(*) Bu, bir deyim olup, "Doğru yolu bir daha bulamayacak bir şekilde saptırmazdan, türlü türlü mahrumiyet ve zilletlere uğratmazdan önce" anlamındadır. (Kurtubi)
48- Şüphesiz ki Allah, kendisine ortak koşulmasını (hesap gününde) bağışlamaz ve O, bunun berisinde olan şeyi kime dilerse bağışlar. Ve kim Allah'a ortak koşarsa, o kesinlikle bir büyük günah yakıştırmıştır.
49- Sen görmedin mi o kimseleri ki, kendi benliklerini arındırmaktadırlar? Aksine, Allah kimi dilerse arındırır. Ve onlar çekirdek lifi kadar haksızlığa uğratılmazlar.
50- Bak sen, onlar o yalanı Allah'a karşı nasıl da yakıştırıyorlar. Ve o bir apaçık günah olarak (onlara) yeter.
51- Sen görmedin mi o kimseleri ki, o kitaptan bir hisse verilmişti? Onlar put'a ve o taşkınlık yapana (Tağut'a) inanıyorlar ve o gerçeği örtmüş olan kimseler için: "Bunlar yol bakımından, inanmış olanlardan daha doğrudur" diyorlar.
52- İşte onlar öyle kimselerdir ki, Allah onları dışlamıştır. Ve Allah kimi dışlarsa, artık sen onun için bir yardımcı asla bulamazsın.
53- Yoksa o hükümranlıktan bir hisse onlar için midir? Öyle olsaydı onlar o insanlara bir çekirdek dahi vermezlerdi.
54- Yoksa onlar, Allah'ın kendi lütfundan o insanlara verdiği şeyleri mi kıskanıyorlar? Oysa biz İbrahim'in hanedanına kesinlikle o kitabı ve o bilgeliği vermiştik ve biz onlara bir büyük hükümranlık da vermiştik.
55- Böylece onlardan kimi ona (İbrahim'e) inanmış ve onlardan kimi ondan uzaklaşmıştı. Ve bir çılgın ateş olarak cehennem yeter.
56- Şüphesiz ki o kimseler, bizim delillerimizi örttüler, biz onları ileride bir ateşe yaslandıracağız. Her ne zaman onların derileri pişip kızarsa, biz onların derilerini o azabı tatmaları için onların başkalarıyla değiştireceğiz. Şüphesiz ki Allah, mutlak üstündür, mutlak bilgedir.
57- Ve o kimseler ki, inandılar ve o düzgün işleri işlediler, biz onları bahçelere girdireceğiz ki onların altından o nehirler akar, onlar onlarda sonsuza dek sürekli kalıcılardır. Onlardaki temizlenmiş eşler onlar içindir. Ve biz onları bir koyu gölgeye girdireceğiz.
58- Şüphesiz ki Allah, o korunması gerekenleri onların mensuplarına (sahiplerine) geri vermenizi ve o insanların arasında karar verdiğiniz zaman o eşitlikle karar vermenizi size buyuruyor. Şüphesiz ki Allah, bununla size ne güzel öğüt veriyor. Şüphesiz ki Allah, her şeyi işiticidir, her şeyi görücüdür.
59- Ey inanmış olan kimseler, siz Allah'a itaat edin ve o elçiye de itaat edin ve sizden olan buyruk sahiplerine de. Yok eğer siz bir şeyde birbirinizle çekişirseniz, eğer ki Allah'a ve o sonraki güne inanıyorsanız, artık siz onu Allah'a ve o elçiye geri döndürün. Bu, daha hayırlı ve geri dönüşüm bakımından daha iyidir.
60- Sen görmedin mi o kimseleri ki, onlar sana indirilmiş olan şeye ve senden önce indirilmiş olan şeye inanmış olduklarını iddia ediyorlar da o taşkınlık yapana (Tağut'a) hakemleşmek istiyorlar? Oysa onu örtmekle buyurulmuşlardı. Ve o şeytan onları bir uzak sapkınlıkla saptırmayı istiyor.
61- Ve onlara: "Siz, Allah'ın indirdiği şeye ve o elçiye gelin" denildiği zaman, sen o ikiyüzlülerin senden uzaklaştıkça uzaklaşmakta olduklarını görürsün.
62- Artık kendi ellerinin öncelediği şeyler nedeniyle onlara bir musibet değdiği zaman (halleri) nasıl olacak? Sonra onlar sana: "Biz bir iyilik ve bir uygunluktan başka bir şey istemedik" diye, Allah'a bilinçli yemin ederek gelecekler.
63- İşte onlar öyle kimselerdir ki, Allah onların kalplerindeki şeyi bilmektedir. Bu durumda sen onlardan ilgisiz kal (sözlerini dikkate alma) ve onlara öğüt ver ve onların kendi benliklerine bir ulaşan söz söyle.
64- Ve biz, hiçbir elçiyi Allah'ın onayıyla itaat edilmesinden başka bir amaçla göndermedik. Ve eğer onlar kendi benliklerine haksızlık yaptıkları zaman sana gelseler Allah'a bağışlanma isteseler ve o elçi de onlar için bağışlanma isteseydi, Allah'ı kesinlikle lütufla çokça dönücü, şefkati sürekli olarak bulacaklardı.
65- Hayır senin Efendine ant olsun ki, onlar kendi aralarındaki dallanıp budaklanan şeylerde seni hakem yapıncaya, sonra senin yerine getirdiğin şeyden kendi benliklerinde bir burukluk bulmadan tam bir teslimiyetle teslim oluncaya kadar, inanmış olmazlar.
66- Ve eğer biz onlara benliklerinizi (savaşmak suretiyle) öldürün veya yurtlarınızdan çıkın diye yazsaydık, içlerinden bir azı dışında onu yapmazlardı. Ve eğer onlar onunla öğütlenmekte oldukları şeyi yapsalardı, kendileri için kesinlikle daha hayırlı ve (inançları) sabitlikçe daha çetin olurdu.
67- 68- Ve o takdirde biz onlara kendi katımızdan kesinlikle bir büyük ödül verirdik ve onları doğruluğunu koruyan yola kesinlikle iletirdik.
69- Ve kim Allah'a ve o elçiye itaat ederse, artık onlar Allah'ın kendilerini gönendirdiği o habercilerden ve o doğru söyleyenlerden ve o tanıklardan ve o düzgün işleri işleyenlerden olan kimselerin beraberindedir. Ve işte onlar yoldaşça ne iyidir.
70- Bu, Allah'tan o lütuftur. Ve bilici olarak Allah yeter.
71- Ey inanmış olan kimseler, siz sakınma tedbirinizi alın da küçük birlikler halinde sefere çıkın veya toplu halde sefere çıkın.
72- Ve şüphesiz ki ağır davranacak kimseler kesinlikle sizin içinizdedir. Eğer ki size bir musibet değerse o: "Allah gerçekten beni gönendirdi de (iyi ki) o zaman ben onların beraberinde tanık olarak bulunmadım" diyecektir.
73- Ve ant olsun ki eğer size Allah'tan bir lütuf değerse de, sizinle kendisi arasında bir gönül bağı olmamış gibi kesinlikle ve kesinlikle o: "Ah keşke ben de onların beraberinde olsaydım da, bir büyük başarıyı elde etseydim" diyecektir.
74- O halde o yakın yaşamı o sonraki (yaşama) değişecek kimseler, Allah'ın yolunda öldürüşsün. Ve kim Allah'ın yolunda öldürüşür de, öldürülürse veya yenerse, artık biz ona ileride bir büyük ödül vereceğiz.
75- Ve size ne oluyor ki; Allah'ın yolunda ve: "Ey Efendimiz, sen bizi bu kasabadan çıkar ki onun mensupları haksızlık yapmaktadır ve bize kendi katından bir yakın tayin et ve bize kendi katından bir yardımcı tayin et" diyen, o adamlardan ve o kadınlardan ve o çocuklardan (oluşan) zayıf düşürülmüş kimselerin uğrunda öldürüşmüyorsunuz?
76- İnanmış olan kimseler, Allah'ın yolunda öldürüşürler. Ve gerçeği örtmüş olan kimseler ise, o taşkınlık yapanın (Tağut'un) yolunda öldürüşürler. Öyleyse siz, o şeytanın yakınları ile öldürüşün. Şüphesiz ki o şeytanın plânı, zayıftır.
77- Sen görmedin mi o kimseleri ki, kendilerine: "Siz ellerinizi (öldürüşmekten şimdilik) alıkoyun ve o kulluk görevini ayakta tutun ve o arınmayı yerine getirin" denilmişti? Onların üzerine o öldürüşme yazıldığında onlardan bir bölük, birden o insanlardan Allah'ın çekincesi gibi hatta daha çetin bir çekinmeyle çekiniyorlar. Ve onlar: "Ey Efendimiz, sen neden bize bu öldürüşmeyi yazdın? Bizi bir yakın süreye kadar sonralamalı değil miydin?" dediler. Sen de ki: "O yakın (yaşamın) yararı bir azdır. Ve o sonraki (yaşam) ise korunmuş olan kimse için daha hayırlıdır. Ve siz bir çekirdek lifi kadar haksızlığa uğratılmasınız."
78- Siz nerede olursanız o ölüm size erişecektir; Ve eğer ki siz sağlamlaştırılmış kalelerde olsanız da. Ve eğer onlara bir iyilik değerse: "Bu, Allah'ın yanındandır" diyorlar. Ve eğer onlara bir kötülük değerse: "Bu, senin yanındandır" diyorlar. Sen de ki: "Her biri Allah'ın yanındandır." Şimdi şu topluluğa ne oluyor ki bir sözü kavramaya yanaşmıyorlar?
79- Sana bir iyilikten değmiş olan şey, Allah'tandır. Ve sana bir kötülükten değmiş olan şey de kendi benliğindendir. Ve biz seni o insanlara bir elçi olarak gönderdik. Ve (buna) bir tanık olarak Allah yeter.
80- Kim o elçiye itaat ederse, kesinlikle Allah'a itaat etmiştir. Ve kim (başka tarafa) yakınlaşırsa, artık biz seni onların üzerine koruyucu olarak göndermedik.
81- Ve onlar (senin yüzüne karşı) "itaat" diyorlar. Fakat senin yanından (ayrılıp başka yere) belirdikleri zaman ise onlardan bir zümre senin dediğinin tersine gece planı kuruyor. Allah onların gece planlamakta olduğu şeyleri yazmaktadır. Artık sen onlardan ilgisiz kal ve Allah'a güvenip dayan. Ve dayanak olarak Allah yeter.
82- Onlar bu okunan (Kur'an)ı hiç derinlemesine düşünmezler mi? Ve eğer o Allah'tan başkasının yanından olsaydı, onlar onda kesinlikle birçok aykırılık bulacaklardı.
83- Ve onlara (ifşa edilmemesi gereken) o güvenden veya o kaygıdan (gizli) bir buyruk geldiği zaman, onu ifşa ediyorlar. Ve eğer onu (ifşa etmek yerine) o elçiye ve içlerinden buyruk sahiplerine geri döndürselerdi, içlerinden onun derinliğini kavrayabilen kimseler, onu kesinlikle bilirdi. Ve eğer Allah'ın sizin üzerinizde lütfu ve kendi şefkati olmasaydı, hepiniz* o şeytanı kesinlikle izlerdiniz.
*Galilen kelimesi azlık ifade etmekle birlikte hiçlik anlamı da vardır.
84- O halde sen Allah'ın yolunda öldürüş. Sen kendi benliğinden başkasıyla sorumlu değilsin ve o inananları da teşvik et. Allah'ın gerçeği örtmüş olan kimselerin kötülüğünü alıkoyması (bu yolla) umulur. Ve Allah, kötülük bakımından en çetindir ve caydırıcılık bakımından da en çetindir.
85- Kim bir iyi eşlikçilikle eşlikçilikte bulunursa, ona ondan bir (güzel) hisse olur. Ve kim bir kötü eşlikçilikle eşlikçilikte bulunursa, ona da ondan bir sorumluluk olur. Ve Allah, her şeyin üzerinde bir eksiksiz ihtiyaç karşılayıcıdır.
86- Ve siz bir esenlik ile esenlendiğiniz zaman, artık siz de ondan daha iyisiyle veya onu (aynısıyla) geri döndürerek esenleyin. Şüphesiz ki Allah, her bir şeyin üzerinde hesap görücüdür.
87- Allah, O'ndan başka hiçbir tanrı yoktur. Ant olsun ki O, o kalkışın gününe kesinlikle sizi toplayacaktır ki onda hiçbir kuşku yoktur. Ve söz bakımından Allah'tan daha doğru kimdir?
88- Size ne oluyor ki o ikiyüzlüler hakkında iki karşı birliğe ayrıldınız? Oysa Allah onları kazandıkları nedeniyle baş aşağı etmiştir. Allah'ın saptırdığı kimseyi siz mi doğruya iletmek istiyorsunuz? Ve Allah kimi saptırırsa, artık sen onun için bir yol asla bulamazsın.
89- Onlar, gerçeği örttükleri gibi sizin de gerçeği örtmenizi, böylece (onlarla) denk olmanızı gönülden arzu ettiler. Artık onlar Allah'ın yolunda (yurtlarını) terk edinceye kadar, siz onlardan hiçbirini yakınlar edinmeyin. Yok eğer onlar (başka tarafa) yakınlaşırlarsa, artık siz onları bulduğunuz yerde tutun ve öldürün. Ve onlardan hiçbirini bir yakın ve bir yardımcı olarak sakın edinmeyin.
90- Sizinle onların arasında bir yeminle bağlanmış söz bulunan bir topluluğa ilişenler veya sizinle öldürüşmekten veya kendilerinin topluluğu ile öldürüşmekten göğüsleri sıkışmış olarak size gelmiş olan kimseler başka. Ve eğer Allah dilemiş olsaydı, onları size karşı kesinlikle yetkilendirir, böylece onlar da sizinle öldürüşürlerdi. Yok eğer onlar sizden uzaklaşırlar da sizinle öldürüşmezler ve sizi o barışla karşılarlarsa, artık Allah size onlara karşı bir yol bırakmamıştır.
91- Siz, diğerlerini de hem sizden güvende olmayı hem de kendilerinin topluluğundan güvende olmayı istiyor olarak bulacaksınız. Onlar her ne zaman o ayartmayı (körüklemeye) geri döndürülseler, onun içine hemen baş aşağı atlarlar. Eğer onlar sizden uzaklaşmazlar ve sizi o barışla karşılamazlar ve ellerini sizden alıkoymazlarsa, artık siz onları ele geçirdiğiniz yerde tutun ve öldürün. Ve işte onlar, bizim onlara karşı size bir apaçık yetki bıraktıklarımızdır.
92- Ve bir inananın (diğer) bir inananı kusur dışında öldürmesi söz konusu değildir. Ve kim bir inananı kusurla öldürürse, bir inanan boynu bağlıyı (köleyi) özgürleştirme ve (öldürülenin) mensup olduğuna teslim edilmiş bir diyet gerekir, onların (diyeti) bağışlamaları başka. Eğer ki (öldürülen) bir inanan olmakla birlikte size bir düşman topluluktan ise, bir inanan boynu bağlıyı (köleyi) özgürleştirme gerekir. Ve eğer (öldürülen) sizinle onların arasında bir yeminle bağlanmış söz bulunan bir topluluktan ise, kendi mensup olduğuna teslim edilmiş bir diyet ve bir inanan boynu bağlıyı (köleyi) özgürleştirme gerekir. Fakat kim bunu bulamadıysa, Allah'tan lütufla bir dönüş olarak birbirini izleyen iki ay oruç gerekir. Ve Allah, her şeyi bilicidir, mutlak bilgedir.
93- Ve kim bir inananı kasıtlı olarak öldürürse, onun karşılığı cehennemdir ki, onda sürekli olarak kalıcıdır. Ve Allah ona hiddetlenmiş ve onu dışlamış ve ona büyük azap hazırlamıştır.
94- Ey inanmış olan kimseler, siz Allah'ın yolunda o yerde (yola ayak) vurduğunuz (sefere çıktığınız) zaman, duruma açıklık kazandırın ve sizi o barışla karşılamış olan kimseye, o yakın yaşamın sunumunun peşine düşerek sakın: "Sen bir inanan değilsin" demeyin. Bir çok ganimetler Allah'ın yanındadır. Önceden siz öyle idiniz de Allah sizin üzerinize büyük iyilikte bulundu, öyleyse duruma açıklık kazandırın. Şüphesiz ki Allah, sizin işlemekte olduğunuz şeylerden haberdardır.
95- 96- O inananlardan o zorluğun sahibi olmadığı halde (savaşa çıkmayarak) o oturanlarla, Allah'ın yolunda mallarıyla ve benlikleriyle o güçlerini kullananlar, denk olmaz. Allah, mallarıyla ve benlikleriyle o güçlerini kullananları, o oturanların üzerine kademe bakımından lütuflandırmıştır. Ve Allah her birine de o iyiliği söz vermiştir. Ve Allah o güçlerini kullananları, oturanların üzerinde kendisinden kademeler ve bir bağışlama ve bir şefkat ve bir büyük ödülle lütuflandırmıştır. Ve Allah, çok bağışlayıcıdır, şefkati süreklidir.
97- Şüphesiz o kimselerin ki, o melekler onların benliklerin haksızlık yapanları olarak ömürlerini tamamlamışlardır, onlara: "Siz, ne haldeydiniz?" dediler. Onlar da: "Biz, o yerde zayıf düşürülmüşlerdik" dediler. Onlar (melekler): "(Mekke dışındaki)Allah'ın arzı kapsayıcı değil miydi? Siz de onda hicret etseydiniz ya" dediler. İşte onlar var ya, onların sığınacak yeri cehennemdir. Ve ne kötü bir varış yeridir.
98- O adamlardan ve o kadınlardan ve o çocuklardan (oluşan) bir çareye güç yetiremez o zayıf düşürülmüşler ve (Medine'ye gidebilmek için) bir yola iletilemezler başka.
99- Bu durumda işte onlar, Allah'ın onlardan (hatalarını) yok sayması umulanlardır. Ve Allah, (hataları) yok sayıcıdır, çok bağışlayıcıdır.
100- Ve kim Allah'ın yolunda (yurdunu) terk ederse, o yerde (ayrıldığı topluluğun burunlarının sürtülmesine neden olacak) birçok imkan ve (maddi) kapsayıcılık bulur. Ve kim de evinden Allah'a ve O'nun elçisine (yurdunu) terk ederek çıkar, sonra kendisine o ölüm erişirse, onun ödülü kesinlikle Allah'ın üzerine düşmüştür. Ve Allah çok bağışlayıcıdır, şefkati süreklidir.
101- Ve siz o yerde (yola ayak) vurduğunuz (sefere çıktığınız) zaman, eğer o gerçeği örtmüş olan kimselerin sizi ayartmalarından kaygılanırsanız, o kulluk görevinden (namazdan) kısaltma yapmanızda artık sizin üzerinize bir sakınca olmaz. Şüphesiz ki o gerçeği örtücüler size bir apaçık düşmandırlar.
102- Ve sen onların içinde olup da onlara o kulluk görevini (namazı) ayakta tutmaya kaldırdığın zaman, artık içlerinden bir zümre senin beraberinde ayağa kalksın ve silâhlarını da (yanlarında) tutsunlar. Onlar secde ettikleri zaman, (sonraki ekip) arkanızda olsunlar. Ve kulluk görevini (namazı) yerine getirmemiş sonraki bir zümre gelsin ve senin beraberinde kulluk görevini (namazı) yerine getirsinler, sakınma tedbirlerini ve silâhlarını (yanlarında) tutsunlar. Gerçeği örtmüş olan kimseler gönülden arzu etti ki, silâhlarınızdan ve yararlılıklarınızdan duyarsız kalasınız da üzerinize bir tek saldırıyla saldırsınlar. Ve eğer yağmurdan bir rahatsızlık olur veya siz hasta olursanız, silâhlarınızı (başka bir yere) koymanızda, sizin üzerinize hiçbir sakınca olmaz. Ve siz sakınma tedbirinizi (yine de yanınızda) tutun. Şüphesiz ki Allah, o gerçeği örtücülere bir alçaltıcı azap hazırlamıştır.
103- Böylece siz o kulluk görevini (namazı) yerine getirdiğiniz zaman, artık Allah'ı ayakta olarak ve oturarak ve yanlarınız üzereyken (her durumda) hatırlayın. Yatıştığınız zaman ise, o kulluk görevini (namazı kısaltmadan) ayakta tutun. Şüphesiz o kulluk görevi (namaz) o inananların üzerine bir vakitlenmiş yazgıdır.
104- Ve siz, o topluluğun peşine düşmekte sakın gevşeklik göstermeyin. Eğer siz acı duymakta oluyorsanız, şüphesiz ki onlar da sizin acı duymakta olduğunuz gibi acı duyuyorlar. Ve siz onların Allah'tan beklemeyecekleri şeyleri bekliyorsunuz. Ve Allah, her şeyi bilicidir, mutlak bilgedir.
105- Şüphesiz ki biz o kitabı sana o insanların arasında Allah'ın sana gösterdiği şeyle karar vermen için o gerçekle indirdik. Ve sen hainler için sakın bir çekişen olma.
106- Ve sen, Allah'a bağışlama iste. Şüphesiz ki Allah, çok bağışlayıcıdır, şefkati süreklidir.
107-Ve sen, kendi benliklerine hainlik etmekte olan kimselerden yana da sakın söz dalaşı yapma. Şüphesiz ki Allah, hainlikte direnen günahkâr olan kimseleri sevmez.
108- Onlar, (ihanetlerini) o insanlardan saklı tutabilirler oysa Allah'tan saklı tutamazlar. Oysa O, o söylenenden hoşnut olmayacağı şeyleri gece planlamakta oldukları zaman onların beraberindedir. Ve Allah, onların işlemekte oldukları şeyleri kuşatıcıdır.
109- İşte siz şunlarsınız ki o yakın yaşamda onlardan yana söz dalaşı yaptınız, peki ya o kalkışın günü Allah'a karşı onlardan yana kim söz dalaşı yapacak? Ya da kim onlara bir dayanak olacak?
110- Ve kim bir kötülük işler veya kendi benliğine haksızlık yapar sonra da Allah'a bağışlama isterse, Allah'ı çok bağışlayıcı, şefkati sürekli olarak bulacaktır.
111- Ve kim bir günah kazanırsa, onu ancak ve ancak kendi benliğine karşı kazanır. Ve Allah her şeyi bilicidir, mutlak bilgedir.
112- Ve kim bir kusur ya da günah kazanır, sonra da onu işlemeyen birine atarsa, kesinlikle bir dehşetli yalan ve bir apaçık günah yüklenmiştir.
113- Ve eğer Allah'ın senin üzerinde lütfu ve kendi şefkati olmasaydı, içlerinden bir zümre kesinlikle seni saptırmaya yeltenirdi. Oysa onlar kendi benliklerinden başkasını saptırmıyorlar ve sana da hiçbir şeyle zarar veremiyorlar. Ve Allah sana o kitabı ve o bilgeliği indirmiş ve sana bilmekte olmadığın şeyleri öğretmiştir. Ve (böylelikle) Allah'ın senin üzerindeki lütfu büyük olmuştur.
114- Onların gizli konuşmalarının birçoğunda hiçbir hayır yoktur. Bir bağışı veya benimsenmişi veya o insanların arasını bir düzeltmeyi buyurmuş olan kimsenin ki başka. Ve kim Allah'ın hoşnutluğunun peşine düşmek için bunu yaparsa, artık biz ona ileride bir büyük ödül vereceğiz.
115- Ve kim kendisine o doğruya iletenin apaçık belli olması sonrasından o elçiyle ayrışır ve o inananların yolundan başkasını izlerse, biz onu yakınlaştığı şeye yakınlaştırır ve (sonunda) onu cehenneme yaslandırırız. Ve ne bir kötü varış yeridir.
116- Şüphesiz ki Allah, kendisine ortak koşulmasını (hesap gününde) bağışlamaz ve bunun berisinden olan şeyi kime dilerse bağışlar. Ve kim Allah'a ortak koşarsa, o kesinlikle bir uzak sapkınlıkla sapmıştır.
117- Onlar, O'nun berisinden birtakım dişilerden başkasını çağırmıyorlar. Ve onlar, bir inatçı şeytandan başkasını çağırmıyorlar.
118- 119- Allah onu dışlamış ve o da: "Ant olsun ki ben senin kullarından bir belirlenmiş hisseyi kesinlikle ve kesinlikle kendime edineceğim. Ve ant olsun ki ben onları kesinlikle ve kesinlikle saptıracağım ve kesinlikle ve kesinlikle onların boş arzularda bulunmalarını sağlayacağım ve kesinlikle ve kesinlikle onlara buyuracağım da o gönenç sağlayan hayvanların kulaklarını yaracaklar ve kesinlikle ve kesinlikle onlara emredeceğim de, Allah'ın yaratışını başkalaştıracaklar" demişti. Kim o şeytan'ı Allah'ın berisinden bir yakın edinirse, o kesinlikle bir apaçık ziyanla ziyan etmiştir.
120- O, onlara söz veriyor ve onların boş arzularda bulunmalarını sağlıyor. Ve o şeytan onlara bir aldatmadan başkasını söz vermiyor.
121- İşte onlar var ya, onların sığınacak yeri cehennemdir ve onlar ondan bir kaçış yeri de bulamayacaklar.
122- Ve o kimseler ki, inandılar ve o düzgün işleri işlediler, biz onları bahçelere girdireceğiz ki, onların altından o nehirler akar, onlar onlarda sonsuza dek sürekli kalıcılardır. (Bu), Allah'ın bir gerçek söz vermesidir. Ve sözce Allah'tan daha doğru sözlü kimdir?
123- (Bu söz) sizin boş arzularınıza ve o kitabın mensuplarının boş arzularına göre değildir. Kim bir kötülük işlerse, onunla karşılık görür. Ve kendisi için Allah'ın berisinden bir yakın ve bir yardımcı bulamaz.
124- Ve bir erkekten veya bir dişiden kim bir inanan olarak o düzgün işleri işlerse, artık onlar o bahçeye girecekler ve bir çekirdek kadar haksızlığa uğratılmayacaklar.
125- Ve yükümlülük bakımından daha iyi kimdir o kimseden ki, o kendi yüzünü iyilik eden olarak Allah'a teslim etmiş ve (fıtrat yasalarına) meylederek İbrahim'in inanç çizgisini izlemiştir? Ve Allah İbrahim'i bir dost edinmişti.
126- O göklerde ne varsa ve o yerde ne varsa, Allah'ındır. Ve Allah, her bir şeyi kuşatıcıdır.
127- Ve onlar senden o kadınlar hakkında görüş bildirmeni istiyorlar. Sen de ki: "Allah, onlar hakkında size görüş bildiriyor. Ve sizin kendilerine yazılmış şeyi vermeyip onlarla evlenmeye ilgi duyduğunuz o kadınların yetimleri ve o çocuklardan zayıf düşürülmüşler ve o yetimlere karşı sizin hakkaniyeti ayağa kaldırmanız hakkında size o kitapta peşi sıra okunmakta olan şey var. Ve siz bir hayırdan ne işliyorsanız, şüphesiz ki Allah, onu bilicidir."
128- Ve eğer bir kadın kocasından bir (geçimsizlikle) yükselme veya bir ilgisizlikten kaygılanırsa, karı ve kocanın aralarını bir uzlaşıyla düzeltmelerinde her ikisinin de üzerine hiçbir sakınca olmaz. Ve o uzlaşı, daha hayırlıdır. Ve o benlikler o tamahkarlığa hazırlanmıştır. Ve eğer siz iyi davranırsanız ve korunursanız, şüphesiz ki Allah, sizin işlemekte olduğunuz şeylerden haberdardır.
129- Ve eğer siz ne kadar düşkün olsanız da, o kadınların arasında eşit davranmaya asla güç yetiremeyeceksiniz. Öyleyse siz bütün meylinizle (bir kadına) sakın meyletmeyin ki, diğerini (askıya) asılmış gibi bırakmayın. Ve eğer siz düzeltirseniz ve korunursanız, şüphesiz ki Allah, çok bağışlayıcıdır, şefkati süreklidir.
130- Ve eğer ikisi ayrılırlarsa, Allah her birini kendi kapsayıcılığından (vererek) ihtiyaçsızlaştırır. Ve Allah, (her şeyi) kapsayıcıdır, en bilgedir.
131- Ve o göklerde ne varsa ve o yerde ne varsa, Allah'ındır. Ve ant olsun ki biz, sizden önce o kitap verilmiş olan kimselere ve size de "Siz, Allah'a karşı korunun" diye tembihledik. Ve eğer siz gerçeği örterseniz, şüphesiz ki göklerde olan şeyler ve yerde olan şeyler Allah'ındır. Ve Allah, bir ihtiyaçsızdır, bir övgüye çok layıktır.
132- Ve o göklerde ne varsa ve o yerde ne varsa, Allah'ındır. Ve dayanak olarak Allah yeter.
133- Eğer O dilerse sizi giderir de ey o insanlar ve (yerinize) sonrakileri getirir. Ve Allah, buna güç yetiricidir.
134- Kim o yakın (yaşam) dönüşümünü isterse, artık o yakın (yaşamın) ve o sonraki (yaşamın) dönüşümü Allah'ın yanındadır. Ve Allah, her şeyi işiticidir, her şeyi görücüdür.
135- Ey inanmış olan kimseler, eğer kendi benlikleriniz veya anne baba ve o en yakınlar aleyhine de olsa, siz Allah için hakkaniyeti ayakta tutan tanıklar olun. Eğer (davalı ve davacı) bir ihtiyaçsız veya bir muhtaç olsa da, bu durumda Allah her ikisine de daha yakındır. Öyleyse siz eşit davranmada o keyfi eğilimi sakın izlemeyin. Ve eğer siz eğip büker veya ilgisiz kalırsanız , artık şüphesiz ki Allah, sizin işlemekte olduğunuz şeylerden haberdardır
136- Ey inanmış olan kimseler, siz inanın Allah'a ve kendi elçisine ve o kitaba ki onu kendi elçisine indirmiştir ve o kitaba ki onu önceden indirmiştir. Ve kim Allah'ı ve O'nun meleklerini ve O'nun kitaplarını ve O'nun elçilerini ve o sonraki günü (reddederek) örterse, o kesinlikle bir uzak sapkınlıkla sapmıştır.
137- Şüphesiz ki o kimseler, (önce) inandılar, sonra gerçeği örttüler, sonra inandılar, sonra (yine) gerçeği örttüler, sonra da gerçeği örtmeyi artırdılar, Allah onları asla bağışlayacak değildir ve onları bir yola iletecek de değildir.
138- Sen o ikiyüzlülere bir acı verici azabın onlar için olduğunu müjdele.
139- Onlar öyle kimselerdir ki, o inananların berisinden o gerçeği örtücüleri yakınlar ediniyorlar. Onlar, o üstünlüğün peşine onların yanında mı düşüyorlar? Oysa şüphesiz ki o mutlak üstünlük, bütünüyle Allah'ındır.
140- Ve O size o kitapta kesinlikle: "Siz, Allah'ın delillerini, onlar örtülüyor ve onlarla alay ediliyor olarak işittiğiniz zaman, onlar sözün başkasına dalıncaya kadar, artık onların beraberinde sakın oturmayın, aksi takdirde şüphesiz ki sizler de onların örneği gibisiniz." diye (öğüt) indirmiştir. Şüphesiz ki Allah, o ikiyüzlüleri ve o gerçeği örtücülerin tümünü cehennemde toplayıcıdır.
141- Onlar öyle kimselerdir ki, sizi bekleyip dururlar. Yok eğer size Allah'tan bir fetih olursa onlar: "Biz, sizin beraberinizde değil miydik?" derler. Ve eğer o gerçeği örtücüler için bir hisse olursa onlar: "Biz, sizin alanınızda (beraberce) o inananlar(ın zararın)dan alıkoymadık mı?" derler. Artık Allah, o kalkışın günü sizin aranızda karar verecektir. Ve Allah, o gerçeği örtücülere, o inananlara karşı asla bir yol vermeyecektir.
142- Şüphesiz o ikiyüzlüler (akıllarınca) Allah'ı aldatıyorlar, Oysa O, onları aldatandır. Ve onlar o kulluk görevine (namaza) kalktıkları zaman üşenerek kalkıyorlar, o insanlara gösteriş yapıyorlar ve onlar Allah'ı bir az olsun hatırlamazlar.
143- Bunun (iki taraf) arasında bocalayanlar olarak. Ne bunlara ve ne de şunlara (karşı net bir duruş sergilemezler). Ve Allah kimi saptırırsa, artık sen onun için bir yol asla bulamazsın.
144- Ey inanmış olan kimseler, siz o gerçeği örtücüleri o inananların berisinden yakınlar sakın edinmeyin. Siz, Allah'a kendinize karşı bir apaçık yetki vermek mi istiyorsunuz?
145- Şüphesiz ki o ikiyüzlüler, o ateşten o en aşağı katmandadır. Ve sen onlar için bir yardımcı asla bulamazsın.
146- İtaate dönmüş ve (durumlarını) düzeltmiş ve Allah'a sımsıkı sarılmış ve yükümlülüklerini sadece Allah'a özgülemiş olan kimseler başka. Artık onlar o inananların beraberindedir. Ve Allah, o inananlara ileride bir büyük ödül verecektir.
147- Eğer siz şükrederseniz ve inanırsanız, Allah sizin azabınızı ne yapacak? Ve Allah, şükrün karşılığını vericidir, en iyi bilicidir.
148- Allah o söylenenden, o kötü olanının açığa vurmasını sevmez, haksızlık yapılmış kimse başka. Ve Allah, her şeyi işiticidir, her şeyi bilicidir.
149- Eğer siz bir hayrı belirtirseniz veya onu saklı tutarsanız veya bir kötülükten yok sayarsanız, artık şüphesiz ki Allah da (kötülükleri) yok sayıcıdır, güç yetiricidir.
150- 151- Şüphesiz ki o kimseler, Allah'ı ve O'nun elçilerini(n getirdiklerini) örtüyorlar ve Allah ve O'nun elçilerinin arasını ayrıştırmak istiyorlar ve: "Biz, bir kısmına inanırız ve bir kısmını örteriz" diyor ve bu ikisi arasında bir yol edinmek istiyorlar. İşte onlar, o gerçek örtücülerin ta kendileridir. Ve biz gerçeği örtücüler için bir alçaltıcı azap hazırladık.
152- Ve o kimseler ki, Allah'a ve O'nun elçilerine inandılar ve onlardan hiçbirinin arasını ayrıştırmadılar. İşte onlara ödülleri ileride verilecektir. Ve Allah, çok bağışlayıcıdır, şefkati süreklidir.
153- O kitabın mensupları senden onların üzerine gökten bir kitap indirmeni talep ediyor. Onlar bundan daha büyüğünü kesinlikle Musa'ya talep etmişler: "Sen, bize Allah'ı açıkça göster" demişlerdi. Bunun üzerine haksızlıkları nedeniyle onları o yıldırım tutmuştu. Sonra onlar kendilerine o apaçık belgeler gelmesi sonrasından o buzağıyı (tanrı) edinmişlerdi de biz bu (hataları)ndan da yok saymış ve Musa'ya bir apaçık yetki vermiştik.
154- Yeminle bağlanmış sözleri nedeniyle biz Tur'u onların üstlerine yükseltmiş ve onlara: "Siz, o kapıdan secde halinde (itaat üzere) girin" demiş ve yine biz onlara: "Siz, odinlenme (günün)de sakın aşırı gitmeyin" demiş ve onlardan bir yeminle bağlanmış kaskatı söz almıştık.
155- Yeminle bağlanmış sözlerini bozmaları ve Allah'ın delillerini örtmeleri ve o habercileri bir gerçek olmaksızın öldürmeleri ve onların: "Kalplerimiz (senin bizi çağırdığına karşı) kılıflıdır" demeleri nedeniyle ki; Aksine, gerçeği örtmeleri sebebiyle Allah onların (kalplerin) üzerine damga vurmuştur. Artık onlar biraz olsun inanmazlar*.
* Galilen kelimesinin azlık dışında hiçlik anlamı da vardır. (Keşşaf) Burada hiçbir Yahudinin inanmaması bağlamın kastettikleri ile alakalı olduğu dikkate alınmalıdır.
156- Ve bir de onların gerçeği örtmeleri ve Meryem'in üzerine bir dehşetli büyük yalan demeleri...
157- Ve onların: "Şüphesiz ki biz Allah'ın elçisi Meryem'in oğlu İsa Mesih'i öldürdük" demeleri. Ve onlar onu öldüremediler de onu asamadılar da. Fakat o onlara benzetildi. Ve şüphesiz ki onun hakkında aykırılığa düşen kimseler, ondan yana kesinlikle bir kararsızlık içindedirler. Onların, onun hakkında o kanıyı izlemekten başka hiçbir bilgileri yoktur. Ve onlar onu kesinkes öldüremediler.
158- Aksine, Allah onu kendisine yükseltti. Ve Allah, mutlak üstündür, mutlak bilgedir.
159- Ve o kitabın mensuplarından kimse yoktur ki onun (İsa'nın) ölümünden önce ona (İsa'ya) inanmasın. Ve o kalkışın günü o da (İsa) kendilerine bir tanık olacaktır.
160- 161- Yahudi* kimselerden bir kısmının haksızlıkları nedeniyle ve birçoklarını Allah'ın yolundan uzaklaştırmaları ve o faizi almaları oysa ki ondan kesinlikle vazgeçirilmişlerdi ve o insanların mallarını o geçersizlikle yemeleri nedeniyle, serbestleştirilmiş (bazı) temizleri biz kendilerine yasaklaştırdık. Ve biz onlardan o gerçeği örtenler için bir acı verici azap hazırladık.
* Yahudi anlamı verilen Hadü kelimesinin kök anlamı "yanlıştan dönmek" bunun için Araf s. 156. ayetine bakılabilir.
162- Fakat onlardan o bilgide derinleşenler ve o inananlar, sana indirilmiş olan şeye ve senden önce indirilmiş olan şeye inanırlar. Ve biz, o kulluk görevini ayakta tutanlara ve o arınmayı yerine getirenlere ve Allah'a ve o sonraki güne inananlara işte onlara yakında bir büyük ödül vereceğiz.
163- Şüphesiz ki biz Nuh'a ve ondan sonraki o habercilere vahyettiğimiz gibi sana da vahyettik. Ve biz İbrahim'e ve İsmail'e ve İshak'a ve Yakub'a ve o torunlara ve İsa'ya ve Eyyub'a ve Yunus'a ve Harun'a ve Süleyman'a da vahyettik. Ve biz Davud'a da (vahyimizi) yazılı metin (Zebur) olarak verdik.
164- Ve öyle elçiler (gönderdik) ki biz onları önceden sana kesinlikle anlattık ve öyle elçiler (gönderdik) ki biz onları sana anlatmadık. Ve Allah Musa ile sözlü olarak iletişim kurdu.
165- Müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak elçiler (gönderdik) ki o elçilerden sonra o insanların Allah'a karşı bir delili olmasın. Ve Allah, mutlak üstündür, mutlak bilgedir.
166- Fakat Allah sana indirdiği şeye tanıklık eder ki O, onu kendi bilgisiyle indirmiştir. Ve o melekler de tanıklık ederler. Ve tanık olarak Allah yeter.
167- Şüphesiz ki o kimseler gerçeği örttüler ve Allah'ın yolundan uzaklaştırdılar, onlar kesinlikle bir uzak sapkınlıkla sapmışlardır.
168- Şüphesiz ki o kimseler gerçeği örttüler ve haksızlık yaptılar, Allah onları kesinlikle bağışlayacak değildir ve onları kesinlikle bir yola iletecek de değildir.
169- Cehennem yolu hariç, onlar onda sonsuza dek kalıcıdırlar. Ve bu, Allah'a göre kolaydır.
170- Ey o insanlar, o elçi size Efendinizden kesinlikle o gerçeği getirmiştir. Öyleyse kendinize bir hayır olarak siz inanın. Ve eğer siz gerçeği örterseniz, şüphesiz ki o göklerde ve o yerde ne varsa Allah'ındır. Ve Allah, her şeyi bilicidir, mutlak bilgedir.
171- Ey o kitabın mensupları, siz yükümlülüğünüzde sakın ileri gitmeyin ve Allah'a karşı o gerçekten başkasını sakın söylemeyin. Meryem'in oğlu İsa Mesih, ancak ve ancak Allah'ın elçisi ve O'nun bir kelimesidir. O, onu Meryem'e karşılaştırmıştır ve O'ndan bir esintidir. Öyleyse siz Allah'a ve O'nun elçilerine inanın ve "(Tanrı) üçtür" sakın demeyin. (Bunu demekten) kendinize bir hayır olarak vazgeçin. Allah, ancak ve ancak bir tek tanrıdır. O, bir çocuk sahibi olmaktan münezzehtir. O göklerde ne varsa ve o yerde ne varsa O'nundur. Ve dayanak olarak Allah yeter.
172- Mesih ve o yakınlaştırılmış melekler, (hesap gününde) Allah'a bir kul olmaktan asla kaçınmayacaktır. Ve kim O'na kulluk etmekten kaçınır ve büyüklük taslarsa, artık O onları yakında kendisine toplu olarak sürüp toplayacaktır.
173- Şimdi, inanmış ve o düzgün işleri işlemiş olan kimselere gelince, O onların ödüllerini tastamam verecek ve kendi lütfundan da artıracaktır. Ve kaçınan ve büyüklük taslayan kimselere gelince, artık O onları bir acı verici azapla azaplandıracaktır. Onlar kendileri için Allah'ın berisinden bir yakın ve bir yardımcı da bulamayacaklar.
174- Ey o insanlar, size Efendinizden bir sağlam kanıt kesinlikle geldi ve biz size bir apaçık ışık indirdik.
175- Şimdi Allah'a inanmış ve O'na sımsıkı sarılmış olan kimselere gelince, artık O onları kendisinden bir şefkate ve lütfa girdirecek ve onları kendisine bir dosdoğru yoluna ilecektir.
176- Onlar senden görüş bildirmeni istiyorlar. Sen de ki: "Allah, Kelale (babası ve çocuğu olmayan) hakkında size görüş bildiriyor. Eğer bir erkek yok olur (ölür), onun da bir çocuğu yok bir kız kardeşi varsa, bu durumda bıraktığı şeyin yarısı onadır. Ve eğer onun (kız kardeşin) bir çocuğu yoksa, o (erkek kardeş) ona mirasçı olur. Yok eğer (varis) iki kız kardeş olursa, bıraktığı şeyin üçte ikisi onlaradır. Ve eğer kardeşler adamlar ve kadınlar olmuşlarsa, artık erkek için o iki dişinin hissesi vardır." Allah size saparsınız diye açıklıyor. Ve Allah, her bir şeyi bilicidir.