9 Şubat 2026 Pazartesi

MÜMTEHİNE SURESİ ÇEVİRİSİ

 1- Ey inanmış olan kimseler, siz benim düşmanımı ve sizin düşmanınızı sakın yakınlar edinmeyin. Onlar, o gerçekten size gelmiş olan şeyi kesinlikle örttükleri halde, siz onları sevgi bağı ile karşılıyorsunuz. Onlar, Efendiniz Allah'a inanıyorsunuz diye o elçiyi ve sizi (yurtlarınızdan) çıkarıyorlar. Eğer siz benim yolumda bir güç kullanmaya ve benim hoşnutluğumun peşine düşmeye çıktıysanız, ben sizin sakladığınız şeyleri ve ilan ettiğiniz şeyleri daha iyi bilen olduğum halde, siz onlara sevgi bağını gizliyorsunuz. Ve içinizden kim onu yapıyorsa, kesinlikle o yolun denk olanından sapmıştır.

2- Eğer onlar sizi ele geçirirlerse, size düşmanlar olurlar ve size ellerini ve dillerini o kötülükle genişletirler ve gönülden arzu ederler ki siz de gerçeği örtesiniz.

3- Yakınlık bağlarınız ve çocuklarınız o kalkışın günü size asla fayda vermeyecek, sizin aranızı O ayıracaktır. Ve Allah, sizin işlemekte olduğunuz şeyleri en iyi görücüdür.

4- 5- İbrahim'de ve onun beraberindeki kimselerde en iyi rol modellik, kesinlikle sizin içindir. Bir zaman onlar topluluklarına (ve Allah'a): "Şüphesiz ki biz sizden ve Allah'ın berisinden kulluk etmekte olduğunuz şeylerden ayrılıp uzaklaşanlarız, biz sizi(n gerçeğinizi) örttük ve siz Allah'a O'na tek olarak inanana kadar bizimle sizin aranızda o düşmanlık ve o nefret sonsuz olarak belirginleşmiştir. Ey Efendimiz, biz sana güvenip dayandık ve sana içtenlikle yöneldik ve o varış yeri yalnızca sanadır. Ey Efendimiz, sen bizi gerçeği örtmüş olan kimseler için bir ayartma konusu yapma ve bizi bağışla ey Efendimiz. Şüphesiz ki sen mutlak güçlünün, mutlak bilgenin ta kendisisin" demişlerdi. İbrahim'in kendi babasına: "Ben senin için Allah'tan (gelecek) hiç bir şeye hükümran olamayacağım halde, senin için kesinlikle ve kesinlikle bağışlama isteyeceğim" demiş olması başka.

6- Ant olsun ki Allah'ı ve o sonraki günü bekleyen kimse için onlardaki en iyi rol modellik sizin içindir. Ve kim (başka tarafa) yakınlaşırsa, artık şüphesiz ki Allah ihtiyaçsızın, övgüye çok lâyığın ta kendisidir.

7- Allah'ın, sizinle onlardan düşman olduğunuz kimselerin arasına bir sevgi bağı oluşturması umulabilir. Ve Allah (buna) güç yetiricidir. Ve Allah çok bağışlayıcıdır, şefkati süreklidir.

8- Allah sizi o kimselere karşı yüce gönüllü olmanızdan ve onlara karşı hakkaniyetli davranmanızdan vazgeçirmez ki onlar o yükümlülük konusunda sizinle öldürüşmemiş ve sizi yurtlarınızdan çıkarmamıştır. Şüphesiz ki Allah, o hakkaniyetli davrananları sever.

9- Allah sizi ancak ve ancak o kimseleri yakın edinmenizden vazgeçirir ki onlar o yükümlülük konusunda sizinle öldürüşmüş ve sizi yurtlanızdan çıkarmış ve sizin çıkarılmanıza karşı sırt vermiştir. Ve kim onlara yakınlaşırsa, artık onlar o haksızlık yapanların ta kendileridir.

10- Ey inanmış olan kimseler, o inanan kadınlar göçenler olarak size geldiği zaman, artık siz onları sınayın. Allah onların inancını daha iyi bilendir. (Sınama sonrası) eğer ki siz onları inanan kadınlar olarak bilirseniz, artık onları o azılı gerçeği örtücülere döndürmeyin. O kadınlar onlar için (evliliğe) serbest olmaz ve onlarda o kadınlar için (evliliğe) serbest olmaz. Ve siz onlara (kocalara) harcadıkları şeyi verin. Ve siz onların ödüllerini verdiğiniz zaman, onlarla evlenmenizde hiçbir sakınca sizin üzerinize olmaz. Ve siz o gerçeği örtücü kadınların (evlilik) bağını elde tutmayın ve siz onlar için harcadığınız şeyi talep edin ve onlar da (eşleri göç etmiş erkekler) harcadıkları şeyi talep etsinler. Bu sizin için, Allah'ın kararıdır. O, sizin aranızda böyle karar veriyor. Ve Allah, en iyi bilicidir, mutlak bilgedir.

11- Ve eğer sizin eşlerinizden bir şey o azılı gerçeği örtücülere kaçar siz de (savaşı ganimetle) sonuçlandırırsanız, artık siz eşleri gitmiş olan kimselere harcadıkları şeyin örneği kadar verin. Ve siz Allah'a karşı korunun ki siz O'na inananlarsınız.

12- Ey o haberci, o inanan kadınlar sana Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmamaları ve hırsızlık yapmamaları ve evliliksiz beraberlikte bulunmamaları ve kendi çocuklarını öldürmemeleri ve bir dehşetli yalan getirmemeleri -ki onu elleri ve ayaklarının arasında yakıştırmaktadırlar- ve benimsenmişte sana baş kaldırmamaları üzerine bey'atlaşmaya geldiği zaman, artık sen onlarla bey'atlaş ve onlar için Allah'a bağışlama iste. Şüphesiz ki Allah, çok bağışlayıcıdır, şefkati süreklidir.

13- Ey inanmış olan kimseler, bir topluluğa sakın yakınlaşmayın ki Allah onlara karşı hiddetlenmiştir. Onlar, o gömütlerin arkadaşlarından olan o azılı gerçeği örtücülerin ümit kestiği gibi o sonraki (yaşamdan) kesinlikle ümit kesmişlerdir.


27 Ocak 2026 Salı

HAŞR SURESİ ÇEVİRİSİ

1- O göklerde ne varsa ve o yerde ne varsa Allah'ı tesbih etmiştir. Ve O, mutlak güçlüdür, mutlak bilgedir.

2- O ki, o kitabın mensuplarından gerçeği örtmüş olan kimseleri o ilk sürülüp toplanma için yurtlarından çıkardı. Siz, onların çıkacakları kanısına varmıyordunuz ve onlar da korunaklarının kendilerini Allah'tan (gelecek azaptan) alıkoyucu olacağı kanısına varmışlardı. Ne var ki Allah, onlara hesap etmedikleri yerden geldi ve kalplerine o korkuyu koydu, onlar evlerini kendi elleriyle ve o inananların elleriyle harap ediyorlardı, o halde siz ders alın Ey o doğru görüşün sahipleri.

3- Ve eğer Allah onların üzerine o (sürgün edilip) ortada bırakılmayı yazmamış olsaydı, onları bu yakın (yaşam) da kesinlikle ve kesinlikle azaplandıracaktı. Ve o sonraki (yaşamda) o ateşin azabı, onlar içindir.

4- Bu, onların Allah ve O'nun elçisiyle ayrışmış olmaları nedeniyledir. Ve kim Allah ve O'nun elçisiyle ayrışırsa, artık şüphesiz ki Allah, o sonuçlandırması çok çetindir.

5- Siz, taze bir hurma ağacından her neyi kestiyseniz veya kendi kökleri üzerinde ayakta olarak bıraktaysanız, artık Allah'ın onayı iledir ve o itaatten çıkanları rezil etmesi içindir.

6- Ve Allah'ın onlar(ın malın)dan kendi elçisine savaş yapmaksızın döndürdüğü şey var ya, siz onun üzerine bir at ve bir deve hızlandırmadınız, fakat hakikat şu ki Allah kendi elçisini dileyeceği kimselerin üzerine yetkilendirir. Ve Allah, her şeyin üzerine güç yetiricidir.

7- Allah'ın o kasabaların mensupların(ın malın)dan kendi elçisine savaş yapmaksızın döndürdüğü şey var ya, Allah'a ve o elçiye ve o yakınlığın sahiplerine ve o yetimlere ve o çaresizlere ve o yolun oğluna (yolda kalmışa) dır, ki (bu mallar) sizden o ihtiyaçsızlar arasında bir dolaşım aracı olmasın. Ve o şey ki o elçi size vermiştir, artık onu alın ve o şey ki o sizi ondan vazgeçirmiştir, artık vazgeçin. Ve siz Allah'a karşı korunun. Şüphesiz ki Allah, o sonuçlandırması çok çetindir.

8- (Bir de) o göçen muhtaçlar içindir, o kimseler ki Allah'tan bir lütuf ve bir hoşnutluk peşine düşerken ve Allah'a ve O'nun elçisine yardım ederken kendi yurtlarından ve mallarından çıkarılmışlardır. İşte onlar o doğru söyleyenlerin ta kendileridir.

9- Ve o kimseler ki onlardan önce o yurda (Medine'ye) ve o inanca yerleştirilmişlerdir (ensar), kendilerine göçmüş olan kimseleri (muhaciri) severler ve onlara verilmiş olan şeylerden ötürü kendi göğüslerinde bir gereksinme bulmazlar ve eğer ki kendilerinin özel ihtiyacı olsa bilse, kendi benliklerinin üzerine onları tercih ederler. Ve kim kendi benliğinin tamahkarlığından korunursa, artık onlar o başarıya erişenlerin  ta kendileridir.

10- Ve o kimseler ki onlardan sonra (Medine'ye) gelmişlerdir: "Ey Efendimiz, sen bizi ve kardeşlerimizi bağışla ki onlar o inançta bizim önümüze geçmişlerdir ve inanmış olan kimseler için bizim kalplerimizde bir kin bırakma. Ey Efendimiz, şüphesiz ki sen çok acıyıcısın, şefkati süreklisin" derler.

11- Sen görmedin mi o kimseleri ki onlar iki yüzlü olmuşlardır? Kendi kardeşlerine ki onlar o kitabın mensuplarından gerçeği örtmüş kimselerdir: "Ant olsun ki eğer siz çıkarılırsanız, kesinlikle ve kesinlikle biz de sizin beraberinizde çıkacağız ve size karşı hiçbir kimseye sonsuza dek itaat etmeyeceğiz ve eğer sizinle öldürüşülürse, kesinlikle ve kesinlikle size yardım edeceğiz" diyorlar. Ve Allah tanıklık eder şüphesiz ki onlar kesinlikle yalancılardır.

12- Ant olsun ki eğer onlar (kardeşleri) çıkarılırlarsa, onların beraberinde çıkmayacaklardır. Ve ant olsun ki eğer onlarla (kardeşleriyle) öldürüşülürse, onlara yardım da etmeyeceklerdir. Ve ant olsun ki eğer onlara (kardeşlerine) yardım ederlerse de, o arkaları (başka tarafa) yakınlaştıracaklar sonra yardım da edilmeyeceklerdir.

13- Elbette siz onların göğüslerinde sakındırma bakımından Allah'tan daha çetinsiniz. Bu, onların kavramaz bir topluluk olması nedeniyledir.

14- Onlar sizinle  toplu olarak öldürüşemezler, iyice korunmuş kasabalar içinde veya duvarların ötesinden olması başka. Onların, kendilerinin arasındaki sertliği daha çetindir. Sen onları hesap edersin ki toplu haldedirler, oysa onların kalpleri ayrı ayrıdır. Bu, onların bağlantı kurmaz bir topluluk olması nedeniyledir.

15- (Onların örneği) o kimselerin örneği gibidir ki kendilerinden yakın bir (zaman) önce, kendilerinin işinin ağır sonucunu tatmışlardı. Ve çok acı verici bir azap onlar içindir.

16- (Onların örneği) o şeytanın örneği gibidir, hani o insana: "Sen gerçeği ört" demişti. Ne zaman ki o gerçeği örttü, o da: "Şüphesiz ki ben senden ayrılıp uzaklaşanım, şüphesiz ki ben o tüm insanların Efendisi Allah'tan kaygılanıyorum" dedi.

17- Böylece ikisinin sonu o ateşte onun içinde sürekli kalıcılar olmak oldu. Ve bu, o haksızlık yapanların karşılığıdır.

18- Ey inanmış olan kimseler, siz Allah'a karşı korunun ve bir benlik yarın için öncelediği şeye baksın. Ve siz Allah'a karşı korunun. Şüphesiz ki Allah, sizin işlemekte olduğunuz şeyleri en iyi haber alıcıdır.

19- Ve siz o kimseler gibi olmayın ki onlar Allah'ı unutmuşlar bu yüzden Allah da onlara kendi benliklerini unutturmuştur. İşte onlar o itaatten çıkanların ta kendileridir.

20- O ateşin arkadaşları ile o bahçenin arkadaşları denk olmaz. O bahçenin arkadaşları, o başaranların ta kendileridir.

21- Eğer biz bu okunan (Kur'an)ı bir dağın üzerine indirseydik, sen onu Allah'ın çekincesinden dolayı kesinlikle saygıyla eğilerek çatlayan olarak görürdün. Ve bu örnekler var ya, biz onları o insanlara ortaya koyuyoruz ki onlar iyice düşünsünler.

22- O, Allah'tır ki O'ndan başka hiçbir tanrı yoktur. O, o algılanamayananın ve o tanık olunanın bilicisidir. O, şefkati kapsamlıdır, şefkati süreklidir.

23- O, Allah'tır ki O'ndan başka hiçbir tanrı yoktur. O, hükümdardır, kutsaldır, esenlik verendir, güvenlik verendir, denetleyendir, mutlak güçlüdür, istediğini yaptırandır, büyüklenendir. Allah, onların ortak koşmakta oldukları şeylerden münezzehtir.

24- O Allah'tır ki, yaratıcıdır, kusursuz var edendir, suretlendirendir. O en iyi adlar, O'nundur. O göklerde ve o yerde ne varsa, O'nu tesbih eder. Ve O, mutlak güçlüdür, mutlak bilgedir.


25 Ocak 2026 Pazar

MÜCADELE SURESİ ÇEVİRİSİ

 1- Allah, o kadının sözünü kesinlikle işitmiştir ki o, kendisinin eşi hakkında seninle söz dalaşı yapıyor ve Allah'a yakınıyordu. Ve Allah da ikinizin karşılıklı konuşmasını işitiyordu. Şüphesiz ki Allah, en iyi işiticidir, en iyi görücüdür.

2- İçinizden o kimseler ki kendi kadınlarından sırt çeviriyorlar, onlar kendilerinin anneleri değildir. Onların anneleri, kendilerini doğurmuş olan kimselerden başkası değildir. Ve şüphesiz ki onlar kesinlikle o sözden bir garipsenmişi ve bir eğriltmeyi diyorlar. Ve şüphesiz ki Allah, kesinlikle ve kesinlikle (hataları) yok sayıcıdır, çok bağışlayıcıdır.

3- Ve o kimseler ki kendi kadınlarından sırt çeviriyorlar, sonra dedikleri şeyi (bozarak) tekrar geri döneceklerse, artık dokunuşma öncesinden bir boynu bağlıyı (köleyi) özgürleştirme vardır. Bu, sizin kendisiyle öğütlenmekte olduğunuzdur. Ve Allah, sizin işlemekte olduğunuz şeyleri en iyi haber alıcıdır.

4- Fakat kim onu bulamadıysa, artık dokunuşma öncesinden birbirini izleyen iki ay oruç vardır. Fakat kim ona da güç yetiremediyse, artık altmış çaresizi yedirme vardır. Bu, sizin Allah'a ve O'nun elçisine inanmakta olduğunuz içindir. Bu, Allah'ın sınırlarıdır. Ve çok acı verici bir azap, o gerçeği örtücüler içindir.

5- Şüphesiz ki o kimseler Allah'a ve O'nun elçisine sınır koyuyorlar, onlar kendilerinden önceki kimselerin baş aşağı edildikleri gibi baş aşağı edilmişlerdir ve biz kesinlikle apaçık deliller indirdik. Ve bir alçaltıcı azap, o gerçeği örtücüler içindir.

6- O gün Allah onları toplu olarak (yeniden) harekete geçirecek de, işledikleri şeyi onlara haberlendirecektir. Allah onu adetlemiştir ve onlar ise onu unutmuşlardır. Ve Allah her şeyin üzerinde bir tanıktır.

7- Sen görmedin mi şüphesiz ki Allah o göklerde ne varsa ve o yerde ne varsa biliyor? Gizliden konuşan üç kişi olmuyor ki O, onların dördüncüsü olmasın ve beş kişi olmaz ki O, onların altıncısı olmasın ve bundan daha aşağısı ve daha çoğu olmaz ki O, onlar nerede olurlarsa onların beraberinde olmasın. Sonra O, o kalkışın gününde  işledikleri şeyi onlara haberlendirecektir. Şüphesiz ki Allah, her bir şeyi en iyi bilicidir.

8- Sen görmedin mi o kimseleri ki gizli konuşmaktan vazgeçirilmişlerdi de, sonra onlar o şeye tekrar geri dönüyorlar ki kendisinden vazgeçirilmişlerdi ve onlar o günahı ve o düşmanlığı ve o elçinin (buyruğuna) baş kaldırmayı gizli konuşuyorlar. Ve onlar sana geldikleri zaman, seni o şeyle esenliyorlar ki Allah seni onunla esenlememiştir. Ve onlar kendi benliklerinde: "Allah bizi söylemekte olduğumuz şey nedeniyle azaplandırmalı değil miydi?" diyorlar. Onların hesabı cehennemdir. Onlar ona yaslanacaklardır. Artık ne kötüdür o varış yeri.

9- Ey inanmış olan kimseler siz gizli konuşacağınız zaman, o günahı ve o düşmanlığı ve o elçinin (buyruğuna) baş kaldırmayı sakın gizli konuşmayın. Ve siz, o yüce gönüllülüğü ve o korunma bilincini gizli konuşun. Ve siz, Allah'a karşı korunun ki siz O'na sürülüp toplanacaksınız.

10- O gizli konuşma, ancak ve ancak o şeytandandır ki inanmış olan kimseleri üzsün, oysa o onlara hiçbir şeyle zarar verici değildir, Allah'ın onayı olması başka. Ve artık o inananlar Allah'a güvenip dayansınlar.

11- Ey inanmış olan kimseler, o oturum yerlerinde size, "Genişleyin"* denildiği zaman, hemen siz de genişleyin ki Allah da sizi genişletsin. Ve "(uyum içinde) yükselin" denildiği zaman siz de hemen (uyum içinde) yükselin ki Allah da içinizden inanmış olan kimseleri ve o bilgi verilmiş olan kimseleri kademelerle yükseltsin. Ve Allah, sizin işlemekte olduğunuz şeyleri en iyi haber alıcıdır.

*Genişlemekten kastın, gelene yer vermek anlamında değil, oturumlarda başkalarına da söz hakkı vererek fikri açıdan bir genişlemenin kast edilmiş olduğunu söyleyebiliriz.

12- Ey inanmış olan kimseler, siz o elçiyle gizli konuşacağınız zaman, gizli konuşmanızdan önce artık bir bağış önceleyin. Bu, sizin için daha hayırlıdır ve daha temizdir. Yok eğer siz (bağış) bulamadıysanız, artık şüphesiz ki Allah çok bağışlayıcıdır, şefkati süreklidir.

13- Siz, gizli konuşmanızdan önce bağışları öncelemekten korkuyla titrediniz mi? Madem ki siz yapmadınız ve Allah size lütufla döndü, o halde siz de o kulluk görevini ayakta tutun ve o arınmayı yerine getirin ve Allah'a ve O'nun elçisine itaat edin. Ve Allah, sizin işlemekte olduğunuz şeyleri en iyi haber alıcıdır.

14- Görmedin mi sen o kimseleri, onlar bir topluluğa yakınlaştılar ki Allah onlara hiddetlenmiştir? Onlar (o topluluk) sizden değildir ve onlardan da değildir. Ve onlar bilmekte oldukları halde o yalanın üzerine bilinçli yemin ediyorlar.

15- Allah, bir çetin azabı onlar için hazırlamıştır. Şüphesiz ki onların işlemekte oldukları şey ne kötüdür.

16- Onlar yeminlerini bir kalkan edindiler de (insanları) Allah'ın yolundan uzaklaştırdılar. Artık bir alçaltıcı azap, onlar içindir.

17- Kendi malları ve çocukları Allah'tan (gelecek) hiçbir şeyi onlardan asla ihtiyaçsız bırakmayacaktır. İşte onlar, o ateşin arkadaşlarıdır. Onlar onun içinde sürekli kalıcılardır.

18- O gün Allah, onları toplu olarak harekete geçirecek de onlar size bilinçli yemin etmekte oldukları gibi O'na da bilinçli yemin edecekler ve onlar kendilerinin (doğru) bir şey üzerinde olduklarını hesap edecekler. Dikkat edin, şüphesiz ki onlar o yalancıların ta kendileridir.

19- O şeytan onları kontrol altına almıştı da, onlara Allah'ın hatırlatmasını unutturmuştu. İşte onlar o şeytanın grubudur. Dikkat edin, şüphesiz ki o şeytanın grubu o ziyan edenlerin ta kendileridir.

20- Şüphesiz ki o kimseler Allah'a ve O'nun elçisine sınır koyuyorlar, işte onlar o aşağılıkların içindedir.

21- Allah: "Ben ve benim elçilerim kesinlikle ve kesinlikle yeneceğiz" diye yazmıştır. Şüphesiz ki Allah mutlak kuvvetlidir, mutlak güçlüdür.

22- Sen, Allah'a ve o sonraki güne inanmakta olan bir toplululuğu Allah'a ve O'nun elçisine sınır koymuş olan kimseye sevgi besliyor olarak göremezsin, eğer ki onlar kendilerinin babaları veya kardeşleri veya oymağı da olsa. İşte onlar, O'nun o inancı onların kalplerinde yazdığıdır ve O, onları kendisinden bir esinti ile güçlendirmiştir. Ve O, onları bahçelere girdirecektir ki, onların altından o nehirler akar, onların içinde sürekli kalıcılardır. Allah onlardan hoşnut olmuş ve onlar da O'ndan hoşnut olmuşlardır. İşte onlar, Allah'ın grubudur. Dikkat edin, şüphesiz ki Allah'ın grubu o başarıya erişenlerin ta kendileridir


23 Ocak 2026 Cuma

HADİD SURESİ ÇEVİRİSİ

1- O göklerde ve o yerde ne varsa, Allah'ı tesbih etmiştir. Ve O, mutlak güçlüdür, mutlak bilgedir.

2- O göklerin ve o yerin hükümranlığı, O'nundur.  O, yaşatır ve öldürür. Ve O, her şeyin üzerine güç yetiricidir.

3- O, ilktir ve sondur ve (kudreti) görünendir ve (kendisi) görünmeyendir. Ve O, her bir şeyi en iyi bilicidir.

4-  O ki, o gökleri ve o yeri altı günde yarattı, sonra o tahtın üzerine kuruldu.  O, o yerin içine geçmekte olan şeyi ve ondan çıkmakta olan şeyi ve o gökten inmekte olan şeyi ve ona yükselmekte olan şeyi bilir. Ve O, siz nerede olursanız sizin beraberinizdedir. Ve Allah, sizin işlemekte olduğunuz şeyleri en iyi görücüdür.

5- O göklerin ve o yerin hükümranlığı, O'nundur. Ve o işler yalnızca Allah'a döndürülecektir.

6-  O, o geceyi o gündüzün içine geçirir ve o gündüzü de o gecenin içine geçirir. Ve O, o göğüslerin sahip olduğunu en iyi bilicidir.

7- Siz, inanın Allah'a ve O'nun elçisine ve harcayın o şeylerden ki kendisine ardıllar yapıldınız. Artık içinizden o kimseler ki inanmışlar ve harcamışlardır, bir büyük ödül onlar içindir.

8- Ve size ne oluyor da Allah'a inanmıyorsunuz? Oysa o elçi sizi Efendinize inanmaya çağırıyor ve O' da sizin yeminle bağlanmış sözünüzü kesinlikle almıştı. Eğer siz (buna) inananlar iseniz.

9- O ki, kendi kulunun üzerine apaçık deliller indiriyor ki sizi o karanlıklardan o ışığa çıkarsın. Şüphesiz ki Allah, size karşı kesinlikle çok acıyıcıdır, şefkati süreklidir.

10- Ve size ne oluyor, neden Allah'ın yolunda harcamıyorsunuz? Oysa o göklerin ve o yerin mirası, Allah'ındır. Sizden o kimse denk olmaz ki o, fethin öncesinden harcamış ve öldürüşmüştür. İşte onlar o kimselerden kademe bakımından daha büyüktür ki onlar (fethin) ardından harcamışlar ve öldürüşmüşlerdir. Ve Allah her birine o iyiliği söz vermiştir. Ve Allah, sizin işlemekte olduğunuz şeyleri en iyi haber alıcıdır.

11- Kimdir ki o, Allah'a bir iyi ödünçle ödünç verir de, O onu kendisi (veren) için kat kat arttırır, bir büyük ödül onun içindir.

12- Sen o gün o inanan erkekleri ve o inanan kadınları ışıkları önlerinde ve sağlarında koşuyor göreceksin. (Onlara): "Bugün sizin müjdeniz bahçelerdir ki, onların altından o nehirler akar, siz onların içinde sürekli kalıcılarsınız" (denilmiştir).  Bu, o büyük başarının ta kendisidir.

13- O gün o ikiyüzlü erkekler ve o ikiyüzlü kadınlar inanmış olan kimselere: "Siz, bize bakın biz de sizin ışığınızdan korlanalım" diyecektir. Onlara: "Siz, ötenize dönün de bir ışık yoklayın" denilmiştir. Akabinde onların arasına bir duvar vurulmuştur ki onun bir kapısı vardır. Onun iç tarafı ki, o şefkat onun içindedir ve onun dış tarafı ki o azap onun yönündendir.

14- (O ikiyüzlüler) onlara: "Biz, sizin beraberinizde değil miydik?" diye seslenecekler. Onlar da: "Evet öyleydi, fakat siz kendi benliklerinizi ayarttınız ve beklediniz ve kuşkulandınız ve o boş arzular sizi Allah'ın (ölüm) buyruğu gelinceye kadar aldattı ve o aldatıcı da sizi Allah ile aldatmış oldu" demişlerdir.

15- Artık bugün sizden ve gerçeği örtmüş olan kimselerden bir kurtulmalık alınmayacaktır. Sizin sığınacak yeriniz o ateştir. O (ateş), sizin yakınınızdır. Ve ne kötüdür o varış yeri.

16- İnanmış olan kimselerin Allah'ın hatırlatmasına ve o gerçekten yana inmiş olan şeye karşı kalplerinin saygı duyması ve onların, önceden o kitap verilmiş sonra üzerlerine o süre uzamış da kalpleri katılaşmış kimseler gibi olmamaları vakti gelmedi mi? Ve onlardan birçoğu itaatten çıkanlardır.

17- Siz bilin şüphesiz ki Allah o yeri onun ölümünden sonra yaşatır. Biz (gözle görülen) o delilleri kesinlikle açıkladık ki siz bağlantı kurabilesiniz.

18- Şüphesiz ki o bağışlayan erkekler ve o bağışlayan kadınlar ve Allah'a bir iyi ödünçle ödünç vermiş olanlar için (karşılıkları) kat kat arttırılacaktır. Ve bir büyük ödül onlar içindir.

19- Ve o kimseler ki Allah'a ve O'nun elçisine inanmışlardır, işte onlar kendilerinin Efendisinin yanında o doğru söyleyenlerin ve o tanıkların ta kendileridir. Onların ödülleri ve ışıkları kendileri içindir. Ve o kimseler ki gerçeği örtmüşler ve bizim delillerimizi yalanlamışlardır, işte onlar o şiddetli ateşin arkadaşlarıdır.

20- Siz bilin ki bu yakın yaşam ancak ve ancak bir oyun ve bir oyalanma ve bir süs ve kendi aranızda övünme ve o mallarda ve o çocuklarda çoğaltma yarışıdır. (Bu yakın yaşam) bir faydalı yağmurun örneği gibidir ki onun bitkisi o (toprağı) örtücüleri şaşırtmıştır, sonra (o bitki) olgunlaşır böylece sen de onu sararmış olarak görürsün, sonra (o bitki) bir kırıntı haline gelir. Ve (gerçeği örtücülere) bir çetin azap ve (inananlara ise) Allah'tan bir bağışlama ve bir hoşnutluk sonraki (yaşamdadır). Ve o yakın yaşam, o aldatıcının bir yararlığından başkası değildir.

21- Siz, kendi Efendinizden bir bağışlamaya ve bir bahçeye yarışın ki onun boyutu sanki o göğün ve o yerin boyutudur, o (bahçe) Allah'a ve O'nun elçisine inanmış olan kimseler için hazırlanmıştır. Bu, Allah'ın lütfudur ki O, onu kime dilerse verir. Ve Allah, o büyük lütuf sahibidir.

22- O yerde ve kendi benliklerinizde hiçbir musibet(in işleyiş yasası) yoktur ki bizim onu ortaya çıkarmamız öncesinden bir kitapta olmasın. Şüphesiz ki bu, Allah'a göre kolaydır.

23- Öyle ki sizden kaçmış olan şeye üzülmeyesiniz ve size verdiği şeye sevinmeyesiniz. Ve Allah, her bir çalımlanan övüneni sevmez.

24- Onlar öyle kimselerdir ki cimrilik ederler ve o insanlara da o cimriliği buyururlar. Ve kim (başka tarafa) yakınlaşırsa, artık şüphesiz ki Allah ihtiyaçsızın, övgüye çok lâyığın ta kendisidir.

25- Ant olsun ki biz elçilerimizi o apaçık delillerle gönderdik ve onların beraberinde o teraziyi indirdik ki o insanlar hakkaniyeti ayakta tutsun. Ve biz demiri de indirdik ki bir çetin sertlik ve o insanlara faydalar ondadır ve Allah bilsin ki kim O'na ve O'nun elçilerine algılayamaz durumda  iken yardım ediyor. Şüphesiz ki Allah mutlak kuvvetlidir, mutlak güçlüdür.

26- Ve ant olsun ki biz Nuh'u ve İbrahim'i gönderdik ve biz ikisinin soyuna o haberciliği ve o kitabı verdik. Böylece onlardan kimi doğruya yoldadır. Ve onlardan birçoğu ise itaatten çıkanlardır.

27- Sonra biz onların izleri üzerinde elçilerimizi peşlerine düşürdük ve Meryem'in oğlu İsa'yı da (elçilerin) peşlerine düşürdük ve ona İncil'i verdik ve onu izlemiş olan kimselerin kalplerine bir acıma (duygusu) ve bir şefkat koyduk. Ve ruhbaniyeti (sakınmayı) ise, onlar onu örneksiz olarak türettiler, biz onu onların üzerine yazmamıştık, Allah'ın hoşnutluğunun peşine düşmelerini (yazmamız) başka. Ne var ki onlar, onun güdülmesinin hakkını vererek onu güdemediler. Buna rağmen biz içlerinden inanmış olan kimselerin ödülünü verdik. Ve onlardan birçoğu ise itaatten çıkanlardır.

28- Ey inanmış olan kimseler, siz Allah'a karşı korunun ve O'nun elçisine inanın ki, kendisinin şefkatinden iki hisse versin ve sizin için bir ışık oluştursun ki siz onunla adımlayasınız ve sizi bağışlasın. Ve Allah, çok bağışlayıcıdır, şefkati süreklidir.

29- Ki o kitabın mensupları bilmezlik etmesin ki onlar Allah'ın lütfundan hiçbir şeye güç yetiremeyecekler ve şüphesiz ki o lütuf Allah'ın elindedir ve O, onu dileyeceği kimseye verir. Ve Allah, o büyük lütuf sahibidir.

 

21 Ocak 2026 Çarşamba

VAKIA SURESİ ÇEVİRİSİ

1- O düşüş (kıyamet) gerçekleştiği zaman.

2- Onun gerçekleşmesini bir yalanlayıcı olmaz.

3- (O, kimini) alçaltıcıdır, (kimini de) yükselticidir.

4- 5- 6- 7- O yer bir sarsıldıkça sarsıldığı ve o dağlar bir ufalandıkça ufalandığı, böylece bir saçılmış toz tanesi olduğu ve siz de üç eş (sınıf) olduğunuz zaman.

8- İşte o sağın arkadaşları, kimdir o sağın arkadaşları?

9- Ve o şomun* (yönünün) arkadaşları, kimdir o şomun (yönünün) arkadaşları?

* Şom yani Şam, Kabe'ye göre sol tarafta kaldığı için böyle adlandırılmıştır.

10- Ve o öne geçenler de o öne geçenlerdir.

11- 12- İşte onlar, o gönenç bahçelerinde o yakınlaştırılmışlardır.

13- 14- (Onlar), o ilklerden çoğunluk bir topluluktur ve o sonrakilerden ise pek azdır.

15- (Onlar) altınla işlenmiş koltuklar üzerindedirler.

16- Onların üzerinde rahatça dayananlar olarak karşı karşıyadırlar.

17- 18- Kalıcı kılınmış gençler bir su gözesinden (doldurulmuş) bardaklarla ve ibriklerle ve kadehle onların üzerinde dolaşacaktır.

19- Onlar bunlardan dolayı (başları ağrıdan) çatlatılmayacaklar ve kendilerinden geçirilmeyeceklerdir.

20- Ve meyve ki onların seçip beğeneceklerinden.

21- Ve kuş eti ki onların şiddetle arzu duyuyor olduklarından.

22- 23- Ve iri belirgin gözlüler, sanki onlar o korumaya alınmış inci örneğidir.

24- Onların işlemekte oldukları şeylere bir karşılık olarak.

25-  Onlarda bir amaçsız söz ve bir günaha sokma işitmeyeceklerdir.

26- "Selam, selam" sözü başka.

27- Ve o sağın arkadaşları, kimdir o sağın arkadaşları?

28- 29- 30- 31- 32- 33- 34- (Onlar), bir dikensiz sedir ağaçlarında ve birbiri içine girmiş muzda ve uzatılmış gölgede ve gürül gürül akıtılmış suda ve (arkası) kesilmemiş ve (yenilmekten) alıkonulmamış birçok meyvede ve yükseltilmiş yaygılardadır.

35- 36- 37- 38- Şüphesiz ki biz o kadınları, o sağın arkadaşları için (yeni) bir geliştirmeyle geliştirmişizdir de onları bakireler eşlerine düşkün yaşıtlar yapmışızdır.

39- 40- (Onlar), o ilklerden çoğunluk bir topluluktur ve o sonrakilerden de çoğunluk bir topluluktur.

41- Ve o solun arkadaşları, kimdir o solun arkadaşları?

42- 43- 44- (Onlar ise), kavurucu ateşte ve kaynar suda ve bir boğucu dumandan bir gölgededir ki bir serinliği ve bir değeri yoktur.

45- Şüphesiz ki onlar bundan önce refahla şımartılmışlar idi.

46- Ve onlar o büyük günah üzerinde ısrar ediyorlar idi.

47-48- Ve onlar: "Biz öldüğümüz ve bir toprak ve kemikler olduğumuz zaman mı, gerçekten biz mi kesinlikle (yeniden) harekete geçirilmişleriz? Ve bizim o ilk atalarımızda mı?" diyorlar idi.

49- 50- Sen de ki: "Şüphesiz ki o ilkler de ve o sonrakiler de. Onlar bir bilinmiş günün belirlenmiş vaktine kesinlikle toplanmışlardır."

51- 52- 53- 54- 55- Sonra şüphesiz ki siz ey o sapkın yalanlayıcılar, zakkumdan bir ağaçtan kesinlikle yiyiciler, böylece ondan o karınları doldurucular, ardından onun üzerine o kaynar sudan içicilersiniz, hem de (onu) o susuzluktan delirmiş develerin içişi gibi içicilersiniz.

56- Bu, o yükümlülüğün günü onların ağırlanmasıdır.

57- Biz, sizi yarattık, öyleyse doğruluyor olmalı değil miydiniz?

58- Şimdi siz akıtıyor olduğunuz şeyi gördünüz mü?

59- Siz mi onu yaratıyorsunuz, yoksa biz miyiz o yaratıcılar?

60- 61- Biz, sizin aranızda o ölümü takdir ettik ve sizi kendi örneklerinizle değiştirmemizin ve bilemeyeceğiniz şeyde (yeniden) geliştirmemizin üzerine asla önüne geçilmişler de olmayacağız.

62- Ve ant olsun ki siz o ilk geliştirmeyi bildiniz, öyleyse hatırlamalı değil miydiniz?

63- Şimdi siz ekiyor olduğunuz şeyi gördünüz mü?

64- Siz mi onu ekiyorsunuz, yoksa biz miyiz o ekiciler?

65- 66- 67- Eğer biz dileseydik, onu kesinlikle kırıntı yapardık böylece siz de: "Şüphesiz ki biz ağır borç altında kalmışlarız. Doğrusu biz (ürün almaktan) yasaklanmışlarız" diye keyfi kaçıyor olurdunuz.

68- Şimdi siz gördünüz mü o suyu ki içiyorsunuz?

69- Siz mi onu o yağmur bulutundan indiriyorsunuz, yoksa biz miyiz o indiriciler?

70- Eğer biz dileseydik, onu tuzlu acı yapardık, öyleyse siz şükretmeli değil miydiniz?

71- Şimdi siz gördünüz mü o ateşi ki ağacı sürte sürte tutuşturuyorsunuz?

72- Siz mi geliştirdiniz onun ağacını, yoksa biz miyiz o geliştiriciler?

73- Biz onu bir hatırlatma ve o çöl yolcularına bir yararlanma yaptık.

74- Öyleyse sen o büyük Efendinin adını tesbih et.

75- Artık hayır, ben kasem ederim ki o yıldızların düşüş yerlerine.

76- Ve şüphesiz ki o, eğer siz bilirseniz kesinlikle çok büyük kasemdir.

77- Şüphesiz ki o, kesinlikle bir değerli okunan (Kur'an)dır.

78- (O), korumaya alınmış bir kitaptadır.

79- Ona, o temizlenmiş (melek)lerden başkası dokunamaz.

80- (O), o tüm insanların Efendisinden bir indirilmedir.

81- Şimdi siz bu sözü yumuşatmaya çalışanlar mısınız?

82- Ve siz rızkınızı (bu kitabı) yalanlamanız mı yapıyorsunuz?

83- Hele değilmi ki o (can) boğaza ulaştığı zaman.

84- Oysa siz o zaman (çaresizce) bakıyorsunuzdur.

85- Ve biz ona sizden daha yakınızdır, fakat siz göremiyorsunuzdur.

86-87-  Şimdi siz eğer ki (yaptıklarınızla) yükümlenenler olmayacak iseniz, eğer siz doğru söyleyenler iseniz, onu (canı) döndürebilmeli değil miydiniz?

88- 89- Şimdi eğer o (ölen), o yakınlaştırılmışlardan ise, artık (onun karşılığı) bir ferahlık ve bir hoş koku ve bir gönenç bahçesidir.

90- 91- Ve eğer o (ölen), o sağın arkadaşlarından ise artık (onun karşılığı): "O sağın arkadaşlarından selam sana" (sözüdür).

92- 93- 94- Ve eğer o (ölen), o yalanlayıcı sapkınlardan ise, artık (onun karşılığı) kaynar sudan bir ağırlama ve bir şiddetli ateşe yaslanıştır.

95- Şüphesiz ki bu o kesinkes gerçeğin ta kendisidir.

96- O halde sen o büyük Efendinin adını tesbih et.


18 Ocak 2026 Pazar

RAHMAN SURESİ ÇEVİRİSİ

1- 2- 3- 4- Şefkati kapsamlı (Allah), o okunan (Kur'an)ı öğretti, o insanı yarattı, ona açıklığa kavuşturmayı öğretti.

5- O güneş ve o ay, bir hesap iledir.

6- O bitki ve o ağaç ikisi boyun eğmektedir.

7- 8- Ve o gök, O onu yükseltmiş ve siz o terazide taşkınlık yapmayasınız diye o tartıyı koymuştur. 

9- Ve siz de o tartıyı hakkaniyetle tutun ve o teraziyi ziyan ettirmeyin.

10- Ve o yer, O onu o canlılara (hazırlayıp) koydu.

11- 12- Meyve ve o tomurcukların sahibi hurma ve o sapın sahibi o dane ve o hoş kokulu bitkiler ondadır.

13- O halde siz ikiniz Efendinizin kudret eserlerininin hangisini yalanlıyorsunuz?

14- O, o insanı (ateşte pişmiş) o çanak çömlek gibi (tın tın ses çıkaran) kuru çamurdan yarattı.

15- Ve O, o cann'ı da alevi karışıp duran (dumansız) ateşten yarattı.

16- O halde siz ikiniz Efendinizin kudret eserlerininin hangisini  yalanlıyorsunuz?

17- (O), o (güneşin) iki doğum yerinin Efendisidir ve o iki batım yerinin de Efendisidir.

18-  O halde siz ikiniz Efendinizin kudret eserlerininin hangisini yalanlıyorsunuz?

19- O, o iki su kütlesini saldı ki birbiriyle karşılaşsınlar.

20- Bir engel ikisinin arasındadır, haddi aşamazlar.

21- O halde siz ikiniz Efendinizin kudret eserlerininin hangisini yalanlıyorsunuz?

22- İkisinden de o inci ve o mercan çıkar.

23-  O halde siz ikiniz Efendinizin  kudret eserlerininin hangisini yalanlıyorsunuz?

24- Ve o kütlesinde akıp giden (yelkenleri) bayraklar gibi inşa edilmiş (gemi)ler, O'nundur.

25- O halde siz ikiniz Efendinizin kudret eserlerininin hangisini yalanlıyorsunuz?

26- Onun (yerin) üzerinde olan her kimse, geçicidir.

27- Ve senin o erişilmezliğin ve o değerliliğin sahibi Efendinin yüzü ise, kalır.

28- O halde siz ikiniz Efendinizin kudret eserlerininin hangisini yalanlıyorsunuz?

29- O göklerde ve yerde kim varsa, O'ndan talep eder. O, her gün bir durumdadır.

30-  O halde siz ikiniz Efendinizin kudret eserlerininin hangisini yalanlıyorsunuz?

31- Ey o iki ağırlık, sizin için de yakında boş kalacağız.

32- O halde siz ikiniz Efendinizin kudret eserlerininin hangisini yalanlıyorsunuz?

33- Ey o cin ve o insan oymağı, eğer sizin gücünüz o göklerin ve o yerin sınırlarını delip geçmeye yetiyorsa, haydi delip geçin. Siz bir güç yetki olmadıkça sınırları delip geçemezsiniz.

34-  O halde siz ikiniz Efendinizin kudret eserlerininin hangisini yalanlıyorsunuz?

35- O, ikinizin üzerine ateşten bir sel ve bir kızıl duman gönderir de artık birbirinize yardım edemezsiniz.

36- O halde siz ikiniz Efendinizin kudret eserlerininin hangisini yalanlıyorsunuz?

37- Artık o gök yarılıp da o erimiş yağ gibi bir kızıl gül olduğu zaman.

38- O halde siz ikiniz Efendinizin kudret eserlerininin hangisini yalanlıyorsunuz?

39- İşte o gün ne bir insana kendi arkaya takılı suçundan (bilgi) talep edilmeyecek ve ne de bir cinne.

40- O halde siz ikiniz Efendinizin kudret eserlerininin hangisini yalanlıyorsunuz?

41- O suç işleyenler kendilerinin alametiyle tanınacak da o perçemlerden ve o ayaklardan tutulacak.

42- O halde siz ikiniz Efendinizin kudret eserlerininin hangisini yalanlıyorsunuz?

43- Bu, cehennemdir ki onu o suçlular yalanlıyordu.

44- Onlar, onunla fokur fokur kaynar suyun arasında dolaşacaklar.

45- O halde siz ikiniz Efendinizin kudret eserlerininin hangisini yalanlıyorsunuz?

46- Ve iki bahçe, kendi Efendisinin mevkiinden kaygılanmış olan kimse içindir.

47- O halde siz ikiniz Efendinizin kudret eserlerininin hangisini yalanlıyorsunuz?

48- (Bu iki bahçenin ağaçları meyveli) dallar sahibidir.

49- O halde siz ikiniz Efendinizin kudret eserlerininin hangisini yalanlıyorsunuz?

50- Akmakta olan iki göze, o ikisindedir.

51- O halde siz ikiniz Efendinizin kudret eserlerininin hangisini yalanlıyorsunuz?

52- Her bir meyveden iki çift, o ikisindedir.

53-  O halde siz ikiniz Efendinizin kudret eserlerininin hangisini yalanlıyorsunuz?

54- Onlar (iki bahçede) yaygıların üzerinde rahatça dayananlardır, onların örtüleri kalın ipektendir. Ve iki bahçenin (meyvesinin) devşirmesi de yakındır.

55- Öyleyse siz ikiniz Efendinizin kudret eserlerininin hangisini yalanlıyorsunuz?

56- O bakışı (eşlerine) kısaltan (kadın) lar onlardadır, onların öncesi bir insan onların bekaretini bozmamıştır ve ne de bir cinn.

57- O halde siz ikiniz Efendinizin kudret eserlerininin hangisini  yalanlıyorsunuz?

58- Sanki onlar, o yakut ve o mercandır.

59- O halde siz ikiniz Efendinizin kudret eserlerininin hangisini yalanlıyorsunuz?

60- O iyiliğin karşılığı, o iyilikten başkası mıdır?

61- O halde siz ikiniz Efendinizin kudret eserlerininin hangisini yalanlıyorsunuz?

62- Ve iki bahçe daha o ikinin berisindendir.

63- O halde siz ikiniz Efendinizin kudret eserlerininin hangisini yalanlıyorsunuz?

64- (O iki bahçe de) kopkoyu yeşildirler.

65- Öyleyse siz ikiniz Efendinizin kudret eserlerininin hangisini yalanlıyorsunuz?

66- Püsküren iki göze, o ikisindedir.

67- O halde siz ikiniz Efendinizin kudret eserlerininin hangisini  yalanlıyorsunuz?

68- Meyve ve hurma ve nar, o ikisindedir.

69- O halde siz ikiniz Efendinizin kudret eserlerininin hangisini yalanlıyorsunuz?

70- Hayırlı iyi (kadın)lar, onlardadır.

71- O halde siz ikiniz Efendinizin kudret eserlerininin hangisini yalanlıyorsunuz?

72- (Eşlerine) özel kılınmış belirgin (gözlü)ler, o çadırlardadır.

73- O halde siz ikiniz Efendinizin kudret eserlerininin hangisini yalanlıyorsunuz?

74- Onların öncesi bir insan onların bekaretini bozmamıştır ve ne de bir cinn.

75- O halde siz ikiniz Efendinizin kudret eserlerininin hangisini yalanlıyorsunuz?

76-  Onlar (iki bahçede) yeşil yastık ve iyi abkari döşekler üzerinde rahatça dayananlardır.

77-  O halde siz ikiniz Efendinizin kudret eserlerininin hangisini yalanlıyorsunuz?

78- O erişilmezliğin ve o değerliliğin sahibi senin Efendinin adı ne bereketlidir.


14 Ocak 2026 Çarşamba

KAMER SURESİ ÇEVİRİSİ

1- O an yaklaştı ve ay yarıldı.* 

* Tefsirler bu ayet hakkında bir mucize olarak ayın ortadan ikiye yarıldığı konusunda görüş belirtmiş olmalarına karşın, şakkul kamer ifadesinin Araplarda ebedi bir deyim olarak "Gerçeğin ortaya çıkması" anlamında kullanılması da vardır. Eğer gerçekleşmiş ve gözle görülen bir ayet olsaydı, Kur'an'da birçok yerde müşriklerin bu isteklerinin ret edilmiş olması ve İsra s. 59. ayetinde Semud'a gönderilen gözle görülen ayet olan dişi devenin öldürülmesi sonucunda o topluluğun helakı göz önüne alındığında ayın yarılması eğer gözle görülen bir ayet olsaydı, Mekke müşriklerinin de helak edilmesi bir Sünnetullah gereği idi.

2- Ve eğer onlar bir delil görseler, ilgisiz kalırlar ve: "(Bu), bir sürüp giden büyüdür" derler.

3- Ve onlar yalanladılar ve kendi keyfi eğilimlerini izlediler ve her bir işin sabitleşiciliği vardır.

4- Ve ant olsun ki onlara o haberlerden bir kısmı gelmiştir ki, caydırıcı komutlar onların içinde idi.

5- (O caydırıcı komutlar), bilgeliğin zirvesidir. Oysa o uyarılar ihtiyaçsız bırakmıyor.

6- 7- 8- Artık sen onlardan (başka tarafa) yakınlaş, o çağırıcı garipsenen bir şeye çağıracağı gün, gözleri öne eğik bir vaziyette boyunlarını uzatıp koşanlar olarak o çağrıcıya doğru o mezarlardan çıkacaklar, sanki onlar yayılan çekirgelerdir. O gerçeği örtmüş olanlar: "Bu, bir zorlayıcı gündür" diyecekler.

9- Onların öncesi Nuh'un topluluğu yalanlamıştı, böylece onlar bizim kulumuzu yalanladılar ve: "(O), bir cinlenmiş" dediler ve (vazgeçmesi için) caydırıcı komut verildi. 

10- Bunun üzerine o da kendi Efendisini: "Şüphesiz ki ben yenilmiş biriyim, artık sen yardım et" diye çağırdı.

11- Bunun üzerine biz de o göğün kapılarını bir boşalan su ile açtık.

12- Ve biz o yeri de gözeler halinde fışkırttık, böylece o su(yun ikisi) kesinlikle takdir edilmiş bir buyruk üzerine karşılaştı.

13- Ve biz onu (tahta) levhaların ve çivilerin sahibi (geminin) üzerinde taşıdık.

14- O (gemi), bizim gözlerimiz(in önün)de kendisine karşı gerçek örtülmüş olana bir karşılık olarak akıyordu.

15- Ve ant olsun ki biz onu bir delil olarak bıraktık, o halde hiç hatırlayan var mı?

16- Peki benim azabım ve uyarmalarım nasıl olmuş?

17- Ve ant olsun ki biz o okunan (Kur'an)ı hatırlansın diye kolaylaştırdık, o halde hiç hatırlayan var mı?

18- Ad'da yalanladı, peki benim azabım ve uyarmalarım nasıl olmuş?

19- Şüphesiz ki biz onların üzerine sürüp giden felaket gününde, bir uğultulu sert rüzgâr gönderdik.

20- O (rüzgar), o insanları çekip alıyordu, sanki onlar sökülen hurma kütükleridir.

21- Peki benim azabım ve uyarmalarım nasıl olmuş?

22- Ve ant olsun ki biz o okunan (Kur'an)ı hatırlansın diye kolaylaştırdık, o halde hiç hatırlayan var mı?

23- 24- 25- Semud'da o uyarıları yalanladı da onlar: "İçimizden tek başına bir beşere mi biz onu mu izleyeceğiz? Şüphesiz ki biz o takdirde bir sapkınlık ve bir çılgınlık içindeyiz. O hatırlatma bizim aramızdan onun üzerine mi bırakıldı? Hayır bu, çok yalancı bir küstahtır" dediler.

26- 27- 28- (Biz de Salih'e): "Onlar o çok yalancı o küstah kimmiş yarın bilecekler. Şüphesiz ki biz o dişi deveyi bir ayartma olarak onlara göndericileriz, o halde sen onları gözle ve direnç göster. Ve sen onlara o suyun aralarında bir paylaşım ile olduğunu haber ver. Her bir (sıralı) içiş (için), (sıra sahibi) hazır bulunmuş (olacak)tır" (dedik).

29- Buna rağmen onlar kendilerinin arkadaşına seslendiler, hemen o da verdi (bıçağı) böylece (deveyi) ayaklarından kesti.

30- Peki benim azabım ve uyarmalarım nasıl olmuş?

31- Şüphesiz ki biz onların üzerine bir tek çığlık gönderdik de böylece onlar o ağılın kuru otu gibi oldular.

32- Ve ant olsun ki biz o okunan (Kur'an)ı hatırlansın diye kolaylaştırdık, o halde hiç hatırlayan var mı?

33- Lut'un topluluğu da o uyarıları yalanladı.

34- 35- Şüphesiz ki biz onların üzerine bir kızgın taş yağdıran fırtına gönderdik, Lut'un ailesi hariç. Biz, onları bizim yanımızdan bir gönenç olarak bir seher vakti kurtardık. Bizim, şükretmiş olan kimseye karşılığımız işte böyledir.

36- Ve ant olsun ki o, bizim yakalamamıza karşı onları uyarmıştı da onlar o uyarılara karşı tereddüte düşmüşlerdi.

37- Ve ant olsun ki onlar onun konuklarından dolayı ona istekte bulunmuşlardı, bunun üzerine biz de onların gözlerini(n görmelerini) silmiş: "O halde siz de benim azabımı ve uyarılarımı tadın" (demiştik).

38- Ve ant olsun ki bir sabitleşici azap onları erkenden sabahlatmıştı.

39-  O halde siz benim azabımı ve uyarılarımı tadın.

40-  Ve ant olsun ki biz o okunan (Kur'an)ı hatırlansın diye kolaylaştırdık, o halde hiç hatırlayan var mı?

41- Ve ant olsun ki Firavun'un hanedanına da o uyarılar gelmişti.

42- Onlar bizim delillerimizin hepsini yalanladılar, bunun üzerine biz de onları mutlak güçlünün, güç yetiricinin tutuşuyla tutuverdik.

43- Şimdi, sizin gerçeği örtücüleriniz onlardan daha mı hayırlıdır? Yoksa o yazılı metinlerin içindeki (azaptan) bir ayrılma uzaklaşma sizin için midir?

44- Yoksa onlar: "Biz, (birbirimize) yardım eden bir bütünlüğüz" mü diyorlar?

45- O bütünlük hezimete uğrayacak ve onlar (kaçarak) o arkalarını (başka tarafa) yakınlaştıracaklar.

46- Hayır, o an onların söz verilen zamanlarıdır ve o an daha feci ve daha süreklidir.

47- Şüphesiz ki o suç işleyenler, bir sapkınlık ve bir çılgınlık içindedir.

48- O gün onlar o ateşte: "Siz, tadın kavuran ateşin dokunuşunu" (denilerek) yüzlerinin üzerine sürüklenecekler.

49- Şüphesiz ki biz her bir şey, biz onu bir ölçüyle yarattık.

50- Ve bizim buyruğumuz o gözün açıp kapaması(zamanı)ndan başkası değildir.

51- Ve ant olsun ki biz sizin (önceki) taraftarlarınızı yok ettik, o halde hiç hatırlayan var mı?

52- Ve her bir şey, onu işledikleri o yazılı metinlerin içindedir.

53- Ve (işlenen) her bir küçük ve büyük satırlan(arak yazıl)mıştır.

54- Şüphesiz ki o korunanlar bahçelerde ve nehirlerdedir.

55- Güç yetirici bir hükümdarın yanında doğruluk meclisindedirler.


11 Ocak 2026 Pazar

NECM SURESİ ÇEVİRİSİ

1- Kaydığı zaman o yıldıza ant olsun ki...

2- Sizin arkadaşınız sapmadı ve azmadı.

3- Ve o, keyfi eğilimden konuşmuyor.

4- O (konuştuğu), vahyedilmekte olan bir vahiyden başkası değildir.

5- 6- 7- 8- 9- 10- Ona o kuvvetlerin çetini (kendisinde olan) bir donanımın sahibi öğretti. Hemen o, o en yüce ufukta iken denkleşti. Sonra o yaklaştı da sarkıverdi, böylece o, iki yay mesafesi veya daha yakın oldu, hemen o, kendi kuluna vahyettiği şeyi (ona) vahyetti.

11- O gönül, gördüğü şeye karşı yalan söylemedi.

12- Şimdi siz, onun görmekte olduğu şey üzerinde onu tereddüte düşürmeye mi çalışıyorsunuz?

13- 14- Ve ant olsun ki o, diğer bir inişte o son sınırın sedir ağacı yanında onu görmüştü.

15- O me'vanın (barınağın) bahçesi onun yanındadır.

16- Hani o sedir ağacını kaplamakta olan şey kaplıyordu.

17- O göz yamulmadı ve taşkınlık yapmadı.

18- Ant olsun ki o, kendi Efendisinin delillerinden o en büyüğünü gördü.

19- 20- Şimdi siz gördünüz mü Lat'ı ve Uzza'yı? Ve o diğer üçüncü Menat'ı?

21- O erkek sizindir de o dişi O'nun mudur?

22- Bu, o takdirde bir insafsız paylaştırmadır.

23- Onlar bir takım adlardan başkası değildir ki siz ve sizin atalarınız onları adlandırmış, Allah ta onlar hakkında hiçbir yetki indirmemiştir. Onlar, o kanıdan ve o benliklerin kaymakta olduğu şeyden başkasını izlemiyorlar. Ve ant olsun ki onlara kendilerinin Efendisinden o doğruya ileten gelmiştir.

24- Yoksa her gönülden arzu ettiği şey o insanın mıdır?

25- Oysa o sonraki (yaşam) ve bu ilk (yaşam) Allah'ındır.

26- Ve o göklerde melekten nicesi vardır ki onların eşlikçiliği hiçbir şeyi ihtiyaçsız kılmaz, Allah'ın dileyeceği ve hoşnut olacağı kimse için onay vermesinin ardından başka.

27- Şüphesiz ki o sonraki (yaşama) inanmaz o kimseler, o melekleri kesinlikle o dişinin adlandırmasıyla adlandırıyorlar.

28- Ve onun hakkında hiçbir bilgi onlar için yoktur. Onlar o kanıdan başkasını izlemiyorlar. Şüphesiz ki o kanı ise gerçekten yana hiçbir şeyi ihtiyaçsız kılmaz.

29- Artık sen o kimseden ilgisiz kal ki o, bizim hatırlatmamızdan (başka tarafa) yakınlaşmış ve o yakın yaşamdan başkasını istememiştir.

30- Bu, onların bilgiden ulaştıkları seviyedir. Şüphesiz ki senin Efendin o kimseyi daha iyi bilenin ta kendisidir ki o, kendisinin yolundan sapmıştır ve O, o kimseyi de daha iyi bilendir ki o, doğru yolu bulmuştur.

31- Ve o göklerde ne varsa ve o yerde ne varsa, Allah'ındır ki O, kötülük etmiş olan kimselere işledikleri nedeniyle karşılık versin ve iyilik etmiş olan kimselere de daha güzeliyle karşılık versin.

32- Onlar öyle kimselerdir ki, o günahın büyüklerinden ve o hayasızlıklardan uzak dururlar, o küçük yanlışlar başka. Şüphesiz ki senin Efendinin o bağışlaması kapsamlıdır. O, sizi o yerden geliştirdiği zaman ve siz annelerinizin karınlarında ceninler olduğunuz zaman sizi daha iyi bilendir. O halde siz kendi benliklerinizi sakın arındırmaya çalışmayın. O, korunmuş olan kimseyi daha iyi bilendir.

33- Şimdi sen gördün mü o kimseyi (başka tarafa) yakınlaştı?

34- Ve o pek az sundu ve eli sıkılaştı.

35- O algılanamayanın bilgisi onun yanındadır da o mu görüyor?

36- 37- 38- 39- 40- 41- 42- 43- 44- 45- 46- 47- 48- 49- 50- 51- 52- 53- 54- Yoksa Musa'nın ve İbrahim'in ki o (görevini) tastamam yapmıştı, sahifelerinde de olan o şeyler, hiçbir günah yüklenicinin diğerinin günah yükünü yüklenmeyecek olduğu ve o insana ancak çabaladığı şey  olduğu ve onun çabalamasının da ileride görülecek olduğu, sonra onun o tastamam karşılık ile karşılık göreceği ve son varış yerinin senin Efendine olduğu ve O'nun güldürmüş olanın da ve ağlatmış olanın ta kendisi olduğu ve O'nun öldürmüş olanın da ve yaşatmış olanın ta kendisi olduğu ve O'nun, bir döllenmiş hücreden akıtılmakta olduğu zaman o erkek ve o dişi iki eşi yaratmış olanın da ta kendisi olduğu ve o sonraki geliştirmenin de kendisinin üzerinde olduğu ve O'nun ihtiyacı gidermiş olanın da kanaatkâr kılmış olanın da ta kendisi olduğu ve O'nun Şi'ra (yıldızı) nın Efendisinin ta kendisi olduğu ve O'nun ilk Ad'ı ve Semud'u öyle ki geriye bir şey bırakmadan yok etmiş olanın olduğu ve önceden de Nuh'un topluluğunu ki onlar en haksızlık yapan ve en taşkınlık yapanların ta kendileri idi (yok etmiş olduğu) ve o ters yüz edilmiş şehirleri yere çarptığı onlara kaplattığı şeyi kaplatmış olanın (O olduğu) ona haber edilmedi mi?

 55- Öyleyse sen Efendinin kudret eserlerinin hangisinden tereddüte düşüyorsun?

56- Bu, o ilk uyarıcılardan bir uyarıcıdır.

57- O yaklaşan zaman yaklaştı.

58- Allah'ın berisinden hiçbir kaldırıcı onun için yoktur.

59- Şimdi siz bu sözden (sebep) mi şaşarsınız?

60- Ve siz gülüyorsunuz da ağlamıyorsunuz.

61- Ve siz diklenenlersiniz.

62- Haydi siz Allah'a boyun eğin ve kulluk edin.


9 Ocak 2026 Cuma

TUR SURESİ ÇEVİRİSİ

1- 2- 3- 4- 5- 6- O Tur'a ve yayılmış ince deriye satırlan(arak yazıl)mış kitaba ve o (İbrahim ve İsmail tarafından) onarılmış ev (Kabe'y)e ve o yükseltilmiş tavana (göğe) ve kaynatılmış su kütlesine ant olsun ki...

7- Şüphesiz ki senin Efendinin azabı kesinlikle (tepelerine) düşücüdür.

8- Hiçbir savıcı onun için yoktur.

9- O gün o gök çalkalandıkça çalkalanacak.

10- Ve o dağlar yürüdükçe yürüyecek.

11- Artık o gün vay o yalanlayanların haline.

12- Ki onlar öyle kimselerdir ki bir dalmanın içinde oynamaktadırlar.

13- 14- 15- 16- O gün onlar cehennemin ateşine: "Bu, o ateştir ki siz onu yalanlamaktaydınız. Bu, şimdi bir sihir midir yoksa siz görmez misiniz? Siz, ona yaslanın da artık ister direnç gösterin ister direnç göstermeyin size denktir. Siz, ancak ve ancak işlemekte olduğunuz şeylerin karşılığını görüyorsunuz" (denilerek) itildikçe itilecekler.

17- 18- Şüphesiz ki o korunanlar kendilerinin Efendisinin onlara verdikleriyle keyiflenenler olarak bahçelerde ve gönençler içindedirler. Ve kendilerinin Efendisi onları o şiddetli ateşin azabından korumuştur.

19- 20- (Onlara): "Siz, işlemekte olduğunuz şeyler nedeniyle sıralanmış koltuklara rahatça dayananlar olarak afiyetle yiyin ve için" (denilecektir). Biz onları iri belirgin gözlülerle eşlendirmişizdir.

21- Ve o kimseler ki inanmışlar ve onların soyları da kendilerini inançlı olarak izlemişlerdir, biz soylarını da onlara katmışızdır ve kendilerinin işlerinden hiçbir şeyi de eksiltmemişizdir. Her bir kişi kazandığı şey nedeniyle bir rehindir.

22- Ve biz onları şiddetle arzu duyuyor oldukları şeylerden meyve ve et ile takviye ederek uzatmışızdır.

23- Onlarda (bahçelerde) bir kadeh çekip alacaklar ki onda amaçsız söz ve günah yoktur.

24- Ve onların üzerinde oğlan çocukları kendileri için dolaşır, sanki onlar korumaya alınmış incidirler.

25- Ve onların bir kısmı bir kısma dönmüş birbirleriyle (bilgi) talep etmektedirler.

26- 27- 28- Onlar: "Şüphesiz ki biz önce kendi mensuplarımız içinde (azap görmekten) korkuyla titreyenler idik. Şimdi Allah bizim üzerimize minnet borcu yükledi ve bizi kavurucu ateşten korudu. Şüphesiz ki biz önceden O'nu çağırıyor idik. Şüphesiz ki O, yüce gönüllünün, şefkati süreklinin ta kendisidir" dediler.

29- O halde sen hatırlat, zira sen Efendinin gönenci sayesinde kesinlikle bir kahin değilsin ve kesinlikle bir cinlenmiş te değilsin.

30- Yoksa onlar: "(O) bir şairdir, biz ona zamanın yük getirmesini bekliyoruz" mu diyorlar?

31- Sen de ki: "Siz bekleyin, artık şüphesiz ki biz de sizin beraberinizde bekleyenleriz."

32- Yoksa bunu onlara kendi hayalleri mi buyuruyor? Yoksa onlar taşkınlık yapan bir topluluk mudur?

33- Yoksa onlar: "Onu kendisi (uydurup) söyledi" mi diyorlar? Hayır onlar inanmazlar.

34- Eğer onlar doğru söyleyenler iseler, haydi onlar da onun örneği bir söz getirsinler.

35- Yoksa onlar hiçbir (yaratıcı) şey olmaksızın mı yaratıldılar? Yoksa onlar o yaratıcılar mıdır?

36- Yoksa o gökleri ve o yeri onlar mı yarattı? Hayır onlar kesinkes inanmazlar.

37- Yoksa senin Efendinin depoları, onların yanında mıdır? Yoksa onlar yetkiyi ellerinde tutanlar mıdır?

38- Yoksa bir merdiven onlarındır da onda (göğü) dinliyorlar mı? Öyleyse onların dinleyicisi bir apaçık yetki getirsin.

39- Yoksa o kızlar O'nundur da o oğullar sizin midir?

40- Yoksa sen onlardan bir ödül talep ediyorsun da bu yüzden onlar  bir ağır borçtan dolayı ezilmişler midir?

41- Yoksa o algılanamayanan(ın bilgisi) onların yanındadır da onlar (ondan) mı yazıyorlar?

42- Yoksa onlar bir plân kurmak mı istiyorlar? Öyleyse gerçeği örtmüş olan kimseler plân kurulacakların ta kendileridir.

43- Yoksa Allah'ın dışında bir tanrı onlar için midir? Allah, onların ortak koşmakta oldukları şeylerden münezzehtir.

44- Ve eğer onlar o gökten bir parçayı düşücü olarak görseler: "(Bu), bir yığın haline gelmiş ağır buluttur" derler.

45- Artık sen onları karşılaşacakları günlerine kadar bırak ki onlar onda korkunç gürültüyle bayılacaklardır.

46- O günde onların plânları onlardan hiçbir şeyi ihtiyaçsız kılmayacak ve onlar yardım da edilmeyecekler.

47-Şüphesiz ki bunun berisinden bir azap daha haksızlık yapmış olan kimseler içindir, fakat hakikat şu ki onların tamamı bilmezler.

48- Ve sen Efendinin kararına (uyarak görevinde) direnç göster, çünkü sen kesinlikle bizim gözlerimiz(in önünde)sin ve sen ayağa kalktığın vakit Efendini her türlü eksiklikten uzak tut.

49- Ve  geceden bir kısımda da O'nu her türlü eksiklikten uzak tut ve o yıldızların (kaybolması) arkasında da (bunu yap).


7 Ocak 2026 Çarşamba

ZARİYAT SURESİ ÇEVİRİSİ

1- 2- 3- 4- O savurdukça savuran (rüzgar)lara, böylece yük taşıyan o (bulut)lara, kolaylıkla akıp giden o (gemi)lere, o iş paylaştıran (melek)lere ant olsun ki.

5- Şüphesiz o şey ki siz söz verilmektesiniz, kesinlikle doğrudur.

6- Ve şüphesiz ki o yükümlülük (günü) kesinlikle (tepenize) düşücüdür.

7- 8- O intizam sahibi göğe ant olsun, şüphesiz ki siz kesinlikle bir çeşitli söz içindesiniz.

9- Ondan (çeşitli sözden) ters çevrilmiş kimse ters çevrilir.

10- Kahrolsun o azılı tahminciler.

11- Onlar bir dalgınlık içinde yanılanlardır.

12- Onlar: "O yükümlülüğün günü ne zaman?" diye (bilgi) talep ediyorlar.

13- 14- O gün onlar: "Siz ayartmanızı tadın. Bu o şey ki, siz onun acilen istiyor idiniz" (denilerek) o ateşin üzerinde ayartılacaklardır.

15- 16- Şüphesiz ki o korunanlar kendilerinin Efendisinin onlara verdiği şeyleri alıcılar olarak bahçelerde ve su gözelerindedirler. Şüphesiz ki onlar bundan önce iyilik edenler idi.

17- 18- 19- Onlar geceden pek az uyurlar ve o seherlerde onlar bağışlanma isterler idi. Ve talep ediciler (dilenci) ve yoksun bırakılmışlar için bir hak, onların mallarında idi.

20- 21- O kesinkes inananlar için deliller kendi benliklerinizde ve o yerdedir. Siz hiç görmez misiniz?

22- Ve sizin rızkınız ve sizin söz verilmekte olduğunuz şey, o göktedir.

23- Şimdi, o göğün ve o yerin Efendisine ant olsun, şüphesiz ki o (söz verilen) sizin konuşuyor olmanız gibi kesin bir gerçektir.

24- İbrahim'in o değer verilmiş konuklarının sözü sana geldi mi?

25- Hani onlar onun üzerine girmişlerdi de: "Selâm" demişlerdi. O da: "Selâm" demişti. (İçinden de) "Garipsenmiş bir topluluk " (diyordu).

26- 27- Bunun üzerine o gizlice kendi (evinin) mensubuna yönelmiş, hemen bir besili buzağı getirmişti de onu onlara yaklaştırıp: "Siz yemez misiniz?" demişti.

28- Bunun üzerine o, onlardan dolayı bir kaygı hissetmişti. Onlar: "Sen sakın kaygılanma" demişler ve ona çok bilgin bir oğlan çocuğu müjdelemişlerdi.

29- Bunun üzerine onun karısı bir şok hali içinde yönelmişti de kendi yüzünü tokatlamaya başlamış ve: "Bir yetersiz kurumuş (halimle mi doğuracağım?) demişti.

30- Onlar: "Bu böyledir. Senin Efendin böyle dedi. Şüphesiz ki O, mutlak bilgenin, en iyi bilicinin ta kendisidir" demişlerdi.

31- O: "Öyleyse sizin başka söyleyecek sözünüz nedir ey gönderilmişler?" demişti.

32- 33- 34- 35- 36- 37- Onlar: "Şüphesiz ki biz suç işleyen bir topluluğa gönderildik ki, onların üzerine çamurdan taşlar gönderelim, onlar senin  Efendinin yanında o savurganlık yapanlar için alametlenmiştir. Böylece biz o kimseleri çıkardık ki onlar ondaki (o şehirde) o inananlardan idi. Ne var ki biz onda o teslim olanlardan oluşan bir evden başkasını da bulamadık. Ve biz onda o çok acı verici bir azaba karşı kaygılanmakta olan kimselere bir delil bıraktık" demişlerdi.

38- Ve Musa'da da (o kimselere bir delil bıraktık). Hani biz onu bir apaçık yetkiyle Firavun'a göndermiştik.

39- Buna karşın o, bütün dayanağıyla (başka tarafa) yakınlaşmış ve: "Bir sihirbaz veya bir cinlenmiş" demişti.

40- Bunun üzerine biz de onu ve askerlerini tuttuk da o kendisini kınayıcı bir halde iken o denizin içine fırlatıp atmıştık.

41- Ve Ad'da da (o kimselere bir delil bıraktık). Hani biz onların üzerine o kuru rüzgarı göndermiştik.

42- O (rüzgar) üzerine geldiği hiçbir şeyi bırakmıyordu, onu sadece un ufak hale getirmişti.

43- 44- Ve Semud'da da (o kimselere bir delil bıraktık). Hani onlara: "Siz, bir süreye kadar yararlanın" denilmişti de onlar kendilerinin Efendisinin emrinden çıkarak itaatsizlik etmişler, bunun üzerine onlar bakıp dururken o korkunç gürültü onları tutuvermişti.

45- Böylece onlar ayağa kalkmaya hiçbir şekilde güç yetiremediler ve birbirlerine yardım edenler de olamadılar.

46- Ve önceden Nuh'un topluluğunu da (o kimselere bir delil bıraktık). Şüphesiz ki onlar itaatten çıkan bir topluluk idiler.

47- Ve o göğe gelince, biz onu bir güç ile yapılandırdık ve şüphesiz ki biz kesinlikle (her şeyi) kapsayıcılarız.

48- Ve o yere gelince, biz onu yaydık, biz o ne güzel döşeyicileriz.

49- Ve biz her şeyden iki çift yarattık ki siz hatırlayasanız.

50- 51- (Sen de ki): "O halde siz Allah'a kaçın. Şüphesiz ki ben O'ndan sizin için bir apaçık uyarıcıyım. Ve siz Allah'ın beraberinde diğer bir tanrı edinmeyin. "Şüphesiz ki ben O'ndan sizin için bir apaçık uyarıcıyım."

52- İşte böyle, onlardan önceki kimselere hiçbir elçi gelmiyordu ki, onlar ancak: "Bir sihirbaz veya bir cinlenmiş" dememiş olsunlar.

53- Onlar bunu birbirlerine mi tembihlediler? Hayır, onlar taşkınlık yapan bir topluluktur.

54- Artık sen onlardan (başka tarafa) yakınlaş. Bu yüzden sen kınanmış değilsin.

55- Ve sen hatırlat, çünkü o hatırlatma o inananlara fayda verir.

56- Ve ben o cinni ve o insanı bana kulluk etmelerinden başka yaratmadım.

57- Ben onlardan hiçbir rızık istemiyorum ve beni yedirmelerini de istemiyorum.

58- Şüphesiz ki Allah o rızık vericinin, o sağlam kuvvet sahibinin ta kendisidir.

59- Artık şüphesiz ki (geçmişteki) arkadaşlarının peşlerine takılı şuçlarının örneği bir suç haksızlık yapmış olan kimseler içindir, o halde onlar (azabı) benim çabuklaştırmamı sakın istemesinler.

60- Artık vay, gerçeği örtmüş olan kimselerin o günlerinden dolayı haline ki onlar (bu gün için) söz verilmektedirler.


5 Ocak 2026 Pazartesi

Kaf s. 23. Ayeti Mealleri ve Bağlamsız Bir Okuma Örneği

 Kur'an'ın bağlam ve bütünlüğü dikkate alınarak okunması, onu doğru anlamanın olmazsa olmazıdır. Bağlamı ve bütünlüğü dikkate alınmadan okunan bir ayetin anlaşılmasında hatalar ve eksiklerin olması kaçınılmazdır. Bu duruma örnek olarak vereceğimiz bir ayet Kaf. 23. ayetidir.

Ayetin metni ve çevirisi şu şekildedir.

وَقَالَ قَر۪ينُهُ هٰذَا مَا لَدَيَّ عَت۪يدٌۜ

---- Ve onun yakın arkadaşı: "Bu benim yanımdaki şey, (cehenneme) hazır vaziyettedir" dedi.

Bu ayetin karşılaştırmalı meallerine bakıldığında, neredeyse istisnasız diyebileceğimiz bütün meallerde ayette geçen قَر۪ينُهُ kelimesine, surenin 21. ayetinde geçen cehennem adayı bir kişinin yanında iki melekle geldiği haşr sahnesini dikkate alarak anlam verilmiştir. 23. ayette geçen  قَر۪ينُهُ kelimesinin karşılığının 21. ayetteki iki melekten biri olduğu düşünülmüş ve ilgili ayet ona göre çevrilmiştir.

Halbuki bağlam ve bütünlük gözetilerek bir okuma yapılsaydı, 23. ayete böyle bir anlam vermenin makul olmadığı rahatlıkla anlaşılabilirdi. Nasıl mı?

Önce aynı kelimenin geçtiği Zuhruf s. 36. ve 38. ayetleri dikkate alınabilir ilgili ayete ona göre bir anlam verilebilirdi. (Aynı kelime Nisa s. 38. ayette de geçmektedir.)

Zuhruf s. ayet çevirileri şu şekildedir.

---- 36- Ve kim şefkati kapsamlının (Rahmanın) hatırlatmasından gözünü yumarsa, biz ona bir şeytan musallat ederiz ki artık o, ona bir yakın arkadaş (karinün) olur.

----- 37- Ve şüphesiz ki onlar, onları o yoldan uzaklaştırırlar ve onlar ise kendilerinin doğruya iletilenler olduklarını hesap ederler.

----- 38- Nihayet bize geldiği zaman onlar: "Keşke benimle senin aranda iki doğunun arası uzaklığı olsa" der, artık ne kötüdür o yakın arkadaş(el karinü).

---- 39- (Onlara): "(Bu pişmanlığınız) bugün size asla fayda vermeyecek. Hani siz haksızlık yapmıştınız. Şüphesiz ki siz o azapta ortak olanlarsınız" (denir).

Dikkat edilirse 36. ve 38. ayette Karin kelimesi, vahye karşı gözünü yummuş olan bir kimseye şeytanın karin olarak musallat edildiği, haşr meydanına geldikleri zaman ise şeytana uymuş olan kimsenin kendisine Karin olan kimseye söylediği söz haber verilmektedir.

Bu ayetler dikkate alınarak Kaf s. 23. ayetinde geçen قَر۪ينُهُ kelimesine Zuhruf s. ayetlerindeki bağlam dikkate alınarak bir anlam vermenin gerektiği ortadadır. Yani Kaf. 23. ayetindeki قَر۪ينُهُ kelimesinin karşılığı, Zuhruf. 36. ve 38. ayetlerindedir.

Maalesef bu bağlam neredeyse hiçbir mealde gözetilmemiştir. Bırakalım Zuhruf s. ayetlerine gitmeyi Kaf s. 27. ayeti ile bir bağını kurarak 23. ayete anlam verebilmiş olsalar, bu hataya yine düşmeyeceklerdi.

---- Kaf s. 27- Onun yakın arkadaşı: "Ey Efendimiz, ben ona taşkınlık yaptırmadım, fakat o bir uzak sapkınlık içinde idi" dedi.

---- Kaf s. 28- 29- (Allah): "Siz, benim yanımda sakın çekişmeyin ve kesinlikle ben size önceden o tehdidi bildirmiştim. O söz benim yanımda değiştirilmiyor ve ben o kullara haksızlık yapıcı değilim" (dedi).

27. ayette de 23. ayette geçen قَر۪ينُهُ kelimesinin aynısı geçmektedir. Sadece bu nokta dikkate alınmış olsa iki kelimenin birbiri ile olan bağı dikkate alınabilir ve doğru bir anlam verilebilirdi.

Sure içindeki haşr sahnesini dikkatle okuyacak olursak önce bir suçlu beraberinde iki melek ile gelmektedir (21. ayet). Eğer 23. ayette konuşan melek olsaydı cehennem adayı bir kişiye bir meleğin nasıl yakın arkadaş olduğunun ve konuşanın neden tek kişi olduğunun düşünülmesi ve 27. ayetin dikkate alınarak 23. ayete bir anlam verilmesi gerekmez miydi?

Bütün bunlardan sonra bir kimse kalkıp "İyi de bu noktayı şimdiye kadar bir sen mi aklettin senden başka biri bunu akledememiş mi?" diye soracak olursa, biz ona Zemahşeri'nin Keşşaf adlı tefsirinde bu ayet ile yazdıklarını referans olarak verebiliriz.

Yazma Eserler Kurumu tarafından basılan eserin  6. cildinin 360. sayfa 720 numaralı notunda Zuhruf s. 36. ayetine gönderme yapılarak karin yani yoldaşın şeytan olduğu yorumu yapılmaktadır.

                                     EN DOĞRUSUNU ALLAH C.C. BİLİR.                                    


4 Ocak 2026 Pazar

KAF SURESİ ÇEVİRİSİ

 1- Kaf. Şanı yüce o okunan (Kur'an) a ant olsun.

2- 3- Hayır, onlar içlerinden bir uyarıcı gelmesine şaştılar da o gerçeği örtücüler: "Bu, bir şaşırtıcı şey. Biz öldüğümüz ve bir toprak olduğumuz zaman mı (yeniden diriltileceğiz)? Bu, bir uzak dönüştür" dedi.

4- biz, o yer onlardan neyi eksiltiyor kesinlikle bilmişizdir. Ve bir kollayıp gözetici kitap bizim yanımızdadır.

5- Hayır, onlar o gerçek kendilerine geldiğinde kesinlikle yalanladılar. Şimdi onlar bir karışık iş içindedirler.

6- Yoksa onlar kendilerinin üstündeki o göğe bakmadılar mı, biz onu nasıl yapılandırdık ve onu (nasıl) süsledik? Ve hiçbir yarık onun için yoktur.

7- 8- Ve o yer, biz onu uzattık ve onda sabitlikler bıraktık ve onda her bir içtenlikle yönelen kul için bir sağgörü ve bir hatırlatma olarak her bir göz alıcı çiftten bitirdik.

9- 10- 11- Ve biz o gökten bir bereket bolluk verilmiş su indirdik, böylece onunla o kullara bir rızık olarak bahçeler ve o biçilen (ürünün) danesini ve o yüksek hurmaları bitirdik ki birbiri üzerine tomurcuklar onlarındır. Ve biz onunla bir ölü yerleşim merkezini yaşattık. O (kabirlerden) çıkışlar da işte böyledir.

12- 13- 14- Onların öncesi Nuh'un topluluğu ve Ress'in arkadaşları ve Semud ve Ad ve Firavun ve Lut'un kardeşleri ve Eyke'nin arkadaşları ve Tubba'nın topluluğu da yalanlamıştı. Her biri o elçileri yalanlamıştı da benim tehdidim bir gerçek olmuştu.

15- Şimdi biz o ilk yaratmada bitkin mi düştük? Hayır, onlar bir yeni yaratmadan (gizlendikleri) bir örtünün içindedirler.

16- 17- Ve ant olsun ki biz o insanı yarattık ve biz kendi benliğinin ona işkillendirmekte olduğu şeyleri biliriz. Ve o sağdan ve o soldan oturan iki karşılayıcı (onun yaptıklarını yazarak) karşılamakta olduğu zaman, biz ona o şah damarından daha yakınız.

18- O, hiçbir söz dile getirmiyor ki, bir hazır gözetleyici onun yanında olmasın.

19- O ölümün sarhoşluğu o gerçekle gelmiştir. (Ona): "Bu, o şeydir ki sen ondan kaçınıyordun" (denilmiştir).

20-  Ve o boruya üflenmiştir. Bu, o tehdidin (gerçekleşme) günüdür.

21- Ve her bir benlik gelmiştir ki bir sevk edici ve bir tanık, kendisinin beraberindedir.

22- (Ona): "Ant olsun ki sen bundan bir duyarsızlık içindeydin. Şimdi biz senden perdeni kaldırdık, artık bugün senin görüşün bir demir (gibi keskin)dir" (denilmiştir).

23- Ve onu (azdıran) yakın arkadaşı*: "Bu benim yanımdaki şey, (cehenneme) hazır vaziyettedir" demiştir.

*Karinuhu kelimesinin anlamı için Zuhruf s. 36. ve 38. ayetlerine bakılabilir.

24- 25- 26- (Sevk edici ve tanığa): "Siz ikiniz her bir inatçı azılı gerçeği örtücüyü ve azılı o hayrı alıkoyucu aşırı giden kuşkucuyu cehenneme atın. O ki Allah'ın beraberine diğer bir tanrı daha koymuştu, artık siz ikiniz onu o çetin azabın içine atın" (denilir).

27- Onun yakın arkadaşı: "Ey Efendimiz, ben ona taşkınlık yaptırmadım, fakat kendisi bir uzak sapkınlık içinde idi" demiştir.

28- 29- (Allah): "Siz, benim yanımda sakın çekişmeyin ve kesinlikle ben o tehdidi size daha önceden bildirmiştim. O söz benim yanımda değiştirilmiyor ve ben de o kullara asla haksızlık edici değilim" (demiştir).

30- O gün biz cehenneme: "Sen doldun mu?" diyeceğiz ve o da: "Daha fazladan yok mu?" diyecektir.

31- Ve o bahçe o korunanlara bir uzaklık olmaksızın yanaştırılmıştır.

32- 33- 34- (Onlara): "Bu, o şeydir ki her bir (Allah'a) çokça dönen (emir ve yasaklarını) kollayıp gözeten söz verilmekteydi, O kimse ki algılayamadığı halde şefkati kapsamlıdan çekinmiş ve içtenlikle yönelen bir kalp ile gelmiştir. Siz ona bir esenlikle girin. Bu, o sürekli kalıcılığın günüdür" (denilmiştir).

35- Onda sürekli kalıcılar olarak dileyecekleri şeyler, onlar içindir ve daha fazlası da bizim yanımızdadır.

36- Ve biz onların öncesi kuşaktan nicesini yok ettik ki onlar yakalayış bakımından kendilerinden (Mekke'lilerden) daha çetindi, öyle ki onlar o yerleşim merkezlerinde (toprağı imar için) delik deşik etmişlerdi*. (Onlar için) hiçbir kaçış yeri var mıydı?

* Bu ayetin farklı çevirileri olmasına karşın biz çevirimizde Rum s. 9. ayetini dikkate aldık.

37- Şüphesiz ki (duyarlı) bir kalbi kendisinin olan veya bir tanık olarak kulak vermiş olan kimse için bir hatırlatma kesinlikle bundadır.

38- Ve ant olsun ki o gökleri ve o yeri ve o ikisinin arasında ne varsa altı günde biz yarattık ve bize hiçbir bitkinlik de dokunmadı.

39- O halde sen onların söylemekte oldukları şeylere karşı direnç göster. Ve o güneşin yükselmesinden önce ve batmasından önce, Efendini övgü ile tesbih et. 

40- Ve o geceden bir kısımda da O'nu tesbih et ve o secdelerin arkasından da (bunu yap).

41- Ve sen dinle o günü ki o seslenici bir yakın yerden seslenecektir.

42- O gün onlar o çığlığı o gerçekle işitecekler. Bu, o (kabirlerden) çıkışların günüdür.

43- Şüphesiz ki biz, evet biz yaşatırız ve öldürürüz ve o varış yeri bizedir.

44- O gün o yer onlardan hızlıca çatlayıp ayrışacaktır. Bu, bize göre kolay bir sürüp toplamadır.

45- Biz onların söylemekte olduğu şeyleri daha iyi bileniz ve sen onların üzerinde bir zorba değilsin. O halde sen benim tehdidimden kaygılanmakta olan kimseye o okunan (Kur'an) ile hatırlat.


31 Aralık 2025 Çarşamba

HUCURAT SURESİ ÇEVİRİSİ

 1- Ey inanmış olan kimseler, siz Allah'ın ve O'nun elçisinin önüne sakın geçmeyin ve Allah'a karşı korunun. Şüphesiz ki Allah, en iyi işiticidir, en iyi bilicidir.

2- Ey inanmış olan kimseler, siz seslerinizi o habercinin sesinin üzerine sakın yükseltmeyin ve farkına varamazken işleriniz boşa gitsin diye o sözle ona, bir kısmınızın bir kısma bağırması gibi sakın bağırmayın.

3- Şüphesiz ki o kimseler Allah'ın elçisinin yanında seslerini kısıyorlar, işte onlar o kimselerdir ki, Allah onların kalplerini o korunma bilinci için sınamıştır. Bir bağışlama ve çok büyük bir ödül onlar içindir.

4- Şüphesiz ki o kimseler o engelin ötesinden sana sesleniyorlar, onların tamamı bağlantı kurmazlar.

5- Ve eğer onlar sen kendilerine çıkıncaya kadar (seslerini kısarak) direnç göstermiş olsalardı, kendileri için kesinlikle daha hayırlı olurdu. Ve Allah, çok bağışlayıcıdır, şefkati süreklidir.

6- Ey inanmış olan kimseler, eğer itaatten çıkan biri size bir haber getirirse, artık siz düşüncesizlikle bir topluluğa değersiniz de yaptığınız şeye karşı pişmanlık duyarsınız diye (haberin doğruluğunu yanlışlığını) apaçık belli edin.

7- Ve siz bilin şüphesiz ki Allah'ın elçisi içinizdedir. Eğer o, size o işten birçoğunda itaat etseydi, siz kesinlikle şiddetli sıkıntıya düşerdiniz, fakat hakikat şu ki Allah o inancı size sevdirdi ve onu sizin kalplerinizde süsledi ve size o gerçeği örtmeyi ve itaatten çıkmayı ve baş kaldırmayı çirkinleştirdi. İşte onlar, o olgun davrananların ta kendileridir.

8- Allah'tan bir lütuf ve bir gönenç olarak. Ve Allah, en iyi bilicidir, mutlak bilgedir.

9- Ve eğer o inananlardan iki zümre öldürüşürlerse, siz ikisinin arasını hemen düzeltin. Bu durumda eğer ikiden biri diğerine karşı haddi aşarsa, artık siz de haddi aşmakta olanla Allah'ın buyruğuna dönünceye kadar öldürüşün. Yok eğer (saldırgan zümre) dönerse, artık siz ikisinin arasını o eşitlikle düzeltin ve hakkaniyetli davranın. Şüphesiz ki Allah o hakkaniyetli davrananları sever.

10- O inananlar ancak ve ancak kardeştirler, o halde siz iki kardeşinizin arasını düzeltin ve Allah'a karşı korunun ki şefkat göresiniz.

11- Ey inanmış olan kimseler, bir erkek topluluk bir erkek topluluktan bazılarını sakın küçümsemesin, (o topluluğun) kendilerinden daha hayırlı olması umulabilir. Ve kadınlar da kadınlardan bazılarını (küçümsemesin) onlar kendilerinden daha hayırlı olması umulabilir. Ve siz birbirinizi sakın ayıplamayın ve birbirinize o (kötü) lakapları sakın takmayın. O inanmadan sonra o itaatten çıkma adı ne kötüdür. Ve kim (bu huydan) dönmediyse, artık onlar o haksızlık yapanların ta kendileridir.

12- Ey inanmış olan kimseler, siz o kanıdan çokça uzak durun. Şüphesiz ki o kanının bir kısmı dahi günahtır ve siz (birbirinizin) gizliliklerini sakın araştırmayın ve sizin bir kısmınız bir kısmın yokluğunda sakın konuşmasın. Sizin biriniz kendi kardeşinin etini ölü iken yemeyi sever mi? Şimdi siz onu çirkin gördünüz. Ve siz Allah'a karşı korunun. Şüphesiz ki Allah, lütufla çokça dönücüdür, en bilgedir.

13- Ey o insanlar, şüphesiz ki biz sizi bir erkekten ve bir dişiden yarattık ve sizi kollara ve kabilelere ayırdık ki birbirinizle tanışasınız. Şüphesiz ki sizin Allah'ın yanında en değerliniz, sizin en korunanızdır. Şüphesiz ki Allah, en iyi bilicidir, en iyi haber alıcıdır.

14- O bedeviler: "Biz, inandık" dedi. Sen de ki: "Siz inanmadınız, fakat siz 'Biz, teslim olduk' deyin, oysa o inanç henüz sizin kalplerinize girmemiştir. Eğer siz Allah'a ve O'nun elçisine itaat ederseniz, O sizin işlerinizden hiçbir şeyi eksiltmeyecektir. Şüphesiz ki Allah çok bağışlayıcıdır, şefkati süreklidir."

15- O inananlar ancak ve ancak o kimselerdir ki, Allah'a ve O'nun elçisine inanmışlar sonra kuşkulanmamışlar ve kendi mallarıyla ve benlikleriyle Allah'ın yolunda güçlerini kullanmışlardır. İşte onlar o doğru söyleyenlerin ta kendileridir.

16- Sen de ki: "Siz kendi yükümlülüğünüzü Allah'a mı öğretiyorsunuz? Oysa Allah o göklerde ne varsa ve o yerde ne varsa biliyor. Ve Allah her bir şeyi en iyi bilicidir."

17- Onlar teslim olmuşluklarını senin üzerine borç yüklüyorlar. Sen de ki: "Siz, teslimiyetinizi benim üzerime borç yüklemeyin. Eğer siz doğru söyleyenler iseniz, bilakis Allah sizi o inanca iletmekle sizin üzerinize borç yüklemektedir."

18- Şüphesiz ki Allah o göklerin ve o yerin algılanamayanını bilir. Ve Allah, sizin işlemekte olduğunuz şeyleri en iyi görücüdür.


30 Aralık 2025 Salı

FETİH SURESİ ÇEVİRİSİ

 1- 2- 3- Şüphesiz ki biz sana bir apaçık fetih verdik ki Allah senin arkaya takılı suçlarından öne geçmiş şeyleri ve sona kalmış şeyleri sana bağışlasın ve kendisinin senin üzerindeki gönencini tamamlasın ve seni bir doğruluğunu koruyan yola iletsin ve sana bir güçlü yardımla yardım etsin.

4- O ki o inananların kalplerine o dinginliği indirdi ki onlar inançlarının beraberine bir inanç daha katsınlar. Ve o göklerin ve o yerin askerleri, Allah'ındır. Ve Allah, en iyi bilicidir, mutlak bilgedir.

5-  (Böyle yaptı ki) o inanan erkekleri ve o inanan kadınları bahçelere girdirsin ki onların altından o nehirler akar  onların içinde sürekli kalıcılardır ve onlardan kendi kötülüklerini örtsün. Ve bu, Allah'ın yanında çok büyük başarıdır.

6- Ve bir de Allah'a karşı o kötülüğün kanısına kapılan o iki yüzlü erkekleri ve o iki yüzlü kadınları ve o ortak koşan erkekleri ve o ortak koşan kadınları azaplandırsın. Ve Allah onlara karşı hiddetlenmiş ve onları dışlamış ve cehennemi onlar için hazırlamıştır.

7- Ve o göklerin ve o yerin askerleri, Allah'ındır. Ve Allah, mutlak güçlüdür, mutlak bilgedir.

8- 9- Şüphesiz ki biz seni bir tanık ve bir müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik ki siz Allah'a ve O'nun elçisine inananasınız ve O'nu destekleyesiniz ve O'nu vakarlandırasınız ve O'nu gündüzün erken vakti ve akşam tesbih edesiniz.

10- Şüphesiz ki o kimseler sana (malllarını ve canlarını cennet karşılığı) değişim sözü veriyorlar, onlar ancak ve ancak Allah'a değişim sözü veriyorlar. Allah'ın eli onların ellerinin üstündedir. Artık kim sözünü bozarsa, kendi benliğine karşı bozar. Ve kim o şeyi tastamam yerine getirirse ki kendisi, Allah'a karşı onun üzerinde bağlılık sözü vermiştir, artık O, kendisine çok büyük ödül verecektir.

11- O bedevilerden o arkada bırakılmışlar, sana: "Bizi kendi mallarımız ve mensuplarımız meşgul etti, artık sen bize bağışlama iste" diyecek. Onlar o şeyi dilleriyle söylüyorlar ki o, onların kaplerinde yoktur. Sen de ki: "Artık sizin için Allah'tan bir şeye kim hükümran olabilir? Eğer O, size bir zarar ister veya size bir fayda isterse. Hayır, Allah sizin işlemekte olduğunuz şeyleri en iyi haber alıcıdır."

12- Hayır, siz kanıya vardınız ki doğrusu o elçi sonsuza dek asla çevrilmeyecek ve inananlar da kendi mensuplarına (çevrilmeyecek) ve bu sizin kalplerinizde süslendi ve o kötülüğün kanısına kapıldınız ve yıkıma uğrayan bir topluluk oldunuz.

13- Ve kim Allah'a ve O'nun elçisine inanmadıysa, artık şüphesiz ki biz bir çılgın ateşi o gerçeği örtücüler için hazırlamışızdır.

14- Ve o göklerin ve o yerin hükümranlığı, Allah'ındır. O, kimi dilerse bağışlar ve kime dilerse azap eder. Ve Allah çok bağışlayıcıdır, şefkati süreklidir.

15- O arkada bırakılmışlar, siz ganimetlere doğru onları almak için hareketlendiğiniz zaman: "Bizi bırakın da sizi izleyelim" diyecekler. Onlar Allah'ın sözünü değiştirmek istiyorlar. Sen de ki: "Siz, bizi asla izleyemeceksiniz, Allah sizin için önceden işte böyle dedi." Buna karşılık onlar: "Hayır, sizi bizi kıskanıyorsunuz" diyecekler. Hayır, onlar pek az olsun kavramazlar

16- Sen o bedevilerden o arkada bırakılmışlara de ki: "Siz yakında bir çetin baskı sahibi topluluğa çağrılacaksınız, siz onlarla öldürüşeceksiniz veya onlar (size) teslim olacaklar. Bu durumda eğer siz itaat ederseniz, Allah size bir iyi ödül verecektir. Ve eğer siz önceden (başka tarafa) yakınlaştığınız gibi (bu seferde başka tarafa) yakınlaşırsanız, O sizi çok acı verici bir azapla azaplandıracaktır."

17- (Sefere çıkmama konusunda) bir iç sıkıntısı o körün üzerine yoktur ve bir iç sıkıntısı o topalın üzerine de yoktur ve bir iç sıkıntısı o hastanın üzerine de yoktur. Ve kim Allah'a ve O'nun elçisine itaat ederse, O onu bahçelere girdirecektir ki onların altından o ırmaklar akar. Ve kim de (başka tarafa) yakınlaşırsa, O onu çok acı verici bir azapla azaplandıracaktır.

18- 19- Ant olsun ki Allah, o inananlardan hoşnut olmuştur, hani onlar sana o ağacın altında (mallarını ve canlarını cennet karşılığı) değişim sözü veriyorlardı, böylece O onların kalplerinde olan şeyi bilmiş, onların üzerine o dinginliği indirmiş ve onları bir yakın fetihle ve birçok ganimetlerle dönüşümlendirmiştir ki onlar onları alacaklardır. Ve Allah, mutlak güçlüdür, mutlak bilgedir.

20- Ve Allah size birçok ganimetler söz verdi ki siz onları alacaksınız, bu (ganimeti de)  size acilen verdi ve o insanların ellerini sizden alıkoydu ki o inananlara bir delil olsun ve sizi doğruluğunu koruyan yola iletsin.

21- Ve diğeri (söz verdi) ki siz onun üzerine henüz güç yetiremediniz, Allah onu kesinlikle kuşatmıştır. Ve Allah, her şeyin üzerine güç yetiricidir.

22- Ve eğer gerçeği örtmüş olan kimseler sizinle öldürüşselerdi, onlar kesinlikle arkaları (başka tarafa) yakınlaştırırlar, sonra onlar bir yakın ve bir yardımcı bulamazlardı.

23- (Bu) Allah'ın yasasıdır ki o önceden gelip geçmiştir. Ve sen Allah'ın yasası için bir değişme asla bulamazsın.

24- Ve O ki Mekke'nin göbeğinde sizin onların üzerine tırnak geçirtmenizin ardından onların ellerini sizden ve sizin ellerinizi onlardan alıkoydu. Ve Allah, sizin işlemekte olduğunuz şeyleri en iyi görücüdür.

25- Onlar öyle kimselerdir ki gerçeği örtmüşler ve sizi Mescidi Haram'dan ve (kurban için) kapatılmış hediyeyi onun kesim yerine ulaşmasından uzaklaştırmışlardır. Ve eğer inanan adamlar ve inanan kadınları, ki siz onları bilmiyordunuz hiçbir bilgi olmaksızın çiğneyip de bu yüzden size onlardan dolayı bir olumsuzluk değdirilecek olmasaydı (sizi onlardan alıkoymazdı). (Böyle yaptı ki) Allah dileyeceği kimseyi kendisinin şefkatine girdirsin. Eğer onlar ayırt edilebilmiş olsalardı, biz onlardan gerçeği örtmüş olan kimseleri (sizin elinizle) kesinlikle ve kesinlikle çok acı verici azapla azaplandırırdık.

26- O zaman gerçeği örtmüş olan kimseler kalplerine o kızgınlığı, o düşüncesizliğin kızgınlığını koymuştu da Allah kendi elçisinin üzerine ve o inananların üzerine kendisinin dinginliğini indirmiş ve onları o korunma bilincinin kelimesine bağlamıştı ve onlar buna daha hak sahibiydi ve buna ehil idiler. Ve Allah, her bir şeyi en iyi bilicidir.

27- Ant olsun ki Allah, kendi elçisine o rüyayı o gerçekle doğru çıkardı. Eğer Allah dilerse siz Mescidi Haram'a başlarını traş edenler ve (saçlarını) kısaltanlar olarak güvenliler olarak kaygı duymaksızın kesinlikle ve kesinlikle gireceksiniz. Böylece O, sizin bilmediğiniz şeyleri bildi de bunun berisinden bir yakın fetih verdi.

28- O ki kendi elçisini o doğruya ileten ve o gerçeğin yükümlülüğü ile gönderdi ki onu o (sahte) yükümlülüklerin tamamının üzerine üstün kılsın. Ve tanık olarak sadece Allah yeter.

29- Muhammed, Allah'ın elçisidir. Ve onun beraberinde olan kimseler de o azılı gerçeği örtücülere karşı çetin, kendilerinin arasında ise şefkati süreklilerdir, sen onları saygıyla eğilenler olarak, boyun eğenler olarak Allah'tan bir lütuf ve bir hoşnutluk peşine düşmekte olduklarını görürsün. Onların alametleri, yüzlerindeki secdelerin izindendir. Bu, onların Tevrattaki örneğidir. Ve onların İncildeki örneği ise bir ekin gibidir ki o, kendisinin filizini çıkarmış ardından onu kuvvetlendirmiş, ardından kalınlaştırmış, ardından gövdesinin üzerine denkleşmiştir ki o, o ekicileri şaşırtır ki o azılı gerçeği örtücüler onlarla öfkelensin. Allah onlardan inanmış ve o düzgün işleri işlemiş olan kimselere bir bağışlama ve çok büyük ödül söz vermiştir.


27 Aralık 2025 Cumartesi

MUHAMMED SURESİ ÇEVİRİSİ

1- O kimseler ki gerçeği örtmüşler ve Allah'ın yolundan uzaklaştırmışlardır, O, onların işlerini saptırmıştır.

2- Ve o kimseler ki inanmışlar ve o düzgün işleri işlemişler ve Muhammed'e indirilmiş olan şeye inanmışlardır ki o, kendilerinin Efendisinden (gelen) gerçektir. O, onlardan kötülüklerini örtmüş ve onların durumlarını düzeltmiştir.

3- Bu, gerçeği örtmüş kimselerin o geçersizi izlemiş olmaları ve inanmış olan kimselerin de kendilerinin Efendisinden (gelen) o gerçeği izlemiş olmaları nedeniyledir. Allah, o insanlara kendi örneklerini işte böyle ortaya koyar.

4- Şimdi siz, gerçeği örtmüş olan kimselerle karşılaştığınız zaman, artık o boyunlara (kılıcı) basın. Nihayet siz onları sindirdiğiniz zaman, artık o bağı sıkılaştırın, sonra ya minnet borcu yükleyerek veyahut kurtulmalık alarak (onları salın) nihayet o harp kendi ağır yüklerini yere bırakıncaya kadar (böyle yapın). (Buyruk) bu dur. Ve eğer Allah dileseydi, onlardan kesinlikle (kendisi) öç alırdı, fakat sizin bir kısmınızı bir kısımla yoklamak için (böyle buyurdu). Ve o kimseler ki Allah'ın yolunda öldürüldüler, O, onların kendi işlerini asla saptırmayacaktır.

5- 6- O, onları doğruya iletecek ve onların durumlarını düzeltecektir ve onları o bahçeye girdirecektir ki O, onu kendilerine tanıtmıştır.

7- Ey inanmış olan kimseler, eğer siz Allah'a yardım ederseniz, O da size yardım eder ve sizin ayaklarınızı sabitleştirir.

8- Ve o kimseler ki gerçeği örtmüşlerdir, artık perişan bir durum onlar içindir ve O, onların işlerini kendileri için saptırmıştır.

9- Bu, onların Allah'ın indirmiş olduğu şeyi çirkin görmüş olmaları nedeniyledir. Bu yüzden O, onların işlerini boşa gidermiştir.

10- Şimdi onlar, o yerde yürümediler mi ki kendilerinden önceki kimselerin sonu nasıl olmuş baksınlar? Allah onları yerle bir etmiştir. Ve onun örnekleri de o gerçeği örtücüler içindir.

11- Bu, Allah'ın inanmış olan kimselerin yakını olması ve o gerçeği örtücülerin de hiçbir yakın kendileri için olmaması nedeniyledir.

12- Şüphesiz ki Allah inanmış ve o düzgün işleri işlemiş olan kimseleri bahçelere girdirecektir ki onların altından o nehirler akar ve o gerçeği örtmüş olan kimseler ise yararlanırlar ve o gönenç sağlayan hayvanların yediği gibi yerler ve o ateş, onlar için bir barınaktır.

13- Ve kasabadan nicesi vardı o, senin kasabandan -ki o seni çıkarmıştır- kuvvet bakımından daha çetindi. Biz onları (o kasabaların halkını) yok etmiştik de hiçbir yardımcı onlar için olmamıştı.

14- Öyleyse o kimse ki kendisinin Efendisinden apaçık bir belge üzerindedir, kendi işinin kötülüğü kendisine süslenmiş olan kimse gibi midir? Ve onlar kendi keyfi eğilimlerine uymuşlardır

15- O bahçenin örneği ki, o korunanlara söz verilmiştir. Nehirler ki (tadı ve kokusu) bozulmayan sudandır, onların içindedir. Ve nehirler ki süttendir onun tadı başkalaşmamıştır (onların içindedir). Ve nehirler ki şaraptandır içenler için lezzetlidir (onların içindedir). Ve nehirler ki süzülmüş baldandır (onların içindedir). Ve onlar için ürünlerden her çeşit ve kendilerinin Efendisinden bir bağışlama onların içindedir. (Bu nimetlere sahip kişi) o ateşin içinde sürekli kalıcı ve bir kaynar suyla suvarılmış ta bağırsakları doğranmış olan o kişi gibi midir?

16- Ve onlardan kimi seni dinliyor. Nihayet onlar senin yanından çıktıkları zaman o bilgi verilmiş olan kimselere: "O, az önce ne dedi?" derler. İşte onlar o kimselerdir ki Allah onların kalplerinin üzerine damga vurmuştur ve onlar kendi keyfi eğilimlerine uymuşlardır.

17- Ve o kimseler ki doğruyu bulmuşlardır O, onları doğruluk bakımından artırmıştır ve onlara korunma bilinçlerini vermiştir.

18- Artık onlar o anın kendilerine beklenmeyen bir zamanda onlar fark etmezlerken gelmesinden başkasına mı bakıyorlar? Oysa onun şartları kesinlikle gelmiştir. O (an) geldiği zaman, onların hatırlamaları kendileri için neye yarayacak?

19- Artık sen bil gerçek şu ki: Allah'tan başka hiçbir tanrı yoktur ve sen de kendi peşine takılı suçun ve o inanan erkekler ve o inanan kadınlar için bağışlama iste. Ve Allah, sizin çevrilip durduğunuz yeri de barınacağınız yeri de bilir.

20- Ve inanmış olan o kimseler: "Bir sure indirilmeli değil miydi?" diyor. Akabinde bir sağlamlaştırılmış sure indirildiği ve onda o öldürüşme hatırlatıldığı  zaman sen o kimseleri ki bir hastalık onların kalplerindedir, kendisini o ölümden dolayı baygınlık kaplamışın bakışıyla sana bakmakta olduklarını görürsün. Böyle bir tutum onlara daha yakındır

21- (Oysa olması gereken) bir itaat ve benimsenmiş bir sözdü. Artık o buyruk karara bağlandığı zaman, eğer onlar Allah'a karşı doğru söylemiş olsalardı, kendileri için kesinlikle daha hayırlı olurdu.

22- Eğer siz (başka tarafa) yakınlaşırsanız, artık o yerde bozuculuk yapmanız ve yakınlık bağlarınızı kesmeniz, sizden umulmuş olmaz mı

23- İşte onlar o kimselerdir ki Allah onları dışlamış, böylece onları sağırlaştırmış ve onların görmelerini kör etmiştir.

24- Peki onlar bu okunan (Kur'an)ı hiç derinlemesine düşünmezler mi? Yoksa kalplerin üzerinde onların (o kalplerin) kilitleri mi var?

25- Şüphesiz o kimseler ki kendilerine o doğru yolun apaçık belli olması sonrasından arkalarının üzerine geri dönmüşlerdir, o şeytan onları hırslandırmış ve onları boşa oyalamıştır.

26- Bu, Allah'ın indirmiş olduğu şeyi çirkin görmüş olan kimselere, onların: "Biz, o işlerin bazısında size itaat edeceğiz" demiş olmaları nedeniyledir. Ve Allah onların gizlediklerini biliyor.

27- Peki o melekler onların yüzlerine ve arkalarına vururlarken ömürlerini tamamladıkları zaman nasıl olacak?

28- Bu, onların Allah'ı kızdıran şeyi izlemiş olmaları ve O'nun hoşnutluğunu çirkin görmüş olmaları nedeniyledir, bu yüzden O, onların işlerini boşa gidermiştir.

29- Yoksa o kimseler ki bir hastalık onların kalplerindedir, onların kinlerini Allah'ın asla (ortaya) çıkarmayacağını hesap mı etti?

30- Eğer biz dileseydik onları sana gösterirdik de sen onları kendilerinin alametiyle kesinlikle tanırdın. Ve sen onları o sözün tarzından kesinlikle ve kesinlikle tanırsın. Ve Allah sizin işlerinizi biliyor.

31- Ve biz, içinizden o güçlerini kullananları ve o (zorluğa) direnç gösterenleri bilinceye kadar, sizi kesinlikle ve kesinlikle yoklayacağız ve sizin haberlerinizi de yoklayacağız.

32- Şüphesiz ki o kimseler gerçeği örtmüşler ve Allah'ın yolundan uzaklaştırmışlar ve o doğru yolun kendilerine apaçık belli olması sonrasından o elçiyle ayrışmışlardır. Onlar Allah'a hiçbir şekilde asla zarar veremeyeceklerdir. Ve O, onların kendi işlerini boşa giderecektir.

33- Ey inanmış olan kimseler, siz Allah'a itaat edin ve o elçiye de itaat edin ve kendi işlerinizi geçersizleştirmeyin.

34- Şüphesiz ki o kimseler gerçeği örtmüşler ve Allah'ın yolundan uzaklaştırmışlar, sonra da onlar azılı gerçeği örtücüler olarak ölmüşlerdir, bu durumda Allah onları asla bağışlamayacaktır.

35- Ve siz, direncinizi sakın yitirmeyin ve üstün durumda iken de o barışa çağırmayın. Ve Allah, sizin beraberinizdedir ve O, sizin işlerinizi(n karşılığını) asla kısmayacaktır.

36- O yakın yaşam ancak ve ancak bir oyun ve bir oyalanmadır. Ve eğer siz inanırsanız ve korunursanız, O size ödüllerinizi verecek ve kendi mallarınızı(n tamamını) da talep etmeyecektir.

37- Eğer O sizden onları(n tamamını) talep ederse  ve (bu konuda) sizin üzerinize de düşerse, siz cimrilik ederdiniz, O da sizin kinlerinizi çıkarırdı.

38- İşte siz şunlarsınız ki Allah'ın yolunda harcamanız için çağrılıyorsunuz da içinizden kimi cimrilik ediyor. Ve kim cimrilik ederse, o ancak ve ancak kendi benliğine karşı cimrilik eder. Ve Allah ihtiyaçsızdır ve siz o muhtaçlarsınız. Ve eğer siz (başka tarafa) yakınlaşırsanız, O sizi başka bir toplulukla değiştirir, sonra onlar sizin örneğiniz gibi de olmazlar.