ve bize ne oluyor ki Efendimizin bizi o düzgün topluluğun beraberinde (cennete) girdirmesini umuyorken Allah'a ve o gerçekten bize gelmiş şeye neden inanmayalım?" derler.
85- Böylece Allah onları bu dedikleri nedeniyle, bahçelerle dönüşümlendirdi ki onların altından o nehirler akar onda sürekli kalıcıdırlar. Ve bu, o iyilik edenlerin karşılığıdır.
86- Ve o kimseler ki, gerçeği örttüler ve delillerimizi yalanladılar, işte onlar o şiddetli ateşin arkadaşlarıdır.
87- Ey inanmış olan kimseler, siz temiz şeyleri sakın yasaklaştırmayın, Allah onları size serbestleştirmiştir ve sakın aşırı gitmeyin. Şüphesiz ki Allah, o aşırı gidenleri sevmez.
88- Ve siz Allah'ın size rızık olarak verdiği şeylerden serbest temiz olmak kaydıyla yiyin ve siz Allah'a karşı korunun ki siz O'na inananlarsınız.
89- Allah sizi yeminlerinizdeki o amaçsız sözden dolayı (sorumlu) tutmaz. Fakat kendinizi sıkıca bağladığınız yeminler nedeniyle (sorumlu) tutar. Artık onun (yemini bozmanın) örtülmesi, ev mensuplarınıza yedirmekte olduğunuz şeyin ortalamasından on iş göremezi yedirmek veya onları giydirmek veya bir boynu bağlıyı (köleyi) özgürleştirmektir. Kim bunu bulamadıysa, artık üç gün oruç vardır. Bu, yemin ettiğiniz (ve onu bozduğunuz) zaman, yeminlerinizin (günahının) örtülmesidir. Ve siz bilinçli yeminlerinizi koruyun. Allah kendi delillerini size böyle açıklıyor ki siz şükredesiniz.
90- Ey inanmış olan kimseler, o şarap ve o kumar ve o dikili taşlar ve o fal okları, ancak ve ancak o şeytanın işinden olan bir pisliktir, o halde siz ondan uzak durun ki başarıya erişesiniz.
91- O şeytan, o şarap ve o kumarda, aranıza ancak ve ancak o düşmanlığı ve o kini düşürmek ve sizi Allah'ı hatırlamaktan ve o kulluk görevinden uzaklaştırmak istiyor. O halde siz vazgeçenlersiniz değil mi?
92- Ve siz Allah'a itaat edin ve o elçiye itaat edin ve sakının. Yok eğer siz (başka tarafa) yakınlaşırsanız, artık siz bizim elçimizin üzerinde ancak ve ancak o apaçık ulaştırma (görevi) olduğunu bilin.
93- İnanmış ve o düzgün işleri işlemiş olan kimseler, korundukları ve inandıkları ve o düzgün işleri işledikleri, sonra korundukları ve inandıkları, sonra korundukları ve iyilik ettikleri sürece tattıkları şeylerde, üzerlerine bir sakınca olmaz. Ve Allah, o iyilik edenleri sever.
94- Ey inanmış olan kimseler, Allah, (kendisini) algılayamadığı halde O'ndan kim kaygılanıyor diye bilmek için, ellerinizin ve mızraklarınızın ona kavuşabileceği o avdan bir şeyle, kesinlikle sizi yoklayacaktır. Bundan sonra kim aşırı giderse, artık bir verici azap onadır.
95- Ey inanmış olan kimseler, siz yasaklı halde iken o avı sakın öldürmeyin. Ve sizden kim onu kasıtlı olarak öldürürse, karşılığı o gönenç sağlayan hayvandan öldürdüğü şeyin örneğidir ki ona da sizden iki eşitlik sahibi kimse Kabe'ye ulaşan bir hediye veya işinin günahını örtecek bir karşılık olarak, iş göremezleri doyurmak veya bunun eşiti bir oruç olarak, işinin ağır sonucunu tatması için karar verir. Allah geçmişte olan şeyden yok saydı. Ve kim tekrar geri dönerse, Allah ondan öç alır. Ve Allah, çok güçlüdür, öç sahibidir.
96- Size o su kütlesinin avı ve onu yemesi, size ve o yolculara bir yararlılık olmak üzere serbestleştirildi. Ve o karanın avı ise, yasaklı olduğunuz müddetçe üzerinize yasaklaştırıldı. Artık siz Allah'a karşı korunun, ki siz yalnızca O'na sürülüp toplanacaksınız.
97- Allah, o yasak ev Kabe'yi ve o yasak ayı ve o gerdanlık (takılmış kurbanlık)ları ve o hediyeyi o insanlar için (ekonomik ve sosyal açıdan) bir ayağa kalkma (vesilesi) yaptı. Bu, Allah'ın şüphesiz ki o göklerde ne varsa ve o yerde ne varsa bilmekte olduğunu ve Allah'ın her bir şeyi en iyi bilici olduğunu bilmeniz içindir.
98- Siz, Allah'ın o sonuçlandırmasının çok çetin olduğunu ve Allah çok bağışlayıcı, şefkati sürekli olduğunu bilin.
99- O elçinin üzerinde o ulaştırmadan başka (görev) yoktur. Ve Allah sizin belirtmekte olduğunuz şeyleri ve gizlemekte olduğunuz şeyleri bilir.
100- Sen de ki: "O murdarın çokluğu eğer ki seni şaşırtmış olsa da, o murdar ile o temiz denk olmaz." Ey o saf aklın sahipleri o halde siz Allah'a karşı korunun ki başarıya erişesiniz.
101- Ey inanmış olan kimseler, eğer size belirtilince sizi kötü duruma düşürecek olan şeylerden sakın (bilgi) talep etmeyin. Ve eğer bu okunan (Kur'an) indirilmekte olduğu vakit onlardan (bilgi) talep ederseniz size belirtilir. Allah onlardan (sorumluluğu) yok saymıştır. Ve Allah, çok bağışlayıcıdır, yumuşak davranıcıdır.
102- Gerçekten sizden önceki bir topluluk onları(n hakkında bilgi) talep etmiş, (açıklandıktan) sonra onlara (inanmayarak) gerçeği örtücüler olmuşlardı.
103- Allah, Bahire'den ve Saibe'den ve Vasile'den ve Ham'dan, hiçbirini (serbest) yapmamıştır. Fakat gerçeği örtmüş olan kimseler o yalanı Allah'a karşı yakıştırıyorlar ve onların tamamı bağ kurmazlar.
104- Ve onlara: "Siz, Allah'ın indirdiği şeye ve o elçiye gelin" denildiği zaman onlar: "Bize o şey yeter ki biz kendi atalarımızı onun üzerinde bulduk" derler. Ya eğer onların ataları bir şey bilmezler ve doğruya iletilemezler olsa da mı?
105- Ey inanmış olan kimseler, sizin üzerinizdeki (sorumluluk) kendi benliklerinizdir. Siz doğruya iletildiğiniz zaman, sapmış kimse size zarar veremez. Sizin dönüş yeriniz toplu olarak Allah'adır, artık O, sizin işlemekte olduğunuz şeyleri size haberlendirecektir.
106- Ey inanmış olan kimseler, o ölüm sizden birine hazır olduğu zaman o tembih vaktindeki aranızda (yapmanız gereken) tanıklık, içinizden iki eşitlik sahibini, veya eğer o yerde (yola ayak) vurmuşsunuz (yolculuğa çıkmışsınız) da o ölümün musibeti de size değmişse, sizin dışınızdan diğer iki kişi (tanık olarak bulundurmaktır). Eğer siz (bu ikisinden) kuşkulanırsanız, o kulluk görevi (namaz) sonrasından (bu ikisini) alıkoyarsınız, o ikisi: "Eğer yakınlık sahibi olsa da onu hiçbir bedele değişmeyiz ve Allah'ın tanıklığını gizlemeyiz, aksi takdirde şüphesiz ki biz o günahı işleyenlerden oluruz" diye Allah'a yemin ettirilirler.
107- Yok eğer o ikisinin bir günah hak ettikleri fark edilirse, artık bu sefer üzerlerine (günah) hak edilen (mağdur) kimselerden, (ölen kimseye) daha yakın diğer iki kişi, o ikisinin yerine geçerler, o ikisi: "Ant olsun ki bizim tanıklığımız o ikisinin tanıklığından daha gerçektir ve biz aşırı gitmedik, aksi takdirde şüphesiz ki biz kesinlikle o haksızlık yapanlardanız" diye Allah'a yemin ettirilirler.
108- Bu (yöntem), o tanıklığı yüz akıyla yerine getirmelerine veya yeminlerinden sonra (başka yeminlere başvurularak) yeminlerinin geri döndürülmesinden kaygılanmalarına daha yakındır. Ve siz Allah'a karşı korunun ve dinleyin. Ve Allah, o itatten çıkanlar topluluğunu doğruya iletmez.
109- Allah o gün o elçileri toplayacak da onlara: "Siz ne ile cevaplandırıldınız?" diyecek. Onlar da: "Bizde hiçbir bilgi yok, şüphesiz ki sen o algılanamayananların en iyi bilicisinin ta kendisisin" demişlerdir.
110- Hani Allah demişti ki: "Ey Meryem'in oğlu İsa, senin üzerindeki ve annenin üzerindeki benim gönencimi sen hatırla. Hani ben seni Kutsal'ın esintisi ile güçlendirmiştim, sen o insanlarla o beşikte iken de ve yetişkin iken de iletişim kuruyordun. Ve hani ben sana o kitab'ı ve o bilgeliği ve Tevrat'ı ve İncil'i öğretmiştim. Ve hani sen benim onayımla o çamurdan o kuşun oluşumu gibi yaratıyordun ona üflüyordun da, o da benim onayımla bir kuş oluyordu. Ve sen o doğuştan körlüğü ve o abraşı benim onayımla (hastalıktan) ayırıp uzaklaştırıyordun. Ve hani sen o ölüleri benim onayımla çıkarıyordun. Ve hani ben Yakub'un oğulları'nı sen(i öldürmek)den alıkoymuştum. Hani sen onlara o apaçık belgeleri getirmiştin de, onlardan gerçeği örtmüş olan kimseler: "Bu, bir apaçık sihirden başkası değil" demişti."
111- Ve hani ben Havarilere: "Siz bana ve elçime inanın" diye vahyetmiştim de onlar: "Biz inandık ve bizim teslim olanlar olduğumuza tanık ol" demişlerdi.
112- Hani Havariler: "Ey Meryem'in oğlu İsa, senin Efendin bizim üzerimize o gökten bir sofra indirmeye güç yetirebilir mi?" demişti de o, : "Eğer siz inananlar iseniz, Allah'a karşı korunun" demişti.
113- Onlar: "Biz ondan yemeyi ve böylece kalplerimizin yatışmasını ve bize gerçekten doğru söylediğini bilmeyi ve biz buna o tanıklardan olmayı istiyoruz" demişlerdi.
114- Meryem'in oğlu İsa da: "Ey Allah'ım ey Efendimiz, sen bizim üzerimize o gökten bir sofra indir de, bizim ilklerimiz ve sonrakilerimiz için bir bayram ve senden (gözle görülen) bir delil olsun. Ve bize rızık ver ve sen o rızık vericilerin en hayırlısısın" demişti.
115- Allah: "Şüphesiz ki ben onu sizin üzerinize indiriciyim. Artık bundan sonra sizden kim gerçeği örterse, şüphesiz ki ben onu o tüm insanlardan hiçbir kimseyi azaplandırmayacağım bir azapla onu azaplandıracağım" demişti.
116- 117- 118- Ve o zaman Allah: Ey Meryem'in oğlu İsa o insanlara "Siz, beni ve annemi Allah'ın berisinden iki tanrı edinin" diye, sen mi dedin? demişti de o, : "Seni tenzih ederim, benim hakkım olmayan bir şeyi demek, benim için (hiçbir zaman) olmadı. Eğer ben onu dediysem, sen onu kesinlikle bilmişsindir. Sen benim benliğimdeki şeyi bilirsin, ama ben senin benliğindeki şeyi bilmem. Şüphesiz ki sen, o algılanamayananların en iyi bilicisinin ta kendisisin. Ben onlara senin bana, -Siz benim de Efendim, sizin de Efendiniz olan Allah'a kulluk edin- diye onu (dememi) buyurduğundan başkasını demedim. Ve onların içinde kaldığım sürece onların üzerinde bir tanıktım. Ne zaman ki sen benim ömrümü tamamladığında üzerlerinde o gözetici sen oldun. Ve sen, her bir şeyin üzerinde bir tanıksın. Eğer sen onları azaplandırırsan, artık şüphesiz ki onlar senin kullarındır. Ve eğer sen onları bağışlarsan, artık şüphesiz ki sen çok güçlünün, en bilgenin ta kendisisin" demişti.
119- Allah: "Bu, o doğru söyleyenlere doğruluklarının fayda vereceği gündür. Bahçeler onlar içindir ki, onların altından o nehirler akar onlar onda sonsuza dek sürekli kalıcılardır. Allah onlardan hoşnut olmuş ve onlar da O'ndan hoşnut olmuşlardır. Bu, o büyük başarıdır" demişti.
120- O göklerin ve o yerin ve bunların içinde ne varsa hükümranlığı Allah'ındır. Ve O, her bir şeyin üzerine güç yetiricidir.